Theses supervised by Prof. Dr. Yavuz Yakut
26 theses · Hasan Kalyoncu University
Multifokal intraoküler lens implantasyonu sonrası nöroadaptasyonun stimülasyonu için uygulanan göz egzersizlerinin görme fonksiyonu ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışma multifokal intraoküler lens (IOL) implantasyonu sonrası nöroadaptasyonu stimüle etmek amacıyla uygulanan göz egzersizlerinin, hastaların görme fonksiyonu ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmada 74 birey basit rastgele yöntem ile Çalışma Grubu (ÇG) (n=37) ve Kontrol Grubu (KG) (n=37) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Çalışma grubu Multifokal İOL implantsayonunu takiben hastanın durumu stabil olduktan sonra her gün en az bir seans (~30 dk.) toplam 12 hafta boyunca yoga göz egzersizlerini ev temelli olarak uygularken, kontrol grubuna ise sadece değerlendirme planlandı. Değerlendirmeler her iki grup için cerrahiden önce, cerrahiyi takiben 1. ve 3. ayda olmak üzere toplam üç kez yapıldı. Hastaların sosyodemografik verileri için araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Veri Formu, okuma performansları için Zamanlı Okuma Testi, görme ile ilişkili yaşam kalitesi için Ulusal Göz Sağlığı Enstitüsü Görme İşlevi Ölçeği (NEİ-VFQ 25), anksiyete düzeyleri için Durumluk ve Sürekli Anksiyete Ölçeği (STAI), bilişsel performansları için Standardize Mini Mental Test (SMMT) kullanıldı. Ayrıca göz hastalıkları uzmanı tarafından hastaların refraksiyon hatası, görme keskinliği, kontrast duyarlılığı, göz içi basınç, pupilla çapı ve kappa açısı ölçümleri yapıldı. İlk değerlendirmeden elde edilen veriler, çalışma ve kontrol gruplarının sosyodemografik, fiziksel (yaş, boy, ağırlık, BKİ), fizyolojik (pupilla çapı, kappa açısı) ve bilişsel (SMMT) açıdan benzer olduğunu gösterdi (p>0.05). Yoga göz egzersizleri sonrasında çalışma grubunda göz içi basıncı, okuma performansı, yaşam kalitesi ve anksiyete düzeylerinde kontrol grubuna göre anlamlı iyileşmeler gözlendi (p0,05). Sonuç olarak, bu çalışma, multifokal İOL implantasyonu sonrası uygulanan yoga göz egzersizlerinin hastaların görme fonksiyonları ve görme ile ilişkili yaşam kalitelerini artırabileceğini göstermektedir. Ayrıca, bu egzersizlerin okuma performansı ve anksiyete düzeylerinde olumlu değişimlere yol açtığı, ancak görme keskinliği ve kontrast duyarlılık üzerinde sınırlı bir etkisinin olduğu anlaşılmıştır. Fizyoterapi alanında, görme fonksiyonu ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik bu tür tamamlayıcı egzersiz programlarının uygulanması, bireylerin günlük yaşam becerilerini geliştirmek ve rehabilitasyon süreçlerini desteklemek için yenilikçi bir yaklaşım sunabilir. Özellikle, nöroadaptasyonu teşvik eden ve görme fonksiyonlarını destekleyen egzersizlerin, göz sağlığı rehabilitasyonunda standart protokollere entegre edilmesi önemlidir.
Romatoid artritli bireylerde egzersiz eğitiminin diz eklemipropriosepsiyonu, ağrı, fiziksel fonksiyon ve yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışma romatoid artrit (RA)'lı bireylerde egzersiz eğitiminin; diz eklemi propriosepsiyonu, izokinetik kuvveti, ağrı, fonksiyonellik, performans, düşme korkusu, günlük yaşam aktiviteleri, biyopsikososyal durum ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü olarak gerçekleştirildi. 19 RA tanılı kadın birey (10=Eğitim, 9=Kontrol) katıldı. Değerlendirmeler egzersiz programının başında ve sonunda gerçekleştirildi. Eğitim grubuna (EG) 12 hafta boyunca telerehabilitasyon ile BETY (Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı) uygulandı. Kontrol grubuna (KG) müdahale yapılmadı. Propriosepsiyon ve izokinetik kuvvet ölçümleri Biodex Dinamometre cihazı ile gerçekleştirildi. McGill Ağrı Anketi Kısa Formu, Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (TUG), 10 Basamak Merdiven Testi, Western Ontario and McMaster Üniversitesi (WOMAC) Osteoartrit İndeksi, 6 dakika Yürüme Testi, Sağlık Değerlendirme Anketi (HAQ), Düşme Etkinlik Ölçeği (DEÖ), BETY-Biopsychosocial Questionnaire (BETY-BQ), Hastane Anksiyete Depresyon Ölçeği (HADS), ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Form (WHOQOL-BREF) değerlendirilmelerde kullanıldı. EG´nin 60˚'de sağ (p=0,003) ve sol (p=0,033) diz proprioseptif hatası kontrol grubundan azdı. Tedavi sonrasında proprioseptif hata değeri; KG içinde sağ diz 60˚'de (p=0,035), EG´de sağ diz 30˚ ve 60˚'de KG`ye göre azaldı (sırasıyla p=0,028 ve p=0,024). Peak tork değerleri; EG´nda KG´na göre yükseldi (p<0,05), KG içinde ise azaldı (p<0,05). EG´nun VKİ, 6 dakika yürüme mesafesi, TUG, merdiven testi, WOMAC, BETY ve WHOQOL skorlarında anlamlı iyileşmeler (p<0,05) gözlendi. RA yönetiminde BETY'nin fonksiyonel etkiler yanında psikolojik ve sosyalleşme etkileriyle de yaşam kalitesini iyileştirdiği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Romatoid artrit, diz eklemi, egzersiz tedavisi, propriosepsiyon, biyopsikososyal model.
Adölesan idiyopatik skolyozlu bireylerde servikal egzersizlerin baş boyun pozisyonuna etkisinin incelenmesi
Burçin SERİNTÜRK TURGUT, Adölesan İdiyopatik Skolyozlu Bireylerde Servikal Egzersizlerin Baş Boyun Pozisyonuna Etkisinin İncelenmesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Lisansüstü EğitimEnstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep 2025. Bu çalışma adölesan idiyopatik skolyozlu (AİS) bireylerde servikal egzersizlerin baş boyun pozisyonuna olan etkisini araştırmak, skolyoza spesifik egzersizlere (PSSE) ek olarak uygulanacak servikal egzersizlerin global omurga dengesi, servikal sagital denge, servikal koronal denge, ağrı, vücut imajı ve yaşam kalitesi üzerinde etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya toplam 45 AİS'lı birey katıldı. AİS'li bireyler randomizasyon ile yalnızca PSSE'nin çalışılacağı kontrol grubu (n=21) ve bu egzersizlere ek olarak servikal egzersizlerin de çalışılacağı çalışma grubu (n=24) olarak 2'e ayrıldı. Bireylere ait demografik bilgiler, antero-posteriyor radyografi yardımıyla Cobb açıları, öne eğilme testinde gövde rotasyon dereceleri, servikal tekrar yerleştirme testi ile servikal bölgenin propriyoseptif değerlendirmesi yapılarak tüm yönlerde eklem pozisyon hissi hatası ölçümleri kaydedildi. Derin servikal fleksörlerin enduransı kaydedildi. Katılımcıların lateralden çekilmiş fotoğrafları ile kraniovertebral açı ölçümü yapıldı. McGill Ağrı Ölçeği-Kısa Formu ile ağrı, Boyun Ağrı ve Disabilite Skoru (BADS) ile boyun ağrı skoru, Scoliosis Research Society-22 (SRS-22) Anketi ile yaşam kalitesi değerlendirildi. 10 haftalık tedavi süresi boyunca kontrol grubu ile PSSE çalışılırken, çalışma grubu ile PSSE ile birlikte servikal kuvvetlendirme, servikal stabilizasyon ve propriyoseptif egzersizler progresif olarak çalışıldı. Çalışma sonuçları servikal egzersizlerin dahil edildiği çalışma grubunun, yalnızca PSSE uygulanan gruba kıyasla servikal sagital dengede daha olumlu sonuçlar aldığını gösterdi (p<0,05). Çalışma grubunda servikal egzersizler ile kraniovertebral açının arttığı ve dolayısıyla baş boyun pozisyonuna olan katkının arttığı gözlemlendi. Kontrol grubunda ise kraniovertebral açıda bir değişiklik görülmedi. Ayrıca çalışma grubunda servikal eklem pozisyon hissi hatasında ve derin servikal fleksörlerin enduransında, yalnızca PSSE uygulanan gruba kıyasla daha olumlu sonuçlar elde edildi (p<0,05). Sonuç olarak bu çalışma, PSSE'e eklenen servikal egzersizlerin baş boyun pozisyonunu orta hatta getirip kraniovertebral açıyı arttırdığı ve baş boyun farkındalığını arttırarak eklem pozisyon hissi hatasını azalttığını gösterdi. Çalışmamız ek olarak, skolyoza spesifik egzersizlere eklenen servikal eğitimin yaşam kalitesini iyileştirdiği, boyunla ilişkili ağrı şikayetlerinde tek başına skolyoza spesifik egzersizlere göre daha etkili olduğunu ortaya koydu. Skolyoz sınıflandırmasına göre servikal egzersiz eğitiminin skolyoza etkilerini araştıran ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Lateral epikondilitte farklı bantlama yöntemlerinin ağrı ve fonksiyon üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı,lateral epikondilitli hastalarda farklı bantlama yöntemlerinin ağrı ve fonksiyon üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması ve bantlama tekniklerinin birbirleri üzerinde üstünlüklerinin olup olmadığının belirlenmesidir.Çalışmamıza 36 kadın(% 60),24 erkek(% 40)toplam 60 hasta katıldı. Hastalar rastgele örnekleme yöntemine göre üç gruba ayrıldı. Birinci gruba kas tekniği,ikinci gruba nöral teknik,üçüncü gruba ise kas–nöral bantlama tekniği uygulaması yapıldı. Gruplar haftada 5 gün toplam 15 seans tedaviye alındı. Kinezyo bantlama haftada 2 gün yapıldı.Katılımcıların subjektif ağrı şiddeti Görsel Ağrı Skalası (Visual Analog Scale- VAS)ile el kavrama kuvveti dinamometreyle ölçülerek ve Lateral Epikondilit Fonksiyonel Skalası Anketinin Türkçe versiyonu (PRTEE-T)kullanılarak hastalar değerlen-dirildi. Katılımcıların ölçümleri tedavi öncesi ve tedavi sonrası yapıldı.Elde edilen veriler değerlendirildiğinde; GAS (Görsel Analog Skalası) ve Lateral Epikondilit Fonksiyonel Skalası parametreleri açısından tüm gruplarda iyileşme sağlandığı ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadığı gözlendi (p>0.05). Maksimum kavrama kuvveti değerleri incelendiğinde tüm gruplarda kas kuvvetinde artış görüldüğü, sadece dirsek ekstansiyonunda kas kuvvetini ölçmek için dinamometre ile yapılan ölçümde nöral ve kas tekniğinin beraber uygulandığı grupta diğer gruplara göre istatistiksel açıdan anlamlı bir fark görüldü (p<0.05).Çalışmamızda konservatif tedavi ile beraber uygulanan kinezyo bantlamanın ağrı, kavrama kuvveti ve fonksiyonellik açısından etkili olduğu görülüp,bantlama teknikleri açısından incelendiğinde yapılan iki tekniğinde üstünlüğünün olmadığı,sadece birinin uygulanmasının yeterli olabileceği sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler:Lateral epikondilit,tenisçi dirseği,kinezyo bantlama
Telli, vurmalı ve yaylı enstrüman kullanan müzisyenlerde palmar deri rezistansının el becerisi ve ince motor kavrama üzerine etksinin araştırılması
Çalışma müzisyenlerde palmar deri rezistansının el becerisi ve ince motor kavrama kuvvetleri ile ilişkisinin araştırılması amacı ile yapıldı. Çalışmaya 18-45 yaşları arasında 33'ü kadın, 39'u erkek toplam 72 katılımcı dahil edildi. Katılımcıların palmar deri rezistansı multimetre ile, İnce motor kavrama kuvveti pinchmetre ile ölçüldü. El becerisi ölçümü için 9 delikli peg testi uygulandı. Palmar deri rezistansı düşük ve yüksek olan kişilerin el becerileri ve ince motor kavrama kuvvetleri karşılaştırıldı. Dominant ve dominant olmayan tarafta palmar deri rezistansı düşük olan ve yüksek olan grupların el becerileri arasında anlamlı fark bulundu (p<0,05). Palmar deri rezistansı düşük olanların el becerisinin daha iyi olduğu gözlendi. İnce motor kavrama kuvvetleri arasında anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Bu çalışmada değerlendirilen parametrelerin ilişkisine bakıldığında, el becerisi ve palmar deri rezistansı arasında zayıf ilişki olduğu tespit edildi. Palmar deri rezistansının dominant tarafta ince motor kavrama kuvveti çeşitlerinden sadece lateral kavrama ile zayıf ilişkili olduğu görüldü. İkili kavrama (bipod kavrama) ve üçlü kavrama ile ilişkili olmadığı saptandı. El becerisinin dominant tarafta sadece lateral kavrama ile zayıf ilişkisinin olduğu görüldü. Sonuç olarak, palmar deri rezistansının müzisyenlerde performansı etkileyen bir kriter olduğu, mesleki rahatsızlıklara yönelik risk faktörlerinin belirlenmesinde, tedavi planı oluşturulmasına katkı sağlayabilecek, objektif veriler elde edebileceğimiz elektrofizyolojik bir ölçüm yöntemi olarak dikkate alınması gerektiği görüşündeyiz. Anahtar Kelimeler: Palmar Deri Rezistansı, Müzisyenler, Kavrama, El Becerisi, Performans, Fizyoterapi
Serebral palsili çocuklarda soft lumbosakral ortezin gövde stabilitesi ve üst ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkisi
UZUN A., Serebral Palsili Çocuklarda Soft Lumbosakral Ortezin Gövde Stabilitesi ve Üst Ekstremite Fonksiyonelliği Üzerine Etkisinin Araştırılması, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep 2018. Serebral Palsili (SP) çocuklar, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığın sağlanabilmesi için kritik öneme sahip olan gövde postüral kontrolünü sağlama ve denge kurmakta zorlanırlar. Üst ekstremite hareketlerinin daha fonksiyonel gerçekleştirilebilmesi için de gövde stabilitesi gereklidir. Gövde kontrolünün sağlanmasında ve sagital dengenin korunmasında omurga ve pelvisin uyum içinde çalışması açısından lumbar lordozun gerekliliği önemlidir. Bu çalışma SP'li çocuklarda fizyolojik lumbar lordozu destekleyen alt gövde desteğinin gövde kontrolüne ve üst ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkisini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya yaşları 3-16 yıl arasında değişen 13 diparetik, 11 hemiparetik ve 6 ataksik toplam 30 SP'li çocuk dahil edildi. Gövde kontrolünü değerlendirmek için Pediatrik Fonksiyonel Uzanma Testi (PFUT) ve Oturmada Postüral Kontrol Ölçümü (OPKÖ), dengeyi değerlendirmek için Pediatrik Berg Denge Skalası (PBDS), üst ekstremite fonksiyonlarını değerlendirmek için Kutu Blok Testi (KBT) ve Dokuz Delikli Peg Testi (DDPT), yürüyebilen çocukların yürüme hızının değerlendirilmesi için ise Zamanlı Kalk Yürü Testi (ZKYT) kullanıldı. Bütün testler korseli ve korsesiz olarak tekrarlandı. Çalışmada korseli yapılan bütün değerlendirmelerin sonuçları korsesiz yapılanlara göre daha yüksekti (p<0,05). Sadece OPKÖ testinin fonksiyon bölümünde anlamlı fark bulunamadı (p>0,05). Bu çalışma, SP tanılı çocuklarda fizyolojik lordozu destekleyen ortezin, gövde stabilitesi ve üst ekstremite fonksiyonelliği üzerinde olumlu etkisinin olduğunu ve yürüme hızını artırdığını ortaya koydu. Bu durum, çocukların gövde stabilitesi ve üst ekstremite fonksiyonelliği çalışmalarında ve yürüme eğitimi sırasında fizyolojik lordozu destekleyen soft lumbosakral ortez kullanılabileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Gövde Kontrolü, Gövde korsesi, Lumbal lordoz
Kronik venöz yetmezlik tanılı hastalarda egzersiz eğitiminin yorgunluk ve uyku kalitesi üzerine etkisi
Yiğit, S. Kronik Venöz Yetmezlik Tanılı Hastalarda Egzersiz Eğitiminin Yorgunluk ve Uyku Kalitesi Üzerine Etkisi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep 2018. Kronik venöz yetmezlik (KVY) bacaklarda ağrı, gece krampları, ödem, kaşıntı, yorgunluk gibi semptomları içeren ve toplumda görülme sıklığı oldukça yüksek olan bir venöz sistem hastalığıdır. Literatürde KVY'nin medikal ve cerrahi tedavisinin yanısıra semptom azaltıcı birçok yöntem bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, KVY tanılı hastalarda egzersiz eğitiminin bacaklarda oluşan yorgunluk, gece krampları ve uyku kalitesi üzerine olan etkisini araştırmaktır. Çalışmaya KVY tanısı almış 42 hasta dahil edildi, tedavi ve kontrol grubu olmak üzere 21 hastadan oluşan 2 gruba ayrıldı. Çalışma başlangıcında her iki grupta kramp şiddetini belirlemek için Vizüel Analog Skala (VAS), yorgunluk şiddetini belirlemek için Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ), uyku kalitesini belirlemek için ise Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) kullanıldı. Tedavi grubu hastalarına 6 hafta boyunca alt ekstremiteye yönelik germe ve kuvvetlendirme egzersizleri verildi. Kontrol grubu hastalarına ise herhangi bir egzersiz programı verilmedi. 6 hafta sonunda hastalara VAS, YŞÖ ve PUKİ tekrar uygulandı ve değerler kaydedildi. Alınan sonuçlar incelendiğinde tedavi grubu hastalarının kramp ve yorgunluk şiddetinde azalma, uyku kalitesinde ise artma görüldü (p<0,05). Kontrol grubu hastalarının ise kramp ve yorgunluk şiddetinde artma ve uyku kalitesinde azalma görüldü (p>0,05). Bu çalışmada, egzersiz eğitiminin gece oluşan kramp şiddetini azaltarak uyku kalitesini arttırdığı ve bacaklarda görülen yorgunluğu azalttığı sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda, KVY tanısı almış hastaların düzenli egzersiz programına yönlendirilmesi hastalığa bağlı semptomların azaltılmasında alternatif bir tedavi yöntemidir.
Fizyoterapistlerin mesleki profesyonelliklerini uygulayabilme düzeylerinin araştırılması
DEDEOĞLU T., Fizyoterapistlerin mesleki profesyonelliklerini uygulayabilme düzeylerinin araştırılması, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep 2018. Bu çalışma, Amerikan Fizyoterapi Derneği'nin (AFD) tanımladığı fizyoterapi de temel değerler kapsamında Türkiye'deki fizyoterapistlerin profesyonellik düzeylerini değerlendirmek ve profesyonellik düzeylerine etki eden faktörleri incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya yaş ortalaması 29,8±5,8 yıl ve mesleki deneyim süresi 6,7±5,9 yıl olan 384 fizyoterapist katıldı. Fizyoterapistlerin profesyonellik düzeylerini değerlendirmek için AFD tarafından geliştirilen "Fizyoterapide Profesyonellik: Temel Değerler Öz Değerlendirme Ölçeği (FPTDÖ)" kullanıldı. Araştırma kapsamında öncelikle FTPDÖ' nün Türkçeye uyarlanması yapıldı. Test-tekrar test güvenirliği (Intraclass Correlation Coefficient-ICC) ve iç tutarlılık güvenirliği (Cronbach α) test edildi. İç tutarlılık güvenirliliğinin yüksek (α=0,97) ve test tekrar test güvenirliliğinin (ICC=0,82) kabul edilebilir düzeyde olduğu belirlendi. Fizyoterapistlerin genel FPTDÖ puan ortalaması 269,7±36,4'idi. Sonuç olarak fizyoterapistlerin mesleki değerleri sık sık sergiledikleri, profesyonellik düzeylerinin yüksek olduğu görüldü. Ayrıca mesleki değerler hakkında yeterince farkındalıklarının olmadığı ve lisans eğitimlerinde de yeterince farkındalık kazandırılmadığı görüldü. Doktora veya yüksek lisans derecesine sahip, üniversitede çalışan, meslek içi eğitim, kurs veya seminerlere destek veren kurumlarda çalışan, mesleği devam ettirme eğiliminde olan, mesleğini seven ve mesleğin icrasından memnun olan fizyoterapistler FPTDÖ'den daha yüksek puan aldığı ve FPTDÖ' de yer alan mesleki değerleri daha yüksek düzeyde sergilediği görüldü (p<0,05). Ayrıca fizyoterapistlerin mesleki değerler hakkındaki farkındalık düzeyi ile FPTDÖ puanları arasında pozitif yönde güçlü bir ilişki olduğu belirlendi (r=0,716 p<0,001). Bu çalışmada görülmüştür ki Türkiye'deki fizyoterapistler arasında profesyonellik düzeylerini iyileştirmek için fizyoterapi müfredat, eğitim değişiklikleri ve çalışma koşullarının gözden geçirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Fizyoterapist, Profesyonellik, Mesleki Değerler, Türkiye
Presbiyopik kişilerde göz egzersizlerinin görme fonksiyonu ve ince motor becerileri üzerine etkisinin incelenmesi
Çalışma, göz egzersizlerinin presbiyopik kişilerde görme fonksiyonu ve ince motor becerileri üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmamıza; yaşları 40-60 arasında değişen 29 erkek (%60.4), 19 kadın (%39.6) toplam 48 hasta alındı. Araştırmamıza katılan kişiler basit rastgele yöntemle çalışma ve kontrol gruplarına ayrıldı. Çalışma grubundaki hastalar göz egzersiz programına alındılar. Göz egzersiz programı; yoga göz egzersizleri ve kalem takip terapisinden oluşmaktaydı. Yoga göz egzersizleri 8 adımdan oluşuyordu: gözleri avuç içi ile kapatma, göz kırpma, yanlamasına bakış, ön ve yanlamasına bakış, rotasyonel bakış, yukarı aşağı bakış, burun ucuna bakış ve yakın ve uzak bakış. Göz egzersizleri 12 hafta boyunca her gün günde en az bir kez ev temelli olarak olarak uygulandı. Hastaların tümü hem çalışmanın başında hem de 12 haftanın sonunda değerlendirildi. Değerlendirmede, demografik bilgi formu, Edinburg El Tercihi Testi, O'Connor Parmak Beceri Testi, Nottingham Sağlık Profili, Ulusal Göz Sağlığı Enstitüsü Görme İşlevi Ölçeği kullanıldı. Ayrıca görme keskinliği, okuma hızı ve baş-boyun postür değerlendirmesi yapıldı. Çalışmadan sonucunda, presbiyopik kişilerin presbiyopi, adisyon, ince motor beceri, okuma hızı ve Ulusal Göz Sağlığı Enstitüsü Görme İşlevi Ölçeği değerlerinde çalışma grubunda düzelme gözlendi (p<0.05). Akıllı telefon ve bilgisayar kullanımdaki artışın presbiyopi ve adisyon değerlerini arttırdığı görüldü (p<0.05). Göz egzersizlerinin presbiyopinin ilerleme hızını yavaşlatmakta, görme fonksiyonunu geliştirmekte, okuma hızını ve ince motor becerileri arttırmakta etkin bir yöntem olduğu görüşüne varıldı. Farklı görme kusuru seviyelerinde karşılaştırmalı ve uzun takipli çalışmalara ihtiyaç vardır.
Diş hekimleri ve diş hekimliği öğrencilerinin ağrılı üst ekstremite kas iskelet sistemi problemlerinde germe ve gevşeme egzersizlerinin etkisinin araştırılması
Mustafa Rıdvan CEYLAN, Diş hekimleri ve diş hekimliği öğrencilerinin ağrılı üst ekstremite kas iskelet sistemi problemlerinde germe ve gevşeme egzersizlerinin etkisinin araştırılması, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Tezli Yüksek Lisans Programı, Gaziantep, 2019. Bu çalışma, diş hekimlerinde ve diş hekimliği öğrencilerinde üst ekstremite germe ve gevşeme egzersizlerinin etkisini araştırmak için yapıldı. Çalışmaya 54 diş hekimliği öğrencisi, 47 diş hekimi dahil edildi. Diş hekimleri 1-4 yıllık mesleki tecrübeye sahip diş hekimleri ve 4 yıldan fazla mesleki tecrübeye sahip diş hekimleri olarak; diş hekimliği öğrencileri ise 1. Sınıf lisans öğrencileri ve 4. Sınıf lisans öğrencileri olarak gruplara ayrıldı. Katılımcılara basılı materyal ile ev egzersiz programı planlanlandı. Katılımcıların; demografik özellikleri, fiziksel aktivite alışkanlıkları, ağrı düzeyleri ve kas iskelet problemlerinin dereceleri 6 haftalık egzersiz programı öncesi ve sonrası değerlendirilerek kaydedildi. Ağrının lokalizasyonu, özelliği, zamanla ağrının ilişkisi ve ağrının şiddetini ölçmek amacıyla Mc Gıll - Melzack (MPQ) ağrı anketi, kas iskelet sistemi değerlendirmesi için Nordic Kas İskelet Sistemi Anketi, Fiziksel aktivite seviyesinin belirlenmesi için ise Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi kullanıldı. Katılımcılara 6 hafta boyunca 1 set 10 tekrar şeklinde üst ekstremite germe ve gevşeme egzersizleri yaptırıldı. Çalışmanın sonucunda ağrı yönünden tedavi öncesi ve tedavi sonrası karşılaştırıldığında ağrının azaldığı, ağrının iş yapmaya engel oluşturma durumunun azaldığı, fiziksel aktivitenin arttığı bulundu (p<0.5). Gruplar karşılaştırıldığında ise 4. Sınıf lisans öğrencilerinin diğer gruplara göre ağrı düzeyinin daha düşük oranda düştüğü gözlendi (p>0.5). Sonuç olarak, diş hekimlerinde üst ekstremite germe ve gevşeme egzersizlerinin, ağrı ve kas iskelet sistemi problemleri üzerinde azaltıcı etkisi, fiziksel aktivite düzeyinde artıcı etkisi olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Diş Hekimleri, Kas İskelet Ağrısı, Kas Germe Egzersizleri, McGill Ağrı Anketi.
Total diz replasmanı geçirmiş bireylerde geç dönem egzersiz eğitiminin etkinliğinin karşılaştırılması
Bu çalışma, diz osteoartriti sonucu total diz replasmanı geçirmiş bireylere geç dönemde verilen egzersiz eğitiminin yaşam kalitesi, hareket korkusu, ağrı ve eklem sertliği üzerine olan etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya en az 6 ay önce total diz replasmanı geçiren 55 yaş ve üzeri 14'ü kadın, 6'sı erkek 20 gönüllü birey dahil edildi. Bu çalışma için özel olarak egzersiz programı oluşturuldu. Bireylere uygulanacak 8 haftalık bu egzersiz programı haftada 5 gün, günde 2 defa 15'er tekrar olacak şekilde hastalara öğretildi ve hatırlatma amacıyla özel olarak hazırlanan egzersiz görsellerinin açıklamalarıyla birlikte yer aldığı broşürler bireylere verildi. Bireylerin egzersiz takibi düzenli olarak yapıldı. Egzersiz takibi için bireyler haftada 1 gün evlerinde gözlemlendi. Çalışmamızda yaşam kalitesini ölçmek için Short Form 36 (SF-36) ölçeği, eklem sertliğini değerlendirmek için Western Ontario Mc Masters Osteoartrit İndeksi (WOMAC) testi, ağrı için Visual Analog Skala (VAS) ölçeği ve hareket korkusunu ölçmek için ise Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) kullanıldı. Testler egzersiz öncesi ve sonrasında aynı fizyoterapist tarafından bireylere tekrarlandı. Toplanan veriler kaydedildi, analizleri yapıldı ve sonuçlar karşılaştırıldı. Elde edilen verilere bakıldığında; egzersiz öncesi ve sonrası ağrıda azalma olduğu görüldü. Aynı şekilde hareket korkusu ve eklem sertliğinde azalma olduğu, fiziksel fonksiyon, enerji ve ruh sağlığı parametresinde ise artma olduğu belirtildi. Bu değişimlerin anlamlı olduğu belirlendi (p<0,05). Fiziksel rol ve genel sağlık algısı parametrelerinde olumlu anlamda değişim olmasına rağmen sonuçlar anlamlı düzeyde değildi (p>0,05). Sonuç olarak total diz replasmanı geçiren hastalarda geç dönemde ağrıyı azaltmak, hareket korkusunu en aza indirgemek ve fiziksel fonksiyonu iyileştirmek için egzersiz tedavisinin kullanılabileceği gösterilmiş oldu. Anahtar kelimeler: Total Diz Replasmanı, Hareket Korkusu, Yaşam Kalitesi, Egzersiz, Ağrı.
Denver II gelişimsel tarama testi sonucu anormal veya şüpheli olan 4-6 yaş grubu çocuklarda uygulanacak olan eğitim öncesi ve sonrası gelişim parametrelerinin ve motor performansın incelenmesi
Gelişimsel gecikme, çocuğun kronolojik yaşına uygun gelişimsel görevleri başaramadığı ve erken çocukluk döneminde takibinin yapılmasının önemli olduğu bir durumdur. Çalışma, Denver II Gelişimsel Tarama Testi sonucu anormal veya şüpheli olan 4-6 yaş çocuklarda uygulanan eğitimin gelişim parametreleri ve motor performansa etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya anaokuluna devam eden, yaşları 4-6 olan 21 çocuk alındı. Yapılan Denver II Gelişimsel Tarama Testi sonucuna göre 11 çocuk çalışma grubuna, 10 çocuk kontrol grubuna alındı. Eğitim öncesi ve sonrası ön test ve son test olarak Denver II Gelişimsel Tarama Testi ve Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlik Testi uygulandı. Çalışma grubuna 12 hafta boyunca, haftada 1 gün, 30-45 dakika olacak şekilde eğitim uygulandı. Eğitim içerik olarak; kor ve büyük kas gruplarını kuvvetlendirmeye yönelik, oyun temelli egzersiz ve motor beceri parkurlarından oluşmaktaydı. Çalışmanın sonuçlarına göre; uygulanan eğitim çalışma grubunda kişisel-sosyal gelişim, ince motor gelişim, dil gelişimi ve kaba motor gelişimde ilerleme, kaba ve ince motor performansta artış sağladı (p<0,05). Çalışma grubunda koşma hızı, denge, kuvvet, görsel-motor kontrol ve kol hızı-el becerisi parametrelerinde artış gözlenirken (p<0,05), bilateral koordinasyon, el-kol koordinasyonu ve tepki hızı parametrelerinde artış görülmedi (p>0,05). Kontrol grubunda son test lehine dengede ve kol hızı-el becerisinde gelişim görüldü (p<0,05). Sonuç olarak, erken çocukluk döneminde anaokullarında gelişim parametrelerinin, motor becerilerin ve motor performansın rutin olarak değerlendirilmesi gerektiği görüşündeyiz. Ayrıca gelişimsel gecikme ya da risk bulunan durumlarda fizyoterapist tarafından planlanan egzersiz ve müdahale programının uygulanmasının önemli olduğunu düşünmekteyiz.
Kronik bel ağrılı hastalarda spinal dekompresyon tedavisinin ağrı ve fonksiyona etkisinin araştırılması
Çalışmamız Kronik bel ağrılı hastalarda ağrıyı, engelliliği azaltmada ve yaşam kalitesini arttırmada Spinal Dekompresyon tedavsinin etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 18-65 yaş arası 39 bel ağrılı bireyler randomize olarak kontrol ve çalışma grubuna alındı. Tedaviler öncesinde, ortasında ve sonunda; McGill Melzack Ağrı Anketi (MPQ), Algometre Basınç Ağrı Eşiği Değerlendirmesi, Oswestry Özürlülük indeksi (OÖİ), Modifiye Schober testi, El Parmak Ucu Zemin Testi (EPZM), Düz Bacak Kaldırma Testi (DBKT), SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği değerlendirmeleri yapıldı. Çalışma grubunda ilk iki hafta 5 gün, ikinci 2 hafta 3 er gün, son iki hafta ise 2 gün olmak üzere 6 hafta süren Spinal Dekompresyon tedavisi, tens stimulasyonu, sıcak uygulaması ve US uygulanırken, kontrol grubuna 6 hafta boyunca, tens uygulaması, ultrason ve sıcak uygulama yapıldı. Çalışmamızda, tedavi süresince grupları kendi içlerinde değerlendirdiğimizde; MPQ sonuçları her iki grupta da tedavi ortasından itibaren benzer biçimde azaldı (p<0,05). Çalışma grubunda tedavi ortasından itibaren belirlenen noktalardaki ağrı hassasiyeti daha çok azalmaya başlarken; kontrol grubunda bu gelişme tedavi sonunda görüldü (p<0,05). Çalışma grubunda EPZM ve DBKT değerleri tedavi ortasından itibaren gelişme gösterirken tedavi sonunda her iki grupta da gelişmeler benzerdi. (p<0,05). OÖİ ve M. Schober sonuçları da her iki grupta benzer olarak azaldı (p<0,05). SF-36 alt parametrelerinde Genel Sağlık Algısı dışında (p>0,05) tüm parametreler her iki grupta da gelişme gösterdi (p<0,05). Genel Sağlık Algısı alt parametresi değeri ise hem tedavi ortasındaki hem tedavi sonundaki değerlendirmede çalışma grubunda gelişme gösterdi (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmada ise çalışma grubunda tedavi ortasında olumlu gelişmeler görülse de tedavi sonunda her iki grupta da sonuçlar benzerdi (p>0,05). Çalışma sonunda; Spinal Decompresyon tedavisinin kronik bel ağrısı tedavisinde ağrıya erken müdehalede etkili olacağının kanaatindeyiz
Serebral palsi'li çocuklarda plastik ayak ayakbileği ortezlerinin (PAFO) gövde pozisyonu üzerine etkisinin araştırılması
Bu çalışma, serebral palsili çocuklarda plastik ayak ayakbileği ortezlerinin (PAFO) gövde pozisyonu üzerine etkisinin araştırılmasının incelenmesi için tasarlandı. Çalışmaya 4-16 yaş aralıgında 11 birey dahil edildi. Bireylerin ortezli ve ortezsiz yüzey topografisi ölçümü sırasında ayakta arkasına beyaz ışık şeritleri (raster çizgileri) yansıtıldı. Kesin yüzey asimetrisini değerlendirmek ve kemik çıkıntılarını tanımlamak için görüntünün dijital bir fotoğrafı çekildi. Görüntüleme sırasında Formetric 4D (Diers International GmbH, Schlangenbad, Germany) cihazı hastaları 6 saniyelik bir aralıkta ölçtü ve saniyede 2 resim çekti. Bireylerin tekrarlı olarak ortezlerini çıkardıktan sonraki yüzey topografisi ölçümleri, Formetric 4D (Diers International GmbH, Schlangenbad, Germany) cihazı ve yazılım programına kaydedildi. Bireylere yapılan ortezsiz ve ortez kullanımı sonrası topografik ölçümlerin ve verilerin değerlendirilmesi için Formetric 4D (Diers International GmbH, Schlangenbad, Germany) cihazının yazılım programı kullanıldı. Bireylerin fonksiyonel değerlendirmesi için Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT), 2 Dakika Yürüme Testi (2DKYT), 10 Metre Yürüme Testi (10MYT), Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT), Tek Ayak Üzerinde Durma Testi (TAÜDT), Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (GMFCS) testleri yapıldı. Yüzey topografisi değerlendirilmesinde yapılan ölçüm sonrası yazılım programının hesapladığı verilerden antero-posterior değişimi, mediolateral değişim, vertebral rotasyon miktarı parametreleri karşılaştırıldı. Kolmogorov-Smirnov Testi ile verilerin normal dağılım gösterdiği görüldü. Veriler ortalama ve ± standart sapma olarak kaydedildi. Tüm analizlerde p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. İstatistiksel analiz için ortezsiz ve ortez çıkarıldıktan sonraki farklılıklar t testi ile karşılaştırıldı. Ortezsiz ve ortezli sonuçlar karşılaştırıldığında bilateral PAFO kullanımı antero-posterior değişim, mediolateral değişim ve vertebral rotasyon miktarında herhangi bir değişime neden olmadığı görüldü. Ortez kullanım süresi ve etkinliğine dair uzun dönem çalışmalara ihtiyaç vardır.
Pediatrik hemofilili hastalarda egzersiz eğitiminin ağrı, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışma, pediatrik hemofilili hastalarda egzersiz eğitiminin ağrı, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya, dizde hedef eklemi olan toplam 21 Hemofili A hastası dahil edildi. Hastalar basit randomizasyon yöntemiyle çalışma grubu, klasik tedavi grubu ve kontrol grubu olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Çalışma grubunda yer alan hastalara profilaksi tedavisine ek 12 hafta boyunca haftada 2 gün alt ekstremiteye özgü geliştirilmiş kapalı kinetik zincir, ko-kontraksiyon ve core stabilizasyondan oluşan egzersiz protokolü, klasik tedavi grubuna literatürde yer alan egzersiz eğitimi verildi. Kontrol grubunda yer alan hastalar 12 haftalık süreçte profilaksi tedavilerine devam ettiler. Tedavi öncesi ve sonrası hastaların kas iskelet sistemine ilişkin propriosepsiyon ve eklem hareket açıklığı (EHA) digital gonyometre, kısalık ölçümleri mezura ile yapıldı. Eklem sağlığı Hemofili Eklem Sağlığı Skorlama Sistemi (HESS) ile değerlendirildi. Ağrı için Mc Gill Kısa Form ölçeği kullanıldı. Fiziksel aktivite değerlendirilmesinde Zamanlı Kalk Yürü Testi (ZKYT), 5 Defa Otur Kalk Testi (5DOKT), 2 Dakika Yürüme Testi (2DYT) ve Hemofili Fonksiyonel Bağımsızlık Skoru (HFBS) kullanıldı. Yaşam kalitesi Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ) ile değerlendirildi. Çalışma grubunda yer alan hastalara uygulanan egzersiz protokolünün propriosepsiyon üzerinde etkisi diğer iki gruba göre daha fazlaydı (p<0,01). EHA ve kısalık ölçümleri çalışma ve klasik tedavi grubunda artış göstermesine rağmen üç grup arasında sonuçlar tedavi sonunda benzerlik gösterdi (p>0,05). HESS'nde tedavi sonrası gruplar arası fark gözlendi (p<0,03). Çalışma grubunda yer alan hastalar diğer iki gruba göre daha iyi iyileşme gösterdiler. Çalışma grubunda tedavi sonrası ağrı, fiziksel aktivite ve HFBS'nda iyileşme diğer iki gruba göre daha fazlaydı (p<0,05). ÇİYKÖ tedavi sonunda çalışma grubunda tedavi öncesine göre artış göstermesine rağmen, gruplar arasında sonuçlar benzerdi (p>0,05). Geliştirilen egzersiz protokolünün propriosepsiyon, eklem sağlığı, ağrı, fiziksel aktivite ve fonksiyonel bağımsızlık üzerinde daha etkili olduğu ve rehabilitasyon programlarının içerisine dahil edilebileceği sonucuna varıldı.
Reformer pilates egzersizlerinin çocuklarda mesane ve bağırsak disfonksiyonu semptomları ve yaşam kalitesi üzerine etkinliğinin araştırılması
Çalışma mesane ve bağırsak disfonksiyonu tanılı çocuklarda reformer pilates egzersizlerinin mesane ve bağırsak disfonksiyonu semptomları ve yaşam kalitesi üzerinde etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya hekim tarafından mesane ve bağırsak disfonksiyonu tanısı almış, 5-12 yaşları arasında değişen 17 çocuk dahil edildi. Basit rastgele yöntemle üroterapi grubu (kontrol) 9, reformer pilates grubu (eğitim) 8 olmak üzere iki gruba ayrıldı. Çalışmaya başlamadan önce aile onam formu imzalatıldı. Kontrol grubuna üroterapi eğitimi verildi, çalışma grubuna üroterapi eğitimine ek olarak haftada iki gün 30 dakika reformer pilates egzersiz eğitimi verildi. Mesane bağırsak disfonksiyonu; İşeme Bozukluğu Semptom Skorlaması (İBSS), Mesane ve bağırsak disfonksiyonu anketi (MBDS) ile değerlendirildi. Yaşam kalitesi: Pediatrik İnkontinans Anketi (PİA) ile değerlendirildi. 8 hafta sonra değerlendirmeler tekrarlandı. Çalışma sonrası her iki grubun da İBSS ve PİA değerlerinde azalma belirlendi (p<0,05). Kontrol grubunda MBDS değeri azalmaz iken egzersiz eğitim grubunda MBDS değeri azaldı. Eğitim grubunun kontrol grubuna göre anket puanlarının azalma oranı daha fazlaydı(p<0,05). Sonuç olarak reformer pilates egzersizlerinin MBD semptomlarının azalmasında ve yaşam kalitesinin artmasında etkili olduğu görüldü.
Lumbar disk hernisi olan bireylerde kronik dönemde core stabilizasyon egzersizlerinin denge ve yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışma, lumbar disk hernisi olan bireylerde kronik dönemde core stabilizasyon egzersizlerinin denge ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya 45-65 yaşlarında en az bir yıl önce lumbar disk hernisi tanısı almış 40 hasta alındı. Randomizasyon yapılarak tedavi ve kontrol grubu olmak üzere 20 kişilik 2 gruba ayrıldı. Hastalara ait demografik bilgiler için kendi hazırladığımız bir form, ağrı değerlendirmesi için McGill Ağrı Ölçeği ve Vizüel Ağrı Skalası, statik denge değerlendirmesi için Diasu Yürüme Analizi Cihazı ve Berg Denge Ölçeği, dinamik dengeyi değerlendirmek için Zamanlı Kalk Yürü Testi, Y Denge Diyagramı, Fonksiyonel Uzanma Testi, düşmeyi değerlendirmek için Tinetti Düşme Etkinlik Ölçeği, yaşam kalitesini ve fonksiyonelliği değerlendirmek için Oswestry Bozukluk Ölçeği ve Nottingham Sağlık Profili kullanıldı. Proprioseptif duyuyu değerlendirmek için ayakbileği eklem pozisyon hissine ayakta, nötral pozisyonda (0˚) ve 10˚ dorsi fleksiyonda açısal ölçüm yapılarak bakıldı. Tüm anketler ve ölçümler tamamlandıktan sonra hastalar programa alındı. Kontrol grubundaki hastalar rutin yaşamlarına devam ederken, tedavi grubu hastalarına core stabilizasyon odaklı modifiye pilates egzersiz programı 8 hafta, haftada 2 gün 50 dakika şeklinde uygulandı. Tedavi süreci tamamlandıktan sonra anketler ve ölçümler tekrarlandı. Tedavi grubunda dinamik denge, fonksiyonellik ve yaşam kalitesinde gelişme sağlandı (p<0,05). Statik denge açısından incelendiğinde istatiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmedi (p>0,05). Tedavi grubunda proprioseptif ölçümlerinde gelişme sağlanırken (p<0,05), kontrol grubunda anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Core stabilizasyon eğitiminin proprioseptif duyu, denge ve yaşam kalitesini iyileştirmek için etkili bir yöntem olduğu belirlendi. Modifiye pilates eğitiminin, lumbar disk hernisi olan bireylerde denge ve yaşam kalitesini artırmak için destekleyici ve koruyucu fizyoterapi modeli olarak ileri yaş gruplarında kullanılmasını önermekteyiz. Anahtar Kelimeler: Lumbar Disk Hernisi, Kronik Dönem, Denge, Core Stabilizasyon, Propriosepsiyon
Kronik migrenli kadınlarda denge rehabilitasyonunun ağrı, fiziksel fonksiyon ve depresyon düzeyi üzerine etkisi
Çalışmamız, kronik migrenli kadınlarda denge rehabilitasyon programının ağrı, fiziksel fonksiyon ve depresyon düzeyi üzerine etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya kronik migren baş ağrısı olan 24 kadın hasta dahil edildi. Hastalar gönüllülük esasına göre egzersiz grubu ve kontrol grubu olarak ikiye ayrıldı. Çalışmaya katılmadan önce hastaların baş ağrısı şiddeti Mcgill Ağrı Ölçeği Kısa Formu (MAÖ-KF), baş ağrılı gün sayısı, fiziksel fonksiyon; disabilite düzeyi MIDAS, fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA), statik ve dinamik denge Berg Denge Skalası (BDS), Tek Ayak Üzerinde Durma Testi ve L Testi, düşme korkusu Uluslararası Düşme Etkinlik Skalası (UDES), uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), yaşam kalitesi (SF-36) ve depresyon düzeyi Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile değerlendirildi. Egzersiz grubu (N=12) telerehabilitasyon ve yüz yüze denge rehabilitasyonu seanslarına katıldı. Kontrol grubu (N=12) ise farmakolojik tedaviye devam etti. Egzersiz grubu 10 hafta boyunca; haftada üç kez telerehabilitasyon seansına ve 2 haftada bir gün yüz yüze tedaviye katıldı. 10 haftalık tedavinin sonunda tüm anketler iki grup için de tekrarlandı. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası grup içi karşılaştırmaların sonucunda, egzersiz grubunda baş ağrısı şiddetinde, baş ağrılı gün sayısında, fiziksel fonksiyon parametrelerinden düşme korkusunda, azalma ve orta şiddette fiziksel aktivite düzeyinde artış (p<0,05) olduğu; statik denge parametrelerinde ve yaşam kalitesinin fiziksel fonksiyon, fiziksel rol güçlüğü ve bedensel ağrı parametrelerinde iyileşme olduğu bulundu. Kontrol grubunda ise MAÖ-KF'nin duysal skorunda azalma ve uyku kalitesinde iyileşme olduğu saptandı (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmaların sonucunda, baş ağrısı şiddeti, baş ağrılı gün sayısı, yaşam kalitesinin Bedensel Ağrı parametresi ve orta şiddetli fiziksel aktivite düzeyinde egzersiz grubunda daha fazla iyileşme olduğu saptandı (p<0,05). Sonuçlarımız denge rehabilitasyonunun kronik migrenli kadınlarda baş ağrısı şiddetinin, baş ağrılı gün sayısının ve fiziksel fonksiyon parametrelerinden; statik dengenin ve fiziksel aktivite düzeyinin artırılmasında ve düşme korkusunun azaltılmasında etkili olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Kronik migren, denge egzersizleri, ağrı, yeti yitimi, fiziksel aktivite düzeyi
Üriner inkontinansı olan kadınlarda pelvik taban sağlığı eğitimi ve egzersiz programının etkinliğinin araştırılması
Çalışma üriner inkontinansı olan kadınlarda Pelvik Taban Sağlığı Eğitimi (PTSE) ve pelvik taban egzersiz eğitim programının etkinliğinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya Stres Üriner İnkontinans (SÜİ) (n=46) ve stres baskın Mikst Üriner İnkontinans (MÜİ) (n=44) semptomu olan toplam 90 hasta dâhil edildi. PTSE alan hastalar süpervizyonsuz grubu (n=29), PTSE ile kombine pelvik taban egzersiz eğitimi programını alan hastalar süpervizyonlu grubu (n=32) ve tedavi almak istemeyen hastalar referans grup olarak kontrol grubu (n=29) oluşturacak şekilde üç gruba ayrıldı. Hastaların tedavi öncesi ve 12. hafta sonunda tedavi sonu değerlendirmeleri yapıldı. Primer ölçüm parametreleri; ped testi, İnkontinans Şiddet İndeksi (İŞİ), Vizüel Analog Skala (VAS), Üriner Distres Envanteri 6 (ÜDE-6), Global Pelvik Taban Rahatsızlık Anketi (GPTRA), 24 saatlik frekans-hacim çizelgesi, sekonder ölçüm parametreleri ise; King Sağlık Anketi, Pelvik Taban Sağlığı Bilgi Testi (PTSBT), Prolapsus ve İnkontinans Bilgi Anketi (PİBA-Üİ), Pelvik Taban ve PTKE Bilgi ve İnanışları Anketi, Global Algılanan Etki Anketi olarak belirlendi. SÜİ ve MÜİ semptomu olan tüm hastaların dâhil edildiği süpervizyonlu ve süpervizyonsuz gruplar karşılaştırıldığında; King Sağlık Anketi'nin kişisel ilişkiler alt parametresi, PİBA-Üİ ve MÜİ semptomu olan hastaların ped testi dışında (p>0,05), tüm parametrelerde süpervizyonlu grupta iyileşme oranı daha yüksekti (p<0,05). SÜİ ve MÜİ semptomu olan hastalara göre yapılan karşılaştırmalarda parametrelerdeki grup içi iyileşme oranlarının benzer olduğu, Üİ tipleri arasında fark bulunmadığı tespit edildi (p>0,05). Sonuç olarak Üİ semptomu olan kadınlara PTSE ve süpervizyonlu pelvik taban egzersiz eğitim programının birlikte uygulanmasının pelvik taban farkındalığını arttırarak hastaların Üİ ile ilişkili semptomlarını azaltıp yaşam kalitelerini iyileştirebileceği sonucuna varıldı
Üriner inkontinansı olan kronik bel ağrılı bireylerde stabilizasyon egzersizleri ve pelvik taban kas eğitiminin ağrı ve üriner parametreler üzerine etkisinin araştırılması
Üriner inkontinansı ve kronik bel ağrısı olan kişilerde stabilizasyon egzersizleriyle kombine pelvik taban kas eğitiminin ağrı ve üriner parametreler üzerine etkisinin araştırılması amacıyla yapılan çalışmaya 18-65 yaş aralığında 44 katılımcı dahil edildi. Katılımcılar randomizasyon yöntemiyle stabilizasyon egzersizleriyle kombine pelvik taban kas eğitimi grubu, standart pelvik taban kas eğitimi grubu ve kontrol grubu olarak 3 gruba ayrıldı. Gruplardan birine stabilizasyon egzersizleri ile kombine pelvik taban kas eğitimi, diğerine ise standart pelvik taban kas eğitmi verildi. İki grupta da haftanın 1 günü fizyoterapst eşliğinde, 2 günü de ev programıyla olmak üzere toplamda 8 haftalık bir program uygulandı. Kontrol grubuna ise herhangi bir müdahale yapılmadı. Ağrı ve yeti yitimi parametrelerini değerlendirmek için Sayısal Ağrı Ölçeği (NRS), Ağrıyı Felaketleştirme Ölçeği (AFÖ), Oswestry Disabilite İndeksi (ODİ) ve Kinezyofobi Ölçeği (TAMPA), üriner parametreleri değerlendirmek için Ürogenital Distres Envanteri (ÜDE) ve İnkontinans Şiddet İndeksi (İŞİ), psikolojik semptomları değerlendirmek için Sürekli Kaygı Envanteri (SKE), yaşam kalitesini değerlendirmek için ise Avrupa Yaşam Kalitesi Ölçeği (AYK) ve İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği (İYK) uygulandı. Stabilizasyon egzersizleri ile kombine bir şekilde yapılan pelvik taban kas eğitiminin standart pelvik taban kas eğitimine göre ODİ ve ÜDE parametrelerinde anlamlı düzeyde daha etkili olduğu gözlendi (p<0,05). Stabilizasyon egzersizleriyle kombine pelvik taban kas eğitimi grubunda tüm parametrelerin kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha etkili olduğu tespit edildi (p<0,05). Ayrıca bu grupta tedavi sonrası tüm parametrelerde tedavi öncesine göre anlamlı düzeyde iyileşme olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç olarak, stabilizasyon egzersizleri ile kombine uygulanan pelvik taban kas eğitiminin ağrı ve üriner parametrelerde etkili bir yaklaşım olabileceği saptandı. Standart pelvik taban kas eğitimine alternatif bir tedavi yöntemi olarak tercih edilmesinin özellikle yeti yitimi ve inkontinans semptomları açısından katkı sağlayabileceği görüşüne varıldı. Bu konuda daha fazla çalışma ve araştırma yapılması, stabilizasyon egzersizleri ile kombine pelvik taban kas eğitiminin etkinliğini daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Üriner İnkontinans, Bel Ağrısı, Stabilizasyon Egzersizleri, Pelvik Taban Kas Eğitimi
Adölesan idiyopatik skolyozda gövde propriyosepsiyonunun ve farklı egzersiz yöntemlerinin etkinliğinin incelenmesi
Bu çalışma, adölesan idiyopatik skolyozlu (AİS) bireylerde gövde propriyosepsiyonu ve pelvis oryantasyonunu araştırmak, farklı egzersiz eğitimlerinin; gövde ve pelvis propriyosepsiyonu, Cobb açısı, gövde rotasyonları, ağrı, gövde esnekliği, kozmetik deformite algılaması, vücut asimetrisi, yaşam kalitesi, dinamik denge ve egzersiz kapasitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya 21 AİS'li birey (çalışma grubu) ve 10 skolyozu olmayan yaşıt birey (kontrol grubu) dahil edildi. AİS'li bireyler randomizasyon ile Schroth (n=10) ve vestibüler egzersiz grubuna (n=11) ayrıldı. Bireylere ait demografik bilgiler kaydedildikten sonra, ilk değerlendirmeye çalışma ve kontrol grubundaki bireyler dahil edilirken, ikinci değerlendirme haftada 2 gün 12 haftalık egzersiz eğitiminden sonra çalışma grubundaki bireylere yapıldı. Postero-anteriyor radyografi yardımıyla Cobb açıları, öne eğilme testinde gövde rotasyon dereceleri, GyKo (Microgate, İtalya) sistemi kullanılarak aktif eklem pozisyon reprodüksiyonu testi ile gövde propriyosepsiyonu ve pelvis oryantasyon değerlendirmeleri yapıldı. Ayrıca McGill Ağrı Ölçeği-Kısa Formu ile ağrı, yana eğilme ve otur-uzan testi ile esneklik, Walter Reed Görsel Değerlendirme Skalası'na (WRVAS) göre birey, ebeveyni ve fizyoterapistin kozmetik deformite algılaması, Spinal Görünüm Anketi (SAQ) ile birey ve ebeveyninin kozmetik deformite algılaması, Posteriyor Gövde Asimetri İndeksi (POTSI) ile vücut asimetrisi, Scoliosis Research Society- 22 (SRS-22) Anketi ile yaşam kalitesi, Fukuda-Untenberger Adımlama Testi (FAT) ile dinamik denge ve 6 dakika yürüme testi (6DYT) ile egzersiz kapasitesi değerlendirildi. Çalışma sonuçları, AİS'li bireylerin gövde propriyosepsiyonu ve pelvis oryantasyonu değerlendirmesinde hedef açıdan sapma miktarlarının kontrol grubuna göre fazla olduğunu göstermiştir (p<0,05). Schroth ve Vestibüler egzersiz eğitimleri ile gövde propriyosepsiyonu ve pelvis oryantasyonunda her iki grupta da iyileşme elde edildi. Tüm skolyozlu bireylerin sonuçları incelendiğinde lumbar Cobb açısında azalma kaydedildi (p<0,05). Gövde rotasyonu Schroth grubu (torakal, lumbar, total) ve vestibüler grupta (torakal, torakolumbar, lumbar ve total) azalmış (p<0,05), ağrı ve esneklik verilerinde Schroth grubunda değişiklik gözlenmezken (p>0,05), vestibüler grubunda ağrıda iyileşme, yana eğilmede gövde esnekliğinde azalma tespit edilmiştir (p<0,05). Her iki grupta da fizyoterapistin WRVAS skoru azalmış (p<0,05), AİS'li birey ve ebeveyninin WRVAS ve SAQ skorunda fark görülmemiştir (p>0,05). POTSI'ye göre gövde asimetrisinde Schroth grubunda azalma görülürken (p<0,05), vestibüler grubunda değişiklik görülmemiştir (p>0,05). SRS-22 anketine göre yaşam kalitesi sonuçları incelendiğinde; Schroth grubunda mental sağlıkta, vestibüler grubunda genel yaşam kalitesinde iyileşme elde edilmiştir (p<0,05). AİS'li bireylerin egzersiz kapasitesi (6DYT) ve dinamik dengesinde (FAT) tedavi sonrası fark görülmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak; gövde propriyosepsiyonu ve pelvis oryantasyonunun AİS'li bireylerde yaşıtlarından farklı olduğu, propriyoseptif duyunun İS'de etkilendiği literatür verileri ile desteklenerek çalışmamızda sunulmuştur. Schroth egzersizleri ile aksiyal gövde rotasyonunda, gövde ve pelvis yeniden konumlandırma hatalarında, gövde asimetrisinde, fizyoterapiste göre kozmetik deformite algısında azalma ve mental sağlıkta iyileşme elde edildiği gösterilmiştir. Schroth egzersizlerine eklenen vestibüler egzersizlerin, aksiyal gövde rotasyonunu, gövde ve pelvis yeniden konumlandırma hatalarını, fizyoterapiste göre kozmetik deformite algısını azalttığı ve bireyin yaşam kalitesini iyileştirdiği ortaya konulmuştur.
İdyopatik parmak ucunda yürüyen çocuklarda, aile temelli egzersiz programının etkinliğinin araştırılması
Gülhan Uzun Eren, İdyopatik Parmak Ucunda Yürüyen Çocuklarda Aile Temelli Egzersiz Programının Etkinliğinin Araştırılması, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep 2024. İdyopatik parmak ucunda yürüme, sağlıklı çocuklarda bilinmeyen bir sebepten dolayı topuk yerine parmak ucunda yürüme alışkanlığının devam etmesidir. İdyopatik parmak ucunda yürüme, sıkça görülen bir yürüme bozukluğudur ve genellikle 3 yaşından itibaren tanı konulur. Bu çalışmanın amacı, idyopatik parmak ucunda yürüyen çocuklarda aile temelli bir egzersiz programının; yürüyüş parametreleri (topuğa basma sayısı ve adım sayısı), ayak bileği eklem pozisyon hissi ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini değerlendirmekti. Çalışmaya idyopatik parmak ucunda yürüyen 12 ve normal gelişim gösteren 12 olmak üzere 24 çocuk katıldı. Katılımcılar, programın başında ve sonunda görsel yürüme analizi, ayak bileği eklem pozisyon hissi testi ve yaşam kalitesi anketi ile değerlendirildi. Çocukların yürüyüşünü düzeltmek ve yaşam kalitesini geliştirmek için çeşitli egzersizlerden oluşan bir program uygulandı. Aile temelli egzersiz programı sonunda, idyopatik parmak ucunda yürüyen çocukların topuk teması arttı, ayak bileği eklem pozisyon hissinde gelişmeler kaydedildi, yaşam kalitesinde iyileşmeler oldu. Çalışma sonunda idyopatik parmak ucunda yürüyen çocukların değerlendirme parametrelerinde sağlıklı akranlarına yaklaştığı görüldü. Çalışmamız sonucunda, idyopatik parmak ucunda yürüyen çocuklarda aile temelli egzersiz programının, topuğa basma sayısında, ayak bileği dorsifleksiyon açısında, yaşam kalitesi alt parametrelerinde, iki nokta ayrımı ve sol ayak eklem pozisyon hissinde istatistiksel olarak anlamlı fark oluşturduğu görüldü (p<0.05). Aile temelli egzersiz programı, idyopatik parmak ucunda yürüyen çocuklar için etkili bir tedavi yöntemi olarak görülmektedir. Bu program, çocukların normal yürüyüş kalıbına dönmelerine yardımcı olarak motor becerilerini geliştirmekte ve yaşam kalitelerini arttırmaktadır. Bu bulgular, idyopatik parmak ucunda yürüyen çocuklar için geliştirilecek tedavi protokollerinde aile temelli yaklaşımların önemini vurgulamaktadır.
Diyabetik bireylerde üst ekstremiteye yönelik geliştirilen fizyoterapi programının el becerisi, propriosepsiyon ve fonksiyonelliğe etkisi
Bu çalışmanın amacı diyabetik bireylerde görülen üst ekstremite problemlerine yönelik oluşturulan fizyoterapi programının el becerisi, el bileği propriosepsiyonu ve üst ekstremite fonksiyoneliğine etkisinin incelenmesiydi. Çalışma randomize kontrollü olarak gerçekleştirildi. Araştırmaya 56 tip 2 diyabetli hasta (n=28 protokol, n=28 kontrol grubu) ve 19 sağlıklı birey dahil edildi. Değerlendirmeler 12 haftalık tedavi programının başında ve sonunda gerçekleştirildi. Ağrı değerlendirmesi 6. haftada tekrarlandı. Protokol grubuna diyabetik bireylere özgü geliştirilmiş fizyoterapi programı, kontrol grubuna ise aerobik ve kuvvetlendirme egzersizleri uygulandı. 9 Delikli Tahta Çivi Testi (9DTÇT) ile el becerisi, gonyometre ile el bileği eklem pozisyon hissi (EPH), Semmes-Weinstein Monofilaman Testi ile hafif dokunma duyusu, diskriminatör ile statik ve dinamik iki nokta ayrımı, Jamar Dinamometre ve pinçmetre ile kavrama kuvveti, MyotonPRO ile tenar ve hipotenar kasların viskoelastik özellikleri, Kol, Omuz ve El Sorunları Hızlı Anketi (Q-DASH) ve Michigan El Sonuç Anketi (MHQ) ile üst ekstremite fonksiyonelliği, Beck Depresyon Anketi ve Beck Anksiyete Anketi ile depresyon ve anksiyete düzeyi, Kısa Form-36 ile yaşam kalitesi, Görsel Analog Skalası, Numerik Ağrı Skalası, McGill Ağrı Anketi Kısa Formu ve Nöropatik Ağrı Anketi Kısa Formu ile ağrı değerlendirmesi yapıldı. 9DTÇT sonuçları sağlıklı grupta sağ ve sol el için protokol (p<0,001) ve kontrol grubundan (p<0,001) daha iyiydi. Tedavi sonrası 9DTÇT sonuçlarında protokol (p<0,001) ve kontrol grubunun (p<0,001) sağ ve sol el skorlarında iyileşme gözlendi. Sağ el bileği fleksiyonu EPH'de tedavi sonrası protokol grubunda kontrol grubundan daha iyiydi (p=0,027). Tedavi sonrası protokol ve kontrol grubunda Q-DASH, MHQ parametrelerinde iyileşme gözlendi (p<0,05). Geliştirilen fizyoterapi protokolünün el becerisi, EPH ve üst ekstremite fonksiyonelliğini iyileştirmede etkili olduğu ve diyabetli bireylerde rehabilitasyon programı olarak kullanılabileceği sonucuna varıldı.
Depresyon tanısı almış kişilerde denge eğitiminin denge, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Depresif semptomlar; düşme riskinin artmasına ve fiziksel fonksiyonlarda azalmaya neden olur. Bu araştırma depresyon tanısı almış kişilerde denge eğitiminin; denge, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla planlandı. Çalışmaya yaşları 18-60 yıl arasında değişen 39'u kadın, 9'u erkek olmak üzere 48 katılımcı dahil edildi. Katılımcılar alınma kriterlerine uygun denge eğitimi grubu (n=24), kontrol grubu (n=24) olmak üzere basit rastgele yöntemle 2 gruba ayrıldı. Denge eğitimi grubuna (DEG) psikiyatrik tedavilerine ek olarak haftada 3 gün 6 hafta boyunca 30-45 dakika süreyle denge egzersizleri uygulandı. Kontrol grubundaki (KG) katılımcılara psikiyatrik tedavileri dışında herhangi bir uygulama yapılmadı. Katılımcılar tedavilerinin başında ve 6 hafta sonunda olmak üzere 2 kere değerlendirildi. Depresyon için; Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), yaşam kalitesi için; Kısa Form 36 (SF-36), statik denge için; Romberg Test ve Flamingo Denge Testi (FDT), dinamik denge için; Y Denge Testi (YDT), Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT), Fullerton Gelişmiş Denge Ölçeği (FAB-T), fiziksel aktivite için; Ipaq Short Form, Pedometre ve 6 Dakika Yürüme Testi kullanıldı. Denge eğitimi sonunda; DEG'in FDT'sinde artış tespit edilirken (p<0,05), KG'de fark yoktu (p>0,05). DEG'de YDT ölçümünde hem sağ hem sol bacak için anterior, posteromedial ve posterolateral uzanmalarda artış tespit edilirken (p<0,05), KG'de hiçbir uzanma için farklılık tespit edilmedi (p>0,05). FUT DEG'de artarken (p<0,05), KG'de fark yoktu (p>0,05). DEG'de FAB-T için büyük etkiye sahip (d=1,12) artış tespit edilirken (p<0,05), KG'de zayıf etkiye sahip (d=0,34) artış tespit edildi (p<0,05). Fiziksel aktivite ortalamasında DEG'de artış tespit edilirken (p<0,05), KG'de değişiklik olmadı (p<0,05). Yaşam kalitesinde DEG'de bütün alt parametrelerde iyileşme varken (p<0,05), KG'de de ağrı parametresi hariç (p>0,05) diğer parametrelerde iyileşme vardı (p<0,05). Yaşam kalitesi açısından DEG ile KG karşılaştırıldığında ise DEG'in iyileşmesi KG'ye göre daha yüksekti (p<0,05). Çalışmamız, depresyon tanısı almış kişilerde denge eğitiminin; denge, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesi açısından olumlu etkilere sahip olduğunu gösterdi. Depresyon tedavisinde fiziksel bir yaklaşım olarak uygulanan denge eğitimi; bireyin denge fonksiyonunu geliştiren, fiziksel aktivite düzeyini artıran, yaşam kalitesini iyileştiren ve kolay ulaşılabilen bir seçenek olarak değerlendirilebilir.