Light
64 theses under this subject heading
Renk, ışık ve dokunun çağdaş cam sanatında anlatım biçimlerine yansıması
Bu çalışma; Camın plastik ifade olanaklarına ilişkin renk, ışık ve dokunun çağdaş cam sanatındaki kullanımları ve 1950 sonrası Çağdaş Cam Sanatı Tarihi konusunda Türkçe dilindeki kaynak yetersizliğinin giderilmesi amacıyla hazırlanmıştır. Beş bölümden oluşan araştırmanın giriş bölümünde araştırmanın amacı, kapsamı ve yöntemi anlatılmış, ikinci bölümünde renk, ışık ve doku ayrı ayrı ele alınmış ve her birinin görsel iletişim aracı olarak tanımları ve biçime yükledikleri anlamsal çözümlemeler ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümünde cam malzemenin sanatsal bağlamda çağdaşlaşma süreci Avrupa ve Uzak kıtalar olmak üzere iki başlık altında incelenmiştir. Dördüncü bölümde renk, ışık ve dokunun cam malzeme ile olan ilişkileri, teknik açıdan camda renk, doku üretme olanakları ve anlatım ilişkilerine yansımaları araştırılmıştır. Son bölümde ise araştırmacının tez konusu bağlamında gerçekleştirdiği kişisel uygulamalara yer verilmiştir. Renk, ışık ve dokunun çağdaş cam sanatındaki kullanımlarının ele alındığı bu araştırmada, her bir ögenin biçime yüklediği anlamların cam malzemesiyle olan ilişkisi göz önüne alındığı örnekler ve kişisel uygulamalarıyla bu kapsamda yapılan diğer araştırma ve uygulamalar önemli katkılar sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Cam, renk, ışık, doku, çağdaş sanat, cam sanatı
Resimsel bir ifade aracı olarak ışık boyama
18. yüzyılla birlikte ışığa duyarlı kimyasalların gelişmesi ve 19. yüzyılın ilk yarısında ilkel örneklerine rastlanmaya başlanan fotoğraf makinesiyle ışık "yakalanabilir" olmuştur. Bu gelişme ışık algısının değişmesinde rol oynamış ve ışığı yakalayabilecek teknolojiler sayesinde ışıkla form vermek/oluşturmak sanatın konularından biri olma şansı elde etmiştir. Fotoğraf ve sinema teknolojisi alışılmamış yollarla buna olanak sağlarken hem bu yeni malzemeden yararlanmak hem de form üzerinde boya resimde olduğu kadar kontrol sağlamak isteyen sanatçılar, ışığı boya, fotoğraf filmini tuval gibi kullanmaya çalışmıştır. Pek çok farklı isimle anılmaya başlayan ışık boyama için döneminde Picasso ve Matisse gibi sanatçılarla medya tanınırlığı sağlanmaya çalışılsa da ışık boyama sanatçılarının, görünmez bir boyayı görünmez bir tuvale sürmeye benzettiği tekniğin yaygınlaşmasında Picasso'nun ışığı(!) dahi yeterli olmamıştır. Dijital fotoğraf çağı ise pek çok hafızada fotoğraf makinesiyle yapılan ışıklı numara olarak kaldığı söylenebilecek ışık boyamayı yeni bir döneme taşımıştır. Film çağından (analog çağdan) sonra dijital çağ, ışık boyamanın görünmez kaldığı süreyi kısaltan, bir "kurtarıcı" olmuştur. Neredeyse bir buçuk asır öncesiyle karşılaştırıldığında, 21. yüzyılda görülen, elektrikli ışık kaynaklarının zenginliği ise disiplin mi, teknik mi olduğuna karar verilememiş bu "alanı"; ışığı, zamanı ve hareketi forma dönüştüren, tanımlanmamış ve pek tanınmamış bir yığın haline getirmiştir. Araştırma bu yığını olabildiğince açıklamaya ve çoğu zaman devrin hilecisi Photoshop'la karıştırılan ışık boyamaları çözümlemeye çalışmıştır. Işık boyamanın resimsel bir ifade biçimi olarak kullanılabileceği, ağırlıklı olarak form oluşturmakta sunduğu olanaklar perspektifinden incelenmiş, ışık boyamanın biçimsel etkileri ve uygulama yöntemleri bu kapsamda değerlendirilmeye tabi tutulmuştur. Bu değerlendirme ve incelemeler doğrultusunda ışık boyamanın bir resim yapma yöntemi olabileceği savunulmuştur.
PDLC film tabanlı ışık filtreleme kontrol sistemi tasarımı
Doğal ve yapay ışık kaynaklarına maruz kalmanın canlı ve cansız varlıklar üzerinde olumlu ve olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Diğer taraftan iklimlendirme, yalıtım, tedavi gibi amaçlarla ışığın sınırlandırılması gereken durumlar da sözkonusudur. Bu nedenle ışığın ihtiyaca göre kontrollü bir şekilde kullanılması bakımından iletimi, yalıtımı ve filtreleme işlemleri oldukça önemlidir. Polimer Dağılımlı Sıvı Kristal (Polymer Dispersed Liquid Crystal- PDLC) filmler sahip oldukları hızlı anahtarlanabilme, geçirgenliğinin kolaylıkla ayarlanabilmesi gibi çeşitli avantajlarından dolayı özellikle ışık yalıtımı ve perdeleme uygulamalarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında, PDLC film tabanlı ışık filtrelemesine yönelik bir kontrol sistemi tasarımı yapılmış ve performansı incelenmiştir. Geliştirilen sistemin donanımı kontrol birimi, ölçüm birimi, güç birimi, kullanıcı arabirimi ve PDLC film düzeneğinden oluşmaktadır. Mikrodenetleyici kartın kullanıldığı kontrol biriminde görünür (VIS), kızılötesi (IR) ve morötesi (UV) ışık filtreleme ayarlarına bağlı olarak sistem için gerekli olan veri toplama ve kontrol işlemleri yürütülmektedir. Güç biriminde PDLC film için gerekli olan besleme, tasarlanan mikrodenetleyici tabanlı ayarlanabilir DC-AC evirici ile sağlanmaktadır. Ölçüm birimi ile VIS, IR ve UV ışık seviyesi ölçülerek kontrol için gerekli geribildirimler elde edilmektedir. Kullanıcı arabirimi olarak OLED ekran ve butonlar kullanılmıştır. Çalışmada 15 cm x 20 cm ebatlarında PDLC film kullanılarak bir düzenek oluşturulmuştur. Geliştirilen sistemin işleyişine yönelik gömülü sistem yazılımı ise Arduino C dilinde kodlanmıştır. Tasarlanan sistemin performansının incelenmesine yönelik deneysel çalışmalar kapsamında, kontrol sistemi ile PDLC film çeşitli enerji formlardında sürülerek ışık filtreleme etkisi incelenmiştir. Sonuç olarak; sistemde PDLC film gücünün otomatik olarak kontrol edilip ışık geçirgenliğinin değiştirilebilmesi suretiyle, uygulanan 0-30 Vrms arası farklı AC gerilim değerleri için görünür ışık geçirgenliği (VLT) oranının %5,1 ile %73,5 arasında, kızılötesi ışık geçirgenliği (IRT) oranının %9,6 ile %82,4 arasında ve morötesi ışık geçirgenliği (UVT) oranının %0 ile %0,2 arasında ayarlanabilmesi sağlanmıştır. Bu sayede PDLC film ile ayarlanan ışık geçirgenliğine bağlı olarak filtreleme işleminin belli oranda yapılabildiği görülmüştür.
Toplumsal hayatın sosyal sürdürülebilirliğinde mimari fotoğrafın yeri
1826 yılında Joseph N. Niepce tarafından oluşturulan ilk görüntü fotoğraf tarihini başlatmış ve fotoğrafın keşfi fotoğraf sanatçılarını farklı bölgelere yöneltmiştir. Bu bölgelerdeki yapılar, caddeler, sokaklar ve bu bölgelerin kültürleri fotoğraflanmış, günümüze kadar ulaşan bu fotoğraflar bugün bizlere o dönemler hakkında önemli bilgiler sunarak tarihin değerli belgelerini oluşturmuştur. Mimari; bir toplumun, milletin birçok özelliğini içinde barındıran bir alandır. Her mimari yapının, bir kültürün izlerini taşıdığı ve de dönemine ait en önemli göstergeler olduğu gerçeğinden hareketle, geçmişten bize ulaşan ve bizden de gelecek nesillere aktarılacak, dönem hakkında bilgi verecek mimari eserlerin, kültürel ve doğal birikimlerin korunması gerekliliğinden Eskişehir İlinde tabiat ve kültür varlıkları araştırılmıştır. Araştırma kapsamında varoluşlarının kanıtı mimari fotoğraf sanatı ile aktarılmıştır. Sahip olunan kültür varlıklarının bulundukları kültür ve varoldukları coğrafyanın bir parçası olarak toplumsal hayatın sosyal sürdürülebilirliğinde mimari fotoğrafın önemi vurgulanmış, fotoğrafın aynı zamanda eleştirel gücü, toplumsal gerçekleri dile getirme ve onları değiştirmedeki başarısı göz önünde bulundurularak fotoğraflanan yapıların, yok oluşlarının önlenmesi ve durdurulması hususunda toplumsal farkındalık yaratarak tarihsel ve kültürel bilincin gelişmesine yönelik önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Fotoğraf, Mimari, Işık, Aktarım, Tarihi Çevre, Sürdürülebilirlik.
Işığın tanecikli yapılardan saçılması ve uygulamaları
YÜKSEK LİSANS TEZİ IŞIĞIN TANECİKLİ YAPILARDAN SAÇILMASI VE UYGULAMALARİ MELTEM DEĞERLİER ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ FİZİK ANABİLTM DALI Danışman: Prof.Dr.Gülten Güne! Yıl:2001, Sayfa :92 Jüri :Prof.Dr.Emirullah Mehmetov Yrd. Doç.Dr.Mehmet Tekdal Bu çalışmada küresel olmayan parçacıklar tarafından ışığın saçılması, Mie Teorisine göre incelenmiştir. Işığın saçılması parçacıkların biçimi hakkında önemli bilgiler verir. T- matris metodu kullanılarak tasarlanmış bilgisayar programlan kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Işık, Işık Saçılması,Mie-Teorisi, Kırmızı Kan Hücreleri, T- Matrix Metodu.
Homojen olmayan sıvıların optik özelliklerinin mie-tindall saçılması ile incelenmesi
Bu çalışmada, homojen olmayan ortamların ve katı parçacıkların ışık saçma özellikleri; "Mie- Tindall ışık saçılma yöntemi" kullanılarak araştırılmıştır. Saçılma merkezleri olarak, deniz suyu içinde asılı bulunan quartz, kaolinit, montmorillonit'den oluşan, çok- katmanlı yapı, silindir ve Chebyshev parçacıkları gibi farklı biçim ve yapıdaki çeşitli parçacıklar modellendirilrniştir. Modellendirilmiş bu parçacıklar tarafından elektromanyetik dalgaların diferensiyel saçılması araştırılmıştır. Saçılma problemi T- matris yönteminin uygulanması ile çözülmüş ve elde edilen eşitlikler bilgisayarda nümerik olarak çözülmüştür. Diferensiyel saçılmanın, saçılma merkezinin biçim, büyüklük ve yapısına bağlılığını tayin etmek için elde edilen nümerik sonuçlar analiz edilmiştir. Bu sonuçlar "dinamik ışık saçılma teorisf ' kullanılarak kıyaslanmış ve yorumlanmıştır. Sonuç olarak bu çalışmada kullanılan ışık saçılma yönteminin; çizgisel olmayan optiksel sistemlerin, izotrop olmayan parçacıkların ve homojen olmayan sıvıların özelliklerinin tayin edilmesi için çok önemli bir araştırma aracı olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Işık, Işık Saçılması, Mie-Teorisi, T- Matris Metodu
Çukurova iklim koşullarının Spirulina platensis (Cyanophyta)'deki fikosiyanin miktarına etkisi
Çukurova bölgesinde, Spirulina platensis kültürlerinde mevsime bağlı sıcaklık ve aydınlanma şiddetinin, mavi renkli pigment C-fikosiyanin içeriğine etkisini ve protein miktarını belirlemek üzere, dışarı koşullarında, sera içerisinde fiber-glass havuzlarda nisan, temmuz ve eylül aylarında yapılan denemelerde, C-fikosiyanin miktarları sırasıyla 329.91±0.029 , 326.75±0.016 ve 332.71±0.021 µg/ml bulunmuştur. Yaz ayı su sıcaklık ortalaması 34.52±0.60 ºC ile sonbahar ve ilkbaharda saptanan su sıcaklıklarından (30.03±0.43 ºC ve 24.87±0.74 ºC) daha yüksek olmuştur. Mevsimlere göre aydınlanma şiddeti düzeylerine bakıldığında, temmuz ayındaki aydınlanma şiddetinin (1195.08±92.04 µmol m-2 s-1), eylül ve nisan aylarındaki denemelerde belirlenen aydınlık şiddeti değerlerinden (822.46±57.48 ve 684.40±103.89 µmol m-2 s-1) yüksek olduğu görülmektedir. Saptanan protein oranları ilkbahar,yaz ve sonbahar, koşullarında sırasıyla, %68 ,%68 ve %72 olmuştur. Nisan, temmuz ve eylül aylarında, Spirulina platensis kültürlerinde fikosiyanin ve protein içeriklerinde farklılık olmadığı sonucuna varılmıştır.
Otomotiv dış aydınlatma ünitelerinde kullanılan malzemelerin ve yüzeylerinin ışığa etkisinin incelenmesi
Otomobillerin aydınlatması aracın stilinde önemli bir paya sahiptir. Trafikte güvenliği sağlamak için kullanılan aydınlatmalar, gün geçtikçe aracın stilinde daha fazla söz sahibi olmaktadır. Bundan dolayı farklı malzemeler ve yüzeyler kullanılarak daha özgün tasarımlar yapma ihtiyacı otomobil üreticilerinde ortaya çıkmıştır. LED'lerin de kullanılmaya başlanmasıyla tasarımlar daha kompakt ve daha özgür yapılmaya başlanmıştır. Bu çalışmanın amacı ışığın yayılımına etki eden malzemeler ve bu malzemelerden üretilen parçalara uygulanan işlemlerin etkisini araştırmaktır. Bunun için otomotiv aydınlatma ürünlerinde kullanılan standart malzemeler dışında özel malzemeler de incelenerek aralarındaki farklar göz önüne koyulmuştur. Işık yayılımının homojen ya da iyi olup olmaması kişiden kişiye değişen bir olgudur. Bu çalışmada temel alınan homojen yayılım ise en az piyasada bulunan benzerleri kadar homojen bir lamba olmasını sağlamaktır. Piyasada bulunan ve bu çalışmadaki pozisyon lambasına sahip ürünler ile kıyaslama yapıldığında LED'lerin lenslere olan mesafesi diğerlerine göre daha azdır. Bundan dolayı iç lensin iç ve dış yüzeylerine kumlama denen ışık dağıtmaya yarayan işlem yapılmasına rağmen yeterli olmamış, bundan dolayı özel ışık dağıtıcı malzeme kullanılmak zorunda kalınmıştır. Çıkan sonuçlarda ortaya çıkan özel malzemeler, genel malzemelere göre daha pahalı olduğundan dolayı, performans-fiyat endeksi yapılarak ve piyasa koşulları göz önüne alınarak malzeme seçimi yapmak en doğrusu olacaktır.
Tek kullanımlık ışık cihazı başlıklarının braketlerin yapışma dayanıklılığı üzerine olan etkisi
Kompozitin sertleşmesi; kullanılan ışık cihazı, ışık cihazının ışık yoğunluğu, yapıştırıcının ışığa ne kadar süre maruz bırakıldığı, mine yüzeyini pürüzlendiren asitin tipi, uygulanma süresi, asit konsantrasyonu, yapıştırıcının içeriği ve tipi, braket tabanının şekli, braket materyali ve dişin tipi gibi birçok faktörden etkilenir. Bu çalışmanın amacı, tek kullanımlık ışık cihazı başlıklarının (TKICB) kullanımının braketin yapışma dayanıklılığı üzerine olan olası etkisini araştırmaktır. Ayrıca, TKICB'larının kullanımının kompozitin sertliğini nasıl etkilediği de incelenmiştir.Çalışmamızda 120 adet çekilmiş küçük azı dişi kullanıldı. Her biri 20'şer dişten oluşan toplam 6 grup vardı. LED ve halojen ışık cihazları; elastik başlık, streç film ve herhangi bir bariyer olmadan 3 farklı durumda kullanıldı. Işık cihazlarının ışık yoğunlukları her kullanımdan önce ölçüldü ve kaydedildi.Kompozitin sertliğini incelemek amacıyla; 2 mm yüksekliğinde, 5 mm çapında kompozit silindir bloklar hazırlandı. Her bir grup için 20 olmak üzere, toplam 120 standart kompozit silindir blok hazırlandı. Toplamda 6 grup vardı. Her iki ışık cihazı; elastik başlık, streç film ve herhangi bir bariyer olmadan 3 farklı durumda kullanıldı.En yüksek yapışma dayanıklılığı değerleri, her iki ışık cihazında da streç filmin kullanıldığı grupta görülürken, en düşük yapışma dayanıklılığı değerleri, her iki ışık cihazında elastik başlığın kullanıldığı grupta görülmüştür. Kontrol grubu, streç film ve elastik başlık kullanılan gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur.Kompozitin Knoop sertlik değerinde, kullanılan ışık cihazları arasında anlamlı fark görülmemiştir. En düşük Knoop mikrosertlik değerleri, her iki ışık cihazında da kontrol grubunda görülmüştür. Streç film kullanılan grup ile elastik başlık kullanılan grup arasında anlamlı fark görülmemiştir.
Heykel sanatında malzeme olarak ışık ve anlatım olanakları
Günümüzde ışık teknolojileri, disiplinlerarası bir yaklaşımla heykel sanatında bir malzeme olarak kullanılmaktadır. Bu durum heykel sanatında etkileyici ve çağdaş yeni anlatım olanakları sağlamaktadır. Bu tez çalışmasında heykel sanatında malzeme kullanımının tarihsel gelişimi incelenerek bu süreç içerisinde ışığın nasıl dönüştürücü bir rol aldığı araştırılmıştır. Geleneksel malzemelerden modern malzemelere kadar uzanan bu süreçte gelişen ışık teknolojilerinin heykelin tanımını nasıl genişlettiği ve izleyicileri nasıl dönüştürdüğü irdelenmiştir. Teknolojik gelişim, heykellerde ışığın bilinçli ve dinamik kullanımına olanak tanımıştır. Sanatçılar, eserlerinde ışığı kullanarak duygusal ve estetik derinlikler yaratma becerisiyle heykelin evrimine önemli bir katkıda bulunmuşlardır. Işığı heykellerinin temel bir unsuru haline getiren sanatçılar, bu evrimin bir parçası olarak eserlerindeki ifadeyi zenginleştirmişlerdir. Işık, heykelin formunu değiştirip izleyici ile etkileşime geçen bir güç halini almıştır. Bu evrim, sanatın sınırlarını genişleterek izleyicilere derin düşünce ve duygusal deneyimler sağlamıştır. Bu disiplinlerarası evrim, ışığın doğrudan heykele dönüşmesiyle birlikte, sanatın sınırlarını zorlayarak gelecekte daha heyecan verici ve yenilikçi eserlere kapı aralamaktadır. Bu tez çalışmasında, tarihsel olarak heykel sanatında ışığın malzeme olarak kullanılmasıyla birlikte, anlatım olanaklarına odaklanarak sanatçıların eserlerinde nasıl katmanlar oluşturdukları incelenmiştir. Işığın heykel sanatı içerisindeki tarihsel örnekleri, çağdaş uygulamaları ve teorik temellerini inceleyerek, sanatçıların bu unsurları nasıl kullanarak çalışmalarına anlam katmanları eklediklerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma, fizik ve optik biliminin teknik detaylarına derinlemesine girmeksizin, ışığın heykel sanatında yardımcı bir unsur olarak kullanımından, doğrudan yapıtın kendisine dönüşümüne uzanan süreci belirli dönemsel odaklarla ele alarak sınırlandırılmıştır. Veriler, ağırlıklı olarak literatür taraması yoluyla elde edilmiştir. Konuyla ilgili kaynak kitaplar, akademik dergiler, makaleler, videolar ve daha önce hazırlanmış tezler incelenmiş; ayrıca internet ortamı ve sosyal medyada alanla ilgili oluşturulmuş sayfa ve içeriklerden de yararlanılmıştır.
1980 sonrası Türk tiyatrosunda Alevî-Bektaşî unsurları
X. yüzyılla birlikte İslâmlaşmaya başlayan Türk toplumu arasında dini bakımdan anlayış farklılıkları görülmüştür. Savaş veya anlaşma yoluyla İslâm'ı tanıyan bu toplum içinde XV-XVI. yüzyıl dolaylarında farklılıklar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu ayrışmanın bir kanadını oluşturan Alevîler; zaman içinde Kızılbaş, Haydarî, Rafızî gibi adlarla tanınmış çeşitli suçlamalarla karşılaşmıştır. Bu anlayış içerisinde öz kültürüne mensup özelliklerini taşıyıp kaçgöç olmadan, kadınların gizlenmeye ihtiyaç duymamasıyla yaşama; Tanrı'ya giden yolda benliği esas araç olarak görme; şaman, Gök Tanrı inancı ile doğaya uyumu yansıtır biçimde ibadet etme ve ilişkili olarak zıtlık ile devriye anlayışına sahip olma durumları söz konusudur. Hurufîlik gibi sembolik bir anlayışla Nesîmî kanalıyla tanışan ve Hallac-ı Mansur'la ışık metaforuna yüklediği anlamı derinleştiren Alevîler için hulûl, tecelli anlayışları ön plana çıkar. Yaygın anlamda heterodoks, kimilerince metadoks kabul edilen Alevîlik; İslâm peygamberini kabul etmesiyle birlikte Budizm ve/veya Hıristiyanlık'tan ödünçlenmiş olduğu düşünülen Hak- Muhammet- Ali üçlemesine bağlı kalır, Kur'an ise Bektaşîlerce daha fazla önem taşımış görünmektedir. Şia bağlantısı XVI. yüzyılla kurulan bu zümrenin rehber anlayışı Ali olmakla birlikte, sözde kalan Caferîliğe bağlılığı yine aynı dönemin etkisiyledir. Sözlü kültürün temsilcisi olan Alevîler, Telli Kur'an'ları saz ile tarihle, doğayla, birbirleriyle hemhâl olarak varlığını korur. Bununla birlikte söz ve canlandırmaya bağlı oyunları bünyesinde barındıran bu kültürün, dram denilebilir örneği ise tragedya ve epik oyunla benzerlikleri tartışılan Taziye'dir. Modern tiyatronun örneği Mum Söndü oyununda Alevî ve Bektaşîlerin karşılaştığı iftira örnekleri alenî biçimde görülmektedir. Buradan yola çıkılarak hazırlanan bu tez için 1980 sonrası oyunlarından Ali Berktay'ın Kerbela'sı, Recep Bilginer'in Sevgi ve Barış'ı, Mahmut Gökgöz'ün Pir Sultan Abdal'ı, Turgay Nar'ın Divâne Ağaç'ı, Hüseyin Erdoğan'ın Yol, Ter, Gül'ü, Hasan Erkek'in Kutsal Döngü'sü, Remzi Özçelik'in Hacı Bektaş'ı, Gönül Akkuş'un Allı Evlendi, Pullu Gelin Oldu'su ve Semih Çelenk'in Gelin Tanış Olalım'ı değerlendirilmiş, bu oyunların kuramsal çerçevede verilen özelliklere sahip olduğu görülmüştür.
Farklı aydınlık / karanlık ritmin etlik piliçlerde performans, karkas ve bazı metabolik parametreler üzerine etkisi
Bu araştırma, etlik piliçlerde farklı ritmik aydınlık / karanlık programların piliçlerin performansı, karkas özellikleri, bazı metabolik faaliyetler ve refah üzerine etkisini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. İlk hafta 23 saat aydınlık /1 saat karanlık programı takiben araştırma grupları; 23 saat aydınlık (A)/1saat karanlık (K) (23A:1K) uygulanan grup (Grup I), 4A:2K:4A:2K:4A:2K:4A:2K (4x(4A:2K)) uygulanan grup (Grup II), 8A:4K:8A:4K (2x(8A:4K)) uygulanan grup (Grup III), kesintisiz olarak 16A:8K uygulanan grup (Grup IV) şekilde düzenlenmiştir. Bu amaçla, ticari bir firmadan alınan 500 adet erkek Ross-308 ırkı etlik piliç her grupta 125 adet olacak şekilde 4 deneme grubuna başlangıç canlı ağırlıkları eşit olarak dağıtılmıştır. Her grup 5 tekerrürlü olarak düzenlenmiştir. Araştırmada besi süresi 7-42 gün sürmüştür. Araştırma sonunda karkas, kan ve kemik analizleri için her tekerrürden canlı ağırlıkları o tekerrürün canlı alırlık ortalamasına yakın 2 piliç, toplamda her gruptan 10 piliç kesime sevk edilmiştir. Amonyak yanıkları ve vücut sıcaklıkları için araştırmadaki tüm piliçler değerlendirilmiştir. Besi sonunda (42. gün) en düşük canlı ağırlık Grup IV'de bulunmuştur (P<0.001). Erken yaşlarda canlı ağırlık artışı, yem tüketimi ve yemden yararlanma değerleri gruplar arasında farklı iken, araştırma sonuna doğru farklık tespit edilmemiştir (P>0.05). 7-42. günlerde canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yemden yararlanma ve yaşama gücü gruplar arasında benzer bulunmuştur (P>0.05). Grup I ile karşılaştırıldığında günlük su tüketimi Grup IV'de önemli ölçüde düşük çıkmıştır (P<0.05). Su tüketimi (mL) / yem tüketimi (g) gruplar arasında benzerdir (P>0.05). En iyi üniformite 21. günde Grup III'de elde edilmiş (P<0.05), 42. günde ortalamalar arasındaki farklılık istatistiki olarak önemli çıkmamıştır (P>0.05). En yüksek göğüs oranı, en düşük kanat oranı Grup I'de saptanmıştır (P<0.001). En yüksek serbest tiroksin (T4), glikoz ve ürik asit, en düşük serum testosteron Grup IV'de elde edilmiştir (P<0.05). Vücut sıcaklıkları ve tibia kül düzeyi gruplar arasında benzerdir (P>0.05). Sınırlı aydınlatma programları amonyak yanıkları oranını artırmıştır (P<0.001). Sonuç olarak, sürekli kısıtlama yapılan grupta piliçlerin performans ve refahının önemli şekilde düştüğü tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Etlik piliç, aydınlık/karanlık periyot, performans, karkas, metabolik parametreler
Chlorella vulgaris' in hücre sayısı klorofil miktarı ve büyüme hızına aydınlanma süresinin etkisi
Chlorella vulgaris zengin protein ve mineral içeriğinden dolayı çok eski zamanlardan beri sağlıklı besin kaynağı olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı; anti-oksidant, yaşlanmayı geciktiren ve savunma mekanizmasının güçlenmesinde etkili olan bu algin farklı ışık şiddetlerinde büyüme parametrelerinin, pigment ve protein miktarlarının incelenmesidir.Bu çalışmada farklı aydınlanma sürelerine tabi tutulan Chlorella vulgaris türüne ait 5 farklı aydınlanma süresine sahip örneklerin Klorofil miktarları, Protein miktarları ve hücre sayısındaki değişimler göz önüne alınmıştır. Bu amaçla örneklerin belirli aydınlanma periyotlarında (16 saat aydınlık, 17 saat aydınlık, 18 saat aydınlık, 19 saat aydınlık ve 20 saat aydınlık) 20 günlük süreçte 5 gün ardışık ve daha sonra 3'er gün aralıklı olmak üzere protein, klorofil analizleri ve hücre sayımları yapılmıştır. Denenen tüm koşullarda Chlorella vulgaris türüne ait 5 farklı aydınlanma periyodundaki örneklerin protein, klorofil ve hücre sayısı miktarlarında aydınlanma süresine bağlı olarak artış gösterdikleri görülmüş ve istatistiksel olarak bu artışlar önemli bulunmuştur
Üniversite eğitim yapılarının iç mekânlarında kullanılan renk ve ışığın mekânsal algılama ve yön bulmaya etkileri
Bu çalışma üniversite eğitim yapılarının iç mekânlarında kullanılan renk ve ışığın mekânsal algılama ve yön bulma üzerindeki etkilerine odaklanmaktadır. Karmaşık planlı ve birbirini tekrar eden mekânlara sahip yapılarda yaşanan sorunların, mekân rengi, aydınlık düzeyi ve ışık renk sıcaklığı değişkenleri kullanılarak nasıl çözülebileceği araştırılmıştır. Renk ve ışık değişkenleri kullanılarak, mekânsal okunabilirliği yüksek, kullanıcılar tarafından rahat algılanabilen iç mekânların oluşturulması hedeflenmektedir. Bu amaçla; belirlenen renk, ışık ve ışık renk sıcaklığı değişkenleri kullanılarak görsel gerçekçiliği sağlanmış, masaüstü sanal gerçeklik ortamı oluşturulmuştur. Deney 102 üniversite öğrencisiyle gerçekleştirilmiştir. Deneklerin farklı renk ve ışık değişkenleri ile tasarlanmış mekânları deneyimlemeleri ve bu mekânları beğeniye bağlı olmayan kavramlarla değerlendirmeleri sağlanmıştır. Araştırma sonucunda; sıcak renklerin ve yüksek ışık renk sıcaklığının, dikkat çekicilik özelliğinin ve hatırlanabilirliğinin diğer renklere ve ışık renk sıcaklıklarına oranla daha yüksek olduğu görülmüştür. Bununla beraber soğuk renkler ve yüksek aydınlık düzeyi kullanılarak insanların mekân içerisinde yönlendirilebileceği tespit edilmiştir. Düşük aydınlık düzeyiyle aydınlatılan mekânların yönelme kararlarında dikkate alınmadığı ve kullanıcılar tarafından olumsuz algılandığı görülmüştür. Ayrıca mekânların görsel netlik ve dikkat çekicilik gibi somut niteliklerinin değerlendirilmesinde cinsiyet farklılığının önemli olmadığı, her iki cinsiyetin de benzer değerlendirmeler yaptığı tespit edilmiştir.
Aydınlatma amaçlı LED matrisi üretimi ve ısıl özelliklerinin çözümlenmesi
Günümüzde hızla gelişen teknoloji ile aydınlatmada yeni yöntemler kullanılmaya başlanmıştır. Bunlardan son zamanlarda en fazla ilgi göreni led aydınlatmadır. Bu tez çalışmasında, led'lerin matris bağlanması ile yapılan aydınlatma yönteminde ortaya çıkan sorunlar tespit edilerek bu sorunları ortadan kaldırmak veya en aza indirmek için yapılabilecek işlem ve yöntemler incelenmiş ve denenmiştir. Bu çalışmada denetleyici olarak PIC16F877 kullanılmıştır. Deneyler için 10x10 led matris, matris sürücü devresi ve mikrodenetleyici devresi oluşturulmuş, deneyler dış ortam etkilerini bertaraf etmek için kapalı kabin içerisinde gerçekleştirilmiştir. Deneylerde; gerilim, tarama frekansı, tarama yöntemi, görev periyodu ve ortam sıcaklığı değişkenleri donanımsal ve programsal olarak değiştirilerek alınan veriler kaydedilmiş ve tartışılmıştır.
Görünür bölgedeki bükümlü elektromanyetik dalgaların profil görüntülerinin analizi
Bu tez çalışmasında yörüngesel açısal momentuma sahip bükümlü elektromanyetik dalga üretilmiş ve görünür bölgede yer alan bu dalgalara ait yoğunluk dağılımı görüntü işleme teknikleri ile incelenmiştir. Açısal momentuma sahip elektromanyetik dalga üretilirken hologram tekniği kullanılmış, Fourier dönüşüm tekniği ile "Mathematica" programında çatal hologramlar üretilmiştir. DLP/DMD teknolojisi kullanılarak üretilen hologramlarla eş fazlı, görünür bölge dalga boyuna sahip, tek frekanslı elektromanyetik dalgaların genliği ve fazı modüle edilmiştir. Bu şekilde yörüngesel açısal momentuma sahip bükümlü elektromanyetik dalgalar üretilmiştir. DMD (dijital mikro ayna cihazı) yardımıyla yörüngesel açısal momentuma sahip bükümlü elektromanyetik dalgaların iki boyutlu profil görüntüsü CCD kamerayla kayıt altına alınmıştır. Yüksek çözünürlüklü resim formatında kayıt altına alınan bükümlü elektromanyetik dalgaların profil görüntülerine ait yoğunluk dağılımları C# dili kullanılarak Visual Studio 2019 programında görüntü işleme teknikleri ile incelenmiştir. Teoride hesaplanan yoğunluk dağılımları deneysel olarak da doğrulanmıştır.
Diyabetik ve nondiyabetik olgularda farklı ışık şiddetlerinde elde edilen pupil boyutları üzerine fakoemülsifikasyon cerrahisinin etkisi
Amaç: Diyabetik ve nondiyabetik katarakt olgularında farklı ışık şiddetlerinde elde edilen pupil buyutları üzerine fakoemülsifikasyon cerrahisinin etkisini değerlendirmek.Materyal ve Metod: Çalışma Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalında, Mayıs 2012 - Ekim 2012 tarihleri arasında yapıldı. Çalışmaya yaşları 40-85 arasında 49 katarakt hastası katıldı. Hastalar diyabetik ve nondiyabetik olmak üzere iki gruba ayrılarak her hastanın her iki gözü için ayrı ayrı olmak üzere preoperatif dönemde sırasıyla 0, 1, 10, 100 ve 200Cd/m2?lik aydınlatmalarda pupillometrik ölçümler alındı. Daha sonra olguların daha az gören kataraktlı gözlerine komplikasyonsuz fakoemülsifikasyon cerrahisi uygulandı ve katlanabilir intraoküler mercek yerleştirildi. Her hastanın her iki gözü için postoperatif birinci ve postoperatifdördüncü haftada sırasıyla 0, 1, 10, 100 ve 200Cd/m2?lik aydınlatmalardaki pupillometrik ölçümleri tekrarlandı. Sonuçlar istatistiksel olarak karşılaştırıldı.Bulgular: Katarakt ameliyatı geçiren gözlerin pupil boyutları diyabetik hasta grubunda 0, 1, 10, 100 ve 200Cd/m2?lik aydınlatmalarda sırasıyla preoperatif dönemde4,9±1,1, 4,3±1,1, 3,5±0,8, 2,6±0,3, 2,4±0,2; postoperatif 1. haftada 3,8±0,7, 3,4±0,5, 2,9±0,4, 2,4±0,1364, 2,2±0,1; postoperatif 4. haftada 4,2±0,9, 3,8±0,8, 3,2±0,6, 2,6±0,2, 2,3±0,1 mm idi. Bu değerler nondiyabetik hasta grubunda ise sırasıyla preoperatif dönemde 5,6±0,9 4,9±0,8, 3,9±0,7, 2,7±0,2, 2,4±0,2; postoperatif 1. haftada 4,7±0,8, 4,1±0,7, 3,3±0,5, 2,5±0,1, 2,3±0,1; postoperatif 4. haftada 5,0±0,8, 4,5±0,7, 3,6±0,6, 2,7±0,2, 2,3±0,1 mm idi. Ameliyat sonrası 1. ve 4. haftada diyabetik ve nondiyabetik hasta grubundaki katarakt ameliyatı yapılan gözlerin tüm ışık şiddetlerindeki pupil boyutlarında gözlenen değişimin istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (hepsi için p<0.05).Sonuç: Çalışmamızda pupil çapının katarakt cerrahisi sonrası 1. haftada gerek diyabetik gerekse de nondiyabetik hastalarda azaldığı, 4. haftada ise 1. haftaya göre arttığı ancak ameliyat öncesi dönemdeki değerlere ulaşamadığı görülmüştür. Katarakt cerrahisinin myotik etkisi özellikle diyabetik olgularda daha bariz bir biçimde ortaya çıktığı görülmüştür
Bilimin doğasının kavramsal değişim pedagojisi ve doğrudan yansıtıcı yaklaşım ile öğretilmesi: Işık ünitesi örneği
Bilimin doğasının anlaşılması fen eğitiminin temel amaçlarından biridir. Birçok öğretim uygulamasının bu amacı gerçekleştirmede yetersiz kaldığı veya sınırlı etkiye sahip olduğu, bilimin doğası öğretiminde yeni yaklaşımlara ihtiyaç duyulduğu bir gerçektir. Bu tezin amacı; bilimin doğası öğretiminde kavramsal değişim pedagojisi, doğrudan yansıtıcı yaklaşım ve Milli Eğitim Bakanlığı kitabının etkilerini irdelemektir. Çalışma 7. sınıf Işık ünitesinde, 66 öğrencinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Karma yöntem ile yürütülen çalışmanın verileri Bilimin Doğası Üzerine Görüşler Anketi, Işık Ünitesi Kavram Testi, Işık Ünitesi Başarı Testi, yarı yapılandırılmış mülakatlar ve yansıtıcı yazılar ile toplanmıştır. Bilimin doğası ile ilgili görüşler yeterli, değişken ve zayıf kategorisinde analiz edilmiştir. Kavramsal değişim ve akademik başarı ile ilgili verilerin analizinde Kruskall-Wallis ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanılmıştır. Alternatif kavramlar ile ilgili verilerin analizinde ise frekans ve yüzde değerleri hesaplanmıştır. Bilimin doğasının kalıcı bir şekilde öğretilmesinde en etkili yolun kavramsal değişim pedagojisi olduğu tespit edilmiştir. İlköğretim öğrencilerinin bilimsel bilgilerin elde edilmesinde bilim insanlarının fiziksel olarak aktif olmalarını gerektiren noktalara ağırlık verdikleri, bilim insanları tarafından kullanılan zihinsel süreçleri ihmal ettikleri belirlenmiştir. Her üç uygulamanın da ışık ünitesindeki kavramsal değişime olumlu katkılar sağladığı fakat Milli Eğitim Bakanlığı kitabının etkilerinin kalıcı olmadığı belirlenmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı kitabının birçok alternatif kavramın giderilmesinde etkili olmadığı tespit edilmiştir. Fen derslerinde bilimin doğası öğretimine yer vermenin akademik başarı üzerinde olumlu veya olumsuz etkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bilimin doğasının öğretiminde kavramsal değişim metinleri ve kavram panolarının bir arada kullanılması önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Bilimin Doğası, Kavramsal Değişim Metni, Kavramsal Değişim Pedagojisi, Doğrudan Yansıtıcı Yaklaşım, Işık
Yüzey kaplama malzemelerinin iç mekan algısına anlamsal boyutta etkisi üzerine deneysel çalışma
Günümüz insanı, günlük yaşamında çeşitli nedenlerle zamanının büyük bir bölümünü iç mekanlarda geçirir. O nedenle kişilerin bu iç mekanlarda rahat, huzur, güven... vb. gibi pozitif duygular hissetmeleri gerekliliği vardır. Bu çalışmada, günümüzde her malzemenin (yüzey kaplama malzemesi) her türlü işlevsellik taşıyan mekanda kullanılabiliyor olmasının kullanıcılar açısından olumsuzluklar taşıdığı, bu tür yaklaşımlarla oluşturulan iç mekanların kullanıcılarına işlevsel ve özellikle anlamsal yönden negatif çağrışımlar yaratacağına dikkat çekilmiş, mimari çevrede gözlenen bu uyumsuzluğun gündeme getirilmesi, bilimsel bir ortamda tartışılması ve bulguların genel geçerliliğinin sağlanması amacıyla bu araştırma kapsamında soran katılımlı bir deney aracılığıyla irdelenerek bilimsel bir temele oturtulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın kuramsal kısmında öncelikle genel bir girişten sonra sorunun kapsamı ve sınırlan belirlenmiş, ayrıca çalışmanın amacı açıkça belirtilmiştir. Daha sonra algılama konusu ve buna bağlı olarak iç mekan algılaması üzerinde durulmuş, iç mekan algılamasında, yüzeyin niteliğini oluşturan doku, renk ve ışığın, işlevsel ve anlamsal boyutunun yüzey ve mekan algılamasındaki yeri ve önemi geniş bir çerçevede ele alınmıştır. Çalışmanın uygulama kısmında düzenlenen katılımlı deneyin sonucunda yüzey kaplama malzemelerinin anlamının, mekanın işlevine göre değiştiği ve kullanıcılar tarafından her türlü işlevselliğe sahip mekanlarda aynı derecede olumlu karşılanmadığı görülmüştür. Ayrıca algılamada kullanıcı ve mimar farklılaşmasının olduğu ve bu farkın mimari eğitim faktöründen kaynaklandığı sonucuna varılmıştır. Bulgular, irdelemeler ve sonuçlardan sonra konu hakkında eğitimde ve uygulamada neler yapılabileceği belirtilerek, konuya ilgi duyan araştırmacılar için, yapılabilecek araştırmalar düzeyinde öneriler getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Algılama, Mekan, Yüzey, Doku, Renk, Işık. VI
Cam sanatında vitray teknikleri
Sanatın gücü, tüm nesnelerin üzerindeki etkisini camın üzerinde de göstermiştir. Tarihsel süreçteki sanatsal faaliyetlerde malzeme olarak camın etkisi yoğun olmasa bile, sanat, kuşkusuz tüm nesneleri nasıl kabul ediyorsa camı da bu sanatsal süreçte kendi içinde bir sürekliliğinin oluşmasına katkıda bulunmuştur. Teknolojinin ilerlemesi ve beğenilerin farklılaşması camı da etkilemiştir. Camın teknik olarak çok farklılık göstermesi kullanım alanlarındaki etkiyi yüksek kılmasını sağlamıştır. Cam tekniklerinden biri olan vitray tekniğinde, çağın ilerlemesi ile kendi bünyesindeki tüm vitray teknikleriyle çağdaş form ve çizgilerin hızlı devreye girmesini sağlamıştır. Cam vitray sanatında farklı tekniklerin ve yorumların gelişmesi, yeni arayışların önünü açmıştır. Bu aşamanın yanı sıra vitray eğitimi, yaygın eğitimden örgün eğitime geçmeye başlamıştır. Bu oluşuma katkı sağlayan birçok fakülte, yüksekokul ve diğer eğitim kuruluşları cam vitray sanatının örgün eğitimdeki yerini almasına öncülük etmişlerdir. Bu sayede cam sanatının tekniklerinden biri olan vitray, sanatsal ve camın yerleşik hayata girişi ve oluşumu süresindeki yerini korumaktadır. Anahtar Kelimeler: cam, vitray, sanat, saydamlık, ışık.
Doku benzeri bir ortamda kromofor moleküllerin konsantrasyonunun spektroskopik yöntemle tayininin analitik olarak modellenmesi
Bu tezde dokuda alınan geri yansıma spektrumlarını kullanarak endojen veya ekzojen kromoforların konsantrasyonunu hesaplamak için yeni bir metod geliştirildi. Bu metodun dokunun biyokimyasal yapısındaki değişimden doku patolojisini teşhis etme ve fotodinamik tedavide photosensitizer konsantrayonunu belirleme potansiyeli bulunmaktadır.Bu çalışmada doku fantomları intralipid ve iki farklı kromofor kullanılarak hazırlandı. Doku fantom deneylerinin birinci setinde metilen mavisi-intalipid su karışımı, ikinci setinde indosiyanin yeşili (ICG)-intralipid su karışımı kullanıldı. Doku fantomlarında intralipid ve kromofor konsantrasyonlarının değişimi indirgenmiş saçılma ve absorpsiyon katsayısını belirledi. Doku fantomların indirgenmiş saçılma ve absorpsiyon katsayıları biyolojik dokuların aralığı içindedir. Doku fantomlarda spektroskopik ölçümler almak için kullanılan deney düzeneği; küçük bir spektrometre, altı kaynak ve bir fiber dedektörden oluşan optik prob, tungsten-halojen ışık kaynağı ve bir dizüstü bilgisayardan oluşmaktadır. Bütün yansıma spektrumları fiber optik probun doku fantomları içine 1mm daldırılmasıyla alındı. Deneylerin Monte Carlo simülasyonları yapıldı ve toplanan fotonların toplam optik yolları hesaplandı. Doku fantomlarının kromofor konsantrasyonları tahmininde deney ve Monte Carlo sonuçları birlikte kullanıldı.Çalışmanın sonucunda geri yansıma spektrumu ve Monte Carlo simülasyonu kullanılarak absorpsiyon ve indirgenmiş saçılma katsayıları tahmin edildi. Çalışmada indirgenmiş saçılma katsayısı 0.25-1.1mm-1 ve absorpsiyon katsayısı 0.05-0.2mm-1 olarak seçildi. İndirgenmiş saçılma katsayıları % 6.3 hata ile absorpsiyon katsayıları % 11.4 hata ile ölçüldü.
Işık malzeme ilişkisi ve buna bağlı olarak porselenin bir sanat malzemesi olarak kullanımı
?Işık-Malzeme İlişkisi ve Buna Bağlı Olarak Porselenin Bir Sanat Malzemesi Olarak Kullanımı? isimli çalışmam dört ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölüme ?Porselen? adı verilmiştir. Bu bölümde porseleninin tanımına tarihçesine, porselen yapımında kullanılan hammaddelere, porselen çeşitlerine, kemik porseleninin tanımı ve tarihçesine değinilmiş, bu konular hakkında bilgiler verilmiştir.İkinci bölümde ışık ve porselen ilişkisine, yapılan sanatsal çalışmalarda porselenin bir sanat malzemesi olarak kullanımına, porselenin yapım ve pişirim aşamalarına değinilmiştir.Üçüncü bölümde ise, ışık geçirgenlik özelliğine işlerinde yer veren günümüz çağdaş seramik sanatçıları ve kullandıkları teknikler tanıtılmış. Porselenin bir sanat malzemesi olarak kullanımı ve ışığın sanatsal açıdan esere katkıları, sanatçıların kullandıkları teknikler, örneklerle incelenmiştir.Dördüncü ve son bölüm olan ?Yapılan Deneysel ve Sanatsal Çalışmalar? bölümünde çamur denemelerine, porselen ışık geçirgen çalışmalarına ve yapım tekniklerine yer verilmiştir.Sonuç bölümünde ise ışığın malzeme ile olan ilişkisi, sanatsal açıdan esere kattığı değer incelenmiş, yapılan araştırmalar ve elde edilen veriler değerlendirilmiştir.
Tarihi eserlerde aydınlatma tasarımının kent kimliğindeki ve algısındaki yeri
Bu çalışmanın amacı, interdisipliner bir dal olan tarihi eser aydınlatmasının uygulamasına dair bir el kitabı oluşturabilmek ve kent, kentli açısından müdahalenin boyutlarını irdeyebilmektir.Tezin araştırma aşamasında, ışık, görsel algı, kent kimliği, aydınlatma ve tekniği hakkında literatür taraması yapılmış ve bilimsel araştırma yöntemlerinden örnek araştırma, inceleme, rastlantısal bir anket uygulama ve sonuçlarını analiz etme, kent haritası üzerinden saptama, yorumlama, analizler ile tarihi eser ve kent için öneri modeller üretme, literatür taraması, çeşitli yer ve eserleri fotoğraflama, gözlem (görsel malzeme toplama ve yorumlama), anket uygulama ve değerlendirme, diyalektik ve deneycilik, karşılaştırma, yorumlama, fotoğraflama, kentsel bilgi değerlendirme, harita okuma, analiz ve sentez, literatür tarama yöntemleri kullanılmış ve son teknolojilerin, yayınların takip edilmesi, piyasadaki uygulamaların değerlendirilmesi yapılmıştır. Görsel algılamaya dair yapılar üzerinden tespitler yapılmıştır. Tüm analizler, sentezler ve yorumlar sonucunda İzmir Karşıyaka Latife Hanım Köşkü, İzmir Körfezi için aydınlatma projesi önerisinde bulunulmuştur.Çalışma kapsamında hem elektrik mühendisliği, sosyal bilimler, hem de mimarlık ve kent planlama disiplinlerinin prensipleri ile ilgili sentezler yapılarak müdahaleye dair yöntemler geliştirilmiştir. Uygulamanın sonuçları kent ve tarihi eser, çevre koruma açısından değerlendirilmiştir. Ortaya çıkan kompozisyon ve oluşumu çok yönlüdür.İnterdisipliner uygulama alanından söz eden bu çalışma her aşamada restorasyon kuramlarına uygunluk kapsamında ilerlemiştir. Tarihi eser aydınlatması müdahale aşamaları, etkileri, kullanılan elemanlar, uygulama alanlarına dair tablolar hazırlanarak sentezler oluşturulmuştur. İlerleyen teknik ve teknolojiden de bahsedilerek, hem yapıların, hem de çevrenin bu kapsamda nasıl ele alınması gerektiğine dair ana prensipler belirlenmiştir. Yeni bir ürün niteliğinde olan çalışma, aydınlatmayı tarihi eser ve çevre koruma müdahalelerinden biri olarak ele alıp, farklı bakış açılarından değerlendirmiştir. Örneklerle, her tip yapı için nasıl ayrı bir tasarım gerektiğini, nelere dikkat edileceğini tartışarak, aydınlatma tasarımcısı olabilecek restoratör mimarlara yönelik bir ana kaynak oluşturulmuştur.
Salon futbolcularında şut yüzdesine etki eden bazı faktörlerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı futsal müsabakası ortamı ile ilgili öngörülebilir değişkenlerin atış yüzde ortalamaları üzerine etkilerinin olup olmadığını varsa bu etkilerin niteliğinin ne olduğunu tespit etmektir. Çalışmaya en az 4 yıldır futsal oynayan yaşları 18-28 arasında, Afyon Kocatepe Üniversitesi 'Futsal' takımında oynayan gönüllü 22 erkek futsal oyuncusu katılmıştır. Bu çalışma Afyon Kocatepe Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulunda uluslararası standartlara uygun spor salonunda gerçekleştirilmiştir. Yapılan çalışmada futsal oyuncularının izole edilmiş normal ışık ortamındaki atış yüzdeleri, izole edilmiş düşük ışık ortamındaki atış yüzdeleri, gürültü ve görüntü karmaşası ortamındaki atış yüzdeleri ve yorgunluk sonrasındaki atış yüzdeleri değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon analizi ile incelenmiş olup, değişkenlerin karşılaştırılmasında Kovaryans Analizi (ANCOVA) kullanılmıştır. Farklı ortamlarda yapılan şut isabet yüzde ortalamaları incelendiğinde; en yüksek isabet ortalaması, izole edilmiş normal ışık ortamındadır. İzole edilmiş düşük ışık seviyesinde, kale arkası görüntü ve gürültü karmaşasında ve yorgunluk ortamındaki şut isabet yüzde ortalamalarının daha düşük ortalamaya sahip oldukları tespit edilmiştir. Sonuç olarak; bir müsabaka ortamında öngörülebilir tüm değişkenlerin atış yüzde ortalamaları üzerine negatif yönlü etkisi olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Futsal, Şut Atış yüzdesi, Gürültülü ortam, Işık seviyesi, Yorgunluk