Theses supervised by Prof. Dr. Şenol Durgun
22 theses · İstanbul Gelişim University, İstanbul Beykent University
Çokkültürlülük ve toplumsal entegrasyon açısından Almanya'da yaşayan göçmen Türklerin sorunları
İkinci Dünya Savaşında büyük yıkıma uğrayan Almanya, endüstriyel kalkınmada istihdam açığını kapatmak için ülke dışından yabancı işçi alımına yönelmiştir. Asırlarca karşılıklı çıkar ilişkilerin sürdüğü Türkiye ile yapılan antlaşma kapsamında kısa süreli "misafir işçiler" davet edilmiş, ancak iş yerinde gösterilen performans sonrasında kalıcı işçiler statüsüne geçmişlerdir. Aile birleşimi, çocuk parası gibi motivasyonuna artırıcı yasal düzenlemeler sonrasında bunlar kaldıkları yurtlardan yerleşik hayata geçiş yapmış ve zamanla vatandaşlığa geçerek ev sahibi toplum gibi ülkenin yüce değerlerine önemli katkılar sağlamışlardır. Çokkültürlü Almanya'da en büyük göçmen yoğunluğunu oluşturan Türkler ile ev sahibi toplum arasında ki sosyo-kültürel temasların başlangıç aşaması, süreç içerisinde karşılıklı iletişim düzeyi, entegrasyonun gerçekleşmesi esnasında ve sonrasında; olumlu ya da olumsuz etkileyen ana ve destekleyici nedenler incelenmiştir. Ana neden sadece sosyo-kültürel farklılıklar mı? Yoksa Alman emekçilerin gelecek kaygısı, dar gelirli vatandaşları etkileyen gelişmeler, göçmenlerin sayısal hareketliliği, Alman medyasının ötekileştirici yayınları ve bir kısım siyasal aktörlerin demeçleri kamuoyunu etkilemesinden kaynaklanan sorunlar mı? olduğu kapsamlı bir şekilde araştırılmıştır. Bu bağlamda toplumu temsil eden farklı kesimlerle yapılan ikili görüşmeler sonunda elde edilen bilgiler araştırmaya katkı sağlamıştır. Entegrasyonu olumsuz etkileyen Anayasal yaklaşımlar 2000 yılında yasal düzenlemeler ile farklı boyutlar kazanmıştır. Vatandaşlığın doğum ile de kazanılabileceği, göçmen masasının kurulması, çifte vatandaşlığın 2014 yılında belli koşullarla kabul edilmesi bu gelişmelerdendir. Göçmenlerin işçilikten girişimciliğe geçişleri, yerel, eyalet ve federal seçimlerde kullanılan oy oranı, kazanılan belediye başkanlıkları, parlamenterlik, meclis başkanlığı ve bakanlıklar ile siyasal katılıma katkıda bulunmaları ülkede "katılımcı" düzeyine geldiklerini göstermektedir. İslamofobi ve aşırı sağcı ırkçı parti AfD'nin eyaletlerde ve federal düzeyde parlamentoya girmesi, uyumu etkilemeye devam etmektedir.
Türkiye'de sosyal medyanın seçimler üzerindeki etkisi: 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve Twitter örneği
İnsanlık yirmi birinci yüzyılın en büyük itici gücü olan teknolojinin omuzlarında yükselen ağ toplumu gerçeğiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Enformasyon çağı toplumlarını bir araya getiren dijital dünyanın sosyal medya platformları bugün iletişimin en yaygın kullanıldığı alanlardır. Bu çalışma da kültürlerin buluşması ve sosyal etkileşimin yakınlaşmasıyla global/ küresel bir köye dönüşen dünyada siyasi aktörlerin iletişimi sosyal medya üzerinden ele alınmıştır. Araştırmada küresel ölçekte iletişimin geldiği noktada sınırları ortadan kaldıran küreselleşme açılımlarının iletişime etkileri, siyasal iletişimin dönüşümü, sanal ortamlarda nasıl karşılık bulduğuna yer verilmiştir. Konunun gelişimi açısından iletişim, siyaset, medya ve küreselleşme gibi kavramların tanım ve tarihi süreçlerine değinilmiştir. Türkiye'de siyasal iletişim bağlamında sosyal medyanın seçimler üzerindeki etkisi, özellikle adaylar ve seçmen açısından en yoğun etkileşimin yaşandığı 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yansımaları, son olarak sosyal medyanın en aktif mecrası olan Twitter analizleri verilmiştir. Araştırmanın ilk aşamasında detaylı bir literatür taraması yapılmış ve ilgili kaynaklara dayanarak birinci ve ikinci bölüm oluşturulmuştur. Araştırmanın üçüncü bölümünde ise adayların Twitter hesaplarını incelenerek araştırmanın kapsadığı 9-24 Haziran 2018 tarihlerinde seçimler ile ilgili atılan tweetlerin içerik analizi yapılmıştır.
Turgut Özal dönemi din-siyaset ilişkileri (1983-1993)
Din ve siyaset ilişkisi insanlığın var olma süreciyle kendini göstermiş ve ortaya çıktığı andan itibaren gerek din siyasetin yapısında köklü değişikliklere sebep olmuş, gerekse siyaset dinin değişim ve dönüşümlerine etki etmiştir. Din ve siyaset ilişkisi insanlığı bireysel, sınıfsal ve toplumsal olarak çok yakından ilgilendirmiş ve hayatlarını derinden etkilemiştir. Turgut Özal'ı ve O'nun dönemindeki din-siyaset ilişkilerini daha iyi anlamanın yolunun, modernleşmeyi ve modernizmi daha iyi anlamaktan geçtiği düşünülebilir. Modernleşmenin, son yüzyıllarda insanlığa yegane yaşam biçimi olarak sunulduğu görülmektedir. Modernitenin çıkışı, batı dünyasının Orta Çağda kilise ile geçirdiği siyasi tecrübeler neticesinde ortaya konulan siyasi ve toplumsal bir harekettir tespitinde bulunulabilir. Aynı zamanda, siyasi iradeden gelenek ve dinin uzaklaştırılması ile oluşturulmuş bir düşüncenin eseridir denilebilir. Modernizmin kaynağını Orta Çağ Hristiyanlık dini kilisesinin, din ve siyaset boyutunda yaşadığı evrelerde aramak gerektir. Dolayısıyla modernleşmenin temelinde Müslüman siyaseti ve İslam geleneğinin olmadığı görülebilir. Bu nedenle, 16.yüzyıldan günümüze kadar insanlığın yaşamış olduğu siyasi tarihte ve modernizasyon süreçlerinin sonrasında daha yaşayabileceği her türlü dini – siyasi olayda Müslüman siyasetinin olmayacağı kanaatine ulaşılabilir. Müslüman toplumlardaki din – siyaset ilişkilerindeki sorunun asıl nedenini de kendilerinden referans olarak alınmayan ve çıkış kaynağını teşkil etmeyen bir anlayışın, kendi toplumlarına modernizasyon süreçlerini uygulama sonucunda meydana gelen durumlar olarak düşünülmelidir. Modernleşme kuramı, din ve gelenek kavramları yeni katkılar sağlayacağı düşünülen kaynaklardan yararlanılarak ortaya konulmaya çalışılmıştır. Son dönem Osmanlı modernleşmesi ve Cumhuriyet dönemi modernleşmesi Turgut Özal dönemine kadar aktarılmaya çalışılmıştır. Turgut Özal'ın din – siyaset ilişkileri bağlamında neleri düzeltmenin gayreti içerisinde olduğu, neleri dengelemeye çalıştığı, bütün boyutları ile ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Modernleşme, Din, Siyaset, Laiklik, Turgut Özal
Dil, kültür ve etnisite bağlamında kimlik inşası: Ardeşen örneği
Kimlik inşası, tarih ile yüzleşme ve geleceğe yön verme arasında hassas bir dengeyi temsil eder. Bu çalışma, Ardeşen'deki Lazların kimlik inşası sürecinde etkili olan unsurları ele almayı amaçlamaktadır. Ardeşen, hem Türkçe hem de Lazca konuşulan bir bölge olarak, yerel kimlik ile ulusal kimlik arasındaki etkileşimi anlamak için uygun bir örnek sunmaktadır. Araştırma, etnik kimlik ve milli kimlik tanımında hangi öğelerin ön plana çıktığını irdelenmiştir. Etnik aidiyetler ile milli kimliği ayrıştıran unsur ile tamamlayıcı unsurların neler olduğu araştırılmıştır. Din, tarih, etnisite, dil ve kültür gibi unsurların, ulusal kimliğin inşasında nasıl bir rol oynadığı incelenmiştir. Ardeşen'de yaşayan bireylerin hem Laz kimliğini hem de Türk kimliğini nasıl bir arada sürdürebildiği; bu süreçte devlet politikalarının ve yerel dinamiklerin nasıl bir etkileşim içinde olduğu incelenenmiştir. Bu çalışma, Türkiye'deki kimlik ve aidiyet tartışmalarına yeni bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. Mikro düzeyde kimlik inşasını ele alarak, yerel dinamiklerin ulusal kimlik üzerindeki etkisi derinlemesine incelemektedir. Araştırma, ulusal kimlik inşasında ideoloji ve siyasetten uzakta durarak literatüre önemli bir katkı sağlayacaktır. Çalışmada, nitel ve nicel yöntemlerin bir arada kullanıldığı karma bir araştırma yöntemi benimsenmiştir. Araştırma verileri, Ardeşen bölgesinde yapılan etnografik gözlemler, yarı yapılandırılmış görüşmeler ve anketlerden elde edilmiştir. Nitel veriler, bireylerin kimlik inşası süreçlerini derinlemesine anlamayı hedeflerken, nicel anket sonuçları milli kimlik algısını ve Türk kimliği aidiyeti seviyelerini ölçmek için kullanılmıştır. Ardeşendeki Lazlar; Türk kimliğini, ulus kimlik olarak nitelemekte siyasi ve resmi kimlik olarak görmektedirler. Laz kimliğini ise ulusaltı kimlik olarak nitelemekte kültürel ve etnik kimlik olarak görmektedirler. Laz kimliği alt kimlik Türk kimliği üst kimlik olarak görülerek bu iki kimlik arasında bir çatışma olmadan birlikte var olmaktadırlar.
Kuzey ve Doğu Suriye'de ulusal bütünlük açısından özerk yönetim yapılanması
Bu tez, kuzeydoğu Suriye'deki özerk yönetimin rolünü, daha geniş ulusal çerçeve ve yerel bağlam içinde, tanımlayıcı ve karşılaştırmalı bir metodoloji kullanarak incelemeyi amaçlamaktadır. Suriye'de iki temel bakış açısı vardır: bir bakış açısı, özerk yönetimi, ABD'nin IŞİD'e karşı mücadelesi aracılığıyla önderlik ettiği uluslararası koalisyon tarafından meşrulaştırılan yeni, demokratik bir Suriye kurmaya doğru bir adım olarak görmektedir. Diğer bakış açısı ise bu yönetime karşı çıkmakta ve onu Suriye'nin bölünmesi için potansiyel bir temel olarak görmektedir. Hem kabulün hem de reddin arkasındaki nedenleri anlamak için, bu yönetimin tarihini incelemek esastır. Ayrıca, askeri, idari ve siyasi özerk yönetim yapısının analizi ve bu yapının dayandığı teorik ilkelerin incelenmesi, yerel siyasi ve idari uygulamalarla karşılaştırılması gerekmektedir. Sorunun ciddiyeti, bu özerk yönetimin, Suriye'nin fiilen bölünme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu çok hassas bir dönemde ortaya çıkmasındadır. Beşşar Esad rejiminin çöküşüyle birlikte, bu yönetimin bazı bölgelerdeki genişlemesi endişeleri artırmıştır. Nüfus demografisi değişmiş ve ülke şu anda iki ana kontrol alanına bölünmüştür; her kontrol alanında yerel güçlerin yanı sıra yabancı kuvvetler de bulunmaktadır. Anahtar kelimeler: Özerk Yönetim, Özyönetim, Federalizm, Özerklik
Ethnic nationalism in Afghanistan: Examining the impact of ethnicity on conflict and nation-building process
ABSTRACT This master's thesis, titled "Ethnic Nationalism in Afghanistan: Examining the Impact of Ethnicity on Conflict and Nation-Building Process," explores the intricate relationship between nationalism and ethnic identity in Afghanistan, a country known for its ethnic diversity. The study starts with a summary of nationalism's history, including its development and the key occurrences that influenced Afghan society. It draws attention to the rise of ethnic nationalism in the midst of continuing hostilities and the desire for a stable administration, especially after the Taliban rule collapsed. The thesis investigates how ethnic affiliations impact political dynamics, social cohesiveness, and the process of nation-building in Afghanistan by thoroughly analyzing a variety of ethnic groupings. It uses qualitative techniques, such as case studies and interviews, to get opinions from important community leaders and stakeholders. The results show that ethnic nationalism has two functions: it can increase tensions and conflicts between various ethnic groups while also giving marginalized populations a sense of identity and belonging. In the end, this study emphasizes how important it is to acknowledge and take into account ethnic variety when developing policies meant to advance peace and stability in Afghanistan. In order to create a more cohesive and resilient society, it advocates for an inclusive approach to nation-building that honors and incorporates the diverse range of Afghan ethnic identities. Keywords: Afghanistan, ethnicity, ethnic nationalism, the Pashtuns, ethnic conflict, nation-building, Mujahideen, Durand line.
Suriye kimliğinin inşası: Baas sonrası dönem
Günümüzde kimlik, modern devletin inşasında temel bir unsur olarak kabul edilmektedir; zira devlete istikrar kazandırır, kurumlarının birliğini güçlendirir ve toplumsal bütünlüğü destekler. Kimlik, bireyler ve gruplar arasındaki ilişkileri düzenleyen bir bağ işlevi görmekte ve toplumun farklı bileşenleri arasındaki etkileşimi şekillendirmektedir. Açık ve ortak bir kimliğin varlığı, ulusal aidiyet duygusunun pekişmesine ve vatandaşlık bilincinin güçlenmesine olanak tanır. Ayrıca, kimlik, sosyal ve siyasi çatışmaların anlaşılmasında, toplumsal dinamiklerin analiz edilmesinde merkezi bir araç olarak rol oynar. Bu nedenle, kimliğin önemi ve işlevi, modern devletin yapısını anlamak ve sürdürülebilirliğini sağlamak için akademik çalışmalar açısından vazgeçilmez bir kavramdır. Suriye devleti, I. Dünya Savaşı sonrasında, Prens Faysal'ın önderliğinde bağımsız bir Arap devleti kurma çabası olarak ilan edilen Suriye Krallığı ile kurulmuştur. Ancak bu siyasi proje, Sykes-Picot Anlaşması çerçevesinde Fransız sömürge müdahalesi nedeniyle kısa sürede sona ermiş, bağımsız ve tam teşekküllü bir Suriye devletinin kurulmasını engellemiştir. Fransız sömürge politikaları, "böl-yönet" stratejisiyle ulusal yapıyı zayıflatmış, azınlıkları destekleyerek iç bölünmeleri derinleştirmiştir. Bu politikalar, ulusal bütünlüğün zayıflamasına ve toplum içinde çatışan, çoklu kimliklerin ortaya çıkmasına yol açmış, sonraki dönemlerde istikrarlı ve birleşik bir ulusal devlet inşa etme çabalarını zorlaştırmıştır. Fransız sömürge yönetiminin sona ermesinin ardından, Suriye uzun bir askerî darbeler ve siyasi kaos dönemi yaşamış; bu durum devletin istikrarını zayıflatmış ve iktidar mücadelelerini artırmıştır. Baas Partisi'nin iktidara gelmesiyle Arap milliyetçi kimliği devletin resmi referansı olarak benimsenmiş, Hafız Esad ise parti içindeki kontrolü güçlendirerek iç siyasette baskıcı politikalar uygulamış ve dış ilişkilerde devletin istikrarını bölgesel ve uluslararası düzeyde güvence altına almak için pragmatik bir yaklaşım izlemiştir. Beşşar Esad'ın iktidara gelmesiyle, sistemde köklü reformlar gerçekleştirilememiş; baskıcı yapılar devam etmiş, güvenlik önlemleri ve mezhep temelli eğilimler artmış ve bu durum iç krizlerin derinleşmesine yol açmıştır. Bu koşullar, yaklaşık on dört yıl süren Suriye Devrimi'nin patlak vermesine ve yerel, bölgesel ve uluslararası aktörlerin müdahalesine yol açmıştır. Bu süreç, ulusal aidiyetten uzak çoklu alt kimlik çatışmalarının varlığını ve giderek artışını ortaya koymuştur. 2024 sonlarında rejimin çöküşü ve geçiş döneminin başlamasıyla birlikte, bu alt kimlikleri bütünleştirip kültürel ve toplumsal çeşitliliğin kaynağı haline getirecek kapsayıcı bir Suriye kimliğinin yeniden inşası gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bu sayede kimliklerin çatışma ve bölünmelere dönüştürülmesinin önüne geçilerek ulusal birliğin güçlendirilmesi ve devletin uzun vadeli istikrarının sağlanması mümkün olacaktır.
Erken cumhuriyet döneminde moda ve siyaset
Sanayi Devrimi sonrasında Batı'da moda, ulusal kimliğin inşasında ve toplumsal düzenin şekillenmesinde belirleyici bir dinamik haline gelirken; Osmanlı'da Batı modası modernleşmeyi temsil eden ve zorunlu kılan bir ölçüt olarak benimsenmiştir. Tanzimat'tan itibaren uygulanan kıyafet reformları, toplumsal dönüşümün en görünür göstergelerinden biri olmuş; kimi zaman cezai yaptırımlarla desteklenerek farklı kesimlere benimsetilmeye çalışılmıştır. Bu deneyim, Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte daha köklü ve kapsamlı bir programa dönüşmüştür. Cumhuriyet döneminde kıyafet, bireysel tercih sınırlarını aşarak ulusal kimliğin inşa sürecinde işlevsel bir unsur haline gelmiştir. 1925 tarihli Şapka Kanunu, 1934 Kıyafet İnkılabı ve devlet yatırımı olarak kurulan Sümerbank; modernleşme siyasetinin bireylerin bedenleri üzerinden toplumsal hayata aktarılmasının simgesel adımlarını oluşturmuştur. Sümerbank'ın üretim ve reklam faaliyetleri, modern giyim kültürünü toplumun geniş kesimlerine yaymayı hedeflemiş; reformlara uymayanlara yönelik hukuki ve idari yaptırımlar ise bu politikaların yalnızca teşvik edilmediğini, zorunlu hâle getirildiğini göstermiştir. Dönemin basın-yayın organları —gazeteler, popüler dergiler ve mizah dergileri— eski ile yeni arasındaki gerilimleri görünür kılarak reformların toplumsal etkilerini tartışmaya açmıştır. Bu tez, Osmanlı'nın son dönemlerinden Cumhuriyet'in erken yıllarına uzanan süreçte giyim, moda ve siyaset arasındaki etkileşimi incelemektedir. Modernleşme yalnızca devlet kurumlarına yönelik bir düzenleme değil, gündelik yaşamın en görünür alanlarına nüfuz eden çok katmanlı bir dönüşüm olarak ele alınmıştır. Araştırma tarihsel-sosyolojik bir yöntemle yürütülmüş; resmî belgeler, süreli yayınlar ve dönemin tanıklıkları birincil kaynak olarak değerlendirilmiştir. Çalışma, moda ve siyaseti kesişim noktasında ele alarak modernleşmenin toplumsal boyutlarını gündelik hayat üzerinden analiz etmekte ve literatürdeki siyaset–moda eksenli modernleşme tartışmalarına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Emanullah dönemi Afganistan modernleşmesinde devlet ve devletyapılanması
Afganistan, 1919 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra, Emanullah Han liderliğinde modern bir ulus-devlet inşa etme hedefiyle köklü reformlara yönelmiştir. Bu reform süreci, dönemin modernleşme idealleri ve anayasal yönetim anlayışından etkilenmiştir. Emanullah Han'ın temel amacı, geleneksel yapıları aşarak merkezi ve çağdaş bir devlet modeli kurmaktı. Bu doğrultuda, 1923 yılında yürürlüğe giren anayasa ile yasama, yürütme ve yargı organlarının yetkileri netleştirilmiş; devletin idari yapısı yeniden şekillendirilmiştir. Bakanlık sisteminin kurulmasıyla bürokratik yapılanma daha sistematik hâle getirilmiş ve kamu yönetimi çağdaş normlara göre düzenlenmiştir. Kurumsal yeniden yapılanmanın yanı sıra ordu, vergi sistemi ve yerel yönetim yapıları da modernleştirilmiş; aşiret sisteminin etkisi azaltılarak merkezi otoritenin taşrada da etkinliği artırılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda, geleneksel yerel liderlerin yerine merkezi hükümete bağlı valiler görevlendirilmiştir. Ancak reformların kapsamı ve hızının toplumun geleneksel yapılarıyla örtüşmemesi, geniş kesimlerde dirençle karşılaşmıştır. Toplumsal yapıdaki bu tepkiler, reform sürecinin sekteye uğramasına ve nihayetinde Emanullah Han'ın iktidardan çekilmesine yol açmıştır. Reform girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanması, Afganistan'daki modernleşme çabalarının sonraki dönemlerde de çeşitli zorluklarla karşılaşmasına zemin hazırlamıştır.
Türkiye'de çok partili sisteme geçişte rol oynayan iç ve dış etkenler
Bugün yurt yönetiminde görev alan ya da almaya hazırlanan genç nesiller Türkiye'nin çok partili hayata geçiş nedenlerini çok iyi bilmiyorlar. İşte bu nedenle bu çalışmada, Türkiye'nin çok partili sisteme geçişinde rol oynayan iç ve dış etkenler araştırılmıştır. 1945 yılının değişen koşullar içerisinde tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de yeni bir dönemin başladığı söylenebilir. Tek Parti konumunda bulunan CHP'nin karşısında siyasal partilerin kurulması, çok partili siyasal düzene, savaşın bittiği günlerde alelacele geçişmiş olması, iktidar partisinin bu süreci desteklemesi ve bu süreçte ki dış etkenler nelerdir? Benzer sorulara çeşitli yazarların kitaplarından yararlanarak cevap vermeye çalışılmıştır. İşte, "Türkiye'nin Tek Partili Hayattan Çok Partili Hayata Geçişinde İç ve Dış Etkenler" adlı çalışmam bu döneme ait merakımı birazda olsa giderebilmek için yapılmıştır. Bu çalışma ile Türkiye'nin tek partili sistemden çok partili sisteme geçiş sürecinde rol oynayan iç ve dış etkenleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler : CHP, Çok Partili Hayat, Tek Parti Dönemi,İkinci Dünya Savaşı .
Türkiye'de siyasal islamın partileşme faaliyetleri: Milli Görüş Partileri örneği
Din ve siyaset ilişkisi, insanlığın gelişme süreciyle birlikte ortaya çıkmış ve ortaya çıktığı tarihten itibaren, insanlığı bireysel, sınıfsal ve toplumsal olarak çok yakından ilgilendirmiş ve derinden etkilemiştir. Siyasal İslam ise İslam'ın derin tarihsel birikiminin oluşturduğu temelde dönemin siyasal ve sosyal gelişmeleri çerçevesinde şekillenmiştir. Siyasal İslam, 19. Yüzyılda İslam toplumlarının Batı toplumlarıyla ilişkilerinin artması ve Batı toplumları karşısında alınan savaş yenilgilerinin sonucuna dayalı olan "Devleti kurtarma" fikri temelinde şekillenmiş, toplumsal ve düşünsel değişimin bir ürünü olarak kendini göstermiştir. Siyasal İslam, toplumun tabanından devletin en üstüne ve devletin tek tipleştirmesine karşı bir hareket olarak görülmektedir. Siyasal İslam kavramı; siyasal olanı, bağımsızlığı, devlet düzenini, kalkınma, büyüme ve sanayileşme gibi kavramları da içinde barındırmaktadır. Siyasal İslam, siyasal olarak ele alındığında, gerek siyasal sistem içerisindeki yeri, gerekse Türkiye'nin siyasal yaşamındaki etkileri konusunda büyük bir yer ve önem arz etmektedir. Siyasal İslam'ı, din ve devlet ilişkisiyle temellendirerek başlayan bu çalışma, Siyasal İslam'ın Türkiye'deki gelişim ve dönüşüm evrelerini dönemlere bölmüş, partileşme süreçlerini, kendi dönemselliği içinde mevcut şartların etkisinde inceleyerek, Türkiye'deki bu akımın en önemli dinamiği olan Milli Görüş partileri üzerinden örneklendirmeye çalışmıştır.
Lübnan'ın bütünleşme sorunları
Lübnan, jeopolitik ve jeostratejik konumu nedeniyle modern çağ öncesi ve modern çağ sonrası bölgede daima önemli bir merkez olmuştur. Öyle ki, tarihte birçok devlet veya birçok imparatorluk Lübnan bölgesine hakim olmak için savaşlar ve şiddetli çatışmalar içerisinde olmuştur. Bu hakimiyet savaşlarının temelinde ise, Lübnan'ın jeopolitik konumu, deniz hakimiyeti, ticari ulaşım hattı vs. özelliklere sahip olması olmuştur. Çalışmada, Lübnan'ın ulusal bütünleşme sorunlarının temelinde yer alan zaimlik sistemi, mezhepler, dinler arası güç mücadeleleri, dış güçlerin bölge üzerindeki nüfuz mücadeleleri ele alınmış ve bütünleşme sorunlarını gidermek için yapılan antlaşmalar incelenmiştir. Ülkedeki bu değişkenler çerçevesinde bütünleşme sorunlarını giderecek çeşitli varsayımlar ileri sürülmüş ve bu varsayımlarla sorunun çözülmesi amaçlanmıştır. Ancak Lübnan için öne sürülen varsayımlar ülkenin genel yapısı ve güç mücadelelerinin her aile, her mezhep ve her din için devam etmesi; her birinin kendi egemenliğini sağlama çabasında olması ulusal bütünleşme için ileri sürülen çözümlerin gerçekleştirilmesini imkansız kılmaktadır.
Kıbrıs meselesinin Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine etkileri
Kıbrıs, Avrupa Birliği, Türkiye ve Yunanistan üçgeninde birçok siyasi, ekonomik, iç ve dış politika stratejileri içeren ve bununla birlikte birçok problemleri de barındıran bir bölgedir. Kıbrıs kuzeyde Türkler, güneyde ise Rumların bulunduğu iki uluslu bir yapıya sahiptir. Bu iki ulusun kendi aralarındaki çözümsüzlükler/ sorunlar uyrukları olduğu Türkiye ve Yunanistan'ın da karşılıklı olarak sorunların çıkışı ve çözümü konusunda karşı karşıya getirmektedir. Son elli yıl içerisinde Kıbrıs Adasında gelişen bir dizi olaylar döngüsü, özellikle Rum tarafına ideolojik amaçları, Yunanistan'ın Kıbrıs üzerinde hak iddaları, Enosis- Megali İdea düşünceleri, Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'taki vatandaşlarını uluslararası arenada tanınmasını sağlamaya dönük çalışması ve Türk varlığının kabul edilmesi yönünde siyasi hareketler, bununla birlikte bölgenin jeostratejik ve jeopolitik önemi, Türkiye ve Yunanistan arasında günümüzde de güncelliğini koruyan bir mesele haline gelmiştir. Sorunların bütünleşmeci temelinde veya bütünleşmeye/birleşmeye yönelik Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği bir dizi anlaşmalar, planlar (Kurucu Anlaşmalar, Fikirler Dizisi, Annan Planı, vs.) uygulanılmaya çalışılmış, lakin tarafların bölgedeki çıkarlarından, stratejilerinden vazgeçmemesi sebebiyle başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Aynı zamanda Kıbrıs Adasındaki sorunlar dinamikliğini korurken 1998 yılında Kıbrıs Rum Kesiminin Avrupa Birliği ile Müzakerelere başlaması ve 2004 yılında da Avrupa Birliği'ne tam üye olması sorunu daha da karmaşık hale getirmiştir. Bu karmaşıklık, Türkiye'nin AB ilişkilerinde yeni bir dönemi başlatmış, Avrupa Birliği devletler hukuku açısından mümkün olmadığı halde Kıbrıs'ı temsilen Kıbrıs'taki Rum Yönetimi'ne vermiş olduğu üyelik statüsü, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne yönelik politikalarının ve Kıbrıs ile ilgili stratejilerinin de değişmesine neden olmuştur.
Devletleşme sürecinde Afganistan'da kimlik arayışları
Bu çalışmada devletleşme sürecindeki Afganistan'da kimlik siyaseti ve ulusal kimliğin gelişimi ele alınmıştır. Çalışmanın kapsamı geçmişten günümüze kadar Afganistan'da uygulanan kimlik siyaseti ve ABD işgali sonrası yeni devlet kurumlarının inşası ile uygulanan siyaset temelinde yaşanan kimlik arayışlarıdır. ABD işgali sonrası oluşturulan yeni siyasi düzenin demokrasi ve etnik çoğulculuğu benimseyen yönetim anlayışı ile ulusal kimliğin güçlendirileceği kabul edilmektedir. Ancak Afganistan'ın eski geleneksel siyasi yapısı nedeniyle karşılaşılan sorunların ulusal kimliğin güçlenmesine engel olduğu söylenebilir. Bu çalışmanın sonucunda Afganistan'da yeni devlet kurumlarının, geleneksel kurumların yerini alması sürecinin önümüzdeki dönemde kırılgan bir yapıda uzun bir süre devam edeceği beklenmektedir. Aynı zamanda bu süreçte ülkede ulusal kimliğin güçlenmesi olasılığının oldukça düşük olduğu ve ancak bu sürecin kırılganlığını aşarak başarılı olması halinde ulusal kimliğin güçleneceği düşüncesine ulaşılmıştır.
Post-Sovyet sonrası Gürcistan'da milliyetçilik
Bu çalışmada milliyetçiliğe/ulusçuluğa ve millet kavramlarına ilişkin son dönem milliyetçilik literatürünün kuramsal bir değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Milliyetçilik ve millet olgusuna ilişkin kuramsal yaklaşımdan bahsedilerek uzun yıllar Rus yönetimi altında olan Gürcülerin milliyetçi yapılarını içermektedir. Millet ve ulus kavramları çerçevesinde şekillenen milliyetçilik olgusu Rusya ve Gürcistan paralelinde incelenmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada 1990-2015 yılları arasında Rusya ekseninde Gürcistan milliyetçiliği incelenmiş ve küçük bir etnik grup olan Gürcistan'ın zamanla milliyetçi bir yapıya nasıl dönüştüğü belirtilmiştir. Çalışmada zamanında Rus himayesinde iken Rus milliyetçiliğine karşı çıkan Gürcistan'ın bağımsızlığını kazandıktan sonra kendi topraklarındaki diğer halklara da aynı milliyetçi politikayı uygulamasıdır.
İsrail'de vatandaşlık anlayışı: Değişen anlayışlar ve sorunlar
Bu çalışmanın amacı, tarihsel süreç içinde birçok sosyal, ekonomik, siyasal, dinsel ve kültürel unsurun etkisi altında farlı şekillerde anlamlanmış dinamik bir kavram olan vatandaşlığın, İsrail özelinde gerçekleşen anlayışının şekilleniş sürecini ve karşılaştığı sorunları incelemektir. Yahudilerin, bağımsız İsrail Devletinin kurulmasından sonra onu nesiller boyu kalplerinde taşıdıkları kendi devletine sahip olma arzusuyla olabildiğince Yahudi yapmaya çalışmaları, İsrail?deki vatandaşlık anlayışını ciddi şekilde etkilemiştir. Bu çerçevede, modern bir devlete sahip olmadan çok önce bir millet haline gelmiş Yahudilerin, Tevrat kökenli etnik bilinç ve kimliklerinin İsrail Devletinin vatandaşlık anlayışının oluşumunda ve uygulamasında öncelik taşıdığı görülmüştür. Bu öncelik, İsrail?in Yahudi olmayan vatandaşları aleyhinde bazı temel vatandaşlık hakların ihlali sonucunu doğurarak toplumsal bir kutuplaşma meydana getirmiştir. Anahtar Kelimeler: Vatandaşlık, Küresel Vatandaşlık, Vatandaşlıkta Güncel Değişimler, İsrail Vatandaşlığı, İsrail Vatandaşlığının Sorunları
Türkiye'de parlamenter sistem uygulaması
Bu çalışmanın amacı Türkiye?deki parlamenter sistemi tarihsel süreç içerisinde inceleyip değerlendirmektir. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup mevzuya yaklaşım olarak bütüncül bir bakış açısı getirilmiştir. Koalisyon hükümetlerinin getirdiği zaaflar, temsil krizleri, istikrarsızlık dönemlerindeki askeri müdahaleler, plebisit, kutuplaşma, demokratikleşme ve insan haklarında sıkıntılar sistemin tıkandığı ana noktalardır. Bu çalışma parlamenter sistemin yapısı itibarı ile oluşan sorunlara çözüm getirilmesi açısından önemlidir. Türkiye parlamenter sistemi uygulamasını kavrayışla ele almak, yasama ve yürütme organlarını işleyişi ve siyasi parti çalışmalarıyla ilgili bulguları ortaya koyabilmek çalışmanın ana hedefi olmuştur. Bu konu araştırılırken kavramsal çerçeve çizilerek parlamenter sistemin tanımı, yapısı ve özellikleri, işlevleri, avantajları ve dezavantajları üzerinde durulmuştur. Örnek uygulama olarak kabul edilen İngiltere'nin siyasi tarihi ele alınmıştır. Bu örnek üzerinden karşılaştırma sağlayacak bir biçimde Türkiye siyasi tarihi merhaleleri ile birlikte incelenmiş olup Cumhuriyet öncesi parlamenter sistemi hazırlayan olay ve olgular; Osmanlı dönemi meşrutiyet ve anayasal hareketleri gözden geçirilmiştir. Cumhuriyet tarihinin önemli gelişmeleri olan 1921, 1924, 1962 ve 1982 anayasaları yapım ve uygulama süreçleri parlamenter sistem uygulamaları ortaya konmuştur. Sonuç olarak Türkiye açısından parlamenter sistemin terk edilmesinin uygun olmadığı kanaatine varılmıştır. Çünkü parlamenter sistemin esnekliği sayesinde kriz ve tıkanıklıkları içselleştirerek sürdürülebilir bir siyasi atmosfere dönüştürdüğü idrak edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Parlamenter Sistem, Yasama, Yürütme, Siyasal Partiler.
Sosyal medya ve siyaset ilişkisi: Mısır örneği
Bu çalışmanın temel amacı, yeni medya olarak da adlandırılan sosyal medyanın siyaset üzerine etkisi Mısır özelinde incelenmesidir. Sosyal medyanın doğuşu, tanımı ve özellikleri anlatılarak, sosyal medya araçlarının toplumsal yapıya ne denli etki ettiği açıklanmıştır. Bu bağlamda ortaya çıkan bazı kavramlar ilgili arşivler araştırılarak çalışmaya eklenmiştir. Çalışmanın sonuçları; sosyal medyanın siyasi yapıyı ve toplum hareketlerini doğrudan etkileyemediği, ancak toplumun rahatsız olduğu noktalarda daha hızlı aksiyon alınmasını ve toplumun hızlı ve etkin bir biçimde mobilize olmasını sağlamaktadır. Kısacası bu çalışmayla sosyal medyanın siyasi yapı üzerindeki baskıyı arttırıcı bir rol oynadığı görülmüştür.
Adalet ve Kalıkınma Partisi'nin siyasal kimliği
Araştırmada siyasi hayatımızda önemli bir siyasal aktör olan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin tanımladığı siyasal kimliği tanımlarken beraberinde siyasal kimlik arayışları incelenmiştir. Elde edilen sonuçların Türk siyasi hayatında siyasal kimlik arayışları bağlamında söylem ve uygulamaların uyumluluğu hakkında yapılan tartışmalara yol göstermesi açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Yöntem olarak ele alınan konunun sınırlarını belirleyen kavramsal tanımlamalar "Kimlik" kavramına genel bir bakış, Türkiye'de temel kimlik arayışları ve nihayetinde Adalet ve Kalkınma Partisi'nin geliştirmeye çalıştığı "Muhafazakar Demokratlık" olarak adlandırdığı siyasal kimlik, geliştirdiği temel parametreleri anlatılmaya çalışılmış, tanımladığı siyasal kimliği konusunda yapılan bilimsel tartışmalar ışığında başka siyasal kimlik görünümlerine de sahip olduğu konusu incelenmiştir. Bu çalışmada AK Parti'nin siyasal kimliğinin Muhafazakar Demokrat olmasının yanında Müslüman Demokrat, Liberal Demokrat görünmesinin, uygulamalarına baktığımızda dindarların beklentilerini karşılamasının yanında liberal ekonomik uygulamaları ile merkez sağda yer alan liberallerinde beklentilerini verdiğini,; diğer yandan çeşitli kimlik talepleriyle ortaya çıkanların taleplerine karşılık vermeye çalışması ;muhafazakar demokrat siyasal kimlik tanımının diğer siyasal kimlik kavramlarını da içine aldığı sonucuna varabiliriz.
İran'ın ulusal bütünlüğü ve Güney Azerbaycan sorunu
İran, jeopolitik ve jeostratejik açıdan Orta Asya'nın hem Orta Doğu'ya hem de Avrupa'ya açılan kapısı konumundadır. İran multi-etnik yapıya sahip bir ülkedir. İran'ın içinde başta Farslar olmak üzere Türkler, Kürtler, Araplar, Beluçlar, Lorlar, Türkmenler gibi birçok etnik topluluk yaşamaktadır. İran, içindeki bu etnik topluluklara karşı asimilasyon, Farslılaştırma ve siyasi, ekonomik, hukuki, idari, sosyal politikalar uygulayarak bütünlüğünü sağlama yoluna gitmiştir. İran'ın uygulamış olduğu kimlik politikaları sonucunda, içinde yaşayan bütün etnik toplulukların kendi benliklerini koruma yoluna sevk etmiştir. İran'da modernizm ile birlikte Meşrutiyet Devrimi kendisini göstermiş, ardından 1920-24'te milliyetçilik akımlarıyla birleşerek İran İslam Devrimine (1979) kadar İran iktidarının temel siyasi ideolojisi olmuştur. İran İslam Devrimiyle birlikte İran, hem siyasi ve idari hem de toplumsal ve sosyal olarak bir dönüşüm yaşamış ve bu devrimsel dönüşüm modern devrimlerle karşılaştırılabilecek bir seviyeye ulaşmıştır. İslam Devrimi sonrası İran, ulusal bütünlüğünü "İslam dininin temel prensipleri" ve "Fars milliyetçiliği" üzerine inşa etmiştir. İran İslam Devrimi öncesi etnik topluluklar üzerinde uygulanan kimlik politikaları, devrim sonrası da etkisi devam etmiştir. Bu tez çalışmasında, İran'ın ulusal bütünlüğünün temelinde ve ulusal bütünlüğün oluşumunda yer alan unsurlar, kimlik politikaları ve uluslaşma sürecinde kullanılan stratejiler, argümanlar ve ideolojiler ele alınmıştır. Bununla birlikte İran'ın, ulusal bütünlüğünü oluşturmak için öne sürdüğü veya uyguladığı kimlik ideolojileri (Fars milliyetçilikleri), başta Güney Azerbaycan Türkleri olmak üzere diğer etnik toplulukların ve bölgelerin nasıl etkilendiği ve karşı tepkilerin boyutları da incelenmiştir.
Türkiye'de yarı başkanlık sisteminin uygulanabilirliği
21. yy'ın en çok tartışmalı konularından biri olan "yarı başkanlık" sistemi gerek siyasi gerek sosyo-politik açıdan pek çok problemi beraberinde getirmiştir. Bu sorunların en muhtemeli yürütme yetkisinin tek başına başbakanda toplanması ve olası bir dikta sorunuyla karşılaşılması problemidir. Bu ve benzeri problemlerin giderilmesi yine sistemin sunduğu çözüm önerilerine bağlıdır. Çalışmamızın amacı Fransa' da uygulanan yarı başkanlık sistemi ile ülkemzdeki parlamenter sistemi mukayese etmek olup bu sistemin ülkemizde uygulanabilirliği için olası avantaj ve dezavantajları sunmaktır. Bu çalışmamızda sistemin ülkemiz açısından oluşabilecek pekçok sorun gündeme getirildiği gibi bu sorunlara çözüm yolları da üretilmiş bulunmaktadır. Üç bölümden oluşan çalışmamızın ilk bölmünde yarı başkanlık sisteminin tanımı ve ortaya çıkışı konusuna yer verilmiştir. İkinci bölümünde ülkemizin siyasal yapısı ve sisteme yöneltilen eleştiriler, üçüncü bölmünde ise ülkemizdeki rejim arayışlarına ve yarı başkanlık sisteminin uygulanabilirliği üzerinde tespitlerde bulunulmuştur. Çalışmamız Fransa yarı başkanlık sistemi ile mukayese edildiğinden bu sistemin değişkenlikleriyle sabit bırakılmıştır. Aynı zamanda çalışmamız Fransa' da V. Cumhuriyet Anayasası ile yarı başkanlık sistemini esas almış, bu sistem üzerinden fikirler ve modeller üretilmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak ise çalışmamızda parlamenter ve yarı başkanlık sistemleri mukayese edilmiş, bu sistemin ülkemizde uygulanabilirliği üzerindeki temel görüş ve öneriler değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Çalışmamız olası her sistemin uygulanabilirliği açısından oluşacak her probleme karşı bir çözüm önerisi olarak sunulmaktadır.
Erken Cumhuriyet Dönemi ulus inşası ve dilde milliyetçilik
Bu çalışmada dilin Osmanlı millet sistemi içerisinde ve erken Cumhuriyet döneminde ulus- inşa sürecindeki rolü açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. Dilin, Türk ulusal kimliğinin oluşum sürecindeki etkisini analiz edebilmek amacıyla öncelikle modernleşme, milliyetçilik, ulus- devlet, milliyetçilik türlerinden iradi milliyetçilik ve etnik milliyetçilik, dilde milliyetçilik gibi kavramların Batı'daki gelişim seyrine bakılmıştır. Bir sonraki aşamada aynı kavramların Osmanlı Devleti'ne ve yeni kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti üzerindeki etkisi incelenmiş ve Cumhuriyet dönemindeki dil reformları ile yeni ulusal yapının bu süreçten nasıl etkilendiği açıklanmıştır. Buna göre Cumhuriyet'in kurucuları başlangıçta iradi ulusçuluktan yana tutum sergilemişlerdir. Yeni oluşturulmaya çalışılan ulusun Osmanlı kimliğinden sıyrılıp yeni Türk kimliğini benimsemesi amaçlanmış ve Türk kavramının içeriği kendini Türk olarak hisseden tüm etnik ve dini grupları kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Ancak Osmanlı Devleti'nden devralınan çok kültürlülük ve çeşitlilik zamanla sorun olarak görülmeye başlanmış iradi ulusçuluğun yerini zamanla etnik ulusçuluk almıştır. Çıkarılan kanunlarla resmi ideoloji halka benimsetilmeye çalışılmış ve Türkiye Cumhuriyet'in etnik yapısına yapılan vurgu artmıştır.