Theses supervised by Prof. Dr. Ömer Mücahit Öztürk
10 theses · Hasan Kalyoncu University
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan 8-15 yaş arası bir grup çocukta dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu alt tipleri ile anksiyete bozuklukları alt tipleri belirtilerinin birlikteliği
Amaç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ve anksiyete bozuklukları çocukluk döneminin en sık görülen psikiyatrik bozukluklarındandır. DEHB' ye Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu (KOKGB) ve Davranım Bozukluğunun (DB) eşlik etmesi bilinmektedir. DEHB'ye anksiyete bozuklukları da sıklıkla eşlik etmektedir. DEHB'ye anksiyete bozuklukluklarının eşlik etmesi %20 ile %50 arasında değişmektedir. Fakat bu alanda az sayıda çalışma vardır. Aynı zamanda DEHB Alt Tipleri (DE Önde Tip, DEHB Bileşik Tip ) anksiyete bozuklukları belirtilerinin görülmesinde önemli bulunmuştur. Çalışmamızda yeni tanı alan ve öncesinde tedavi edilmemiş DEHB'li çocuk ve ergenlerde anksiyete bozuklukları alt tiplerinin birlikteliği ve ilişkilerini saptamak amaçlanmıştır. Cinsiyet, yaş, DEHB alt tipinin anksiyete bozuklukları belirtileri ile ilişkisi değerlendirilmiş ve sağlıklı kontrollerle karşılaştırılmıştır. Yöntem: Çalışmamız 01 Ocak 2015 – 01Haziran 2015 tarihleri arasında İstanbul ilindePEDAM Psikiyatri Kliniği ve MEVA Psikiyatri Kliniği'ne başvuran çocuk ergen psikiyatri uzmanı tarafından DSM-IV kriterlerine göre ilk kez DEHB tanısı alan ve ilaç tedavisi olmayan 8-15 yaş aralığında, zeka bölümü 90 ve üstü olan 60 (36 Erkek, 24 Kız) araştırma olgusundan oluşmuştur. Tüm DEHB'li olguların yaş ortalaması (11,18 ± 2,28)'dir. DEHB ve DEHB Alt Tipi (DE Önde Tip, DEHB Bileşik Tip) tanıları DSM-IV tanı ölçülerine göre uzman hekimlerin klinik değerlendirilmesi ile konuldu. 36 olgu (%60) DEHB Bileşik Tip, 24 olgu (% 40) DE Önde Tip tanısı aldı. DEHB Hiperaktivite- Impulsivite'nin Önde Geldiği Tip tanısı alanolgular çalışmaya dahil edilmedi. DEHB Bileşik Tip olgularının %69,44'ünde (n:25) KOKGB; DE Önde Tip olguların %41,6'sında (n:10) KOKGB tanısı vardı. DEHB Bileşik Tip olguların %5,5 (n:2) Davranım Bozukluğu (DB), DE Önde Tip tanısı alan olgularda DB tanısı alan olgu yoktu.Tüm DEHB'li olgularda %58,3 KOKGB, %3,3 DB tanısı bulunmaktaydı. Olguların değerlendirilmesinde Sosyodemografik Bilgi Formu, Turgay Yıkıcı Davranım Bozuklukları İçin DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği, Çocukluk Çağı Anksiyete Tarama Ölçeği (ÇATÖ) kullanıldı. DEHB tanısı almayan Kontrol Grubu (n:66); 29 Erkek, 37 Kızdan oluşturuldu ve bu grubun yaş ortalaması (11,88±2,11) idi. Kontrol Grubu İstanbul ilindeki özel bir ilköğretim okulunun 3. Sınıf - 9. Sınıf dahil 239 öğrencisinin içinden seçilmiştir. Aile ve öğretmenlerin Turgay Yıkıcı Davranım Bozuklukları için DSM-IV'e dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeğini her öğrenci için doldurulması istenmiştir. Seçilen Kontrol Grubuna araştırmacı tarafından Çocuklarda Anksiyete Bozukluklarını Tarama Ölçeği (ÇATÖ) uygulanmıştır. Bulgular: DEHB'li tüm olguların %56,7'sinde, DEHB Bileşik Tipinin %69,4'ünde, DE Önde Tipin %37,5'inde anksiyete bozukluğu belirtileri saptanmıştır. DEHB Alt Tipleri anksiyete bozuklukları belirtilerinin görülmesinde önemli bulunmuştur (DE Önde Tipe nazaran DEHB Bileşik Tip). DEHB alt tipleri arasında DEHB Bileşik Tipte DE Önde Tipe nazaran anksiyete bozuklukları belirtileri görülmesi istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Tüm DEHB olgularının cinsiyetlerine göre anksiyete durumlarında anlamlı farklılık ortaya çıkmamıştır. (p>0,05). Tüm DEHB'li olgularda yaş grubu anksiyete bozuklukları görülme sıklıkları farklı bulunmuştur (p<0,05). Tüm DEHB'li olguların anksiyete belirtileri 7-11 yaş grubunda 12-15 yaş grubundan anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Tüm DEHB olgularına (DE Önde Tip + DEHB Bileşik Tip) Sosyal Fobi Belirtileri %53,5, Ayrılık Anksiyete Belirtileri %52,33, Yaygın Anksiyete Bozukluğu Belirtileri %43,9, Panik Somatik Belirtileri %28,1, Okul Korkusu Belirtileri %25,3 oranında eşlik etmektedir. Tüm DEHB olgularında birkaç anksiyete bozukluğu belirtileri görülme sıklığı bir anksiyete bozukluğu belirtileri görülme sıklığından daha fazla çıkmıştır. Tartışma: Çalışmamız daha önceki çalışmalara benzer şekilde DEHB'li olgularda sıklıkla anksiyete bozukluğu eş tanısının bulunduğunu destekler niteliktedir. DEHB alt tipleri anksiyete bozuklukları belirtilerinin görülmesinde önemli bulunmuştur. DEHB Bileşik Tipte DE Önde Tipe nazaran anksiyete bozuklukları belirtileri görülmesi istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Klinisyenlerin DEHB'li olgularda ebeveynleri tarafından genellikle fark edilmeyen anksiyete belirtileri eş tanısını sorgulamaları ve tespit edip tedavi yaklaşımını buna göre belirlemeleri gerekmektedir. DEHB'li olgulara eşlik eden anksiyete bozukluklarının birden fazla olabileceğini de göz önünde bulundurarak değerlendirilmelidir. Anahtar Kelimler: DEHB, Alt Tip, Anksiyete Bozuklukları, Çocuklar, Eş tanı.
Özgül öğrenme güçlüğü olan çocuklar ile sağlıklı çocukların anksiyete ve depresyon düzeyleri açısından karşılaştırılması
Bu çalışmada özgül öğrenme güçlüğü (ÖÖG) olan çocuklar ile sağlıklı çocukların anksiyete ve depresyon düzeylerinin karşılaştırılması amaçlanmakta olup, ÖÖG olan çocukların depresyon ve anksiyete düzeylerinin yaş, cinsiyet, kardeş sayısı gibi değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Çalışmaya İstanbul'da özel bir psikiyatri kliniğinde ÖÖG tanısı alan 30 çocuk ve bir devlet ilkokulunda eğitim gören 30 sağlıklı çocuk katılmıştır. Araştırmada Çocuklar İçin Süreklilik Anksiyete Alt-Ölçeği (ÇSAÖ) ve Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği(ÇDÖ) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, ÖÖG olan çocuklarda depresyon ve anksiyete puan ortalamaları sağlıklı çocuklardan daha yüksek bulunmuş fakat bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı çıkmadığı için kesin bir yargıya varılamamıştır (p>0,05). ÖÖG olan grupta iki veya daha fazla kardeşi olan çocuklar tek kardeşi olan çocuklardan ve erkekler kızlardan daha depresif bulunmuştur (p<0,05).
Travmaya maruz kalan çocuklarda TSSB gelişimi ve şiddetiyle ilişkili faktörlerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Şanlıurfa il sınırları içerisinde yer alan Suruç ilçesinde travmaya maruz kalan 9-12 yaş çocuklarda TSSB gelişimi ve şiddetiyle ilişkili faktörlerin incelenmesi araştırılmaktadır. Araştırmaya Şanlıurfa il sınırları içerisinde yer alan Suruç ilçesinde travmaya maruz kalan 9-12 yaş grubu 249 çocuk katılmıştır. Bu araştırma ile katılımcılara Çocuk ve Gençlerde Travma Sonrası Tepki Ölçeği uygulanarak TSSB dereceleri ağır-orta-hafif olarak sınıflandırılıp, ölçekten alınan puanlarla sosyodemografik parametreler, aile içi şiddet, Çocuklarda Depresyon Ölçeği ve Piers-Harris'in Çocuklarda Öz Kavramı Ölçeği puanları arasındaki ilişki kesitsel olarak incelenmiştir. Araştırmada, Pynoos ve arkadaşları tarafından geliştirilen, Türkçe geçerlik güvenirlik çalışması Erden ve arkadaşları tarafından yapılan Çocuk ve gençlerde Travma Sonrası Tepki Ölçeği, E.V. Piers ve Dr. Harris tarafından geliştirilen, Türkçe geçerlik güvenirlik çalışması Öner tarafından (1996) yapılan Piers-Harris'in Çocuklarda Öz-Kavramı Ölçeği (PHÇÖKÖ), Kovacs tarafından (1980) geliştirilen, Türkçe geçerlik güvenirlik çalışması Öy (1991) tarafından yapılan Çocuklarda Depresyon Ölçeği (ÇDÖ) kullanılmıştır. Çalışmadaki bulgular SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 17,0 programı kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma sonucunda sosyodemografik özellikler incelendiğinde erkek katılımcılarda TSSB oranı yüksek bulunmuş ve aynı zamanda annenin eğitim seviyesinin düşük olduğu katılımcılarda da TSSB oranı yüksek çıkmıştır. Çalışmanın sonucunda depresyon ile TSSB arasındaki ilişkiye bakıldığında depresyon arttıkça TSSB'nin de arttığı görülmüştür. Çocuklarda öz kavramıyla TSSB arasındaki ilişkiye bakıldığında ise ağır ve orta derecede TSSB'li olanların büyük bir çoğunluğu ortalamanın altında çıkarken hafif derecede TSSB'li olanlar ortalamanın üstünde çıkmıştır. Çalışmaya alınan katılımcıların aile içi şiddet faktörüne bakıldığında ise; ebeveynleriyle problem yaşayan çocukların büyük bir çoğunluğu ağır ve orta derecede TSSB'li bulunmuştur. Elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış; araştırmanın sınırlılıkları belirtilmiş ve gelecek çalışmalar için öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: travma, depresyon, aile içi şiddet, benlik kavramı.
Evlilikte bağlanma stili ile evlilikte sorun çözme becerisi arasındaki ilişkide duygusal zekanın aracı değişken rolü
Bu çalışmada, evli bireylerde bağlanma stilleri (güvenli bağlanma) ile evlilikteki sorun çözme becerileri arasındaki ilişkide duygusal zekânın aracı rolünün olup olmadığının incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmaya, rastlantısal olarak seçilen, Kahramanmaraş ilinde yaşayan ve gönüllü katılımı kabul eden evli bireyler katılmıştır. Çalışma 179'u (%58.7) kadın, 126'sı (%41.3) erkek toplam 305 kişi ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Kişisel Bilgi Formu, Griffin ve Bartholomew tarafından geliştirilen, Türkçeye uyarlama çalışması Sümer ve Güngör tarafından yapılan İlişki Ölçekleri Anketi, Baugh, Avery ve Sheets-Hawoth tarafından geliştirilen, Türkçeye standardizasyonu Hünler ve Gençöz tarafından yapılmış olan Evlilikte Sorun Çözme Ölçeği ve Acar tarafından Türkçe'ye çevrilen ve geçerlilik, güvenilirlik çalışmaları yapılan Bar-OnDuygusal Zekâ Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmadaki bulgulara SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 21,0 programı kullanılarak ulaşılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, güvenli bağlanma stili ve evlilikte sorun çözme becerisi arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur. Duygusal zekâ ile evlilikte sorun çözme arasında ve güvenli bağlanma ile duygusal zekâ arasında da anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonrasında yapılan regresyon analizi sonuçlarında duygusal zekâ (toplam puanlarının) güvenli bağlanma ve evlilikte sorun çözme arasındaki ilişkide kısmi aracı etkiye sahip olduğu sonucu tespit edilmiştir. Araştırma değişkenlerinden bağlanma stilleri ve duygusal zekâ alt boyutları arasındaki ilişki incelendiğinde güvenli bağlanma ile duygusal zekâ alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu korkulu, saplantılı ve kayıtsız bağlanma stilleri ile duygusal zekâalt boyutları arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler olduğu bulunmuştur. Evlilikte sorun çözme becerisi ile duygusal zekâ alt boyutlarının tamamı arasında pozitif yönde ilişki bulunmuştur. Araştırmada evli bireylerin cinsiyetleri, gelir durumları ve çalışma durumlarına göre duygusal zekâ ve alt boyutlarının değiştiği gözlemlenmiştir. Evli bireylerin bağlanma stillerine göre evlilikte sorun çözme becerileri incelendiğinde; güvenli bağlanan bireylerin evlilikte sorun çözme becerisi puanları saplantılı bağlananlardan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Güvenli bağlanan evli bireylerin duygusal zekâ puanları da korkulu, saplantılı ve kayıtsız bağlanma stillerine göre yüksek bulunmuştur. Araştırmanın bulguları ve gelecek çalışmalar için öneriler ilgili literatür doğrultusunda tartışılmıştır.
Ortaokul öğrencilerinde saldırganlık ve narsisizm düzeyleri arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı ortaokul öğrencilerinin saldırganlık ve narsisizm düzeylerinin hangi değişkenlere göre farklılaştığını ve bu iki düzey arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmada önce saldırganlık ve narsisizm düzeylerinin cinsiyet, okul türü, anne eğitimi, baba eğitimi, kardeş sayısı ve gelir grubu gibi değişkenlere göre anlamlı bir şekilde farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiş, daha sonra saldırganlık ve narsisizm arasındaki ilişki ele alınmıştır. Araştırma Ankara ilindeki üç eğitim kurumunda 2015-2016 Eğitim - Öğretim yılında ortaokul seviyesinde öğrenim gören 368 öğrenci üzerinde yürütülmüştür. Öğrencilere ilk olarak, kendileri ve aileleri hakkında demografik bilgileri elde etmek için 10 soruluk demografik bilgi formu dağıtılmıştır. Ardından Buss ve Perry (1992) tarafından geliştirilen, Buss ve Warren (2000) tarafından güncellenen "Aggression Questionnaire" adlı ölçeğin Can (2002) tarafından Türkçeye uyarlanmış biçimi kullanılmıştır. Son olarak da Thomaes vd. (2008) tarafından geliştirilen "Childhood Narcissism Scale" adlı ölçeğin Türkçe'ye uyarlanmış biçimi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, ortaokul öğrencileri arasında saldırganlık düzeyinin cinsiyet, okul türü, ebeveyn eğitimi ve gelir seviyesine göre anlamlı bir şekilde farklılaştığı, narsisizm düzeyinin ise baba eğitimine göre anlamlı bir şekilde farklılaştığı saptanmıştır. Ayrıca ortaokul öğrencilerinin saldırganlık ve narsisizm düzeyleri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu ve bu ilişkinin cinsiyet ve okul türüne göre farklılaşmadığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Saldırganlık, narsisizm, ortaokul öğrencilerinde saldırganlık.
Üniversite öğrencilerinde duygusal zeka ve benlik saygısı arasındaki ilişki
Yapmış olduğumuz çalışmada duygusal zeka ile benlik saygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Gaziantep Üniversitesinde eğitim gören toplam 199 üniversite öğrencisinden 123'ü kadın ve 76'sı erkek olmak üzere çalışma gerçekleştirilmiştir. Aynı zamanda öğrencilerin cinsiyetine, yaşa, sınıfa, medeni duruma, üniversitede kalınan yere, ailenin ekonomik durumu, anne ve babanın eğitim durumuna göre duygusal zekanın alt boyutları arasındaki ilişki incelenmiştir. Veri toplama aracı olarak anket yöntemi kullanılmış olup demografik değişkenlere ilişkin verilerin toplanması amacıyla kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Öğrencilerin duygusal zeka düzeylerini ölçmek için Bar-On Duygusal Zeka Ölçeği, benlik saygı düzeylerini ölçmek için ise Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen verilerin analizi SPSS 16.0 paket programı ile yapılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde Mann Whitney U testi, Pearson Korelasyon, One Way Anova ve Post-Hoc testi kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler olarak ortalama, standart sapma, yüzde dağılımlar verilmiştir. Parametrik olmayan ikili gruplara ilişkin karşılaştırmalarda Mann Whitney U testi, parametrik olan çoklu gruplara ilişkin karşılaştırmalarda ise tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Duygusal zeka ile benlik saygısı arasındaki ilişkiyi tespit etmek için Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler neticesinde öğrencilerin duygusal zeka düzeylerinin ortalamanın üzerinde, benlik saygılarının ise yeterli düzeyde olduğu görülmüştür. Çalışma sonucunda, genel duygusal zeka düzeyi ile benlik saygısı arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır ancak duygusal zeka boyutlarından kişisel farkındalık boyutu ile benlik saygısı arasında negatif yönlü bir ilişki saptanmıştır.
Bireylerin internet kullanımının kaygı ve internet kullanım alanları ile ilişkileri açısından incelenmesi
Bu çalışma, bireylerin internet kullanımının kaygı, internet kullanım alanları ve bazı sosyodemografik özellikler ile arasında ilişki olup olmadığını incelemektedir. Araştırmaya, Gazianep ilinden 18 ile 25 yaş arasında 251 kişi katılmıştır. Çalışmada, Young tarafından geliştirilen İnternet Bağımlılık Ölçeği, Bayraktar (2001) tarafından Türkçeye uyarlaması yapılmış ve standardize edilmiş olan ölçek ile Spielberger ve arkadaşları tarafından geliştirilen Sürekli Kaygı Ölçeği, Öner ve Le Compte (1985) tarafından Türkçe uyarlaması, güvenirlik ve geçerlik çalışmaları yapılan ölçek kullanılmıştır. Verilerin analiz edilmesinde ki-kare, varyans analizi, Pearson Çarpım Moment Korelasyon Analizi, tek boyutlu varyans analizi (ANOVA) testleri uygulanmıştır. Araştırma örnekleminin %2' si internet bağımlısı olarak bulgulanmıştır. Analiz sonucuna göre sosyodemografik özelliklerden eğitim durumu ile internet bağımlılığı semptomları arasında anlamlı bir bağımlılık bulunmuştur. Ancak diğer sosyodemografik özelliklerle internet bağımlılığı semptomu arasında anlamlı bir bağımlılık bulunmamıştır. İnternet kullanım amacı değişkeni ile internet bağımlılık semptomları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir bağımlılık bulunmamıştır. İnternet bağımlılığı ile kaygı arasında pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anahtar kelimeler: İnternet Kullanımı, Kaygı.
Madde bağımlısı olan ve olmayan 14 – 17 yaş aralığındaki ergenlerin empati eğilimi ve saldırganlık tutumu açısından karşılaştırılması
Ergenlik döneminde insanlar, yaşadığı problemleri çözmedikçe kendisinde bir yetersizlik duygusu gelişir. Ergenin hırpalanmaksızın bu uyumsuz davranış örüntülerinden kendisini kurtarabilmesi sonucunda huzur ve yeterlik gelişimi görülür. Yetersizlik kaygısından kurtulamayanların bir kısmı etrafına saldırganca davranmakta; bir kısmı ise alkol, sigara ya da uyuşturucu madde bağımlılığıyla bu sürecini aşmaya çalışmaktadır. Madde kullanan ergenlerin tipik davranım bozukluğu davranışları arasında saldırganlık yer almaktadır. Bu araştırmada ergenlerde bağımlılık durumunun empati eğilimi ve saldırganlık davranışı üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Bağımlı olan ve bağımlı olmayan ergen gruplarının empati eğilimi ve saldırganlık puanlarının karşılaştırılması ile bu bağımlılığın etkisinin ortaya koyulması hedeflenmektedir. Araştırma 2016 Temmuz - Eylül ayları arasında bir bağımlılık merkezinde 3 ay yatılı olarak kalan 14- 17 yaş aralığındaki 50 bağımlı hastaya ve herhangi bir bağımlılık tedavisi görmeyen 14-17 yaş aralığındaki 50 sağlıklı katılımcıya Empatik Eğilimler Ölçeği ve Saldırganlık Ölçeği'nden oluşan anket formunun uygulanması ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; bağımlı olmayan katılımcıların empati eğilimi bağımlı katılımcılardan anlamlı şekilde yüksektir. Bağımlı katılımcıların fiziksel saldırganlıkları ve düşmanlıkları bağımlı olmayan katılımcılardan anlamlı şekilde yüksek; sözel saldırganlıkları, öfkeleri ve dolaylı saldırganlıkları anlamlı şekilde düşüktür. Bağımlı grupta fiziksel saldırganlık, sözel saldırganlık, öfke, düşmanlık ve dolaylı saldırganlık ile empati eğilimi arasında anlamlı ilişkiler bulunmaktadır. Bu ilişkiler tümü ters yönlü olup, genellikle zayıf düzeydedir. Bağımlı olmayan grupta öfke ile empati eğilimi arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Bu ilişki zayıf düzeyde ve negatif yöndedir. Diğer taraftan; fiziksel saldırganlık, sözel saldırganlık, düşmanlık ve dolaylı saldırganlık ile empati eğilimi arasında herhangi bir anlamlı ilişki tespit edilmemiştir.
Kadın konuk evlerinde kalan ve kendi evlerinde kalan kadınların disosiyasyon düzeyleri ve travma öyküsünün incelenmesi
Bu çalışmada, Kadın Sığınma Evi'nde kalan ve evlerinde yaşayan kadınların travma sonrası stres belirtileri, dissosiyasyon ve somatik dissosiyasyon belirtileri karşılaştırılmıştır. Araştırma için Osmaniye İli'ndeki Kadın Sığınma Evi'nde kalan 50 kadın ve Osmaniye'de evlerinde yaşayan 18-65 yaş aralığındaki 50 kadının katılımı sağlanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre Kadın Sığınma Evi'nde kalan kadınların travma sonrası stres belirtilerinin evlerinde kalan kadınlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği skorlarına göre karşılaştırıldığında, Kadın Sığınma Evi'ndeki kadınların skorlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu, somatik dissosiyasyon düzeylerinin ise gruplar arasında anlamlı düzeyde farklılık gösterdiğisaptanmıştır. Travma Sonrası Stres Belirtileri puanlarının her iki grupta da dissosiyasyon ile anlamlı ve pozitif yönlü ilişkisi olduğu görülmüştür. Dissosiyasyon düzeyi ve somatik dissosiyasyon düzeyi arasında çok güçlü pozitif ilişkili olduğu saptanmıştır. Demografik değişkenlere göre değişkenler karşılaştırıldığında, psikiyatrik tanı alanların, intihar girişimi olan kadın sığınma evinde yaşayan kadınlarıntravma sonrası stres belirtileri, dissosiyasyon ve somatik dissosiyasyon skorlarının anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur.
Asperger sendromu tanısı almış ergenlerin depresyon düzeyleri ile duygu düzenleme becerileri arasındaki ilişki
Bu araştırmada, Asperger Sendromu tanısı almış ergenlerin duygu düzenleme becerileri ile depresyon düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Asperger Sendromu tanısı almış, yaşları 12-17 arasında değişen 30 ergenle çalışılmıştır. Çalışmada ergenlere Sosyodemografik Bilgi Formu, Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği, Ergenler İçin Duygu Düzenleme Ölçeği ve Duygu Düzenleme Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada kullanılan ölçeklerden toplanan verilerle yapılan istatistiksel analizler sonucunda Asperger Sendromu tanısı almış ergenlerde depresyon ve dışsal işlevsel olmayan duygu düzenleme arasında negatif yönde korelasyon bulunmuştur. Asperger Sendromu tanısı almış ergenlerin cinsiyetlerine göre depresyon ve duygu düzenleme becerilerinin farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Eğitim düzeyi açısından bakıldığında Asperger Sendromu tanısı almış ortaokul mezunu ergenlerin duygu baskılama düzeyleri lise mezunu ergenerinkinden anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Bulgular literatür ışığında tartışılmıştır ve sonucunda Asperger Sendromu tanısı almış ergenlerin dışsal işlevsel olmayan duygu düzenleme becerilerinde ortaya çıkabilecek değişikliklerin, duygu durumları hakkında da bilgi verebileceği düşünülmüştür.