Social problems
144 theses under this subject heading
Socio-political and ethical issues in Martin Crimp's major staged plays
Theatre started to transform from the political aesthetics of the 1970s and the 1980s to the avant-garde aesthetic of the 1990s. After a long break, since the British theatre of the 1990s witnessed a new theatre movement, called In-Yer-Face by Alex Sierz, which critiques traditional British Theatre with its cruel language and challenging plots. Martin Crimp has produced his most well-known plays in this aesthetic. To show Crimp's contribution to the British theatre from a wider perspective, this thesis explores Crimp's eight staged plays, Definitely The Bahamas (1987), Dealing with Clair (1988), The Treatment (1993), Attempts on Her Life (1997), The Country (2000), Cruel and Tender (2004), Fewer Emergencies (2005), and The City (2008), basing its discussion on different critical theories, Cultural Materialism, Socialist Feminism, and Artaud's theory. For that reason, different criticisms are applied to his plays in the light of these three theories. In the Introduction, Crimp's life and the In-Yer-Face movement will be scrutinized. In the first chapter, the theories, Cultural Materialism, Socialist Feminism, and Artaudian Theatre, are explained in a detailed way to correlate between the plays and the theories. The aim of the second chapter is to find the analogy between Artaud's theatre, Crimp's theatre, and Crimp's usage of Artaudian cruelty in his contemporary plays. This is why his three plays, Fewer Emergiencies, Definitely the Bahamas, and The Country were chosen according to their main theme, cruelty. Drawing on Cultural Materialism, the third chapter reveals how Crimp reflects the political and cultural factors of his period into his plays, The City and Dealing with Clair, and how he approaches these factors in his plays. In the fourth chapter, women characters in his plays, The Treatment, Attempts on Her Life, and Cruel and Tender, are analyzed to illustrate how Crimp integrates the perception of women body in the contemporary world into his plays. In the conclusion part, it is pointed out how Crimp reflects the cruelness in this world dramatically using stage devices to reach the audiences' unconscious like Artaud. Secondly, Crimp's pessimistic attitude towards the power of ideology and its negative effect on individuals are clarified. The disappearance of the characters in his plays indicates how individuals are victimized in a system. Lastly, after examining female characters in his plays, it is found out that his female characters are imprisoned in the domestic sphere and they fail to struggle with both capitalism and patriarchy.
Globalization and the challenges of 3rd world countries: A case study of nigerian security challenges
The crux of the matter in this study piece is to examine the nexus between Globalization and the Challenges of 3rd world Countries focusing on Nigerian security challenges as a case study. Since the twentieth century, intensifying global transformations have being recognized as a condition that has breed struggle for society leadership and cultural leadership which has led to spread of religious extremism of the jihadist, Al-Qaeda, Islamic State in Iraq and Syria (ISIS),Al-Shabaab and Boko Haram Islamic sect movements to name a few. In the United States, there was the Al-Qaeda terrorist attack on the World Trade Centre on September 11, 2001 and similar attacks in Britain, Spain and other parts of Europe within the same period of time which have made the act of terrorism to be having a global awareness. Since 2001 till the period of this work, there has being various form of sectarian clashes across local societies, namely in Iraq, Syria and various parts in Africa, including Nigeria. All connected to the spread of international security challenge around the globe. In Nigeria, the Niger Delta Militants and the Boko Haram have been threatening Nigerian national unity with their own preferences in political system and religious believes, but now all are sharing into thesame ideology of embarking on national and global security threats. In this study, the nexus between the globalization process and the security challenges of Third World Countries will be examined through an explanatory analysis.
Köy enstitüsü kökenli romancıların toplumsal sorunlara ilgisindeki değişim: Duisburg üçlemesi örneği
Cumhuriyet sonrası köyde eğitim alanında en büyük atılım olan Köy Enstitüsü hem kurulduğu dönem hem de kapandıktan sonra tartışmaların merkezinde yer aldı. Köy Enstitüsüne yönelik tartışmaların merkezini enstitünün kendisine özel iç yapısı ve çalışmaları oldu. Köy Enstitüleri tüm bu tartışmalara rağmen köy kökenli öğretmenler ve kadrolar yetiştirdi. Köy Enstitüleri tüm bu dönem boyunca edebiyatçılarda yetiştirdi. Köy enstitülü kökenli edebiyatçılar roman, öykü, köy notları ve şiirlerle edebiyat dünyasında yer aldılar. Özelikle enstitü kökenli romancılar romanlarında köyün günlük sorunlarının ağırlıklı olarak yazdılar. Köy Enstitülü romancılar kendi geldikleri köyün toplumsal sorunlarını romanlarında yazdılar. Köyün toplumsal sorunlarını bilen yazarlar yazdırdıklarıyla enstitü kökenli köy romanı geleneği oluşturmaya çalıştılar. Köy Enstitülü köy romanı geleneği oluşturma çabası köy enstitüsünün kapanması sonrası yapılan baskılar sonucu gerçekleşmedi. Köy Enstitü kökenli romancıların bazıları 12 Mart 1971 darbesi sonrası yaşanılanlar sonrası Almanya'ya göç etmek zorunda kaldılar. Köy Enstitü kökenli romancılar köydeki toplumsal sorunları dile getirdiği gibi Almanya'da yaşayan gurbetçilerin karşılaştığı sorunları yazma girişiminde bulundular. Bu tez enstitü kökenli romancıların Almanya'da geçen romanlarındaki toplumsal sorunlarındaki değişim incelenecektir.
Okul öncesi çocuklarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu belirtilerinin, davranışsal, sosyal problemler, aile işlevselliği ve ebeveyn tutumları ile ilişkilerinin incelenmesi
Problemin tanımı: Bu araştırmanın amacı DEHB belirtileri gösteren 4-6 yaş aralığındaki çocukların sosyal, davranışsal problemlerini tespit etmek, aile işlevselliklerini ve ebeveynlerinin tutumlarını incelemektir. Yöntem: Katılımcılar, İstanbul Kadıköy ilçesinde yer alan 2016-2017 yılları arasında anaokullarına devam eden 4-6 yaş aralığındaki öğrencilerin ebeveynlerinden ve öğretmenlerinden oluşmaktadır. Araştırmaya toplam 92 ebeveyn ve 14 öğretmen katılmıştır. Araştırılması amaçlanan bilgiler Sosyodemografik Form, DSM-V Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Formu, Conners Ebeveyn Değerlendirme Ölçeği, Aile Değerlendirme Ölçeği ve Ebeveyn Tutumları Ölçeği ile elde edilmiştir. Bulgular: Conners Ebeveyn Değerlendirme Ölçeğinin analizi sonucunda DEHB belirtileri gösteren çocukların sosyal problemler, kaygı, karşı gelme, duygusal değişkenlik, mükemmeliyetçilik ve psikosomatik belirtileri, DEHB belirtileri göstermeyen çocuklara oranla daha fazla yaşadıkları tespit edilmiştir. Aile Değerlendirme Ölçeği sonucunda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu belirtileri gösteren çocukların ailelerinde iletişim, duygusal tepki verebilme, davranış kontrolü ve genel işlevler alanlarında sağlıksız işlevsellikleri olduğu görülmüştür. Ebeveyn tutumları açısından bakıldığında ise DEHB belirtileri gösteren çocukların ebeveynlerinin otoriter ve aşırı hoşgörülü tutumu daha fazla sergilediği görülmüştür. Sonuç: Araştırmanın alanyazınına katkısı DEHB olan çocukların ilkokulda yaşayabilecekleri problemlerin önlenmesi yada en aza indirilmesinin okul öncesi dönemde çocukların DEHB belirti düzeylerinin değerlendirilmesi ile sağlanabileceğinin önemini vurgulamaktır. Okul öncesi dönemde DEHB belirtileri gösteren çocukların davranışsal ve sosyal anlamda belirti göstermeyen çocuklardan farklılaşması ayrıca çocukların ebeveynlerinin tutumlarının farklı olması 4-6 yaş aralığında alınacak önemlemlerin önemini göstermektedir. Aile işlevselliği ve bahsedilen diğer alanlardaki problemlerin boyutları büyümeden önemlemler alınması çocuk için olumlu değişimler sağlayacaktır. Bu araştırma ile okul öncesi dönemin ileriki yaşların yordayıcısı olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, okul öncesi dönem, çocukluk çağı, aile işlevselliği, ebeveyn tutumları
Belediyelerin denetiminde karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri
Günümüzde belediyelerin özellikle de büyükşehir belediyelerinin görev ve yetkilerinin, harcamalarının ve gelirlerinin devasa boyutlara ulaşması, bazı büyükşehir belediyelerinin bütçelerinin merkezdeki pek çok idari kurum ve kuruluş bütçesinden daha fazla olması durumu belediyelerin etkin denetimi konusunu ön plana çıkarmaktadır. Çünkü uygulamada belediyelerin denetiminde pek çok sorunların yaşandığı bilinmektedir. Bu sorunların bir kısmı yapısal olup mevzuattan kaynaklanırken, bir kısmı da kuruluşların işlevselliğinden kaynaklanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, mevzuat ve uygulama temelinde belediyeleri denetlemekle yetkili iç ve dış denetim birimlerinin ne kadar etkin, verimli, bağımsız ve tarafsız bir denetim yaptıklarını ortaya koymak; çok aktörlü denetimin yol açtığı sorunları belirlemek ve bunlara ilişkin çözüm önerileri geliştirmektir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, denetimin kavramsal çerçevesine, iç denetim birimlerinin görev ve yetkilerine değinilmiştir. İkinci bölümde de dış denetim birimlerinin görev ve yetkileri ile yaptıkları denetimin kapsamı ve niteliği açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise her bir denetim biriminin mevzuat ve uygulamadan kaynaklanan sorunları dile getirilmiş ve buna ilişkin çözüm önerileri ortaya konmuştur.
Sosyal problem çözme becerisi ve zaman yönetiminin fiziksel aktivite seviyesine etkisi
Bu çalışmanın amacı sosyal problem çözme becerisi ve zaman yönetiminin fiziksel aktivite seviyesine etkisinin incelenmesidir. Araştırmaya toplam 1535 kişi katıldı. Katılımcıların 709'u (%46.2) erkek, 826'sı (%53.8) kadındır. Veri toplama aracı olarak Katılımcı Bilgi Formu, Fiziksel Aktivite Anketi, Zaman Yönetimi Ölçeği ve Sosyal Problem Çözme Envanteri kullanıldı. Bulgular incelendiğinde katılımcıların %29.6'sı inaktif, %51.9'u minimum aktif ve %18.4'ü çok aktif düzeydedir. Katılımcıların sosyal problem çözme becerilerinden probleme olumlu yönelim ve rasyonel problem çözme alt boyutu iyi seviyede iken, Probleme olumsuz yönelim, dikkatsiz/dürtüsel problem çözme ve kaçınan tarz problem çözme becerileri ise düşük seviyededir. Katılımcıların zaman yönetimi orta düzeydedir. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleri ile sosyal problem çözme toplam puanları arasında pozitif yönde ilişki bulunmaktadır (p<0.05). Katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleri ile zaman yönetimi toplam puanları arasında pozitif yönde bir ilişki bulunmaktadır (p<0.05). Alt boyutlar incelendiğinde şiddetli fiziksel aktivite düzeyi ile zaman planlaması arasında, zaman tutumları arasında ve zaman yönetimi arasında pozitif yönde, zaman harcattırıcılar boyutunda ise negatif yönde ilişki bulunmaktadır. Katılımcıların orta derecede fiziksel aktivite düzeyleri ile zaman planlaması becerileri arasında, zaman tutumları becerileri arasında ve zaman yönetimi toplam puanları arasında pozitif yönde bir ilişki tespit edilmiştir. Katılımcıların yürüme düzeyleri ile zaman tutumları arasında ve zaman yönetimi toplam puanı arasında pozitif yönde bir ilişki bulunmaktadır. Ayrıca katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleri park alanları ve spor salonuna yakınlığına göre değerlendirdiğimizde, evinin yakınında park alanı ve spor salonu bulunanların toplam fiziksel aktivite düzeyleri evinin yakınında park alanı ve spor salonu bulunmayanlara göre anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Katılımcıların fiziksel aktivite düzeylerini telefonda vakit geçirme süresinin etkileme durumu değişken olarak değerlendirildiğinde Yürüme ve toplam genel puan boyutlarına bakıldığında ise telefonda vakit geçirmenin fiziksel aktivite faaliyetleri üzerine üst düzey bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleri televizyon izleme süresi değişkenine göre incelendiğinde Toplam fiziksel aktivite puanlarına bakıldığında ise günlük 0-60 dakika televizyon izleyen öğrencilerin fiziksel aktivite düzeylerinin günlük daha fazla televizyon izleyenlere göre anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleri cinsiyet değişkenine göre değerlendirildiğinde şiddetli fiziksel aktivite (p<0,000), orta derecede fiziksel aktivite (p<0,002) ve yürüme alt boyutlarında (p<0,011), ayrıca toplam fiziksel aktivite puanında (p<0,000) erkek bireylerin düzeylerinin kadın bireylere göre anlamlı bir şekilde yüksek olduğu tespit edilmiştir (p>0,05). Sonuç olarak; sosyal problem çözme becerisi ve zamanın doğru yönetilmesi fiziksel aktiviteyi doğrudan etkileyebilmektedir. Ayrıca park alanı ve spor salonuna yakın bir mesafede yaşayan bireylerin fiziksel aktivite seviyelerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Telefon kullanımının fiziksel aktivite üzerine üst düzey bir etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Televizyon izleme süresi arttıkça fiziksel aktivite seviyesinin ise azaldığı anlaşılmıştır. Cinsiyet faktörü açısından bir değerlendirme yapıldığında ise tüm kategorilerde erkek bireylerin kadın bireylere oranla daha fazla aktif olduğu tespit edilmiştir.
Hz. Peygamberin bireysel ve toplumsal problemleri çözmede takip ettiği metotlar
Beden ve ruh yönüyle birbirinden farklı fıtratla yaratılan insanın olduğu her yerde birtakım problemlerin olması kaçınılmaz bir durumdur. İnsanoğlu, hayata dair ihtiyaçlarını elde etmek için çalışırken, bazen birbirlerine karşı haksız tutumlara girebilmektedir. Bu da insanlar arasında ihtilafların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. İnsan, karşılaştığı problemler ile baş edebilme yöntemleri arayışı içerisinde daima var olagelmiş, kendi sorunlarını aşabilme becerileri geliştirmeye çalışmıştır. Önemli olan, birlikte yaşama zorunluğu olan insanoğlunun, meselelerini çözebilme erdemi gösterebilmesidir. Yüce Allah, anlaşmazlıklar halinde insanların aralarının sulh yoluyla çözüme kavuşturulmasını teşvik etmektedir. İnsanlara barışta hayır olduğu haber verilmektedir. Allah Resûlü Hz. Muhammed (s.a.v.) hayatı boyunca Kur'an ahlakını yaşamış ve yaşatmıştır. O nübüvvet hayatının öncesinde ve sonrasında içinde yaşadığı toplumun sorunlarına elinden geldiğince çözümler üretmiş, insanların barış ve huzur içerisinde yaşamalarını sağlamaya çalışmıştır. Bu çalışmamızda Hz. Peygamber'in (s.a.v.), problemlerin çözümünde dayandığı Kur'ani ilkeler ve uygulamaları, hem bireysel hem de toplumsal açıdan incelenmeye çalışılmıştır. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) problem çözme metotlarına kulak vermek insani ilişkilerde barış ve huzura vesile olacak, birlikte yaşama kültürünü zenginleştirecektir.
Türkiye'de bulunan Suriyeli ailelerin karşılaştıkları sosyal sorunlar ve bu sorunlarla baş etme yöntemleri: Gaziantep örneği
Suriye'deki iç savaş ve şiddet, sosyal bilimler ve siyasi tartışmalardaki zorunlu göç, mültecilik, ülke içinde yer değiştirme, uluslararası ağlar, toplumsal sorunlar, bütünleşme ve uyuma dair pek çok olguyu yeniden gündeme getirmiştir. Türkiye'de dünyanın geri kalanından farklı biçimlerde deneyimlenen Suriyeli mülteciler krizi, son dokuz yıldır farklı aşamalardan geçerek şekillenmeye devam etmektedir. 2020 yılı itibariyle Türkiye'deki kayıtlı nüfusu üç buçuk milyondan fazla olan Suriyelilerin yaklaşık beş yüz bini Gaziantep'te yaşamlarını sürdürmektedir. Suriye'yle, özellikle Halep'le sahip olduğu tarihsel ve kültürel geçmişin de etkisiyle, Suriyeliler Gaziantep'teki toplumsal, iktisadi ve kültürel hayatın bir parçası olarak gündelik yaşamlarına devam etmeye çalışmaktadırlar. Bu çalışma, Gaziantep kent merkezinde yaşayan Suriyeli ailelerin ve aile bireylerinin gündelik hayatlarında karşılaştıkları sorunlarla baş etme stratejilerini sosyal hizmet perspektifinden ele almaktadır. Saha araştırmasında, ailelerin, göç seçeneklerini nasıl inşa ettikleri, göç ve mülteciliği nasıl deneyimledikleri ve uyum süreçleri üzerinde durulmuştur. Gaziantep kent merkezinde yaşayan ve farklı sınıfa ve özelliklere mensup 24 aileyle yarı-yapılandırılmış görüşme formlarıyla görüşmeler yapılmıştır. Suriyeli ailelerin göç, aile ve baş etme kuramları çerçevesinde ortaya koydukları, geliştirdikleri ya da dönüştürdükleri davranış örüntüleri tematik başlıklar altında ele alınmıştır. Saha bulguları, bize ailelerin ve aile bireylerinin göç ve mülteciliğin zor koşullarıyla baş etmede, yeterli veya etkili sosyal hizmetlerin olmadığı durumlarda, sahip oldukları, olanak, kaynak, sermaye, ağ ve yaşadıkları toplumsal dünyayla etkileşimlerinin gücüne göre, çok farklı stratejiler geliştirebildiklerini ve sahip oldukları her türlü özelliklerini araçsallaştırdıklarını göstermiştir. Anahtar Sözcükler: Göç, Mültecilik, Baş Etme, Sosyal Hizmet, Suriyeliler, Aile, Sosyal Çatışma
Yaratıcı drama eğitim programının çocukların sosyal davranış ve sosyal problem çözme becerilerine etkisi
Bu araştırma yaratıcı drama eğitim programının çocukların sosyal davranış ve sosyal problem çözme becerileri üzerine olan etkisini incelemek için yapılmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ön-test/ son-test ve kontrol gruplu deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Niğde ili Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bağımsız bir anaokulunda öğrenim gören 60-66 aylık 20'si deney, 20'si kontrol grubu olmak üzere toplam 40 çocuk oluşturmuştur. Deney grubundaki çocuklara erken çocukluk eğitim programına ek olarak araştırmacı tarafından geliştirilen Yaratıcı Drama Eğitim Programı uygulanmıştır. Araştırmada veriler, Anaokulu ve Ana Sınıfı Davranış Ölçeği (Preschool and Kindergarden Behaviour Scales (PKBS_2)) ve Wally Sosyal Problem Çözme Testi (Wally Social Problem Solving Test) ile toplanmıştır. Elde edilen veriler, SPSS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Değişkenler arası farklılıkları analiz etmek için gruplar arası karşılaştırmalarda Mann Whitney U Testi, gruplar içindeki karşılaştırmalar için Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanılmıştır. Ayrıca yaratıcı drama uygulamalarının sosyal davranış ve sosyal problem çözme becerilerini geliştirmedeki etkisini belirlemek için eta-kare (ƞ2) değeri hesaplanmıştır. Deney grubu çocukların "Yaratıcı Drama Eğitim Programı" sonrası sosyal beceri ve sosyal problem çözme becerileri arasında bir ilişki olup olmadığı Spearman Korelasyon Analizi ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda, yaratıcı drama eğitim programının deney grubunda yer alan çocukların sosyal beceri ve sosyal problem çözme becerileri toplam puanlarının artmasında anlamlı düzeyde etkiye sahip olduğu görülmüştür. Sonuçlar, çocukların sosyal beceri ve sosyal problem çözme becerileri üzerinde yaratıcı drama eğitim programının etkisi açısından değerlendirilmiş, araştırmacı ve uygulamacılara öneriler sunulmuştur.
Berlin'deki Türk göçmenlerin Suriyeli mültecilere yönelik görüş ve tutumları üzerine bir çalışma: Berlin/ Almanya örneği
Bu araştırmanın amacı Almanya'da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin iç savaş sonrası Suriye'den Almanya'ya göç etmiş olan Suriyeli mültecilere ilişkin görüş ve tutumlarının incelenmesidir. Araştırmada nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin bir arada kullanıldığı karma araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırma örneklemini en az beş yıldır Almanya'da yaşayan ve 25 yaş üstü olan, araştırmaya katılmaya gönüllü Türkiye kökenli göçmenler oluşturmaktadır. Araştırma Almanya'nın Berlin eyaletinde ikamet eden göçmenlerle yürütülmüştür. Araştırmaya katılan kişilerden veri elde edilmesi çerçevesinde nicel aşama kapsamında demografik bilgi formu ile Suriyeli mültecilere bakış açısı ölçeği uygulanırken, nitel aşamada yarı yapılandırılmış mülakat formu kullanılmıştır. Araştırmanın nicel aşamasında 129 kişiye ulaşılırken, nitel çalışma 9 kişiyle yürütülmüştür. Nicel veriler SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 21 paket programı, nitel veriler ise MAXQDA2018 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma bulgularından elde edilen sonuca göre nicel aşamada Almanya'da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin Suriyeli mültecilere bakış açıları üzerinde demografik veriler açısından anlamlı fark olmadığı saptanmıştır. Suriyeli mültecilere yönelik bakış açısı ölçeği maddeleri üzerinde cinsiyet açısından anlamlı fark bulunamamış, eğitim düzeyi açısından incelendiğinde ise 6, 8 ve 21. Maddelerde istatistiki olarak anlamlı fark saptanmıştır. Araştırma verilerinden elde edilen nitel bulgulara ilişkin sonuçlar incelendiğinde, Almanya'da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin Suriyeli mültecilerin yaşadığını düşündükleri sorunları genel anlamda dışlanma, uyum, barınma, dil, işsizlik olarak sınıflandırdıkları saptanmıştır. Yaşanan sorunların ortak yanları olarak dışlanma, dil, uyum sorununun görüldüğü belirlenmiştir. Yaşanan sorunların farklılaşan yanlarına ilişkin dil kursu ve eğitim imkanlarının farklılığı, iş bulma, oturum izni almada farklılık şeklinde yorumladıkları saptanmıştır. Türkiyeli göçmenlerin Suriyeli mültecilere ilişkin uyum açısından yaşadığı sıkıntılarına ilişkin görüşlerinden yola çıkarak sosyal yapıya uyum gösterme, dil öğrenmede sorun yaşama, çalışmaya karşı olumsuz tutum sergileme şeklinde sıkıntılar yaşandığı belirlenmiştir. Uyum konusunda yapılması gerekenlere ilişkin ise, öncelikle mültecilerin çaba göstermesi gerektiği, işgücüne katılımın sağlanması gerektiği, eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarına önem verilmesi gerektiği saptanmıştır. Suriyeli mülteci göçü sonrası Almanların Türklere yönelik bakış açısında değişiklik olup olmadığına ilişkin görüşlerden yola çıkarak göçmenlerin yarısının Almanların bakış açılarının daha çok olumlu anlamda değiştiğini düşündükleri, bilinçli kesimin ise farklı grupların ayırdına varabildiğinden dolayı herhangi bir değişiklik görmediği saptanmıştır. Türkiye kökenli göçmenlerin Suriyeli mültecilerin karışıklık bitse dahi Almanya'da kalmalarına ilişkin görüşlerinden yola çıkılarak göçmenlerin yarısının kalmalarında sakınca görmediği, bu anlamda sakınca görenler ve geri dönüleceği düşünmeyenler de olduğu belirlenmiştir. Mülteci sorununu değerlendirme konusunda sorunun boyutu, sorun hakkında yapılması gerekenler, üzücü bir süreç olması, sürecin zorluğu gibi açılardan konuya yaklaşıldığı saptanmıştır. Son olarak göçmen politikalarını geçmiş ve günümüz çerçevesinde değerlendiren Türkiye kökenli göçmenlerin göçmen grupları arasındaki farka, göçmenlere yönelik hizmetlerin ve politikaların değişimine, politika yapıcıların söylemleri ve günlük hayatta uygulanışı arasındaki farklara yönelik görüşleri üzerinden değerlendirmelerde bulundukları saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Göç, tutum, görüş, göçmen, mülteci, Almanya
Bekâr odaları"nda kalan erkeklerin deneyimlerinin eleştirel sosyal hizmet bakış açısıyla değerlendirilmesi: İzmir- Basmane örneği
Bu tezin temel amacı, bekâr odalarında kalan erkeklerin karşılaştıkları sosyal sorunlara yönelik deneyimlerini, kent marjinalliği ve hegemonik erkeklik bağlamları içinde keşfedici bir bakış açısıyla değerlendirmek ve bu sorunlara yönelik olası müdahale imkânlarını eleştirel sosyal hizmet paradigması çerçevesinde tartışmaktır. Araştırma probleminin ve sahasının çalışılması için en uygun yöntem olan nitel araştırma deseninden faydalanılmıştır. İzmir ili Basmane semtinde 10.06.2017-12.06.2017 tarihleri arasında gerçekleştirilen pilot çalışma eşliğinde uzman ve kaynak kişilerle ulaşılmıştır. 12.08.2017-10.09.2017 tarihleri arasında sürdürülen saha araştırmasında katılımcı gözlem ve kartopu örnekleme tekniği tercih ediliştir. Bu süreçte ulaşılan 28 bekâr odasında kalan erkekle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen bulguların fenomenolojik analiz tekniği ile çözümlenip yorumlanmasında MAXQDA 2018 nitel analiz programından faydalanılmıştır. Araştırmadan ortaya çıkan sonuçlar bağlamında öncelikle bekar odalarının, enformel çalışma ilişkileri ve yaşantısal, travmatik krizler eşliğinde ortaya çıkan alternatif bir barınma stratejisi olarak tanımlamak mümkündür. Aile ile yaşanan krizler, ekonomik kayıplar ve sağlık sorunları gibi sosyal işlevsellik üzerinde olumsuz etkisi olan deneyimlerin sonucunda akut olarak barınma ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Kurumsal hizmetlerin yetersiz kalması, bekâr odalarını sosyal ve tarihsel rolünü önemli kılmaktadır. Kent ilişkileri bağlamında ele alındığında ise bekâr odalarının bulunduğu çöküntü alanlarının kurumsal sosyal hizmetlerin öngördüğü hizmet modellerinden farklı ihtiyaçları da barındırması sebebiyle alanın keşfi önemlidir. Bu keşfin ihtiyacı neticesinde, bu mekânlarda yaşayan erkeklerin bekâr odasında kalmaya başlama süreçleri, bu odalarda kalma sebepleri, günlük yaşama dair pratikleri ele alınmıştır. Bekâr odasında kalan erkeklerin bu süreci nasıl yorumladıkları, geleceğe dair beklentileri ve deneyimledikleri sorunlara yönelik çözüm önerileri de tartışılmıştır. Araştırmadan elde edilen bilgiler çerçevesinde, bekâr odalarında kalan erkeklerin psikososyal ihtiyaçlarına yönelik kurumsal hizmetlerin geliştirilmesinin önemi anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, hizmetlerin sunulmasında toplumsal cinsiyet kabullerinin ve onların engelleyici etkisinin farkındalığına yönelik eleştirel bakış açıcı geliştirilmesi de gereklidir. Kurumsal hizmetlerin yetersiz kaldığı noktada alternatif çözümlerin geliştirilmesi ve akademik eğitimde buna yönelik beceri ve değerlerin geliştirilmesi de önem arz etmektedir.
Okulöncesi dönem çocuklarının toplumsal cinsiyet kalıp yargılarının sosyal problem çözme becerileri üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada, okulöncesi dönem çocuklarının toplumsal cinsiyet kalıp yargıları ile kişiler arası problem çözme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. 5-6 yaş grubundan 120 okulöncesi dönem çocuğu örneklemi oluşturmaktadır. Araştırma İzmir il merkezinde yer alan MEB'e bağlı anaokulu ve anasınıflarında, gerekli izinler alınarak uygulanmıştır. Çocukların toplumsal cinsiyet kalıp yargılarını ölçmek için "Toplumsal Cinsiyet Kalıp Aracı Yargılarını Ölçme Aracı" ve araştırmacı tarafından geliştirilen "Çocukların Çeşitli Becerilere Yönelik Görüşlerini Değerlendirme Aracı" kullanmış, çocukların kişiler arası problem çözme becerilerini ölçmek için ise "Okulöncesi Kişiler Arası Problem Çözme Testi (OKPÇ)" kullanılmıştır. Elde edilen bulgular ise, okulöncesi dönem çocuklarının toplumsal cinsiyet kalıp yargısı olmayan çocukların puanları ile kişiler arası problem çözme beceri düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Diğer bir ifade ile toplumsal cinsiyet kalıp yargısına sahip olmama durumu arttıkça kişiler arası problem çözme beceri düzeyi de artmaktadır. Bir diğer bulgu ise; çalışmaya dahil olan çocukların, genel olarak toplumsal cinsiyet kalıp yargılarına sahip oldukları da saptanmıştır. Çocukların sahip oldukları bu kalıp yargılar, kadın ve erkeğin becerileri, görevleri, meslekleri ve oyuncakları boyutunda yoğun iken, oyunlar boyutunda daha az olduğu görülmüştür. Özetle bulgular bize, çocukların toplumsal cinsiyete yönelik kalıp yargılarının oluşmaması durumunda daha esnek düşünebildiklerini ve problemler karşısında daha fazla çözümler üretebildiklerini göstermektedir.
Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımı nedeniyle birden fazla kez yasal yaptırımla karşılaşmış yetişkin erkek bireylerin sosyal sorun çözme becerilerinin çeşitli değişkenlerle incelenmesi
Bu çalışmada uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımı nedeniyle birden fazla kez kolluk kuvvetlerine yakalanıp yasal yaptırımlara maruz kalmış kişilerle bire-bir görüşme yöntemi şeklinde katılımcıların beyanı esas alınarak, yaşamları boyunca karşılaştıkları ve karşılaşmakta oldukları sosyal sorunlara (aile, eğitim, sağlık, iş) yaklaşım şekillerinin, sosyal sorunlarını çözme becerilerinin, bu kişilerin sosyal sorun çözme becerilerinin, mizaç (karakter) yapıları, dürtüsellikleri ve heyecan arama davranışına yatkınları ile ilişkisinin araştırılması planlanmıştır. Aynı zamanda sosyal sorun çözme becerileri ile madde kullanım ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Alanda yapılan mesleki çalışmalar ışığında, madde kullanımı nedeniyle birden fazla kez yasal yaptırımlar yaşamış kişilerin, profil özelliklerinin sadece 1 kez yasal sorun yaşamış kişilerden belirgin düzeyde farklılıklar gösterdiği gözlenmiştir. Bu farkılılıkların başlıcasının bu kişilerin sosyal hayatlarında karşılaştıkları sorunların karmaşık hale gelmesi, sorunla baş etmeden kaçınma ya da güçlük çekme, buna bağlı sorun çözme becerilerindeki eksiklikler, sorunları tanımlayamama ve müdahale edememe, madde kullanımına daha fazla yönelim ve daha sık madde kullanımı olarak değerlendirilmiştir. Yapılan tüm bu gözlemler, bu araştırmayı yapmamıza ışık tutmuştur. Çalışmada, Olgu grubunun yanında 2 kontrol grubu da vardır. Birinci kontrol grubu, uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımı nedeniyle sadece 1 kez kolluk kuvvetlerine yakalanıp, yasal yaptırıma maruz kalmış kişilerden, ikinci kontrol grubu ise, herhangi bir bağımlılık ve buna bağlı yasal yaptırım ve başka herhangi bir suç öyküsü olmayan sağlıklı bireylerden oluşturulması planlanmıştır. Bu şekilde, olgu grubu ile kontrol grupları arasındaki farklılıkların ve/veya benzerliklerin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmaya denetimli serbestlik müdürlüklerinde, uyuşturucu / uyarıcı madde kullanımı nedeniyle denetimli serbestlik cezası alan 100 yükümlü ve randomizasyon yöntemi ile belirlenen 50 sağlıklı erkek yetişkin birey gönüllü olarak katılım göstermiştir. Çalışmada, D'Zurilla ve Nezu tarafından geliştirilmiş, Duyan ve Gelbal tarafından Türkçe'ye uyarlanmış olan Sosyal Sorun Çözme Envanteri (Social Problem Solving Inventory – SPSI), Akiskal tarafından geliştirilen ve Vahip ve arkadaşları tarafından Türkçe'ye uyarlanan TEMPS-A Mizaç Değerlendirme Anketi, Lynam ve Whiteside tarafından geliştirilen ve Türkçe'ye uyarlaması Yargıç ve arkadaşları tarafından yapılan UPPS Dürtüselli Ölçeği, Zuckerman IV tarafından geliştirilen ve Türkçe'ye uyarlaması Beyaz ve Çok tarafından yapılan Zuckerman Heyecan Arama ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde post-hoc (çoklu karşılaştırma) testi, ki-kare testi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda ise, madde kullanımı nedeniyle birden fazla kez yasal yaptırımla karşılaşmış bireylerin, kontrol gruplarına göre madde kullanım sıklıkları ve miktarları, madde kullanımı dışında başka nedenlerden dolayı suç öyküsü açılarından anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Yine olgu grubu ile kontrol grupları arasında sosyal sorun çözme becerileri, dürtüsellikleri, mizaç-karakter özellikleri ve heyecan arama davranışı eğilimleri açısından anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Bağımlılık, Denetimli Serbestlik, Sosyal Sorun Çözme, Dürtüsellik, Mizaç, Heyecan arama
Üstün potansiyelli yetişkinlerin sosyal duygusal açıdan yaşadığı sorunlara yönelik yetişkin eğitim programı önerisi
Bu çalışma ile üstün potansiyeli olan yetişkinlerin sosyal duygusal yönden karşılaştığı sorunlara ilişkin olarak görüşlerinin alınması ile buna istinaden karşılaştıkları sorunlar ile baş etmelerini destekleyici bir eğitim programının taslağının öneri olarak sunulması amaçlanmıştır. Alan yazın tarandığında üstün potansiyelli yetişkin bireyler ile ilgili çok fazla çalışmaya rastlanmadığı için alana katkıda bulunmak amacıyla bu çalışmanın yapılması planlanmıştır. Nitel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilen çalışma çocukken üstün zekalı tanısı almış 24 katılımcı (12 kadın ve 12 erkek) ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunun seçiminde amaçlı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Görüşmelerde kullanılmak üzere yarı yapılandırılmış bir görüşme formu geliştirilmiştir. Yarı yapılandırılmış görüşme formunda veri toplama aşamasında, amacına uygun sorular hazırlanmış, uzmanlardan sorular hakkında görüşleri alınmış ona göre düzenlenmiş ve görüşme sırasında katılımcıya aynı zamanda ek sorular sorarak konuyla ilgili derinlemesine bilgiler edinmek amaçlanmıştır. Görüşme öncesi katılımcılara aydınlatılmış onam formu gönderilerek izin alınmış olup onay ile ses kaydı alınmıştır. Önceden hazırlanan görüşme soruları ile akış sağlanmıştır. Görüşmeler MAXQDA 2022 paket programına aktarılarak analiz edilmiştir. İçerik analizi ile ortaya çıkan kodlar, alt tema ve temalar açıklanmıştır. Araştırma süresince üstün potansiyelli bireylerin çocukluk döneminden yetişkinlik dönemine kadar yaşadıkları sosyal duygusal sorunlar ile ilgili deneyimleri incelenmiştir. Üstün potansiyelli birey olma durumlarının kimler tarafından ne zaman, hangi alanlarda olduğu, potansiyellerinin onlara kattığı olumlu ve olumsuz deneyimlerinin neler olduğu incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, 4 tema ortaya çıkmıştır. Bu temalar; üstün potansiyelli olarak yaşamak, sosyal duygusal gelişim süreçleri, çevre desteği/etkisi, üstün potansiyelli bireylerin destek süreçleri temalarıdır. Yapılan görüşmeler ve elde edilen bulgular sonucunda 4 modülden ve 13 oturumdan oluşan taslak bir program önerisi sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Özel Yetenek, Sosyal Duygusal Sorunlar, Yetişkin Eğitimi, Üstün Potansiyelli Yetişkinler, Program Geliştirme
Okul öncesi eğitime devam eden 48-72 aylık çocukların sosyal problem çözme becerilerine eşli dansların etkisinin incelenmesi
Okul öncesi dönemde dans etkinlikleri, çocukların iş birliği yapma, kendini ifade etme, özgüvene sahip olma gibi sosyal becerilerin gelişimine katkı sağlamaktadır. Çocukların sosyal gelişimlerine katkıları olan dansın, sosyal problem çözme becerilerine de olumlu etkileri olacağı düşünülmüş ve bu araştırmanın amacı, okul öncesi dönemde eşli dansların sosyal problem çözme becerilerine etkisini incelemek olarak belirlenmiştir. Çalışmada nicel yöntemlerden ön test – son test kontrol gruplu yarı deneysel model kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2022-2023 Eğitim-Öğretim yılında Balıkesir ili Altıeylül ilçesinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı bir ortaokulun iki ayrı anasınıfında öğrenim gören 48-72 ay arası 16'sı deney grubu, 16'sı kontrol grubu olmak üzere 32 çocuk oluşturmaktadır. Çalışma grubunun belirlenmesinde amaçlı örnekleme türlerinden kolay ulaşılabilir durum örneklemesi kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu ve çocukların sosyal problem çözme becerilerinin düzeyini belirleyebilmek amacıyla Wally Sosyal Problem Çözme Testi kullanılmıştır. Okul öncesi dönemde sosyal problem çözme becerilerini geliştirmek için hazırlanan eşli dans etkinlikleri deney grubuna her gün 30 dakika olmak üzere 10 hafta boyunca araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Kontrol grubundaki çocuklara ise okul öncesi öğretim programındaki kazanımları içeren çeşitli etkinlikler yapılmıştır. Uygulama sonunda okul öncesi dönemde eşli dansların sosyal problem çözme becerisine etkisini belirlemek amacıyla deney ve kontrol gruplarına eşzamanlı olarak Wally Sosyal Problem Çözme Testi uygulanmıştır. Verilerin analizinde, çocukların veri toplama araçlarından aldıkları puanların karşılaştırılması amacıyla karışık desen ANOVA testinden yararlanılmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkeni olan cinsiyetin, bağımlı değişken olan sosyal problem çözme becerisine etkisini belirlemek amacıyla bağımsız örneklemler için t testi yapılmıştır. Verilerin geçerlik ve güvenirliği için uzman görüşünden yararlanılmış, KR-20 güvenirlik katsayısı hesaplanmış ve araştırmacının kodladığı verilerin güvenilirliğini sağlamak adına kodlayıcılar arası güvenirlik hesaplanmıştır. Araştırmanın bulgularından yola çıkılarak, deney grubuna uygulanan eşli dans etkinliklerinin, çocukların sosyal problem çözme becerilerini olumlu yönde etkilerken kız ve erkek çocukların sosyal problem çözme becerilerini benzer oranlarda geliştirdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'de çağdaşlaşma kapsamında başörtüsü: Sorunlar ve kazanımlar
Bu çalışma "başörtüsü" sembolü üzerinden Türkiye modernleşme sürecinin son aşamasını bir yönüyle ele alır. Osmanlı'nın son evresinde başlayan modernleşme tarihimiz Cumhuriyet ile birlikte niteliksel bir farklılaşma yaşamıştır. Kendi mazisini ve bazı toplumsal kesimleri öteki olarak kabul eden çağdaşlaşmacı elitler "öteki"yi yansıtan her türlü simge ve ritüelin toplumsal alanlarda görünürlüğünü en aza indirmek istemiştir. Bu bağlamda başörtüsü de yok sayılmak istenir. Türkiye'de başörtüsü yasağının 50 yıllık bir geçmişi vardır. Ancak AK Parti iktidarının son 4 yıl içerisinde yaptığı yasal düzenlemelerle yasak sona erdirilir. Ne var ki geçmiş dönemlerin aksine laik siyasi aktörler direnişe geçmez. Aksine İslami sembollerle barışık bir izlenim vermek isterler. Çünkü başörtüsü artık toplumsal uyum çerçevesinde karşı konulamayacak biçimde gündelik hayatın bir parçasına dönüşmüştür. Başörtüsünün yeniden meşruiyet sürecinde iki toplumsal dinamik tespit edilebilir. Birincisi başörtülü kadınların her şeye rağmen ortak kullanım alanlarında var olma mücadelesidir. Bu kadının modern hayata dâhil olma ısrarıdır. Diğeri ise İslami kesimin siyasi aktörlerin bürokrasi üzerinden daha önce periferiyi temsil eden geniş kitleleri merkeze taşıma hamlesidir. İslami aktörler geçmiş dönemlerde dışlanmanın verdiği uç söylemleri değiştirerek, kapsayıcı bir siyasi dile kavuşmuşlardır. Tedrici dönüşüm olarak beliren politik taktik aslında hedeflerinin dışında modernleşmenin kitleselleşmesini sağlamıştır. İslami aktörlerin siyasi ve iktisadi bürokrasi ile tanışmalarının geçmişi daha eskiye dayansa da bu ilişki AK Parti döneminde kurumsallaşır. Böylelikle İslami talep, sembol ve uygulamalar sistem içileşir. Başörtüsü modern bir unsura dönüşür. Bu bağlamda geriye dönük bir okuma yapıldığında laik aktörlerinin iddialarının aksine 28 Şubat "çağdaşlığı koruyan" post-modern bir müdahale değil toplumsal kesitleri dışlayan anti-modern bir girişimdir. İçinde bulunduğumuz dönem ise din üzerinden toplumsal gerilimlerin en aza indiği bir normalleşme sürecidir. Anahtar Kelimeler: Başörtüsü, İslamcılık, Modernleşme, Çağdaşlaşma, Meşruiyet
Sosyal inovasyon ve Türkiye: potansiyeli, dinamikleri ve sosyal inovatif çalışmaları desteklemede devletin rolü
Bu çalışma, toplumsal sorunların çözümünde ve ihtiyaçların karşılanmasında yeni yollar olarak bilinen sosyal inovasyonun Türkiye'deki durumunu, bilinirliğini, dinamiklerini ve potansiyelini analiz etmekte ve devletin bu süreçte üstlenebileceği rolleri ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, dünyada sosyal inovasyon ekosistemini destekleyecek politika uygulamaları incelenmiştir. Yine sosyal inovasyonun sosyal politika açısından önemi irdelenerek Türkiye'de kamu tarafından desteklenen sosyal inovatif uygulamalar literatüre kazandırılmıştır. Türkiye'de sosyal inovasyonun desteklenmesinde devletin üstlenebileceği rolleri araştırmak üzere sosyal inovasyon ile alakalı olabilecek altı bakanlıktan çeşitli kademelerde 25 kişi ile yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Yapılan mülakatlar ve değerlendirmeler; uygulamada örneklerine rastlanmasına rağmen Türkiye'de sosyal inovasyon kavramının büyük ölçüde bilinmediğini ve diğer gelişmiş ülkelere nazaran bu alanın daha yavaş gelişmekte olduğunu; toplumsal ihtiyaç ve sorunların çözümünde sosyal inovasyonun önemli enstrümanlardan biri olarak görülebileceğini, insani ve sosyal kalkınmanın hızlanmasında sosyal inovasyon perspektifinin yaygınlaşması ve kurumsallaşmasının Türkiye açısından önemli bir potansiyeli içinde barındırdığını, bu çerçevede Türkiye'de devletin sosyal inovasyonun gelişmesine dönük çeşitli roller üstlenmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Bu bulgular ışığında, Türkiye'de devletin sosyal inovasyonun kurumsallaşması ve yaygınlaşması sürecinde önerilen politika araçları ve eylemler "Sosyal İnovasyon Yol Haritası" ile tanımlanmıştır. Bu yönüyle özgün bir nitelik taşıyan çalışma ile temel sosyal inovasyon alanlarının belirlenerek politika ve eylem planlarının revize edilmesi ve ilgili yasal altyapının oluşturulması gerekliliği ortaya koyulmuştur. Sosyal inovasyon kümelerinin kurulması; yenilikçi finans modellerinin geliştirilmesi, parasal olmayan kaynakların alternatif kullanımının sağlanması ve kamusal alanda sosyal inovasyon atölyelerinin kurulması bahse konu yol haritasının öne çıkan başlıklarından bazılarıdır.
Ergenin algıladığı psikolojik kontrol ve özerklik desteği ile gelişimsel sonuçları arasındaki ilişkilerin sosyal problem çözme becerileri açısından incelenmesi
Ergenlik süreci biyolojik, psikolojik, çevresel pek çok faktörün de etkisiyle önemli ölçüde değişimlerin olduğu karmaşık bir süreçtir. Alışılmış çevre; sosyal ilişkiler ve aile ilişkileri, dönemin belirgin bir özelliği olan soyut düşünce becerisinin de gelişmesiyle yeniden yapılandırılır ve bir takım uyum süreçleriyle birlikte tekrar deneyimlenmeye başlanır. Özellikle bu dönemde artan özerklik ihtiyacı, ebeveynlerle olan ilişkilerinde de bir takım değişimleri beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla ergenlik sürecinde ebeveynlik uygulamaları büyük önem taşımaktadır. Ergenlik sürecinde yaşanan bu gelişmelerin betimsel açıdan incelenmesi amacıyla gerçekleştirilen bu tez araştırmasında, ergenin algıladığı psikolojik kontrol ve özerklik desteği ile gelişimsel sonuçları olan yalnızlık, saldırganlık ve olumlu sosyal davranışlar arasındaki ilişkilerin sosyal problem çözme becerileri açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Tunceli ve Kayseri illerine bağlı devlet okullarından tesadüfi yolla seçilen yaşları 15 ile 17 arasında değişen 365'i kadın ve 359'u erkek olmak üzere toplamda 724 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında öğrencilere UCLA Yalnızlık Ölçeği, Psikolojik Kontrol Ölçeği, Özerk İradeyi Destekleme Ölçeği, Olumlu Sosyal ve Saldırgan Davranışlar Ölçeği ve Kişilerarası Problem Çözme Envanteri uygulanmıştır. Araştırma analizlerinden elde edilen sonuçlara göre cinsiyet ve yaş temel etkisi anlamlı bulunmuş ancak cinsiyet ve yaş ortak etkisinin anlamlı olmadığı görülmüştür. Cinsiyet temel etkisine bağlı olarak yapılan ileri analizlerde erkeklerin ebeveynlerinden algıladığı psikolojik kontrolün kadınlara oranla yüksek olduğu buna karşı kadınların ise ebeveynlerinden algıladığı özerklik desteğinin erkeklere oranla daha yüksek olduğu görülmüştür. Ergenin anne ve babadan algıladığı psikolojik kontrol ve özerklik desteğinin aile gelir durumuna göre (alt, ortanın altı, orta ve ortanın üstü) farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için yapılan analiz sonucunda aile gelir temel etkisinin anlamlı olduğu bulunmuştur. Sonuçta, alt gelir grubunda olduğunu bildiren ergenlerin babadan algılanan özerklik desteğini orta üstü gelir düzeyine sahip ergenlerden düşük algıladığı; benzer şekilde babadan algılanan özerklik desteğini orta altı gelir düzeyine sahip ergenlerin orta ve orta üstü gelir düzeyine sahip ergenlerden düşük algıladığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak farklı gelir düzeylerine sahip ergenlerin algıladığı özerklik desteğinin ailenin gelir düzeyindeki artışa oranla yükseldiği görülmüştür. Araştırmada ele alınan değişkenler arasındaki ilişki Pearson korelasyon katsayısı hesaplanarak incelenmiştir. Sonuçta ebeveynlerinden psikolojik kontrol algılayan ergenlerin, daha fazla saldırganca davranış sergilediği, yalnızlık hissettiği ve sosyal problem çözmede daha az başarılı olduğu diğer taraftan ebeveynlerinden özerklik desteği alan ergenlerin ise daha fazla olumlu sosyal davranışta bulunduğu ve sosyal problem çözme becerilerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Yapısal eşitlik modeli sonuçlarına göre ebeveynlerinden özerklik desteği alan erkeklerin sosyal problem çözme becerilerinin yüksek olduğu ve dolayısıyla daha fazla olumlu sosyal davranış sergilediği diğer taraftan daha az saldırganca davranışlarda bulunduğu tespit edilmiştir. Ebeveynlerinden psikolojik kontrol algılayan kadınların ise sosyal problem çözme becerilerinin düşük olduğu ve kendilerini daha fazla yalnız hissettikleri aynı zamanda daha fazla saldırganca davranış sergiledikleri görülmüştür. Ebeveynlerinden özerklik desteği alan kadınların ise sosyal problem çözme becerilerinin yüksek olduğu ve buna bağlı olarak kendilerini daha az yalnız hissettikleri tespit edilmiştir.
Türkiye'de çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri öğrencilerinin sosyal sorunlara bakış açıları
Küreselleşmenin yarattığı baş döndürücü hız sosyal sorunları bir yanıyla kadimleştirirken, diğer yanıyla da yeni sosyal sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Sosyal sorunlar karşısında dezavantajlı kesimlerin giderek artan kayıpları, sosyal sorunların saptanması ve bu sorunlara yönelik bakış açısının ortaya konması da yaşamsal bir öneme taşımaktadır. Sosyal sorunların belirlenmesi ve çözüm sunulması bağlamında sosyal politika anahtar roldedir. Sosyal sorunlara çözüm arayarak refahın sağlanmasını hedef alan sosyal politikanın anlamı ve geleceği yalnız uygulamalar değil, akademik çalışmalarla da yeniden ve yeniden sürekli olarak oluşturulmaktadır. Böyle düşünüldüğünde, sosyal politika çalışanlar sosyal sorunlara nasıl bir anlam vermekte ve nasıl yapılandırmakta sorusu daha da önemli hale gelmektedir.Sosyal politika geleneğinin ülkemizdeki temsilcileri olan Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri (ÇEEİ) bölümü öğrencileri sosyal sorunların tanımlanmasında özel önem taşımaktadır. Çünkü; ÇEEİ bölümü ile sosyal sorunlar, hem disiplinler arası yaklaşım hem de sosyal politika eğitimi temelinde bağdaşmaktadır. Bu nedenle bu çalışmada; ÇEEİ eğitiminin mevcut durumu incelenerek, sosyal politika eğitimi alan ÇEEİ öğrencilerinin hem sosyal politikanın konu alanları içerisinde yer alan sosyal sorunlara bakışının hem de bölüme yönelik algılarının incelenmesi ile birlikte ÇEEİ'nin sosyal politika geleneğinden uzaklaşıp uzaklaşmadığı tartışmasına katkı sunmak amaçlanmıştır. Nicel çalışma yöntemlerinden anket yönteminin kullanıldığı bu çalışmanın örneklemini ÇEEİ bölümü dördüncü sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Bu araştırmada veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından geliştirilen "Sosyal Sorunlara Bakış Ölçeği" kullanılmıştır. Bu araştırma sonucunda; ÇEEİ öğrencilerinin sosyal sorunlar karşısında sosyal politika yanlı yanıtlar verdiği görülmüştür. Bununla birlikte alan içinde tartışılan "sosyal politika geleneğinden" uzaklaşma konusunda sosyal sorunlara bakış bağlamında bir uzaklaşma olmadığı görülmüştür. ÇEEİ öğrencilerinin sosyal sorunlara bakışına etki eden değişkenleri analiz edildiğinde, cinsiyete, yaşam idamesi durumuna, barınma durumu, kardeş sayısına, baba istihdam durumuna, ailedeki engelli birey varlığına, ailedeki sendikal katılıma ve not ortalamalarına göre sosyal sorunlara bakışın değişmediği görülmüştür. Diğer yandan sosyal sorunlara bakışın yaş grupları, ebeveyn medeni hali, ebeveynlerin eğitim durumu, gelir yeterliliği, gelir durumu, anne istihdam durumu, ebeveynlerin gelir durumu, eğitim gördükleri üniversite ve bölüme yönelik algılarına bağlı anlamlı değişiklik göstermektedir.
Yabancı uyruklu ilkokul öğrencilerinin eğitim-öğretiminde yaşanan sorunlara ilişkin öğretmen ve öğrenci görüşleri
Bu araştırmanın amacı, Eskişehir ili ilkokullarında öğrenim gören yabancı uyruklu ilkokul öğrencilerinin eğitim-öğretiminde yaşadıkları sorunları, bu sorunların kaynaklarını ve sorunlara yönelik çözüm önerilerini öğretmen ve öğrenci görüşleri doğrultusunda ortaya koymaktır. Nitel bir araştırma olan çalışmadaki veriler, Eskişehir il merkezinde bulunan sekiz ilköğretim okulunda toplam yirmi bir sınıf öğretmeni ve yirmi dört yabancı uyruklu öğrenci ile yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilmiştir. Araştırma verileri, içerik analizi tekniği kullanılarak çözümlenmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda araştırmada şu sonuçlara ulaşılmıştır: •Yabancı uyruklu öğrencilerin yaşadıkları genel sorunlar ana teması altında, "Dışlanma", "Dil ve Kültür Farklıkları", "Uyum", "Çevreyle İlişkiler", "Ekonomik Sorunlar" ve "Politik Sorunlar" alt temaları belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre öğrencilerin; Türk örf- adetlerine ve okul kurallarına uyum sağlamadıkları ve Türkiye'yi kabullenemedikleri, yeni hayatlarına uyum sağlayamadıkları, kendi yakınları ile gruplaştıkları ve kapalı bir biçimde yaşadıkları, öğretmen ve akranları ile iletişim kuramadıkları, ten renkleri ve uyrukları nedeniyle zaman zaman yabancı görülüp, dışlandıkları ve öğrencilerin özgüven sorunları yaşadıkları ve yalnızlaştıkları tespit edilmiştir. •Yabancı uyruklu öğrencilerin eğitim-öğretim sürecinde yaşanan sorunlar ana temasında, "Dil ve kültür farklılığı", "Temel dil becerileri", "Anlama", "İfade etme ve yorum yapma", "Programın gerisinde kalma" ve "Akademik başarısızlık" alt temaları belirlenmiştir. Elde edilen verilerden hareketle öğrencilerin, öğretmenini, arkadaşlarını ve çevresindekileri anlamadıkları, iletişim kuramadıkları, kendi duygu ve düşüncelerini ifade edemedikleri ve derslere katılamadıkları, derslerde programın gerisinde kaldıkları ve çoğunlukla öğrencilerin başarısız oldukları sonuçlarına ulaşılmıştır. •Eğitim-öğretim sürecinde yaşanan sorunların kaynakları ana temasında; "Öğrenciden kaynaklanan sorunlar", "Öğretmenden kaynaklanan sorunlar", "Aileden kaynaklanan sorunlar" ve "MEB ve devletten kaynaklanan sorunlar" temalarına ulaşılmıştır. •Öğrenciden kaynaklanan sorunlar ise; "Dil bilmeden eğitim sistemine dâhil olma", "Ara sınıflarda eğitime başlama" "Uyum sorunları yaşama", "Derslere ilgisizlik", "Algıda gerilik" ve "Disiplini bozma" olarak belirlenmiştir. •Öğretmenlerden kaynaklanan sorunlar; "Öğrenci ve aileleri ile iletişimsizlik", "Öğretim teknikleri ve mesleki yeterlilik", "Ölçme-değerlendirme", "Sorunlara çözüm üretmeme" ve "Evrensel bir dil bilmeme" olarak ortaya çıkmıştır. •Aileden kaynaklanan sorunların; "Ailenin maddi durumu", "Ailenin eğitim durumu", "Okul idaresi ve öğretmenler ile iletişimsizlik", "Çocuğa gereken ilgiyi göstermeme" ve "Eğitim ve gelecek planı eksikliği" olduğu belirlenmiştir. •MEB ve devletten kaynaklanan sorunlar ise; "Politik kaynaklı sorunlar", "Eğitim sistemi kaynaklı sorunlar", "Program kaynaklı sorunlar" ve "Türkçe kurs ve materyal eksikliği" olarak tespit edilmiştir. •Yabancı uyruklu öğrencilerin eğitim-öğretiminde yaşadıkları sorunların çözümüne yönelik ortaya konan öneriler, "Öğrencilere", "Öğretmenlere ve Okullara", "Ailelere" ve "MEB'e ve devlete" yönelik öneriler olmak üzere dört tema altında toplanmış ve bu temaların oluşturduğu alt temalar ayrıntılı biçimde açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Dil, Yabancı Uyruklu Öğrenciler, Eğitim-Öğretim Süreci, Eğitimde Yaşanan Sorunlar
Sosyal bilgiler dersinde güncel olaylardan yararlanmanın öğrencilerin sosyal problemlere duyarlılıklarına etkisi
Günümüzde eğitim kurumları sadece bilgi veren kurumlar olmaktan çıkmış, toplumun farkında olan, toplumsal problemlere karşı farkındalık geliştiren ve içinde yaşadıkları topluma ne tür katkılar yapabilecekleri üzerinde düşünen bireyler olarak yetiştirme amacına da yönelmişlerdir. Bu amaca ulaşmada Sosyal Bilgiler dersi önemli bir rol oynamaktadır. Öğrencinin Sosyal Bilgiler dersinde sosyal hayatında karşılaşabileceği durum ve sorunları nasıl çözebileceği konusunda bilgi sahibi olurken aynı zamanda sosyal problemlere karşı daha duyarlı hale gelmesi beklenmektedir. Sosyal Bilgiler öğretmenleri sosyal problemlere duyarlılık kazandırmak için derslerinde kaynak olarak güncel olayları kullanabilirler. Bu yolla öğrenciler edindikleri kuramsal bilgiyi uygulamaya dönüştürme fırsatı yakalarlar. Bu bağlamda öğrencilerin sosyal problemlere karşı duyarlı hale gelmeleri için Sosyal Bilgiler dersinde güncel olaylara yer vermenin yararlı olacağı söylenebilir. Bu araştırmanın amacı, 6. Sınıf Sosyal Bilgiler dersinde güncel olaylardan yararlanmanın öğrencilerin sosyal problemlere duyarlılıklarına etkisinin araştırılmasıdır. Araştırma karma yöntem desenlerinden gömülü deneysel desene göre gerçekleştirilmiştir. Araştırmada nicel veriler deneme modellerinden ön-test son-test kontrol gruplu modele ile nitel veriler ise yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile toplanmıştır. Ayrıca araştırmada, kontrol grubunda güncel olaylardan yararlanmada işe koşulabilecek yöntem, teknik ve etkinliklerin kullanılıp kullanılmadığını görmek amacıyla yapılandırılmış gözlem yapılmıştır. Araştırmanın katılımcıları 2013-2014 eğitim öğretim yılının 2. döneminde Fahri Günay Ortaokulu'nun 5B ve 5D sınıflarında öğrenim gören öğrencilerdir. Araştırmada veri toplama aracı olarak Öcal, Demirkaya ve Altınok (2013) tarafından geliştirilen "Sosyal Problemlere Duyarlılık Ölçeği", kişisel bilgi formu, yarı yapılandırılmış görüşme formu ve yapılandırılmış gözlem formu kullanılmıştır. Ayrıca deneysel işlem süresince araştırmacı tarafından hazırlanan ders planları ve öğretim materyalleri kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen nicel verilen analizinde Statistical Package for the Social Sciences 21.0 (SPSS) paket programından yararlanılmıştır. Kontrol ve deney grubu öntest puanları arasındaki analiz için ilişkisiz (bağımsız) örneklemler T Testi, kontrol grubunun öntest ve sontest puanları arasındaki analiz için ilişkili (bağımlı) örneklemler T Testi, deney grubunun öntest ve sontest puanları arasındaki analiz için ilişkili (bağımlı) örneklemler T Testi ve kontrol ve deney gruplarının sontest puanları arasındaki analiz için ilişkisiz (bağımsız) örneklemler T Testi uygulanmıştır. Araştırmanın nitel verilerinin analizinde ise içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, Sosyal Bilgiler dersinde güncel olaylardan yararlanılarak öğretim yapılan deney grubundaki öğrenciler ile güncel olaylardan yararlanılmadan öğretim yapılan kontrol grubundaki öğrencilerin sosyal problemlere duyarlılık ölçeğinden elde edilen sontest puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Ayrıca deney grubundaki öğrencilerin öntest ve sontest puanları arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olduğu, diğer yandan kontrol grubundaki öğrencilerin öntest ve sontest puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olmadığı görülmüştür. Dolayısıyla deneysel işlemin hem grup faktörü hem de zaman faktörü üzerinde olumlu bir etkisi olduğu görülmüştür. Tüm bunların yanında deney grubundaki öğrenciler ile gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmelerde, öğrencilerin güncel olaylardan yararlanılarak gerçekleştirilen Sosyal Bilgiler dersi için olumlu görüşe sahip oldukları görülmüştür. Aynı zamanda öğrenciler sosyal problemlere ilişkin bir farkındalık kazandıklarını, güncel olaylardan yararlanılarak gerçekleştirilen öğretimin kendilerinde bir takım davranış değişikliği yarattığını ve bilinç oluşturduğunu ifade etmişlerdir. Araştırma sonuçlarından hareketle Sosyal Bilgiler öğretmenlerine öğrencilerin sosyal problemlere duyarlılıklarını arttırmak için güncel olaylardan yararlanmaları önerilmektedir. Ayrıca araştırmacılar için güncel olayların farklı bağımlı değişkenlere, farklı bağımsız değişkenlerin sosyal problemlere duyarlılığa etkisinin araştırılması ve Sosyal Bilgiler ve sosyal problemleri kapsayan farklı desenlerde çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Mülteci sorunu bağlamında Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin son elli yılda kazanmış olduğu ivmenin sosyo-politik analizi
Mülteci sorunu sadece günümüzde değil uzun yıllar boyunca birçok ülkenin ortak sorunu olmuştur. Milyonlarca insan her yıl yaşadığı ülkeleri terk edip bir başka ülkeye sığınmak mecburiyetinde kalmaktadır. Bu noktada coğrafi konumu gereği Türkiye, Afrika, Asya ve Avrupa arasında yaşanan mülteci göç hareketlerinin yanı sıra yasadışı göçlerin de önemli bir kavşak noktası haline gelmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, özellikle 2011 yılından itibaren Suriye'de kendini gösteren iç savaş sonrasında ülkesinden kaçarak başka ülkelere sığınma ihtiyacı hisseden Suriyelilerin bir mülteci sorunu haline gelmesi ve bununla beraber Avrupa Birliği ile ilişkilerimizin bu bağlamda farklı bir boyut kazanmasının geçmişten günümüze nasıl değişimlere uğradığının incelenmesidir.
Okul öncesi eğitime devam eden 60- 72 aylık çocukların dinleme becerileri ile sosyal problem çözme becerileri arasındaki ilişkinin belirlenmesi ve farklı değişkenlere göre incelenmesi
Bu araştırma 60-72 aylık okul öncesi eğitimine devam eden çocukların; dinleme becerileri ile sosyal problem çözme becerileri arasında ilişkinin belirlenmesi ve farklı değişkenlere göre incelenmesi için ilişkisel tarama modeli benimsenerek desenlenmiştir. Araştırmanın örneklemini, 2022- 2023 eğitim-öğretim yılında Kütahya ili Tavşanlı ilçesinde bulunan MEB'e bağlı resmi anaokullarına ve özel anaokullarına devam eden, 60-72 ay arasındaki 386 çocuk oluşturmaktadır. Araştırmada veriler, "Kişisel Bilgi Formu", " Okul Öncesi Dönem Çocuklarının Dinleme Becerilerini Değerlendirme Ölçeği" ve "Wally Sosyal Problem Çözme Testi" ile toplanmıştır. Araştırmanın sonucuna göre; dinleme becerileri ölçeğinden cinsiyet ve yaş değişkeninin anlamlı farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Anne-baba eğitim durumu, anne baba mesleği, kardeş sayısı, aile gelir durumu, okul türü, kurum türü, anne-babanın medeni durumu, doğum sırası ve daha önce okul öncesi eğitim alıp almaması değişkenlerinin farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Çalışmaya katılan çocukların sosyal problem çözme becerileri incelendiğinde; cinsiyet, yaş, okul türü, anne-baba birliktelik durumu, kardeş sayısı, doğum sırası, anne eğitim durumu, aile gelir durumu ve daha önce okul öncesi eğitim alma durumu değişkenine göre anlamlı farklılık göstermezken; kurum türü, baba öğrenim durumu, baba mesleği, kardeş sayısı, daha önce okul öncesi eğitim alma durumu değişkenine göre istatiksel olarak anlamlı bir farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Araştırmanın diğer bir sonucu ise çocukların dinleme becerileri ile sosyal problem çözme becerileri arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu belirlenmiştir.
Sosyal girişimciliği ve sosyal girişimi etkileyen faktörlerin analizi
Çağdaş dünyada, özelikle bilgi, iletişim ve ulaşım teknolojilerinde olmak üzere hızlı bir değişim süreci yaşamaktadır. Bu süreç etkisini ekonomik, siyasal, sosyal, özetle hayatın her alanında fark edilmektedir. Üstelik, dünya çapında ilişkilerin yoğunlaşması ile mesafeler ve sınırlar toplumsal hayatın pek çok alanında sınırlayıcı olmaktan çıkmaktadır. Sosyal girişimcilik, sosyal pazarlama ve bu kişiler tarafından kurulan örgütler olan sosyal girişimler akademik alanyazında göreli olarak yeni kavramlardır. Ekonominin ve toplumun dinamizmine etki eden sosyal girişimcilik kısaca, toplumsal sorunlara çözüm bulmak amacıyla, sosyal etki için yenilikçilik içeren faaliyet olarak ifade edilebilir. Bu tezde, toplumsal duyarlılığın artması ile birlikte önemi gün geçtikçe artan sosyal pazarlama ve sosyal girişimcilik kavramları ve gelişimleri açıklanmaya çalışılmıştır. Uygulama kısmında da sosyal girişimciliği ve sosyal girişimi faktörleri incelenmiş ve sonuçları irdelenmiştir.