Neck

64 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Papiller tiroid kanseri boyun metastazını saptamada FDG PET etkinliğinin değerlendirilmesi

Son yıllarda popülaritesinin artmasıyla birlikte FDG PET çeşitli malign hastalıklarda tanısal yöntem olarak sıklıkla başvurulan bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bizim çalışmamızda papiller tiroid kanseri tanılı vakalarda boyun lenf nodu metastazlarını saptamada FDG PET etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık. Bu retrospektif çalışmamızda Ocak 2012-Mayıs 2021 yılları arasında kliniğimize başvuran, tiroid bezinde papiller kanser tanısı histopatolojik olarak doğrulanmış olan ve boyun lenf nodlarına yönelik cerrahi girişim yapılmış 68 hasta dahil edildi. Hastalarımızın operasyon öncesinde çekilen FDG PET görüntülemeleri ve raporları incelendi. Histopatolojik tanı ile FDG PET görüntülemeleri ve raporları eşleştirildi. Çalışmamıza dahil edilen 68 hastanın 56'sı histopatolojik olarak papiller kanser tanısı almış olup 12 hastanın histopatolojisi negatif olarak raporlanmıştır. Histopatolojisi pozitif olan 56 hastanın 49'unda FDG PET tutulumu mevcut olup, negatif gruptaki 12 hastanın 3'ünde tutulum gözlenmemiştir. Çalışmamızın sonuçlarına göre servikal metastazları saptamada FDG PET'in sensitivitesi %87.5 ve spesifitesi %25 olup boyun metastazının saptanmasında diğer tetkiklerle birlikte önemli bir yol göstericidir.

BoyunNeoplazm metastazlarıPozitron emisyon tomografi+2
Ali Emre Al
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Boyun ağrılı spondiloartritli hastalarda ağrı ve fonksiyon üzerine konvansiyonel fizik tedavi modaliteleri ve kinezyolojik bantlama tedavisinin etkinliğinin değerlendirilmesi

AMAÇ Bu tez çalışmasında amaç, boyun ağrılı spondiloartrit (SpA) hastalarında egzersiz, Kinezyolojik bantlama (KB) ve konvansiyonel fizik tedavi (FT) modalitelerinin ağrı ve fonksiyonel durum açısından etkinliğinin karşılaştırılmasıdır. GEREÇ ve YÖNTEM Çalışmaya Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğinden takip edilen ve inflamatuar karakterde boyun ağrısı olan 18-65 yaş arası spondiloartrit hastaları dahil edildi. Son 3 ay içerisinde mevcut medikal tedavisinde değişiklik yapılanlar, servikal disk hernisi ile uyumlu semptomları olanlar, servikal bölgeden travma veya operasyon öyküsü olanlar, malignitesi, sistemik enfeksiyonu veya bilinen psikiyatrik bozukluğu olanlar, tedavi uygulanacak olan bölgede yara veya enfeksiyonu olanlar, KB bandına karşı alerjik reaksiyonu olanlar çalışmaya dahil edilmedi. Hastalar 3 farklı gruba randomize edildi ve birinci gruba yalnızca ev egzersiz programı verildi. İkinci gruba 3 hafta sürecek şekilde 15 seans konvansiyonel FT modaliteleri uygulandı ve ev egzersiz programı verildi. Üçüncü gruba 3 hafta boyunca haftada iki kez değiştirilmek üzere boyun bölgesine KB tedavisi uygulandı ve ev egzersiz programı verildi. Değerlendirmeler tedavi öncesi, tedavi sonrası 3. hafta ve 3. ayda; Görsel Analog Skala (VAS), Boyun Ağrı ve Özürlülük Skoru (BAÖS), Kopenhag Boyun Fonksiyonel Özürlülük Skalası (KBFÖS), Spondiloartritler için Sağlık Değerlendirme Anketi (HAQ-S), Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI), Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASFI), Bath Ankilozan Spondilit Metroloji İndeksi (BASMI) testleri kullanılarak ve goniometre ile boyun eklem hareket açıklıkları (EHA) ölçülerek yapıldı. BULGULAR Çalışmaya 43 hasta alındı (Egzersiz grubu:14, Konvansiyonel FT grubu:14, KB grubu:15). Çalışmaya alınan olguların demografik özellikleri karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Sadece egzersiz verilen grupta grup içi değerlendirmelerde kontroller arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Gruplararası karşılaştırmalarda, 3. ay kontrollerinde konvansiyonel FT grubuna göre boyun ekstansiyonu ve sağ rotasyonu değerlerinde tedavi öncesine göre anlamlı artma saptandı. Kinezyolojik bantlama uygulanan grupta grup içi değerlendirmelerde yapılan kontrollerde anlamlı farklılık saptanmadı. Gruplararası karşılaştırmalarda, 3. haftaki kontrollerde egzersiz grubuna göre VAS ağrı skoru değerlerinde tedavi öncesine göre azalma saptandı. Konvansiyel FT uyguladığımız grupta grup içi değerlendirmelerde 3. hafta kontrollerinde BASFI ve VAS değerlerinde tedavi öncesine göre anlamlı azalma saptandı. Gruplararası karşılaştırmalarda, 3. haftaki kontrollerde egzersiz grubuna göre VAS, BASDAI ve BASFI değerlerinde tedavi öncesine göre anlamlı azalma saptandı. SONUÇ SpA'lı hastaların boyun ağrısı ve kısıtlılığının tedavisinde verilen egzersiz programının istatistiksel olarak anlamlı olmasa da eklem hareket açıklığı üzerine olumlu etkileri saptanmıştır. Egzersiz programına ek olarak uygulanan KB tedavisi ağrıyı azaltmada faydalı olmaktadır. Konvansiyonel FT yöntemleri ile egzersiz programı birlikte uygulandığında ise ağrı ve fonksiyonel durumda iyileşme görülmektedir. Boyun şikayeti olan SpA'lı hastalarda nonfarmakolojik yöntemler iyi birer tedavi alternatifi olabilir.

ArtritAğrıBoyun+4
Meryem Güneşer Güleç
Bezmialem Vakıf University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Laktasyon dönemindeki bayanlarda görülen boyun ve bel ağrı seviyelerinin incelenmesi

Çalışmamızda, laktasyon dönemindeki kadınların boyun ve bel ağrı seviyelerini ve ağrı seviyelerinin günlük yaşamlarına etkileri incelemeyi amaçladık. Çalışmaya İstanbul ilinde yaşayan, Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü, Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Laboratuvarına başvuran doğum sonrası 0-6 ay laktasyon döneminde olan 50 kadın dahil edildi. Olgularda sosyodemografik ve obstetrik özelliklerini belirleyen soru formu, Oswestry Bel Ağrısı Ölçeği ve Boyun Ağrı ve Disabilite İndeksi yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı. Verilerin istatistiksel değerlendirmesinde Tek Yönlü Varyans Analizi ve t testi kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen olguların %68'i 20-29 yaş aralığında, %32'si 30-40 yaş aralığında idi. Olguların yaş ortalamasının 28,48±4,21 olduğu belirlendi. Çalışmaya dahil edilen bireyler doğum sonrası ortalama 4,07±1,88 ayda idi. Kadınların %42'si doğum sonrası 0-3 ayda iken, %58'i 4-6 doğum sonrası ayda idi. Çalışmamızdaki kadınların %16'sı ideal kilonun çok üzerinde, %30'u ideal kilonun üzerinde, %54'ü ideal kiloda idi. Bireylerin vücut kitle indeks ortalamasının 25,81±3,68 olduğu belirlendi. Olguların eğitim durumları incelendiğinde % 14'ü ilköğretim, % 4'ü ortaokul, % 12'si lise, % 54'ünün lisans mezunu olduğu bulundu. Kadınların doğum şekilleri incelendiğinde %36'sı normal doğum, %64'ünün sezaryen ile doğum gerçekleştirdiği belirlendi. Çalışmaya dahil edilen olguların postpartum dönemde %10'unun düzenli egzersiz yaptığı, %80'inin egzersiz yapmadığı bulundu. Katılımcıların Oswestry total puan ortalamaları 26,20±13,09, Boyun ağrı ve disabilite indeksi total puan ortalaması 29,99±14,46 idi. Kadınların yaşları, eğitim durumları, postpartum egzersiz durumları ve vücut kitle indeksleri, ile Oswestry ağrı ölçeği total puanı ile Boyun ağrı ve disabilite indeksi total puan ortalaması arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. (p>0,05) Çalışmaya katılan bireylerde doğum sonrası 0-3 ay dönemde olanların Oswestry ağrı puanının, 4-6 ay döneminde olanların total puanlarından daha yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı. (p<0,05) Çalışmaya dahil edilen kadınların Oswestry Ağrı Ölçeği ve Boyun Ağrı ve Disabilite İndeksi total puan ortalamaları, ağrılarının günlük yaşamlarında hafif fonksiyonel kaybın olduğunu göstermektedir. Doğum sonrası aylar ilerledikçe gebeliğin izlerinin silinmesi ile bel ağrı seviyelerinin azaldığı buna paralel olarak günlük yaşamlarındaki fonksiyonel kaybın gerilediği bulundu.

AğrıBel ağrısıBoyun+4
Hicret Kayacı
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Servikal disk hernisine bağlı akut boyun ağrısında düşük doz lazer tedavisinin etkinliği

Servikal Disk Hernisine Bağlı Akut Boyun Ağrısında Düşük Doz Lazer Tedavisinin Etkinliği Amaç: Bu çalışmada amaç, servikal disk hernisine bağlı akut boyun ağrısında düşük doz lazer tedavisinin etkinliğini araştırmaktı. Dizayn: Çift kör, randomize, plasebo kontrollü çalışma. Gereç ve Yöntem: Mart 2012-Mayıs 2013 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Balcalı Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğine boyun ve/veya tek taraflı üst ekstremite ağrısıyla başvuran 230 hasta değerlendirildi. Kriterleri karşılayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 60 hasta 2 gruba ayrıldı. ?. gruba (n:30) DDLT, ?. gruba (n:30) sham lazer tedavisi haftada 5 gün, 3 hafta süreyle toplam 15 seans uygulandı. DDLT 904 nm dalga boyunda GaAs lazer cihazı ile transforaminal olarak 6 noktaya, her bir noktaya 120 sn süreyle, 2 J/cm² yoğunlukta, total doz 12 J, prob ciltle sabit temasta tutularak uygulandı. Hastalar tedavi öncesi ve 3 haftalık tedavi sonrasında değerlendirildi. Hastalarda vizüel analog skala (VAS) ile ağrı şiddeti, Boyun Ağrı ve Özür Skalası (Neck Pain and Disability Scale) ve yaşam kalitesi değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında tedavi sonrasında boyun, kol ve gece ağrısı şiddeti, NPDS ve SF-36 skorlarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: DDLT kısa vadede disk hernisine bağlı akut boyun ağrısında plaseboya üstün değildir. Anahtar Sözcükler: Düşük Doz Lazer Tedavisi (DDLT), akut boyun ağrısı, servikal disk hernisi

AğrıBoyunLazer tedavisi+3
Hazan Şahan Buko
Çukurova University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Servikal lenf nodlarının benign-malign ayrımında shear wave elastografi ve histopatolojik bulguların karşılaştırılması

Amaç: Bu prospektif çalışmanın amacı servikal bölgede persistan lenfadenopatisi olan hastalarda lenf nodlarının shear wave elastografi (SWE) ile incelenerek elde edilen shear dalga hızlarının (SWV) kantitatif olarak değerlendirilmesi ve SWE'nin benign-malign lenf nodu ayırımında tanısal performansının histopatolojik bulgular referans standart alınarak ortaya konmasıdır. Materyal ve Metod: Çalışmamıza 72 hastadan 100 lenf nodu dahil edildi. Tüm hastalara histopatolojik örnekleme öncesi konvansyonel US incelemesi ve virtual touch tissue imaging quantification (VTIQ) kullanılarak SWE incelemesi yapıldı. Konvansiyonel inceleme ile lenf nodu seviyesi, kısa aks, aks oranı, lenf nodunda hilus varlığı veya yokluğu, kalsifikasyon varlığı veya yokluğu, kistik değişiklik varlığı veya yokluğu, lenf nodu vaskülarite paterni değerlendirildi. SWE incelemesinde doku sertliğini gösteren SWVmaksimum ve SWVortalama değerleri ölçüldü. Diagnostik performans ise receiver operating characteristic (ROC) analizi ile değerlendirildi. En iyi eşik değerler Youden indeks ile belirlendi. Lenf nodlarının benign ve malign ayrımında histopatolojik tanı referans standart olarak belirlendi. Bulgular: Histopatolojik olarak 52 lenf nodu benign 48 lenf nodu malign olarak raporlandı. Benign lenf nodlarında SWVmaksimumdeğerleri ortalama 3.21 ± 1.23 m/sn, SWVortalama ortalama 2.96 ± 1.15 m/sn, malign lenf nodlarında SWVmaksimum değerleri ortalama 4.51 ± 1.16 m/sn, SWVortalama ortalama 4.18 ± 1.10 ölçüldü. SWVmaksimum ve SWVortalama değerleri malign lenf nodlarında benign lenf nodlarına göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek tespit edildi (p<0.001). ROC eğrisi kullanılarak SWVmaksimum ve SWVortalama için en iyi eşik değer 3.03 m/sn belirlenmiş olup SWVmaksimum ve SWVortalama için benign ve malign lenf nodlarını ayırt etmede sırasıyla duyarlılık, özgüllük, pozitif ve negatif öngörü değeri ve doğruluk oranları %93, %59, %68, %91, %75 ve %91, %63, %69, %89, %77 olarak hesaplanmıştır. Sonuç: Malign ve benign lenf nodlarının ayrımında SWE umut vaat eden tekrarlanabilir noninvaziv bir tanısal görüntüleme yöntemi olup SWVmaksimum ve SWVortalama değerleri lenf nodu karakterizasyonunda oldukça değerli bağımsız kantitafif göstergelerdir. SWE'nin rutin pratikte kullanımının lenf nodu karakterizasyonu hakkında bilgi sağlayabileceğini, ince iğne aspirasyon biyopsilerini ve cerrahi eksizyon yapılacak vaka sayılarını azaltacağını ve örnekleme yapılacak yüksek riskli lenf nodunun belirlenmesinde önemli katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.

BoyunElastografiLenf nodları+2
Alican Kılıç
Gaziantep University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik boyun ağrılı hastalarda fasyal tedavinin etkinliğinin araştırılması

Çalışmamız, nörolojik defisiti olmayan kronik boyun ağrılı (KBA) hastalarda fasyal tedavinin etkinliğini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya kronik boyun ağrısı olan 52 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele yöntemle klasik fizyoterapi ve fasyal tedavi grubu olarak iki gruba ayrıldı. Her grupta 26 birey yer aldı. Fasyal tedavi grubuna, klasik fizyoterapi (yüzeyel sıcaklık-hotpack, TENS ve egzersiz) uygulamasına ek olarak, 5 seans fasyal mobilizasyon tedavi protokolü (unwinding protokolü) uygulandı. Bu tedavi protokolünde fasya servikalis superficialis, fasya coli superficialis için 2 boyutlu uygulama, fasya servikalis media, fasya servikalis profunda, fasya klavipectoralis, atlanto- occipital bağlantısına yönelik teknikler ve ligamentum suspensorium gevşetme yer aldı. Tüm hastalar tedavi öncesi ve tedavi sonrası ağrı (Vizüel Ağrı Skalası-VAS), derin boyun fleksörleri kas kuvvet ve enduransı (Basınç Biofeedback), özür durumu (Boyun Ağrı ve Özür Göstergesi), emosyonel durum (Beck Depresyon Skalası-BDS) ve hareket korkusu (Tampa Kinezyofobi Skalası-TKS) açısından değerlendirildi. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası gruplar kendi içinde karşılaştırıldığında, her iki grupta ağrı ve boyun özür göstergesinde azalma (p<0.05) olduğu; fasyal tedavi grubunda ayrıca derin boyun kas kuvveti ve enduransında artma ve emosyonel durumda iyileşme olduğu saptandı (p<0.05). Tedavi öncesiyle karşılaştırıldığında, etki büyüklüğü karşılaştırmaları, fasyal tedavi grubunda bu ölçümlere yönelik klinik düzelmelerin daha fazla olduğunu gösterdi. Gruplar karşılaştırıldığında, ağrı, derin boyun fleksörleri kas kuvvet ve enduransı, özür durumu, emosyonel durum ve hareket korkusu fasyal tedavi grubunda klinik düzelmelerin daha fazla olduğu görüldü. Sonuçlarımız fasyal mobilizasyon tekniklerini içeren klasik fizyoterapi programının kronik boyun ağrısı olan olguların tedavisinde etkili olduğunu göstermektedir. Geniş örneklem gruplarında ve izlem peryotlarını içeren çalışmaların yapılmasının, bu sonuçların kanıt düzeyini artıracağı görüşündeyiz.

AğrıBoyunBoyun ağrısı+5
Gülsen Güler
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Omuz-boyun postür problemi olan yetişkin hastalarda klinik pilates egzersizlerinin postüre etkisinin belirlenmesi

Bu çalışma omuz-boyun postür problemi olan yetişkin hastalarda klinik pilates egzersizlerinin postüre etkisinin belirlenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya baş anterior tilt, omuz protraksiyon postürü olan 51 kişi dahil edildi ve randomize olarak klinik pilates grubu (Grup 1, n=26) ve klasik postür egzersiz grubu (Grup 2, n=25) olarak 2 gruba ayrıldı. Hastaların özgeçmiş ve demografik bilgileri kaydedildi. Derin boyun fleksör kas kuvveti ve endurans ölçümünde Basınçlı Biyofeedback Ünitesi (BBÜ) kullanıldı. Baş, boyun ve omuz postür mesafe ölçümü olarak duvar-tragus, duvar-akromion, çene-sternal çentik, akromion-tragus mesafe ölçümleri, omuz bölgesi esneklik ölçümü için sırt kaşıma testi kullanıldı. Çalışmada 6 hafta boyunca servikal ve omuz kuşağı bölgesine özel 1. gruba klinik pilates egzersizleri, 2. gruba ise klasik postür egzersizleri uygulandı. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve 6 hafta sonrasında yapıldı. Yapılan egzersiz uygulamaları sonucunda grup içi karşılaştırmalarda duvar- akromion, çene ucu- sternal çentik, duvar-tragus mesafe ölçümlerinde klinik pilates grubu yönünde anlamlı fark bulunmuştur (p< 0,05). Gruplar arası karşılaştırmalarda ise Derin Boyun Fleksör(DBF) kas enduransı, sırt kaşıma testi, duvar-tragus mesafe ölçümünde klinik pilates yönünden anlamlı fark bulunmuştur (p< 0,05). Çalışmamızın sonucunda omuz-boyun postür problemlerinin egzersiz tedavisinde klinik pilatesin klasik postür egzersizlerine göre DBF kas enduransı, omuz kuşağı esnekliği, postür değişimi yönünden daha etkili olduğu görüldü.

BoyunDuruşEgzersiz+5
Meltem Uzun
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Fibromiyalji hastalarında skapular stabilizasyon egzersiz eğitiminin postür ve ağrı üzerindeki etkisi

Çalışmamız, fibromiyalji hastalarında skapular stabilizasyon egzersiz eğitiminin servikal postür ve ağrı üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya yaşları 18-60 yıl arasında değişen 59 hasta dahil edildi. Bireyler skapular stabilizasyon egzersiz (n=29) ve klasik egzersiz (n=30) grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Klasik egzersiz ve skapular stabilizasyon egzersiz grubunun her ikisine de egzersiz öncesi hotpack, TENS ve ultrason uygulandı. Bu uygulama her iki gruba da haftada 5 gün olmak üzere toplam 6 hafta devam etti. Bu tedaviyi takiben klasik gruba klasik omuz egzersizleri, skapular stabilizasyon grubuna ise stabilizasyon egzersizleri verildi. Hastalar ağrı, servikal postür, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi açısından değerlendirildi. Hastalara tüm değerlendirmeler tedavi öncesi ve 6 haftanın sonunda olmak üzere iki kez tekrarlandı. Çalışmanın sonucunda gruplar tedavi öncesi ve tedavi sonrası karşılaştırıldığında, klasik grupta servikal postür dışında, her iki grupta da tedavi sonrası ağrının azaldığı, fonksiyonel durumun geliştiği ve yaşam kalitesinin iyileştiği gözlendi (p<0,5). Gruplar karşılaştırıldığında ise, ağrı, servikal postür ve fonksiyonel durum açısından skapular stabilizasyon egzersiz grubunun klasik egzersiz grubuna göre daha etkin olduğu (p<0.05), ancak yaşam kalitesi sonuçları yönünden grupların benzer olduğu saptandı (p>0.05). Sonuç olarak, fibromiyalji tanısı konmuş hastalarda ağrı ve servikal postür üzerinde skapular stabilizasyon egzersizlerinin etkili olduğu gözlendi. Bu nedenle fibromiyalji hastalarında görülen semptomların kısa sürede iyileşmesini sağlayabilmek için klasik egzersizler yerine skapulayı içine alan stabilizasyon egzersizlerinin mutlaka kullanılması gerektiği görüşündeyiz.

AğrıBoyunBoyun ağrısı+7
Hakan Polat
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ney ve keman icracılarında servikal bölge problemleri ve egzersiz eğitiminin etkinliği

Bu çalışma, servikal bölge problemlerine sahip olan 20 keman ve 20 ney icracısından oluşan 40 kişi üzerinde egzersiz eğitiminin etkinliğini gözlemlemek amacıyla planlandı. Ney ve keman icracıları iki farklı grup olarak değerlendirildi. Her iki gruba da 8 hafta boyunca haftanın 3 günü egzersiz eğitim programı uygulandı. Müzisyenlerin cinsiyet, yaş, boy, vücut ağırlığı ve enstrümanı günlük/yıllık kullanım süreleri gibi bilgileri kayıt altına alındı. Eklem hareket açıklığı için gonyometrik ölçüm, kas kuvveti için dijital kas dinamometresi, ağrı için visual analog skalası, fonksiyonel durum için northwick park boyun ağrısı anketi, fleksibilite için mezura, yaşam kalitesi için SF-36 ölçeği, kavrama kuvveti için handgrip dinamometresi kullanıldı. Ölçümler eğitim öncesi ve sonrası olmak üzere iki kez tekrarlandı. İstatistiksel analiz sonucunda; iki grupta da ağrı düzeylerinde azalma, boyun fleksiyonu yönünde eklem hareket açıklıklarında artış, sol trapeziusun orta, sağ deltoideusun ön ve orta parçası, boynun fleksör grup kaslarında ve sol el kavrama kuvvetinde anlamlı artışlar, çene-sternum ve çene-duvar mesafeleri ile yaşam kalitesinin sosyal fonksiyon skoru açısından pozitif yönde anlamlı sonuçlar görüldü. Ney icracılarında boynun sağ ve keman icracılarında boynun sol lateral fleksiyon eklem hareket açıklıklarında artış görüldü. Ney kullanıcılarında sol trapeziusun üst, sol deltoideusun ön parçası, keman kullanıcılarında ise sağ serratus anterior, sağ trapeziusun orta parçası ve boynun ekstansör kas kuvvetlerinde artış görüldü. Ney kullanıcılarında yaşam kalitesi ölçeğinin emosyonel iyilik hali skor değeri lehine anlamlı fark bulundu. Değerlendirmeye alınan diğer parametrelerde ise anlamlı fark görülmedi. Bu çalışma sonucunda ney ve keman icracılarında egzersiz eğitiminin servikal bölge problemlerinin tamamında olmasa da başta ağrı olmak üzere bazı parametlerde etkili olabileceği düşünüldü. Egzersiz eğitiminin etkilerini görebilmek için daha kapsamlı ve uzun takip gerektiren çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna ulaşıldı. Anahtar kelimeler: Ney, Keman, Egzersiz Eğitimi, Servikal Bölge Problemleri

BoyunEgzersizFizyoterapistler+5
Hasan Akbey
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tekerlekli sandalye kullananlarda üst ekstremite ve skapular kasları kuvvetlendirme egzersizlerinin baş, boyun ve omuz postürü, fonksiyonel kapasite ve yorgunluğa etkisinin incelenmesi.

Bu çalışma, tekerlekli sandalye kullananlarda üst ekstremite ve skapular kasları kuvvetlendirme egzersizlerinin baş, boyun ve omuz postürü, fonksiyonel kapasite ve yorgunluğa etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Çalışma Hatay ilinin Reyhanlı ilçesinde bulunan bir özel fizik tedavi merkezinde yürütüldü. Çalışmamıza spinal kord yaralanmaları T6-T12 seviyelerinde, 20-35 yaş aralığında olan, savaş mağduru 24 gönüllü erkek hasta dahil edildi. Bireyler basit rastgele yöntemlerle iki gruba ayrıldı. Klasik eğitim grubu hastalarına (n=12) üst ekstremite kuvvetlendirme egzersizleri ve çalışma grubu (n=12) hastalarına üst ekstremite egzersizlerine ek olarak skapular kuvvetlendirme egzersizleri verildi. Egzersizler 4 hafta boyunca, haftada 3 gün olmak üzere uygulandı. Çalışmanın başında bireylerin demografik bilgileri alınarak baş, boyun ve omuz postür ölçümleri, kas kuvveti ve el kavrama kuvveti ölçümleri, Tekerlekli Sandalye Kullananlarda Omuz Ağrı İndeksi (TSKOAİ), Boyun Özürlülük İndeksi (BÖİ) değerlendirmeleri yapıldı. Ayrıca yorgunluk düzeyi Yorgunluk Siddet Ölçeği (YŞÖ) ile, fonksiyonellik düzeyleri Fonksiyonel Bağımsızlık Düzeyi Ölçeği (FBD) ile, uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ile, depresyon düzeyi Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile ve yaşam kalitesi Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği (DSÖ-YK)-kısa formu ile değerlendirildi. Değerlendirmeler 4 haftalık egzersiz eğitimi sonunda tekrarlandı ve sonuçlar uygun istatistik programı ile analiz edildi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, çalışma grubunda boyun ve omuz posturünde düzelme, kassal kuvvet değerlerinde artış, omuz ağrı, boyun özürlülük ve yorgunluk şiddet düzeylerinde anlamlı düşüş olduğu görüldü (p<0.05). Ayrıca fonksiyonel bağımsızlık ve yaşam kalitesi skorları eğitim sonrası çalışma grubunda gelişme gösterdiği görüldü (p<0.05). Uyku kalitesi ve depresyonda ise anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). Sonuç olarak, üst ekstremite kuvvetlendirme egzersizlerine ek olarak uygulanan skapular kaslara kuvvetlendirme egzersizlerinin, boyun ve omuz posturünde, kassal kuvvet değerlerinde, omuz ağrı, boyun özürlülük, yorgunluk şiddet düzeylerinde, fonksiyonel bağımsızlık ve yaşam kalitesi skorları sadece üst ekstremite egzersizlerinin uygulanmasına göre daha etkili olduğu bulundu.

BoyunDuruşKafa+7
Alı Hassan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde kronik boyun ağrısının kavrama kuvveti ve psikomotor beceriler üzerine etkisi

Bu çalışmada Görsel Analog Ölçeği'ne göre ağrısı olan ve kronik boyun ağrısı tanısı almış yetişkin bireylerdeki boyun ağrısının kavrama kuvveti ile psikomotor becerilerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya yaşları 19-74 arası değişen 80 birey katılmıştır. Bireyler Grup 1- Kontrol Grubu (n=40) ve Grup 2- Hasta Grubu (n=40) olmak üzere ayrılmıştır. Grupların yaş, boy uzunluğu, vücut ağırlığı, mesleği gibi bilgiler not edilmiştir. Her iki gruba da Görsel Analog Ölçeği, Boyun Özürlülük İndeksi uygulanmış; Jamar Hidrolik El Dinamometresi ile el kavrama kuvveti, pinçmetre ile parmak lateral kavrama kuvveti ve Purdue Pegboard Testi ile psikomotor becerileri ölçülmüştür. Bu çalışmada kontrol grubu ile karşılaştırıldığında el kavrama kuvveti, parmak lateral kavrama kuvveti ve psikomotor becerilerde hasta grubunda anlamlı bir azalma tespit edilmiştir. Ayrıca, Görsel Analog Ölçeği sonuçları ile Boyun Özürlülük İndeksi puanı arasında pozitif yönde şiddetli bir ilişki saptanmıştır. Hasta grubunda Boyun Özürlülük İndeksi puanı arttıkça kavrama kuvveti ve psikomotor becerilerde azalma görülmüştür. Hastaların psikomotor becerileri ve kavrama kuvvetinin kronik boyun ağrısıyla olan ilişkisi incelendiğinde elde edilen verilerin gelecek dönemlerde hastaların tedavi planlarının genişletilmesinde yol gösterici olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: boyun özürlülük indeksi, görsel analog ölçeği, kavrama kuvveti, kronik boyun ağrısı, psikomotor beceri

BoyunBoyun ağrısıEl kavrama kuvveti+6
Berkay Tutar
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Cervical lordoz derecesini belirlemede kullanılan morfometrik ölçüm yöntemlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Bu çalışma, columna vertebralis'in cervical bölümü'nün sagittal planda incelemesini yapmak ve cervical lordoz derecesinin değerlendirilmesinde kullanılan morfometrik yöntemleri karşılaştırmalı olarak incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya Ocak 2019-Aralık 2019 tarihleri arasında, Osmaniye Devlet Hastanesi Radyoloji Ünitesi'ne çeşitli öntanılar ile gelerek cervical sagittal grafileri çekilmiş 175 (100 kadın, 75 erkek) yetişkin bireye ait radyografiler dahil edilmiştir. Çalışma sonucunda, Friedman testine göre cervical lordoz dereceleri ölçülen yönteme bağlı olarak farklılık göstermektedir (p<0.05). Cervical lordoz dereceleri ortalamaları arasında cinsiyete bağlı bir fark bulunmamaktadır (p=0.101>0.05). Cervical lordoz dereceleri ortalamaları arasında yaş grubuna bağlı fark bulunmaktadır (p<0.05). Cervical lordoz ile occipitocervical açı arasında negatif yönlü güçlü bir ilişki (r=-,707), cervical lordoz ile cervical vertical translasyon mesafesi arasında negatif yönlü zayıf bir ilişki (r=-,253) ve occipitocervical açı ile cervical vertical translasyon mesafesi arasında pozitif yönlü orta derece bir ilişki(r=,552) bulunmaktadır. Cervical vertical translasyon mesafesindeki 1 birimlik artış occipitocervical açı derecesinde yaklaşık 0.60 derecelik bir artışa neden olmaktadır. Eldeki veriler ışığında çalışmamızda elde ettiğimiz bulguların anatomi, radyoloji, cervical bölge cerrahisi alanında columna vertebralis morfometrisinin anlaşılmasında fayda sağlayacağını ve literatüre katkıda bulunacağını düşünmekteyiz.

BiyomekanikBoyunLordoz+3
Mehmet Tunçeli
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Dejeneratif servikal hastalıklarda egzersiz, manuel tedavi ve telerehabilitasyon destekli tedavinin ağrı, anksiyete ve yaşam kalitesi üzerine etkinliğinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, servikal dejeneratif hastalarda egzersiz programı, manuel terapi ve telerehabilitasyon destekli tedavinin ağrı, anksiyete ve yaşam kalitesi üzerine etkinliğinin karşılaştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya, dejeneratif servikal problemi olan araştırma kriterlerine uyan toplam 75 gönüllü dahil edildi. Altı aylık takip sonunda toplam 66 katılımcı ile çalışma tamamlandı. Hastalar basit rastgele randomizasyon yöntemiyle ev egzersiz grubu (EG) manuel terapi (MT) grubu ve telerehabilitasyon (TR) grubu olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Tüm hastalara egzersizler başlangıçta yüz yüze gösterilerek, öğretildi. EG hastalarına 8 hafta boyunca haftada 5 gün servikal stabilizasyon, gevşeme ve germe egzersizleri, MT grubunda yer alan hastalara 8 hafta boyunca haftada 2 gün servikal, torakal mobilizasyon uygulandı ve EG da verilen egzersizleri evde yapmaları istendi. TR grubu hastalarına 8 hafta boyunca haftada 2 gün fizyoterapist eşliğinde telerehabilitasyon destekli egzersizler ve aktif mobilizasyonlar yanında EG da verilen egzersizleri evde yapmaları istendi. Tedavi öncesi ve sonrası, kontrol 3. ve 6.aylar da hastaların ağrı (Vizüel ağrı skalası (VAS) ve McGill ağrı indeksi), basınç ağrı eşiği, kas kuvveti, el kavrama kuvveti, skapular diskinezi, boyun özürlülüğü, servikal ve omuz eklem hareket açıklıkları, baş postürü, skapular diskinezi, kutu-blok el beceri testi, Nottingham sağlık profili yaşam kalitesi, anksiyete ve hasta memnuniyet düzeyleri hastalar kliniğe çağırılarak fizyoterapist tarafından değerlendirildi. Elde edilen bulgular, her üç grupta da ağrı, boyun özürlülük, anksiyete duyarlılığı, EHA, üst ekstremite kuvveti, basınç ağrı eşiği, skapular diskinezi parametrelerinde anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). McGill ağrı indeksinde TR ve MT grubunda anlamlı azalma varken (p<0,05); EG da anlamlı bir farklılık görülmedi (p>0,05). Ağrı azalması MT grubunda tedavi bitiminde, TR grubunda ise tedavi sonrası 3. ve 6. ayda görüldü. Baş postüründe düzelmenin sadece TR grubunda anlamlı olduğu görüldü (p<0,05). Basınç ağrı eşiği tüm gruplarda anlamlı artarken (p<0,05), en fazla artış MT grubunda bulundu. Hasta memnuniyet ortalaması en yüksek MT grubunda (p<0,05), en düşük EG grubunda olduğu tespit edilirken, TR ile MT grupları arasında fark bulunmadı (p>0,05). Çalışma sonucunda dejeneratif servikal hastalıkta egzersiz, servikal ve torakal mobilizasyon ve telerehabilitasyon destekli aktif mobilizasyon tedavilerinin etkili olduğunu görüldü. Hastaları takibi ve uzun dönem etkileri göz önüne alındığında pandemi, ulaşım problemi gibi problemlerin varlığında telerehabilitasyon destekli aktif manuel tedavi ve egzersiz uygulamasının rehabilitasyon programlarının içerisine dahil edilebileceği sonucuna varıldı.

AnksiyeteAğrıBoyun+6
Gökhan Aygül
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Boyun kitlelerinde bilgisayarlı tomografi perfüzyon

AmaçBilgisayarlı tomografi(BT) ve manyetik rezonans görüntüleme(MRG), anatomi ve baş- boyun patolojilerini belirlemede oldukça duyarlı bir yöntemdir. Ancak anormal dokunun patofizyolojisini belirlemede sınırlıdır. Son yıllarda yeni uygulanmaya başlanan dinamik kontrastlı perfüzyon tomografi tekniği ile bu sınırlamalar giderilmeye çalışılmaktadır. Dinamik görüntüleme bolus kontrast madde enjeksiyonu sırasında kesit alınmasıyla sınırlıdır ve kantititatif bilgi sağlamaktadır. Major avantajı, daha kolay ulaşılabilir, daha kolay kullanılabilir ve daha ucuz oluşudur.Çalışmamızda anabilim dalımızda boyun kitlesi nedeniyle dinamik kontrastlı BT tetkiki yapılan hastaların verilerini retrospektif olarak cihazda bulunan bir software yardımı ile tekrar değerlendirilip kitlelerin BT perfüzyon görüntüleri ve verileri elde edilerek benign-malign kitle ayrımında perfüzyon BT'nin yararlılığının araştırılması amaçlanmaktadırGereç ve YöntemBT ünitemize boyun kitlesi nedeniyle dinamik boyun BT istemi ile refere edilen hastaların, Siemens marka Somatom-Emotion model Spiral BT cihazımızda Medrad Vistron CT injection system marka otomatik enjektör ile İV kontrast madde verilerek yapılan dinamik BT verileri üzerinden bir software yardımı ile BT perfüzyon görüntüleri ve verileri elde edilmiştir.Bulgular11 malign ve 24 benign hasta grubunda perfüzyon görüntüler elde edildi. Perfüzyon parametreleri incelendiğinde kan hacmi ve permeabilite değerleri ortalaması tüm kitlelerde(benign ve malign) (BV= 91,0886 mL/100g ve CP=95,5800 mL/100g/dk) kas dokularından(BV=22,9171 mL/100g ve CP=22,2657 mL/100g/dk) belirgin farklılık gösterdiği ve aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı(p<0,05). Aynı şekilde benign ve malign kitleler ayrı ayrı düşünüldüğünde kan hacmi ve permeabilite değerleri kas dokusundan belirgin farklılık göstermekte olup aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu(p<0,05).Benign ve malign olguların perfüzyon parametre değerlerinin karşılaştırılmasında kan hacmi değerleri malign kitlelerde daha yüksek olup (Malign kitlelerde, BV= 142,9455 mL/100g benign lezyonlarda BV=67,3208 mL/100g/dk) aradaki fark anlamlı bulundu(p= ,030). Permeabilite değerleri malign kitlelerde daha düşük olup (Malign kitlelerde CP=60,1273 mL/100g/dk; benign lezyonlarda CP=111,8292 mL/100g/dk) aradaki fark anlamsız bulundu(p= ,206).SonuçÇalışmamızda perfüzyon BT'nin malign kitlelerin benign lezyonlardan ayrımında, perfüzyon parametrelerinden BV değerinin faydalı olabileceği gösterilmiştir. Ancak malign ve bening kitllerin CP değerleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. BTP'de, uygulanan tekniğe, lezyonun heterojenitesine, artefaktlara, hasta hareketine bağlı olarak farklı sonuçlar elde edilebileceği göz önüne alındığında boyun kitlelerinin benign-malign ayırımında BTP yönteminin yararlılığının tam ortaya konabilmesi için daha homojen oluşturulmuş hasta sayısı yüksek serileri içeren çalışmalara gereksinim olduğunu düşünmekteyiz.

Bilgisayarlı tomografiBoyunPerfüzyon
Fatih Düzgün
Manisa Celal Bayar University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Boyun anatomik yapılarının ultrasonografik ve antropometrik ölçümlerinin zor havayolu ile olan ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Zor laringoskopi veya entübasyon insidansı %1,5 ile %13 arasında değişmektedir. Başarısız entübasyon, anesteziye bağlı ölüm ve kalıcı beyin hasarının nedenlerinden biridir. Bu çalışmamızda primer olarak, zor havayolu ve zor laringoskopi prosedürünün ultrasonografik ölçümlerle öngörülebilme potansiyelinin (spesifite ve sensitivite) değerlendirilmesi, ikincil olarak da zor havayolu olan elektif cerrahi hastalarının ölçümlerinin zor hava yolu olmayanlarla karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntemler: Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Sağlık Araştırmaları Etik Kurulun'nun 21.06.2021 tarihli, 2021/160 numaralı etik kurul onayı alınarak gerçekleştirildi. Çalışmaya elektif cerrahi endikasyonu ile genel anestezi altında endotrakeal entübasyon uygulanacak, ASA I-III grubunda, 18-65 yaş arası 170 hasta alındı. Preoperatif değerlendirmede ilk anestezist tarafından hastaların antropometrik ölçümleri ve ultrasonografik ölçümleri alınmıştır. Hastalar aynı indüksiyon anestezik ajanlar kullanılarak preoperatif değerlendirme sonuçlarını bilmeyen en az 3 yıl deneyimli ikinci anestezist tarafından entübe edilmiştir. Macintosh 3 veya 4 nolu bleydler kullanılarak ilk denemedeki ve herhangi bir manevra yapılmadan olan laringoskopik görünüme göre Cormack-Lehane sınıflandırılması belirlendi. Entübasyonun kaçıncı denemede yapılabildiği belirtildi. Zor maske ventilasyonu, zor entübasyon, kolay ve zor laringoskopi değerlendirilmeleri yapıldı. Tek değişkenli analiz sonuçlarına göre anlamlı farklılık gösteren ultrason ölçümlerinin zor entübasyonu ayırt etme başarısını değerlendirmek ve cutt-off değerlerini belirlemek amacıyla ROC eğrisi analizi kullanılmıştır. Sonuçlar: Demografik ve klinik özellikler bakımından karşılaştırmalarda kolay entübasyon (n=142) ve zor entübasyon(n=28) arasında boy, kilo ve boyun çevresi bakımından anlamlı fark saptandı (sırasıyla p değerleri 0,017; 0,002; <0,001). Zor entübasyon sayıları açısından kadın cinsiyette daha az erkeklerde daha fazla olduğu saptandı (p=0,001). Mallampati grade III 'de en fazla olmak üzere grade IV 'anlamlı fazla olduğu saptandı (p <0,001). Kolay ve zor entübasyon arasında başta dil kalınlığı olmak üzere boyun yapılarıyla cilt arası mesafelerde anlamlı farklılık saptandı. iii Ultrason ölçümleri için ROC eğrisi analizi sonuçlarına göre sensitivite ve spesifitesi en yüksek ölçümlerin dil kalınlığı ve cilt-epiglot arası mesafe olduğu gözlemlendi (Cut-off değerleri sırasıyla ≥59,85; ≥28,40). Tartışma: Ultrasonografik ölçümlerin zor entübasyon öngörüsünde dil kalınlığı ve epiglottis cilt kalınlığı dışındaki ölçüm parametreleri açısından orta ve zayıf derecede sensitivite ve spesifiteye sahip olduğu izlenmiştir. Anahtar Kelimeler: laringoskopi, zor havayolu, ultrasonografi

AnatomiAnesteziAntropometri+5
Gözde Hatice Çolak
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nonspesifik boyun ağrılı hastalarda D vitamini düzeyi

Bu çalışmanın amacı nonspesifik boyun ağrılı (NBA) hastalarda D vitamini düzeyinin belirlenmesidir. Araştırmaya Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğine boyun ağrısı şikayetiyle başvuruda bulunan ve NBA tanısı konulmuş ve D vitamini düzeyi incelenmiş 120 hasta dahil edilmiştir. Hastalardan yaş, boy, kilo, medeni hal, eğitim durumları, hastalık süresi, sigara ve alkol kullanımının olup olmadığı, nonsteroid antiinflamatuar ajan kullanımı bilgileri istenmiştir. Hastaların boy ve kilo ölçümünden vücut kitle indeksi (VKI) hesaplanmıştır. Hastaların Visual Analog Skala (VAS) ve Boyun Disabilite İndeksi (BDI) değerlendirilmiştir. Aynı zamanda hastalara Bournemouth Boyun Ağrısı Anketi ve Nottingham Sağlık Profili (NSP) anketi uygulanmıştır. Hastaların yaş ortalaması 33,8±8,3 (18,0-50,0) olarak bulunmuştur. Hastaların 43'ü (%35,8) erkek, 77'si (%64,2) ise kadındır. Hastaların 76'sında (%63,3) D vitamini eksikliği tespit edilmiştir, 44'ünde (%36,7) D vitamini düzeyi normal sınırlarda bulunmuştur. Erkeklerin 19 (%44,2)'unda, kadınların ise 57 (%74,0)'sinde D vitamini eksikliği görülmüştür. Kadınlardaki D vitamini eksikliği oranı erkeklerdekinden anlamlı şekilde fazla bulunmuştur (p=0,001). Gruplar arasında VAS skoru, BDI sorgulaması, Bournemouth anket sonuçları ve NSP puanları karşılaştırılmasında anlamlı farklılık görülmemiştir (p>0,05). Gruplar arasında BDI kategorisi açısından anlamlı farklılık görülmemiştir (p=497). Sonuç olarak non spesifik boyun ağrısı olan hastalarda D vitamini düzeyini ve etkilerini araştırdığımız, literatürde bir ilk olan çalışmamızda hastaların %63,3'ünde D vitamini eksikliği tespit edilmiş olup bu oran kadın hastalarda daha yüksektir. D vitamini eksikliğinin nonspesifik boyun ağrılı hastaların genelinde ağrı düzeyi, disabilite ve genel sağlık profili üzerine anlamlı etkisi bulunmadığı ortaya çıkarılmıştır. Anahtar kelimeler: Non spesifik boyun ağrısı, D vitamini, VAS, BDI, NSP

AğrıAğrı ölçümüBoyun+3
Semra Dinç
Fırat University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Şinşilla'nın (chinchilla lanigera) baş, boyun bölgesinde yer alan lenf düğümlerinin makroanatomisi

Dolaşım sistemi genel anlamda arter-ven sistemi olarak tanımlanmasına rağmen lenfatik dolaşım da vasküler sistem içerisinde yerini almıştır. Lenfatik sistem temel olarak hücre dışı sıvı dengesinin sağlanmasında önemli bir rol oynar. Ayrıca dokular arası sıvıdan lenf kapillerleri(kılcalları) aracılığı ile emilen maddelerin lenf nodülüne taşınıp, burada hücre ve metabolizma artıklarından temizlenmesi, lenfosit üretilip depo edilmesi, antikor yapımı, bağırsaklardan emilen yağın kana iletilmesi, hormonların aktarılması gibi görevlerin yanı sıra enfeksiyöz ve tümör metastazlarının yayılmasına aracılık ettiği belirlenmiştir. Çalışmanın materyalini erişkin on adet ergin erkek ve on adet ergin dişi şinşilla (chichilla lanigera) oluşturmuştur. Lenf düğümlerini boyamak için, 1/15 oranında serum fizyolojik ile yeşil renkli mürekkeb deri altına enjeksiyonu yapılarak bir hafta sonrasında hayvanlar ötenazi edilmiştir. Ötenazi işlemi sonrası %10 luk formol içeren havuzlarda muhafaza edilmiştir. Yapılan makro incelemeler sonucunda baş bölgesinde kulağın kaidesinde m. parotidoauricularis'in hemen caudal kenarının ventral'inde lymphocentrum parotideum'un, spatium mandibula'da, corpus mandibula'nın ventral kenarında lymphonodi mandibulares'in yerleştiği gözlendi. Boyun bölgesinde de m. cleidomastoideus ve m. sternocephalicus'un başa yakın bölümünün ventral'inde lymphocentrum retropharyngeum'un, m. trapezius'un pars cervicalis'inin hemen ventral'inde, scapula'nın margo cranialis'inin önünde, lymphonodi cervicales superficiales dorsalis'in, omuz ekleminin hemen cranial'inde lymphonodi cervicales superficiales ventralis'in bulunduğu belirlenmiştir. Yapılan makro incelemelerde lymphonodus buccalis'i ve lymphocentrum cervicale profundum'un varlığına rastlanmamıştır. Anahtar kelimeler: Baş ve boyun, Lenf düğümü, Şinşilla

BoyunKafaLenf nodları+2
Mustafa Sivri
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Boyun ağrısı olan hastalarda akıllı telefon ve bilgisayar kullanımının ağrı, özürlülük, boyun postürü ve psikolojik durum ile ilişkisinin araştırılması

Boyun ağrısı; toplumda oldukça yaygın görülen, bireyin üretkenliğini ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen, ülkelerin sağlık harcamalarını artıran kas iskelet problemlerinden biridir. Önemli sosyal ve ekonomik yüke neden olması nedeniyle boyun ağrısı, sadece bireysel bir sorun olmayıp aynı zamanda bir halk sağlığı sorunudur. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Akıllı telefonlar son yıllarda hızla hayatımıza giren, toplumun büyük çoğunluğu tarafından kullanılan yeni nesil cep telefonu sınıfıdır. Bu cihazlar sadece günlük hayatımızın değil aynı zamanda iş hayatımızın da bir parçası haline gelmiştir. Bireylerin bu cihazları aşırı kullanması nedeniyle son zamanlarda internet bağımlılığı kavramından esinlenerek telefon bağımlılığı kavramı ortaya atılmıştır. Hayatımızda birçok kolaylık getiren bu cihazlar beraberinde birtakım problemler de getirmiştir. Son dönemlerde akıllı telefon kullanımı ile kas iskelet sorunları arasındaki ilişki ilgi konusu olmuştur. Biz de bu çalışmamızda boyun ağrısı olan hastalarda cep telefonu ve bilgisayar kullanımının ağrı, özürlülük, baş-boyun postürü ve psikolojik durum ile ilişkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmamıza Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine Haziran 2022- Mart 2023 tarihleri arasında başvuran, çalışmaya alınma ve çalışmadan dışlanma kriterlerini karşılayan 18-45 yaşları arasında 180 hasta alınmıştır. Kontrol grubu için boyun ağrısı olmayan, akıllı telefon, bilgisayar kullanan sağlıklı, yaşları 18-45 arasında olan 108 gönüllü katılımcı çalışmaya alındı. Hasta grubunda bulunanların %44,4'ü erkek ve %55,6'sı kadın olup kontrol grubunda bulunanların %45,4'ü erkek ve %54,6'sı kadındır. Gruplar arasında cinsiyet açısından anlamlı farklılık görülmemiştir (p=0,584). Hasta grubunda bulunanların yaş ortalaması 29,8±8,1 olarak kontrol grubunda bulunanların yaş ortalaması ise 29,4±6,2 olarak bulunmuş olup gruplar arasında yaş açısından anlamlı farklılık görülmemiştir. Hastalarda sırt, bel ağrısı görülme oranı (%83,9) kontrol grubunda görülme oranından (%53,7) anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0,001) (Tablo 6). Tüm katılımcılarda akıllı telefon bağımlılık ölçeği (ATBÖ) puanı ile boyun VAS, sırt, bel VAS, günlük telefon kullanma süresi ve Telefon kullanma miktarı arasında pozitif yönde; ATBÖ puanı ile yaş arasında ise negatif yönde anlamlı bir korelasyon görülmüştür (Tablo 13). Boyun VAS skoru ile sırt/bel VAS skoru, günlük bilgisayar kullanma süresi ve bilgisayar kullanma miktarı arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyon görülmüştür (Tablo 14). Hastaların günlük bilgisayar kullanma süresi (p=0,029) bilgisayar kullanma miktarı (p=0,01) kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak; boyun ağrısı toplumda oldukça yaygın görülen, kişilerin verimliliğini olumsuz etkileyen önemli derecede sağlık harcamaların yol açan bir halk sağlığı sorunudur.

Akıllı telefonlarAğrıBilgisayar kullanımı+7
Mehmet Anlı
Dicle University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Futbolcuların boyun omurlarının radyolojik, manyetik rezonans ve biyomekanik incelenmesi

61 7.0ZET Bu çalışmada futbolcuların boy, kilo, nispi iş, nispi güç, ortalama moment, boyun bölgesi paraspinal kas kesit alanlan(Spîemus kapitis,Semispinaüs kapitis), boyun omurlarının segmentler arası açılan, boyun omurlarının manyetik rezonans görüntüleri ve boyun omurlarının radyografileri analiz edilmiş ve yaş gruplarına göre karşılaştırılmıştır. Çalışmanın deney grubunu Orta Doğu teknik Üniversitesi futbol takımrnda oynayan 30 yaş altı 15 erkek öğrenci, 30 yaş üstü 15 erkek veteran futbolcu, kontrol grubunu Orta Doğu Teknik Üniversitesi 30 yaş altı 13 sedanter erkek öğrenci ve 30 yaş üstü 13 sedanter erkek personel oluşturmuştur. Araştırma sonucunda futbolcular ve sedanterlerin boy F= 5.87; P<0.01, Nispi İş F =4.33;P<0.01, Nispi güç F=4.04; p=0.Ol düzeyinde anlamlı fark tespit edilmiştir. Boyun omuru en yüksek ortalama moment değeri 30 yaş altı futbolcularda (Sı) bulunmuştur. Spondilotik ön-arka çap (SAD) F=3.02; PO.05 ve C2-C3 segmentleri arası açılan F=3.59; P<0.05 düzeyinde anlamlı fark bulunurken, en yüksek segmentlerarası açı değeri Cs-Ce omurunda tespit edilmiştir. Panjabi Yöntemi ile deneklerin boyun omurlarının toplam açı değerleri (ROM) arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Laboratuar ortamında boyun omurlannm fleksiyon açısında F =8.10; P<0.01 düzeyinde anlamlı fark bulunurken, ekstensiyon açısında farklılık bulunamamıştır Boyun omurlarının fleksiyon ve ekstensiyon açılarının laboratuar yöntemi ile Panjabi Yöntemi62 arasında sadece 30 yaş altı futbolcularda (Sı) r =0.57 düzeyinde anlamlı ilişki bulunmuştur. Boyun bölgesi paraspinal kas kesit alanları (CSA) arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Fakat en yüksek kast kesit alam 30 yaş altı futbolcularda olduğu gözlenmiştir. Deneklerin radyografi incelenmeleri sonucunda gruplar arasında anlamlı fark bulunmazken problemler gözlenmiştir. Manyetik rezonans incelemeleri sonucu Sı,Kı,S2,K2 gruplarında %33,%30,%40,%40 oranında patolajiler saptanmıştır.

BoyunFutbolServikal vertebra
Alpaslan Kartal
Gazi University · Institute of Health Sciences
1999
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Derin boyun enfeksiyonlarında anestezi yönetimi; 10 yıllık deneyim

Derin boyun enfeksiyonları (DBE) tanı ve uygun tedavide geç kalındığında ciddi komplikasyonları olan ölümcül bir hastalık grubudur1. Düşük sosyo-ekonomik düzey, diabetes mellitus, bağışıklık sistemini zayıflatan hastalıklar DBE için predispozan faktör olarak sayılabilir2. DBE etiyolojisinde yaşlılarda en çok sebep diş ve tükürük bezi kaynaklı enfeksiyonlar iken gençlerde diş ve parotis bezi kaynaklı enfeksiyonlar ilk sırayı almaktadır3. DBE tedavisinde oral veya IV antibiyotik, iğne ile apse aspirasyonu, cerrahi drenaj ve multidisipliner yakın gözlem önemli yer tutmaktadır4–6. Özellikle gecikmiş DBE hastalarında hem cerrahi drenaj amaçlı anestezi indüksiyonu hem de havayolu güvenliğinin idamesi anestezistler için zorluk teşkil etmektedir 7,8. DBE' de havayolu yönetimi; gelişen teknoloji ile beraber video laringoskop, fiberoptik laringoskop yeniden dizayn edilen bleydler gibi yeni araçlar üretilmesine rağmen anestezi doktorlarını zorlamaya devam etmektedir5,7–9. Bu çalışmada hastanemizde DBE nedeniyle 2012-2021 yılları arasında cerrahi geçirmiş hastalar retrospektif olarak tarandı. Çalışmamızın primer amacı DBE' li hastalar için optimal bir havayolu yönetim şekli oluşturmaktı, bunun yanında demografik veriler, enfeksiyon kaynağı, yatış öncesi antibiyotik kullanım öyküsü, ilk belirti ve bulgular, tanı yöntemi, yayılım alanları, havayolu obstrüksiyonu varlığı, kültür sonuçları, antibiyotik kullanım gün sayısı, komplikasyon, havayolu yönetim şekli ve süresi, yoğun bakım takip süresi, mortalite bilgileri dökümente edildi. Çalışmamızda trakeal bası klasifikasyonunda her birim artışı video laringoskop ve trakeostomi kullanım ihtiyacını yaklaşık 6 kat arttırmıştır(p<005). Bu veriler ışığında hastaların radyolojik görüntülemelerinde ya da klinik olarak trakea basısı bulguları mevcut ise zaman kaybedilmemesi ve başarısız girişim sayısının azaltılması açısından video laringoskop ya da fleksibl fiberoptik entübasyon aletlerinin kullanılmasını veya elektif olarak trakeostomi planlanmasını önermekteyiz. Ayrıca İyi planlanmış bir organizasyon, deneyimli bir ekip ve gerekli ekipman varlığı ile DBE li hastalarda mortalite, morbiditeyi azaltmanın mümkün olduğunu düşünmekteyiz.

AnesteziAntibiyotiklerBoyun+5
Ercan Bulut
Dicle University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Servikal disk hernili hastalarda elektromanyetik alan uygulamasının klinik parametreler üzerine etkileri

Amaç: Bu çalışmada amaç, servikal disk hernili hastalarda elektromanyetik alan tedavisinin etkinliğini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğinde radyolojik olarak servikal disk hernisi tanısı alan ve çalışma kriterlerini sağlayan 74 hasta çalışmaya alındı. 74 hastadan 64'ü çalışmayı tamamladı. Hastalar iki gruba ayrıldı. Her iki gruptaki hastalara konvansiyonel TENS ve hotpack (yüzeyel sıcak uygulama) tedavisi verildi. Bu tedavileride ek olarak çalışma(n:32) grubundaki hastalara pulse manyetik alan tedavisi (yüzde 60 yoğunlukta, 50 hz frekansta, 20 dakika boyunca) verilirken, kontrol(n:32) grubundaki hastalara akım verilmeden manyetik alan(sham manyetik alan) verildi. Hastalar; çalışma öncesi, çalışma sonunda(3. hafta) ve tedaviden sonra 12. haftada Vizüel analog Skala(VAS), Boyun Ağrı ve Özürlülük Skalası(NPDS), Nottingham Sağlık Profili(NHP) ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği(HAD) kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Her iki grup ayrı ayrı tedavi öncesi ile tedavi sonrası karşılaştırıldığında VAS, NPDS, NHP, HAD skorlarında istatistiksel olarak anlamlı iyileşme oldu. İki grup kendi arasında karşılaştırıldığında, tedavi öncesi ile sonrası arasındaki farkta iki grup arasında anlamlı sonuç bulunmadı. Tedavi öncesi ile tedaviden sonra 12.hafta arasındaki farkta VAS skoru ve NHP Uyku parametresinde çalışma grubu lehine anlamlı derecede ilişki saptandı (p<0,05). Sonuç: Elektromanyetik alan tedavisi, servikal disk hernisine bağlı boyun ve/veya kol ağrılarını azaltmada, uzun vadede etkindir. Anahtar Sözcükler: Elektromanyetik alan tedavisi, manyetik alan tedavisi, magnetoterapi, servikal disk hernisi, boyun ağrısı

BoyunBoyun ağrısıElektromanyetik alanlar+6
Erkam Hattapoğlu
Dicle University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Derin boyun enfeksiyonlarında cerrahi ve klinik yaklaşım

We aimed to retrospectively evaluate the patients who were admitted to Dicle University Hospital between 2012-2017 due to deep neck infection (DNI). In this study, patients with DNI may be treated with medical treatment, and irreversible life-threatening conditions may arise in spite of emergency surgery. All patients with DNI should be assessed in the light of detailed history, examination, imaging and laboratory examinations. Very rapid evaluation with follow-up and treatment can save many patients from this disease with morbidity and mortality. Key Words:DNI, Tracheotomy, Ludwing

BoyunCerrahiCerrahi-kulak-burun-boğaz+3
Kenan Toprak
Dicle University
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik boyun ağrılı hastalarda pilates eğitiminin fonksiyonellik ve yaşam kalitesine etkisi

Amaç:Kronik boyun ağrısının fonksiyonel yetersizliğe sebep olduğu belirtilmesine rağmen, Pilates eğitiminin fonksiyonellik ve yaşam kalitesine olan etkisi bilinmemektedir. Araştırmanın amacı kronik boyun ağrılı hastalarda Pilates egzersizlerinin fonksiyonellik ve yaşam kalitesine etkisini incelemektir. Yöntem: Otuz altı kronik boyun ağrılı hastada ağrı, özürlülük, kavrama kuvveti, el becerisi, postüral kontrol, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesi değerlendirilmiştir. Hastalar Pilates ve ev egzersiz grubu olmak üzere randomize olarak 2 gruba ayrılmıştır. Hastalara 8 haftalık egzersiz eğitimi uygulanmış ve değerlendirmeler egzersiz öncesi, sonrası(8. hafta) ve 12. haftada tekrarlanmıştır. Bulgular: Her 2 tedavi yöntemi de kısa dönemde ağrı ve özürlülüğü azaltmada ve el becerisi ile kavrama kuvvetini artırmada benzer etkiye sahipken, Pilates egzersizleri uzun dönemde ağrı ve özürlülüğün azalmasında, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesinin artmasında ev egzersizlerinden daha etkili bulunmuştur (p<0.05).Pilates egzersizleri ve ev egzersizlerinin, postüral kontrolün gelişiminde uzun dönemde katkı sağlaması açıdan birbirine üstünlüğü bulunmamaktadır (p>0.05). Sonuç: Pilates egzersizleri hem kısa hem uzun dönemde ağrı ve özürlülüğün azalmasında,fiziksel aktivite ve yaşam kalitesinin artmasında ev egzersizlerinden daha etkilidir. Postüral kontrolü geliştirmede her 2 egzersiz yöntemi de benzer etkiye sahiptir. Bu konuda Pilates egzersizleri ile farklı egzersiz yaklaşımlarını karşılaştıran daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: pilates egzersizleri, postüral kontrol, fiziksel aktivite, kronik boyun ağrısı

AğrıBoyunBoyun ağrısı+7
Melda Soysal Tomruk
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Baş ve boyun bölgesindeki papulonodular nevuslarin dermatoskopik değerlendirimi

Dermatoskopi, canlı üstderiyi ve ortaderinin üst bölümünü, yağ damlası üzerine uygulanan cam basısı ve üstten aydınlatma yardımıyla noninvazif biçimde, genellikle 10-40x büyütmeyle kullanılan araçla inceleyen intravitâl yöntemdir.Nevus nevocellularis dermalis'in başlıca iki alt tipi olan MIESCHER ve UNNA nevusları, oldukça sık görülmelerine rağmen dermatoskopik özellikleri ve ayrımları üzerinde çok durulmamıştır. Bu çalışmada, 40 yaş üzeri hastalarda baş ve boyun bölgesindeki MIESCHER ve UNNA nevusları ile aynı bölgede yer alan papulonodular karakterli diğer dökülerin dermatoskopi yöntemi ile değerlendirilmesi, tanı ve ayırıcı tanıda belirleyici özelliklerinin tanımlanması amaçlanmıştır. Bu amaçla klinik olarak tanısı konulan döküler (170 MIESCHER nevusu, 38 UNNA nevusu, 17 nevus nevocellularis epidermodermalis, 70 verruca seborrheica, 11 basalioma nodulare, 6 nevus ceruleus ve 2 fibroma molle) dermatoskopi yöntemi ile değerlendirilmiştir.Çalışmada, MIESCHER nevuslarının %64.5'inde globular patern, %32.4'ünde homogen patern, %2.9'unda kaldırımtaşı paterni izlenmiştir. Uzamış virgül damarlar (47.1%) en sık izlenen vasküler yapılar olup; virgül damar (33.5%), dallanan damar (11.2%) ve linear damar (4.7%) yapıları da saptanmıştır. UNNA nevuslarının %47.4'ünde kaldırımtaşı paterni, %31.6'sında globular patern, %21.1'inde homogen patern izlenmiştir. UNNA nevuslarının %65.8'inde virgül damar, %15.8'inde uzamış virgül damar saptanmıştır. UNNA nevusların hiçbirinde atipik/polimorfik ve noktalı damar yapıları izlenmemiştir. Verruca seborrheica'ların dermatoskopik değerlendirmesinde karakteristik bulgular olarak kabul edilen milium benzeri kistler %38.6 oranında; komedon benzeri açıklıklar ise %62.9 oranında izlenmiştir. Nevus nevocellularis epidermodermalis, basalioma nodulare ve nevus ceruleus'ta belirlenen dermatoskopik yapılar şimdiye dek deribilim yazınında bildirilenlerle uyumlu olarak bulunmuştur. Değerlendirmeye alınan iki adet fibroma molle'de deri rengi ve açık kahverengi renkli homogen pigmentasyon dışında dermatoskopik bulgu izlenmemiştir.MIESCHER nevuslarında %11.2 oranında izlenen dallanan damarların basalioma nodulare'den farklı olarak `yıldız' şeklinde dallara ayrıldığı gözlenmiştir.Sonuç olarak, bu çalışma deribilim yazınındaki MIESCHER nevuslarının dermatoskopik özelliklerinin değerlendirildiği, uzamış virgül damarların sıklığının saptandığı ve `yıldız' damar yapılarının belirlendiği ilk araştırma olma özelliği taşımaktadır. Elde edilen veriler, dermatoskopinin baş ve boyun bölgesinde yer alan papulonodular nevusların ayırımında yararlı bir teknik olduğunu vurgulamaktadır.

BoyunDermoskopiKafa+1
Ceylan Avcı
Dokuz Eylül University
2012
00

Related subjects