Alawis
126 theses under this subject heading
Cem törenleri ile tiyatro sanatının yapısal özelliklerinin karşılaştırılması ve yeni bir yaklaşım önerisi
Bu çalışmada Alevi ibadeti olan Cem törenlerinin tiyatral özellikleri araştırıldı. Bunun için ilk bölümde Alevi toplumunun oluşumu, tarihi ve yapısı ele alındı. Ardından Cem törenlerinin kaynakları, düzenleniş amaçları, konuları, tarihsel gelişimi, felsefi temeli, dinsel anlamı, kültürel yansımaları, sosyal-hukuksal-eğitsel işlevleri araştırıldı. Bununla birlikte törenlerin içerdiği öğelerin Alevi–Bektaşi belleğindeki soyut ve somut anlamları da açıklandı. Bu sayede, çok eski çağalara uzanan bir inanç ve kültür birikiminin çözümlenmesine katkı sağlanmaya çalışıldı. İkinci bölümde ise dramatik sanatların kaynağı olan dinsel ritüeller ile Cem törenleri arasındaki benzerlikler ortaya kondu. Sonrasında, Cem törenlerinin dramatik özellikleri detaylı ve somut bir biçimde tiyatral açıdan incelendi. Bu sayede dini bir ibadet biçimi olan Cem törenlerinin eylem, metin, seyirci, mekân, oyuncu, yönetmen, kişileştirme, dans, müzik, kostüm, aksesuar gibi ögelerle yapısal özellikleri tiyatral bir yaklaşım ile değerlendirildi. Tiyatromuzun Cem törenlerinden yararlanabilmesi için törenlerin yapısal özellikleri incelendi ve tiyatral bir dille tanımlanmaya çalışıldı. Bu tanımlama sonrasında, tiyatromuzun Cem törenlerinin yapısal özelliklerinden faydalanarak, özgünleşmesi yolunda öneriler sunuldu. Cem törenlerinin sosyolojik bir bütünlük içinde incelenebilmesi için nitel araştırma yöntemi kullanıldı. Geniş ve kapsamlı bir kaynak taraması, incelemesi ve karşılaştırmalar sonrası hazırlanan çalışma konu üzerine Türk tiyatrosu araştırmaları alanına önemli katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Alevilik, Cem törenleri, Ritüeller, Sahne sanatları, Tiyatro.
Alevi Bektaşi kültüründe tevhit temalı nefeslerin incelenmesi "Hüseyin Emektar örneği"
Alevi Bektaşi geleneğinin en büyük kaynağını dini ayinlerinde ve ritüellerinde kullandıkları sözlü musiki oluşturur. Alevi Bektaşi toplumu bilgilerini, dini ritüel ve inanış biçimlerini tarihsel süreç içinde yaşanan zorluklardan dolayı yazılı bir metin ve kaynak şeklinde bir sonraki nesile aktarmaktan ziyade "şifahi kültür" olarak adlandırılan babadan oğula, ustadan çırağa ve de nesilden nesile ulaşmasını sağlayan bir kültür aktarımı metodunu geliştirerek varlığını günümüze kadar aktarmayı başarabilmiştir. Alevi Bektaşi musikisinin temelini İslam inancı ve Türk tasavvufunu merkezine alan "nefesler" oluşturmaktadır. Nefesler sadece Alevi Bektaşi musikisinin belirli bir türü olmakla kalmayıp, bu musikinin türlerinin tamamını kapsayan bir üst başlık olarak karşımıza çıkmaktadır. Tezimizde Allah, Muhammed, Ali ve bu üçlemenin yanına dördüncü olarak Pir Hacı Bektaş-ı Veli'yi de eklemek sureti ile bu konuları "Hak" yolunda birleştirerek yekvücut haline getirmek sureti ile "tevhid" eden ve tevhidi işleyen kaybolmaya yüz tutmuş 4 adet nefesi derleyip hem musiki açısından hem de felsefi batıni yönü ile inceledik. Tezimizde Alevi Bektaşi musikisini ve bu musikinin temeli olan nefesleri incelerken öz Türk olan Alevi Bektaşi toplumunun müziğini; bilinen Türk tarihinde Orta Asya'ya İslamiyet öncesine kadar takip ettik. İslamiyet öncesi ve İslamiyet sonrası şekillenen Türk müziğini ve buna bağlı olan Alevi Bektaşi müziğinin izlerini sürdük. Alevi Bektaşi musikisi mirasını tarihsel süreç içinde Atayurt Türkistan'dan başlayıp birbirinin devamı olarak sayılan Türk devletleri üzerinden sırası ile Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, v Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerini de kapsayacak şekilde inceleyerek tezimizde yer vermek sureti ile Türk din musikisine bir nebze de olsa katkı sunmaya çalıştık.
Sözlü kültür hazinesi Acıpınarlı Aşık Kara Musa
Kültür, insanoğlunun maddi ve manevi olarak ürettiği her şeydir. Kültürün sözlü ortamda icra edilip, sözlü ortamda aktarılmasıyla da sözlü kültür oluşur. Sözlü kültür, yazılı kültürün temelini oluşturur. Geleneksel kültür sözlü ortamda yaratılır, sonra yazıya dökülür. Bu yönüyle yazılı kültür, sözlü kültürün çok daha sonra yazıya dökülmüş halidir. Sözlü kültür aktarımında sözlü kültürü taşıyan özel şahsiyetler olmuştur. Aşıklar bu özel şahsiyetlerin başta gelenlerindendir. Aşıklar, tarihsel süreçte birtakım değişikliklere uğrayarak günümüzde son halini almıştır. Türk kültüründe önceleri hem şiir söyleyen hem de dini lider görevini yürüten Şaman; İslamiyet'in kabulünden sonra dinî vasıfları azaltılarak şaman-ozana, daha sonra ise ozana dönüşmüştür. Türklerin Müslümanlaşması, dergâhlarda eğitim almalarıyla dervişlerin etkinliğinin artmasıyla ozanlar dervişe, bu dervişler de zamanla aşığa dönüşmüşlerdir. Bu âşıklardan biri de Çorum'un merkez köylerinden Acıpınar köyünde yaşayan, yörede Âşık Kara Musa olarak bilinen Musa Yıldız'dır. Kara Musa, sözlü kültür kaynağıdır. Çok güçlü bir hafızaya sahip olup yüzlerce şiiri ezbere bilmektedir. Derlemeyi yaptığımızda Seksen dört yaşında olmasına rağmen birçok şiir açıklamasıyla birlikte derlenmiştir. Kara Musa sadece şiir değil Kur'an-ı Kerim'i ve Hurufiliği de bilmektedir. Bu yönüyle söylediği dini içerikli şiirlerin açıklamalarını da yapmaktadır. Çalışmamızda Kara Musa'nın hayatı, dünya görüşünü ve onun gözünden Fuzuli, Hatayi, Kul Himmet, Nesimi, Pir Sultan Abdal, Virani, Yemini'nin şiirleri incelenmiştir. Çalışmamızda derleme ve ortam özellikleri göz önüne alınarak, Kara Musa'nın ezberindeki yedi ulu ozana ait şiirler ve menkıbeler kayda aktarılıp analiz edilmiştir. ANAHTAR KELĠMELER: Sözlü Kültür, ÂĢıklık, Kara Musa, Alevilik,Yedi Ulu Ozan
Kütahya Alevî-Bektaşî geleneğinde nefes, düvaz ve mersiyeler
Türkler İslamiyeti kabul etmeden önce başta Gök Tengricilik olmak üzere Budizm, Manihizm, Musevilik ve Hıristiyanlık gibi birçok dine mensup olmuşlardır. Bu dinlere ait kültür özelliklerini, bir kısım adet ve ritüelleri İslamiyeti kabul ettikten sonra dahi terk etmemişlerdir. Devam eden süreçte bu kültür emarelerini İslamiyete adapte ederek, hayatlarına devam etmişlerdir. Yine Alevilik ve Bektaşiliğin oluşumunda Yesevilik, Hurufilik, Babailik, Kalenderîlik, Rafizilik gibi tarikatların etkisi görülmektedir. Kütahya Alevi- Bektaşi nüfusunun yoğun olduğu bu şehirde zengin Halkbilim metinlerine ulaşabilmekteyiz. Kütahya İlinde merkez ilçede 14 Alevi-Bektaşi yerleşim biriminde diğer 12 ilçede ise 14 adet yerleşim biriminde yaptığımız araştırmalarda 10 tane Ocak merkezini inceleme altına aldık. Katıldığımız cem törenlerinde nefes, düvaz ve mersiyeleri sözel doku ve sosyal çevre ve şartlar açısından değerlendirme fırsatı bulduk. Araştırmamıza kaynaklık eden Ocaklar: Sarı İsmail Sultan, Seyyid Ali Sultan, Pir Ahmet Efendi, Cemal/Kemal Sultan, Işık Çakır, Hüseyin Gazi, Koçubaba, Sucaettin Veli, Hamza Şeyh, Ali Koç Baba'dır. Anahtar Kelimeler: Hz. Ali, Cem töreni, Kütahya Alevîliği, Nefes, Performans Teori
Alevîlerin dinî inanç ve yaşantıları (Kocaeli Ballar Köyü örneği)
Bu çalışma, "Alevîlerin Dinî İnanç ve Yaşantıları (Kocaeli Ballar Köyü Örneği)" başlığı altında Alevîlikle ilgili inançlar, ibadetler, dinî kurum, örf ve âdetler üzerine yapılan bir alan araştırmasıdır. Yapmış olduğumuz bu çalışma, sahada yapılan derleme ve incelemeler neticesinde elde edilen bilgilerden meydana gelmektedir. Çalışmamız, giriş ve üç bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde yaptığımız çalışmanın amacı ve hedefi belirtilmiştir. Birinci bölümde, araştırma alanı ile ilgili genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Ballar Köyü Alevîlerinin temel inanç yapıları ve ibadetleri/erkânları tespit edilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise Ballar Köyü Alevîlerinin dinî kurumları ve örf âdetleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızın sonuç kısmında ise çalışmamızın öne çıkan kısımlarına değinip ele aldığımız konulardan çalışmada ulaşılan sonuç belirtilip genel bir değerlendirme yapılmıştır.
Alevilikte kadın: Şahkulu Sultan Dergâhı'ndaki kadınların ?Alevi kadını? algılayışı
Alevilikte kadın konulu bu çalışmada amaç, Alevi kadının konumuna yönelik söylemlerin, pratikte ne oranda karşılık bulduğunu irdelemektir. Tarih boyunca erkek egemenliği karşısında hep ikinci planda yer edinen kadınların, Alevi topluluğundaki konumlandırılması sorunsallaştırılmaktadır. Alevi söylem ve yazınlarında Alevi kadını, erkek ile eşit gösterilip özgürlüğüne vurgu yapılan bir konumdadır. Ancak Alevi topluluğunda da kendini gösteren ataerkil yapı göz önünde bulundurulunca Alevi kadının tarih boyunca süregelen bu yapılanmanın dışında konumlandırılamayacağı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Alevi kadının gerçekte içinde yaşadığı ataerkil düzenden bağımsız ve her alanda erkek ile eşit konumda olmadığının altı çizilmektedir. Alevi topluluğunda kadının, sürekli Sünni kadın üzerinden ve hep aynı söylemlerle erkeklerce tanımlanıyor olması, Alevi topluluğunda bir kadın sorununun olmadığı yanılgısına neden olmaktadır. Alevi kadının söylemlerde belirtildiği kadar özgür ve erkek ile eşit konumda olmadığı feminist bir bakış açısıyla tartışılmaktadır. Alevi topluluğunda önemini günümüzde de koruyan dedelik makamında kadının temsil oranın yok denecek kadar az olması, Alevi liderlerinin önde gelenlerinin çoğunun erkek olması, erkek ile her alanda eşit olduğu vurgusu yapılan kadın konusunu sorunlu bir alana taşımaktadır. Bu anlamda Alevi kadınlarının söz konusu topluluk içerisinde ki konumlandırılışlarını nasıl değerlendirdiklerini anlayabilmek adına Şahkulu Sultan Dergâhı'nda bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir. Hem Alevi kadınına yönelik çalışmaların az olması hem de Alevi kadının konumunu daha iyi anlayabilmek adına yapılan anket çalışması ile kadınların; ailede, sosyal hayatta, ibadette, çalışma ve izin gibi pek çok konuda belirttikleri görüşler istatistiksel veriler ışığında değerlendirilmektedir. Alevi kadınlarının kendilerini Sünni kadından farklı konumlandırdıkları, Aleviliği savunma eğilimi ile kadınlık kimliklerinde taviz vermekten çekinmemeleri ve kadın dede kavramını yadırgıyor olmaları gibi söylemleri destekleyen pek çok sonuç çıkmaktadır. Ancak şiddette maruz kalan, erkek egemenliğinin her alanda olduğu vurgusunu yapan ve kadınların dedelik makamında erkelerle aynı oranda olması gerektiğini belirten pek çok katılımcıda olmuştur. Bu bağlamda `Alevi kadını özgürdür ve her alanda erkek ile eşittir' söyleminin bütün Alevi kadınlarına genellenemeyeceğinin altı çizilmektedir.Anahtar Kelimeler: Alevilik, Kadın, Kadın tarihi, Ataerkillik, Ötekilik.
Kütahya'ya bağlı Sofça ve Sobran köylerindeki Alevilik ile ilgili inanç ve uygulamalar
Anadolu Alevîliği, Batınîlik, Yesevîlik, Haydarîlik, Kalenderîlik, Hurufîlik gibi tarikatlardan, Yunan felsefesi, tasavvuf gibi akımlarından ve Şamanizm gibi inançlardan etkilenmiş bir düşünce ve inanç sistemidir. Bunun dışında Yahudilik, Hıristiyanlık, Budizm, ruh göçü, paganizm gibi inanç ve kültürlerin de etkisinde kalmıştır; çünkü her inanç ve kültür eski kültürü tamamen silip yerine tamamen yeni bir kültür ikame edemeyeceği gibi, komşu olduğu inanç ve kültürlerden de ister istemez etkilenecektir.Sofça ve Sobran köyleri de Alevî ananesi ve düşünce sistemini içinde barındıran Kütahya'ya bağlı köylerdendir. Tarihsel süreç içinde bu inanç sistemi dahilinde gelenek-göreneklerini devam ettirme çabası içinde olan bahsi geçen köylerdeki inanç ve uygulamalar; göç, yaşam şartları, merkeze ve farklı kültürlere yakınlık veya değişen dünya görüşü nedenlerinden ötürü eskiye nazaran değişiklikler ihtiva etmektedir.Anahtar Kelimeler: Anadolu Alevîliği, Cem töreni, Ehl-i Beyt, Hz. Ali.
Kütahya ili Hüseyin Gazi Ocağına bağlı cem ritüelleri
Kütahya tarihi süreçte farklı kültürlere ev sahipliği yapmış önemli yerleşim merkezlerinden biridir. Friglerle başlayan tarihi süreç sırasıyla Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Germiyanoğulları ve Osmanlı Devletiyle devam etmiştir. Bu süreç içerisinde birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Kütahya, kültürel açıdan ve tarihe kaynaklık etmesi bakımından önem arz etmektedir. Bu bölgede yaşayan Türkmenlerin oluşturduğu kültürel faaliyetlerde göz ardı edilemez. Bu faaliyetleri, ortaya koymak için yapılan, bu çalışma ile Alevî-Bektaşîlerin bugüne kadar sır gibi saklanan cemleri gün yüzüne çıkarılmaya çalışılacaktır. Çalışmamızın giriş bölümünde, Kütahya hakkında bilgi verilmiş, sonrasında, kült, ocak, dede, âyin-i cem kavramları ele alınmıştır. Ayrıca, Alevîlik ve ocaklar üzerine, Türkiye ve Kütahya'da yapılmış çalışmalara kronolojik olarak yer verilmiştir. Kütahya'nın Körs Köyü'ndeki Hüseyin Gazi Ocağı merkezli, cem ritüelleri ile ilgili çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; eski Türk dini, ocak kültü ve ocak kültünün diğer kültlerle ilişkisi, Alevî-Bektaşî kültüründe ocak, ocakların hiyerarşik yapısı, ocakların sayısı ve adları, ocakların, ocakzâde dedelerin işlev ve görevleri, ocakzâde dedeler ile kamların benzerliği, Anadolu Alevî ocaklarından Hüseyin Gazi Ocağı, Kütahya Alevîliği ve Hüseyin Gazi Ocağı arasındaki ilişki ortaya konmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde ise; tezin amacına uygun olarak, Hüseyin Gazi'nin hayatı, Kütahya'da Hüseyin Gazi'nin Türbesi, Hüseyin Gazi Erkânı, Kütahya ili Hüseyin Gazi Ocağı cem ritüelleri ve yapılış amacına göre cemler incelenmiştir. Bu çalışmada, Kütahya ili Hüseyin Gazi Ocağı merkez alınarak Alevîlik ve cem ritüelleri hakkında bilgi verilmiştir. Bu alanda çalışma yapacak, bilim insanlarına yol gösterici olmasını temenni ederim. Anahtar Kelimeler: Alevîlik, Bektaşîlik, Âyin-i Cem, Ritüeller, Kütahya.
Anadolu Alevi Bektaşi geleneğinde kadının konumu
Söylenmiş ve söylenecek çok sözü olan iki alan: biri din diğeri Alevilik. Alevilikte "Bizde kadın erkek eşittir" söylemi Sünni kadınlar baz alınarak söylenmiş olsa da bu eşitlik anlayışının kaynağının ne olduğu tezin öncelikli amacıdır. Dolayısıyla toplumsal zamanı çoklu ve çatışmalı bu toplumun tarihsel sürecine eşlik eden; Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden Türkiye Cuhuriyeti dönemine de yansıyan toplumsal hareketler içindeki konumu ele alınmıştır. Diğer yandan Alevilik İslam'ın içinde heterodoks bir mezhep olarak tanımlandığı için baskın kültürün ve dini otoritelerin heriki geleneğin kadınları "ikincil" kılan öğeleri "toplumsal cinsiyet" perspektifi üzerinden eleştirel feminist teoriye göre tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kadın ve Din, Toplumsal Cinsiyet, Ataerkillik, AleviBektaşilik, Ötekilik
Bir planlama sorunsalı olarak kültür ve kent
Mekan ve kültür ilişkisi ya da planlama ve kültür ilişkisi çok çeşitli açılardan farklı disiplinler tarafından değerlendirilmektedir. Fakat planlama, mekan ve kültür ilişkisi ise çok az sayıda eserde birlikte ele alınmıştır. Özellikle Türkiye'de inanç-mekân-planlama ilişkisini konu eden yazına rastlanamamaktadır. Bu tez çalışmasında değerlendirilen bir kültür bileşeni olarak inanç, bir kimlik sorunsalı olarak ele alınmıştır. Öte yandan mekân ve yer kavramlarının içerdiği siyasa sebebiyle konu kentsel siyaset açısından da tartışılmıştır. Kültür, inanç ve kimlik kavramları, mekân, siyaset ve insan hakları boyutlarıyla değerlendirilmiştir.Kültürel kimliğin devamlılığı açısından mekanın rolünü, inanç gruplarının mekan oluşturma ve anlam yükleme pratikleri üzerinden değerlendirmiştir. Çalışma, temel olarak kültür ve mekân ilişkisini inanç, kutsal mekan ve kavramsallaştırması içinde ele almaktadır.Bu aşamada da ?kültürel kimlik? olgusunun insan hakları bağlamındaki önemine ve sürdürülebilmesi için vazgeçilmez olan mekân ve örgütlenme bileşenlerinin neler olduğuna İstanbul'da ve İngiltere'de gerçekleştirilen saha çalışmaları ve tespitler üzerinden değinilmektedir. Saha çalışmalarında incelenen kültürel inanç grupları İstanbul'da Rum Ortodokslar, Ermeni Ortodokslar ve Alevilerdir. İngiltere'de incelenen gruplar ise Türkiye'den göç etmiş inanç grupları olan Aleviler ve Sünni cemaatlerdir. Derinlemesine mülakatlarla ve katılımcı gözlemlerle keşfedilmeye çalışılan iki farklı ülkedeki beş farklı inanç grubunun mekânsal düzenlemeleridir. Saha çalışmasında elde edilen kendi anlatımları ve söylemleri incelenerek yorumlayıcı bir bakışla kültürel sürdürülebilirlik açısından mekan oluşturma süreçleri ele alınmıştır. Tez çalışması, hedef inanç gruplarının coğrafyasının tespit edilmesi konusunda alanında öncü bir çalışmadır. Özellikle günümüz Alevi-Bektaşi kültürünün mekansallaşması konusunda, seçilmiş coğrafyalarda tespitlerde bulunan alanında ilk çalışmadır.Bu tez çalışması, açtığı tartışma ortamı ile meslek alanı dışında kalan disiplinlere de katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Planlama mesleği kimlik çatışmaları, kültürel hak mücadeleleri, demokratik bir toplum kurulması süreçleri ve demokratik rejim özlemi gibi sosyal konularda etkin rol üstlenebilmelidir. Ayrıca mekân kültürel kimliğin vazgeçilemez bir parçasıdır. Bu sebeplerle bu tez çalışması planlama mesleğinin ve disiplininin edilgen rolünün dışına çıkabilmesine katkı sağlamaya çalışmaktadır.
Türkiye'de dil hakları: Çukurova Bölgesi Arapça lehçesi örneği
19. yüzyılda meydana gelen ulus-devletleşme hareketine bağlı olarak uygulanan politikalar ve küreselleşmeyle birlikte dil ve lehçe çeşitliliği tüm dünyada aşınmaya maruz kalmıştır. Fakat aynı zamanda Ulus-devletleşme hareketi neticesinde dil ve lehçelerin aşınmasına karşı bilinç gelişmiş ve dil hakları ortaya çıkmıştır. Son on yıllarda ise dil hakları birçok dil ve lehçe topluluğunun mücadelesini verdikleri bir hak kategorisi haline gelmiştir. Dil hakları dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye'de de sıkça gündeme gelir olmuştur. Bu araştırmanın amacı Türkiye'de dil haklarının Çukurova Bölgesi Arapça lehçesi örneği üzerinden incelenmesidir. Türkiye'de dil haklarının araştırılabilmesi için ikinci bölümde dile ilişkin kavramlar ve üçüncü bölümde de dil haklarının insan hakları içindeki yeriyle dünyadaki gelişimi literatürde yer alan farklı görüşler ışığında incelenmiştir. Dördüncü bölümde Türkiye'de dil hakları tarihsel gelişim içerisinde ele alınmıştır. Beşinci bölümdeyse Türkiye'de dil hakları Çukurova Bölgesi Arapça lehçesi ve lehçeyi konuşan topluluklardan Arap Aleviler örneğinde incelenmiştir. Lehçe hakların mücadele sonucunda elde edildikleri gerçeğinden yola çıkılarak mevcut hakların yanında hak taleplerinin de incelenmesi maksadıyla Arap Alevi topluluğunun önde gelen temsilcileriyle görüşmeler yapılmıştır. Bu araştırmanın sonucunda, topluluğa bahşedilen hakların lehçenin korunması ve canlandırılması için yeterli olmadığı ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, lehçeyi kullanan toplulukta mevcut hakların verimli kullanımı ve dil hakları talebi geliştirme yönünde yeterli bilinç oluşmadığı ancak bilincin gelişmekte olduğu tespit edilmiştir.
Alevî-Bektâşî klasiklerinde sahabe algısı
Tasavvufî bir düşünce ve tarîkatözellikleri taşıyan Alevîlik-Bektâşîlik nitelemeli yapı,târihî seyir içerisinde önemli değişiklikler geçirmiştir.Yarı göçebe-göçebe bir sosyal yapıda olan ve daha çok Yesevî geleneğe mensup sûfîler kanalıyla İslamlaştırılan Alevî-Bektâşî nitelemeli gruplar yaşadıkları zaman ve coğrafyaya bağlı olarak farklı tesirlerden etkilenmişlerdir.Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yayımlanan "Alevî-Bektâşî Klasikleri" içerisinde yer alan eserler Alevî-Bektâşî nitelemeli gruplara ait yazılı kaynakların tanınmasına vesile olmakta ve söz konusu değişim ve gelişimi ortaya koyması açısından da önem arzetmektedir. Çalışmamızda,TDV tarafından yayımlanan "Alevî-Bektâşî Klasikleri"nden hareketle geçmişte herbiri kendi ocağıyla anılan ama günümüzde Alevî-Bektâşî geleneği olarak tanımlanan yapıda sahabenin nasıl konumlandırıldığı ele alınmıştır.Giriş bölümünde, kullanılan meteodoloji ile kaynaklar hakkında bilgiler verilerek kaynak değerlendirmesi yapılmıştır.Birinci bölümünde Alevîlik ve Bektâşîlik kavramlarıyla sahabe tanımı, sahabenin önemi ve tabakaları açıklanmıştır. İkinci bölümde ise Alevî-Bektâşînitelemeli gruplarda öne çıkarılan sahabîler tespit edilerek öncelikle târihî hayatlarına temas edilmiş ve Klasiklerde sahabenin tanımlanması üzerinde durulmuştur. Sonrailgili gelenek içerisinde daha arka planda olansahabîler tespit edilerek hayatlarına temas etmeden eserlerde nasıl konumlandırıldıkları analiz edilmiştir.Sonuç olarak sahabe tanımlanırken kullanılan kavramlarıngenel bir kabulden ziyade Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Selmân-ı Fârisî gibi sahabîler etrafında şekillendiği, bazı Hurûfî-Bâtınî ve Şî'î-Safevî etkiler görülmekle birlikte sahabenin inanç unsuru olarak görülmediği, sahabeye karşı teberrî ve düşmanlık gibi yaklaşımların olmadığı tespit edilmiştir.
Tarsus araplarının sözlü edebiyatı
"Tarsus Araplarının Sözlü Edebiyatı" adlı bu araştırmada Tarsus Arap Alevilerinin Arapça sözlü edebiyat geleneği ve bu geleneği oluşturan mensur, manzum ve manzum-mensur türlerin derlenip incelenmesi ve tespit edilen Arapça sözlü edebiyat ürünlerinin genel Arap halk edebiyatı geleneği içerisindeki yerinin benzerlik ve farklılıklar bakımından karşılaştırmalı değerlendirilmesi konu edilmiştir. Bu sayede halk kültürü içerisinde nesiller boyu varlığını koruyan Arapça sözlü edebiyat ürünlerini araştırma alanından derlemek, tasnif etmek, incelemek, değerlendirmek ve kayıt altına almak suretiyle bu ürünlerin yaşatılması amaçlanmıştır. Araştırma malzemesinin derlenmesi sırasında alan araştırma metodu ve bu metot dâhilinde gözlem ve görüşme teknikleri kullanılmıştır. Yapı itibariyle Suriye-Lazkiye bölgesinin Arapçasını kullanan Tarsus Arap Alevilerinde Arapça, çeşitli nedenlerle gündelik hayatta etkisini yitirmiş, adeta elli yaş üzeri kişilerin kullandığı bir dil haline gelmiştir. Böyle devam ettiği sürece yakın gelecekte dil ölümünün gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Bununla birlikte Tarsus Arap Alevileri nesilden nesile sözlü olarak aktardıkları Arapça sözlü edebiyat ürünlerinin -çoğu unutulsa da- bir kısmını muhafaza edebilmişlerdir. Özellikle ölüm ve evlilik gibi toplumun sıkça karşılaştığı durumlara dair ürettiği sözlü edebiyatın diğer sözlü edebiyat türlerine göre daha yaygın ve varyantlarıyla birlikte sayılarının daha fazla olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca Arapça sözlü edebiyat ürünlerinde kullanılan dilin, günlük hayatta kullanılan dilin aksine daha az Türkçe sözvarlığı unsuru barındırdığı ve sözlü edebiyat ürünlerinin genel olarak Arap halk edebiyatının kendine özgü yapısını muhafaza ettiği görülmüştür.
Ortopedik engellilerde dinî başa çıkma: Hatay örneği
Bu çalışmanın amacı, engelli bireylerin dinî başa çıkma süreçlerini tespit etmek ve anlamaktır. Araştırmanın çalışma grubu, Hatay ili merkez ve ilçelerinde ikamet eden ortopedik engelli 9 Hristiyan (Ortodoks) ve 18 Müslüman (7 Alevi/Nusayrî ve 11 Sünnî) katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılarla görüşmelerde yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış, veriler içerik analizi ile açıklanmaya çalışılmıştır. Elde edilen bulgular, katılımcıların görüşmelerde en çok Allah, sabır, dua, kader, kısmet, şükür, zor kelimelerini kullandığını ortaya koymuştur. Başa çıkılması çok zor bir travmatik durum ile karşı karşıya kaldıklarını ifade eden katılımcılar için başta aileleri olmak üzere arkadaş ve diğer gruplardan gelen sosyal ve dinî–manevî destek, engellerinin yarattığı travmalarını aşmalarında kilit rol oynamıştır. Travmanın yaşandığı ilk zamanlarda bilhassa aile fertlerinden gelen destek onları hayata bağlamıştır. Aile fertleri arasında ise anneleri ve annelerinin çabaları özellikle vurgulanmakta ve takdir edilmektedir. Evli ve bilhassa annesi ölmüş katılımcılar, anneleri ile beraber eşlerinin desteğini, kardeş, baba ve diğer geniş aile fertlerinin desteğine göre daha çok dile getirmişlerdir. Katılımcılar, çekirdek ve geniş aile desteği ile beraber engelliler dernekleri, mahalle, iş arkadaşları ve komşuları ile beraber sivil toplum kuruluşlarından oluşan diğer sosyal çevre desteklerine de oldukça önem vermektedirler. Tüm gruplar arasında en sık başvurulan dinî başa çıkma eylemi duadır. Duaların temel motifi daha kötüsüne düşmemektir. Sabır ve daha kötüsüne düşmemek için varolan hâline şükretmek de sıklıkla başvurdukları dinî başa çıkma eylemlerindendir. Engellerinin nedenini anlamlandırmalarında kader, imtihân ve çekilen sıkıntıların öteki dünyada karşılığını alacakları inancı temel rol oynamıştır. Bu süreçte psikolojik destek almak, katılımcıların engelliliklerinin ilk, orta ve ilerleyen süreçlerinde başvurmaya gerek duymadıkları ya da nadiren başvurduğu bir başa çıkma biçimi olmuştur. Nadiren alınan psikolojik desteğe rağmen, katılımcıların travmatik engellilik süreçleri genellikle kalıcı olmamış, bu süreç çoğunlukla engellilerin sorunlarını kabul etme, geleceğe dönük daha pozitif düşünceler geliştirme gibi yaklaşım ve engelliliklerinin yarattığı sorunlarla mücadele etme için çabalama eylemleri ile sonuçlanmıştır. Hristiyanlarda duadan sonra en çok atıf yapılan dinî başa çıkma etkinliği kader inancı ve mucize beklemek iken, Sünnîlerde kader, imtihân, engelini hayra yorma ve tevekkül motifleri dikkat çekmiştir. Alevi/Nusayrî katılımcılar ise dinî-manevî başa çıkma etkinlikleri ile beraber dinî olmayan etkinlikleri de vurgulamışlardır. Alevi/Nusayrîlerde engelin nedenine yönelik kader olduğu inancıyla beraber katılımcıların geçmiş hayatlarında (reenkarnasyon) günah işlemiş olabileceklerinden dolayı engelin bir cezalandırılma ve bedel olduğu inancı, Hristiyan ve Sünnî gruba göre daha fazla dile getirilmiştir. Aleviler de ayrıca Tanrı'nın ibret için kendilerini engelli yaratmış olabileceği motifi dikkat çekmiştir. Alevi/Nusayrîler, Sünnî ve Hristiyan gruplara kıyasla engellerini tıbbi sebepler ile daha fazla açıklamışlardır. Yine Alevi/Nusayrîler tıbben geliştirilecek bir tedavi ile engellerinden kurtulabileceklerini de daha fazla ifade etmişlerdir. Sünnîler, engellerinin nedenlerini kadere en çok bağlayan ve mucize beklentisi olmayan ya da çok az olan ve tıbbi desteği en az vurgulayan kesimdir. Hristiyanların daha çok seven-koruyan tanrı tasavvuruna sahip oldukları ve aynı zamanda duygu odaklı olumlu dinî başa çıkmaya Sünnî ve Alevi/Nusayrî gruba nispeten daha çok atıfta bulundukları ortaya çıkmıştır. Katılımcı kesimler arasında Sünnîler, duygu ve problem odaklı başa çıkma stratejilerinin herikisine birarada en fazla başvuran grup olmuştur. Engelliliğin ilk yıllarında isyanlarla kendisini gösteren olumsuz dinî başa çıkma aktiviteleri, engelliğin anlamlandırılmasından ve kabullenilmesinden sonra yerini olumlu dinî başa çıkma aktivitelerine bırakmıştır. Katılımcılar travmalarının ilerleyen yıllarında olumlu dinî başa çıkma aktivitelerine daha fazla başvurmuşlardır. Hristiyanların hemen hemen tamamı ise bu travmatik yaşam olayının etkilerine karşı halen mucize beklentisi içerisinde olduğundan dolayı duygu odaklı başa çıkmaya diğer iki kesime göre daha fazla başvurmaya devam etmektedir. Engellilerin travmalarının nitelikleri bireyden bireye değişmekle birlikte, başvurulan dinî başa çıkma unsurları, aktiviteleri ve yansımaları benzerdir. Din, başa çıkma sürecinde genel başa çıkmanın parçası, ürünü ve yardımcısı olmakta ve dolayısıyla olumlu yönde katkılarda bulunmaktadır. Anahtar kelimeler: Başa çıkma, dinî başa çıkma, Hatay, engel, ortopedik engel.
Adıyaman Ağuiçen alevilerinde inançlar törenler ve geçiş dönemleri üzerine bir inceleme
Bu tez, "Adıyaman Ağuiçen Alevilerinde İnançlar Törenler ve Geçiş Dönemleri Üzerine Bir İnceleme" başlığı altında Alevilikle ilgili temel kavramlar, inançlar, cem ibadeti, kurban çeşitleri, törenler ve geçiş dönemleri üzerine yapılan bir çalışmadır. Yapmış olduğumuz bu çalışma, sahada yapılan derleme ve incelemeler neticesinde elde edilen bilgilerden meydana gelmektedir. Çalışmamız, giriş bölümü dâhil dört bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde yaptığımız çalışmanın önemi ve amacı, Adıyaman İli ve Alevilik hakkında bilgi verilmektedir. İkinci bölümünde, çalışmamıza konu olan Alevilik ve Adıyaman hakkında daha önceden yapılmış tezler, kitaplar ve makaleler hakkında kısa özetler verilmiştir. Üçüncü bölümde ise çalışmanın materyal ve yöntemi hakkında bilgiler verilmiştir. Dördüncü bölümde çalışmamızın bulgular ve tartışma kısmı bulunmaktadır. Bu bölümde, temel inanç kavramları, törenler, bayramlar ve geçiş dönemleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızın sonuç kısmında ise çalışmamızın öne çıkan kısımlarına değinip ele aldığımız konulardan çalışmada ulaşılan sonuç belirtilip genel bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Sözcükler: Adıyaman, Alevilik, Cem töreni, Hz. Ali, geçiş dönemi, halkbilimi.
Nusayr'ilik ve Nusayrîliğin teşekkül sürecinde Hamdân el-Hasîbî'nin yeri
Yükseköğretimde alevilik programları: Türkiye, Almanya ve Avusturya örneği
Alevilik eğitimi çalışmaları Türkiye yükseköğretiminde yalnızca lisansüstü programlar düzeyinde yürütülürken Almanya ve Avusturya yükseköğretiminde hem lisans hem de lisansüstü programlarda sürdürülmektedir. Türkiye'deki lisans programlarında Alevilik eğitiminin veya İlahiyat fakültelerinde Alevilik derslerinin yer almamasında okullarda Alevilik derslerinin olmaması önemli etkendir. Almanya ve Avusturya'da lisans eğitimi mezunlarının okullarda Alevilik dersleri için "Alevilik Din Eğitimi" öğretmeni olarak görevlendirilmesinden kaynaklı bu ülke yükseköğretimlerinde Alevilik eğitimi lisans programlarında yer almaktadır. Buna karşılık Türkiye'de lisansüstü programlarda var olan Alevilik ve Bektaşilik araştırmaları bölümlerinde öğrenim gören öğrenciler ise yükseköğretimde akademisyen olarak görevlendirilebilmektedir. Türkiye'de lisansüstü programlarda yürütülen Alevilik çalışmaları ile Almanya ve Avusturya'da yürütülen hem lisans hem de lisansüstü eğitim olarak Alevilik, ülkelerin eğitim sistemleri ve okullarda yürütülen din eğitimi ile doğrudan ilişkilidir ve Alevilik eğitiminin lisans ve lisansüstü programlar olarak yükseköğretimde nasıl yer aldığına/alacağına etki etmektedir. Hâlihazırda Türkiye'de 4 üniversitede Alevilik lisansüstü eğitim programı uygulanmaktadır. Bu tez çalışmasında Türkiye, Almanya ve Avusturya üniversitelerindeki Alevilik programlarının gelişim süreci, yürütülme şekli ve istihdam olanakları ele alınmaktadır. Alevilik çalışmalarının tarihçesi ve bu çalışmaların nasıl yapıldığı da bu tez çalışmasında ele alınan konulardan biridir. Özetle bu çalışmanın içeriğini, yükseköğretimde ve okullardaki Alevilik eğitimi oluşturmaktadır.
1980 sonrası Türk tiyatrosunda Alevî-Bektaşî unsurları
X. yüzyılla birlikte İslâmlaşmaya başlayan Türk toplumu arasında dini bakımdan anlayış farklılıkları görülmüştür. Savaş veya anlaşma yoluyla İslâm'ı tanıyan bu toplum içinde XV-XVI. yüzyıl dolaylarında farklılıklar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu ayrışmanın bir kanadını oluşturan Alevîler; zaman içinde Kızılbaş, Haydarî, Rafızî gibi adlarla tanınmış çeşitli suçlamalarla karşılaşmıştır. Bu anlayış içerisinde öz kültürüne mensup özelliklerini taşıyıp kaçgöç olmadan, kadınların gizlenmeye ihtiyaç duymamasıyla yaşama; Tanrı'ya giden yolda benliği esas araç olarak görme; şaman, Gök Tanrı inancı ile doğaya uyumu yansıtır biçimde ibadet etme ve ilişkili olarak zıtlık ile devriye anlayışına sahip olma durumları söz konusudur. Hurufîlik gibi sembolik bir anlayışla Nesîmî kanalıyla tanışan ve Hallac-ı Mansur'la ışık metaforuna yüklediği anlamı derinleştiren Alevîler için hulûl, tecelli anlayışları ön plana çıkar. Yaygın anlamda heterodoks, kimilerince metadoks kabul edilen Alevîlik; İslâm peygamberini kabul etmesiyle birlikte Budizm ve/veya Hıristiyanlık'tan ödünçlenmiş olduğu düşünülen Hak- Muhammet- Ali üçlemesine bağlı kalır, Kur'an ise Bektaşîlerce daha fazla önem taşımış görünmektedir. Şia bağlantısı XVI. yüzyılla kurulan bu zümrenin rehber anlayışı Ali olmakla birlikte, sözde kalan Caferîliğe bağlılığı yine aynı dönemin etkisiyledir. Sözlü kültürün temsilcisi olan Alevîler, Telli Kur'an'ları saz ile tarihle, doğayla, birbirleriyle hemhâl olarak varlığını korur. Bununla birlikte söz ve canlandırmaya bağlı oyunları bünyesinde barındıran bu kültürün, dram denilebilir örneği ise tragedya ve epik oyunla benzerlikleri tartışılan Taziye'dir. Modern tiyatronun örneği Mum Söndü oyununda Alevî ve Bektaşîlerin karşılaştığı iftira örnekleri alenî biçimde görülmektedir. Buradan yola çıkılarak hazırlanan bu tez için 1980 sonrası oyunlarından Ali Berktay'ın Kerbela'sı, Recep Bilginer'in Sevgi ve Barış'ı, Mahmut Gökgöz'ün Pir Sultan Abdal'ı, Turgay Nar'ın Divâne Ağaç'ı, Hüseyin Erdoğan'ın Yol, Ter, Gül'ü, Hasan Erkek'in Kutsal Döngü'sü, Remzi Özçelik'in Hacı Bektaş'ı, Gönül Akkuş'un Allı Evlendi, Pullu Gelin Oldu'su ve Semih Çelenk'in Gelin Tanış Olalım'ı değerlendirilmiş, bu oyunların kuramsal çerçevede verilen özelliklere sahip olduğu görülmüştür.
Alevi inancında ölümle ilgili inanç ve cenaze uygulamaları
Bu tezde, Alevi inancında ölüm neyi ifade eder, ölümle ilgili inanışlar nelerdir, ölmeden önce, ölüm esnasında ya da öldükten sonra ne tür ritüeller yapılmaktadır gibi sorulara cevap bulmak amaçlanmıştır. Yarı yapılandırılmış mülakat tekniği ile veriler elde edilmiş, elde edilen bu veriler de nesnel bir bakış açısı ile aktarılmıştır. Görüşmeler dışında yazılı kaynaklardan da yararlanılmıştır. Görüşmeler, Ankara'daki bazı cemevlerine gidilerek, dedeler ve cemevi görevlileriyle görüşülerek ve ayrıca ulaşılabilen Alevi inancına mensup kadın ve erkeklerle görüşülerek yapılmıştır. Alevi inancına göre Hakk'a yürüyüş olan ölüm, yaşamsal fonksiyonların sona ermesi olarak adlandırılır. Ölüm çevresinde gerçekleştirilen birçok inanış ve gelenek mevcuttur. Hepsinde ortak amaç, ölüyü rahat ettirmek, onu incitmemek, ölen için hayırlar yapıp sevabını ruhuna göndermek, ölünün ruhunu selamete erdirmektir. Alevilerde ayrıca 'ölmeden önce ölmek' olarak ifade edilen ve yaşarken de ölmek anlamına gelen bir tabir vardır. Bunun anlamı fiziki anlamda ölmek değil, insanın nefsini öldürmesidir. Yani yaşarken kişinin bütünüyle nefsine hâkim olması, kötü huylarından arınması, kul hakkına girmemesi, tutkularından arınmasıdır. Bu bağlamda Alevilerde ikrar törenindeki ölüm, ölmeden önce ölmek olarak ifade edilir. Kişi dedenin/pirin huzurunda özünü dara çeker, sorgudan geçer. Kişi sorgudan geçeceği ikrar törenine başı dik çıkabilmek için üzerinde kul hakkı kalmamasına gayret eder. Eline, beline, diline hâkim olacağına söz vererek yola girer. Sonuç olarak herkes için kaçınılmaz bir son olan ölüm çevresinde gerçekleştirilen birçok inanış, gelenek bulunmakta ve yapılan ritüellerde yöreye göre farklılıklar da görülmektedir. Yapılan ritüellerde farklılıklar olsa da, amaç ölüyü rahat ettirmek, onu incitmemek, ölen için hayırlar yapıp, sevabını ruhuna göndermek, ölünün ruhunu selamete erdirmektir.
Çorum Alevileri'nde kamberlik geleneği
Bu çalışmada, Aleviliğin kurumsal bir yapı kazanmasında ve bu yapının sürdürülmesinde önemli bir yere sahip olan cemlerde, önemli bir yeri olan kamber ya da zâkirler üzerinde durulmuştur. Kamberlik geleneğinin Çorum yöresi Aleviliğindeki yerini, kamberlerin başıca icra ortamı olması nedeniyle cemlerden yola çıkarak ele alan çalışmamızın ?birinci bölüm?ünde, cemlerin yapısı ve icra biçimleri, cemlerin sahip olduğu dinsel ve sosyal işlevler ile cemlerdeki on iki hizmet erbabının görevleri, sözlü kaynaklardan elde elden veriler ve yapılan gözlemler ışığında anlatılmıştır. Cemler hakkındaki bu kapsamlı bilgilendirme, kamber ya da zâkirlerin icra ortamları ve işlevleri hakkındaki bilgileri de içermektedir.Tezimizin ?ikinci bölüm?ünde, sözlü geleneğin kamberliğin kökenleri hakkındaki düşünce ve yorumları ile kamberlerin toplumsal statüleri ve işlevleri üzerinde durulmuştur. Çalışmamızın ?üçüncü bölüm?ünde geleneğin kamberlerde aradığı temel özelliklerin yanı sıra, kamberlik mesleğine geçiş süreci, kamberlerin icra ortamları, icra zamanları ve icra biçimleri ele alınmıştır. Çorum yöresi Aleviliğindeki kamberliğin yaşayan boyutuna odaklanan çalışmamızın son bölümü olan ?dördüncü bölüm?de Çorum yöresinde halen yaşayan kamberlere örnekler verilmiş, onların biyografileri ve eğer doğaçlama yeteneğine sahip iseler deyiş örnekleri aktarılmıştır.Çalışmamız sırasında ele ettiğimiz sonuçları içeren ?Sonuç? kısmını, çalışmamızı hazırlarken yararlandığımız yazılı ve sözlü kaynaklarla ilgili bilgileri içeren ?Kaynakça? kısmı izlemiştir. ?Ekler? başlığı altında da görsel malzemeye yer verilmiştir.Anahtar Kelimeler: Alevilik, Çorum, Cem, Kamber, Zakir
İngiliz Binbaşı E.W.C. Noel'in Doğu Anadolu'daki aşiret ve tarikatlar üzerindeki faaliyetleri
Anadolu toprakları, tarihin farklı dönemlerinde birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Jeopolitik konumu, coğrafi yapısı, evrensel dinlerin kutsallarını barındırması gibi sebeplerden dolayı daima cazibe merkezi olmuş ve bu konumu bundan sonraki asırlarda da devam edecektir. Bu araştırmada, yaklaşık yüz yıl önce Anadolu'da Milli Mücadele'nin yaşandığı yıllarda, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine geziler düzenleyen İngiliz Binbaşı E.W.C. Noel'in hayatı ve bu bölgelerdeki faaliyetleri incelenmektedir. Bu gezilerin amaçları doğrultusunda Noel'in Kürt ve Alevi aşiret liderleri ile yaptığı görüşmelerinden sonra bağımsız bir Kürdistan bölgesi için sunduğu çözüm önerisi üzerinde durulmuştur. Noel'in faaliyetlerine karşın milli mücadele kadrolarının aldığı tedbirler ve Gazi Mustafa Kemal'in bu yönde yaptığı yazışmalar incelenmiştir. Çalışmanın sonunda Noel'in milli mücadeleyi bastırmak için Kürt ve Alevileri kışkırtma girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığı ve aşiretlerin İngiliz saflarına geçmeyip aksine milli mücadeleye destek verdikleri görülmüştür.
Cem zâkirliği ve Aşık Murtaza Şirin
Cem Zâkirliği ve Aşık Murtaza Şirin olarak adlandırdığımız çalışmamız giriş, Cem Töreni ve Zâkirlik, Aşık Murtaza Şirin, sonuç, kaynakça ve ekler olmak üzere altı bölümden oluşmuştur.Birinci bölümde cem töreni ve zâkirlik üzerinde durulmuştur. Bu bölümde cem törenin kökeni, türleri ve cem töreninde on iki hizmet sözlü ve yazılı kaynaklardan faydalanılarak anlatılmıştır. Cem törenindeki on iki hizmetten biri olan zâkirliğin kökeni, görevleri, eğitim süreci üzerine bilgi verilmiştir. Bu bağlamda Murtaza Şirin örneklemesi yapılmıştır. Murtaza Şirin'in zâkirlik yaptığı bir cem töreninin akışı aktarılmıştır ve cem törenlerinin çeşitleri anlatılmıştır.Çalışmamızın ikinci bölümünde Âşık Murtaza Şirin anlatılmıştır. Murtaza Şirin'in doğumu, hayatı, âşıklığa başlaması, mahlas alışı, bağlı olduğu Alevî ocağı, musahip kardeşi, katıldığı şenlik ve programlar, aldığı ödüller hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca bu bölümde Murtaza Şirin'in şiirleri türlerine göre sınıflandırılmış ve incelenmiştir.Çalışmamızın kaynakça bölümünde faydalanılan eserlerin künyesi belirtilmiştir.Sonuç bölümünde ise çalışmamızın sosyal bilimlere getirmiş olduğu katkı üzerinde durulmuştur. Son olarak ekler bölümünde Murtaza Şirin'in seçilen yüz elli şiirine yer verilmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Âşık2.Zâkir3.Cem4.Alevîlik5.Şiir
Malatya yöresi Alevilerinin dini inanç ve uygulamaları üzerine bir araştırma (Arguvan örneği)
"Malatya Yöresi Alevilerinin Dini İnanç ve Uygulamaları Üzerine Bir Araştırma (Arguvan Örneği)" adlı doktora çalışmamızın amacı, Arguvan Yöresi Alevilerinin inanç ve uygulamalarının tespitini yapmak ve Dinler Tarihi açısından değerlendirmektir. Bu çalışma giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında, araştırmanın konusu, sınırları, amacı, metodu, kullanılan teknikler, Alevilikle ilgili kavramlar, Anadolu Aleviliğinin tarihi gelişimi, Arguvan'ın tarihçesi ve sosyo-ekonomik yapısı hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde yöredeki Alevilerin inanç sisteminden bahsedilmiştir. İkinci bölümde yöredeki Alevilerin ibadet şekilleri, düşkünlük ve dedelik kurumu incelenmiştir. Üçüncü bölümde geçiş dönemleri, musahiplik ve ikrar alma/verme ritüelleri hakkında bilgiler verilmiştir. Dördüncü bölümde ise doğa kültü ile ilgili inanış ve uygulamalar, ziyaret yerleri incelenmiştir. Elde edilen veriler Dinler Tarihi açsından değerlendirilerek, yöredeki Alevilerin inanç ve uygulamalarının tarihi arka planı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın verileri kaynak taraması ve saha araştırması teknikleri ile elde edilmiştir. Elde edilen veriler deskriptif ve fenomenolojik metotlar kullanılarak yazıya geçirilmiştir. Çalışma, bibliyografya ve ekler kısmı ile son bulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Arguvan, Alevilik, Din, İnanç, Dedelik, Uygulama, Geçiş Dönemleri, Ziyaret, Geleneksel Türk Dini.
Tuncelili halk şairi Ahmet Yurt Dede (Hayatı, sanatı ve şiirleri)
Duygu ve düşüncelerin kelimelere farklı anlamlar kazandırılarak anlatıldığı veya ifade edildiği şiir sanatı, neredeyse insanlığın doğduğu zamanlardan itibaren günümüze kadar icra edilmiş, icra edildiği toplumların dilsel ve kültürel bütün özelliklerini muhtevasında barındırmıştır. Türk kültürünün tarihinde de bu sanatı icra eden çeşitli kutsal özelliklere sahip şahsiyetler olmuş ve bunlara "ozan" denilmiştir. Ozanlar, şiirlerini bugünkü sazın en ilkel hali olan "kopuz"u çalarak ifade etmişlerdir. Onların şiirleri ağızdan ağza yayılarak yaşadıkları dönemin toplumsal ve kültürel özellikleri de bu sayede sonraki dönemlere aktarılmıştır. Halk şiirinin icracıları olarak bilinen ozanlardan bazıları Alevi-Bektaşi inancına mensup kişiler olup, bu ozanlar şiirlerinde çoğunlukla aşkı ve muhabbeti, Allah-Muhammed-Ali üçlüsünü ve insan sevgisini ön planda tutmuştur. Söz konusu ozanlar ve onların tarih boyunca icra ettikleri eşsiz sanat ürünleri, Alevi-Bektaşi edebiyatı içinde değerlendirilmiştir. Ozanlık geleneği, içinde bulunduğumuz asırda da varlığını sürdürmektedir. Ülkemizin hemen her yerinde, özellikle de doğu bölgelerinde saz çalıp şiirler söyleyen ozanlar yaşamaktadır. Tunceli'nin Hozat ilçesinde yaşayan, Alevilik inancını benimsemiş insanların dini ve hayati her konuda önderliğini yapan Dede Ahmet Yurt da bu ozanlardan biridir. Çalışmamızda Ahmet Yurt Dede, hayatı, sanatı ve şiirleri ekseninde değerlendirmeye tabi tutulmuştur.