Renal dialysis
234 theses under this subject heading
Hemodiyaliz hastalarında gastrointestinal semptomların beslenme durumu ve biyokimyasal parametreler ile ilişkisi
Bu çalışmada, hemodiyaliz (HD) tedavisi alan hastalarda görülen gastrointestinal (Gİ) semptomların beslenme durumu ve biyokimyasal parametrelerle olan ilişkisi incelendi. Çalışma örneklemini Bandırma Devlet Hastanesi Diyaliz Ünitesinde tedavi görmekte olan 88 HD hastası oluşturdu. Çalışma kapsamındaki hastaların beslenme durumlarının değerlendirilmesinde antropometrik ölçümlerden boy uzunluğu, kuru vücut ağırlığı, bel çevresi, üst-orta kol çevresi (ÜOKÇ), triceps deri kıvrım kalınlığı (TDKK) ölçüldü. Ayrıca 3 günlük besin tüketim kayıtları, Subjektif Global Değerlendirme - Diyaliz Malnütrisyon Skoru (SGD - DMS), Malnütrisyon İnflamasyon Skoru (MİS) kullanıldı. Biyokimyasal parametreler için hasta dosyalarına kayıt edilen kan analiz sonuçlarından yararlanıldı. Gİ semptomları ise Gastrointestinal Semptom Derecelendirme Ölçeği (GSDÖ) kullanılarak belirlendi. Hastaların SGD - DMS'ye göre beslenme durumları incelendiğinde 34 (%38,6)'nün hafif / orta malnütrisyonlu; MİS'e göre ise 46 (%52,3)'sının hafif / orta malnütrisyonlu olduğu tespit edildi. Hastaların antropometrik ölçümleri ile hem SGD - DMS ve hem de MİS puanları arasında istatistiksel olarak p<0,05 düzeyinde önem bulundu. Özellikle ÜOKÇ değerleri ile MİS puanı arasında çok yüksek düzeyde önemli korelasyonun varlığı belirlendi (p<0,001). Hastaların biyokimyasal parametrelerinden olan kreatinin, albümin ve ürik asit değerleri ile hem SGD - DMS ve hem de MİS puanları arasında istatistiksel olarak önemli düzeyde ilişki bulundu (P<0,05). Total protein değerleri ise sadece MİS puanı ile önemli ilişkiye sahip olduğu belirlendi (p<0,05). Ayrıca kreatinin ve albümin değerleri ile MİS puanı arasında istatistiksel olarak önemli bir ilişki bulunduğu tespit edildi (p<0,001). GSDÖ'ye göre, çalışmaya katılan HD hastalarında görülen Gİ semptomlarının başında hazımsızlık gelirken, ikinci sırada konstipasyon yer aldı. HD hastalarının karın ağrısı semptomları ile hem SGD – DMS ve hem de MİS puanları arasında istatistiksel önem bulunduğu belirlendi (p<0,001). Ayrıca toplam GSDÖ puanı ile SGD - DMS arasında p<0,05 düzeyinde istatistiksel öneme rastlanıldı. Bazı biyokimyasal parametreler (serum albümin, sodyum ve kalsiyum) ile Gİ semptomları arasında da önemli ilişki bulunduğu tespit edildi (p<0,05). Hastaların diyetle aldıkları E vitamininin ortalamaları ile karın ağrısı semptomu arasında istatistiksel olarak öneme rastlanıldı (p=0,009). Yapılan tez çalışmasının sonucunda HD hastalarında yetersiz beslenme oranının son derece yüksek olduğu ve bunun da Gİ semptomları ile ilişkili olduğu belirlendi. Hastaların Gİ semptom şiddetlerinin artmasıyla birlikte yetersiz beslenme skorlarının da arttığı görüldü. Ayrıca diyetle alınan E vitamini düzeyinin azalmasının karın ağrısı semptomlarının şiddetinin artmasıyla ilişkili olabileceği düşünüldü. HD hastalarının genel sağlık durumlarının iyileştirilmesi için beslenme durumlarının sıkı bir şekilde takip edilmesi gerektiği kanısına varıldı. Bu bakımdan hastaların antropometrik ölçümleri, biyokimyasal parametreleri, beslenme durumlarını yansıtan skorlama yöntemleri ve hastaların Gİ semptomları gibi farklı belirteçlerin değerlendirilmesi HD hastalarına uygulanan tedaviye katkı sağlayacaktır.
Prediyaliz hastalarının depresyon, umutsuzluk durumları ve böbrek nakline bakış açıları
Bu çalışma, prediyaliz hastalarının depresyon ve umutsuzluk durumlarını belirlemek, hastaların böbrek nakline bakış açılarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı nitelikte planlandı. Araştırma, Nisan-Eylül 2018 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Nefroloji Bilim Dalı Polikliniğinde yapıldı. 18 yaş ve üzeri, kronik böbrek yetmezliği tanısı alan, hemodiyaliz ve periton diyalizi almıyor olan, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 208 hasta araştırmanın örneklemini oluşturdu. Veriler, 'Hasta Bilgi Formu', 'Beck Umutsuzluk Ölçeği', 'Beck Depresyon Ölçeği' formları kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde, ortalama, standart sapma, medyan, sıklık, oran, student t, ANOVA, Kruskal Wallis, Pearson Ki-Kare, Mann Whitney U, Pearson korelasyon ve Spearman's korelasyon testleri kullanıldı. Sonuçlar % 95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Çalışmamızdaki hastaların yaş ortalaması 64,29±12,03 olup, %52,9'unun erkek olduğu saptandı. Prediyaliz hastalarının %39,9'unun 2-5 yıldır kronik böbrek hastası, %36,5'inin üçüncü evrede olduğu, %80,8'inin böbrek nakli hakkında bilgi sahibi olmadığı saptandı. Prediyaliz hastalarının, Beck Depresyon Ölçeği puan ortalaması 17,67±11,53 olup, hastaların %67,8'inde depresyon olduğu, Beck Umutsuzluk Ölçeği puan ortalamasının 9,55±3,56 olup, hastalarda orta düzeyde umutsuzluk olduğu saptandı. Hastaların depresyon ve umutsuzluk durumları arasında pozitif yönde orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı (r:0,389, p:0,001). Prediyaliz hastalarının ileri yaş, kadın cinsiyet ve hastalığı ile ilgili endişeli olma halinin depresyon durumunu etkilediği ve umutsuzluk durumunun ise ileri yaş, bekar olma durumu ve düşük eğitim düzeyinden olumsuz etkilendiği bulundu (p<0,05). Böbrek nakli ile ilgili olumlu görüş bildiren hastaların umutsuzluk puan ortalamalarının ve depresyon görülme durumunun daha az olduğu saptandı.
Hemodiyaliz tedavisi alan hastaların bakımdan sorumlu yakınlarının ve hemşirelerinin eğitim gereksinimleri ile ilişkili görüşlerinin q metodu ile incelenmesi
Bu çalışma hemodiyaliz tedavisi alan hastaların, bakımlarından sorumlu yakınlarının ve hemşirelerinin eğitim gereksinimleri ile ilişkili görüşlerinin Q Metodu yoluyla incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, Konya merkezde bulunan Özel Ölmez Diyaliz Merkezi ve Özel Nefrotrans Karatay Diyaliz Merkezlerinde, Aralık 2017-Mart 2018 tarihleri arasında, hemodiyaliz tedavisi alan 30 hasta, hastaların bakımından sorumlu 30 hasta yakını ve hastalara bakım ve tedavi veren 30 hemşire ile yapılmıştır. Veri toplama araçları olarak hasta, hasta yakınları ve hemşireler için tanıtıcı özellikler soru formları, hemodiyaliz eğitim konularından oluşan 22 soru kartı ve sormak istedikleri soruyu yazmak istemeleri durumunda kullanılmak üzere 2 boş soru kartı kullanılmıştır. Veriler, Q metodundan (kartların önem sırasına göre sıralanması) yararlanılarak araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Toplanan veriler yüzdelik ve frekans yöntemleri ile değerlendirilmiştir. Araştırmada hemodiyaliz tedavisi alan hastaların eğitim gereksinimleri ile ilgili hasta, bakımlarından sorumlu hasta yakınları ve hemşirelerin konulara göre bazı düşüncelerinin aynı bazı düşüncelerinin ise farklı olduğu bulunmuştur. Hasta, hastanın bakımından sorumlu yakını ve hemşirelerin eğitim konularının önem sıralamasına baktığımızda; Hastaların, ihtiyaçları olduğunda psikolojik destek alma, sosyal yaşama uyum sorunlarıyla baş etme gibi psiko-sosyal sorunları içeren eğitim konularını, Hastaların bakımlarından sorumlu yakınlarının, fistül/kateter bakımı, komayı önlemeye yönelik tedbirleri almak gibi komplikasyonları önlemeye yönelik eğitim konularını, Hemşirelerin ise böbreklerin yapısı ve fonksiyonları, hemodiyalizin mekanizması gibi teknik ve teorik bilgi içeren eğitim konularına daha çok ilgi gösterdikleri sonucuna varılmıştır. Hemşirelerin Q metodunu öğrenerek, yapacakları eğitim öncesinde hastaların ve hastaların bakımından sorumlu bakım vericilerinin önem sıralamasını belirlemesi ve eğitimin hasta ve hasta bakım vericilerinin ihtiyaçları doğrultusunda planlanarak yürütülmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Hemodiyaliz, KBY, Hasta Yakını, Hemşire, Q Metodu.
Acil Servise başvuran Akut Böbrek Yetmezliği hastalarında hemodiyaliz öncesi ve sonrası serum NGAL düzeylerinin karşılaştırılması
Giriş: Akut Böbrek Yetmezliği (ABY) böbrek fonksiyonlarının ani bozulmasıdır. Akut böbrek yetmezliği yaygın ve uygun tedavi başlanmadığında yaşamı tehdit eder. Bu nedenle ABY'nin özellikle acil servislerde daha erken tespiti için yeni biyobelirteçler gündeme gelmiştir. Bu yeni biyobelirteçlerden biri de siderokalin, lipokalin 2 veya onkogen 24p olarak da bilinen bir protein olan nötrofil jelatinaz ilişkili lipokalin (NGAL)'dir. Bu çalışmadaki amacımız serum NGAL düzeylerinin ABY'nin tanısında, klinik seyrinde ve prognozundaki değerini belirlemek ve hemodiyaliz ile olan değişimini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Prospektif olarak yapılan bu çalışmaya Samsun Üniversitesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran, akut böbrek yetmezliği tanısıyla hemodiyalize alınan 18 yaşından büyük hastalar ve hasta grubu ile benzer demografik özelliklere sahip tamamen sağlıklı kişiler dahil edildi. NGAL düzeylerinin tespiti amacıyla hasta grubundan rutin kan tetkiklerine ek olarak 0.saat (NGAL-0), hemodiyaliz sonrası 1.saat (NGAL-1) ve 12.saatte (NGAL-12); kontrol grubundan ise tek bir zamansal noktada kan alındı. Serum NGAL düzeyleri ELISA yöntemi ile belirlendi. Bulgular: Çalışmaya 44 'ü hasta grubunda, 28 'i kontrol grubunda olmak üzere toplam 72 olgu dahil edildi. Hasta grubu yaş ortalaması 72,5±12,36 yıl, kontrol grubu yaş ortalaması 67,54±12,83 yıl idi (p=0,106). Hasta grubunun %54,5 i, kontrol grubunun %46,4 ü kadındı (p=0,502). Hasta grubunun median NGAL-0 düzeyi 1354,35 (30,23-2005,68) iken kontrol grubunun median NGAL-0 düzeyi 40,72 (22,74-1702,8) idi (p<0.001). Hemodiyaliz sonrası 1.saatte alınan median serum NGAL-1 değeri 891,06 (30,27-2004,83) pg/µL ve hemodiyaliz sonrası 12.saatte alınan median serum NGAL-12 değeri 711,25 (30,97-2003,61) pg/µL olarak saptandı. ABY tanısında 335,34 pg/µL ve üzerindeki NGAL düzeylerinin %88,64 sensitivite ve %85,71 spesifiteye sahip olduğu bulundu (AUC: 0,903; CI: 0,811-0,96 ve p<0,001). Mortalite gelişen (n=18) ve gelişmeyen hastaların NGAL (NGAL-0,1,12) düzeyleri benzerdi (p>0,05). Sonuç: Serum NGAL ölçümü ABY tanısını koymada kullanılabilir ancak hastalığın 30 günlük mortlite takibi için kullanışlı bir parametre değildir. Anahtar kelimeler: Serum NGAL, akut böbrek yetmezliği, hemodiyaliz
Kanser hastalarında akut böbrek hasarı sonrası yapılan hemodiyalizin morbidite ve sağkalıma etkisinin belirlenmesi
Akut böbrek hasarı (ABH), serum kreatinin düzeyinde artış ve idrar çıkışındaki azalmayla ile seyreden, sıvı-elektrolit ve asit-baz dengesinde bozulmaya yol açan ani böbrek fonksiyon kaybıdır. Kanser sürecinde karşılaşılan en yaygın renal patoloji olan ABH, hastalar için önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir. Tanı ve tedavi sürecindeki yenilikler ve palyatif bakım hizmetlerindeki gelişmeler sayesinde kanser hastalarının sağkalım süreleri ve yaşam kaliteleri artmıştır. Uzayan yaşam süresi, ABH gibi komplikasyonların görülme olasılığını da arttırmıştır. Kanser hastalarında karşılaşılan ABH'ın tedavisinde eskiye kıyasla hemodiyalize daha çok başvurulmaktadır. Fakat hemodiyalize karar verme aşamasında yol gösterecek belirlenmiş bir ölçüt bulunmamaktadır. Bu çalışmaya Ocak 2014 ve Nisan 2023 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Hastanesi yataklı servislerinde yatan, kanser tanılı ve akut böbrek hasarı nedeniyle hemodiyalize alınan 139 hasta dahil edildi. Hastalara ait demografik veriler, yatış verileri, komorbiditeler, kanser ile ilgili veriler, laboratuvar değerleri, akut böbrek hasarının nedeni ve evreleri, hemodiyaliz süreci ve sağkalım verileri değerlendirildi. Hastalar, 30 gün içinde ölenler ve 30 günden daha uzun yaşayan hastalar olarak gruplandı. Tek değişkenli analizde albümin değerinin 2,5 g/dl'den az olması (p=0.002), sepsis varlığı (p<0.001), ABH'ın prerenal-renal sebeplerle gerçekleşmesi (p=0.005), hemodiyalize yoğun bakımda alınma (p=0.02), ABH'ın hastanede gelişmesi (p=0.016) ve tanı konulduğu andaki ABH evresinin düşük oluşu (p=0.003) ilk 30 gündeki mortalite ile ilişkili bulundu. Çok değişkenli analizde ise albümin değerinin 2,5 g/dl'den az olmasının (OR: 3.14 (%95 GA; 1.23-8.04), p=0.017), sepsis varlığının (OR: 3.50 (%95 GA; 1.34-9.10), p=0.010), ABH'ın prerenal-renal sebeplerle gerçekleşmesinin (OR: 6.06 (%95 GA; 1.38-26.56), p=0.017) 30 gün içinde ölen hastalar ile ilişkisi bulundu. Bu değişkenler ile mortaliteyi predikte edecek bir puanlama sistemi oluşturuldu. Elde edilen toplam skorlar ile belirlenen iki grup karşılaştırıldığında, yüksek puan alan hastaların ilk 30 günlük mortalite oranı daha yüksek olarak tespit edildi. Sonuç olarak, bu çalışma özelikle onkoloji ve nefroloji uzmanlarının hasta ve hasta yakınlarına öngörülebilir bir bilgi vermesini kolaylaştıran bir ortak karar verme aşamasında, hangi hastaları hemodiyalize alması gerektiği, bu hastaların prognozu ve mortalitesinin ne olacağını belirlemede katkıda bulunabilir.
Diyaliz tedavisi alan kronik böbrek yetmezliği hastalarında beslenme durumu ile pika yeme davranışı ve depresyon görülme durumu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma diyaliz tedavisi alan hastaların beslenme durumunun saptanması, beslenme durumlarının pika yeme bozukluğu ve depresyon görülme durumu ile ilişkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 19-70 yaş arası, en az 6 aydır hemodiyaliz veya periton diyalizi tedavisi alan 68 kişi katılmıştır. Katılımcılara 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı, Nütrisyonel Risk Taraması (NRS-2002), Yeme Tutum Testi (YTT-26), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), demografik ve genel sağlık durumuna yönelik sorular içeren bir anket formu uygulanmıştır. Ayrıca katılımcıların vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel ve kalça çevresi ölçülmüş ve dosya kayıtlarından biyokimyasal bulguları alınmıştır. Çalışmanın sonucuna göre katılımcılarda önerilen enerji ve protein alımlarını karşılayanların oranı %11,8'dir. Yeme tutum ve davranış bozukluğu görülme oranı %41,2, pika yeme bozukluğu görülme oranı %11,8 olarak bulunmuştur. En çok tüketilen madde buzdur (%87,5). Pika yeme bozukluğu olan kişiler, olmayan kişilere göre daha uzun süredir diyaliz tedavisi almaktadır (p<0,05). Katılımcıların %26,5'inde minimum, %30,9'unda hafif, %29,4'ünde orta şiddetli ve %13,2'sinde şiddetli depresyon görülmektedir. NRS-2002 puanlarına göre katılımcıların %17,6'sı beslenme durumu açısından risk altındadır. Pika yeme bozukluğu veya depresyon ile NRS-2002 puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). YTT-26 puanıyla BDÖ puanı arasında anlamlı pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur (p=0,001). Bu çalışmanın sonuçları diyaliz tedavisi alan hastaların beslenme durumlarının takip edilmesi gerektiğini, hastaların pika yeme bozukluğu ve depresyon açısından risk altında olduğunu göstermektedir. Beslenme durumu ile pika yeme bozukluğu ve depresyon arasındaki ilişkinin anlaşılması için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
Hemodiyaliz tedavisi olan hastaların hastalık algılarının ve psikolojik gereksinimlerinin yardım arama tutumlarına etkisi
Kesitsel Kesitsel, tanımlayıcı tasarımda ilişki arayıcı olan bu çalışma hemodiyaliz tedavisi alan hastaların hastalık algısı ve temel psikolojik gereksinimlerinin yardım arama tutumlarına etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Bu araştırmanın evrenini; bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi diyaliz ünitesi ve bir özel diyaliz merkezinde programlı hemodiyaliz tedavisi olan toplam 304 hemodiyaliz hastası, örneklemini de 258 hemodiyaliz hastası oluşturdu. Çalışmanın verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Hastalık Algısı Ölçeği, Temel Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği ve Yardım Arama Tutumu Ölçeği kullanıldı. Çalışmanın verileri; tanımlayıcı istatistiksel analizler (ortalama, standart sapma, medyan, frekans, yüzde, minimum, maksimum), normal dağılım testleri, cronbachalpha, t testi, One-wayAnova testi, Pearson Korelasyon testi, faktör analizleri, çoklu regresyon analizleri kullanıldı. Fark ve ilişkilerde istatistiksel anlamlılık p<0.05 olarak kabul edildi. Çalışmadaki hastaların ortalama 58,07±14,61 yaşlarında, çoğunun; erkek (%58,5), evli (%69), çocuk sahibi (%77,1) ve ilköğretimden mezun (%45), çalışmadığı (%85,3), orta düzeyde geliri olduğu (%57,7), eş ve çocuklarıyla birlikte yaşadığı (%72,1) belirlendi. Tedavi süresinin ortalama 6,93±6,11 yıl olduğu, kronik hastalığının olduğu (%66,7) ve daha önce hastalığı için psikolojik destek almadığı (%87,6) saptandı. Yardım Arama Tutumunun Toplam puanı ile Temel Psikolojik İhtiyaçlardan Özerklik ve Yeterlilik İhtiyacı puanları arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler saptandı (p<0.05).Yardım Arama Tutumu Toplam puanı ile Hastalığın Nedenlerinden Kaza ve Şans puanları, Bağışıklık puanları ve Hastalığın Nedenleri Toplam puanları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler saptandı (p<0.05).Yardım Arama Tutumları toplam puanlarının varyansını Hastalığın Tipi-B toplam puanının 0.920 birim ve Hastalığın Nedenleri Algısı toplam puanın da 0.257 birim artışa neden olduğu, Hastalığın Tipi-A toplam puanın ise 0.779 birim düşüşe neden olduğu saptandı (p<0,05).Hemodiyaliz hastalarının Yardım Arama Tutumu Toplam puanlarının yakın çevreden yardım isteyebileceği tanıdığının olma durumuna ve kronik hastalığın olma durumuna göre farklılıklar gösterdiği, yakın çevresinden yardım isteyebileceği tanıdığı olan ve konik hastalığı olan hastaların puanlarının daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Hastalık Algısı, Psikolojik İhtiyaç, Yardım Arama
Van bölgesindeki diyaliz hastalarında fabry hastalığı sıklığının taranması
VAN BÖLGESİNDEKİ DİYALİZ HASTALARINDA FABRY HASTALIĞI SIKLIĞININ TARANMASI Amaç: Fabry hastalığı alfa galaktozidaz A (alfa GLA) enzim aktivitesindeki eksikliğe bağlı olarak gelişen X-e bağlı lizozomal depo hastalığıdır. Bu çalışmanın amacı Van ili ve ilçelerindeki diyaliz hastalarında Fabry hastalığı sıklığını saptamaktır. Materyal ve metod: Van ili ve ilçelerinde diyaliz tedavisi alan, yaşları 18-86 arasında değişen, toplam 301 kadın ve erkek hasta çalışmaya dâhil edilmiş ve bu hastalarda genetik test kullanılarak Fabry hastalığı taranmıştır. Bulgular: Çalışma kapsamında diyaliz tedavisi alan toplam 301 hastanın yaş ortalaması 52.71±15.51 (18-86 yaş) olarak saptandı. Bu hastaların 156'sı (%51.8) erkek, 145'i (%48.2) kadın hastaydı. Taranan hastaların hiçbirinde Fabry hastalığı saptanmadı. Sonuçlar: Literatürde yapılan çalışmalarda Fabry hastalığının prevelansı düşük olarak saptanmaktadır. Bu tarama çalışmasında Van ili ve ilçelerindeki diyaliz hastalarında Fabry hastalığı tespit edilememiştir. Çalışmanın kısıtlı bir bölgede yapılmış olması bu durumun sebebi olabilir. Anahtar kelimeler: Fabry hastalığı, diyaliz, yetişkin, Van ili, son dönem böbrek hastalığı
Hemodiyaliz hastalarında sistatin C düzeyleri ile oksidan-antioksidan durum ve inflamasyon arasındaki ilişki
Sistatin C, böbrek fonksiyon bozukluğunun saptanmasında önemli bir belirteç kabul edilmektedir. Bu çalışmanın amacı hemodiyaliz hastalarında sistatin C düzeylerini saptamak, sistatin C düzeyleri ile oksidan-antioksidan durum ve inflamasyon arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma grupları 20 hemodiyaliz hastası ve 20 sağlıklı kontrolden oluşturuldu. Kontrol grubundan ve hemodiyalize girmeden önce hemodiyaliz grubundan kan örnekleri alındı. Serumda sistatin C, TAC, TOS, TNF-α, IL-6, IL-18 düzeyleri ELISA'da, CRP ve bazı biyokimyasal parametreler otoanalizörde analiz edildi. Hemodiyaliz grubunun sistatin C, TOS, TNF-α, IL-6, IL-18 ve CRP düzeyleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak önemle yüksek bulundu (sırasıyla, p<0.001, p<0.001, p<0.001,p<0.001, p<0.05, p<0.05). Hemodiyaliz hastalarında sistatin C ile oksidatif stress parametreleri olan TAC, TOS ve inflamasyon biyo belirteçleri olan TNF-α, IL-6, IL-18 ve CRP arasında bir korelasyon tespit edilmedi. Sonuç olarak; hemodiyalize giren kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda oksidatif stres ve inflamasyonun arttığı belirlendi. Saptanan bu oksidatif stres ve inflamasyondan dolayı hemodiyaliz hastalarında bu konuda yapılacak yeni çalışmalara ve oksidatif stres ile inflamasyonu azaltacak yeni stratejilere ihtiyaç vardır.
Diyaliz hastalarında arteriyovenöz fistül debisinin diyaliz verimlilik göstergesi olan KT/V oranıyla korelasyonu
Amaç: Bu çalışmada arteriovenöz fistül yoluyla diyalize giren hastaların doppler ultrasonografi ile ölçülen akım debisinin, diyaliz verimlilik göstergesi olan kt/V oranıyla korelasyonunu değerlendirmeyi amaçladık. Materyal-Metod: Nisan 2019 ve Eylül 2019 tarihleri arasında, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji Bölümü'ne başvuran ve daha önce açılmış arteriyovenöz hemodiyaliz fistülü bulunan 58 hasta çalışmaya dahil edildi. Ultrasonografi incelemeleri hasta supin pozisyonda iken gerçekleştirildi. Subklavyan bölgeden başlayarak ön kol distale kadar olan alanda sırasıyla; arteriyel yapılar, fistül anostomoz hattı ve venöz yapılar değerlendirildi. Arteriyel yapılarda belirgin trombüs veya darlık olup olmadığı değerlendirildi. Fistül anostomoz düzeyinden yapılan gri mod inceleme ile anastomoz çapı, renkli doppler ultrasonografi (RDUS) ile akım debisi ölçüldü. Götürücü vasküler yapının (ven) debisi ölçülerek anostomoz düzeyinden ölçülen debi ile karşılaştırıldı. Ayrıca götürücü vende flebit ve/veya tromboz varlığı, tromboz varsa derecesi ve anatomik lokalizasyonu kaydedildi. RDUS incelemelerinde fistül debisi 250 ml/dk üstünde (aktif fistül) saptanan hastalar yeterli debi olarak kabul edilmiş olup bu hastlarda fistül debisi kt/V oranları ile karşılaştırıldı. Fistül debisi 250 ml/dk ve altında saptanan hastalar yetersiz debi olarak değerlendirilmiş olup bu hasta grubu ile fistülü total tromboze olan hastaların kt/V oranları hesaplanmadı. Hastaların fistül debisi ölçüldükten sonra kt/V oranları hesaplandı. Bulgular: Fistül debisi ile kt/V arasında r=0.72 (p=0.001) yüksek düzeyde pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon tespit ettik. Götürücü vende flebit veya tromboz olmayan hastaların fistül düzeyi ve götürücü ven debileri arasında r=0.871 (p<0.05) yüksek düzeyde pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulduk. Fistül debisi 400 ml/dk'nın üzerinde olan hastaların götürücü ven çapı 5 mm ve üzeri, fistül debisi 250 ml/dk'nın altında olan ve/veya fistülü tromboze olan hastaların götürücü ven çapı 4 mm'den düşük olarak tespit edilmiştir. Debi ile götürücü ven çapı arasında r=0.66 (p=0.001) orta düzeyde pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon tespit ettik (p<0.05). Fistül debisi 250 ml/dk'nın üzerinde olan hastların 30'unda taşıyıcı ven sefalik ven, 11'inde taşıyıcı ven bazilik ven olarak değerlendirildi. Taşıyıcısı bazilik ven olan hastaların 6 tanesinde vasküler giriş yerinin sefalik ven seçilmesine bağlı disfonksiyon lehine değerlendirilmiş olup tarafımıza refere edilmiştir. Sonuç: Debi ölçümü anostomoz düzeyinden ve götürücü venden yapılabilir. Götürücü venden ölçüm yapılırken %50'nin üzerinde tromboz, 4 cm'den uzun segment flebit, ölçüm yapılan lokalizasyonda anevrizmatik dilatasyon olup olmadığına dikkat edilmeli ve mutlaka belirtilmelidir. Fistül ölçümlerinde, özellikle proksimal radiosefalik fistüllerde taşıyıcı ven kolda ve ön kolda mutlaka belirtilmelidir. Fistül debisi ideal olarak 500-1500 ml/dk olarak belirlenebilir ancak daha düşük veya yüksek debili hastalarda uzun dönem problemsiz diyalize girebilmektedir. Fistül debisi 250 ml/dk'nın altında olanlar yetersiz debi olarak kabul edilebilir. Fistül disfonksiyonu düşünülen hastada ilk yapılması gereken RDUS'dir. Fistül debisi ile kt/V oranı arasında pozitif yönde korelasyon mevcuttur. Ayrıca fistül debisi ile götürücü ven çapı arasında pozitif yönde korelasyon mevcuttur. Anahtar Kelimeler: Arteriyo-venöz fistül, doppler ultrasonografi, fistül debisi
Hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sanal gerçeklik oyun uygulaması ve otojenik gevşemenin kaşıntı, anksiyete ve dermatolojik yaşam kalitesi üzerine etkisinin belirlenmesi
Bu randomize kontrollü çalışmada, hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sanal gerçeklik oyun uygulaması ve otojenik gevşeme girişimlerinin, kaşıntı semptomu, anksiyete ve dermatolojik yaşam kalitesi üzerine etkisininin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma 4 Ocak 2020-26 Şubat 2022 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Hastanesi Diyaliz Ünitesi ve Başkent Üniversitesi Ümitköy ve Çiğdem Diyaliz Merkezlerinde üç grupta toplam 47 hasta ile yürütülmüştür. Araştırmanın dahil edilme kriterlerini karşılayan hastalar hemodiyaliz tedavi yılı ve 5-D Kaşıntı Ölçeği puanları dikkate alınarak blok randomizasyon yöntemi ile müdahale (sanal gerçeklik oyun, otojenik gevşeme) ve kontrol gruplarına atanmıştır. Sanal gerçeklik oyun (n: 15) ve otojenik gevşeme (n: 16) müdahale gruplarındaki hastalara ilk hafta sanal gerçeklik ya da otojenik gevşeme uygulaması öğretimi yapılmıştır. Kontrol grubu hastalarına ilk hafta (n: 16) böbrek fonksiyonu öğretimi yapılmıştır. Müdahale grubundaki hastalar evde, dört hafta boyunca hemodiyaliz seansından bir gün önce haftada üç kez sanal gerçeklik oyun uygulaması ve otojenik gevşeme uygulaması yapmış ve iki hafta uygulamalara ara verilmiştir. Araştırma verileri birinci haftanın ilk hemodiyaliz seansında (t0) ve üçüncü seansında (t1), beşinci haftanın son seansında (t2) ve yedinci haftanın son seansında (t3) yüz yüze toplanmıştır. Verilerin toplanmasında, 5-D Kaşıntı Ölçeği, Durumluk-Süreklik Kaygı Ölçeği ve Dermatoloji Yaşam Kalitesi İndeksi kullanılmıştır. Müdahale gruplarındaki hastaların, beşinci ve yedinci haftada 5-D Kaşıntı Ölçeği ve Durumluk-Süreklik Kaygı Ölçeği puanlarında anlamlı düzeyde azalma ve beşinci haftada Dermatoloji Yaşam Kalitesi İndeksi puanında anlamlı düzeyde azalma görülmüştür. Hemodiyaliz hastalarında görülen kaşıntı semptomuna yönelik olarak sanal gerçeklik oyun uygulaması ve otojenik gevşeme girişimlerini içeren bakım yaklaşımlarının klinik protokollerde yer alması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: anksiyete, dermatolojik yaşam kalitesi, hemşirelik, kaşıntı, otojenik gevşeme, sanal gerçeklik.
Hemodiyaliz hastalarında sıcak ve soğuk kompres uygulamalarının kas krampları, yorgunluk ve hemodiyaliz konforuna etkileri: Plasebo kontrollü randomize çalışma
Bu çalışmanın amacı hemodiyaliz hastalarında intradiyalitik dönemde uygulanan sıcak ve soğuk kompres uygulamalarının kas krampları, yorgunluk ve hemodiyaliz konforuna etkisinin belirlenmesidir. Araştırma, randomize şekilde sıcak kompres (grup A=23), soğuk kompres (grup B=23) ve plasebo kontrol (grup C=23) gruplarına dağıtılan 69 hemodiyaliz hastası ile tamamlanmıştır. Araştırmanın müdahalesi kapsamında, 12 hemodiyaliz seansı boyunca araştırmacı tarafından Termo Jel Kompress® kullanılarak Grup A'daki hastalara sıcak, Grup B'deki hastalara soğuk; Grup C'daki hastalara oda ısısında plasebo uygulama yapılmıştır. Araştırmanın verileri uygulama öncesi veri toplama seansı (t0), uygulama seansları (t1-12) ve uygulama sonrası takip amaçlı izlem seansında (t13) Hasta Tanıtıcı Form, Kramp Epizotu Takip Çizelgesi, Piper Yorgunluk Ölçeği ve Hemodiyaliz Konfor Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Sıcak ve soğuk kompres uygulamaları, hastalarda kramp gelişimini ve yorgunluk şiddetini anlamlı derecede azaltmıştır (p<0,05). Aynı zamanda hemodiyaliz hastalarında konfor düzeyini anlamlı şekilde artırmıştır (p<0,05). Soğuk kompres uygulamaları karşılaştırıldığında, sıcak kompresin krampların önlenmesi, yorgunluk şiddetinin azaltılması ve konforun artırılmasında daha etkili olduğu ortaya çıkmıştır (p<0,05). Hemodiyaliz hastalarında kramp ve yorgunluğun yönetiminde ve konfor düzeyinin artırılmasında sıcak uygulama öncelikli olmak üzere sıcak ve soğuk kompres kullanımı önerilir. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, Hemşirelik bakımı, Kas Krampları, Konfor, Sıcak Uygulama, Soğuk Uygulama, Yorgunluk.
15 kg altında akut diyaliz yapılan hastaların uzun dönem renal fonksiyonlarının araştırılması
Hayatının erken döneminde ve 15 kg altında iken, renal replasman tedavisi (RRT) uygulanmış olan hastaların prognozları ve sağ kalan hastaların uzun dönemde renal sonuçlarının nasıl olduğu konusunda yapılmış az sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı 15 kg'dan düşük akut RRT uygulanmış olan hastaların klinik özelliklerini incelemek, diyaliz sürecinde ve taburcu olduktan sonraki klinik izlemlerinde böbrek fonksiyonlarını araştırmak, uygulanan RRT modalitelerine ve hastaların klinik özelliklerine göre sağkalımlarını incelemek ve uzun dönemde bu hastaların renal fonksiyonlarını araştırmaktır. Çalışmamızda 80 hasta incelendi. Bu hastaların 43'üne (%53,8) hemodiyaliz (HD), 37'sine (%46,2) periton diyalizi (PD) uygulandı. Hemodiyaliz hastalarının diyaliz başı yaş, boy, vücut ağırlığı ve vücut yüzey alanlarının PD hastalarına göre daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). Diyaliz süreci sonunda 41 hasta (%51,3) sağ kaldı. Ölüm oranı PD uygulanmış hastalarda (%45,9), HD yapılanlara (%11,6) göre yüksek bulundu (p<0,001). Diyaliz ile ilişkilendirilmiş tek mortalite vakası PD grubunda yaşandı. Sağ kalan hastaların diyaliz başındaki boy, vücut ağırlığı ve vücut yüzey alanı değerlerinin ölmüş hastalara göre yüksek olduğu belirlendi (p<0,001). Vazopressör tedavi kullanımı, mekanik ventilasyona bağlanma oranı ve sepsis tablosu ölmüş olan hastalarda anlamlı olarak daha yüksek saptandı. Çoklu regresyon analizinde sadece vücut ağırlığının düşük olması ve vazopressör tedavi alma durumu sağkalım ile olumsuz yönde ilişkili bulundu. Diyaliz modalitesi sağ kalımı etkilemedi. Son vizite gelen 31 hastanın (%38,8) altısında (%19,3) nefrotik olmayan düzeyde proteinüri saptandı. Üç hastada (%9,6) evre 2 kronik böbrek hastalığı saptandı, bu hastalarda proteinüri veya hipertansiyon gözlenmedi. Ofis kan basıncı ölçümünde hipertansiyonu olan bir hasta saptandı. Ambulatuvar kan basıncı monitorizasyonunda bir hastanın maskeli hipertansiyonu belirlendi. Sonuç olarak bu hasta grubunda uzun dönemde kronik böbrek hastalığı, proteinüri ve hipertansiyon gibi bulgular görülebileceğinden Çocuk Nefroloji polikliniğinde takipleri düzenli olarak yapılmalıdır. On beş kg altındaki hastalarda periton diyalizi ve hemodiyaliz tedavileri güvenli ve etkili bir şekilde kullanılabilmektedir. Anahtar kelimler: Akut böbrek hasarı, bebek, periton diyalizi, hemodiyaliz, kateter
Hemodiyaliz hastalarında müzik eşliğinde uygulanan benson gevşeme tekniğinin yorgunluk, kaşıntı, anksiyete ve depresyona etkisi
Bu randomize kontrollü araştırmanın amacı, müzik eşliğinde uygulanan Benson gevşeme tekniğinin hemodiyaliz alan hastalarda yorgunluk, kaşıntı, anksiyete ve depresyon üzerine etkisini incelemektir. Araştırma, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hemodiyaliz Ünitesi ve Siteler Diyaliz Merkezi'nde kayıtlı 61 hemodiyaliz hastasıyla, 1 Mayıs 2019-1 Ekim 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Dahil edilme kriterlerini karşılayan hastalar tez danışmanı tarafından basit randomizasyonla 1:1 oranıyla müdahale ve kontrol gruplarına atanmıştır. Müdahale grubundaki hastalara (n=30) haftada iki defa, 20 dk. süreyle toplam sekiz hafta boyunca müzik eşliğinde Benson gevşeme tekniği yaptırılmış, kontrol grubundaki hastalara (n=31) ise araştırmanın başında bir defaya mahsus hemodiyaliz ile ilgili yüz-yüze eğitim verilmiştir. Araştırmanın başlangıcında, 4., 8., ve 10. haftalarında hem müdahale hem de kontrol grubundaki hastalara Piper Yorgunluk Ölçeği (PYÖ), 5-D Kaşıntı Ölçeği ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası (HADS) yüz-yüze uygulanmıştır. Araştırmada PYÖ tüm alt boyutları açısından 4. 8. ve 10. haftada müdahale grubu puanlarının kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük olduğu bulunmuştur (p<0,05). 5D-Kaşıntı Ölçeği puanları açısından ise gruplar arasındaki farkın araştırmanın 4., 8. ve 10. haftalarında anlamlı olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). HADS anksiyete alt boyutu açısından incelendiğinde, müdahale grubundaki hastaların anksiyete düzeyinin araştırmanın 10. haftasında kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük olduğu belirlenmiştir (p<0,05). HADS depresyon alt boyutu puanlarının ise benzer şekilde araştırmanın 8. ve 10. haftalarında müdahale grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük olduğu bulunmuştur (p<0,05). Araştırma bulgularından hareketle, müzik eşliğinde uygulanan Benson gevşeme tekniğinin, hemodiyaliz hastalarında yorgunluk, anksiyete ve depresyon düzeyini azaltmada etkili olduğu, kaşıntı şiddetinde ise anlamlı düzeyde bir etki sağlayamadığı sonucuna ulaşılmıştır. Hemodiyaliz alan hastalarda sıklıkla deneyimlenen yorgunluk, anksiyete ve depresyon semptomlarının hafifletilmesinde müzik eşliğinde Benson gevşeme tekniğinin kullanımı önerilebilir.
Hemodiyaliz tedavisi alan bireylerde kişi merkezli ergoterapi müdahalesinin aktivite performansı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
İnal, Özgü., Hemodiyaliz Tedavisi Alan Bireylerde Kişi Merkezli Ergoterapi Müdahalesinin Aktivite Performansı ve Yaşam Kalitesi Üzerine Etkisi. Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü Ergoterapi Programı, Doktora Tezi, Ankara, 2019. Hemodiyaliz; kronik böbrek hastalığı olan bireyler için uygulanan renal replasman tedavi yöntemlerinden biridir. Bu tedavi bireylerde yaşam süresinin artması gibi etkilere sahip olmakla birlikte, aynı zamanda aktivitelerde kısıtlamalar, fonksiyonel durumunda bozulma ve yaşam kalitesinde azalma gibi durumlara yol açabilmektedir. Bu çalışma; hemodiyaliz tedavisi alan bireylerde kişi merkezli ergoterapi müdahalesinin aktivite performansı ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacı ile planlandı. Çalışma 18-65 yaş arası, okur-yazar, en az 1 yıldır hemodiyaliz tedavisi alan 42 birey ile gerçekleştirildi. Bireyler; Grup I (farkındalık eğitimi+kişi merkezli ergoterapi müdahalesi) (n=21) ve Grup II (farkındalık eğitimi) (n=21) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Aktivite katılımına yönelik Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ) ve yaşam kalitesi için "Böbrek Hastalığı ve Yaşam Kalitesi Formu (KDQOLTM-36) uygulandı. Kişi merkezli ergoterapi müdahaleleri bireylerin katılımda problem yaşadıklarını belirttikleri sorunlu alanlar ve aktiviteler temel alınarak Kişi-Çevre-Aktivite Modeline göre planlandı. Grup I'e 8 hafta süre ile, haftada 2 kez kişi merkezli ergoterapi müdahalesi uygulandı. Müdahale sonrası gruplar arasındaki değerlendirmelerde KAPÖ performans (p=<0,01) ve memnuniyet alt boyut puanları (p=<0.01) açısından Grup 1 lehine istatistiksel olarak anlamlı gelişme olduğu saptandı. Yaşam kalitesi alt boyutlarından hastalık etkisi (p=0,01) ve hastalık yükü açısından da (p=<0,01), Grup 1 lehine istatistiksel olarak anlamlı gelişme olduğu belirlendi. Grup 2 açısından ise müdahale sonrası grup içi değerlendirmelerde sadece yaşam kalitesinin SF-12 fiziksel (p=0,01) ve mental komponent (p=0,02) alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptandı. Bu çalışmada; hemodiyaliz tedavisi alan bireylerde kişi merkezli ergoterapi müdahalesinin aktivite performansı ve yaşam kalitesini geliştirdiği belirlendi.
Hemodiyaliz hastalarının beslenme durumlarının, vücut bileşimlerinin saptanması ve fonksiyonel testler ile ilişkilendirilmesi
Bu çalışma, hemodiyaliz hastalarında beslenme durumunu ve vücut bileşimini değerlendirmek ve fonksiyonel testlerle arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla yapılmıştır. İzmir'de özel bir diyaliz merkezinde yapılan bu kesitsel çalışmaya, yaşları 18-85 yıl arasında değişen 204 (85 kadın ve 119 erkek) kronik hemodiyaliz hastası katılmıştır. Çalışmaya katılan hastaların kişisel bilgileri, hastalık ve tedavilerine ait bilgileri, üç günlük besin tüketimi (diyaliz öncesi, sırası ve sonrası) ve fiziksel aktivite kayıtları, vücut bileşimleri ve antropometrik ölçümleri alınmış, Subjektif Global Değerlendirme (SGD) uygulanmıştır. Hastaların performans ve komorbidite durumları Charlson Komorbidite İndeksi ve Karnofsky Performans Skalası kullanılarak ölçülmüştür. Çalışmanın verileri SPSS (17.0) programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde yüzdelik, ortalama, standart sapma, Independent Samples t- testi, Mann-Whitney U testi, Krurskal Wallis testi ve Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda, hastaların yaş ortalamaları 64.2±13.11 yıldır. Subjektif Global Değerlendirme'ye göre hastaların %36.7'sinin orta veya şiddetli derecede malnütrisyonlu olduğu saptanmıştır. Beden Kütle İndeksi sınıflamasına göre hastaların %4.4'ü zayıf, %43.6'sı normal kilolu, %37.7'si fazla kilolu ve %24.2'si obez olarak bulunmuştur. İyi beslenmiş ve malnütrisyonlu hastaların üst orta kol çevresi, triceps deri kıvrım kalınlığı, el kavrama gücü, BKİ, yağ doku kütlesi, adipoz doku kütlesi ve faz açısı ölçümlerinin ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05), fazla sıvı düzeyi, yağ doku indeksi, yağsız doku kütlesi, vücut hücre kütlesi, yağsız doku indeksi (p>0.05) arasında anlamlı fark bulunmamıştır. SGD skoru ile Karnofsksy Performans Skoru, genel sağlık skoru, fiziksel ve mental sağlık skorları negatif yönde korelasyon göstermiştir. Bu sonuçlara göre, hemodiyaliz hastalarının nütrisyonel durumu ve vücut bileşiminin yaşam kalitesi ve performans skoru ile ilişkili olduğu görülmüştür. Malnütrisyon gelişimi açısından risk altında olan bu hastaların beslenme durumlarının takibi fonksiyonel durumlarını ve yaşam kalitelerini arttırabilir. Anahtar Kelimeler; Hemodiyaliz; Beslenme Durumu; Vücut Bileşimi; Fonksiyonel Durum
Hemodiyaliz hastalarında AV fistül uygulaması sırasında oluşan ağrıyı gidermede lavanta aromaterapinin etkisi
Amaç: Hemodiyaliz hastalarında uygulanan lavanta aromaterapinin damara erişim sırasında oluşan ağrıya etkisini değerlendirmek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma; randomize kontrollü ve deneysel tipte olup, 20-Ağustos/30-Eylül 2019 tarihleri arasında bir eğitim araştırma hastanesi ve bir özel diyaliz merkezinde arteriyovenöz fistül girişim yoluyla diyaliz tedavisi alan 90 hasta ile yürütüldü. Araştırmada veriler, Hasta Tanıtım Formu, Sözel Kategori Ölçeği (SKÖ) ve Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ) formları ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde, IBM SPSS Statistics 25.0 (IBM SPSS Statistics for Windows, Version 25.0. Armonk, NY: IBM Corp.) paket programı yardımıyla hesaplanmıştır. Çalışmada veriler için çapraz tablo oluşturularak x2 analizi yapıldı. Nümerik verileriçin Shapiro-Wilk testi ile normal dağılıma uygunluk test edildi. Normal dağılım gösteren değişkenlerde gruplar arası karşılaştırma varyans analizi yapıldı. Birden çok ölçüm olan değişkenlerde ise, normal dağılım durumunda tekrarlı ölçümlerle varyans analizi, normal dağılım göstermeyen değişkenlerde parametrik olmayan yöntem Brunner-Langer model (F1-LD-F1 dizayn) kulanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılanların yaş ortalamasının 56,9±15,3 olup, % 54,5'ünün kadın, %51,1'nin evli olduğu, %40'ının ev hanımı, % 28,8'inin emekli ve % 30'unun diğer meslek sahibi olduğu, % 47,8'inin ilköğretim mezunu olduğu, %45,5'inin 13 ay-5 yıl HD tedavisi aldığı, %87,8'inin ailede böbrek hastasının olmadığı, %54,4'ünde başka kronik hastalık olmadığı, %37,7'nin HT tanısı aldığı görüldü. Çalışmaya katılan HD hastalarının uygulama öncesi ağrı puan ortalamaları uygulama grubunda, 57,58 ± 20,28, kontrol grubunun 48,53 ± 20,23 olduğu, uygulama sonrası uygulama grubunda 19,49 ± 15,66 ve kontrol grubunda 45,33 ± 25,52, olduğu belirlendi (p<0,005).Lavanta yağı uygulaması sonrası ağrı puan ortalamaları inhaler lavanta grubunda 22,66 ± 15,35, topikal lavanta grubunda 16,33 ± 15,97, kontrol grubunda 45,33 ± 25,52, plasebo ilk uygulaması sonrası inhaler lavanta grubunda 24 ± 15,16, topikal lavanta grubunda 41,16 ± 16,27, kontrol grubunda 45,33 ± 25,52 olduğu saptandı. Sonuç: Yapmış olduğumuz çalışmada, hemodiyaliz hastalarının lavanta yağı uygulamadan önceki ağrı puan ortalamalarının yüksek olduğu, inhaler ve topikal lavanta yağı uygulaması ile HD hastalarının damara ulaşım girişimi esnasında deneyimledikleri ağrı şiddetinde anlamlı oranda azalma olduğu saptanmıştır. İnhaler ve topikal olarak uygulanan lavanta yağının çalışmaya katılan hastalarda herhangi bir olumsuz etkiye sebep olmadığı ve AVF girişimi esnasında ağrı kontrolü için rahatlıkla uygulanabileceği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler; hemodiyaliz; arteriyovenöz fistül; ağrı; aromaterapi; lavanta yağı; inhaler
Hemodiyaliz hastalarında nütrisyonel belirteçlerin ve vücut kompozisyonunun değerlendirilmesi
Bu çalışma, hemodiyaliz hastalarında beslenme durumunu değerlendirmek, yetersiz beslenme ile vücut kompozisyonu ve biyokimyasal parametreler arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla yapılmıştır. İzmir'de bir diyaliz merkezinde yapılan bu kesitsel çalışmaya, yaşları 18-75 yıl arasında değişen 102 (51 kadın ve 51 erkek) kronik hemodiyaliz hastası katılmıştır. Çalışmaya katılan hastaların kişisel bilgileri, hastalık ve tedavilerine ait bilgileri, rutin biyokimyasal tetkikleri, vücut kompozisyon monitörü sonuçları alınmış, antropometrik ölçümleri ve Subjektif Global Değerlendirme (SGD) yapılmıştır. Çalışmanın verileri SPSS 20.0 programında değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde yüzdelik, ortalama, standart sapma, Independent Samples t- testi, Mann-Whitney U testi ve Pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda, hastaların yaş ortalamaları 57.7±11.9 yıl, diyaliz tedavisi alma süreleri 88.5±71 ay olarak hesaplanmıştır. Subjektif Global Değerlendirme'ye göre hastaların %17.7'sinin orta veya şiddetli derecede malnutrisyonlu olduğu saptanmıştır. Beden Kütle İndeksi sınıflamasına göre hastaların %3.9'u zayıf, %38.2'si normal kilolu, %37.3'ü hafif şişman ve %20.6'sı obez olarak bulunmuştur. İyi beslenmiş ve malnütrisyonlu hastaların trigliserid, total kolesterol, LDL, bikarbonat, ürik asit ve URR düzeyleri arasında anlamlı fark bulunurken (p<0.05), albumin, total protein, hemoglobin, kreatinin düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Malnütrisyonlu hastaların, iyi beslenmiş hastalara göre BKİ, yağ doku indeksi (FTİ), vücut yağ oranı, adipoz doku kütlesi, üst orta kol çevresi ve triseps deri kıvrım kalınlığı daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Malnütrisyon ile diyaliz süresi ve yaş arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Bu sonuçlara göre, hemodiyaliz hastalarının nütrisyonel durumunun bazı antropometrik ölçümler ve biyokimyasal parametrelerle ilişkili olduğu görülmüştür. Malnütrisyon gelişimi açısından risk altında olan bu hastaların beslenme durumlarının takibinin önemli olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz; Beslenme Durumu; Malnutrisyon; Subjektif Global Değerlendirme
Hemodiyaliz sırasında besin tüketiminin diyaliz yeterliliğine ve yorgunluğa etkisinin değerlendirilmesi
Araştırma hemodiyaliz tedavisi uygulanan hastaların hemodiyaliz sırasında besin tüketiminin diyaliz yeterliliğine ve yorgunluğa etkisini belirlemek amacı ile kendi kendine kontrollü randomize klinik araştırma olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini bir üniversitesi hastanesi ve özel diyaliz merkezinde tedavi gören 127 hasta, örneklemini ise 32 hasta oluşturdu. Her hasta hem deney hem de kontrol grubu olarak atandı. Bu amaçla randomizasyona göre belirlenen 16 hasta Grup 1 olarak, diğer 16 hasta Grup 2 olarak belirlendi. İlk ay hemodiyaliz seansı başladıktan 1.00-1.30 saat sonra Grup 1'e yemek verildi, Grup 2'ye ise yemek verilmedi. Bir sonraki ay gruplar çapraz olarak değiştirildi. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Hemodiyaliz İzlem ve Laboratuvar Bulguları Formu, Piper Yorgunluk Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde paired t test, Repeated ANOVA testi ve Bonferroni testi kullanıldı. Bu araştırmada hastaların yaş ortalamasının 53,7±16,8 olduğu, çoğunda ilave kronik hastalığın olduğu, en çok hipertansiyon nedeniyle kronik böbrek yetmezliği geliştiği belirlendi. Hastaların %84,4 ile yorgunluk, %62,5 ile uykusuzluk ve %56,3 ile halsizlik semptomu yaşadıkları saptandı. Araştırmamızda fosfor değerinin diyaliz sırasında besin tüketildiğinde daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Bu araştırmada diyaliz sırasında besin tüketildiğinde ve tüketilmediğinde URR ve spKt/V değerleri arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Diyaliz seansının 2. saatinde ölçülen kan basıncı ortalamasının hastalar besin tükettiğinde daha düşük olduğu ve istatistiksel farkın anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Diyaliz sırasında besin tüketildiğinde ve tüketilmediğinde piper yorgunluk ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Bu araştırmada diyaliz sırasında besin tüketiminin diyaliz yeterliliğini ve yorgunluk düzeyini etkilemediği belirlendi.
Hemodiyaliz hastalarının uyku kaliteleri ve konfor düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Araştırma, hemodiyaliz hastalarının uyku kaliteleri ile konfor düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ilişki arayıcı tipte gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Aralık 2021-Ocak 2022 tarihleri arasında Kayseri il merkezinde bulunan ikisi kamu biri özel merkez olmak üzere üç hemodiyaliz merkezinde tedavi gören 126 böbrek yetmezliği hastası ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri Hasta Tanıtım Formu, Pitssburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve Hemodiyaliz Konfor Ölçeği (HKÖ) kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde güvenirlik analizi, tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, ANOVA Varyans analizi, Pearson Korelasyon Analizi ve Lineer Regresyon analizi kullanılmıştır.Araştırmada, anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan hemodiyaliz hastalarının %54'ünün kadın, yaş ortalamasının 57.12±13.33 ve %37.3'ünün 55-69 yaş aralığında, %60.3'ünün evli, %34.1'inin okur yazar, %82.5'inin çalışmadığı, %20.6'sının sigara ve %1.6'sının alkol kullandığı, %28'sinin 1-5 yıl arasında böbrek yetmezliği tanısı aldığı, %48.6'sının böbrek yetmezliği dışında kronik hastalık tanısı aldığı saptanmıştır. Araştırmada, hemodiyaliz hastalarının çoğunluğunun bir yıldan fazla süredir hemodiyalize girdiği, tamamının hemodiyaliz seans süresinin 4 saat olduğu, %95.2'sinin haftada 3 kez hemodiyalize girdiği ve %42.1'inin özel merkezde hemodiyalize girdiği, hemodiyalize bağlı en çok yorgun hissetme/enerjide azalma, kas krampları, uykuyu sürdürmede zorlanma, uykuya dalmada zorlanma, kaşıntı, kaygılı hissetme ve üzgün hissetme yaşadıkları saptanmıştır.Araştırmada, hemodiyaliz hastalarının PUKİ'nden ortalama 13.17±3.20 puan ve HKÖ'nden ortalama 31.35±6.26 puan aldıkları, hastaların uyku kalitesinin kötü düzeyde konforunun ise iyi düzeyde olduğu belirlenmiştir. Araştırmada, hemodiyaliz hastalarının PUKİ toplam puanı ile HKÖ toplam puanları arasındaki korelasyon değeri negatif yönde ve düşük düzeyde (r=-0,297; p<0.005) anlamlı olduğu; hemodiyaliz hastalarındaki uyku kalitesindeki düşüşün konfor düzeyini anlamlı bir şekilde azalttığı belirlenmiştir. Araştırmada, hemodiyaliz hastalarının uyku kalitesi değişkeni ile hemodiyaliz tedavisi sürecindeki konfor değişkeni arasında anlamlı bir ilişki olduğu, hastaların uyku kalitesi düzeyi ile hemodiyaliz tedavisi sürecindeki konforun toplam varyansının %10.4'ünü açıkladığı, hemodiyaliz hastalarının kötü uyku kalitesinin hemodiyaliz tedavisi sürecindeki konforu -0.028 kat azalttığı ancak bu etkinin anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Sonuç olarak; hemodiyaliz hastalarındaki uyku kalitesi düzeyi ile hemodiyaliz konfor düzeyi arasında anlamlı ve düşük düzeyde ilişki olduğu belirlenmiştir. Araştırmada, hemodiyaliz hastalarının kötü uyku kalitesinin hemodiyaliz tedavisi sürecindeki konforu azaltıcı bir etki gösterdiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler : Böbrek Yetmezliği, Hemodiyaliz, Hasta, Konfor, Uyku Kalitesi.
Hemodiyaliz hastalarında öz bakım gücü ile bakım veren bireylerin bakım yükünün belirlenmesi
Araştırma hemodiyaliz hastalarının öz bakım gücü ve onlara bakım veren bireylerin bakım yükünü belirlemek için yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini; araştırmanın yapıldığı tarihlerde diyaliz tedavisi alan hastalar arasından araştırmaya katılmayı kabul eden ve araştırma kriterlerine uyan 160 birey oluşturmaktadır. Araştırmada kullanılan veriler, diyaliz hastaları ve bu hastalara bakım verenler için geliştirilmiş olan Hasta Tanıtım Formu, diyaliz hastaları için Öz Bakım Gücü Ölçeği, bakım verene ait Tanıtıcı Bilgi Formu ve bakım verenlere yönelik Bakım Verme Yükü Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Toplanan veriler IBM SPSS Statistics 26 paket programı üstünden analiz gerçekleştirilmiştir. Araştırmada verilerinin analizleri Pearson Korelasyon Katsayısıyla, Bağımsız Örneklem T Testi, ve Tek Yönlü Varyans Analiziyle (ANOVA) yapılmıştır. Araştırmada evli, köyde yaşayan, başka kronik hastalığı olmayan, diyaliz süresi 6-11 ay olan ve diyaliz seansı haftada 2 gün olan diyaliz hastalarının özbakım gücü algısı anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Bakım verenlerin ise ilerleyen yaş, kronik hastalıklarının olması, bakım verdiği hasta ile aynı evde kalması ve 5 yıldan uzun süredir bakım veriyor olması ile bakım verme yükü üzerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Elde edilen veriler ışığında hemodiyaliz hemşirelerine hastaların öz-bakım gücü üzerinde etkili olan faktörlerle bakım verenlerin bakım yüklerine yönelik hizmet içi eğitimler verilmesi ve hemşirelik bakım hizmetlerinin hastane yönetimlerinin bakım politakalarına dönüştürlmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, Öz Bakım, Bakım Yükü
Konvansiyonel hemodiyaliz hastalarında volüm durumunun ve akciğer sıvısının akciğer ultrasonografisi ile değerlendirilmesi
Amaç: Son dönem böbrek yetmezliği (SDBY) ve anürisi olan hastalarda konvansiyonel hemodiyaliz (HD) ve ultrafiltrasyon (UF) en sık uygulanan tedavilerden biridir. Bu çalışmada HD ve UF uygulanan hastalarda akciğer ultrasonografisi (LUS) ve inferior vena kava (İVK) ölçümlerinin UF ile ilişkisinin ve hastaların sıvı durumu değerlendirilmesinde kullanılabilirliğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya NEÜ MTF Hastanesi, İç Hastalıkları AD, Nefroloji Bilim Dalı, Diyaliz Ünitesinde SDBY tanılı, en az 6 aylık süre boyunca haftada 3 kez 4 saatlik HD uygulanan anürik, ultrafiltrasyon yapılan 40 hasta dahil edildi. Katılımcılar çalışma öncesinde, çalışma ile ilgili tüm detaylar hakkında bilgilendirildikten sonra yazılı aydınlatılmış onamları alındı. Ultrasonografik değerlendirme, hem LUS hem de İVK ölçümleri için supin pozisyonda HD'den hemen önce ve sonrasında yapıldı. LUS her hasta için her iki hemitoraks anterior, lateral ve posterior bölgede toplamda 12 alan taranarak gerçekleştirildi. Her bir alanda B çizgi algoritmaya göre puanlandı; 0: normal akciğer havalanması olacak şekilde 0'dan 3'e kadar tüm akciğer segmentlerine ayrı ayrı puan verilerek total B çizgi sayısı hesaplandı. Her hasta için HD öncesi ve sonrası B çizgileri sayısındaki değişim delta B çizgisi olarak kaydedildi. İVK incelemesi subkostal yaklaşımla gerçekleştirildi. Ekspiryum (İVK maks) ve inspiryum (İVK min) sonrasında görüntü dondurularak çapları ölçüldü. Kollapsibilite indeksi (İVK-Kİ) = (İVK maks-İVK min)/İVK maks x 100 formülüne göre hesaplandı. Bulgular: Diyaliz öncesi B çizgi sayısı, diyaliz sonrası B çizgi sayısından anlamlı olarak daha yüksekti (p <0,001). Diyaliz öncesi ve sonrası bakılan anterolateral B çizgi ve anterior B çizgi sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (p <0,001). UF miktarı ile diyaliz öncesi ve sonrası hesaplanan B çizgi sayısı değişimi arasında düşük orta derecede korelasyon vardı (p = 0,014; r = +0,387). HD öncesi ve sonrası B çizgi sayısındaki değişim ile hastaların kilo değişimi arasında düşük orta düzeyde bir korelasyon vardı (p = 0,013, r = +0,389). Hastaların diyaliz öncesi İVK min ve İVK maks ortalamaları diyaliz sonrası İVK min ve İVK maks ortalamalarına göre anlamlı daha yüksekti (p < 0,001). HD öncesi İVK maks ölçümü ile HD öncesi B çizgi sayısı arasında mükemmel derecede korelasyon saptandı (r=0,998, p<0,001). Diyaliz öncesi ve sonrası ölçülen İVK kollapsibilite indeksi ortalama değerlerinde anlamlı fark yoktu (p değeri=0,421). Sonuç: Bu çalışmada LUS ile belirlenen B çizgi sayıları ve İVK çap ölçümlerinin hemodiyaliz öncesi değerlere göre hemodiyaliz sonrasında azaldığı belirlenmiştir. Bu parametrelerin hastanın fazla sıvı yükünün belirlenmesinde faydalı olabileceğini ve birlikte kullanılması gerektiğini düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: Akciğer ultrasonografisi, B çizgi sayısı, vena cava kollapsibilite indeksi, hemodiyaliz, ultrafiltrasyon.
Hemodiyaliz hastalarında aterojenik plazma indeksinin (logtrigliserid/HDL) kardiyovasküler hastalıklarla ilişkisi
Amaç: Dislipidemi ve kardiyovasküler hastalıklar arasındaki ilişki genel popülasyonda oldukça iyi bilinmesine rağmen, diyaliz hastalarında kanıtlar tartışmalıdır.Bu çalışmada amacımız, hemodiyaliz hastalarında aterojenik plazma indeksinin [log (TG/HDL-K) oranı] kardiyovasküler hastalıklarla ilişkisini değerlendirmektir. Yöntem: Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Konya Şehir Hastanesi Hemodiyaliz Ünitesi'nde rutin hemodiyalize giren 18 yaş üstü toplam 150 hastada retrospektif çalışma yapıldı. Antihiperlipidemik ajan kullanan hastalar çalışmanın dışında bırakıldı. Hastane otomasyon sistemleri ve hasta dosyaları taranarak veriler elde edildi. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen hastaların %57,30'i (n=86) erkek idi. Tüm hastaların yaş ortalaması 51,84±17,48, VKİ ortalaması 24,28 ±4,56 kg/m2, hemodiyaliz süresi ortalaması 56,61 ± 49,62 ay olarak tespit edildi. Hastaların %48,7'si (n=73) sigara kullandığını belirtti. Hastaların %74,7'sinde (n=112) hipertansiyon, %27,3'ünde (n=41) diyabetes mellitus, %13,3'ünde (n=20) koroner arter hastalığı mevcuttu. Kardiyovasküler hastalık görülme oranı %25,3 (n=38) olarak tespit edildi. Hastaların HDL ortalaması 40,16 ± 13,07 mg/dl, TG ortalaması 147,92 ± 75,22 mg/dl, AIP index ortalaması ise 0,17 ± 0,30 olarak belirlendi. Hastaların cinsiyete göre vücut kitle indeksi gruplarının dağılımında istatistiki olarak anlamlı düzeyde fark tespit edildi (p=0,035). Bu fark erkeklerde kilolu (VKİ=≥25,0-29,9 kg/m 2) hasta oranının kadınlara göre daha düşük olmasından kaynaklanmaktaydı. Kadınlarda sigara kullanım oranı erkek hastalara göre istatistiki olarak anlamlı düzeyde düşük belirlendi(p<0,001). HDL ve total kolesterol düzeyleri kadın hastalarda erkeklere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek tespit edildi (p değerleri sırasıyla; p=0,012; p=0,025). Hastaların AIP index düzeylerinin VKİ gruplarına göre dağılımında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark bulundu (p=0,046). Bu fark vücut kitle indeksi <18,5 kg/m2 olan hasta grubunda, vücut kitle indeksi ≥30,0 kg/m 2 olan hasta grubuna göre düşük olmasından kaynaklanmaktaydı (p<0,05). Sigara kullanan hastalarda sigara kullanmayan hastalara göre AIP düzeyi istatistiki olarak anlamlı düzeyde yüksek tespit edildi(p<0,001). Kan lipit parametrelerinden HDL ve trigliserit düzeyi kardiyovasküler hastalık bulunan hastalarda kardiyovasküler hastalık bulunmayan hastalara kıyasla daha yüksek kaydedildi. Fakat istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmedi (p>0,05). Çalışmamızda hastalar AIP index düzeylerine göre üç gruba ayrıldı. (AIP <0,11; düşük risk, 0,11-0,21; orta risk, >0,21 yüksek risk) Hastaların 60'ının AIP indeks düzeyi <0,11; 23'ünün AIP index düzeyi 0,11-0,21 aralığında; 67'sinin AIP index düzeyi ise >0,21 olarak kaydedildi. 38 hasta kardiyovasküler hastalık geçirmiş olarak tespit edildi ve bunların 17'i AIP indeksine göre düşük riskli grupta, 4'ü orta riskli grupta ve 17'ü yüksek riskli gruptaydı. Yani AIP indeksine göre kardiyovasküler hastalık geçirmiş olan hemodiyaliz hastaları U şeklinde bir dağılım göstermekteydi. Fakat bu istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sonuç: AIP, kardiyovasküler hastalıkların göstergesi olabilecek basit, tekrarlanabilir ve düşük maliyetli bir parametre olmasına karşın HD hastalarında bu biyobelirtecin kullanılabilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Bu nedenle, gelecekteki çalışmaların HD hastalarına özgü risk faktörlerini belirlemeye odaklanması ve bu hastalarda kötü sonuçlardan sorumlu olan altta yatan mekanizmaları deşifre etmesi hayati önem taşımaktadır.
Hemodiyaliz tedavisini sürdüren hastalarda tedaviye uyumun ve eğitim gereksinimlerinin değerlendirilmesi
Hastalık süreci ve hemodiyaliz tedavisi hastalarının tedaviye uyumunu etkileyebilmekte, yaşam kalitesi ve fonksiyonel performans düzeyinde olumsuz etkilenmeler ortaya çıkabilmektedir. Bu çalışma hemodiyaliz tedavisi uygulanan hastaların fonksiyonel performans durumunu, yaşam kalitesini, fistül bakımı ile ilgili bilgi düzeyini ve hemodiyaliz tedavisine uyumunu değerlendirmek ve bu doğrultuda eğitim gereksinimlerini belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak planlanmış bir araştırmadır. Araştırma altı aylık süre içinde bir hemodiyaliz merkezinde gerçekleştirildi. Araştırmada veri toplama araçları olarak Hasta Bilgi Formu, Rolls Royce Modeli Yaşam Kalitesi Ölçeği, Fiziksel Performans Envanteri-Kısa Formu ve Fistül Bakımı Bilgi Formu kullanıldı. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS (Statistical Package for Social Sciences 15 Version) kullanılarak gerçekleştirildi. Total Fonksiyonel Performans Envanteri-Kısa Formu toplam puan ortalama değeri 1,48±0,72 (dağılım: 0,00-3,00)'dir. Kadın hastaların ve hastalığı veya tedavisi nedeniyle çalışamayan hastaların fonksiyonel performans düzeyi daha düşük bulundu (p<0,05). Rolls Royce Modeli Yaşam Kalitesi Ölçeği toplam puan ortalama değeri 121,47±9,37 (dağılım: 91,00-172,00) olarak belirlendi. 70 yaş veya üzeri grupta olan, erkek hastaların (Tıbbi Etkileşim alt boyutu hariç), okuryazar olan, hastalığı veya tedavisine rağmen çalışmaya devam eden ve hemodiyalizle ilgili eğitim almadığını bildiren hastaların yaşam kalitesi daha düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Fistül Bakımı Bilgi Formu ortalama puan değeri 78,19±5,44 (dağılım: 53,00-92,00)'tür. 70 yaş veya üzeri grupta olan, çalışmaya devam eden ve serbest meslek sahibi olan hastaların Fistül Bakımı Bilgi Formu puanları daha düşük bulundu (p<0,05). Hastaların tedaviye uyumunu etkileyen faktörlerin ele alınması tedavinin etkinliğini artırarak daha iyi sağlık sonuçlarına ulaşmayı sağlayabileceği için hasta merkezli bir yaklaşımla tedaviye uyumu olumsuz yönde etkileyen faktörlerin ortadan kaldırılması, sürekli eğitim programları ve bilişsel-davranışsal stratejilerin kullanılması önerilmektedir.