Bal
55 theses under this subject heading
Sivas yöresi ballarının palinolojik ve fizikokimyasal parametreler yönünden araştırılması
2014 ve 2015 yılları arasında Sivas ili ve ilçelerinden 20 bal örneği yöre arıcılarından toplanmıştır. Toplanan bal örneklerinin polen ve fizikokimyasal analizleri yapılmıştır. Polen analizi sonucunda; ballarda 28 familyaya ait 69 takson bulunduğu tespit edilmiştir. Bal örneklerinde dominant polene sahip taksonlar; Astragalus sp. ve Onobrychis sp. tir. Bal örneklerinde sekonder polene sahip taksonlar; Centaurea sp., Astragalus sp., Hedysarum sp., Onobrychis sp., Lathyrus sp. ve Trifolium sp. olarak belirlenmiştir. 20 bal örneğinde polenleri en yaygın görülen taksonlar ise; Centaurea sp., Echium sp., Astragalus sp., Hedysarum sp. Lathyrus sp. Onobrychis sp., Trifolium sp., Salvia sp., Thymus sp., Crataegus sp., Rubus sp. ve Salix sp. dir. Analiz edilen bal örneklerinde nem, asitlik, pH, brix, elektriksel iletkenlik değerleri incelendiğinde, ballarda tespit edilen değerlerin Avrupa Birliği Bal Kodeksi ve Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliğine uygun olduğu görülmüştür.
Kitlesel ölüm gözlenen bal arıları ve ballarında modifiye edilmiş QuEChERS ekstraksiyon yöntemi kullanılarak LCMS/MS ve GC-MS/MS kütle spektrometresi ile pestisit kalıntılarının belirlenmesi
Dünya'nın birçok bölgesinde son yıllarda gözlenen toplu arı ölümlerinin artması ve bu ölümlerin sebeplerinin araştırılması dikkat çeken konuların başında gelmektedir. Bu konuda yapılan çalışmalar, ölümlerin arılarda pestisit maruziyetinden kaynaklı olabileceğini göstermektedir. Arılarda yüksek toksisite gösteren pestisitlerin, yapılan risk değerlendirmeleri sonucunda bazılarının Dünya'da kullanımının yasaklanması zorunluluğu doğmuştur. Dünya ile birlikte ülkemizde de toplu arı ölümleri görülmesi ile yaşanan koloni kayıpları hem ekosistem açışından hem de ekonomi açısından ciddi zararlar doğurabilmektedir. Bu sebeple kitlesel ölüm gözlenen kolonilerde pestisit kalıntı analizlerinin yapılarak risk değerlendirmelerinin sunulması büyük önem arz etmektedir. Gerçekleştirilen bu tez ile de Dünya'da örnekleri olmasına karşın, Türkiye'de yapılan çalışmalar incelendiğinde örneği bulunmayan, pestisit analizlerinde evrensel bir metot olan QuEChERS ekstraksiyon metodu modifiye edilerek, Türkiye'de ilk kez arılarda pestisit kalıntılarının saptanabilmesi için metot validasyon çalışmaları yapılması amaçlanmıştır. Böylece arılarda yapılacak çoklu pestisit kalıntı analizlerinde bu metodun kullanılması hedeflenmiştir. Yine balda da çoklu pestisit kalıntılarının analizi için metot validasyon çalışmaları yapılarak, balda da pestisit kalıntıların tespiti amaçlanmıştır. Bu amaçlarla yoğun tarımsal uygulamaların olduğu ve Türkiye bal üretiminin yarısından fazlasının yapıldığı Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleri'ndeki kitlesel arı ölümleri takip edilerek, ölmüş arı ve onlara ait kovanlardan bal örnekleri toplanmıştır. Yine toplu ölüm söz konusu olmadığında da belirlenen lokasyonlarda kovan önlerinden ölü arılar toplanarak örneklemeler yapılmış ve metodun kullanılabilirliği test edilmiştir. Öncelikle arı analizleri için QuEChERS yöntemi baz alınarak farklı modifikasyonlar denenmiş ve en iyi metot performans kriterlerini sağlayan metot seçilerek ve bu metodun validasyonu gerçekleştirilmiştir. Valide edilen modifiye QuEChERS yöntemi ile ekstrakte edilen arı ve bal örnekleri LC-MS/MS ve GC-MS/MS kütle spektrometresi cihazları ile toplamda 600 adet pestisit etken maddesi yönünden analiz edilmiş ve pestisit kalıntıları belirlenmiştir. 2020 ve 2021 yıllarında toplamda 42 adet arı ve 56 adet bal örneği analiz edilmiştir. Analiz edilen arı numunelerinin 29 tanesinde en az bir tane pestisit etken maddesi saptanmıştır ve bu numunelerde 0,002 ile 3,66 mg/kg arasında değişen değerlerde, 56 farklı pestisit etken maddesi tespit edilmiştir. Analiz edilen bal numunelerinin ise 22 tanesinde en az bir tane pestisit etken maddesi saptanmıştır. Bu numunelerde 0,002 ile 0,052 mg/kg arasında değişen değerlerde 16 farklı etken maddeye rastlanmıştır. Arılarda pestisit maruziyetinin görülebilmesi için tehlike katsayıları (HQ-Hazard Quotient) hesaplanmış ve pozitif sonuçlanan 29 arı numunesinin HQ puanlarının %34'ü HQ<50, %7'si HQ>50 ve %59'u HQ>1000 olduğu belirlenmiştir. Pestisit maruziyeti risklerin HQ>50 parametresi yani belirgin pestisit yüküne göre kıyaslandığı zaman pozitif numunelerin %66'sında kendini göstermektedir. Tespit edilen pestisitlerin HQ puanları 0 ile 1.016.667 arasındaki değişirken numunelerin HQ puanları 0,02 ile 1.016.670 arasında değişim göstermektedir. HQ puanının 1000'in üzerinde olması sebebi ile numuneleri tek başlarına yüksek pestisit yükü altına sokan pestisitlerin tamamı insektisitlerden meydana gelmektedir. Yapılan bu çalışmanın sonucunda valide edilen, pestisit gruplarında ayrım yapmaksızın, arılarda çoklu kalıntı analizlerine kantitatif olarak olanak sağlayan modifiye QuEChERS metodu ile hızlı ve güvenilir sonuçlar alınması mümkündür. Homojenizasyon işleminden sonra iki saatten daha kısa bir sürede analizlerin tamamlanabilmesi, tüm kontrol laboratuvarlarında bulunabilecek altyapıyla rahatlıkla çalışılabilmesi, analiz maliyetlerinin düşük olması, kolay ve güvenilir olması gibi kendini ön plana çıkaran özellikleri ile bu modifiye QuEChERS metodunun arılarda pestisit kalıntı analizlerinde kullanılması önerilmektedir. Ayrıca bu çalışmada sunulan pestisit maruziyetine karşılık yapılan risk değerlendirme hesaplamalarının da ülkemizde arılarda kalıntı analizlerinin gerçekleştirilmesinin ardından pestisit maruziyetini yorumlamak için rehber olarak kullanılması tavsiye edilmektedir.
Balda genetiği değiştirilmiş organizma varlığının araştırılması
Gen, Yunanca kökenli bir kelime olup doğum, başlangıç anlamına gelen "genos"tan gelmektedir. Genler; canlıların kuşaktan kuşağa geçen özelliklerini (boy, renk, hastalıklara dayanıklılık, yüksek verim gibi) şifreleyen birimler olup yaşamı belirleyen genler DNA sarmalı içinde yer almaktadır. Bir canlı türüne başka bir canlı türünden gen aktarılması veya mevcut genetik yapıya müdahale edilmesi yoluyla yeni genetik özellikler kazandırılmasını sağlayan ve gen teknolojisi ile doğal süreçler ile edinilmesi mümkün olmayan yeni özellikler kazandırılmış GDO ürünlerin insan sağlığı ve çevre üzerindeki olası olumsuz etkileri uzunca süredir tartışılmaktadır. 1996'da piyasaya sürülmesinden bu yana, üretimi ve pazara sunulması konusunda çeşitli tartışmalar devam etmektedir Dünya çapında artan ekim alanları genetiği değiştirilmiş (GD) ürünlerin gelecekte yaygın kullanılacağını göstermekte ve bu durum ise oldukça ilgi çekmektedir. Genetiği değiştirilmiş organizmalar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de oldukça güncel ve yeni bir konudur. Konunun sağlık hizmetini sürdüren sağlık profesyonellerince bilinmesi büyük önem taşımaktadır. Materyal: Çalışmamızda 20 adet paketli ve 20 adet açık bal örneğinde GDO olup olmadığı araştırılmıştır. Örneklerden kapalı olanlar farklı markalara ait olup süpermarketlerden temin edilirken açık olan örnekler ise numune olarak toplanmıştır. Örnekler steril kap içerisinde toplanıp kısa sürede analiz için labaratuara ulaştırılmıştır. Metod: . Örneklerden 1'er yemek kaşığı alınarak DNA izolasyonu yapılmıştır. İzole edilen DNA'lar Roche 480 II Real time PCR cihazı ile çalışılmış, testin performansını değerlendirmek için kontrol testi de yapılmıştır. İncelenen bal örneklerinde GDO varlığına rastlanmamıştır. Amaç: Bu çalışma ülkemizde üretilen ballarda GDO varlığının araştırılması eğer saptanırsa düzeyinin belirlenmesi amacını taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Genetiği değiştirilmiş, GDO, Bal
Aydın bölgesindeki bal arılarında (apis mellifera ) bulunan varroa destructor'un (akar: varroidae) genetik karakterizasyonu
Bu çalışmada; Aydın bölgesinde bal arılarında (Apis mellifera) görülen Varroa destructor'un mitokondriyal Cox1 geninin haplotiplerinin belirlenmesi amacıyla farklı iki teknik modifiye edilerek uygulanmıştır. Haplotip belirlenmesi amacıyla farklı sekansa sahip iki primer (ADA 01) Forward 5′-TACAAAGAGGGAAGAAGCAGCC-3′ ve Reverse 5′-GCCCCTATTCTTAATACATAGTGAAAATG-3′ ve (ADA 02) [5′GG(A/G)GG(A/T)GA(C/T)CC(A/T)ATT(C/T)T(A/T)TATCAAC3′] COXF ve [5′GG(A/T)GACCTGT(A/TA(A/T)AATAGCAAATAC3′] COXRa seçilmiştir. (ADA 01) Forward 5′-TACAAAGAGGGAAGAAGCAGCC-3′ ve Reverse 5′-GCCCCTATTCTTAATACATAGTGAAAATG-3′ sekansa sahip primerle 376 bp büyüklüğünde DNA amplifiye edilmiştir. Amplifiye ürüne SacI restriksiyon enzimi uygulanmış ancak bu restriksiyon enzimi DNA'yı kesmediği görülmüştür. (ADA 02) [5'GG(A/G)GG(A/T)GA(C/T)CC(A/T)ATT(C/T)T(A/T)TATCAAC3'] COXF ve [5'GG(A/T)GACCTGT(A/TA(A/T)AATAGCAAATAC3'] COXRa sekansa sahip primerle 570 bp büyüklüğünde amplifiye DNA elde edilmiştir. Elde edilen amplifiye DNA'ya XhoI restriksiyon enzimi ve SacI restriksiyon enzimleri uygulanmıştır. Ancak SacI restriksiyon enzimi DNA'yı kesmediği, XhoI restriksiyon enziminin ise elde edilen genomik DNA amplifikasyonunda 270 ve 300 bp büyüklüğünde iki band oluşturduğu saptanmıştır. Sonuçlar karşılaştırıldığında; Elde edilen bandların V. destructor Kore haplotipi için spesifik olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak; Varroa destructor'un haplotipinin belirlenmesine yönelik yapılan bu araştırmada, İncelenen 200 örneğin tamamının V. destructor Kore haplotipi olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Varroa destructor, Genetik karakterizasyon, Aydın
Arı ürünleri ile zenginleştirilmiş karabuğday granola üretiminin yanıt yüzey yöntemiyle optimizasyonu
Yeterli ve dengeli beslenme sağlığın korunmasında etkili olarak yaşam kalitesini arttırmaktadır. Günümüzde kolay hazırlanan, tokluk hissi veren ve besleyici özelliği olan fonksiyonel gıdalara ilgi artmış, dolayısıyla sağlıklı atıştırmalıkların pazar hacmi artmıştır. Sağlıklı atıştırmalıklar arasında en önemli payı barlar, meyve ve kuruyemişler, tahıl ürünleri ve granolalar almaktadır. Granola; tahıl, kuru meyve, kuru yemiş ve bağlayıcı madde içeren, lif açısından zengin, sıkıştırılmış ve pişmiş bir atıştırmalıktır. Yüksek lif, fenolik antioksidan, vitamin, mineral ve enerji kaynağıdır. Karabuğday (Fagopyrum esculentum Moench.) yüksek antioksidan aktiviteye sahiptir. Filizlendirilmeyle tahılların sindirilebilirliği, sağlık yararlılığı ve besin değerinde artışlar olmaktadır. Arı ürünleri pek çok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır ve besinsel zenginliği ile ön plana çıkmıştır. Bu çalışmada, "Arı Ürünleri ile Zenginleştirilmiş Filizlendirilmiş Karabuğday Granola Bar" üretimi gerçekleştirilmiştir. Pişirme sıcaklığı (160-180-200 oC), karabuğday filizlendirme süresi (0, 1, 2 gün) ve karabuğday: yulaf oranı (%25-50-100) şartlarında yanıt yüzey yöntemiyle (RSM) optimizasyonunun yapılması amaçlanmıştır. Granola barların renk, tekstür, su aktivitesi, nem, antioksidan aktivite, toplam fenolik ve flavonoid miktarı ve (QDA) tekniği ile duyusal karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Filizlendirme süresi arttıkça kırılganlık, su aktivitesi, renk yoğunluğu, vanilya kokusu, propolis ve meyve aroması, antioksidan kapasite, toplam fenolik ve flavanoid madde miktarında artış olmuş; b* ve chroma değeri, ufalanma, sertlik, yüzey pürüzlülüğü azalmıştır. Pişirme sıcaklığının artması L* değerini, nem miktarını, vanilya aromasını, tatlılığı, antioksidan kapasiteyi azaltırken a*, b* ve chroma değerleri, fenolik ve flavanoid madde miktarı artmıştır. Karabuğday oranının artışı karabuğday, propolis ve meyve aromasının, sertliğin ve kırılganlığın, renk yoğunluğunun, artışına neden olmuştur. Diğer taraftan yulaf kokusunda, yulaf ve karamel aromasında ve renk parametrelerinde azalışa neden olmuştur.
Rheological behaviour of chocolate formulated with honey
Dark chocolates were prepared by using different amount of honey (5, 15 and 20 %, w/w). Dark chocolates formulated with honey were analyzed during one year storage at 18°C using controlled temperature humidity chambers. Chocolates were analyzed thermal, rheological and textural methods using differential scanning calorimeter, texture analyzer and rheometer. Also, image properties were followed by using macroscope, hunter colorimeter and gloss meter. Fructose, glucose, and sucrose amount of honey was calculated as 32.05, 23.82, and 5.68 % respectively. Change in enthalpy values were occurred in greater amount in dark chocolate and in lesser amount in chocolate formulated with 20 % honey. Casson, Casson (linear) and Herschel-Bulkley models were applied to carry out the best descriptive rheological behavior of chocolates formulated with honey. According to Casson model, the yield and viscosity values of chocolates formulated with honey were higher than chocolates containing sucrose or no sweeteners. Chocolates containing 15 and 20 % honey have resulted with a higher storage modulus (G') than other samples over the frequency range 0.1 to 100 Hz. As a result of this study, the rheological behavior of the dark chocolates produced with different amounts of honey (5, 15 and 25 %) was quite different from each other.
Characterization of the textural properties of spreadable pistachio nut products
Pistachio spreads were prepared by homogenization of different compositions of honey and concentrated pomegranate juice (CPJ). Mixtures were examined with different methods such as instrumental, rheological and analytical methods by using texture analyzer and rheometer. Also, a hedonic test was run to get correlative results to these methods. Flow behaviors of all raw materials were determined and applied in four different models. In color measurements, as expected, the addition of ingredients such as honey, CPJ and milk fat lightened the pistachio paste. Frequency sweep test (FST) was done to obtain the ideal stress for rheological measurements. The creep test has given the elasticity concept for all mixtures with assisting the stress relaxation test. Texture profile analysis (TPA) was taken care out to observe how spreads behave. In addition to TPA, the spreadability test was performed to check how much force needs to be applied for the spreading of pistachio spreads. The response surface method was used to acknowledge about effects of ingredient ratios on the firmness of spreads. Results indicated that the Herschel-Bulkley model was found to describe the flow behavior of pistachio puree better than other models. Sensory analyses were performed to correlate the results of instrumental methods.
Curing impacts of natural honey ingestion to various liver enzymes in rats
Recent studies have confirmed the curing impact of the natural honey onto affected cellular structures of hepatocytes in mice and other experimental animals caused by Doxorubicin, assessment of the liver enzymes can be carried out by measuring the amount of enzymes leaked from liver cells in laboratory. The natural honey mixed with drinking water (4mL/L) was used in drinking water and the DOX 5 mg/kg body weight mixed in normal saline was administrated subcutaneously on weekly basis once a week, for 9 weeks treatment. Blood smears stained with Leishmanie stain was carried out blindly by two individuals using compound microscope. The biochemical assessments revealed significant elevation (p≤0.05-0.01) in the amount of enzymes ALT, AST and GGT in DOX treated rats, except for ALP where the elevation was insignificant. The amounts of the above enzymes showed significant decreases in the G4 in comparison with G3. The results confirms the potency impact of the natural honey in improving the levels of the above enzymes following administration of Doxorubicin. Regular ingestion of the natural honey could provide the body a natural cure on general health.
Farklı ballara eklenen limon suyu konsantresinin HMF oluşumuna etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada çam, çiçek ve kestane ballarına limon suyu konsantresi ilave edilmesiyle başlangıç ve depolama süresince balların fiziksel ve kimyasal özelliklerinin değişiminin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda çam, çiçek ve kestane ballarının içerisine %0, %1, %2 ve %3 limon suyu konsantresi ilave edilerek balların suda çözünür kuru madde (briks) , pH, serbest asitlik, indirgen şeker, toplam şeker, sakkaroz, toplam fenolik madde miktarı, antioksidan kapasite ve HMF analizleri yapılmıştır. Bununla birlikte içerisine %0, %1, %2 ve %3 limon suyu konsantresi ilave edilen çam, çiçek ve kestane balları 25℃, 35℃ ve 45℃ sıcaklıkta 6 ay süre ile depolanmıştır. Balların 0. ay, 3. ay ve 6. ayda toplam fenolik madde miktarları, antioksidan kapasiteleri ve HMF seviyeleri takip edilmiştir. Bal örneklerinin ortalama suda çözünür kuru madde (briks) değerleri %78,83-82,00 aralığında tespit edilmiştir. Ortalama pH değerleri 3,00-4,46 aralığında bulunmuştur. Ortalama serbest asitlik değerleri 8,48-72,26 meq/kg olarak bulunmuştur. Ortalama toplam fenolik madde miktarı değerleri 4,14-218,70 mg GAE/100 g aralığında tayin edilmiştir. Ortalama antioksidan kapasite değerleri 1,01-16,09 mg GAE/100 g seviyesinde belirlenmiştir. Ortalama indirgen şeker değerleri %87,47-105,08 aralığında bulunmuştur. Ortalama toplam şeker değerleri %93,72-111,10 düzeyinde ölçülmüştür. Ortalama sakkaroz değerleri 4,02-7,68 g/100 g olarak saptanmıştır. Ortalama HMF seviyeleri ise 12,41-7646,46 mg/kg olarak belirlenmiştir. Depolama süresince toplam fenolik madde seviyesi her üç depolama sıcaklığında zamana bağlı olarak artış göstermektedir. Antioksidan kapasite ve toplam fenolik madde seviyesi arasında genel olarak önemli seviyede pozitif korelasyon tespit edilmiştir. Yapılan bu çalışmada HMF değerleri beklenildiği gibi her üç sıcaklıkta da zamana bağlı olarak artış göstermiştir. Bununla birlikte eklenen limon suyu konsantresinin miktarına bağlı olarak HMF seviyeleri depolama süresince dramatik olarak yükselmiştir. Yapılan bu çalışmada, kullanılan üç çeşit balın analiz sonuçlarının Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliği'ne uygun olduğu ortaya konmuştur. Çalışma sonrasında ortaya çıkan sonuçlar belirlenen hipotezler ile paralellik göstermektedir. Hazır bal preparatlarının beslenme ve fonksiyonel özelliklerini artırmak amacıyla kullanılan limon konsantresinin depolama süresince istenmeyen reaksiyon ürünlerinin oluşumunu hızlandırabileceği görülmüştür.
Kurutulmuş Trabzon hurması, keçiboynuzu ve iğdeden üretilen su kefirlerinin fizikokimyasal, duyusal ve mikrobiyolojik özelliklerinin belirlenmesi
Su kefiri, su, meyve ve şeker karışımına su kefiri danelerinin eklenmesiyle yapılan fermente bir içecektir. Fonksiyonel gıdalara olan ilginin ve tüketimin artmasıyla su kefiri, içecekler arasında kendine daha çok yer bulmaya başlamıştır. Su kefiri ile ilgili yapılan çalışmaların sayısı son yıllarda hızla artmıştır. Su kefiri, su kefiri danesinin uygun substratlarla, uygun koşullarda fermente edilerek süzülmesi ile elde edilir. Laktik asit bakterilerinin baskın olduğu su kefirinde laktik asit fermantasyonu gerçekleşir. Substratta mutlaka bulunması gereken bileşikler vardır. Bunlar su ve polisakkaritlerdir. Polisakkarit kaynağı olarak çok farklı gıda maddeleri kullanılabilmektedir. Bu temel bileşenlerin yanında substrata azot kaynağı olması, aroma vermesi ve fonksiyonel özelliğinin artması için çeşitli meyveler ilave edilmektedir. Su kefirinde bulunan başlıca mikroorganizmalar laktik asit bakterileri, mayalar, bifidobakterler ve asetik asit bakterileridir. Bununla birlikte su kefiri dane kompozisyonu üretildiği coğrafyaya göre oldukça farklı mikroorganizma cins ve türlerinden oluşabilmektedir. Fakat baskın tür çoğunlukla laktik asit bakterileridir. Bu çalışmada kurutulmuş Trabzon hurması, keçiboynuzu ve iğde meyveleri, bal, şeker ve 6,5–7,5–8,5 pH değerlerinde su kullanılarak 18 farklı su kefiri üretilmiştir. Bu kefirlerde mikrobiyolojik, biyoerişilebilirlik, fizikokimyasal ve duyusal özellikleri araştırılmıştır. Mikrobiyolojik ve fizikokimyasal araştırmalar için; toplam maya, toplam laktik asit bakterisi, toplam asetik asit bakterisi, kefir dane kütlesi (kuru ve ıslak), üretim sonrası 1 aylık süre boyunca pH değerleri, toplam kuru madde, suda çözünür kuru madde, elektriksel iletkenlik, titrasyon asitliği analizleri yapılmıştır. Biyoerişilebilirlik özelliklerinin incelenmesi için; antioksidan kapasite, toplam fenolik ve flavonoid bileşikler ve in-vitro biyoerişilebilirlik ölçülmüştür. Toplam antioksidan kapasitesi, toplam fenolik ve toplam flavonoid bileşikler spektrofotometrik yöntemler ile, in-vitro biyoerişilebilirlik ağız, mide, bağırsak simülasyon yöntemi ile tayin edilmiştir. Duyusal incelemeler ise 1 aylık süre boyunca her gün gerçekleştirilen duyusal testler ile yapılmıştır. Yapılan çalışmalarda, keçiboynuzlu su kefirlerinde laktik asit bakterisi sayısı diğer örneklerden daha yüksek saptanmıştır. Ayrıca keçiboynuzlu su kefirlerinde sindirim öncesi ve sonrası antioksidan kapasite ve TPC değerlerinin ve TFC biyoerişilebilirlik oranlarının yüksek olması, ıslak ve kuru dane artışının fazla olması, güçlü bir probiyotik ve fonksiyonel içecek olma potansiyelinin göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Keçiboynuzunun Trabzon hurması ve iğde meyvelerinden en büyük farkı yüksek kalsiyum oranıdır. Su kefiri ile ilgili yapılan birçok çalışmada kalsiyumun su kefiri daneleri üzerindeki etkisi göz önünde bulundurulduğunda,keçiboynuzlu su kefirlerinde kefir danesi ağırlık artışının da fazla olmasının kalsiyumun su kefiri fermantasyonu üzerindeki olumlu etkisini destekler nitelikte olduğu şeklinde değerlendirilmiştir. Trabzon hurmalı su kefirlerinin, duyusal olarak yüksek puan alması ve kültürel sayım sonuçlarının, sindirim öncesi ve sonrası antikosidan kapasite, TPC ve TFC analiz sonuçlarının da iyi seviyelerde olması tercih edilen bir su kefiri içeceği olabileceği yönünde değerlendirilmiştir. Çalışmalar; 8,5 pH değerinin LAB, AAB, ve maya gelişmesini baskıladığı, LAB sayısının tüm kefir çeşitlerinde 7,5 pH'da su ile kurulan örneklerde daha yüksek olduğu, pH değeri 7,5 olan suyun su kefiri üretimi için daha iyi bir ortam oluşturacağı, balın biyoerişilebilirlik üzerindeki sindirim öncesi ve sonrası analizlerde belirgin bir pozitif etkiye sahip olduğu gibi önemli ve üzerinde araştırma yapmaya merak uyandırıcı sonuçlar elde edilmesini sağlamıştır.
Yatağan ve çevresinde üretilen ballarda halk sağlığı açısından risk oluşturacak bazı ağır metal düzeylerinin ICP-MS tekniği ile belirlenmesi
Amaç: Bu çalışma, Muğla'nın Yatağan ilçesinde bulunan termik santrale ve mermer ocaklarına yakın bölgelerden temin edilen ballarda, bazı ağır metallerin varlığını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Toplanan ballarda alüminyum, demir, mangan, kobalt, nikel, çinko, kadmiyum, krom, bakır, kurşun miktarı yönünden ICP-MS ile belirlenmiştir. Sonuçların ilgili literatür verileriyle birlikte Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tolerans limitlerine göre değerlendirilmesi gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Analiz sonuçlarına göre incelenen bal örneklerinde ortalama değerler, alüminyum (Al) 27715,468 µg/kg; demir (Fe) 5923,415 µg/kg; mangan (Mn) 639,872 µg/kg; nikel (Ni) 301,964 µg/kg; çinko (Zn) 1094,215 µg/kg; krom (Cr) 47,165 µg/kg; bakır (Cu) 1317,268 µg/kg ve kurşun (Pb) 289,064 µg/kg olarak belirlenmiştir. Analiz edilen bu ballarda kobalt ve kadmiyum tespit edilmemiştir. Sonuç: Bulgular genel olarak değerlendirildiğinde ağır metallerin yüksek değerde olmadığı, ancak bazı elementler bakımından sınır değerlerde olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç olarak kovanların endüstriyel bölgelere yakın olmasının bazı ağır metaller yönünden halk sağlığını olumsuz etkileyebileceği sonucuna varılmıştır.
Bala farklı oranlarda mısır şurubu katılarak yapılan tağşişin FTIR-ATR spektroskopisi ile belirlenmesi
Üretiminin zahmetli ve fiyatının yüksek olması, sahte ve tağşişli balların piyasaya arzını giderek yaygınlaştırmaktadır. Hileli ballar bal üreticileri ve balcılık sektörü açısından haksız rekabete sebep olurken, tüketiciyi de hem ekonomik hem de sağlık açısından olumsuz etkilemektedir. Bal kalitesinin tespitinde kullanılan yöntemlerin fazla kimyasal madde gerektiren, pahalı ve zaman alıcı yöntemler olmasından dolayı, sektörde hileli balların hızlıca tespiti mümkün olamamaktadır. Ballara sıklıkla ticari mısır şurubu eklenerek hile yapıldığından dolayı, gıda sektöründen temin edilen farklı özelliklere sahip 3 çeşit ticari mısır şurubu (Yüksek Fruktozlu şurup, Glukoz-Fruktoz şurubu ve Maltoz şurubu) çalışmamızda tağşiş maddesi olarak kullanılmıştır. 72 adet saf bal örneği doğrudan bal üreticilerinden veya bal üretici birliklerinden temin edilmiştir. Saf ballarda nem miktarı, Briks, pH, serbest asitlik, renk ve şeker analizleri yapılmış ve sonuçlar TGK Bal tebliğine uygun bulunmuştur. Fourier Dönüşümlü Kızılötesi (FTIR) Spektroskopisi kullanılarak bala yapılan tağşişleri belirleyebilmek amacı ile, saf ballara 3 farklı mısır şurubu farklı oranlarda (%10-20-30-40-50-70) eklenerek tağşiş yapılmıştır. Saf ve tağşişli bal örneklerinin FTIR-ATR spektroskopisinde 4000-525 cm-1 dalga sayısı aralığında spektrumları alınmıştır. Karbonhidratların özelliklerinin daha iyi gözlemlendiği Parmak izi bölgesi olan 1500-750 cm-1 spektral bant aralığında elde edilen absorbans değerleri kemometrik yöntemlerde kullanılmıştır. FTIR verilerine Temel Bileşen Analizi (PCA), En Küçük Kareler-Diskriminant Analizi (PLS-DA) ve En Küçük Kareler Regresyon Analizi (PLS-R) analizleri uygulanarak örnekler kalitatif ve kantitatif olarak değerlendirilmiştir. PCA modeli ile saf ve tağşişli bal örneklerinin ayrımı yapılmış PC1 ve PC2'nin (ilk iki temel bileşen) toplam varyansın %87,8'ini açıkladığı gösterilmiştir. PLS-DA sonuçlarına göre saf ve ticari mısır şurubu eklenen balların sınıflandırılmasında %100 duyarlılık, özgüllük, model verimliliği ve doğru sınıflandırma oranı elde edilmiştir. Geliştirilen PCA ve PLS-DA modelleri ile saf bal ve tağşiş yapılan bal örneklerinin ayırılması ve sınıflandırılması başarıyla gerçekleşmiştir. PLS-R analizinde, tağşiş oranları kantitatif olarak belirlenebilmiştir. Yüksek Fruktozlu şurup, Glukoz-Fruktoz şurubu ve Maltoz şurubu eklenen ballarda tağşiş oranı belirlenmesinde uygulanan PLS-R modellerinin RMSEC ve RMSEP değerleri sırasıyla %2,53 ve 2,93; %2,75 ve 3,03; %3,28 ve 2,91 olarak hesaplanırken, korelasyon katsayısı (R2> 0,981) da oldukça yüksek elde edilmiştir. Bal örneklerinin HPLC ile belirlenen fruktoz ve glukoz içerikleri ile FTIR verilerine PLS-R analizi uygulanması sonucunda yüksek korelasyon (R2> 0,925) elde edilmiştir. Fruktoz içeriğinin RMSEC ve RMSEP değerleri sırasıyla %1,30, 0,97 ve glukoz içeriklerinin %1,16 ve 1,04 olduğu tespit edilmiştir. Kurulan modelde, üreticilerden toplanan 72 saf bal örneğinin safiyetleri tahminen %92-112 aralığında belirlenirken, tahmini hata değeri ise %4,24 olarak tespit edilmiştir. FTIR-ATR spektroskopisinin kemometrik yöntemler ile kombine olarak kullanılması sonucunda, tağşiş yapılan bal örnekleri saf ballardan ayırt edilebildiği gibi farklı mısır şurubu ile tağşiş edilen ballar da ayrı olarak sınıflandırılabilmiştir. Ballara katılan şeker şurubu oranları da kantitatif olarak analiz edilebilmiştir.
Düzce yöresi ballarında polen analizi
2019 ve 2020 yılları arasında Düzce ili ve ilçelerinden (Akçakoca, Cumayeri, Çilimli, Gölyaka, Gümüşova, Kaynaşlı, Yığılca) 34 bal örneği toplanmış ve bunların polen analizi yapılmıştır. Yapılan analiz sonucunda Düzce yöresi ballarında 20'si familya, 69'u cins ve 20'si tür düzeyinde toplam 109 taksonun poleni teşhis edilmiştir. Bu polenlerin çoğu Apiaceae, Asteraceae, Boraginaceae, Brassicaceae, Ericaceae, Fabaceae, Fagaceae, Plantaginaceae, Poaceae ve Rosaceae familyalarına aittir. Balda polenlerine en yüksek oranda rastlanan takson yörenin doğal bitkilerinden olan Castanea sativa türüdür. 34 bal örneğinden 12 tanesi monofloral (tek çiçek kaynaklı) bal olarak belirlenmiştir. Monofloral balların 8 tanesi Castanea sativa, 3 tanesi Rhododendron ponticum ve 1 tanesi Ailanthus sp. balı olarak tanımlanmıştır. Geriye kalan 22 adet bal örneği ise polifloral (çok çiçek kaynaklı) bal olarak tanımlanmıştır. Yapılan analizler sonucunda ballardaki takson çeşitliliği en yüksek düzeyde olan familyanın 17 örnekle Asteraceae, ikinci familyanın 11 örnekle Rosaceae ve üçüncü familyanın 9 örnekle Fabaceae olduğu belirlenmiştir. Anahtar sözcükler: Bal, Düzce, Melissopalinoloji, Polen analizi
Düzce Üniversitesi Tıp fakültesi acil servisine başvuran acı bal (GRAYANOTOKSİN) olgularının analizi
Acı bal, Rhododendron (Rh.) familyası bitkilerden beslenen arıların ürettiği ve grayanotoksin (GTX) içeren bala verilen addır. Aynı zamanda deli bal olarak da anılmaktadır. Türkiye'de yaygın görülen Rh familyasının İspanya, Portekiz, Japonya, Brezilya gibi dünyanın çeşitli bölgelerinde 750'den fazla türü bulunmaktadır. Rh familyasının GTX içeren türlerinin en önemlileri Türkiye'de Karadeniz kıyısı boyunca uzanan dağların denize bakan kesimlerinde bulunan Rh. ponticum ve Rh. Flavum'dur. Günümüzde deli bal, alternatif tıp ilacı olarak kullanılmaktadır. Bu balın bir çay kaşığından fazla alınması zehirlenme bulgularına neden olabilmektedir. Bu zehirlenme, şuur kayıplarına, kaslarda gevşemelere neden olabilmekte; belirgin kan basıncı ve nabız düşüşlerine bağlı ölüme kadar varabilen sonuçlar doğurabilmektedir. Bu amaçla acı bal yedikten sonra rahatsızlanan ve acil servisimize başvuran hastalar değerlendirilmiştir. Bu çalışmayla GTX zehirlenmesi sonucu acil servise başvuran olguların ayrıntılı bir analizi yapılarak; günlük acil tıp pratiğinde hekime tanı, tedavi, takip ve prognoz tahmininde yardımcı olabilmek amaçlanmıştır. Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Acil Servisi'ne 01.03.2015 ile 01.03.2016 tarihleri arasında deli bal yeme sonucu semptom ve bulgu gelişen toplam 36 olgu çalışmaya dâhil edilmiştir. Kontrol grubuna da 10 olgu dâhil edilmiştir. Çalışmamız prospektif bir olgu kontrol çalışması olarak tasarlanmıştır. Hastalardan alınan venöz kan örneklerinde GTX ile temel biyokimyasal değerler incelenmiştir. Veriler kontrol grubu ile kıyaslanarak çeşitli istatistiksel testler ile anlamlılığı değerlendirilmiştir. Deli bal yiyen hastaların (çalışma grubu) ortalama GTX düzeyi 7.88 ng/ml (min:0,00; mak:30.47 ng/ml) olarak saptanmıştır. Kontrol grubu hastalarında GTX düzeyi 0 ng/ml olarak saptanmıştır. Çalışma grubu GTX düzeyi kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek saptanmıştır. Baş dönmesi, bulantı, kusma, halsizlik, fenalaşma ve boğazda yanma semptomları ile GTX düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki görülmemiştir. Çalışmamızda, çalışma grubu böbrek fonksiyon testlerinin (üre, BUN, kreatinin), troponin ve kontrol troponin değerleri ile ilişkili olduğu görülmüştür. Belirgin kan basıncı ve nabız düşüşleri ile acil servise başvuran hastalarda, acil hekimleri tarafından mutlaka deli bal hatta genel anlamda bal yeme öyküsü sorgulanmalıdır, çünkü bazı durumlarda hastalar yedikleri balın deli bal olmadığını iddia ettikleri halde GTX zehirlenmesi bulguları ortaya çıkabilmektedir. Sadece alınan balın miktarı ile semptomlar ilişkilendirilmemeli, arının beslendiği bitki ve mevsim özellikleri de göz önünde bulundurularak, çok az miktarda alınan balın ciddi zehirlenme bulgularına neden olabileceği unutulmamalıdır. Sepmtomlar ile GTX ilişkisini daha doğru ortaya koymak üzere çalışmamızdaki sınırlılıkların da giderildiği daha ileri araştırmalara ihtiyaç vardır. Böylece daha anlamlı sonuçlara ulaşılabilecektir.
Coğrafi işaretli Kars kaşarı dondurması
Gastronominin gelişmesi ile birlikte, mutfak kültürleri de gelişim ve değişim sürecine girmiştir. Hammadde tercihleri, üretim yöntem ve teknikleri, tüketim ve pazarlama unsurları gibi birçok aşamada farklılık arayışına gidilmesi, bu sürecin etki alanını ifade etmektedir. Coğrafi işaretli ürünler ise bu sürecin ve sürecin sürdürülebilirliğinin önemli bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Dünya genelinde değeri günden güne artan coğrafi işaretli ürünler, Türk mutfak kültürü açısından da önemli rol oynamaktadır. Türkiye'de tescilli olan ve süreci devam eden birçok ürün bulunmasına rağmen mutfak kültürümüz için önemli bir gıda olan geleneksel peynirlerin coğrafi işaretli ürünler içindeki oranı oldukça düşüktür. Bu çalışmada coğrafi işaretli ürünlerin kullanım alanlarını genişletmek ve farklı dondurma reçeteleri geliştirerek dondurma sektörüne alternatif sunmak amacıyla dondurma üretiminde coğrafi işaretli Kars Kaşarı ve Kars Balı birlikte kullanılmıştır. Geleneksel ürünlerin farklı alanlarda değerlendirilmesini sağlamak ve dondurma miksinde peynirden kaynaklanan protein ve yağ gibi bileşenlerle içeriğin zenginleştirilmesi, aroma bileşenlerinin artırılmasıyla duyusal karakterizasyonun geliştirilmesi, doğal tatlandırıcı olarak bal kullanımı ile lezzetin artırılması ve bu sayede yerel gastronomik unsurları ön plana çıkaran niş bir ürün geliştirilmesi hedeflenmiştir. Çalışma kapsamında dokuz farklı reçete ile dondurma üretimi gerçekleştirilmiştir. Geliştirilen dondurma örneklerinin duyusal özellikleri görünüm, koku, doku ve lezzet profiline göre eğitimli panel grubu tarafından değerlendirilmiştir. Reçete 6, 8 ve 9'un görünümünde kumlu ve kuru yapı hiç algılanmamıştır (X̄ 1,00). Reçete 3 haricindeki tüm dondurma örneklerinde acımsı, maya ve küf kokuları algılanmazken (1,00) genel koku bakımından en çok beğenilen 4,80 ortalama ile Reçete 5 olmuştur. Duyusal değerlendirme sonuçlarına göre genel beğeni açısından en başarılı bulunan ürün 4,60 ortalama ile Reçete 6 olmuştur. Devamında ise Reçete 7 (X̄ 4,40) ve Reçete 3 (X̄ 4,25) genel beğeniye göre sırasıyla en başarılı bulunan dondurma örnekleri olmuştur.
Postoperatif peritoneal adezyonların önlenmesinde intraperitoneal sinovyal sıvı, bal, propolis, vitamin E ve zeytinyağının etkinliği
Postoperatif Peritoneal Adezyonların Önlenmesinde İntraperitoneal Sinovyal Sıvı, Bal, Propolis, Vitamin E ve Zeytinyağının Etkinliği Cerrahi tekniklerin geliştiği modern hayatta dahi birçok komplikasyona ve maliyete sebep olması açısından, postoperatif adezyonlar önemini koruyan bir sorundur. Bu çalışma; ratlar üzerinde postoperatif peritoneal adezyonları engellemek için sinovyal sıvı, bal, propolis, vitamin E ve zeytinyağının intraperitoneal olarak uygulanmış olduğu deneysel bir çalışmadır. Çalışmamızda her grupta yedi ratın olduğu yedi grup oluşturulmuştur. Grup 1: kontrol grubu; grup 2: sinovyal sıvı, grup 3: bal, grup 4: propolis, grup 5: vitamin E, grup 6: zeytinyağı ve grup 7: vitamin E+zeytinyağı uygulanan gruplardır. Ratlara bu tedaviler uygulandıktan 14 gün sonra relaparotomi yapılmış ve makroskopik skorlama, histopatolojik inceleme ve biyokimyasal olarak IL-6, GSH, HSP-70 seviye kontrolleri yapılmıştır. Makroskopik değerlendirmede; vitamin E+zeytinyağın kontrol ve propolis grubuna göre, zeytinyağın yine kontrol ve propolis grubuna göre, vitamin E'nin propolis grubuna göre adezyonları daha belirgin azalttığı görülmüştür (p<0,001). Mikroskopik değerlendirmede; vitamin E'nin propolis grubuna göre (p=0,04) daha fazla fibrozisi azalttığı görülürken, inflamasyon (p=0,067) ve vasküler proliferasyon (p=0,159) açısından gruplar arasında anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Biyokimyasal değerlendirmede; IL-6 seviyesini bal ve eklem sıvısının propolis grubuna göre (p=0,001), HSP-70 seviyesini balın kontrol grubuna göre (p=0,011) daha belirgin azalttığı; GSH seviyesini eklem sıvısının propolis grubuna göre (p=0,031) daha belirgin arttırdığı görülmüştür. Sonuç olarak çalışmamızda bu bazlı propolisin makroskopik, mikroskopik ve biyokimyasal olarak etkin olmadığı; zeytinyağı ve vitamin E'nin makroskopik adezyonda, vitamin E'nin mikroskopik adezyonda engelleyici bir ajan olarak denenebileceği; bal ve eklem sıvısının ise antiinflamatuvar etkinliğinden faydalanarak uygulanabileceği ön görülmüştür. Ancak daha yüksek dozlarla, daha geç relaparotomi yapılarak geniş çaplı deneyler yapılmalıdır. ANAHTAR KELİMELER: Peritoneal adezyon, eklem sıvısı, HSP-70, IL-6, GSH.
Yığılca yöresi ballarının polen analizi ve ballı bitkiler florası
Bu çalışmada, Yığılca (Düzce) Balköy Bal Üretim Ormanı' nın florası incelenmiş ve bal ormanı çevresinde üretilen ballarda polen analizleri gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda, alanın florası ile ballarda tespit edilen bitki türleri karşılaştırılarak Yığılca arısının bal üretiminde kullandığı bitkiler tespit edilmiştir. Çalışma alanı, Batı Karadeniz Bölgesi içerisinde yer almaktadır ve toplam 150 ha büyüklüğündedir. Alanın yükseltisi 700-1100 metre arasında değişmektedir. Bölge, Davis (1965)'in karelaj sistemine göre A3 karesi içerisinde yer almaktadır. 2019-2020 yılları arasında yapılan arazi çalışmaları ile toplam 159 bitki toplanmıştır. Bitki teşhisleri sonucunda 46 familyaya ve 104 cinse ait toplam 137 takson tespit edilmiştir. Alanda sadece bir endemik takson saptanmıştır. Çalışma alanında tespit edilen bitki taksonlarının fitocoğrafik bölgelere göre dağılımları, Avrupa-Sibirya %41,61, İran-Turan %0,73, Akdeniz %3,65, geniş yayılışlı veya fitocoğrafik bölgesi bilinmeyenler ise %54,01 olarak belirlenmiştir. En çok cins içeren familya 15 cins ile Asteraceae, en çok tür içeren familya da yine 21 tür ile Asteraceae familyasıdır. En büyük cins ise 5 taksonla Cirsium'dur. Tezin diğer bir amacı doğrultusunda; Yığılca Balköy Bal Üretim Ormanı çevresinde üretilen ballardan bal hasat dönemleri olan Mayıs- Haziran- Temmuz ve Ağustos aylarında toplam 7 farklı bal örneğinde polen analizleri gerçekleştirilmiştir. Balda polen analizleri sonucunda Rhododendron ponticum, Fagus orientalis, Castanea sativa ve Quercus sp. dominant ve sekonder polenler olarak tespit edilmiştir. Aynı bal örneklerinde Agrimonia repens, Crataegus sp., Potentilla sp., Pyracantha coccinea, Rosa canina ve Rubus sp. minör polen olarak belirlenmiştir. Eser olarak saptanan polen familyaları ise; Adoxaceae, Apiaceae, Asteraceae, Betulaceae, Boraginaceae, Brassicaceae, Campanulaceae, Cupressaceae, Euphorbiaceae, Fabaceae, Gentianaceae, Geraniaceae, Iridaceae, Lamiaceae, Oleaceae, Onagraceae, Pinaceae, Plantaginaceae, Poaceae, Primulaceae, Ranunculaceae, Scrophulariaceae ve Urticaceae'dir. Bal örneklerinde yapılan polen analizleri sonucunda, 27 adet takson bazında, 15 adet cins bazında polen tespit edilmiştir. Bal örneklerinde bulunan polenlerle alandaki bitki türleri karşılaştırıldığında Yığılca arısının taşıdığı polenler alanın florası ile de örtüşmektedir.
Adana ilinde arıcılığın genel yapısı ve arıcılık faaliyetleri
Bu araştırmada Adana ilinin arıcılık işletmelerini teknik, kültürel ve sosyo-ekonomik açıdan inceleyerek arıcılığın genel yapısını ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu çalışma, Adana ilinin merkez dahil toplam 15 ilçesinde faaliyet gösteren arıcılık işletmelerinden uygun örnekleme yöntemiyle seçilen toplam 302 işletmede gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda araştırma verileri, ziyaret edilen işletmelerin sahipleriyle yüzyüze yapılan anket uygulamalarından elde edilmiştir. Bu anketler arı yetiştiricilerinin sosyo-demografik özelliklerini ve işletmelerde yürütülen faaliyetler, sorunlar ve beklentiler hakkında bilgi sağlamak amacıyla düzenlenmiştir. Ankete katılan yetiştiricilerin %48'lik kısmının 46-55 yaşlarında olduğu ve bu yaş grubunun %37.24'ünün kovan başına 10-15 kg arasında bal aldığı, yetiştiricilerin %37.1'lik kısmının ortaokul mezunu olduğu ve bu üreticilerin %39.21'inin kovan başına 10-15 kg arasında bal aldığı, yetiştiricilerin %33.8'inin hanesinde 4 kişi oturduğu ve hanesinde 4 kişi oturanların %36.27'sinin 10-15 kg arasında bal aldığı, yetiştiricilerin %44.4'ünün 6-10 yıl süreyle arıcılık yaptıkları ve bu üreticilerin %38'inin kovan başına 10-15 kg arası bal aldıkları belirlenmiştir. Yetiştiricilerin %39.4'ü kendisini çiftçi olarak görmemektedir. Kendisini çiftçi olarak nitelendiren yetiştiriclerin %30.8'i arıcılığı ikincil uğraş olarak görmektedir. Yetiştiriciliği ikincil uğraş olarak görenlerin de %38.7'sinin 10-15 kg arası bal aldığı, yetiştiricilerin %41.7'sinin işletmesinde 3 kişi çalıştığı ve bu arıcıların %35.29'unun 10-15 kg arasında bal aldığı tespit edilmiştir. Araştırmada yetiştiricilerin yaşları, eğitim durumları, hanelerinde oturan kişi sayısı, kendilerini tanımlama şekilleri gibi parametreler ile kovan başı üretim miktarları arasındaki ilişkinin belirlenmesi için yapılan analizlere göre istatistiksel olarak önemlilik saptanmamıştır (P>0.05). Yetiştiriciler arasında 6-10 yıl süre ile arıcılık yapanların %38'inin, işletmesinde 3 kişi çalışanların %35.29'unun 10-15 kg bal aldığı, yetiştiricilerin %38'lik kısmının 11-30 kovan ile arıcılığa başladıkları ve bunların da %47'sinin kovan başı 10-15 kg bal aldığı, mevcut kovan sayısı olarak %54.6'sının 1-50 kovanı olduğu ve bunların da %43.03'ünün 10-15 kg arası bal aldığı belirlenmiştir. Yetiştiricilerin arıcılık yapma süreleri, işletmelerinde çalışan kişi sayısı, başlangıç ve mevcut kovan sayıları ile kovan başı üretim miktarları arasındaki ilişkinin belirlenmesi için yapılan analizlere göre çok yüksek düzeyde istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (P<0.05). Sonuç olarak, kovan başına verimin 10-15 kg olarak oldukça düşük düzeylerde olduğu saptanmıştır. Arıcılığın yetiştiriciler tarafından çoğunlukla ikinci bir iş olarak yapıldığı ve özellikle sektörde pazar sorunun önemli olduğu tespit edilmiştir. Adana ilinde arı yetiştiricilerinin ve arıcılık faaliyetlerine ilişkin mevcut durumunun, sektörün Türkiye'deki genel durumuyla benzerlik gösterdiği, ildeki arıcılık faaliyetlerine ait performansın artırılması için sektöre verilen kamu desteklerinin arttırılmasının, özellikle balda kalıntı probleminin ve pazarlama konusunda yaşanan sıkıntıların ortadan kaldırılmasına yönelik ivedi tedbirlerin alınmasının yararlı olacağı kanaatine varılmıştır.
Sivas ili arı yetiştiriciliğinin genel yapısı ve arıcılık faaliyetleri
Bu çalışmayla yüzölçümü geniş bir alana yayılan Sivas ilinde arıcılık faaliyetlerinin düzeyi ve buna bağlı olarak bal üretimi ile yan ürünlerinin üretiminin teknik, ekonomik ve pazar-piyasa olanakları değerlendirilerek ekonomik üretimin artırılması için gerekli faktörlerin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bununla birlikte arıcılık ile ilgili çalışmalara kaynak teşkil etmesi öngörülmüştür. Sivas ili merkez ve 16 ilçede halen mevcut olan 2097 arıcılık işletmesinden toplam 325 işletmede anket çalışması yapılmış, elde edilen veriler uygun istatistiksel metotlar göz önünde bulundurularak değerlendirilmiş ve Sivas ilinde arıcılığın mevcut durumu, problemleri ve gelişme olanakları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yetiştiricilerin sert ve uzun geçen kış şartları, kışlatma problemleri, kaliteli ve bölgeye uygun ana arı sıkıntısı, üretilen balın pazar-piyasa olanağını bulamaması, örgütlerin faaliyetlerinin yetersiz olması gibi sıkıntıları olduğu görülmüştür. Araştırmada yetiştiricilerin %(86,5) çoğunluğunun 35 yaş üstü üreticiler olduğu, arıcılıkla ilgili bilgiyi daha çok tecrübeli arıcıdan aldıkları görülmüştür. Bölgede ortalama 21 kg bal üretimi yapıldığı, bunun karını aracılar ve toptancılar elde ederken üreticilerin yeterince kazanamadığı, birlik ve kooperatiflerin üreticiye gerekli desteği veremedikleri görülmüştür. Kovan sayısı fazla olan, örgütlenmiş ve gezgin arıcıların bal üretimlerinin fazla olduğu görülmüştür. Bu tespitlerle ilgili kovan sayısının eğitimle artırılması, gezginciliğin teşviki ve örgütlerin hükümet programları ile karşılıklı projeler üretmesi kovan başına bal üretimini artıracağı kanaatine varılmıştır. Bal üretiminin artması ve uygun pazar şartlarının bulunmasıyla kırsal kesimin gelirinde artış olacağı gibi nüfusun göçüne de engel olacaktır.
Türk propolisinin sulu ve etanollü ekstraktının HPlC ve GC-MS ile karakterizasyonu
Propolis, bal arıları tarafından çeşitli bitki kaynaklarından toplanan yapışkan, reçineli bir maddedir. Propolisin etanollü ekstraktı reçineden arındırılmış polifenolik bileşenlerce zengin propolis ekstraktı elde etmek için yaygın şekilde kullanılmaktadır. Propolisin sulu ekstraktı ve kafeoilkuinik asitleri içeren başlıca bileşenleri çok büyük antioksidan aktiviteye ve bazı enzimlere karşı yüksek inhibitör/aktivatör etkiye sahiptir. Propolisin tüm bileşenlerinin karakterizasyonu hem kalitatif hem de kantitatif kimyasal analizini kapsamaktadır. Özellikle HPLC ve GC-MS gibi kromatografik teknikler her bir polifenolik bileşiğin profilini ve tanımlanmasını sağlamaktadır. Bu çalışma ile Türkiye'nin çeşitli yörelerinden toplanan ve günümüzde önemi giderek daha fazla anlaşılmaya başlanan Türk propolisinin sulu ekstraktı ve etanollü ekstraktında HPLC-DAD ve GC-MS aracılığıyla içeriğinde bulunan bileşenlerin kalitatif ve kantitatif olarak belirlenmesi amaçlanmıştır. HPLC-DAD ile yapılan analizlerinde Türk propolisinin sulu ekstraktının fazla miktarda kafeik asitin (204.00 µg/mL) yanısıra trans-sinnamik, klorojenik ve kafeoilkuinik asitleri içerdiği, etanollü ekstraktın ise çok yüksek miktarda krisin (641.33 µg/mL), kafeik asit fenetil ester (630.67 µg/mL), pinosembrin (572.67 µg/mL), galangin (534.11 µg/mL), naringenin (372.39 µg/mL) ve aynı zamanda kaempferol, trans-sinnamik asit, kafeik asit, mirisetin, kuersetin gibi diğer flavonoid ve fenolik asitleri içerdiği belirlenmiştir. Rtx-1 ve Rtx-5ms olmak üzere farklı iki kolon kullanılarak yapılan GC-MS analizlerinde ise Rtx-5ms kolon ile sulu propolis ekstraktında çok daha fazla bileşen tespit edilmiştir. Rtx-5ms kolon ile yapılan analizde sulu propolis ekstraktının kuinik asit ve ferulik asit içerdiği, Rtx-1 kolon kullanılarak yapılan analizde ise etanollü propolis ekstraktının kafeik asit bulundurduğu belirlenmiştir. Bu analizler neticesinde her iki kolon ile belirlenen sulu ve etanollü propolis ekstraktlarının şekerler bakımından çok daha zengin içeriğe sahip olduğu saptanmıştır.
Koyun kalbi üzerine bal temelli solüsyonların kadavra koruyucu etkisinin değerlendirilmesi
Araştırmada insan sağlığı üzerine oldukça zararlı olduğu bilinen formaldehite alternatif olarak, balın temelini oluşturacağı solüsyonların kadavra koruyucu etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından (Proje No: 0484-YL-17) desteklenmiştir. Çalışmada 6 aylık yaştan daha büyük 42 adet koyun kalbi kullanıldı. Kesimi takiben kalpler otolizi engelleme amacıyla yerinde % 0,9'luk tuzlu su ile perfüze edildi. Kalplerin 6 tanesinden taze kadavra özelliklerini belirlemek amacıyla doku örnekleri alındı. Deneme gruplarından solüsyona maruz bırakıldıkları 3. gün, 75. gün, 150. gün ve 225. günde histolojik, mikrobiyolojik, tekstür ve renk yönünden değerlendirmeler için örnekler alındı. Çalışmada makroskobik incelemede A ve B gruplarının I. solüsyonları için kalplerin manuplasyonunda II. ve III. solüsyonlara göre daha belirgin bir sertlik hissedildi. Kalplerin şeklini koruması yönünden yapılan değerlendirmede ise I. solüsyonda şekil kaybının (ventriküler çökme) meydana geldiği, diğer solüsyonlarda kalbin şeklini koruduğu tespit edildi. Histolojik olarak genel tespitin oldukça olumlu olduğu görüldü. Ancak ilerleyen dönemde histolojik yapının deformasyona uğradığı saptandı. Mikrobiyolojik analizde ise herhangi bir bakteriyel ya da mikotik üreme gözlenmedi. Sertlik derecesi grup içi alt gruplar bakımından yapılan karşılaştırma sonuçlarına göre istatistiksel olarak 3. günde AI, AIII, BII ve BIII, 75. günde AIII, 150. günde AII, AIII ve BIII, 225. günde AIII ve BIII solüsyonlarında bekletilen kalp dokularının taze kalp dokusuna benzediği görüldü. Sertlik derecesi bakımından gruplar arası yapılan karşılaştırma sonuçlarına göre istatistiksel olarak AI solüsyonunun 3., AIII solüsyonunun 3. ve 75., BII solüsyonunun 3., 75. ve 225. günündeki kalp dokularının taze kalp dokusuna benzediği saptandı. Çalışmada renk analizi sonucuna göre L değeri bakımından grup içi ve gruplar arası yapılan istatistiksel karşılaştırmada taze kalp dokusunun deneme grubu kalp dokularına benzemediği saptandı. Koku anketi sonuçları ise +4 ºC'de bekletilen kalplerin yüzde değerlerinin oda ısında bekletilen kalplere göre daha pozitif olduğunu gösterdi. Ayrıca diğer solüsyonlara göre I. solüsyon için de aynı durumun söz konusu olduğu belirlendi. Sonuç olarak subjektif ve objektif incelemeler sonucunda elde edilen verilerin "ideal" tespit solüsyonunu oluşturma anlamında doğru yolda ilerlendiğini göstermektedir. Bu noktadan itibaren elde edilen veriler ve tecrübeler ışığında farklı paranşim dokusuna ve karakterine sahip organlarda incelemelerde bulunulmasını takiben tam kadavra üzerinde solüsyonların değerlendirilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir.
Elazığ ilinde arıcılığın yoğun olduğu yörelerin ballarında polen analizleri
Bu çalışrrmda, Elazığ İlinde arıcılığın yoğun olarak yapıldığı 7 bölgeden toplanan ballarda polen anali2i yapılmıştır. Bala nektar veren bitkiler, balda bulunan polenlerin teşhisi yapılarak belirlenmiştir. Her bir örnekten alınan 10 gr. balda bulunan polenlerin toplam miktarı ve her taksamın ayrı ayn polen miktarı hesaplanmıştır. Bal örneklerindeki polenlerin tanımlanması sonucu 9 familyaya ait 1 8 değişik bitki tespit edilmiştir. Ayrıca balların fiziksel özelliklerinden kristalleşmenin olup olmadığı ve renginin açık veya koyu oluşu da belirlenmiştir. Elazığ ili ballarında yapılan polen analizleri sonucunda, Achillea, centaurea triumfetti, Xeranthemum, Carduus, Helianthus annuus, Astragalus, Trifolium, vicia, onobrychis, Daucus, Vitis, Feganum harmala. Salvia, Mentha, Prunus, Rubus, Eleagnus angustifolia bala nektar veren bitkiler olarak tespit edilmiştir. ANAHTAR KELİMELER : 'Bal, Polen, Melitopalinoloji
Elazığ yöresinde satılan süzme ballarda türev spektrofotometri ile oksitetrasiklin ve sülfamezatin tayini
ÖZET Yüksek Lisans Tezi ELAZI? YÖRESİNDE SATILAN SÜZME BALLARDA TÜREV SPEKTROFOTOMETRİ İLE OKSİTETRASİKLİN VE SÜLFAMEZATİN TAYİNİ Meral TURABİK Fırat Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Kimya Mühendisliği Anabilim Dalı 1995,Saufa61 Oksitetrasiklin (OTO, sülfamazatin (SM) ve karışımları türev spektroskopisi yöntemiyle analizlenmiştir. pH= 4.8 asetat tamponuyla hazırlanan farklı konsantrasyon ve oranlarda OTC ve SM içeren sulu saf çözeltilerde, spektrumun 2° türevi kullanıldığında, absorbans hataları ve ilaçların etkileşimi elimine edilerek, 230.5 nın de OTC'nin 239.5 nın de Sİİ'in tayini yapılmıştır.Kalibrasyon eğrileri 4-16 ppm OTC ve 2-12 ppm SM düzeylerine kadar lineerdir. Farklı konsantrasyonl ardaki OTC ve SM ile farklı OTC/SM karışımları % 90-96 düzeylerinde geri kazanılabilmektedir.Balda OTC ve SM analizi için alınacak optimum bal örneği miktarı 0.5 g. dır. Spektrum 2° türevi 370 nm de OTC'nin, 1° türev ve 252 nm'de Sİİ'in tayini, ön ayırma işlemlerine gerek kalmadan yapılabilmektedir. 8-20 ppm düzeylerinde bala eklenen ilaçların geri kazanılma oranlan OTC için % 91-93 ve SM için % 94-98'dir. OTC + SM'i birlikte içeren bal örneklerinde OTC/SM oranı 1:1-3:1 aralığında., OTC geri kazanma oranı 190-95., SM/OTC oram 1:1-1:3 aralığında ise 195-96 dır. Özgeçmişi bilinmeyen bal örneklerinde standart ekleme yöntemiyle spektrum 2* türevi 230.5 nın de OTC ve 1° türev 254.6 nın de SM tayin edilebilmektedir.
Diyarbakır'da satışa sunulan balların mikrobiyolojik kalitesi ve bazı bakterilerin tür düzeyinde çeşitliliği
Amaç: Bu tez çalışmasında süzme ve petek ballarındaki bazı mikroorganizmaların varlığı ve tür düzeyinde dağılımının belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Bu çalışmada Diyarbakır ilindeki farklı satış noktalarından 106 süzme bal ve 44 petek bal olmak üzere toplam 150 bal örneği incelenmiştir. Bal örneklerindeki mikroorganizmaların tespiti amacı ile toplam mezofilik aerobik bakteri, toplam mezofilik anerobik bakteri, koliform, Escherichia coli, Staphylococcus spp., laktik asit bakterileri, maya ve küf sayısı klasik analiz yöntemleri ile araştırılmıştır. Ayrıca, bal örneklerinden elde edilen koliform ve Staphylococcus spp. izolatları Vitek II bakteri identifikasyon sisteminde tür düzeyinde incelenmiştir. Bulgular: Bal örneklerindeki ortalama toplam mezofilik aerobik bakteri ve toplam mezofilik anerobik bakteri sayıları sırası ile 3,26±1,08 log kob/g ve 3,0±0,85 log kob/g olarak saptanmıştır. Ortalama koliform, Staphylococcus spp., laktik asit bakterileri, maya ve küf sayıları ise sırasıyla 8,37 EMS/g, 0,98 EMS/g, 2,93±0,51 log kob/g, 2,90±0,84 log kob/g ve 1,76±0,53 log kob/g olarak saptanmıştır. Bal örneklerinden izole edilen koliformların tür düzeyinde Klebsiella pneumoniae, Klebsiella aerogenes, Enterobacter cloacae, Proteus mirabilis, Proteus vulgaris, Serratia marcescens ve Klebsiella oxytoca; Staphylococcus spp. izolatlarının ise Staphylococcus hominis, Staphylococcus epidermidis, Staphylococcus hemolyticus ve Staphylococcus capitis türlerine ait olduğu belirlendi. Örneklerin hiçbirinde Escherichia coli veya Staphylococcus aureus tespit edilemedi. Sonuç: Balların raf ömrü ve kalitesi üzerine etkili bazı mikroorganizmaları yüksek sayıda bulundurduğu saptanmıştır. Kovandan sofraya kadar olan tüm aşamalarda etkin bir yönetim sisteminin uygulanması en uygun izleme ve kontrol koşullarını sağlayarak balların bu tip mikroorganizmalar ile kontaminasyon riskini azaltacağı kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bal, mikrobiyolojik kalite, hijyen, tür, çeşitlilik