Bacteria
160 theses under this subject heading
Bruselloz olguların tanı ve takibinde yeni biyolojik markerler
Bruselloz tüm dünyada özellikle gelişmekte olan ülkelerde yaygın olarak görülen zoonotik bir hastalıktır. Hastalık temel olarak akut ve kronik olarak iki fazda görülmektedir. Bruselloz tanısında çok sayıda laboratuvar yöntemi geliştirilmiş olmasına rağmen halen özgüllük ve duyarlılığı yüksek, ucuz ve güvenli kriterlerini karşılayan özel bir test yoktur. Ayrıca tedaviye yanıtı değerlendirecek kronikleşmeyi öngörecek bir testte henüz bulunamamıştır. Human ABI gene family member 3 (ABI3), Human C-type lectin domain family 12, member B (CLEC12B), Human DNA damage inducible transcript 4 like (DDIT4L), Human zinc finger protein 1 (ZFP1), Human protein inhibitor of activated STAT4 (PIAS4), Human protein phosphatase 2A activator regulatory subunit 4 (PPP2R4), Human WD Repeat-Containing Protein 33 (WDR33) Human Indoleamine 2,3- Dioxygenase (IDO), son dönemlerde keşfedilmiş ve immün sistemin çeşitli aşamalarında görev alan proteinlerdir. Bu çalışma Brucella patogenezinin aydınlatılmasına katkı sağlayacak, bruselloz tedavisine yanıtı gösterecek ve kronikleşmeyi öngörebilecek yeni markerler keşfedebilmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma grupları akut, kronik, iyileşen ve kontrol hastalar olmak üzere dört grup olarak oluşturuldu. Tüm gruplardan alınan kan örneklerinden serum ayrılarak Enzyme Linked Immunosorbent Assay (ELISA) yöntemi ile çalışmamızda yer alan protein seviyeleri tespit edildi. ABI-3, CLEC12B ve PPP2R4'ün artan seviyelerinin kronikleşmeyi öngörmede, azalan seviyelerinin ise tedavi yanıtının izlenmesinde, DDIT4L, IDO, PIAS4 VE ZFP-1'in azalan seviyesinin kronikleşmeyi öngörmede, artan seviyesinin tedaviye yanıtı değerlendirmede kullanılabileceği görülmüştür. Ayrıca elde edilen sonuçlar ile Brucella bakterisinin immün sistemden gizlenme stratejisinin anlaşılmasında yeni ipuçları elde edilmiştir.
Bursa bölgesindeki süt sığırcılığı işletmelerinde yem ve süt kalite özelliklerinin belirlenmesi
Yapılan analizler sonucunda işletmelerden alınan yem ve çiğ süt örneklerinde pestisit, antibiyotik yönünden herhangi bir kalıntıya rastlanmamıştır. TMR örneklerinde maksimum kalıntı limitlerinden düşük, yem kalitesi ve hayvan sağlığı bakımından önemsiz düzeyde mikotoksin kalıntısına (Deoksinivalenol, Zearalenon) rastlanmıştır. Çiğ süt örneklerinde besin madde bileşenleri bakımından ilçeler ve işletme büyüklükleri arasında farklılıklar tespit edilmiştir. Çiğ süt örneklerindeki yağsız kuru madde (YKM) ve protein değerlerinin çiğ sütlerin gıda güvenliğine ilişkin standartlara uygun olduğu, yağ oranlarının ise küçük işletmeler dışında standartların altında olduğu tespit edilmiştir. Tank sütü toplam bakteri sayısı (TBS) ve somatik hücre sayısı (SHS) büyük işletmeler dışında gıda güvenliğine ilişkin standartlardan yüksek bulunmuştur. Büyük işletmelerde kullanılan yemlerde metabolik enerji (ME), ham yağ (HY), ham protein (HP), diğer işletmelere göre daha yüksek, ham kül (HK) ve ham selüloz (HS) değerleri ise düşük bulunmuştur. Karacabey'deki işletmelerin kuru madde (KM), HY, HP ve ME değerleri diğer ilçelere göre yüksek, HS değerleri ise düşük bulunmuştur. Büyük ölçekli işletmelerin ve Karacabey'deki işletmelerin ADF ve NDF değerleri optimum verim için önerilen düzeylerde olup, ADL değerleri ise diğer ilçe ve işletme büyüklüklerine göre düşük belirlenmiştir.
Geçici kron materyallerinde bitim işlemleri sonrası yüzey pürüzlülüğü ve bakteri tutulumunun değerlendirilmesi
Sabit restorasyonların yapım aşamasında prepare edilmiş dişlerin korunması ve hastanın konforunun sağlanabilmesi için tedavi bitirilene kadar geçici bir restorasyon kullanımı önemlidir. Günümüzde sabit geçici restorasyon materyali olarak polimetil metakrilat, polietil metakrilat, üretan dimetakrilat ve bis-akril kompozit rezinler kullanılmaktadır. Bu materyallerde polimerizasyon; kimyasal olarak, ışıkla veya hem kimyasal hem ışıkla aktive edebilmektedir. Son yıllarda endüstriyel olarak önceden polimerize edilmiş rezin blokların bilgisayar destekli tasarım/bilgisayar destekli üretim (CAD/CAM) tekniği ile şekillendirilmesi yoluyla da geçici restorasyonlar üretilmektedir. Bu çalışmanın amacı geçici kron materyallerin en ideal bitim işlemini; yüzey pürüzlülüğü ve bakteri tutulumu parametreleri yardımıyla tespit edilerek restorasyonları en ideal şekilde hazırlamaktır. Çalışmada kullanılacak olan 6 farklı geçici kron materyalinden 144 örnek hazırlanması planlanmıştır. Her geçici materyal grubundan elde edilen örnekler iki alt gruba ayrıldı. 12 örnek polisaj, 12 örnek kontrol grubu olarak planlandı. Her gruptan birer örnek de SEM analizi için hazırlandı. Oluşturulan örneklerin bitim işlemi sonrası optik profilometre yardımıyla yüzey pürüzlüğü değerleri ölçüldü. Uygulanan yüzey işlemleri sonrası yüzey pürüzlülük değerleri ölçülüp karşılaştırılması yapıldı. Her gruptan birer örneğe yüzey görüntülemesi için SEM analizi yapıldı. Örneklerin yüzeylerinde bakteri tutulumu olup olmadığı anlaşılmak üzere bakteri tutulumu testi uygulanmıştır. Çalışmamızın sonucunda polisaj işlemi uygulanan örneklerde daha az bakteriyel tutulum olduğu gözlendi. En fazla bakteriyel tutulum polietil metakrilat kontrol ve bis akrilik kompozit kontrol grubunda gözlenmiştir. Ayrıca polimetil metakrilat dışında tüm gruplarda polisaj sonrası grup içi yüzey pürüzlülüğünün arttığı görülmüştür. Anahtar kelimeler: Geçici kron, yüzey pürüzlülüğü, bakteriyel tutulum, polisaj
Gram negatif bakterilerde demir ve demir metabolizmasının antimikrobiyal duyarlılık üzerine etkilerinin araştırılması
Bakteriyel etkenler gerek toplum ve gerekse hastane kökenli enfeksiyonlarda en sık rastlanan mikroorganizmalardır. Özellikle hastane kökenli izolatlarda yaygın antibiyotik kullanım gerekliliği, bakterilerin de kullanılan antibiyotiklere direnç geliştirmesi ile sonuçlanan bilindik bir süreç yaşanmaktadır. Bunun sonucu yeni antibiyotiklerin kullanıma girmesi ve bir süre kullanılması şeklinde olmaktadır. Bu çalışma başka bir bakış açısı ile, gram negatif bakterilerin enerji üretimi, oksijen taşınması ve gen ekspresyonunun regülasyonu gibi birçok önemli fizyolojik fonksiyonu için esansiyel bir element olan demirin antibiyotikler ile kombinasyonunun bakteriler üzerindeki etkinliğinin araştırılması amacı ile yapılmıştır. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji AD. arşivindeki standart bakteri suşları ve 11'er adet E. coli, K. pneumoniae, P. aeruginosa, A. baumannii ve P. mirabilis klinik izolatı olmak üzere toplam 55 izolat dahil edilmiştir. İzolatların tümüne sefepim, amikasin, meropenem, tigesiklin, seftriakson, kolistin ve levofloksasin için EUCAST standartlarına uygun olarak disk diffüzyon ve mikrodilüsyon testleri çalışıldı. Bu antibiyotiklerin etkinliğinin demir şelatörleri deferasiroks (DFX) ve deforaksamin (DFO) ve ortam demir konsantrasyonu ile ilişkisi disk diffüzyon, dama tahtası sinerji testi ve sıvı mikrodilüsyon yöntemleri kullanırak ayrıca test edildi. Test edilen antibiyotiklerde E. coli, K. pneumoniae, P. aeruginosa ve A. baumannii izolatlarında antibiyotik duyarlılık sonuçları ile, antibiyotiklerin demir şelatörleri ve ortam demir konsantrasyonu ile kombinasyonlarında etkinlik değişmesi saptanmadı. P. mirabilis izolatlarında DFO ilavesiyle sefepim, amikasin, meropenem, tigesiklin ve levofloksasin antibiyotiklerinin zon çapları istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artmış olduğu saptandı. Dama tahtası sinerji testi ile P. mirabilis izolatları için tigesiklin, sefepim, amikasin ve kolistin antibiyotikleri ile DFO arasında sinerjistik etki saptandı. Patojenlerle mücadelede yeni stratejilerin geliştirilmesi gerektiği, bu çalışmada saptanmış olduğu gibi bakterileri demirden mahrum bırakmanın bu yöntemlerden biri olabileceği sonucuna varılmıştır.
Şeffaf plak tedavisinin klinik etkinliğinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı; şeffaf plak tedavisinin klinik etkinliğinin geleneksel sabit ortodontik tedaviyle kıyaslanmasıdır. Çalışmaya dahil edilen 30 bireye Clear Aligner (CA) şeffaf plak sistemi (Grup 1) ve geleneksel sabit ortodontik tedavi (Grup 2) uygulandı. (n=15) Ağrı hissi skala kullanılarak apareyler uygulanmadan hemen önce (T0), uygulama seansı (T1), sonrası 1. saat (T2), 2. saat (T3), 4. saat (T4), 24. saat (T5), 2.gün (T6), 1. hafta (T7), 1. ay (T8) ve anterior çapraşıklığın giderildiği seans (T10) zamanlarında değerlendirildi. T0 ve T8 zamanlarında toplanan tükürük örnekleriyle bakteriyel flora analiz edildi. T0, T7, T8 ve uygulama sonrası 3. ay (T9) zamanlarında plak indeksi (Pİ), kanama indeksi (Kİ) ve gingival indeks (Gİ) değerleri ölçüldü. Hastaların memnuniyet düzeyleri anketlerle T2 ve T10 zamanlarında belirlendi. T0 ve T10 zamanlarında yapılan ağız içi taramalarla dental ark değişimleri değerlendirildi. Tüm bireylerde maksiller interkanin, interpremolar, intermolar ve dental ark değerlerinin zamanla arttığı saptandı. (p<0,05) Tüm zamanlarda Pİ, Gİ ve SKİ değerlerinin Grup 2'de yüksek olduğu görüldü. (p<0,05). Grup 1'de T1 zamanında hissedilen ağrı düzeyi Grup 2'ye göre anlamlı olarak yüksekti. (p=0,028) Hastaların memnuniyet düzeyi Grup 1'de Grup 2 'ye oranla yüksekti. (p˂0,05) Grup 1'de Lactobacillus sp.(p=0,007), Streptococcus sp.( p=0,024) ve Neisseria sp. (p=0,022) yoğunluğu zaman içinde düşüş gösterdi. Gruplar arası karşılaştırmada T8'de Lactobacillus sp. (p=0,005) ve Streptococcus sp. (p= 0,013) türlerinin Grup 2'de yüksek olduğu gözlendi. Şeffaf plakların sabit apareylere göre mikrobiyal flora ve periodontal sağlığa olumsuz etkisinin daha az olduğu gözlendi. Ayrıca şeffaf plak tedavisinin daha az ağrı ve yüksek memnuniyet göstermesi, sabit ortodontik tedaviye göre avantajlı olduğunu düşündürmüştür.
Adana'da satışa sunulan yoğurtların genel mikroflorası ve izole edilen koliform grubu bakterilerin tanımlanması
Bu çalışmada Adana'da Satışa sunulan yoğurtlardan 60 adet örneğin mikrobiyolojik kaliteleri incelenmiş ve koliform grubu bakteriler izole edilerek tanımlanması yapılmıştır. Toplam 1707 kültürün tanımlanmasında IMVIC testi ile beraber farklı biyokimyasal özelliklende ele alınmıştır. Yoğurtlardan izole edilen 1707 adet koliform susundan 1486'sı Escherichia coli, 50'si Citrobakter, 41'i Klepsielh, 62'si E. aerogenes, 51'i E. cloacae ve 17si diğer enterobakterler olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yoğurt, Koliform, İzolasyon, Tanımlama, Genel Mikroflora
Erişkin akut gastroenterit olgularında etiyolojik ajanların belirlenmesi
ÖZET Akut gastroenteritler bütün dünyada her yaştan insanda görülebilen ve kişilerin günlük yaşamını en çok etkileyen hastalık grubudur. İshalli hastalıklar, dünyadaki bütün ölüm nedenleri arasında kardiyovasküler hastalıkların arkasından ikinci sırada yer alırlar. Olası gastroenterit etkenlerinin bilinmesi, tanıya yönelik araştırmalarda kolaylık, doğru tanı ve etkin tedavi firsatı sağlayacak, ayrıca antimikrobiyal tedavi gereken durumlarda antibiyotik seçimi için yol gösterecektir. Akut gastroenteritlerde etiyolojik ajanların belirlenmesi amacıyla, ishal şikayetiyle başvuran 110 hastanın dışkı örneklerinde bakteriyolojik, parazitolojik ve virolojik incelemeler yapılmıştır. Son 10 gün içinde antibiyotik kullanımı öyküsü olan hastaların dışkılarında Clostridium difficile Toksin A araştırılmıştır. Hastaların %44,5'unda akut gastroenterit etkeni olarak en az bir patojen belirlenmiş, %55,5'inde ise etken belirlenememiştir. Hastaların ll'inde amebiyazis (%10,0), ll'inde şigellozis (%10,0), ll'inde rotavirus enfeksiyonu (%10,0), 5'inde giyardiyazis (%4,5), 3'ünde saknonellozis (%2,7) saptanmıştır. 6 farklı hastanın her birinde Enteropatojenik Escherichia colfye (%0,9), Clostridium difficile'ye (%0,9) ve Blastocystis hominis's bağlı ishal (%0,9), şigellozis+amebiyazis (%0,9), amebiyazis+giyardiyazis (%0,9), Candida+Rotayrrüs enfeksiyonu (%0,9) belirlenmiştir. Olguların % 2,7'sinde (a3) mikst enfeksiyon bulunmuştur. Etkenlerin sıklığı ve patojenler içindeki oram her mikroorganizma için ayrı ayrı değerlendirildiğinde, en sık saptanan patojen Entamoeba histolytica'da (a 13, %26). Bunu Shigella türleri (al2, %24) ve rotavirüsler (ali, %22) izlemektedir. Salmonella türlerinde direnç saptanmamış olmakla birlikte, Shigella izolatlannın %83,3'ünde (n:10) en az bir antibiyotiğe direnç saptanmıştır. Bu dirençli izolatlann tamamında (n:10,%83,3) trimetoprim- sulfametoksazol direnci, daha az oranda ampisilin direnci (n:5, %33,4) dikkat çekmektedir. Bölgemizdeki ishallerin etiyolojisinde, protozoonlar ve bakteriyel etkenlerle birlikte rotavirüsler de önemli yer tutmaktadır. Anahtar Sözcükler: Gastroenterit, ishal, etiyoloji.
Güney Irak'ta gebe kadınlarda idrar yolu enfeksiyonuna neden olan bakterilerin izolasyonu ve antibiyotik direnç genlerinin moleküler teknikler ile tanımlanması
Bu tezde, gebe kadınlarda İYE'lerin nedensel ajanlarını kültür, vitek 2 ve multipleks PZR ile tanımlamak, izolatların antibiyotik direnç/duyarlılık durumunu belirlemek, bazı direnç genlerinin varlığını araştırmak, mecA ve CTX-M genlerinin dizi ve filogenetik analizlerini yapmak amaçlanmıştır. Bu amaçla, Eylül 2021- Şubat 2022 tarihleri arasında Güney Irak bulunan Dhi Qar şehrindeki özel laboratuvarlar ve Al-Rifai Hastane'sinde idrar yolu enfeksiyonuna (İYE) sahip olan 18 ile 47 yaşları arasında 320 adet gebe kadından idrar örneği alınmıştır. Alınan 320 idrar numunesinden 50 (%15,6)'sinde bakteri üremesi pozitif iken 270 (%84,4) örnekte bakteri üremesi görülmemiştir. Alınan örneklerden bakterileri tanımlamak için geleneksel morfolojik, biyokimyasal testler ve VITEK2 sistemi kullanılmıştır. İYE'ye neden olan bakteriyel patojenlerin sıklığı; Escherichia coli 18 (%36), Staphylococcus aureus 12 (%24), Klebsiella pneumoniae 9 (%18), Proteus mirabilis 6 (%12) ve Pseudomonas aeruginosa 5 (%10) olarak tespit edilmiştir. Bu çalışmada yer alan bakteri izolatlarının antibiyotik duyarlılıkları; benzil penisilin ve oksasilin (%100), eritromisin (%88,8), sulfametoksazol (%80,55), levofloksasin (%72,22), fusdik asit (%65,55), gentamisin (%66,7) ve amoksisilin (%63,2) olarak belirlenmiştir. TEM, SHV, AMpC mecA ve CTX-M direnç genlerinin tespiti PZR tekniği kullanılarak yapılmıştır. Bakteri izolatlarinda -TEM -28 (%73,6), SHV 1 (%2,6), CTX-M- 26 (%68,4), AmpC- 9 (%23,6) ve mecA geni-12 (%100) olarak bulunmuştur. Bu çalışma, gebelerde idrar yolu enfeksiyonunu (İYE) değerlendirmek ve GSBL gibi dirençli bakterileri saptamak için idrar kültürü ve duyarlılık testine ihtiyaç olduğunu ve bu hastaların bu hastalığın tedavisinde güvenli ve etkili tedavi almalarının önemli olduğunu göstermektedir.
Genotyping and detection of virulence genes for bacteria isolated from urinary tract infections in Salahuddin Hospital (Iraq)
This study is about the detection of microbial pathogens of urinary tract infection at Salah Al-Din General Hospital in Iraq in 2022. Urine samples were collected from 120 people with urinary tract infections aged between 2 and 70 years, after microscopic examinations and biochemical tests were performed to obtain (90) specimens (E.coli, Staphylococcus aureus and P. mirabilis) causing urinary tract infection and demographically has been distributed. An antibiotic susceptibility test was performed on 14 different antibiogram discs,90 specimens, E.coli, S.aureus and proteus mirabilis had the highest resistance to amikacin, nitrophenyl and imipenem, but were sensitive to amoxicillin, penicillin and cefixime. Polymerase chain reaction (PCR) was performed for four previously identified resistance genes (coA, rsbA, fimH and cnf1) for each of the following bacteria (E.coli, S.aureus and P. mirabilis) that were previously isolated.16S rRNA sequences were then studied using the DNA sequences method and all results were identical to those recorded in the NCBI program. From this study, we concluded that E. coli bacteria had the highest incidence of urinary tract infections as well as the highest rates of antibiotic resistance, it was for E. coli bacteria, followed by S. aureus and then P. mirabilis. For this reason, it is recommended that research to control these bacteria, which has increased recently in the hospital community, should focus on modern methods and control methods in hospitals.
Bakterilerin yüzeyde zenginleştirilmiş raman spektrumlarını etkileyen parametrelerin incelenmesi
Yüzeyde zenginleştirilmiş Raman spektroskopi, mikroorganizmaların hızlı tanı ve karakterizasyonu için güçlü bir tekniktir. Ancak hazırlanan örneklerin heterojen olmasından dolayı deneysel koşulların iyi optimize edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, bakterilerin yüzeyde zenginleştirilmiş Raman spektrumlarını etkileyen parametreler araştırıldı ve deneysel koşullar optimize edildi. İlk olarak bakteri ve nanoparçacık karışım oranlarının etkisi araştırıldı ve optimum oran bulundu. Bu oran kullanılarak, bakterilerin yüzeyde zenginleştirilmiş Raman saçılmasını etki edebilecek parametreler: lazer dalga boyu, nanoparçacık içeren süspansiyonun pH'sı ve konsantrasyonu, nanoparçacıkların yüzey yükleri, cinsi ve büyüklüğü araştırıldı. Bu çalışma, bakterilerin yüzeyde zenginleştirilmiş Raman saçılması için optimum deneysel koşullarının yanı sıra, deneysel koşulların değişmesi ile bakteri hücrelerinden moleküler bilgi alınabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Yüzeyde zenginleştirilmiş Raman saçılması,YZRS, Bakteri, Tanı, Nanoparçacık, Plazmonlar
Irak Thı-Qar ilinde tonsilitli hastalarda immünopatolojik pro-inflamatuar ve antiinflamatuar sitokin ve interlökinin araştırması
Bu çalışmada, tonsillit hastalarında pro-inflamatuar ve anti-inflamatuar sitokinlerin immünopatolojik rolünün değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Thi-Qar şehrindeki hastanelerde tonsillit ile enfekte olarak Nisan-Haziran 2022 tarihleri arasında120 hasta rapor edilmiştir. Deneysel çalışma Irak'ın Thi-Qar ilindeki özel laboratuvarlarda gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubu kontrol grubu (40 sağlıklı gönüllü) ve hasta grubu (80 tonsillit hastası) olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Elde edilen sonuçlar, hastalardaki IL-4 konsantrasyonlarının kontrol grubuna göre önemli ölçüde (P<0,05) daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. IL-6 konsantrasyonları hastalarda kontrol grubuna kıyasla önemli ölçüde (P<0,05) daha yüksek olarak belirlenmiştir. Bulgularımız tonsillit ile SNP geninin sıklığı arasında güçlü bir bağlantı olduğunu ortaya koymuştur; ayrıca IL6 sitokinlerinin tonsillit hastalarında tedavi yanıtı elde etmede önemli bir faktör olarak değerlendirilmesini önermektedir.
Isolation and identification of some bacterial species from renal failure patients in salah-addin governorate-Iraq
The current study was conducted at Tikrit Teaching Hospital during the period from 16-4 to 20-6/2022. The current study included the collection of 200 samples of patients suffering from chronic renal disease (112 males and 88 females), whose ages ranged between 15-84 year. The current study included isolation and identification bacteria that cause bacteremia in hemodialysis patients. The current study showed that 60 (30%) of the total 200 dialysis patients had septicemia, and 140 (70%) were not infected with septicemia. The percentage of infection with Gram-negative bacteria was 31 (51.67%), while the percentage of infection with Gram-positive bacteria was 29 (48.33%). The highest incidence of septicemia was in the age group (55-64) years, and the infection was more prevalent in males compared to females (55% versus 45%). Through the current study, It was shown that Staph, aureus have a severe sensitivity to both the antibiotics azithromycin and imipenem amounted to (77.27%), While the same bacteria showed 100% resistance to the antibiotic amoxicillin and a resistance rate (81,82%) to the antibiotic vancomycin and a resistance rate (77.27%) to B-lactams antibiotics, and a resistance rate (86.36%) to methicillin.
Ramadi şehirindeki kontamine nehirlerde karışık ilaçların mikrobial arıtımı
Bu çalışmanın amacı, kontaminasyonun azaltılmasına yardımcı olacak bu farmasötikleri parçalama yeteneğine sahip bakteri suşlarını tanımlamak ve izole etmektir. Ocak 2022 ile Haziran 2022 arasındaki zaman diliminde Ramadi kentindeki üç hastanenin (Genel hastane, Çocuk Hastalıkları Hastanesi ve Doğum hastanesi) atık sularından düzenli aralıklarla toplam 110 örnek toplanmıştır. Hastaneden çıktıktan sonra nehrin yüzey sularından 30-40 cm derinlikte su örnekleri alındı. Sonuçlar iki tip izolasyon göstermiş olup, bunlar tek bakteri izolatı 32 (%29.1) ve Karışık bakteri izolatıdır 78 (%70.9). E. coli, P. mirabilis, Klebsiella spp. Staphylococcus spp. Enterococcus spp ve Streptococcus spp. izole edilmiş ve bunların oranları sırasıyla %100, %8.2, %31.8, %19.1, %35.5 ve %4.5 olarak bulunmuştur. Genetik analizle ilgili olarak, 16SrRNA geninin varlığını doğrulamak için bir multipleks PCR yaklaşımı kullanılmıştır. Belirli bir moleküler ağırlıkta tek bir bandın varlığı, genin tanımlanmasına olanak sağlamaktadır. 232 baz çifti, 1250 baz çifti, 1500 baz çifti ve 791 baz çifti sırasıyla E. coli ve Klebsiella türleri, Proteus mirabilis ve Staphylococcus türleri için 16SrRNA işaretçisini oluşturmaktadır. Biyobozunma ile ilgili olarak Trimetoprim, test edilen bakterilerin hiçbiri onu parçalayamadığı için biyolojik bozunmaya karşı güçlü bir direnç göstermiştir.
Bakteriyel yanıklık etmeni Xanthomonas axonopodis pv. pelargonii'nin sardunyada (Pelargonium spp.) tanısı ve biyolojik mücadelesi üzerine araştırmalar
Adana ve İstanbul illerinde sarkıcı formlu sakız Sardunya (Pelargonium peltatum) yapraklarında etrafı sarı haleli kahverengi lekeler, yaprak kurumaları ve gövdede kahverengi yanıklık belirtileri saptanmıştır. Hastalıklı bitki örneklerinden Nutrient agar, YDC ve King B besi yerlerine yapılan izolasyonlar sonucunda açık sarı renkte gelişen 29 adet bakteri izolatı elde edilmiştir. Patojenite çalışmalarında çalı formlu Sardunya (Pelargonium x hortorum) çeliklerinin gövdelerine kürdan ile inokulasyonlar yapıldığında 8-10 gün içerisinde karakteristik belirtiler ortaya çıkmıştır. Klasik bakteriyolojik teknikler, İmmunoStrip, DAS-ELISA testi, PCR ve tüm hücre yağ asit metil ester analizlerine (FAME) dayanan Mikrobiyal tanı sistemine göre patojen bakteri Xanthomonas axonopodis pv. pelargonii olarak tanılanmıştır. Hastalığın biyolojik mücadelesi ile ilgili çalışmalarda, Adana'da sardunya yetiştirilen farklı alanlardan bitki büyümesini teşvik eden rizobakterileri (PGPR) izole etmek için toplam 16 adet toprak örneği alınmıştır. Örneklerden toplam 234 adet aday PGPR izole edilmiştir. Katı NBRIP besi yeri kullanılarak bu bakteri izolatlarından 60'ının fosforu çözdüğü belirlenmiştir. En yüksek fosfor çözen 5 izolat seçilerek saksı çalışmasında hastalığı engelleme yeteneği araştırılmıştır. Yaprak enfeksiyonunu iki PGPR izolatı % 88-100 oranında, bir PGPR izolatı gövde enfeksiyonunu %63 oranında engellemiştir. Anahtar Kelimeler: Pelargonium, bakteri, Xanthomonas, tanı, PGPR
İdrar yolu enfeksiyonu bakterilerinin izolasyonu tanımlanması ve bazı antibiyotiklere ve genetik tanıya duyarlılıklarının belirlenmesi
ÖZET Yüksek Lisans Tezi İDRAR YOLU ENFEKSİYONU BAKTERİLERİNİN İZOLASYONU TANIMLANMASI VE BAZI ANTİBİYOTİKLERE VE GENETİK TANIYA DUYARLILIKLARININ BELİRLENMESİ Abdulrahman ATTALLAH Çankırı Karatekin Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Biyoloji Anabilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Mehmet SEZGİN Eş Danışman: Dr. Öğr. Üyesi Wael AL-SAMARRAI Bu tez çalışmasında Haziran -Ekim 2021 tarihleri arasında, Bağdat'taki Yermuk Eğitim Hastanesi ve Al-Imamein Al-Kadhimaein Hastanesi'ne başvuran ve yaşları (1-60) arasında değişen, idrar yolu enfeksiyonu olduğundan şüphelenilen hastalardan 100 adet, idrar örneği toplanmıştır. Bakteri kültürü sonuçlarına göre %55 oranında idrar yolu enfeksiyonu için pozitif sonuç alınmıştır. Yapılan izolasyon ve teşhis çalışmalarına göre görülen bakteriler arasından Escherichia coli tipinin baskın olduğunu gözlemlenmiştir (%54,5). Pseudomonas aeruginosa bakterisinde ise bu oran en düşük (%3,6) olmuştur. İzole edilen bakterilerin, 8 farklı antibiyotiğe karşı duyarlılıkları araştırılmıştır. Kanlı agarda yapılan fenotipik saptama ile 14 izolatın hemoliz üzerinde %46,66 oranında uygun oldukları tespit edilmiştir. Hemolizden sorumlu genin bir virülans geni olup olmadığını doğrulamak amacıyla da polimeraz zincir reaksiyonu tekniği ile genetik bir tespit çalışması yapılmıştır. 2022, 58 sayfa ANAHTAR KELİMELER: Antibiyotik, Bakteri, Duyarlılıklar, PZR, İdrar yolu enfeksiyonu
Kerkük ilinde çocuklarda ishale neden olan bakteri ve mayaların izolasyonu ve teşhisi
"daha sonra doldurulacaktır" yazınız.
Isolation and identification of some bacteria and yeast from diabetes patients with urinary tract infections
This study was conducted in Shirqat General Hospital from the beginning of October 2021 until the end of October 2021. The aim of the study is to isolate and diagnose some types of bacteria and yeasts that cause urinary tract infections in diabetic patients 150 urine samples were collected from patients attending In the results, it was found that there was bacterial growth in 120 urine samples (positive) and no bacterial growth in 30 urine samples (negative), and the number of infected women was 84. This rate of 56% showed us that the infection rate in women is higher than in men. The highest infection rate among the isolated species belonged to E-coli bacteria with 41.6%, S. saprophyticus was in the second place with 15.83%, and Enterococcus faecalis was in the third place. In the isolation and diagnosis results, it showed the presence of C.albicans yeast species with 9.16% and ranked first in the number of infections, followed by C. tropicalis with 4.16% and finally C. parapsilosis with 1.66%. The results also showed that most of the isolates were susceptible to the antibiotic, with varying susceptibility rates according to the inhibition zone, and proved that most of the isolates were resistant to Nalidixic, amoxicillin, clavulanic acid and doxycycline antibiotics.
Irak, Tikrit şehrindeki idrar yolu enfeksiyon hastalarından izole edilen Kklebsiella pneumoniae virülans genlerinin tespiti
Klebsiella pneumoniae antibiyotiklere dirençli ve doğada her yerde bulunabilen, ciddi enfeksiyonlara neden olan Gram negatif bir bakteridir. İdrar yolu enfeksiyonu en sık görülen bakteriyel enfeksiyon türüdür ve tedavi edilmezse insanlarda ciddi kayıplara neden olabilir. Çalışma, Salah al-Din Devlet Hastanesi denetçilerinden idrar yolu enfeksiyonu olan kadın ve erkeklerden 104 idrar örneğinin toplanmasını içermektedir. Tikrit şehrinde 15.12.2021 tarihinden 15.04.2022 tarihine kadar konsültasyon laboratuvarından idrar örnekleri toplandı ve Tikrit kentindeki bakteriyoloji laboratuvarına aktarıldı. Daha sonra idrar yolu enfeksiyonlarının etiyolojik nedenlerini araştırmak, teşhis etmek ve antibiyotiklere duyarlılıklarını test etmek için inceleme yapıldı. Bakteri kültürü sonuçları 78 idrar örneğinin %75 oranında pozitif üreme sağladığını ve Klebsiella pneumonia bakterisi örneklerinin %55'inde negatif üreme olduğu tespit edildi. İzole edilen bakteriler mikroskobik, kültür ve biyokimyasal yöntemlerle teşhis edildi ve tanı doğrulandı. Vitek kompakt 2 sistemi incelenerek, sonuçlar kadınların erkeklerden daha fazla etkilendiğini gösterdi. Bazılarının çoklu antibiyotik direncine sahip olduğu, bakteri izolatları arasındaki direnç paterninde farklılıklar olan (10) farklı antibiyotik için disk difüzyon yöntemi kullanılarak bir antibiyotik duyarlılık testi yapılmıştır. İzolat bakterilerinin tüm izolatlar gibi en etkili inhibitör yönü bunlara %100 duyarlı iken, sonuçlar çalışmada kullanılan diğer antibiyotiklerin izole edilen bakterilere, yani Tetrasiklin, Cephalexin ve Azitromisin'e karşı orta düzeyde ve %70 oranında duyarlı olduğunu göstermiştir. Sonuçlarla antibiyotik Rifampin'in %20 ile çoğu bakteri izolatına karşı en düşük duyarlılığı gösterdiğine ulaşırken ve çalışmamızın sonuçları, çalışmada kullanılan Amoxicillin, Erythromycin ve Vancomycin antibiyotiklerinin tamamının %100 oranında buna dirençli izolatlar olduğunu gösterdi. Moleküler olarak PCR amplifikasyon zincir reaksiyonu, rRNA S 16 genlerinin, rmpA genlerinin ve K2wzy genlerinin amplifikasyonu ve ayrıca multipleks zincir amplifikasyon reaksiyonu ve genlerin amplifikasyonu gibi virülans faktörleri genlerinin varlığını tespit etmek için spesifik primerler kullanılarak K Pnömoni izolatları teşhis edildi. Sonuçlar, tüm Klebsiella pneumonia izolatlarının, özel gen primerleri kullanıldığında 200 baz çifti, 500 baz çifti ve 650 baz çiftinden oluşan net bir bant verdiğini gösterdi. İncelenen numunelerin PCR ürünlerinin azotlu bazlarının dizilenmesinin sonuçları, çalışılan bakteri izolatlarında bakteri direncine neden olan virülans faktörlerinin genlerinin azotlu bazlarının dizisiyle (%80) kadar bir uyum gösterdi. Anahtar Kelimeler: Klebsiella pneumoniae, İYE, Bakteri
Effect of bacteria infecting urinary tract on some immunological and physiological variables in Erbil governorate Iraq
The study is carried out with the decision of Rizgary Teaching Hospital in Erbil, Erbil governorate, Iraq, University Faculty of Medicine Clinical Research Ethics Committee dated Period of the Study February 1, 2021 and February 1, 2022 and followed up in the outpatient clinic older patients were followed prospectively. Patients with a history of hospitalization in the last six months, a urinary catheter or a nephrostomy catheter, and a growth in urine culture that were considered nonpathogen or in favour of contamination were not included in the study. Patients who presented with symptoms such as frequent urination, dysuria, and suprapubic pain without systemic findings were evaluated as cystitis. When patients with symptoms such as dysuria and frequent urination accompanied by systemic findings such as fever, nausea and vomiting are considered as pyelonephritis and evaluated in terms of complicating factors; UTI that developed in patients without obstruction, urolithiasis, anatomical disorder, urological pathology such as urinary stent, comorbidities such as chronic kidney failure, diabetes mellitus, malignancy, and immunosuppression was defined as uncomplicated pyelonephritis. Pyelonephritis that developed in patients with any of these factors was evaluated as complicated pyelonephritis. Sample of the study 50 blood samples from females and 50 blood samples from Men. Selection of the patients before starting the study, a patient form was prepared to be used in the evaluation of patients diagnosed with community-acquired urinary tract infection. The patients were informed and signed an informed consent form so that their data could be used. The data were obtained by interviewing the patients face to face and examining their files and medical records. The patients included in the study; demographic characteristics (age, gender, patient number, date of diagnosis), symptoms (dysuria, pollakiuria, urgency, haematuria, clouding of urine, urinary incontinence, abdominal pain, nausea, vomiting, fever, chills-chills, altered consciousness), symptom duration was recorded. Presence of complicating factors such as pregnancy, benign prostatic hypertrophy, urolithiasis, urological intervention history, neurogenic bladder, anatomical disorder, chronic kidney disease, kidney transplantation, immunosuppression, malignancy, diabetes mellitus, neurological diseases, cardiovascular comorbidities such as hypertension, history of frequent urinary system infections The presence of risk factors for resistant microorganisms, such as a history of antibiotic use and staying in a nursing home, were recorded in the patient follow-up form.
Çinko nanopartiküllerin çocuklarda tonsilite neden olan bakterilerin antibiyotik direnci üzerine etkisinin incelenmesi
The greatest threat to human health is the rise of microorganisms that are resistant to antibiotics. Additionally, the ineffectiveness of the present antibiotic medication due to poor solubility, durability, and adverse effects pushed researchers to look into new, creative ways to combat such persistent germs. Therefore, there is a great demand for new antibiotic delivery techniques. Due to their advantageous physicochemical features, medication targeting efficiency, increased absorption, and biodistribution, nanotechnology has garnered great interest. In this study we aim to isolate and identify the bacteria causing tonsillitis and study the extent to which their antibiotic resistance is affected when nano-zinc oxide is added due to the activity of zinc, which acts as an antibiotic for bacteria. We also aim to identify S. pyogenes as the causative agent of acute tonsillitis in pediatric patients and interpret the most typical signs and symptoms in patients with tonsillitis caused by S. pyogenes. This study was conducted in the city of Samarra, 137 samples of children aged between 4-12 years. From 137 treated samples, 21 cultures were positive for S.pyogenes (15.33%), 29 cultures were positive for beta hemolytic streptococcus non-A (SBH non-A) (21.2%), and 87 cultures were negative (56.2%). 43 children aged 4-6 years had 9 SBHA positive cases (20.9%), 54 children aged 7-9 years had 5 positive cases (9.3%), and 7 children aged 10 to 12 years had SBHA positive cases (17.5%). S. pyogenes. is sensitive to Augmentin (amoxicillin/clavulanic acid), imipenem, ampicillin, ciprofloxacin, vancomycin and azithromycin. The optimal concentration of zinc nanoparticles at zinc oxide nanoparticles was 0.03 mg/mL, and antibiotic resistance was present. ZnO NPs have greater sensitivity in comparison to antibiotics. According to the results obtained, we concluded that ZnO NPs have good bactericidal and inhibitory activity against S. pyogenes, a bacterium that can be resistant to antibiotics and causes infections in people in all regions of the Samarra. Even at very low concentrations of NPs, when bacteria are incubated in direct contact, their growth is completely inhibited, demonstrating their bactericidal activity. The low toxicity of ZnO NPs, on the other hand, must be assured in future studies.
Sonikasyon uygulamalarının elma-havuç suyu karışımının kalite özellikleri üzerine etkisi
Bu çalışmada 60:40 oranında hazırlanan elma ve havuç suyu karışımı, geleneksel pastörizasyon (PAS) (90 °C, 1 dk), ultrasonikasyon (US) (30 dk) ve 40 °C, 50 °C ve 60 °C sıcaklıkta termosonikasyon (TS) uygulamaları ile işlenmiştir. Elde edilen elma-havuç suyu karışımları oda sıcaklığı (25±0,5 ºC) ve buzdolabı (4±0,5 ºC) koşullarında 28 gün boyunca muhafaza edilmiştir. Kontrol (işlem uygulanmamış), PAS, US ve TS uygulanmış örneklerin 0., 14. ve 28. gün örneklerinde belirlenen kalite ve mikrobiyolojik analizleri yapılmıştır. Farklı uygulamalarla işlenen elma-havuç suyu örneklerinin oda sıcaklığı (25±0,5 ºC) ve buzdolabı (4±0,5 ºC) koşullarında 28 gün depolama periyodu sonucu US (14. ve 28. gün örneği) ve TS-40 °C (25 °C'de depolanan 28. gün örneği) hariç işlem görmüş örneklerin mikrobiyolojik raf ömürlerinin devam ettiği ve depolama sonrası tüketilebilir durumda oldukları belirlenmiştir. Sonikasyon uygulamaları ile başlangıç toplam fenolik madde miktarı kontrol örneğine kıyasla artis göstermiştir. 28 gün depolama sonrası örneklerin toplam fenolik madde miktarlarında genel olarak azalma gözlemlenmiş ve en düşük değer PAS örneğinde tespit edilmiştir. İşlem görmüş elma-havuç suyu karışımının antioksidan kapasite değerleri kontrole kıyasla artış göstermiştir. 28 gün depolama sonrasında gerek 4 °C ve gerekse de 25 °C'lerde depolanan TS-60 °C örneğinin antioksidan kapasite değerini koruduğu belirlenmiştir (p>0,05). Toplam karotenoid madde miktarı en düşük PAS ve TS-60 °C örneklerinde tespit edilmiş, US örneğinin toplam karotenoid madde miktarının kontrole göre arttığı belirlenmiştir. 28 gün depolama sonrası toplam karotenoid miktarının arttığı ve en önemli artışı da TS-60 °C örneğinin gösterdiği belirlenmiştir. Askorbik asit miktarında US örneği hariç kontrole göre düşüş olmuş ve en fazla askorbik asit kaybının PAS örneğinde olduğu tespit edilmiştir. En yüksek hidrokimetil furfural (HMF) değerlerine PAS örneklerinde rastlanmış ve ayrıca sonikasyon uygulamalarında sıcaklık arttıkça HMF değerlerinin de arttığı belirlenmiştir. 4 °C'de gerçeklesen depolamada örneklerin HMF değerlerindeki artış önemli bulunmazken (p>0,05), 25 °C'deki depolamada gözlemlenen HMF artışı önemli bulunmuştur (p<0,05). Sonikasyon (TS-60 °C hariç) ve PAS örneklerinin esmerleşme indeks değerlerinde önemli bir farklılık olmadığı (p>0,05) tespit edilmiştir. Uygulamalar sonrası örneklerin L*, a* ve b* değerlerinin kontrole göre farklılık (p<0,05) gösterdiği gözlemlenmiştir. Depolama süresince örneklerin L* değerinin azaldığı, a* ve b* değerlerinin ise arttığı belirlenmiştir. Toplam renk değişimi (ΔE), tüm işlem gören örneklerde kontrole kıyasla artış göstermiş ve termosonikasyon örneklerindeki renk değişiminin PAS örneğine göre daha az olduğu tespit edilmiştir. Elma-havuç suyu sonikasyon örneklerinin briks değerleri kontrole göre artmış (p<0,05), pH değerleri ise TS-40 ˚C örneği hariç azalmıştır. Titrasyon asitliği değeri PAS ve TS-40 ˚C örneklerinde düşüş (p<0,05) gösterirken, diğer uygulamalardaki değişim önemli bulunmamıştır (p>0,05). Depolama süresince PAS ve termosonikasyon örneklerinin pH değerlerinde artma gözlemlenirken, briks değerlerinde azalma tespit edilmiştir. TS-50 °C ve TS-60 °C örneklerinin titrasyon asitliğinde azalma belirlenmiştir. PAS ve termosonikasyon (TS-40°C, TS-50°C, TS-60°C) işlemlerini takiben kontrol örneği ile karşılaştırıldığında 0. gün örneklerinde bakteri ve maya-küf gözlenmemiş ve önemli düzeyde inaktivasyon sağlandığı belirlenmiştir. Elma-havuç suyu örneklerinin duyusal değerlendirmesinde genel olarak sonikasyon uygulamaları ile kontrol örnekleri arasında istatiksel olarak önemli fark gözlemlenmezken (p>0,05), PAS örneğinde anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p<0,05). Genel beğeni olarak en çok beğenilen TS-50 °C örneği, en az beğenilen ise PAS örneği olarak tespit edilmiştir.
Çocuk yaş grubunda görülen gastroenteritlerde viral ve bakteriyel etkenlerin klasik ve moleküler yöntemlerle araştırılması
Amaç: Akut gastroenterit bütün dünyada, özellikle gelişmekte olan ülkelerde yenidoğan ve küçük çocuklar için önemli bir sağlık sorunu ve önde gelen bir ölüm sebebidir. Bu çalışmanın amacı bölgemizde çocuklarda görülen akut gastroenteritlerde klasik ve moleküler tanı yöntemleri kullanılarak viral ve bakteriyel etkenlerin araştırılmasıdır.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Temmuz 2009 ile Ekim 2009 tarihleri arasında Adana Doğum ve Çocuk Bakımevi Hastanesi polikliniklerine ve acil servisine akut gastroenterit ile başvuran yaşları 0-12 yaş arasında değişen çocuklara ait 136 dışkı örneği dahil edildi. Dışkı örneklerinde bakteriyel enteropatojenlerin izolasyonu için klasik kültür yöntemi ve viral etkenlerden rotavirus, norovirus, astrovirus ve adenovirus antijenlerinin tanısı için Enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) testi kullanıldı. Ayrıca rotavirus grup A antijeni pozitif bulunan dışkı örneklerinde önce reverse transcription-polymerase chain reaction (RT-PCR) testi ile VP4 ve VP7 rotavirus genomları ve ardından semi-nested multipleks PCR testi ile G ve P genotipleri tespit edildi.Bulgular: Toplam 136 vakanın % 20,6'sında (28 vaka) viruslar ve % 8,1'inde (11 vaka) bakteriler olmak üzere % 28,7'sinde (39 vaka) gastroenterit etkeni tespit edildi. Akut gastroenterit etkenlerinden sırasıyla; norovirus vakaların % 11'inde (15 vaka), rotavirus % 7,3'ünde (10 vaka), Shigella sonnei % 6,6'sında (9 vaka), adenovirus % 2,2'sinde (3 vaka), Salmonella newport % 0,7'sinde (1 vaka) ve Campylobacter jejuni %0,7'sinde (1 vaka) bulundu. Miks infeksiyon ise 2 vakada (% 1,5) gözlendi. Rotavirus antijeni pozitif bulunan 10 örnekte en baskın bulunan genotip % 30 oranla G9P[8] olup, bunu G9P[11] % 20 ve G4P[8] % 10 oranla izledi. G genotiplerinden G9 % 60 ve P genotiplerinden P[8] % 50 oranla en yaygın bulunan genotiplerdi.Sonuç: Çalışmanın yapıldığı 2009 yaz döneminde akut gastroenteritli çocuklarda en fazla bulunan etkenler norovirus (% 11), rotavirus (% 7,3) ve Shigella sonnei (% 6,6)'dir. Akut gastroenteritlerin etyolojik tanısı ile destekleyici tedavi gerektiren viral etkenler ve antibiyotik tedavisi gerektiren shigella ve campylobacter gibi bakterilerin tespiti sonucu uygun hasta yönetimi sağlanacakır.Anahtar Kelimeler: Akut gastroenterit, bakteriler, çocuklar, ELISA, PCR, viruslar
Bakteriyel gastroenterit etkenlerinin araştırılması
Gastroenterit tüm dünyada, özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde önde gelen morbidite ve mortalite nedenlerindendir. Birçok etken gastroenterite yol açabilir. Bu etkenlerin tümünün rutin testlerle araştırılması hem pratik hem de ekonomik değildir. Genellikle epidemiyolojik amaçlı ya da tarama amaçlı elde edilen sonuçlarla tedavi yaklaşımı uygulanmaktadır. Tedavinin doğru yönlendirilmesi, mortalite ve morbiditeyi azaltmakla beraber gereksiz antibiyotik kullanımına engel olması açısından da önemlidir. Bu çalışma hastanemize başvuran hastalarda bakteriyel gastroenterit etkelerinin saptanması ve gastroenteritlerin tanısında kullanılan tanı yöntemlerinin irdelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Mikrobiyoloji Laboratuvarına 15.02.-31.05.2015 tarihleri arasında, gaita kültürü yapılması amacıyla gönderilen 115 örnek çalışmaya dahil edildi. Gaita örneklerinde direk mikroskobi, kültür ve PCR testleri ile etken patojenler araştırıldı. Kültür için eosin metilen blue agar ve xsiloz lysin deoksicolat agar kullanıldı. Üreyen bakterilerin tanımlaması Phoenix (Becton Dickinson, USA) cihazı ile yapıldı. PCR testi BD Max Enterik Bakteriyel Paneli ile multipleks olarak yapıldı ve Salmonella spp., Campylobacter spp. (jejuni ve coli), Shigella spp./Enteroinvaziv E. coli (EİEC), Shiga toksin 1 (stx 1)/ Shiga toksin 2 (stx 2) varlığı araştırıldı. Örneklerin 35'inde (% 30.4) her sahada 3 ve üzerinde lökosit saptandı. Kültür ile 10 (% 8.7) hastada enterik bir patojen saptandı. Kültürde 7 örnekte (% 6.1), Salmonella group, 3 örnekte (% 2.6) Shigella spp. saptandı. PCR ile örneklerin 7'sinde (% 6.1) Salmonella spp., 4'ünde (% 3.5) Shigella spp. ve 4'ünde (% 3.5) Campylobacter spp. olmak üzere 15'inde (% 13.1) bir etken patojen saptandı. Gastroenteritlerde tüm etkenlerin aynı anda saptanması zor olduğundan bölgesel olarak saptanacak olan verilerin sık rastlanılan bu tür hastalıklarda tanı ve tedaviyi yönlendirmede faydası olacağı sonucuna varılmıştır.
Kuşburnu (Rosa canina L.) odun çeliklerinin köklenmesi üzerine IBA, brassinosteroid ve bakteri uygulamalarının etkisi
Kuşburnu, çevresel ve ekonomik yönden önemi her geçen gün artan bir türdür. Bu çalışma, daha önce Yozgat ilinden seleksiyon yoluyla elde edilen SRG 17 ve SRK 26 genotiplerine ait odun çeliklerinin adventif köklenmesinde oksin, brassinosteroid ve bakterilerin etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, IBA (2000 ppm), Brassinosteroid (24-eBL; 0, 0.25, 0.50 ve 1.00 ppm) ve Pseudomonas fluorescens, Paenibacillus polymyx, Bacillus megaterium ve Pantoea aglomerans bakteri türlerini içeren ticari bir biyopreparatın tekli, ikili ve üçlü kombinasyonları kullanılmıştır. Şubat ayında alınan odun çelikleri uygulamalarla muamele edildikten sonra perlit+torf (1:1) ortamına dikilmiş ve üç ay sonra sökülmüşlerdir. SRG17 genotipinde en yüksek köklenme oranı %40 ile Bakteri + 24-eBL (0.50 ppm) + IBA (2000 ppm) üçlü kombinasyonundan elde edilirken, SRK26 genotipinde %43.33 ile Bakteri uygulamasından elde edilmiştir. Kök uzunluğu ve kök sayısı açısından SRG17 genotipinde Bakteri + 24-eBL (1.00 ppm) + IBA (2000 ppm) üçlü kombinasyonu sırasıyla 8.38±4.32 (cm) ve 21.00±9.00 adet ile en yüksek değerleri vermiştir. SRK26 genotipinde ise 24-eBL (0.50 ppm) + IBA (2000 ppm) ikili kombinasyonundan 11.18±1.41 cm kök uzunluğu ve 36.00±12.25 adet kök elde edilmiştir. Yaşama oranları köklü çelikler saksılara alındıktan üç ay sonra belirlenmiş ve SRG17 genotipi Bakteri + 24-eBL (0.50 ppm) ikili kombinasyonunda %100, SRK26 genotipi 24-eBL'nin 0.50 ppm uygulamasında %50 yaşama oranı tespit edilmiştir.