Constitution

200 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Muhafazakar basında Hegemonya uğrakları: 12 eylül 2010 referandumu ve yeni anayasa tartışmaları

Muhafazakârlık üzerine tartışmalar Cumhuriyetin kuruluşundan beri yapılmaktadır. Kendini muhafazakâr demokrat bir parti olarak tanımlayan AKP'nin 2002 yılında iktidara gelmesiyle beraber sosyal bilimlere ait disiplinlerde bir araştırma nesnesi olarak muhafazakârlığa olan ilgi artmıştır. Bu çalışma muhafazakâr söylemin muhafazakâr gazetelerin köşe yazarlarınca nasıl kurulduğuna odaklanmıştır. Bunu yaparken Laclau ve Mouffe'un Gramsci'nin hegemonya kavramını radikalleştirerek kullandıkları ve ucu açık bir süreç olarak ele aldıkları şekliyle hegemonya kavramını kullanmıştır. Muhafazakâr hegemonya bir oluş ve eklemlenme ilişkileri pratiği içinde ele alınıştır. Çalışma bu yönüyle muhafazakâr hegemonyaya alternatif bir bakış açısı geliştirmeye çalışmıştır. Çalışma iki temel uğrak üzerinden yapılandırılmıştır. İlkin, muhafazakâr hegemonyanın bütünüyle tesis edildiği bir tarihsel moment olan 12 Eylül 2010 Referandumu incelenmiştir. 1 Eylül ve 20 Eylül 2010 tarihleri arasında Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinin köşe yazarları incelenmiştir. İkinci bir tarihsel uğrak olarak da muhafazakâr hegemonyanın bir dizi tarihsel olayla kırılganlaştığı bir dönem olarak yeni anayasa yapım çalışmaları ele alınmıştır. Yeni anayasa yapım çalışmalarının sürdürüldüğü 20 Ekim 2011 ile 26 Aralık 2013 tarihleri Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinde çıkan köşe yazıları Laclau ve Mouffe'un söylem kuramlarından yararlanarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda özellikle 12 Eylül Referandumu sırasında biri sivil İslam geleneğinden gelen Zaman gazetesi, diğeri siyasal İslam geleneğinden gelen Yeni Şafak gazetesi köşe yazarlarının yazıları arasında tam bir koşutluk ve fikir birliği olduğu görülmüştür. İki yıl süren yeni anayasa çalışmaları sırasında ise bu fikir birliğinin özellikle başkanlık sistemi teması çerçevesinde ayrışmaya başladığı gözlenmiştir. Bu durum da muhafazakâr hegemonyanın ucu açık bir süreç olarak farklı eklemlenme ilişkilerine olanak sağlayacak bir biçimde işlediğini kapalı ve sonsuz bir sistem olmadığını göstermektedir.

AnayasaBasınGazeteciler+6
Çağdaş Ceyhan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de Anayasa referandumları ve basın: 1961, 1982 Anayasaları ile 2010 Anayasa Değişiklik Paketi referandumlarının Türkiye basınındaki sunumunun karşılaştırmalı çözümlemesi (cumhuriyet, hürriyet, tercüman/bugün gazeteleri örnekleri)

Bu çalışmada, 1961 ve 1982 Anayasaları referandumları ile 2010 Anayasa Değişiklik Paketi referandumunun Türkiye basınındaki sunumları örnek olarak seçilmiş Cumhuriyet, Hürriyet ve Tercüman/Bugün gazeteleri özelinde karşılaştırmalı olarak çözümlenmiştir. Sözü edilen örnek gazetelerin referandumlara (1961, 1982 ve 2010) ilişkin tutumları irdelenirken referandum dönemlerinin ekonomi politik ve toplumsal arkaplanları göz önünde tutulmuştur. Bununla birlikte, referandumların sözü edilen örnek gazetelerdeki sunumlarının irdelenmesi, referanduma sunulmuş olan 1961 ve 1982 anayasaları ile 2010 anayasa değişiklik paketinin içerikleri çözümlenerek gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın konusunu oluşturan referandumların tarihsel uğrakları, Türkiye'nin tarihsel süreçte geçirmiş olduğu ekonomik, siyasal ve toplumsal alanlardaki dönüşümler bağlamında soruşturulmuştur. Türkiye'nin ekonomik, siyasal ve toplumsal yapısındaki dönüşümün referandum dönemleri ve referanduma sunulmak üzere hazırlanmış anayasalar ile değişiklik paketi üzerindeki etkileri tartışılmıştır. Bu bağlamda, referandum dönemlerinin ekonomi politik ve toplumsal arkaplanının irdelenmesi, 1961 ve 1982 anayasalarının ve 2010 anayasa değişiklik paketinin içerik özelliklerinin değerlendirilmesi ve örnek olarak seçilmiş gazeteler özelinde Türkiye basınının referandumlara yönelik yaklaşımının ortaya konulması çalışmanın genel çerçevesini oluşturmuştur. Dolayısıyla, örnek olarak seçilmiş Cumhuriyet, Hürriyet ve Tercüman/Bugün gazeteleri özelinde Türkiye basınının sözü edilen referandumlara ilişkin tutumunun karşılaştırmalı olarak çözümlenmesi çalışmanın problemini oluşturmuştur. Çalışmada sorunsallaştırılan konunun çözümlenmesinde nicel ve nitel çözümleme yöntemlerinden yararlanılmıştır. Bu yüzden, çalışmanın çözümleme kısmı nicel ve nitel çözümleme olmak üzere iki kısımdan oluşturulmuştur. Çalışmanın nicel çözümleme kısmında, gazetelerin tüm sayfalarındaki referandumlara ilişkin haberlerin, fotoğrafların, köşe yazılarının, söyleşilerin ve yazı dizilerinin sayısal dağılımlarının belirlenmesinde kısmi olarak içerik çözümlemesi yöntemi uygulanmıştır. Nitel çözümleme kısmında ise, sözü edilen gazetelerde yayımlanmış referandumlara ilişkin manşet ve sürmanşet haberleri ile seçilmiş köşe yazılarının metinsel çözümlemesi gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, tarihsel süreçte Türkiye'nin ekonomik, siyasal ve toplumsal yapısındaki dönüşümlere göre farklılık gösteren referandum dönemlerindeki ekonomik, siyasal ve toplumsal koşullar ile sözü edilen gazetelerin referandumlara yönelik tutumları arasında organik bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bir başka deyişle, gazetelerin içeriklerinin, ilk aşamada referandum dönemlerinde hâkim olan dönemsel koşullardan oldukça etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Referandumlar (1961, 1982 ve 2010), basın, sosyal refah devleti, neo-liberal politikalar, küresel kapitalizm.

Anayasa 1961Anayasa 1982Anayasa 2010+7
Lütfü Pınar
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Anayasalarında insan hakları

İnsan hakları, yoğun olarak, özellikle son dönemlerde hukuk alanında önemli tartışma konularından birisini oluşturmaktadır. Bu nedenle ülkeler, iç hukuklarında insan hakları konusuna daha hassas yaklaşmaktadırlar. Türkiye'de de 1924 Anayasası'ndan itibaren insan hakları konusu çeşitli maddelerde düzenlenmiş, 1961 Anayasası ile insan hakları alanında çok önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Ancak 1980 dönemi olaylarının getirdiği bir ortamda hazırlanan 1982 Anayasası'nda insan hakları alanında çok fazla sınırlama yer almıştır. Bu nedenle özellikle Avrupa Birliği sürecinin de etkisi ile Anayasa değişiklikleri ile bu sınırlamaların azaltılması ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne daha uyumlu bir Anayasa yapılması gündeme gelmiştir. Bu çalışmada da Türk Anayasalarının insan haklarına ne şekilde yer verdiği karşılaştırmalı bir şekilde değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: İnsan hakları, AİHS, 1921 Anayasası, 1924 Anayasası, 1961 Anayasası, 1982 Anayasası

AnayasaTürk Anayasa hukukuTürk Anayasası+2
İnanç Kara Ölmeztoprak
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet dönemi Türk anayasalarında temel hak ve özgürlüklerle ilgili yapılan düzenlemeler

İnsan hakları, insanların doğuştan sahip olduğu vazgeçilemez, devredilemez ve dokunulamaz hakları ifade etmektedir. İnsan hakları anayasa metinlerinde temel hak ve özgürlükler başlığı altında düzenlenmektedir. Cumhuriyet Dönemi Türk Anayasalarında Temel Hak ve Özgürlüklerle İlgili Yapılan Düzenlemeler başlıklı bu çalışmada; 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarında temel hak ve özgürlüklerle ilgili yapılan düzenlemeler incelenmiştir. Bu incelemeler sonucunda 1924 Anayasasının temel hak ve özgürlüklere yönelik güvenceleme sistemi getirmediği, 1961 Anayasasının demokratik ve çoğulcu bir anlayış getirdiği ve 1982 Anayasasının sınırlandırıcı ve yasaklayıcı bir yaklaşım getirdiği kanısına varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Anayasa, İnsan Hakları, Temel Hak ve Özgürlükler.

Anayasa 1924Anayasa 1961Anayasa 1982+3
Yücel Özden
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de anayasacılık anlayışı olarak tepkisellik (1960-1982 dönemi)

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan hemen sonra hazırlanarak yürürlüğe konulan 1924 Anayasası olsun veya darbelerden sonra yapılan 1961 ve 1982 anayasaları olsun kendilerinden önceki dönemlere bir tepki üzerine yapıldığı ileri sürülür. Bu çalışmanın amacı, Türk anayasacılığında tepkisellik meselesini ortaya koymaktır. Anayasa hukuku literatüründe yoğun bir şekilde ortaya atılan bu iddiaların geçerliliğini anayasaların içerik analiziyle test edilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda 1961 Anayasasının Demokrat Parti iktidarına açık bir tepki olarak yapılması; 1961 Anayasası lüks olarak değerlendirilerek 1971 ve 1973 yıllarında değiştirilmesi ve bununla yetinilmeyerek 1982 Anayasasının yapılması, bu çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır. Türk siyasal hayatında etkili olan tepkisel siyaset anlayışının, sonraki anayasa yapımlarında ve köklü anayasa değişikliği aşamalarına yansıdığı gözlenmektedir. Bu çalışmada varılan sonuç, Türk anayasal hareketlerinin her aşamasında bir tepkiselliğin sürekli var olduğudur. Günümüz Anayasal demokrasi arayışlarının en problemli yeri, uzun vadeli sistem yaratmaya yönelik kapsayıcı ve aklıselim yaklaşımlardan çok tepkisel anlayışın varlığını korumasıdır. Sürekli bir idealin arandığı anayasal düzende, tepkisel siyaset anlayışının somut bir yansıması olan tepkisel anayasacılık anlayışı ortadan kaldırılmadan getirilen yeni bir anayasa uzun vadede hiçbir şeye çözüm olmayacaktır. Demokrasinin teminatı olarak görülen anayasalar, aslında demokratik olmayan hükümlerin kendine yer bulduğu bir zemin haline gelmiştir. Bu nedenle öncelikli terk edilmesi gereken anlayış, çalışmanın konusunu oluşturan tepkisel bakış açısıdır. Anahtar Kelimeler: Anayasacılıkta tepkisellik, Anayasa yapımı, 1961 Anayasası, 1982 Anayasası, 1971-73 Anayasa değişiklikleri.

Anayasa 1961Anayasa 1982Anayasa+3
Cafer Okyay
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Anayasal hakların çatışması

Bu çalışmanın konusunu, "anayasal hakların çatışması" oluşturmaktadır. Üç bölümden oluşan çalışmamızın ilk bölümünde anayasal hakların çatışma teorisi, ikinci bölümünde anayasal hak çatışmalarının çözüm teorisi ve son bölümünde çatışma çözüm yöntemi olarak dengeleme ile Türk Anayasa Mahkemesinin çatışmaya yönelik tutumu ele alınmıştır. Birinci bölümde, anayasal hakların çatışmasına dair kavramsal çerçeve çizilmiş ve konunun, önemini göstermek amacıyla, diğer anayasa hukuku sorunlarından farkları ile bu sorunlarla ilişkisi incelenmiştir. Çalışmada, anayasal hakların yapısı özellikle deontik mantık açısından değerlendirilmiştir. Ardından hak çatışmaları ile norm çatışmaları arasındaki ilişki analiz edilmiş ve anayasal hak çatışmaları kategorize edilmiştir. Bununla bağlantılı olarak, çözüme yönelik genel çıkarımlar yapılmış ve çatışma tipolojisi çizilerek bölüm sonlandırılmıştır. Çatışmanın çözümü, çatışan iki hak arasında mevcut olan sınırı gösterebilmek veya yeni bir sınır çekmek anlamına geldiği için ikinci bölümde, anayasal hakların sınırlandırılması ve içkin sınır teorilerine geniş bir yer verilmiştir. Bu bölümde hak-kapsam teorileri incelenmiş ve anayasal hakların çatışmasından doğan sınırlılık tezi ileri sürülmüştür. Bu teze dair sorunlar her yönüyle ele alınmış, hakka içkin sınır oluşturduğu için hakkın dışında kalan spesifik durumlardan ise ayrıca bahsedilmiştir. Özellikle Alman anayasa hukuku literatürünü temel alarak yürütülen bu çalışmada, ideal çözüm yöntemi olan pratik uyuşum, çatışmadan doğan sınırlılık tezi bağlamında ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde, çatışma çözüm yöntemi olan dengeleme yöntemi olumlu ve olumsuz yönleriyle değerlendirilmiştir. Bölümün son ana başlığında Türk Anayasa hukukunda hakların sınırlandırılması ve çatışmadan kaynaklanan sınırlılık hali, Anayasa Mahkemesinin özellikle bireysel başvuru kararlarındaki tutumu göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir. Çalışmamız, ulaşılan sonuçların açıklandığı sonuç bölümüyle bitmiştir.

AnayasaAnayasa hukukuAnayasal düzen+3
Sibel Yılmaz Coşkun
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Başkanlık sistemlerinde ve parlamenter sistemlerde dış politika anlayışı ve işleyişi: ABD ve Türkiye(1982 Anayasası) örneği

Türkiye'nin uluslararası konumu, dünyanın en sorunlu bölgeleri olan balkanlar, Orta Asya ve Ortadoğu'nun tam merkezi konumundadır. Diğer tarafta Batı ve İslam ile eski doğu bloğu ve batı bloğunun arasında kritik bir bölgededir. Her medeniyetten harmanlanan bir kültürü içinde barındıran Türkiye'nin bu özelliği hem avantaj hem de dezavantaj yaratmaktadır. Kültürel zenginliğin olması ülkenin dış politikasının kapsamını genişletirken, aynı özellik iç politikada dış etkilere imkân sağlamaktadır. Bu farklı kültür ve değerlerin parlamenter sistemin siyasi mücadelesinde birbirlerinden kopup ayrışmasına sebep olmaktadır. Bu ayrışmalar sistem içinde var olan rekabetten dolayı birbirinin önüne geçmek için karşıt bir politika izleyerek aradaki uçurumu daha da açmaya sebep olmaktadır. İç politika bu hale gelirken dış politika doğal olarak göz ardı edilir ve kritik bir bölgede olan bir ülkenin böyle bir lüksü olmamaktadır. Bu çalışmada Türkiye'nin dünyanın en kritik coğrafyasında bulunmasının getirdiği külfetleri taşımakta zorlandığını ortaya koyulmaktadır. Çoğu hükümet sistemiyle alakalı aynı sorunları yaşamasına rağmen bir türlü çözüm üretilememiştir. Bir asırdır bu kısır döngü durmadan denendi ve başarı sağlanamadığı ortaya koyulmaktadır. Özellikle dış politika üzerinden ABD başkanlık sistemini ve Türkiye parlamenter sisteminin dış politikasını karşılaştırıp hangi sistemde uygulanan dış politika daha etkin? Sorusuna cevap bulmaya çalışılmaktadır. Bununla beraber Türkiye'nin bu sorunlu bölgelere yakın olmasının dış politikasında daha hızlı karar alması gerektiği kanaatine varıldığından, başkanlık sisteminin hızlı karar mekanizmasına sahip olmasından dolayı Türkiye için gerekli olduğu kanaatine varılmaktadır. Anahtar kelimeler: Başkanlık Sistemi, Parlamenter Sistem, Dış Politika, Türkiye, Amerika, Karar Mekanizması

Amerika Birleşik DevletleriAnayasa 1982Anayasa+7
Serdal İlbaş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa yapım sürecinde toplumun etkisi

Anayasalar, yönetimlerin güçlerini keyfi kullanmalarını önlemek adına en üst hukuk normu olarak görülen belgelerdir. Ancak anayasalar, içerikleri ve kullanım alanları açısından sadece hukuki değil, siyasi ve toplumsal özellikler de taşımaktadır. Anayasaların toplumsal bir sözleşme olması, anayasa yapım süreçlerinde de toplumun aktif olarak katılımını gerektirmektedir. Anayasa yapım süreçlerini inceleyen bu çalışma da üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; tarihi süreçte anayasa yapım süreçleri incelenmiştir. İlk yazılı anayasa olan ABD'nin anayasa yapım süreci, tarihi olaylarla birlikte değerlendirilerek ele alınmıştır. Ardından ABD'de başlayan anayasa yapım sürecinin Avrupa'ya yayılması incelenmiş ve dünyadaki anayasa yapım süreçleri değerlendirilmiştir. Bir sonraki kısımda ise, Avrupa'da başlayan bu anayasa yapım geleneğinin Türkiye üzerindeki etkileri incelenip; tarih boyunca hem Osmanlı Devleti'nde hem de Türkiye'de yaşanan anayasa yapım süreçleri, öncesi ve sonrasında yaşanan olaylar dikkate alınarak değerlendirilmiştir. İkinci bölümde; Eski Anayasacılık Anlayışından itibaren dünyadaki anayasa yapım süreçlerindeki değişimler incelenmiştir. Demokratik ve katılımın yoğun olduğu bir anayasa yapım sürecinin hangi demokratik yönetim biçimlerinde daha aktif gerçekleştiği, anayasa yapım süreci aşamaları ve katılımlı anayasa yapım süreçleri üzerinde yapılan olumlu ve olumsuz değerlendirmelerden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde; günümüzde yapılmış olan ve katılımın yoğun olduğu anayasa yapım süreçleri incelenmiştir. Bu bağlamda Güney Afrika Cumhuriyeti ve İzlanda'nın anayasa yapım süreçleri ve bu ülkeleri bu sürece yönelten etmenler değerlendirilmiştir.

Amerika Birleşik DevletleriAnayasaBurjuvazi+7
Cansel Sakal
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Filistin ve Ürdün Anayasaları çerçevesinde dijital mahremiyet hakkı: Niteliği, kapsamı ve mevcut anayasal güvenceler

Bu tez, dijital mahremiyet hakkının Ürdün ve Filistin'deki anayasal düzenlemesini ele almakta ve özellikle dijital mahremiyet hakkının gelişimi, yasal kapsamı, Ürdün ve Filistin anayasalarındaki ele alınışı ve iki ülke mevzuatının bu hakka tanınan anayasal güvencelere uygunluğu gibi çeşitli konuları incelemektedir. Ayrıca tezin önemi, dijital mahremiyet hakkı anlayışının yeni olmasından ve anayasa ile diğer mevzuat kapsamında bu hakkın konusunu düzenleyen açık ve net yasal metinlerin bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Bu durum, doğalarındaki benzerlikten dolayı özel hayat gizliliği hakkının genel kurallarını dijital mahremiyet hakkı için uyarlama ve örnek alma gerekliliğini doğurmaktadır. Zira günümüz dünyasında dijital mahremiyet hakkı, giderek daha önemli bir hale gelmektedir. Bu tezin ilk bölümü, dijital mahremiyet hakkı anlayışının gelişim tarihini sunarken, ikinci bölüm, bu hakkın Ürdün ve Filistin anayasal ve yasal anlamda ele alınmasını ve bunların karşılaştırılmasını incelemiştir. Üçüncü bölüm ise, Ürdün ve Filistin'de dijital mahremiyet hakkına tanınan anayasal güvenceleri analiz etmiş ve bu hakla ilgili yasaların Ürdün ve Filistin anayasalarının ilkeleriyle ne kadar uyumlu olduğu ele almıştır.

AnayasaFilistinKamu hukuku+5
Mahmoud W. M. Abunada
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği kimlik oluşumuna çözüm olarak Avrupa Birliği anayasası

Kendine özgü yapısı olan Avrupa Birliği, yirminci yüzyılda Avrupa'yı ve tüm dünyayı etkileyen iki dünya savaşının yarattığı felaketlerin bir daha yaşanmaması için düşünülmüş bir Birliktir. Avrupa Birliği zamanla kayda değer bir ilerleme göstererek gerek ulusal gerekse uluslar-üstü alanda etkilidir ve denetim yetkisine sahiptir. Uluslar-üstü güç haline gelen Avrupa Birliği başlangıçta altı kurucu ülkeden oluşurken genişleme süreciyle birlikte artan üye sayısı Birliğin revizyona gitmesini zorunlu hale getirmiştir. Bu durumda AB'nin kurumsal işleyişinin daha esnek ve şeffaf olmasını ve üye devletlerin Birliğe olan aidiyet duygularının artmasını AB Anayasası gerçekleştirebilecektir. Ancak Avrupa Birliği Anayasası'nın geçerliliği üye devletlerin iradesine dayanmaktadır. Bu çalışmanın amacı AB Anayasası ile AB kimliği arasındaki bağın tartışmaya açılmasıdır. Tarihsel süreç içerisinde edinilen deneyim ve bilgiler AB'nin geleceğini şekillendirmede önemli yer tutar. Bu doğrultuda AB kimlik oluşturma politikalarının tarihsel süreci ve AB Anayasası'nın oluşum sürecinde yaşanılanlar irdelenmektedir. Çalışma konusu olan ?AB kimlik Sorununa Çözüm Olarak AB Anayasası? dört bölümde analiz edilmeye çalışılmıştır. İlk bölümde, genel anlamda kimliğin ne ifade ettiği, nasıl oluştuğu, oluşum sürecinde etken olan unsurlar ile AB ortak kimlik oluşturma ihtiyacının nereden kaynaklandığı açıklanmaya çalışılmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise AB kimliği oluşumunda önemli bir yere sahip olan AB Anayasası ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, sosyoloji ve hukuk bağlamında AB'nin AB kimliği oluşumu üzerindeki siyasi etkisi irdelenmektedir. Dördüncü bölümde ise, AB üye ülkelerin ulusal kimliklerinin ortak kimlik oluşturma çabalarında yarattığı sorunlar değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmenin ardından AB Anayasası'nın Türkiye AB üyelik sürecinde oluşturduğu anayasal sorunlar üzerinde durulmuştur. Çalışma sonuç bölümünde genel bir değerlendirmeyle son bulmuştur.

AnayasaAvrupa BirliğiAvrupa kimliği+2
Özgül Arısoy
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

1982 Anayasası ile Avrupa Birliği Anayasası'nın insan hakları çerçevesinde ifade özgürlüğü açısından karşılaştırılması

Tüm insanların sahip olduğu haklar olarak tanımlanan insan hakları, her toplumun kendi dünya görüşü ile şekillenerek o toplumun anayasasında temel hak ve özgürlükler olarak yansıma bulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Avrupa Birliği Anayasası'ndaki temel hak ve özgürlükler de oluşturuldukları dönemin özellikleri ile şekillenmiştir. Bu temel hak ve özgürlüklerin içinde yer alan ifade özgürlüğü ise diğer hakların kullanılmasında önemli bir rol üstlendiği için ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Bu bağlamda; ?1982 Anayasası ile Avrupa Birliği Anayasasının İnsan Hakları Çerçevesinde İfade Özgürlüğü Açısından Karşılaştırılması? başlıklı çalışmamız açısından önem arz etmektedir. Çalışmamızda; Birinci bölümde; 1982 Anayasası'nın oluşturulması süreci üzerinde durulmuştur. Hak, temel haklar, insan hakları, ifade özgürlüğü kavramlarının analizi yapılarak 1982 Anayasası'ndaki yansıması incelenmiştir. İkinci bölümünde; Avrupa'da bir birlik yaratma fikrinin doğuşundan itibaren Avrupa Birliği'nin insan hakları alanında geçirmiş olduğu aşamalar ile AB Anayasasının referandum süreci, AB Anayasasının ikinci bölümünü oluşturan; insan hakları konusundaki gelişim sürecini ve bu hakları anayasal güvence altına alarak tamamlayan `Temel Haklar Şartı da bu bölümde incelenmiştir. Üçüncü bölümde; Türkiye ? Avrupa Birliği ilişkilerinde gelinen nokta günümüze kadarki tarihsel süreç içerisinde ele alınmıştır. AB hukuk düzeninin tanımı, uluslararası hukuktan farkları; AB Anayasası'nda ifade özgürlüğünün yansıması olarak karşımıza çıkan Avrupa Konseyi'nin oluşturmuş olduğu ve Türkiye'nin de 1949 yılında imzalamasıyla iç hukukunda bağlayıcılık kazanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki (AİHS) ifade özgürlüğü üzerinde durulmuştur. Sonuç bölümünde; bütün bu bilgiler ışığında konuyla ilgili değerlendirmeler yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Avrupa Birliği Anayasası, 1982 Anayasası, İnsan Hakları, İfade Özgürlüğü, Uyum Yasaları, İlerleme Raporları.

Anayasa 1982AnayasaAvrupa Birliği+5
Sinem Budak
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa ile Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğü hükümlerinin çatışması ve hukuki çözümü

ÖZET Ülkemizde, pozitif hukukun başlıca yürürlük kaynaklan olarak, anayasa, kanunlar, içtüzükler, uluslararası antlaşmalar, kanun hükmünde kararnameler, tüzükler ve yönetmelikler sayılmaktadır. Bu normlar arasında hiyerarşik bir düzen vardır. Bunlardan anayasa ile Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ve içtüzüğün anayasaya uygun olma zorunluluğu tez konumuzun esasını teşkil etmektedir. Kurallar kademelenmesi gereği, Anayasa ile TBMM İçtüzüğü hükümleri arasında bir çatışma olduğunda anayasaya öncelik verilmesi, dolayısıyla içtüzüğün çelişen hükümlerinin anayasaya uygun hale getirilmesi konusunda bir tereddüt yoktur. Ayrıca bu iki norm arasındaki çatışmaları denetleme yetkisinin Türk Anayasa Mahkemesi'nde olduğu da açıktır. Asıl problem parlamentonun hangi kararlarının içtüzük değer ve etkisinde olduğunu belirlemek ve bunların da Anayasa Mahkemesi'nin denetimine tabi olup olmayacağını tesbit etmektir. Çünkü Anayasaca göre, içtüzüğe ve dokunulmazlığın kaldırılması ile üyeliğin düşürülmesine ilişkin parlamento kararlan dışındaki diğer TBMM kararlarının Anayasa Mahkemesi'nin denetimine tabi olması söz konusu değildir. Gerek doktrinde ve gerekse Anayasa Mahkemesi'nin yerleşmiş içtihatlarında tereddüde yer bırakmayan bir noktaya gelinmiştir. Buna göre, TBMM'nin İçtüzüğü değiştirici nitelikteki kararlan ile İçtüzük değer ve etkisindeki diğer kararlan Anayasa Mahkemesi'nin denetim alanı kapsamına girmektedir. Eğer Anayasa Mahkemesi böyle bir içtihatta bulunmasa idi, parlamento çok önemli konularda kararlar alarak anayasa ve kanunlara aykırı durumlar yaratabilir ve bunları da Yüksek Mahkemenin denetiminden kaçırabilirdi.

AnayasaTBMMİçtüzük
Bünyamin Gürpınar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00
Master'sOpen AccessTR

03.10.2001 tarihli Anayasa değişikliklerinin temel hak ve hürriyetler üzerine etkileri

ÖZET Anayasalar, bir. devletin temel yapısını, organlarını, organların birbirleri ile olan ilişkilerini ortaya koyan belgeler olmalarının yanı sıra, kişilerin, doğumla kazandıkları hak ve hürriyetleri tanıyan ve koruma altına alan üstün hukuk belgeleridir. Asli kurucu iktidar sahiplerinin istekleri doğrultusunda şekillenen Anayasalar, hayat buldukları dönemin izlerini taşırlar. Dönemin baskın şartları, anayasaların gelecekle olan bağlarım kopartmalarına ve insan ihtiyaçlarının demokratik toplumlarda olduğundan daha düşük nitelikte karşılanması sonucunu doğurmaktadır. Toplum, gelişen sosyal, ekonomik, siyasal ve teknolojik belirleyiciler sayesinde, dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan hemcinslerinin sahip olduğu hak ve hürriyetlerden haberdar olmaktadırlar. Zamanla, insanlar, söz konusu hak ve hürriyetlerin korumasından kendilerinin de faydalanması gerektiği yönündeki isteklerini siyasi iktidara çeşitli vasıtalarla iletmişlerdir. Gelişen ve değişen ihtiyaçların yönlendirdiği bu istekler karşısında kayıtsız kalamayan siyasi iktidarlar, gündemlerine zaman zaman anayasa değişikliklerini almışlardır. 1982 Anayasası da bu gelişmelerden payına düşeni almıştır. 1982 Anayasası, yürürlüğe girdiği günden bugüne toplumun bir çok kesiminin ağır eleştirilerine hedef olmuştur. Buna bağlı olarak anayasa değişiklikleri ülke gündeminden hiç düşmemiştir. 1982 Anayasasmda 2001 değişikliklerine gelinceye kadar 1987, 1993, 1995 ve 1999 yıllarında olmak üzere toplam beş değişiklik yapılmıştır. Altmcı değişiklik olan 2001 değişiklikleri, şimdiye kadar yapılan değişikliklerin en kapsamlısıdır. Anayasanın muhtelif maddelerini kapsayacak toplam 35 maddede değişiklik yapılmıştır. Bu çalışmamızda, 2001 Anayasa değişikliklerinin, temel hak ve hürriyetlere bakan yönü incelenmiştir. 2001 Anayasa değişiklikleri ile, Anayasanın ikinci kısmmda düzenlenen, " genel esaslar", "kişinin haklan ve ödevleri", "sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler" ile "siyasi haklar ve ödevler" başlığı altında düzenlenen hak ve hürriyetlerin bazılarında değişikliğe gidilmiştir. 2001 değişiklikleri ile, Anayasanın, başlangıç kısmında, 13, 14, 19, 20, 21, 22, 23, 26, 28, 31, 33, 34, 36, 38, 40, 41, 46, 49, 51, 55, 65, 66, 67, 69 ve 74. maddeleri çeşitli şekillerde değişikliğe uğramıştır. Söz konusu değişiklikler, temel hak ve hürriyetler açısından ne gibi farklılıklar getirdiği inceleme konusu yapılmıştır.

AnayasaAnayasa değişiklikleriEkonomik haklar+4
Nizamettin Aydın
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Vergiye gönüllü uyumu artırmaya yönelik uygulamaların Anayasal vergilendirme ilkeleri bağlamında değerlendirilmesi

Vergi, devlet harcamalarının finansmanı temeline dayanmakla birlikte ekonomik ve sosyal müdahale amacıyla da kullanan bir araç haline dönüşmüştür. Devlet egemenlik gücüne dayanarak vergi toplamakta ve hukuki çerçevesi belirlenmiş cebirle bu yetkisini kullanmaktadır. Vergi, Anayasal bir ödev ve zorunlu bir mali yükümlülük olarak tanımlansa da toplumda vergi bilinci arttıkça; vergi vermek ortak hedeflere ulaşma amacına hizmet eden gönüllü bir görev olarak benimsenmektedir. Gönüllü vergi uyumunun kısa vadeli önemli sonucu; mükelleflerin ödevlerini aksatmadan yerine getirmeleriyle birlikte verginin tam ve eksiksiz tahsil edilebilmesi olarak görülmektedir. Uyumun süreklilik arz etmesi ise vergi bilincine sahip bir toplum meydana getirerek vergi politikalarının sosyal ve hukuki adalet içinde yürütülmesini sağlayacaktır. Bu noktada vergi politikalarının mükellefleri gönüllü uyuma teşvik edici yönü önem kazanmaktadır. Vergi verme sorumluluğu bulunan mükellefler günümüzde çok daha bilinçli tutumda olsalar da vergi bilincinin ve uyumunun gelişmesi için kanuni düzenlemelerin ve vergi idaresi uygulamalarının da titizlikle yürütülmesi gerekmektedir. Gönüllü uyuma yönelik uygulamalar hayata geçirilirken dikkate alınması gereken bir diğer husus ise bunların Anayasal vergilendirme ilkeleriyle uyumlu olması gerektiğidir. Hem bireylerin hak ve özgürlüklerinin hem de devletin vergilendirme yetkisinin kaynağı Anayasa'dır. Dolayısıyla genel olarak vergilendirme süreç ve işlemlerinin ve tüm vergi düzenlemelerinin Anayasa'ya ve Anayasal ilkelere bağlı kalınarak yapılması gerekmektedir. Çalışmada ise gönüllü uyuma yönelik düzenlenmiş bazı uygulamaların Anayasal çerçeveden doğan vergilendirme ilkeleri ile uygunluğu ele alınmıştır. Ülkemizde özellikle son yıllarda mükellef odaklı anlayış benimsenerek, vergi uyumuna yönelik yasal düzenlemelerin ve uygulamaların gelir idaresi tarafından hayata geçirildiği gözlenmiştir. Ayrıca bu konuda görüş, öneri ve olası sonuçları konu edinen makale, akademik çalışma ve mesleki yayınlarda da artış olduğu görülmüştür. Bu çalışmada öncelikle vergi kavramları, vergilendirme ilkeleri ve Anayasal vergilendirme ilkeleri hakkında bilgi aktarılmıştır. Ardından vergi uyumu kavramı incelenerek gönüllü vergi uyumuna yönelik yapılan düzenleme ve uygulamaların neler olduğu ortaya koyulmuştur. Çalışma sonucunda, bu uygulamaların ve düzenlemelerin her birinin ayrı ayrı Anayasal vergilendirme ilkeleriyle ilişkisi ve uygunluğu ortaya konulmuştur.

AnayasaAnayasal ekonomiTürk Anayasa hukuku+4
Fatma Şule Mutlu
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi Hukuku'nda uzlaşma müessesesi ve anayasa ilkeleri bağlamında değerlendirilmesi

Günümüzde refah seviyesindeki artış beraberinde kamu hizmetlerine olan ihtiyacın artmasına sebep olmuştur. Bu ihtiyacı karşılamak üzere yapılmakta olan kamu harcamalarının esas kaynağı vergi gelirleri olmaktadır. Böyle bir durum karşısında devlet daha çok vergi toplamak isteyecektir. Buna karşılık ise mükellefler bilhassa işletmeler ise ödedikleri vergi haricinde fazla vergi ödemekten kaçındıkları gibi, zaten ödedikleri vergi de fazla gelmektedir. Bu nedenle daha az vergi verme yollarını aramaktadırlar. Vergi planlamalarını da bu doğrultuda yapmaktadırlar. Bu durumda ise, devlet daha çok vergi isterken karşı taraf olan mükellefin daha az vergi ödemek istemesi vergi uyuşmazlıklarına yol açmaktadır. Vergi hukukumuzda uzlaşma vergi uyuşmazlıklarının yargı yoluna başvurmadan vergi idaresi ile vergi mükellefi arasında anlaşma sağlanması ile çözümlenmesidir. Yapılan çalışmada, Türkiye'de uzlaşma mekanizmasının işleyişi incelenmiş ve anayasal vergilendirme ilkeleri açısından uzlaşma sonuçlarının analizi yapılarak yorum ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çalışma üç bölümde ele alınmıştır. Birinci bölümde, vergi uyuşmazlığının ortaya çıkış süreci, vergi uyuşmazlıklarının idari aşamada çözümüne ve uzlaşma mekanizmasının amacı, kapsamı, işleyişi üzerinde genel olarak bahsedilmiş, uzlaşma müessesinin hukuki yönü ve taraflar olarak ayrı ayrı faydaları üzerine değerlendirmeler yapılmıştır. İkinci bölümde, uzlaşmanın işleyişi kapsamlı bir biçimde, tarhiyat öncesi ve tarhiyat sonrası olacak şekilde açıklanmıştır. Türkiye'deki mevcut uzlaşma müessesesi işleyişi, rakamsal veriler eşliğinde açıklanmış, müessese çeşitli ülke uygulamaları olarak da değerlendirilmiştir. Son olarak uzlaşma müessesesinin daha etkin ve verimli çalışmasına ilişkin öneriler sunulmuştur. Üçüncü bölümde ise, Anayasa yargısı kavramı açıklanmış, vergi kanunlarının bağlı olduğu Anayasa ilkeleri açıklanmış ve uzlaşma müessesesinin Anayasal vergileme ilkeleri açılarından değerlendirilmesi yapılmış, öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Vergi, Uyuşmazlık, Uzlaşma, Anayasa Yargısı, Anayasal Vergileme İlkeleri

AnayasaMali hukukTürk vergi hukuku+3
Bahar Öner
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Vergi Hukukunda vergi affının anayasal vergilendirme ilkeleri ışığında değerlendirilmesi

Vergi affı ile geçmiş dönemlere ilişkin vergi borçlarının tamamı veya bir kısmı affedilmektedir. Literatürde vergi affı, vergi borcunu sona erdiren sebepler içerisinde yer almaktadır. Bu konuda yapılan çalışmaların genellikle vergi affının ekonomik etkileri ve sonuçları üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Buna karşın vergi aflarının, mali hukuk alanında daha ayrıntılı ve özenli bir şekilde araştırılması gerekir. Bu noktada çalışmanın konusu, vergi affı uygulamalarının hukukî yönden incelenmesidir. Çalışmanın amacı ise, vergi affının anayasal vergilendirme ilkeleri ile uyumlu olup olmadığını değerlendirmektir. Yapılan değerlendirmeler ışığında vergi affının, Anayasa'nın 73'üncü maddesinden kaynaklanan birçok ilkeye aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Vergi affı özellikle vergi adaleti ilkelerinden; "verginin genelliği ilkesi", "verginin eşitliği ilkesi", "mali güce göre vergilendirme ilkesi" ve "vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı ilkesi" bağlamında anayasal açıdan birçok noktada çelişmektedir. Öte yandan "verginin kamu giderlerinin karşılığı olması ilkesi", vergi affı konusunda farklı şekillerde değerlendirilebilir. Burada önemli olan, uygulanan vergi affının mali açıdan başarılı olup olmadığıdır. Bu sebeple çalışmanın genel değerlendirme ve sonuç bölümünde, vergi affının anayasal açıdan daha doğru ve başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için çeşitli öneriler sunulmaktadır.

AnayasaKanunilikTürk Vergi Kanunu+6
Esra Keskin
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa yargısı bireysel başvuru yolunda kişilik haklarının korunması

Anayasa Yargısı Bireysel Başvuru Yolunda Kişilik Haklarının Korunması isimli yüksek lisans tez çalışması giriş, üç bölüm ve sonuçtan meydana gelmektedir. Bu çalışmamızda Anayasa yargısı bireysel başvuru yolunda kişilik haklarının korunmasının ne şekilde ve hangi derecede gerçekleştiği konuları incelenmiştir. Bu doğrultuda; birinci bölümde kişi, kişilik, kişilik hakları kavramları üzerinde durularak bireysel başvuru yoluna konu olabilecek kişilik haklarının tespiti yapılmıştır. İkinci bölümde, bireysel başvuru yolunun tarihsel gelişimi, başvuruya konu olacak haklar bakımından tartışmalı hususlar, başvuru yolunun nitelikleri ve başvuru için gerekli kabul edilebilirlik koşulları izah edilmiştir. Üçüncü bölümde ise bireysel başvuru yolunda verilebilecek kararlar ile bunların meydana getirdiği etkilerin ve bu kararların icrası hususlarına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Anayasa yargısı, kişilik hakları, insan hakları, bireysel başvuru

AnayasaAnayasa MahkemesiAnayasa yargısı+3
Burcu Ilgın
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza muhakemesinde koruma tedbiri olarak gözaltı

Kişi temel hak ve hürriyetleri Anayasa ile teminat altına alınmıştır. Bu temel hak ve hürriyetlere ilişkin müdahalelerin istisnai, kanunla, sınırlı sebeplere bağlı olarak ve belirli usullerle yapılabileceği düzenlenmiştir. Suça ilişkin soruşturma ve kovuşturma usullerini belirleyen ceza muhakemesi işlemleri, bir yandan kişi ve toplumun haklarını korurken bir taraftan da bu haklarla, suça ilişkin maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli tedbirleri düzenlemiştir. Bu tedbirlerden biri olan gözaltı tedbiri de bir koruma tedbiri olarak kanunla düzenlenmiş olup; bir taraftan kişi hak ve hürriyetlerini sınırlarken, bir taraftan da devlete, keyfi işlemlerden korumak için bu sınırlamalara ilişkin yükümlülükler getirilmiştir. Devletin bu yükümlülüklere uyması hukuk devletinin bir gereği olduğu gibi; ihlali halinde de tazminat gibi bir takım denetim ve telafi yolları kanunlarla düzenlenmiştir.

AnayasaCeza Muhakemeleri Usul KanunuCeza yargılaması+6
Hatice Ekinci Duran
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı'dan günümüze Mali Anayasa uygulamaları

Ekonomide adaletin, mali disiplin ve sürdürülebilirliğin sağlanması için o ekonominin mali sorumluluk bilinci ile yönetilmesi gerekmektedir. Mali sorumluluk beraberinde etkin kaynak kullanımını ve dolayısıyla mali verimi getirecektir. Tüm bunların temelinde ise mali kurallardan oluşan mali anayasa yatmaktadır. Bahsedilen mali kurallar devletin mali verimsizliğe sebep olacak ihtiyari davranışlarını engellemek, mali disiplini ve sürdürülebilirliği sağlayabilmek amacıyla ortaya atılmıştır. Bu çalışma da Osmanlı'dan günümüze kadar olan süreçteki çeşitli dönemlerde uygulanan mali anayasa uygulamaları ve buna bağlı olarak oluşturulan mali kuralların hangi belgelerde geçtiğini, bu belgelerde geçen sınırlamaların içeriğinin hangi kurala dayandığını ve bahsedilen kuralları ne kadar kapsadığını ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Osmanlı Devleti'nde çeşitli belgelerle padişahın vergi yetkisinin kısıtlandığı, Türkiye'de ise anayasalar, yasalar, programlar ve anlaşmalar ile birtakım mali kural uygulamalarının olduğu belirlenmiştir. Ancak bu mali kuralların katı kararlarla belirlenmediği sonucuna varılmıştır. Türkiye'nin ekonomik göstergelerine bakılarak mali kural önerileri getirilmiştir.

AnayasaEkonomi tarihiMali disiplin+7
Aslıhan Küden
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kişisel verilerin korunması konusunun anayasa hukuku açısından incelenmesi

Veri güvenliği; verileri izinsiz erişime ve kullanıma karşı korumak amaçlı oluşturulan, veriler üzerinde yalnızca veri sahibi ve veri sahibinin açık izni (onay) bulunan kişilerin erişimini ve verileri kullanmasını sağlayan koruyucu güvenlik önlemleridir. Teknolojinin hızla ilerlediği günümüzde veri güvenliği oldukça önemli bir konudur. Akıllı cihazlar, taşınabilir telefon, tablet, ses kaydı vb. türden cihazın kişisel kullanımın yaygınlaşmasıyla birlikte verilerin yayılması kolaylaşmaktadır. Bu nedenle her ne kadar şahsi önlemler alınsa da gündelik yaşamda veri güvenliğini sağlamak sıkıntılı noktalara gelmiştir. Kişisel verileri koruma hukuku; bireylerin Anayasa güvencesi altındaki temel hak ve özgürlükleri çerçevesinde bir özel yaşamları olduğunu, aynı zamanda kişilik haklarının bir uzantısı olarak ifade özgürlüğü, haberleşme özgürlüğü vb. türden birçok özgürlüğe sahip olduklarını ve bu özgürlükleri kullanırken kişisel verileri üzerinden kısıtlanmamaları ve bir tehdide uğramamaları gerektiğini kabul etmektedir. Bu çerçevede hukuk düzeninde kişisel verilerin korunması adına kanun ve düzenlemeler ortaya koymaktadır. 5982 sayılı Kanunla yapılan Anayasa değişikliği ile Anayasa m.20'ye "özel hayatın gizliliği ve korunması hakkı" eklenmiş ve bu madde ile birlikte kişisel verilerin korunması Anayasal güvence altına alınmıştır. Böylece kişi hak ve özgürlükleri çerçevesinde verilerin korunmasının gerekliliği, Anayasa ile teminat altına girmiştir. Bu yüksek lisans tez çalışmasında kişisel verilerin korunması Anayasa Hukuku açısından değerlendirilmiştir. Giriş, birinci ve ikinci bölüm olmak üzere üç bölümden oluşan ve literatür araştırması yöntemiyle hazırlanan tez çalışmasında; Giriş bölümünde tezin genel çerçevesi çizilmiş, Birinci bölümde kişisel veriler, kişisel verilerin korunması gibi konular üzerinden genel literatür sunulmuş, İkinci ve son bölümde ise Anayasa Hukuku çerçevesinde kişisel verilerin korunması konusu ele alınmıştır.

AnayasaAnayasa hukukuKişilik hakkı+4
Cihat Pala
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasallaşma sürecinde Türkiye Cumhuriyeti 1982 anayasası kişi hak ve ödevlerinin sınırlandırılmasının incelenmesi

Henüz devlet kavramı oluşmadan önce insanlar, toplum halinde yaşamanın bir takım kurallar ile mümkün olabileceğini düşünmüşlerdir. Bu düşünce sonucunda "toplum sözleşmesi" adı verilen normlar üzerinde uzlaşma sağlamışlardır. Daha sonraları toplum sözleşmeleri anayasa kavramına dönüşmüştür. Anayasalar devlet şeklini ve görevlerini belirtmesi yanı sıra vatandaş haklarının neler olduğunu ve bu hakları kullanma yöntemlerini de göstermektedir. Ayrıca anayasaların bir diğer görevi hem devletin hem de bireylerin bu haklara müdahalesini ve müdahale sınırlarını netleştirmektir. Türkiye'de 1982 yılından beridir yürürlükte olan ve içeriğinde zamanla değişiklikler yapılan anayasa hem diğer bireylerin hem de devletin kişi haklarına müdahalesini ve kullanılmasında ortaya çıkabilecek sorunları engellemek istemiştir. 1982 anayasası hakların sınırlandırılmasında uyacağı sınırları ilk halinde genel nedenlere bağlamıştır. Bu nedenlerin soyut kavramlar olması ve tüm hakları sınırlandırabilir nitelikte olması hakların kullanılmasını zorlaştırmış, müdahale edilmesini kolaylaştırmıştır. Türkiye Cumhuriyeti devleti ilerleyen yıllarda Avrupa Birliğine Uyum süreci ve toplumun beklentileri sonucu 2001 yılında hakların genel nedenlerle kısıtlanmasına son vermiş yerine hakların kendi maddelerinde tek tek belirtilen özel nedenlerle kısıtlanabileceği hükmünü getirmiştir. Bu çalışmada kişi hak ve ödevlerinin sınırlandırılmasında özel nedenlerin neler olduğu, tarihsel arka planı ve uygulama yöntemleri diğer anayasalar, kanunlar ve literatür kaynakları incelenerek açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: toplum sözleşmesi, kişi hakları, 1982 anayasası, sınırlandırma, 2001 anayasa değişikliği

Anayasa 1982AnayasaAnayasacılık+3
Cafer Yetim
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa Hukuku kapsamında ölçülülük ilkesi

Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında önemli bir ölçüt olarak kabul edilen ölçülülük ilkesi, sınırlandırmayla ulaşılmak istenen amacın sınırlandırmada kullanılan araç ile ilişkisini ortaya koyan ilkedir. Ölçülülük ilkesine göre bir temel hak ve özgürlüğün sınırlandırılmasında kullanılacak araç ulaşılmak istenen amaç için gerekli ve elverişli olmalı ve araç ile amaç arasında orantı bulunmalıdır. Farklı hukuk dallarında uygulaması bulunan ve önem ifade eden ölçülülük ilkesi, anayasa hukuku açısından da demokratik bir toplumda önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada ölçülülük ilkesinin anayasa hukuku kapsamında teori ve pratiği incelenecektir.

AnayasaAnayasa hukukuKamu hukuku+1
Ruveyda İnalkaç Kırbıyık
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de parlamentonun siyasal örgütlenmesi

Bu çalışma, Türkiye'de yasama organı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi ve O'nu oluşturan siyasal kurumları kurumsal gelişim, hukuksal kaynaklar ve işlevsel açıdan incelemiştir. Araştırmada, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve siyasal kurumlarının oluşumundaki anayasal ilkeler incelenmiş, siyasal sistemin işleyişi açısından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki siyasi parti gruplarının rolü ve parlamento kurumlarına katılımı tartışılmıştır.

AnayasaAnayasa hukukuAnayasacılık+5
Hamit Eşen
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2006
20
Master'sOpen AccessTR

2007 Anayasal değişiklikleri sonrası cumhurbaşkanının anayasal konumu

Bu çalışmada, 2007 Anayasal değişiklikleri sonrası özellikle Cumhurbaşkanının anayasal konumunun tespiti yanında, düzenleme sonrası ortaya çıkan eksiklikler ve uygulamada ortay çıkması muhtemel sorunlara değinilmiştir.1982 Anayasasının özellikle 101. ve 102. maddelerinde, 5678 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikler sonrası hükümet sisteminin, başkanlık, yarı-başkanlık ya da parlamenter hükümet sistemi mi olduğuna ilişkin değerlendirmeler karşılaştırmalı hukuk ışığında ortaya konmuştur.2007 anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanının anayasal konumunda önemli bir değişiklik olmuştur. Değişikliğin hükümet sisteminin uygulanmasında yeni kriz ve rejim tıkanıklıklarına zemin hazırladığı söylenebilecektir.Değişiklik ile Türkiye'ye getirilen sistem ne tam anlamıyla parlamenter hükümet sistemi ne de yarı-başkanlık hükümet sistemidir.Anahtar Kelimeler:1.2007 Anayasa Değişikliği,2.Cumhurbaşkanı Seçimi,3.Hükümet Sistemleri,4.Güçler Ayrılığı,5.Cumhurbaşkanının Anayasal Konumu,6.Yarı-Başkanlık Sistemi

AnayasaAnayasa değişiklikleriCumhurbaşkanı
Taner Yıldız
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00

Related subjects