Theses supervised by Prof. Dr. Serap Suğur
11 theses · Anadolu University
Trafik suçlarının suç kuramlarındaki yeri ve sosyolojik analizi
Bu çalışmanın amacı trafik suçlarının suç kuramları içindeki yerini tartışmak ve temelinde yatan sosyolojik nedenleri incelemektir. Çalışma 2013-2014 yılları arasında Eskişehir'de yürütülen bir alan araştırmasının verilerine dayanmaktadır. Nicel yöntemi izleyen araştırmanın verileri 300 anketle toplanmış, SPSS yardımıyla çözümlenmiş ve 12 yarı yapılandırılmış görüşme ile desteklenmiştir. Araştırmada cinsiyet, yaş, eğitim, meslek ve gelir gibi değişkenlerin yanı sıra trafikte sürücü veya yaya olmanın trafik kazalarına ve trafik suçlarına yönelik düşünce ve davranışlar üzerindeki etkisini ortaya koymaya yönelik sorular sorulmuştur. Çalışmada ayrıca ölümlü veya yaralanmalı trafik kazası geçirmiş olma deneyiminin trafik suçlarına yönelik bakış açısı üzerindeki etkisi de araştırılmıştır. Bu amaçla, araştırmada özellikle kendileri veya yakınları ölümlü veya yaranmalı trafik kazası geçirmiş olan katılımcılarla geçirmemiş olan katılımcıların trafik kazaları ile trafik suçlarının nedenlerine ve çözüm önerilerine yönelik görüşleri karşılaştırılmıştır. Çalışmada trafik suçlarının sosyolojik nedenleri dört ana başlık altında toplanmaktadır. Bunlar; modern dünyanın maddi unsurlarıyla maddi olmayan unsurlarının eş zamanlı gelişmemesinin küresel ve ülke bazında yol açtığı sonuçlar, toplumda trafik kazalarına ilişkin kültürel bir hafızanın gelişmemiş olması, trafik suçlarının toplumda etnik, sınıfsal ve sosyal tüm kesimler ve gruplar tarafından işlenebilen bir suç olması ve son olarak trafik suçlarının kapitalist bir ekonomide satılabilir riskler olmamasıdır. Bulgular cinsiyet, yaş, eğitim, meslek ve gelir düzeyi gibi değişkenlerin trafik suçlarına yönelik düşünce ve davranışları etkilediğini ortaya koymaktadır. Öte taraftan bulgular, katılımcıların ölümlü ya da yaralanmalı trafik kazası geçirmiş olmalarının trafik kazaları ve trafik suçlarının nedenlerine ve çözüm önerilerine yönelik görüşleri üzerinde önemli bir etki yaratmadığını da ortaya koymaktadır. Trafik suçlarının ışık ihlalinden taksirle ölüme sebebiyet vermeye kadar uzanan farklı suç türlerini içinde barındırması birçok suç kuramının kavramsal bütünleşmesiyle açıklamayı gerektirmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada trafik suçları caydırıcılık teorisi, rutin aktiviteler teorisi ile nötrleştirme teknikleri gibi bazı sosyal öğrenme ve süreç teorilerinin belirli kavramlarıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Suç, suç sosyolojisi, suç kuramları, trafik kazaları, trafik suçları
Çanakkale Fevzipaşa Mahallesi'nde Roman kimliğinin oluşumu üzerine bir saha çalışması
'Öteki' ile temasın kaçınılmaz hale geldiği ve ulusal sınırların zorlanmaya başladığı günümüz toplumlarında, kimlik oluşumunun kurgusal arka planının gözler önüne serilme sürecinin hız kazandığı görülmektedir. Kimlik tartışmalarının kendisine bu denli yoğun yer edinebildiği bir süreçte, Çingene/Roman topluluklarının yaşam koşullarının gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Çingene/Roman topluluklarının kendilerini hala çeşitli hak talepleri ile ortaya koymaktan büyük oranda geride duruyor olmasıysa, onların içinden geldiği tarihsel süreci ve bağlamsal yaşam koşullarını dikkate almanın önem ve gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu minvalde, bu araştırmanın, mevcut soru işaretlerine kimlik oluşumu bağlamında bazı yanıtlar sunabilmesi umulmaktadır. Genel olarak Çingene/Roman topluluklarının kimlik oluşumunu konu edinen bu araştırmanın mekânsal çerçevesini Çanakkale'de Roman Mahallesi olarak tanınmakta olan Fevzipaşa Mahallesi oluşturmaktadır. Katılımlı gözlem yönteminin eşlik ettiği alan araştırması neticesinde, mahalle sakinleri içerisinden, amaçlı örneklem yoluyla seçilmiş 54 katılımcıyla görüşülmüş ve grubun kimlik oluşumunu anlamaya dönük birinci elden nitel veriler elde edilmeye çalışılmıştır. Bu araştırmada elde edilen bulgular, mahalle halkının gerek sosyal gerekse ekonomik anlamda dışlanma deneyimleriyle mücadele etmeye devam ettiğini ortaya koymaktadır. Kendisine yöneltilen damga biçimlerini kendi bağlamsal yaşam koşullarının gerektirdiği stratejileri benimseyerek aşma gayretindeki mahallelinin, bir nevi 'mikro kimlik' örneği olarak, 'Fevzipaşalılık' vurgusunu kimlik oluşumunun merkezi bir noktasında konumlandırdığı ve kendisini diğer Çingene/Roman gruplarından bu mekansal kimlik hattı üzerinden ayırma eğiliminde olduğu görülmüştür. Bu araştırma, söz konusu sınırların onları diğerlerinden ne oranda ayırdığı ve hangi konularda kader ortaklığına mahkum ettiğini anlama amacıyla; özelde mahalle içi dinamikler, mekana kazandırılan anlam, öteki ile ilişki, genelde ise medya, eğitim ve istihdam olanakları gibi noktalara odaklanmaktadır. Tüm bu ilişkiler; birey, yapı ve alan arasında süregelen dinamik ve diyalektik ilişkiyi gözden kaçırmamanın en uygun yollarından biri olarak görülen Bourdieu sosyolojisi perspektifinden ve özellikle habitus kavramı çerçevesinde ele alınmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çingene/Roman, Kimlik, Etnisite, Sosyal Dışlanma, Habitus
Okullarda şiddet ve suç: Eskişehir örneği
Araştırmada temel olarak lise öğrencilerinin suç ve şiddet davranışlarına etki eden faktörler (okul, aile, arkadaş çevresi, sosyo-ekonomik durum, medya ve kitle iletişim araçları) üzerinde durulmuştur. Araştırma nicel bir araştırma olarak tasarlanmış bu amaçla hazırlanan anket formu kullanılmış ayrıca nicel yöntemin sınırlılıklarından korunmak amacıyla açık uçlu sorular ve mülakatlarla desteklenmiştir. Araştırma kapsamında 2012-2013 eğitim-öğretim yılı itibariyle Eskişehir?de ortaöğretim kurumlarında eğitimini sürdüren 565 öğrenciden veri toplanmıştır. Ayrıca araştırma kapsamındaki okulların yöneticileri ve rehberlik servisindeki öğretmenlerle görüşmeler yapılmıştır. Veriler SPSS 16.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiş Ki-Kare, Korelasyon, T-test ve ANOVA testi ile çözümlenmiştir. Bulgular medya şiddeti, akran grubunun olumsuz etkileri, okul ile düşük bağlar ya da eğitim ile ilgili sorunlar, okulda gerçekleşen aktiviteler katılmama ve boş zamanlarını verimli bir şekilde geçirmeme (boş zamanının büyük bir kısmını televizyon izleyerek veya oyun oynayarak geçirme) ve zayıf ebeveyn-çocuk iletişimi, zayıf ebeveyn kontrolü ve aile bağları gibi ailesel faktörlerin suç ve şiddet başta olmak üzere her türlü davranışının gelişimi üzerinde önemli etkilere sahip olduğunu ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Şiddet, Suç, Çocuk Suçluluğu, Gençlik Şiddeti
İndirim marketleri çalışma koşullarının esnekleşme, güvencesizleşme ve prekarya kavramları çerçevesinde değerlendirilmesi: mersin örneği
Bu araştırma; hizmet sektörünün giderek genişlemesi ve indirim marketlerinin sayısının giderek artmasıyla birlikte 200.000 civarı çalışanı istihdam eden A-101, BİM ve ŞOK indirim marketlerindeki çalışma koşullarının neler olduğunu, neoliberalizmin hizmet sektöründeki ve bu marketlerdeki çalışma koşullarına ne gibi etkilerinin olduğunu ve esnekleşme, güvencesizleşme ve prekaryalaşma ögelerinin bahsi geçen indirim marketlerindeki çalışma koşullarını nasıl etkilediğini göstermeyi, betimlemeyi ve bu deneyimleri eleştirel sosyolojik perspektifle, esnekleşme, güvencesizleşme ve prekarya kavramlarını merkeze alan bir teorik arka plan çerçevesinde yorumlamayı amaçlamaktadır. Araştırma nitel bir çalışma olarak durum çalışması deseni ile yürütülmüştür. Bu amaca yönelik olarak, olasılığa dayalı olmayan örneklem seçim tekniklerinden olan amaçsal örneklem ve kartopu örneklem seçim tekniği kullanılarak Mersin'deki indirim marketlerinde çalışan 28 katılımcı ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın bulguları, esnek çalışmanın indirim marketlerinde çalışanların çalışma koşulları açısından olumlu sonuçlar sağlamadığını, çalışma yaşamları üzerinde kontrol sahibi olmak bir tarafa ücret artışına yansımayan çalışma sürelerinin artışına yol açarak iş-yaşam dengelerini olumsuz etkilediğini, zorunlu karşılıksız fazla mesaiye, mobbing ve istifaya zorlamaya, sendikal hakların engellenmesine, satış baskısına, yetersiz İSG uygulamalarına ve refahtan çok emeklerinin daha fazla sömürülmesine ve tüm bunların sonucunda da güvencesiz çalışmaya ve prekaryalaşmaya yol açtığını göstermektedir.
Female genital mutilation ile ilgili hegemonik olmayan söylemler
Kültürel, dini ve estetik nedenlerle yapılan, kadınların sağlığı ve yaşamı üzerinde sonuçları olan female genital mutilation (FGM) Kolombiya'daki yerli toplulukta dahil dünyadaki farklı topluluklarda da uygulandığı belgelenmiştir. Kolombiya'daki FGM ise 2007'de kamuoyuna duyurulması ile akademisyenler ve aktivistler başta olmak üzere çoğu kurum, FGM'nin insan hakları ihlali ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet olduğuna ve ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar yürütmekte. Kolombiya'daki uygulama, yerli halka mensup bir topluluğun kadınları tarafından gerçekleştirilmekte ve bu halk iç çatışma, ayrımcılığa karşı mücadele eden 115 yerli etnik gruptan yalnızca biridir. Bu pratiğin dönüştürülmesi sürecinde yapılan tartışmalardan biri de kurumsal söylemlerin etnosentrizmiyle ilgilidir. Kullanılan kategoriler ve kavramlar, egemen söylemin dışındaki yerel seslere ve eylemlere atıfta bulunmamıştır. Bu çalışma ise yerli kadınların söylemlerinde yer alan, epistemolojik hegemonyanın görmezden geldiği bir yorumlama çerçevesi oluşturan kadınların sağlığını ve yaşamlarını etkileyen uygulamaların dönüşümüne katkıda bulunabilecek kategori ve kavramları tespit etmektir. Bu amaçla, feminist epistemolojik ve metodolojik çerçeve içinde dekolonyal feminizmin teorik önermelerini paylaşarak, yerli kadınların söylemlerini ve topluluklarda FGM'e yaklaştıkları düşünce sistemlerinin temelini belirlemek için saha çalışması ve belge incelemesi yapılmıştır. Bulgular, yerli kadınların bilgisinin, bireysel ve kolektif yaşamlarıyla ilgili olan bu uygulamayı ele almak için meşru bir çerçeve sağlayan bir bilgi kaynağı olduğu sonucuna götürmektedir. Anahtar Sözcükler: yerli kadınlar, kültürel pratikler, kadın sünneti, postkolonyal feminizm, hegemonik düşünce
Kamu istihdamında kayırmacılık ilişkilerinin sosyolojik bir değerlendirmesi
Bu çalışmanın amacı kamunun beyaz yakalıları olarak tanımlanabilecek, kaymakam, hakim, savcı, denetmen gibi kadrolara atanmalarda kayırmacı ilişkileri oluşturan ağ ve süreçlerin araştırılması ve sosyolojik olarak irdelenmesidir. Nitel yöntemin kullanıldığı araştırmanın verileri, 2019-2021 yılları arasında yüzyüze Ankara, Adıyaman ve telefon görüşmeleri aracılığıyla Türkiye'nin çeşitli illerinden bahse konu kadrolara aday ve daha önce aday olmuş 29 kişiyle, (2 odak grup görüşmesi ve 19 derinlemesine görüşmeyle) toplanmıştır. Bu veriler, temalar (kategoriler) ve alt kategoriler şeklinde gruplandırılmış ve ortaya çıkan bu desen üzerinden betimsel ve sistematik olarak analiz edilmiş ve sosyolojik kuram, kavram ve kavram setleriyle yorumlanmıştır. Araştırma bulgularına göre bahse konu kadrolara atama süreçlerinde yaygın kayırmacılık ağları ve ilişkileri tespit edilmiştir. Bu kayırmacılık ağı ve ilişkileri ve bunların işleyişinde; güvenlik soruşturması, mülakat, referans gibi uygulama ve ilişki sistemlerinin oldukça etkili olduğu araştırma sonucunda ortaya çıkan bulgulardan biridir. Bulgular bahse konu atamalarda yasal düzenlemeler ve/veya bu düzenlemelerde yer alan boşluk ve muğlâklıkların bu tür ilişkilerin yaygınlaşmasında oldukça etkili olduğunu göstermiştir. Yine araştırmadan elde edilen bulgulara göre, Türkiye toplumunda, toplumsal, kültürel, siyasal anlamda belirli algı, anlayış ve inanışların kayırmacı ilişkileri beslediği ve sürdürülmesini sağladığı tespit edilmiştir. Toplumsal rövanşist bir kutuplaşma döngüsü, bireylerin birbirlerine ve kurumlara güvensizliği, kamusal siyasal işleyişte aksaklıklar gibi önemli sonuçları olan kayırmacı ilişkilerin, etno-dinsel, cinsiyetçi, sınıfsal, ideolojik birçok tahakkümün süregitmesine yol açtığı görülmüştür. Bu bağlamda bu konuya/soruna liyakat temelli çözümlerin tam anlamıyla bir (pür) adaleti sağlamasa da kısa vadede en önemli ve etkili çözüm olacağı ve bu dolayımla Türkiye toplumsal/siyasal alanındaki birçok problemi önleyeceği gibi sonuçlara ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Kayırmacılık, Klientalizm, Liyakat, Güven, Sosyal Sermaye
Kadınlık ve sakatlık kıskacında sosyolojik bir değerlendirme: Çocuğunda zihinsel yeti kaybı olan kadınların ev ve iş yaşamına ilişkin deneyimleri
Bu araştırma çocuğunda zihinsel yeti kaybı olan kadınların ev ve iş yaşamına ilişkin deneyimlerini ve bu doğrultuda sosyal devletten beklentilerini kendi söylem düzenekleri ve ifadeleriyle açıklamayı amaçlamıştır. Kadınların bu süreci nasıl deneyimlediği, sakatlık ve toplumsal cinsiyet literatürüne dayalı olarak analiz edilmiştir. Araştırma nitel bir çalışma olarak fenomenolojik desenle yürütülmüştür. Bu kapsamda Anadolu Üniversitesi Engelliler Araştırma Enstitüsü Gelişimsel Destek Birimi'nde çocuğu eğitim alan ve iş gücü piyasasına katılan 13 kadın ile görüşülerek yarı yapılandırılmış görüşme tekniği aracılığıyla veriler toplanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre kadınların iş gücü piyasasında kalabilmesini sağlayan en temel etken; çoğunluğu için geleneksel kadın ağından aldıkları ücretsiz bakım emeğidir. İhtiyaç duyulan desteği piyasadan karşılayabilecek olan kadınların çoğunluğu ise yine geleneksel kadın ağından ücretsiz bir şekilde destek almayı tercih etmektedir. Bunun altında yatan en temel sebep ise çocuklarının ihtiyaçlarını, özellikle özel eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için önemli bir bütçe ayırmak zorunda kalmalarıdır. Kadınlar çocuklarının bağımsız yaşamına dair tek umut olarak eğitimi görmektedir. Kadınlar iş gücü piyasasına katılımı kimi durumlar için avantaj olarak algılarken kimi durumlar için dezavantaj olarak algılamaktadır. Kadınların ihtiyaçlarına yönelik sosyal devletten beklentisi; çalışma saatlerinin düzenlenmesi, psikolojik danışmanlık ve destek hizmetinin sağlanması, çocuklarının eğitim ve bakım hizmetlerine yönelik destek sağlanmasıdır.
Mevsimlik tarım işinde çalışan kadınların çalışma ve yaşam koşulları: Astara (Azerbaycan) ili örneği
Bu araştırma, mevsimlik tarım işinde kadın emeğinin nasıl konumlandığını ve çalışan kadınların çalışma koşulları ile yaşam deneyimlerini sosyolojik ve toplumsal cinsiyet bakış açısıyla ortaya koymayı amaçlamıştır. Söz konusu bu amaç doğrultusunda, çalışmada, Azerbaycan'da mevsimlik tarım işinde kadın emeğinin kullanımı ve bu süreçte kadın işçilerin karşılaştıkları sorunlar irdelenmeye çalışılmıştır. Araştırma nitel bir çalışma olarak durum çalışması deseni ile yürütülmüştür. Bu kapsamda, Azerbaycan'ın Astara ilinde maksimum çeşitlilik ve kartopu(zincir) örneklem seçim teknikleriyle seçilmiş 15 kadın ile görüşülerek yarı yapılandırılmış görüşme formu ve sosyolojik gözlem tekniği aracılığıyla veriler toplanmıştır. İnceleme dönemi Ağustos 2022-Eylül 2022 dönemidir. Alan araştırmasından elde edilen veriler ışığında dört ana başlıkta betimsel analiz yapılmıştır: mevsimlik tarım işçisi kadının çalışma koşulları, sağlık ve sigorta durumu, eğitime bakışı ve toplumsal konumu. Bu araştırmanın sonucu, mevsimlik tarım işçisi kadınların daha iyi işlerde çalışma fırsatlarına sahip olmadıklarını, hem hane içinde hem de tarımsal üretimde ağır çalışma ve yaşam koşulları altında düşük bir ücret ve gelirle yaşam mücadelesi verdiklerini ortaya koymuştur. Mevsimlik tarım işçisi kadınlar her mevsim tarım işlerinde çalışıp gelir elde etmek için çabalamalarına rağmen daha az kazanmakta ve kazançları üzerinde söz hakları olmamaktadır. Bu bağlamda, bu araştırmada mevsimlik tarım işçiliğinde ücretli çalışmanın kadınların sosyal ve ekonomik konumlarında anlamlı bir dönüşüm yaratmadığı ve kadın emeğine gereken değerin verilmediği sonucuna varılmıştır.
Türkiye'de kimlik ve öteki: Sultanbeyli-Kadıköy örneği
Günümüzde kimlikler modernleşme, sanayileşme, kapitalizm, kentleşme, ulus devlet ile birlikte şekillenmiş ve geleneksel dönemden farklılaşmıştır. Buna paralel olarak Türkiye tarihinde de Cumhuriyetin kurucu kadroları bir misyon olarak tanımladıkları "modernleşme" çerçevesinde "ideal kimlikleri" tanımlamış ve modernliğe uygun olmadıklarını düşündükleri farklı kimlikleri kamusal alanın dışına itmiştir. Bu durum hem bu farklı kimliklerin arasındaki hem de devlet ve toplum arasındaki sosyal mesafeyi arttırmıştır. 1980'li yıllarda ise dünyada yaşanan sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmelerin etkisi ile özellikle etnik, dini, kültürel, cinsel aidiyetler temelinde kimlik talepleri artmış, bu bağlamda "farklılıklar kimlikleşerek" tartışılmaya başlamıştır. Bu noktada neoliberalleşme, küreselleşme ve çokkültürlülüğün de etkisi ile birlikte Türkiye'de ulus devletin kamusal alanın dışına ittiği kimlikler taleplerini dile getirmeye ve görünürlük kazanmaya başlamış, bu durum seküler ve muhafazakâr kimlikler arasında toplumsal, siyasal, kültürel ve ekonomik alanlarda kutuplaşmanın artmasına sebep olmuştur. Türkiye tarihinde toplumsal ve siyasal alanda en görünür üç farklılaşma ekseni etnik, dini ve siyasi kimlikler temelinde şekillenmiştir. Ancak bu kimlik ve ötekileştirmeler çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Bu noktada etnik ve dini aidiyetler ile bezenen kimlikler aynı zamanda siyasal bir duruşa karşılık gelmekte ve iktidar ve güç ilişkileri çerçevesinde inşa edilmektedir. Bunun yanı sıra kimliklerin farklılıkları her ne kadar etnik, dini, siyasi aidiyetler ve gündelik yaşam pratikleri çerçevesinde görünürlük kazansa da sosyo-ekonomik bir arka plan ile şekillenmektedir. Bu bağlamda kimlik aidiyetlerinin; sosyo-ekonomik farklılıklardan etkilendiği, iktidar ve güç ilişkileri çerçevesinde yeniden inşa edildiği, etnik-dini-siyasi bir duruşa karşılık geldiği, gündelik yaşam pratiklerinde sembolik olarak görünürlük kazandığı ve mekânsal ayrışmaya sebep olduğu söylenebilir. Bu çerçevede bu çalışmanın temel motivasyonu, Türkiye'deki temel farklılaşma ekseninden biri olan seküler ve muhafazakâr kimliklerin siyasal, toplumsal ve ekonomik alandaki farklılık ve benzerliklerini, kutuplaşma eğilimlerini, bu iki kimliğin gündelik yaşam pratikleri çerçevesinde birbirleri ile karşılaştığı İstanbul özelinde açıklayabilme umududur. Büyük göç dalgaları ile birlikte pek çok farklı kimliğin birlikte yaşadığı ve aynı kamusal alanı paylaştığı metropol bir kent olan İstanbul'da insanlar gündelik yaşam pratiklerinde aidiyet hissettikleri kimliklerin simgesel olarak görünürlüğünü arttırmakta ve "biz" ve "öteki" arasındaki sosyal ve mekânsal sınırları netleştirmektedir. Bu bağlamda akademik çalışmalar, toplumsal algılar ve siyasi tercihler çerçevesinde seküler bir kimliğe sahip olduğu düşünülen İstanbul-Kadıköy ve muhafazakâr/dindar bir kimliğe sahip olduğu düşünülen İstanbul-Sultanbeyli ilçesi araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır.
Türkiye'de sosyal medya ve yeni politika yapma biçimleri
Günümüzde sosyal medya kullanımının yaygınlaşması ile birlikte politika yapma biçiminde ciddi bir değişim ortaya çıkmıştır. Kurumsallaşmış politika yapma biçimleri ve örgütlenme tarzlarının (temsili demokrasi, ekonomi ve/veya ideoloji temelli örgütlenmiş siyasal partiler) artık ihtiyaçlara cevap verememesi bu değişimin nedenlerinden biridir. Bir diğer neden ise gelişen iletişim teknolojilerinin insanlara sunduğu oldukça geniş kendini ifade etme olanaklarıdır. Bu teknolojilerin zaman ve özellikle de mekan algısında yarattığı değişim, fiziksel olarak yan yana olmayan insanların çeşitli konular etrafında kısa sürede bir araya gelip fikir alışverişinde bulunmalarına imkan vermektedir. Kullanıcı katılımını mümkün kılan çeşitli medya ortamlarında hedefe yönelik olarak bir araya gelip gruplar oluşturan insanlar, ideoloji veya ekonomi temelli olmayan yeni bir örgütlenme pratiği ortaya koymaktadırlar. Bu gruplar kurumsal politikadan farklı yeni bir politika yapma tarzı ortaya koyarken, bu yeni politikanın aktörleri de olmaktadırlar. Kurumsal örgütlenme tarzları genellikle dikey, hiyerarşik, yüz yüze ilişkilerle tanımlanır. Yeni örgütlenme biçimlerinde ise vurgu yatay, hiyerarşik olmayan ağ biçimindeki ilişkilerdedir. Bu anlamda sosyal medyayı temel alan bu yeni örgütlenme biçimlerinin genellikle daha demokratik oluşu vurgulanır. Fakat bu çalışma sosyal medya temelli bu örgütlenme biçimlerinin hem demokratik hem de otoriter eğilimleri/ilişkileri bir arada bünyesinde barındırdığını iddia etmektedir. Ayrıca yeni politika yapma biçiminin bireysel eylemi ön plana çıkardığı varsayılmaktadır. Ancak çeşitli toplumsal olayların gösterdiği gibi bireysel eylemler her an toplumsal eyleme dönüşebilmektedir. Sanal ve fizik gerçeklikte olduğu gibi burada da iki yönlü, diyalektik bir ilişki söz konusudur. Bu çalışmada çeşitli siyasal grupların sosyal medya üzerinden politika yapma biçimleri incelenerek, yeni politika yapma biçiminin özellikleri ve kurumsallaşmış politika yapma biçiminden ayrıldığı noktalar belirtilecektir. Twitter kullanımı üzerinden ve çeşitli temalar çerçevesinde incelenecek siyasal grupların birbirinden farklı gruplar olması, farklı kesimlerdeki benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koymak açısından önemsenmektedir.
Genç istihdamını etkileyen faktörler: Bişkek örneği
Bu çalışmanın amacı, Kırgız toplumunda genç nüfusun meslek seçimi ve üniversite eğitimi ile başlayıp çalışma yaşamı ile devam eden süreci etkileyen önemli faktörleri ve gençlerin bu süreci nasıl algıladıklarını sosyolojik bir perspektiften analiz etmektir. Çalışma gençlerin işsiz olma durumuna karşı tutumlarını, meslek seçimine nasıl karar verdiklerini ve istihdam edilme ile ilgili belirli kaygılarını anlamaya çalışmaktadır. Bu çalımanın bir diğer temel amacı da gençlerin istihdamını olumsuz etkileyen mevcut istihdam sorunlarını ve bunun arkasında yatan temel dinamikleri belirlemektir. Araştırmada biri nicel, diğeri nitel olmak üzere iki araştırma yöntemi eş zamanlı olarak kullanılmış ve sonuçları birlikte değerlendirilmiştir. Metodolojik olarak, üniversite mezunu 14 kişi ile derinlemesine görüşme ve Bişkek şehrinde bulunan üniversitelerin son sınıf öğrencilerinden 99 kişi ile anket çalışması yapılarak çalışma için gerekli veriler toplanmıştır. Alan çalışmasında öncellikle gençlerin meslekleri ve bu meslekleri seçmelerini etkileyen faktörler, aldıkları eğitim ile işgücü piyasasında talep edilen niteliklerin örtüşüp örtüşmediği, çalışmak için yurt dışına göç etmeyi düşünüp düşünmedikleri ve eğer düşünüyorlarsa, aldıkları eğitime rağmen neden göç etmeyi düşündükleri konularındaki görüşleri alınmıştır. Araştırma sonuçları Kırgızistan'da üniversite mezunu gençlerin istihdam konusunda önemli sorunları olduğunu, başta düşük ücret olmak üzere çeşitli nedenlerden dolayı çoğu gencin mezun oldukları alanlarda çalışmayı tercih etmediklerini ortaya koymuştur. Ayrıca yapılan bu çalışma neticesinde, Kırgızistan'da genç istihdamını artırmayı amaçlayan aktif işgücü piyasasına yönelik politikaların da henüz başlangıç aşamasında olmasından dolayı net bir sonuca ulaşamadığı ve gençlerin istihdam sorunlarına çözüm üretmekten oldukça uzak olduğu görülmüştür.