Membership

64 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Ukrayna'nın çeşitli göstergelerinin Avrupa Birliği ülkeleri ile karşılaştırılması ve olası üyeliğinin değerlendirilmesi

Bu araştırmanın amacı, bir Doğu Avrupa ülkesi olan ve Avrupa Birliği'nin Ortak Komşuluk Politikası kapsamında ilişkileri yürüttüğü Ukrayna'nın güncel gelişmeleri dikkate alınarak ekonomik, sosyal ve siyasal durumunu Avrupa Birliği'ne üye ülkeleri ile karşılaştırmak ve göstergelerin karşılaştırılması sonucu Ukrayna'nın Avrupa Birliği'ne olası üyeliğinin mümkün olup olmadığı değerlendirilmektir. 2013 yılın sonbaharında Ukrayna'da yaşanan ve 2014 yılında da devam eden sorunlar ve protestolar Ukrayna'nın Avrupa Birliği geleceğini ciddi bir şekilde etkilemiştir. Eski Cumhurbaşkanı, Viktor Yanukoviç'in Avrupa Birliği Ortaklık Anlaşması'nın imzalanmasını ret etmesiyle başlayan protestolar 2014 yılının Haziran ayında Ukrayna'nın doğusunda bir iç savaşa dönüşmüştür. Bu tür gelişmeler Ukrayna'nın Avrupa Birliği ile olan ilişkisinin gelişmesine engel olarak ortaya çıkmıştır ve Ukrayna'nın ileride Rusya etkisinden koparak, Avrupa Birliği üyesi olma şansı oldukça yükselmiştir.

Avrupa BirliğiTam üyelikUkrayna+1
Ekrem Emiraliyev
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde Türk kabotajının yeniden yapılandırılması

Bir ülkenin denizlerinde, karayollarında, hava sahasında o ülke vatandaşları için uygulanan öncelikleri ve yabancılara uygulanan yasakları belirleyen kabotaj hakkı ülkenin denizcilik sektörünü geliştirmesinin yanı sıra içinde ekonomik, siyasal, stratejik unsurlar da barındırır.Kabotaj Kanunu ülkemizde zor koşullar altında 29 Nisan 1926 tarihinde kabul edilmiş ve üzerinde hiçbir değişikliğe gidilmeksizin günümüze gelmiştir. Günümüz Türkiye' sinin koşulları 1926 yılı Türkiye' sinin koşullarından oldukça farklıdır. Kabotaj Kanunu' muzun günümüz ihtiyaçlarına layıkıyla cevap verebilmesi ve taşımacılığımızın değişen dünya şartlarına ayak uydurabilmesi için kabotaj altyapısının yeniden yapılandırma ihtiyacı ortaya çıkmıştır.Bu tezin amacı Avrupa Birliği' ne giriş sürecinde olan ülkemizin 1926' dan bu yana değişen dünya şartlarına ayak uydurabilmek için kabotaj taşımacılığımızda nasıl bir yapılandırmaya ihtiyaç duyulduğu sorusunu irdelemektedir.Bu bağlamda tezin ilk bölümünde kabotaj hakkı öncelikle bir tanım olarak irdelenmiş, Türkiye' de ve Dünya'daki kabotaj uygulamaları incelenmiştir.İkinci bölümde Avrupa Birliği'nin kabotaj rejimi üzerinde durulmuş, Roma Antlaşması ışığında Birlik içinde daha önceden kabotaj uygulamış olan ülkelere yer verilmiştir. Üyelik sürecinde bulunduğumuz Avrupa Birliği'nin temel Denizcilik Politikası ve Ortak Denizcilik Politikasının oluşum süreci bağlamında alınan kararlar incelenmiştir.Üçüncü bölümde kabotaj rejimi incelenmiş, Avrupa'nın kendi iç ulaşımını oluşturan temel öğeler irdelenmiş ve bu doğrultuda, 92/106 Sayılı Konsey Direktifi' ne, Kısa Mesafeli Deniz Yolu Taşımacılığı kavramına yer verilmiştir. Ayrıca Bu bölümde Avrupa Birliği' nin diğer kıtalar ve ekonomik bloklarla ulaşım bağlantıları ve Pan- Avrupa Ulaşım Koridorları, Trans Avrupa Ulaşım Koridorları, TRACECA ve Deniz Otoyolları incelenmiştir.Cumhuriyetle birlikte ülkemizde ilk kez kabotaj tekeli hakkı tesis edilmiş, Türk sermayesi ile Türk vatandaşının denizlerle iç içe olması sağlanmıştır. Bu bağlamda tezin dördüncü bölümünde, kabotaj hakkının kazanılması ile ilgili tarihsel süreç incelenmiştir.Beşinci bölümde, Ülkemizdeki kabotaj taşımacılığı karayolu, demiryolu, denizyolu ve limanlar altyapıları çerçevesinde araştırılmış ve Beş Yıllık Kalkınma Planları öncesi ve sonrasındaki durumlar karşılaştırılmıştır.Tezin son bölümünde ise Türk ulusal taşımacılığının dünyadaki gelişmelere ayak uydurabilmesi ve günümüz ihtiyaçlarına gerektiği gibi cevap verebilmesi adına yapılması gereken yenilikler ortaya konmuştur. Bu bağlamda İntermodel taşımaya dönük yükçün destekli tümleşik hizmet anlayışıyla dünyada hızla yaygınlaşan ve günümüz modern taşımacılık anlayışının temelini oluşturan kapıdan kapıya taşımacılık hizmetini ana taşımacılık felsefesi olarak benimsemenin önemi vurgulanmıştır.Anahtar Kelimeler: İntermodal Taşımacılık, Kapıdan Kapıya Taşımacılık, Multimodal Taşımacılık, Tümleşik Taşımacılık, Kombine Taşımacılık,

Avrupa BirliğiDeniz yoluDeniz yolu taşımacılığı+9
Gizem Kodak
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde kadın hakları

Türkiye'nin 1957 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu'na üye olmak istemesiyle başlayan Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri, elli yıllı aşkın bir süredir devam etmektedir. Geçen bu süreçte kadın haklarına yönelik çeşitli yasalar oluşturulmuş ve aday ülkelerden de ulusal mevzuatlarını bu doğrultuda uyumlaştırılmaları istenmiştir.Çalışmanın birinci bölümünde Avrupa Birliği'nin tarihsel süreci ile Avrupa Birliği'nin yapısı ve kurumsal organları açıklanmıştır. İkinci bölümde ise; Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinin başlamasından bugüne kadar geçen sürede kaydettiği aşamalar ve adaylık sürecinde gelinen son durum belirtilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Avrupa'nın kadına bakış açısı ortaya konmuştur. Kadının kimliğinin kavramsal boyutu ele alınarak İlk Çağlardan Modern döneme kadar kadının toplum içerisindeki yeri açıklanmıştır.Araştırmamızın özünü oluşturan Avrupa Birliği'nin kadına yönelik getirmiş olduğu düzenlemelerin neler olduğu ise dördüncü bölümde ortaya konmuştur. Avrupa birliği tarafından oluşturulan kadın haklarının kurumsal, yasal, sosyal ve siyasal süreçlerinin üzerinde durularak, hakların yapısal görünümü sorgulanmıştır.Beşinci ve son bölümümüzde ise AB' ye aday ülke olan Türkiye'nin AB Müktesebatına uyum kapsamında ulusal yasalarında kadın haklarına yönelik yaptığı düzenlemeler incelenecektir. Bu dönemde Türkiye'de kadın haklarının gelişme aşaması 3 evreye ayrılarak incelenmiştir. Bu gelişmeler ışığında kadına haklarını iyileştirmeye yönelik eylemlerin yasal çerçevesi açıklanacaktır.Anahtar Kelimler: Avrupa Birliği, Türkiye-AB İlişkileri ve Kadın Hakları

Avrupa BirliğiKadın haklarıKadınlar+2
İlknur Yuvanç
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Ötekine bakışın Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerine etkisi

İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren öteki hep olagelmiştir. Dünyada cereyan eden olaylar sonucu değişen koşullar, değişen düşünceler, inanç, ideoloji ve dinler ötekiyi de değiştirmiş, ya da ötekilere yeni ötekiler eklemiştir. İnsanlar kendisine düşman gördüğünü ya da menfaatleriyle örtüşmeyen durumlarda karşısındakini öteki olarak görmüş ve tanımlamıştır. Öteki anlayışı ya da ötekine bakış, sadece insanların fikir çatışmalanyla kalmamıştır. Tarihsel süreç incelendiğinde görüleceği gibi, insanlık tarihinde bir çok savaşlar olmuş, devletler ve milletler ortadan kalkmıştır. I. Dünya Savaşı esnasında Sovyet Rusya'da gerçekleştirilen devrim, diğer dünya devletlerini tehdit eder boyuta ulaşmış, Hitler'in Nazizmiyle II.Dünya Savaşında, milyonlarca insan yaşamını yitirmiştir. Bu gelişmeler sonuçta yeni ötekileri ortaya çıkarmıştır. Dünya değişik bloklara ayrılmış, NATO ve VARŞOVA PAKTI gibi yeni yapılanmalar ortaya çıkmıştır. I. Dünya Savaşı'na kadar en önemli bir güç olan ve Avrupa'nın ötekisi olan Osmanlı İmparatorluğu devrini tamamlamış ve yerini Türkiye Cumhuriyeti 'ne bırakmıştır. Öteki bakış, sadece bu gelişmelerle kalmamış, toplumsal yaşamda da sosyo - kültürel değişikliklere de yol açmıştır. Özellikle, küreselleşmenin hız kazanması, telekomünikasyon ve bilgi teknolojisindeki gelişmeler sonucu dünyada ortak bir kültür oluşmaya başlamıştır. Bu ortak kültürün paydasını ; insan haklan, demokrasi ve adil gelir paylaşımı gibi değerler almaya başlamıştır. Dünyada Savaş ve savaşların sonucunda ortaya çıkan felaketleri yaşamak istemeyenler, bireysel ve toplumsal güvenliği kurumlaştırmak, dünya barışının sürekliliğini sağlamak için toplumsal, bölgesel, kıtasal örgütlenme arayışlarına giriştiler. Bu arayışlardan biri de Avrupa Birliği 'dir.Türkiye de küresel alandaki bu yeni örgütsel gelişmelere kayıtsız kalması düşünülemezdi.Bu yüzden Türkiye'nin 1950'li yılların sonunda AET ile başlayan Avrupa ideali, 2000'li yıllarda AB olarak devam etmektedir. Ancak, 50 yıllık bu süreçte Türkiye de AB'yi bir Hıristiyan kulübü ve dünyanın ötekilerini sömürecek bir güç olarak algılayan düşünce yanında; Kopenhag kriterleri ekseninde demokrasi, insan hak ve hürriyetleri bireysel ve kurumsal özelliklerin standardını yükseltecek bir araç olarak gören düşünce de mevcuttur. Bu araştırma, işte bu çerçevede Türkiye'de Ötekine bakışın değişimini ve niteliğini Türkiye - AB ilişkileri ekseninde sorgulamayı; yeni bir ilişkinin kurulması için gereken sağlıklı bir alt yapı oluşturmak için katkı sağlamayı amaçlamaktadır.

Avrupa BirliğiHristiyanlıkÖtekileşme+2
Murat Anıl
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

2005 yılından günümüze Türkiye-AB ilişkilerinde temel sorunlar

Bu tez çalışmasında, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki temel sorunlar irdelenecektir.Türkler, Osmanlı İmparatorluğu döneminden itibaren Batı'nın bir parçası olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu zor bir süreç yaşarken, Batılılar, Osmanlı'yı `Hasta Adam' olarak adlandırmışlardır. Bu adlandırmada Osmanlı İmparatorluğu'nun, Batı'nın bir parçası olduğunun delilidir.Avrupa Devletleri, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları'nın tekrar yaşanmaması için bir Topluluk (AET) kurmuşlardır. Türkiye'de 1950'li yılların ikinci yarısından itibaren bu Topluluğun bir üyesi olmak için politikalar üretmiştir. 1959 yılında Türkiye, bu Topluluğa ortak üye olmak için başvuruda bulunmuştur. 1963 yılında Türkiye ile AET arasında Ankara Anlaşması imzalanmıştır. 1963 ile 1999 yılları arasında AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerde pozitif bir ilerleme sağlanamamıştır. 1999 yılında Helsinki Zirvesi'nde Türkiye aday ülke olarak ilan edilmiştir. 2005 yılında Türkiye ile Birlik arasında müzakereler başlamıştır. Ancak Birlikle yürütülen müzakerelerde kapatılması gereken 35 fasıldan sadece bir fasıl kapatılabilmiştir. Birçok fasıl, Fransa, Avusturya, Yunanistan ve Kıbrıs sorunu nedeniyle açılamamaktadır.Bu çalışma, Türkiye ile Birlik arasında duraklama noktasına gelen müzakeredeki temel sorunların anlamını ve yerini ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu bağlamda birinci bölümde Türkiye ile Birlik arasındaki ilişkilerin arka planı tartışılacaktır. Türkiye'nin, AET'ye ortak üyelik başvurusundan itibaren gelişen politik süreç irdelenecektir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, Türkiye ile Birlik arasında müzakere sürecinin başlamasının ardından ilişkilerinin gerilemesinin nedenleri incelenecektir. Üçüncü bölümde, AB'nin, Türkiye'nin tam üyeliğine bakışında temel tartışma konuları değerlendirilecektir. Üçüncü bölümün son kısmında ise Avrupa Birliğinin, Kıbrıs ve Ege sorunlarına karşı olan politikası irdelenecektir.Yapılacak inceleme sonucunda, AB ile Türkiye arasında imzalanan Müzakere Çerçeve Sözleşmesi'ne göre müzakerelerin uçunun açık olduğu vurgulanacak ve devam eden müzakerelerde yaşanan sorunlar ele alınacaktır. Bu incelemede ayrıca, AB ile Türkiye arasındaki temel sorunlar da irdelenecektir. Bu temel sorunlardan en önemlisi Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlardır. Kıbrıs sorunu nedeniyle Birlik, Türkiye ile devam eden müzakerelerde sekiz başlığın açılmamasına karar vermiştir. Açılamayan müzakereler nedeniyle Birlik ile Türkiye arasındaki müzakere süreci durma noktasına gelmiştir. Bir diğer taraftan AB, Kıbrıs ve Ege sorunlarının çözümünde havuç-sopa politikasını yürütmektedir. Birliğin bu politikasının incelenmesinde, Birliğin bir parçası olan Yunanistan'a havuç politikası uygularken, Türkiye'ye karşı sopa politikasını uygulamasının analizi yapılacaktır.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Avrupalılık Kimliği, AB-Türkiye İlişkileri, Türkiye-Yunanistan İlişkileri, Kıbrıs Sorunu.

Avrupa BirliğiSosyoekonomik sorunlarTürkiye+1
Arzu Balıkçı
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'ne üye ülkeler ile Türkiye'nin ekonomik özelliklerinin istatistiksel yöntemlerle incelenmesi

Avrupa Birliği, yirmi yedi üye ülkeden oluşan ve toprakları büyük ölçüde Avrupa kıtasında bulunan siyasi ve ekonomik bir örgütlenmedir. Bu Birlik 1992 yılında, Avrupa Birliği Antlaşması olarak da bilinen Maastricht Antlaşması'nın yürürlüğe girmesi sonucu, var olan Avrupa Ekonomik Topluluğu'na yeni görev ve sorumluluk alanları yüklenmesiyle kurulmuştur. Yaklaşık 500 milyonluk nüfusuyla Avrupa Birliği, dünyanın nominal gayrisafi yurtiçi hasılasının %30'luk bölümünü oluşturur. Birliğe üye ülkeler, Almanya, Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsveç, İtalya, Kıbrıs, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Malta, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya, Slovenya ve Yunanistan'dır.Bu çalışmada, Türkiye'nin, Avrupa Birliği'ne üyelik yolundaki kriterlere uyumluluğu incelenmiştir. Avrupa Birliği'ne üye yirmi yedi ülkeye ve Türkiye'ye ait bazı ekonomik kriterlere kümeleme analizi uygulanmıştır.Bu analizle Türkiye'nin hangi ülke grubunda yer aldığı belirlenmiştir. Daha sonra, Avrupa Biriliği ülkeleri ile Türkiye'nin kişi başına düşen GSYH verilerine yakınsama analizi uygulanmıştır. Bu analizle, Türkiye'nin ekonomik yönden Avrupa birliği ülkelerine ne derece yakın olduğu belirlenmiştir.

Avrupa BirliğiEkonomik analizEkonomik faaliyetler+6
Bihter Esen
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği müzakere sürecinde Türkiye'nin üyelik olasılığının değerlendirilmesi

Bu çalışmada Avrupa Birliği müzakere sürecinde Türkiye'nin üyelik olasılığı değerlendirilecektir. Çalışmanın birinci bölümünde, Türkiye'nin 1959 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu(AET)'na ilk başvurusundan günümüze kadar geçen müzakere süreci anlatılmış, önemli olaylara değinilmiştir. Bu aşamalarda, 1963 yılında imzalanan Ankara Antlaşması, 1980'li yıllarda müzakerelerin dondurulması, 1987 yılında AET'ye tam üyelik başvurusu, 1996 yılında Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne katılması, 1999 yılında Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'nin aday ülke olması, 2005 yılında Türkiye ile Avrupa Birliği(AB) arasında tam üyelik müzakerelerinin başlaması ve 2005 yılından günümüze kadar geçen sürede yaşanan olaylara değinilerek, Türkiye'nin AB'ye tam üye olması halinde olası görülen sorunlar, müzakerelerin yavaş ilerlemesinin nedenleri ve diğer ülkelerin Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine nasıl baktığı anlatılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, 2010 - 2017 dönemi için dokuz adet ekonomik kriter kullanarak AB üyelik olasılıklarını tahmin edilmiştir. Çalışmada, AB ülkelerinin bireysel özelliklerini temsil edecek değişkenler için, Maastricht Anlaşmasında yer alan üç temel değişken, yani kamu dengesi, devlet borcu ve enflasyon oranı kullanılmıştır. Ayrıca, ülkelere ait demokrasi indeksi verileri, GINI katsayısı, uzun vadeli işsizlik oranı, araştırma & geliştirme(A&G) oranı, eğitim harcamaları oranı ve GSMH büyüme oranı olmak üzere dokuz adet ekonomik kriter kullanılmıştır. Çalışmada, öncelikle çok değişkenli istatistiksel bir yöntem olan Faktör Analizi (FA) uygulanmış ve çıkan sonuçlar sonra logit modelinde bağımsız değişken olarak kullanılarak, logit modeli tahmin edilerek ülkeler için üyelik olasılıkları hesaplanmıştır. Anahtar kelimeler: Avrupa Birliği, AET, Ankara Antlaşması, Gümrük Birliği, Helsinki Zirvesi, Maastricht Anlaşması, GINI, A&G oranı, GSMH, Faktör Analizi, logit model

Avrupa BirliğiBütünleşmeFaktör analizi+4
Hande Şahin
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sendikaların sundukları hizmetlere yönelik kalite algısı, tutum ve üye olma davranışının değerlendirilmesi

Günümüzde sendikalar gittikçe önem kazanan kuruluşlar arasında yer almaktadır. Sendikalar kuruluş amaçları doğrultusunda çalışanların çalışma koşullarını iyileştirme çabasında olmalılardır. Sendikaların bir iş yerinde söz sahibi olabilmeleri için o iş yerinde üye çoğunluğuna sahip olmaları gerekmektedir. Bir iş kolunda birden fazla sendika bulunmaktadır ve çalışanlar istedikleri sendikaya üye olma konusunda özgürdürler. Bu sebeple sendikalar gerek üyelerine gerekse diğer çalışanlara en iyi hizmeti sunmak durumundadırlar ve sundukları bu hizmetleri çalışanlara anlatarak, onları bu konuda bilgilendirmelilerdir. Bu çalışmada çalışanların, ileride çalışma ihtimali bulunan kişilerin ve önceden çalışmış kişilerin sendikaların sundukları hizmetlere yönelik kalite algıları ve bu algı neticesinde geliştirdikleri tutumları ve tutumun neticesinde sendikalara üye olma davranışını gerçekleştirip gerçekleştirmedikleri araştırılmaya çalışılmıştır. Araştırma Ankara ilinde yaşayan ve kolayda örnekleme yöntemi ile seçilen 18 yaş üstü 400 kişiye ulaşılarak gerçekleştirilmiştir. Veriler 2021 yılının şubat ayından başlayarak mayıs ayına kadar yüz yüze anket yöntemiyle ve Google docs yöntemiyle toplanılmıştır. Elde edilen veriler Statistical Package for Social Sciences (SPSS) 25.0 for Windows paket programı ile analiz edilerek sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırmanın sonucunda kalite algısı unsurlarından güvenilirlik faktörünün tutum üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin bulunduğu, kalite algısı unsurlarından isteklilik faktörünün tutum üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin bulunmadığı, kalite algısı unsurlarından fiziki görünüm faktörünün tutum üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin bulunmadığı, kalite algısı unsurlarından güvenilirlik faktörünün davranış üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin bulunduğu, kalite algısı unsurlarından isteklilik faktörünün davranış üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin bulunmadığı, kalite algısı unsurlarından fiziki görünüm faktörünün davranış üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin bulunmadığı, tutumun davranış üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin bulunduğu anlaşılmıştır.

Algılanan kaliteHizmet kalitesiKalite+4
Tülin Yüksel
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Arnavutluk'un Avrupa Birliği üyelik sürecinde Yunanistan dış politikasının etkisi

Avrupa Birliği, Schuman Deklarasyonu ve Avrupa Kömür Çelik Topluluğu'nun ilanından bugüne, Kıta Avrupası'nı kapsayan birçok genişleme dalgasını ortaya çıkartmıştır. Yugoslavya'nın çözünme sürecinde yaşanan kanlı durum Avrupa ülkeleri için birçok açıdan güvenlik unsuru yarattığından dolayı Soğuk Savaş'ın bitmesiyle birlikte Balkan ülkeleri Batıyla karşılıklı olarak yakın ilişkiler kurmuştur. Bu kapsamda özellikle Selanik ve Zagrep Zirveleri AB'nin Balkan politikasını yansıtmaktadır. AB'nin temel amacı, bahsi geçen ülkeleri yakın gelecekte AB üyesi yapmak ve Kıta Avrupası'nın ekonomi, enerji, demokrasi güvenliğini sağlamaktır. Arnavutluk'un AB ile ilişkiler kurması 1991 yılında olmuştur. Komünist ve izolasyonist bir yönetim anlayışını terk eden Arnavutluk, demokrasiye ve yeni küresel sisteme adapte olmaya çalışmıştır. Süreç içerisinde AB ve Arnavutluk arasında birçok ikili anlaşma imzalanmış ve Arnavutluk'un en büyük destekçisi AB haline gelmiştir. Bu kapsamda, yapılan reformların akabinde 2019 yılında Arnavutluk ile müzakerelerin başlama kararı alınmış ancak 2021 yılı dahilinde henüz bir görüşme gerçekleşmemiştir. Arnavutluk'un AB hedefini zorlaştıran tek durum yalnızca yapması gereken reformlar değildir. Arnavutluk aynı zamanda Balkan coğrafyasının AB üyelik süreci için yol gösterici misyonunu üstlenen Yunanistan engelini aşmak zorundadır. AB üyeliği için tüm AB üyelerinin onayını alması gereken Arnavutluk, Yunanistan'ın onayını almak için aralarında geçen sorunlara kimi zaman taviz vermiş kimi zamansa Yunanistan'ın çözümlerini kabul etmiştir. Bu kapsamda AB için oldukça olumlu bir dış politika izlemiş ve Balkan işbirliğine katkı sağlamıştır. Bu çalışmada Arnavutluk'un bağımsızlık kazanmasından itibaren dış politikasında geçirdiği evrimi ve süreç içerisinde AB müktesebatına uyumunu incelenmiştir. Ayrıca Arnavutluk-Yunanistan arasında günümüzde devam eden sorunlar analiz edilmeye çalışılmış ve Yunanistan'ın AB üyeliği kozunu oynayarak Arnavutluk'a karşı kendi lehine bir dış politika izlettirmeye çalıştığı sonucuna varılmıştır. Diğer yandan iki ülke arasında hâlihazırda bir uzlaşmaya kavuşturulamayan sorunlar açıklanmış ve Yunanistan'ın, ortaya çıkan sorunlarda Arnavutluk'un tam üyeliğini engelleme kartını oynadığı açıklanmaya çalışılmıştır.

ArnavutlukAvrupa BirliğiUluslararası politika+2
Ekin Deniz Uyğun
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'ne giriş sürecinin Türkiye'nin kentleşme ve çevre politikalarına etkileri

Doğal kaynakların bilinçsiz tüketimi ve sanayileşme sürecinde çevresel tahribat, canlıların yaşamsal sürdürülebilirliğini olumsuz etkilemiştir. Bu sürecin farkındalığı oluşana kadar çevre kirliliği, çarpık kentleşme, kaynakların yok olma tehdidi gibi birçok sorunla karşı karşıya kalınmıştır. Küresel boyuta ulaşan bu sorunların ancak küresel boyutta mücadeleler ile çözüm sağlanabileceği fark edilmiş, bu kapsamda AB çevre ve kentleşme alanındaki çalışmalarına ağırlık vermiştir. AB ekonomik çıkarlarını bir kenara koyup, sürdürülebilir çevre ve kentleşme politikalarına yönelmiştir. AB sadece ticari bir birlik olarak değerlendirilmemelidir. AB kültürel, ekonomik ve siyasi formda olup, üye devletlerin de bu yapıya uyum sağlamaları gerekli görülmüştür. Birliğin benimsemiş olduğu politikaların üye devletler ve aday devletler tarafından da benimsenmesi gerekmektedir. Türkiye AB'ye aday devlet statüsünde olup, müktesebata uyum sağlayabilmek için çalışmalarına devam etmektedir. Beş yıllık kalkınma planları ve her yıl düzenlenen ilerleme raporları bu çabaların göstergesi niteliğindedir. Kentsel politikalar ve çevre politikaları müktesebata uygun biçimde gerçekleştirilme çalışmaları devam etmektedir. Bu tez çalışmasında, çevre ve kentleşme sorunlarının gelişimi üzerinde durulmuştur. Bu süreç dâhilinde Türkiye'nin, AB'ye üye devlet statüsüne erişebilmek için müktesebata uyum çalışmalarından bahsedilmiştir. AB'ye uyum sürecinde Türkiye'nin nerede olduğu açıklanmaya çalışılmıştır.

Avrupa BirliğiKentleşmeÇevre+4
Vahide Dönmez İnce
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

1930'dan Yunanistan'ın Avrupa Birliği'ne girişine kadar Batı Trakya Türkleri: 1930 - 1981

Bu çalışmanın ana hedefi, Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları dışında uluslararası anlaşma ile tanınmış bir azınlık olarak bıraktığı tek Türk topluluğu olan Batı Trakya Türklerinin yakın tarihlerine bir nebze de olsun ışık tutabilmektir. Batı Trakya Türkleri, bugün Yunanistan sınırları içerisinde ve Yunan vatandaşı olarak yaşamlarını sürdüren bir Türk topluluğudur. Onları özel kılan ise uluslararası bir anlaşma çerçevesinde tanınmış azınlık statüsünde yaşamlarını sürdüren tek Türk azınlığı olmalarıdır. Balkanlardaki fetih hareketlerini takip eden iskân sürecinde bu coğrafyaya gelen ve halen burada yerleşik bulunan Batı Trakya Türklerinin yakın dönemde yaşadıkları gelişmeler çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Batı Trakya Türklerinin, Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi'nin dışında tutulmaları ile başlayan azınlık hayatı, yine bu iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin durumu ile doğru orantılı olarak oldukça hareketli bir seyir takip etmiştir. 1930'lu yıllarda Türkiye ile Yunanistan arasında iyileşme gösteren ilişkiler, takip eden dönemde, gerek iki ülke arasında gerekse dünyada yaşanan bir takım gelişmelerin sonucunda inişli çıkışlı bir hal almıştır. Ancak özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemdeki gelişmeler ve Kıbrıs sorunu ile başlayan süreç, Türkiye'deki Rum azınlığın büyük ölçüde Yunanistan'a göç etmesine sebep olmuştur. Bu yüzden, Batı Trakya Türklerinin statüsü için oldukça önemli yeri olan "karşılıklılık" ilkesi önemini yitirmiştir. Çalışmanın temel çerçevesini de Batı Trakya Türklerinin yaklaşık 50 yıllık bu süreçte yaşadıkları gelişmeler oluşturmaktadır.

Avrupa BirliğiBatı TrakyaMübadele+5
Melih Akdeniz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Daday'ın sakin şehir üyelik potansiyeli

Cittaslow Uluslararası Yaşanabilir Kentler Ağı, kendi kültürünü, doğasını, geleneklerini kaybetmek istemeyen kentler tarafından tercih edilen bir oluşumdur ve Sakin Şehirler, daha yaşanabilir, geleneksel bir ortam içerisinde Sürdürülebilir yerel kalkınma sağlayarak, gelecek nesillere kentlerin aktarılmalarını sağlamaktadır. Bu çalışmada Kastamonu'nun Daday İlçesi Cittaslow Üyelik Kriterleri açısından incelenmiş, üyelik süreci için neler yapılması gerektiği ortaya konmuştur. Çalışmada, ayrıca sürdürülebilir kalkınma ve Sakin Şehir ilişkisi, Sakin Şehir ve Slow Food felsefelerinin Dünya ve Türkiye'de uygulamalarından bahsedilmiştir. Çalışma kapsamında daha önce Sakin Şehir ilan edilen 17 şehre GZFT analizi uygulanmış, bu kentler arasında benzer yönler tespit edilerek çalışma konusu olan Daday ilçesi ile karşılaştırma yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak nitel araştırma yöntemlerinden görüşme tekniği, gözlem ve literatür taraması kullanılmıştır. Görüşmeler Daday İlçesi'nde bulunan yerel yöneticiler ve turistik işletme sahipleri ile gerçekleştirilmiştir. Görüşme, gözlem ve literatürden elde edilen bilgiler doğrultusunda Daday'ın Sakin Şehir üyesi olması konusunda değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmada verilerin analizi betimsel analiz yöntemi ile yapılmış, bilgiler doğrudan alıntı yapılarak verilmiştir. Yapılan incelemenin sonucunda Daday'ın Sakin Şehir Kriterlerinden yalnızca 25 adetini sağladığı tespit edilmiştir. Bu oran Sakin Şehir Üyesi olabilmek için yeterli değildir. Çalışmada ayrıca Daday'ın üyelik süreci ve kriterler hakkında yerel yöneticiler, yerel işletmeler, yerel halk açısından yapılması gerekenler önerilmiş, gelecek araştırmacılar için tavsiyelere yer verilmiştir

Kastamonu-DadayYavaş şehirÜyelik
Hanife Özcan
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Fiili müzakere sürecinde Türkiye'nin risk görünümünün seçili Avrupa Birliği üyesi ülkelerle karşılaştırılması

Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Birliği'ni oluşturan kurum ve kuruluşlar ile olan ilişkileri son 60 yıldır Türk siyasetinin, Türk ekonomisinin ve Türk dış politikasının en önemli gündem maddelerinden birini teşkil etmiştir ve etmeye de devam etmektedir. Dolayısıyla AB ile olan ilişkilerin aynı şekilde Türk siyaset, ekonomi ve dış politikasına etkileri de tartışılmaz olmaktadır. Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde önemli bir kilometre taşı olan ve 2005 yılında başlayan AB ile tam üyelik müzakerelerinde 2007 yılı sonrasını kapsayan Fiili Müzakere Süreci içerisinde bu etkilerin hangi seyirde olduğu bu çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Gerek temel makro ve mikro ekonomik veriler gerekse de çeşitli uluslararası kurum ve kuruluşlarca değerlendirme konusu yapılan politik bazı değerlendirmeler ülkeler için oluşan ve/veya oluşabilecek ekonomik, finansal ve politik risklerin anlaşılmasında önemli göstergeler olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmada Türkiye'nin AB ile Fiili Müzakere Sürecinde ekonomik, finansal ve politik risk göstergelerinin ne durumda olduğu incelenmiştir. Politik Risk görünümü için Dünya Bankası tarafından yayınlanan ve altı bileşenden oluşan Yönetim Göstergeleri (Governance Indicators: Yolsuzluğun Kontrolü, Hükümetin Verimliliği, Siyasi İstikrar ve Şiddet / Terörizmin Olmaması, Düzenleyici Kalite, Hukuk Devleti, İfade Özgürlüğü ve Hesap Verebilirlik) incelenmiştir. Ekonomik ve Finansal Risk görünümleri için ise bazı ekonomik göstergeler (Cari Hesap Dengesi, Yıllık GSYİH Artışı, Kişi Başı GSMH, Tüketici Fiyat Enflasyonu, Reel Efektif Döviz Kuru, Reel Faiz Oranı, İşsizlik, Toplam Hükümet Borcu, Mal ve Hizmet İhracatı, Mal ve Hizmet İthalatı, Net Doğrudan Yabancı Yatırımlar) Türkiye için ve Avrupa Birliği'ne beşinci genişleme döneminde üye olmuş ve çoğunluğunu Sovyet sonrası Doğu Avrupa ülkelerinin oluşturduğu ülkeler için incelenmiş, karşılaştırmalar yapılmış ve Türkiye'nin Fiili Müzakere sürecindeki risk görünümü değerlendirilmiştir.

Avrupa BirliğiAvrupa ülkeleriMüzakere+7
Mehmet Selçuk Sadak
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği azınlık politikalarının Türkiye'nin birliğe üyelik sürecine etkileri

Geçmişi 16. yüzyıla dayanan azınlıklar meselesi günümüzde de önemini korumakta ve hem devletler iç siyaseti bazında hem de uluslararası platformda tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Söz konusu sorunsal hal uluslararası hukukta kesin bir azınlık tanımı yapılamamış olması ve ulus devletlerin egemenlik kaygılarına bağlı olarak şekillenmektedir.Bu çalışmada, Birliğe katılım sürecinde müzakerelere devam eden Türkiye'nin azınlık hakları uygulamaları ile Avrupa Birliği Kopenhag siyasi kriterlerinin bir ayağını oluşturan azınlık haklarına saygı koşulunun ne derecede örtüştüğü İlerleme Raporları ekseninde değerlendirilecek; Birliğin azınlık politikalarının ve azınlık haklarına ilişkin beklentilerinin Türkiye'nin üyelik sürecine etkileri, ülkenin konu ile ilgili mevcut durumu göz önünde bulundurularak yorumlanacaktır.Çalışmanın ilk bölümünde, azınlıklar konusunun tarihi arka planı ele alınarak kavramsal tanımlaması yapıldıktan sonra uluslararası kuruluşlar nezdinde azınlık haklarının gelişimi ve dünyadaki önemli güçler açısından konu ile ilgili genel çerçeve ortaya konmaya çalışılacak; ikinci bölümde Avrupa Birliği'nde azınlıklar konusunun gündeme gelişi ve Birliğin esas aldığı belgeler incelendikten sonra genel ölçekte ve Kopenhag kriterleri kapsamında azınlık politikaları değerlendirilecek; son bölümde ise Türkiye'deki azınlık hakları konusunun hukuki dayanağı belirtilerek, müzakere aşamasında yayınlanan İlerleme Raporlarında Birliğin öne sürdüğü beklentilerin karşılanma kapasitesine bağlı olarak azınlık meselesinin Türkiye'nin Birliğe katılımına etkileri yorumlanarak ortaya konmaya çalışılacaktır.

Avrupa BirliğiAzınlık haklarıAzınlıklar+3
Remziye Ebru Tan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'nin azınlık politikası ve Avrupa Birliği üyelik sürecinde Türkiye'deki azınlıklar

Azınlık kavramının ilk oluşumu 16. yüzyıl Avrupa'sına kadar gitmektedir. Esas olarak, Hıristiyanlık mezheplerinin birbirlerine karşı olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için kullanılan kavramın kapsamı, daha sonra dil ve etnik yapı ile genişletilmiştir. Kavramın dünya literatüründe asıl yerini alışı Fransız ihtilalinden sonra gelişen milliyetçilik akımıyla olmuş ve 1 inci Dünya Savaşı sonunda en yüksek konumuna gelmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında gelişen insan hakları konusu azınlık haklarının yerine daha çok kullanılmıştır.Günümüzde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve Avrupa Birliği ile azınlıklar konusu yeniden gündeme gelmektedir. Azınlıklar ve hakları konusu, yakın tarihimizde Osmanlı İmparatorluğu'nun son yüzyılında ortaya çıkmaktadır. Batıya yöneliş olarak başlayan süreçte azınlık hakları konusunda ilk hareket Tanzimat Fermanı'nda olmuştur. Özellikle 2. Meşrutiyet ve getirdiği özgürlük ortamı Osmanlıda gittikçe yükselen azınlık unsurlarının en fazla haklar kazandığı dönem olmuştur. Ancak şunu belirtmek gerekir ki, Osmanlıda azınlık olarak sadece gayrimüslimler kabul görmüştür. Lozan Barış Antlaşması yeni Türkiye Cumhuriyetini kurarken Osmanlıdanmiras kalan azınlıklar meselesine de hukuki ve siyasi çözüm getirmiştir. Antlaşmada sadece gayrimüslim gruplar azınlık statüsünde kabul edilmiştir.Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyelik süreci azınlık hakları konusunda yeni gelişmeler ve politik baskıların da başladığı dönem olmuştur. Avrupa Birliği oldukça gelişmiş bir hukuk sistemine sahiptir. Ancak, AB içerisinde bile azınlıklar konusunda farklı uygulamalar ve azınlıkların farklı kabulü görülmektedir. Bu farklılıklara rağmen AB Türkiye'den hukuki dayanağı olmayan çok farklı uygulamalar beklemektedir.Avrupa Birliği, azınlıklar konusunu müzakere süreci içerisinde sürekli olarak gündeme getirerek politik baskı uygulamakta ve Türkiye'de kendi istekleri doğrultusunda yeni azınlıklar yaratmak istemektedir. Türkiye için AB'nin azınlıklar konusundaki dayatmalarının kabulü çok derin olumsuz sonuçlar yaratabilecek potansiyeldedir.Anahtar Sözcükler: Azınlık, Azınlık Hakları,Türkiye, Avrupa Birliği,

Avrupa BirliğiAzınlık haklarıAzınlıklar+3
Gonca Bahadır
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Yönetim kurullarındaki kadın üye kota uygulamasının uluslararası düzeydeki nedenleri

Bu tezde ülkelerin kurumsal yönetim mevzuatlarında yönetim kurullarında kadın üyeliği için uygulanan kotaları ve uygulamada olmayan ama tartışma halinde bulunulan kota tavsiyelerine etken olan sebepler açıklanmaya çalışılmaktadır. Çalışma ekonomik, kültürel ve hukuk sistemleri değişkenlerinin doğrudan etkisine odaklanmaktadır. Tezde, uygulanan kotalara ve kota tavsiyelerine farklı açılardan odaklanan 4 ayrı model test edilmiştir. Bu modellerle ilgili analizler dünya bankası verilerinden ve Hofstede'nin kültür boyutu skorlarından elde edilen veri seti kullanılmıştır. 47 ülkenin kurumsal yönetim mevzuatlarındaki kota uygulamaları ve uygulamak için konuşulan kota tavsiyesi üzerinden veri seti oluşturulmuştur. Analiz için hazırlanan modellerde ekonomik göstergeler, hukuk sistemleri ve kültür boyutlarının yönetim kurullarında uygulanan kotalar üzerinde etkisi ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Analiz bulguları, ekonomik göstergelerin cinsiyet kotası üzerindeki etkisine çeşitli boyutlarda destek sağlamaktadır. Hukuk sistemlerinin yönetim kurulları için uygulanan kotalar üzerinde herhangi bir etkisine rastlanmamaktadır. Öte yandan kültür boyutlarının ise cinsiyet kotaları üzerinde beklenen etkiyi sağladığı görülmektedir. Yapılan lojistik regresyon analizi bulguları kota ve kota tavsiyeleri üzerinde, ekonomik ve kültürel değişkenlerin etkilerine kanıt sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Kurumsal Yönetim Mevzuatı, Yönetim Kurulları, Cinsiyet Kotası

Cinsiyet tercihiKadın yöneticilerKadınlar+5
Kübra Cigerci
Karadeniz Technical University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri kapsamında vize muafiyeti

Türk vatandaşları için AB üye ülkelerine girişte zorunlu olan vize, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir sorun değildir. Türk vatandaşları 1980'li yıllardan bu yana, AB üyesi ülkelerine girişlerinde vizeye tabidirler. Avrupa Konseyi tarafından İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Avrupa'da vizesiz seyahat kavramı uygulamaya konuldu. Bu kavram ile üye ülke vatandaşlarının birbirlerini daha iyi tanıyıp anlamalarını hedeflenmiştir. Türkiye, Avrupa Konseyi'ne 1949 yılında üye oldu ve başlangıçtan itibaren iki büyük savaş geçirmiş Avrupa ülkelerinin barışa kavuşmasını istemiştir. Türkiye ile AB topluğu ile yapılan görüşmeler sonucunda Avrupa Konseyi Üyesi Ülkeler Arasında Şahısların Serbest Dolaşımı Anlaşması' 1957 yılında imzalanmıştır. 1 Ocak 1958 yılında yürürlüğe giren anlaşmayı takiben aralarında Türkiye'nin de bulunduğu Avrupa Konseyi ülkelerinin büyük çoğunluğu, karşılıklı olarak vize uygulamasına son vermiştir. Ancak 1970'li yılların ikinci yarısından itibaren Türkiye içinde patlak veren siyasi istikrarsızlık, 1980'li yıllarda Türkiye'nin "Vizesiz Avrupa" rüyasından çıkartılmasına kadar ilerlemiştir. 9 Temmuz 1980 tarihinde, Federal Almanya, 24 Eylül 1980 tarihinde Fransa da Avrupa Konseyi bünyesindeki anlaşmayı Türkiye için askıya alacağını Konsey'e bildirmiştir. 5 Eylül 1980 tarihinde, Türk vatandaşlarına yönelik ilk vize uygulamasını "geçici bir tedbir" olarak, üç yıl sonra yeniden değerlendirilmek üzere Federal Almanya Cumhuriyeti başlatmıştır. Uzun yıllardır, Türk vatandaşlarının tabi olduğu vize hukuki, sosyal, diplomatik, bürokratik, uluslararası ve insani boyutları olan çok geniş bir alanı kapsayan bir konudur

Avrupa BirliğiMuafiyetSerbest dolaşım+4
Semin Hatipoğlu
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde kamu idaresi reformuna yönelik talepler ve vatandaşın "İyi yönetilme hakkı" açısından kamu hastanelerindeki yeni yapılanmanın incelenmesi

Avrupa Birliği, oluşturduğu kendine özgü kurumsal yapı ile uluslar arası ilişkiler disiplinine yeni bir entegrasyon boyutu kazandırmıştır. Hükümetler arası işbirliğinin çok ötesinde geliştirilen bu entegrasyon modeli, çok uluslu bütünleşme sürecinde üye ülkelerin bazı egemen yetkilerini Birlik kurumlarına devretmesi esasına dayanır. Uluslar üstü bir yapı olan Avrupa Birliği son yıllardaki sağlık politikaları alanındaki yetkilerini genişletmiş ve derinleştirmiştir. Avrupa Birliğinin sağlık politikaları çerçevesinde oluşan bu yetkilerinin gerek üye ülkeler ve gerekse aday ülkeler açısından etkileri ve sonuçları olmaktadır. Araştırma tarihçi metoda ve bu metot bağlamında kaynak tarama tekniğine dayalıdır. Türkiye de Avrupa Birliği ile bu ilişkilerinin bir sonucu olarak diğer alanlarda olduğu gibi sağlık alanında da reform ve uyum politikaları ile katılımı hızlandırmayı amaçlamıştır. Türkiye Avrupa Birliği sürecinde hasta haklarının temel insan haklarından farklı olmadığını kabul etmiş ve bu alanda çeşitli reformlar yapmıştır.

Avrupa BirliğiHastanelerHastaneler-devlet+6
Kadriye Köse
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği sürecinde bölgesel kalkınma politikaları ve Avrupa Birliği hibe projelerinin katkıları

Günümüz şartlarında ülkeler arasında gelişmişlik seviyesinde ortaya çıkan farkların asgari düzeye indirgenmesi amacıyla gerçekleştirilen faaliyetler, bu çalışmaların bölgeler seviyesinde başlaması gereğini ortaya çıkarmıştır. Küreselleşmenin yarattığı etkiler sonucunda bölgesel kalkınma bağlamında oluşan hızlı değişimler ile bölgelerin ekonomik ve siyasi güçleri bakımından yeniden önem kazandığı görülmüştür. Bölgelerarasında oluşan gelişmişlik seviyelerinde ortaya çıkan farkların artması, bir bölgenin başka bir bölgeye göre daha üstün olması sonucunda ülke genelinde sosyal refahın, barış ortamının ve ekonomik kalkınmanın doğrudan etkilendiği görülmektedir. İçinde yaşadığımız günlerde kalkınma konusuna ulusal pencereden bakarak bir bölgenin kalkınmasının sorumluluğunu üstlenen merkezi devletin yerini; bölgesel kalkınma ajansları almaya başlamıştır. Bu ajanslar yönetim anlayışı kapsamında özel sektör, bölgesel ve yerel kuruluşlar ve sivil toplum örgütlerinin katılımı ile oluşmaktadırlar. Avrupa Birliği'ne üyelik süreci ile birlikte Türkiye'de de bölgesel kalkınma politikaları yönetim, uygulama ve içerik bakımından dönüşüme uğramıştır. Bu dönüşüm sonrasında bölgesel kalkınma ajansları yoğun bir şekilde araştırılmaya başlanmıştır. Bu çerçevede hazırlanan çalışmanın temel amacı Türkiye'de bölgesel kalkınma politikalarında yaşanan değişimi, bölgesel kalkınma ajanslarının Türkiye durumunu değerlendirmek ve hibe projelerinin katkılarını incelemektir.

Avrupa BirliğiBölgesel kalkınmaHibe projesi+4
Oruç Reis Kesemen
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

1999-2002 DSP-MHP-ANAP Koalisyon Hükümeti ile 2002-2007 arası AK Parti hükümetlerinin AB politikalarının Kopenhag Kriterleri çerçevesinde incelenmesi

Bu çalışmada Türkiye Cumhuriyeti'nin 1950'li yılların sonlarından günümüze kadar içerisinde bulunduğu Avrupa Birliği üyelik sürecinin en önemli iki kritik döneminde Kopenhag Kriterleri çerçevesinde kat edilen mesafe incelenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri bu süreçte karşılaştığı sorunları ulusal birlik ve bütünlüğün korunması hedefinden sapmadan ilkeli bir şekilde ulu önder Atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlıklar seviyesine yükseltmek istemiştir. Her iki hükümet de toplumun refah seviyesinin yükseltilmesi hususunda Avrupa Birliği'nin isteklerini yerine getirmek için çaba sarf etmiştir. Çalışmada, Avrupa Birliği politikalarının hükümetlerin isteklerine göre değil de bir devlet politikası olarak ele alınıp kararlılıkla üzerine gidildiği anlaşılmıştır. Yaklaşık 50 yılı aşkın bir süredir hiç değişmeden belirlenen kriterler çerçevesinde atılan kararlı adımlar bu durumun en önemli işaretidir. Çalışmaya konu edilen iki dönem içerisinde Avrupa Birliği yolunda yapılan uygulamalara bakıldığında birbirlerine benzer yönlerin olduğu gibi farklı yönlerin de olduğu tespit edilmiştir.

Adalet ve Kalkınma PartisiAvrupa BirliğiKoalisyon+7
Faruk Yaman
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde Türkiye'de uygulanan sağlık politikalarının kamu hastanelerine yansımaları

Sağlık birçok ülkenin üzerinde durduğu içerisinde çözülmesi gereken bir dizi problemleri barındıran, sosyal politikaların başında gelmektedir. Avrupa Birliği sağlık politikaları konusunu üye ülkelerin kendi yetki alanı içerisinde değerlendirmektedir. Henüz ortak bir sağlık politikası oluşturulamamış olsa dahi, üye ve aday ülkelerin sağlık politikaları incelendiğinde uygulanan sağlık politikaların bezer politikalar olduğu gözlenmektedir. Özellikle batı Avrupa ülkelerinde gerçekleştirilen sağlık reformlarının, özelinde de hastane reformlarının diğer Avrupa ülkelerinde bir takım yansımalarının olduğu görülmüştür.Son yirmi yılda Avrupa'da sağlık alanında ve hastanelerde önemli reformlar gerçekleştirilmiştir. Avrupa'da yaşlı nüfusunun artması ile birlikte kronik hastalıklardaki artış sağlık harcamalarını yükseltmiştir. Sağlık maliyetlerinin azaltılması çabaları, sağlık endüstrisinde yaşanan teknolojik ilerlemeler ve sağlık hizmeti anlayışındaki değişimler gerçekleştirilen reformların temelini oluşturmaktadır.Türkiye'de Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasıyla birlikte sağlık alanında önemli değişimler yaşanmaya başlanmıştır. Bu dönemde uygulamaya konulan Sağlıkta Dönüşüm Projesi, sağlık hizmetlerinin yeniden yapılandırılması, finansmanı ve hastaneler üzerinde bir dizi değişimi beraberinde getirmiştir. Sağlıkta Dönüşüm Projesinin Avrupa Birliği üyelik müzakereleriyle ilişkilendirilmesi, reformun uygulanmasında itici bir güç olduğu söylenebilir.Bu bilgiler doğrultusunda Avrupa Birliği ülkelerinde gerçekleştirilen sağlık reformları ve bu reformların Türkiye'deki yansımaları incelenecektir.Araştırmamızda Sağlık Bakanlığı, Eurostat, Dünya Sağlık Örgütü istatistikleri, yurt içi ve yurt dışı akademik kaynaklardan yararlanılmış ve Türkiye'de gerçekleştirilen sağlık reformunun bir değerlendirilmesi yapılmaya çalışılmıştır.Anahtar kelimeler: Avrupa Birliği, Sağlık politikaları, Sağlıkta Dönüşüm Projesi, Hastane reformları, Avrupa Birliği'ne üyelik

Avrupa BirliğiDevlet hastaneleriHastaneler+5
İrfan Temel İstanbullu
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin tam üyelik sürecine AB hibe projelerinin katkıları ve bir araştırma

Bu Tez çalışmasında Avrupa Birliği hibe projelerinin tam üyelik sürecine katkıları incelenmeye çalışılmıştır. Hibe projeleri tam üyelik sürecinde doğrudan etkiye sahip bir faktördür. Avrupa Birliği, demokrasi, insan hakları ve pazar ekonomisi konusunda aynı temel değerleri paylaşan 27 üyeden oluşan bir oluşumdur. AB bu ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişmelerine çeşitli mali araçlarla finansal olarak katkı sağlar. Birlik içersinde yer almak isteyen ülkeler, aday ülke olarak kabul edildiklerinde katılım öncesi finansman adı verilen artırılmış mali destek almaktadırlar. AB katılım öncesi finansmanının amacı aday ülkelere AB üyeliğine hazırlanmaları için yardımcı olmaktır. Bu sebeple hibe projeleri Avrupa Birliğine uyumun gerçekleşmesi icin hızlandırıcı bir görev üstlenmektedir. Dolayısıyla hibeler hem aday ülke hem de Birlik açisindan oldukça büyük bir öneme sahiptir. Türkiye'nin adaylık sürecinde hibe projelerinin yeri ayrıntılı olarak incelenmiş ve Avrupa Birliği'ne uyumun gerçekleştirilme çalışmalarında hibe projelerinin birinci derece öneme sahip olduğu anlaşılmıştır. Bununla birlikte tez içerisinde Avrupa Birliği'nin kuruluş hikayesi ve yapısal organları ile AB-Türkiye ilişkileri anlatılmış ve uyum sürecinde meydana gelen değişikliklere ilişkin detaylı bilgi verilmiştir.

Avrupa BirliğiHibe projesiProjeler+4
Sibel Gedik
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Avrupa Birliği Hukukunun üye devletlerde uygulanması

Ekonomik ve siyasi bütünleşme süreci içerisinde Avrupa Birliği kendine özgü, dinamik bir hukuk sistemi yaratmıştır. Temel hedefi bütünleşme olan Avrupa Birliğinde, Birlik hukukunun etkili ve yeknesak bir şekilde uygulanması gerekir. Türkiye, Avrupa Birliğine üye değildir. Bununla birlikte Türkiye Birlik ile uzun süredir ilişki içerisindedir. Türkiye, 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren müzakere sürecindeki ülke statüsündedir. Birlik ile Türkiye arasındaki ilişkiler dikkate alındığında, Birlik hukukunun üye devletlerde uygulanması yalnızca muhtemel bir üyelik durumu için değil, güncel olarak da önem arz etmektedir.Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, uluslararası hukukun temel özellikleri açıklanmış ve Uluslararası hukuk ile Avrupa Birliği hukuku arasındaki farklılıklar incelenmiştir.İkinci bölümde, Avrupa Birliği hukuku ile ulusal hukuklar arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu incelemede öncelikle üye devlet, vatandaşlık, Birlik vatandaşlığı gibi kavramlar açıklanmıştır. Bu bölümün ikinci alt başlığında ekonomik ve siyasi entegrasyon modelleri incelenmiştir. Bu bölümün üçüncü alt başlığında Birlik ile üye devletlerin sahip oldukları yetkiler açıklanmış ve bu yetkilerin nasıl kullanılabileceği belirtilmiştir. Ardından ATAD'ın öncelik, doğrudan uygulanma ve doğrudan etki ilkelerine yaklaşımı açıklanmıştır. Üye devlet düzenlemelerinden ve uygulamalarından örnekler verilerek üye devletlerin bu ilkelere ilişkin yaklaşımları değerlendirilmiştir.Birlik hukukunun uygulanmasına ilişkin denetim süreci üçüncü bölümde incelenmiştir. Bu incelemede etkili ve yeknesak uygulamanın temini için üye devletler düzeyinde gerçekleştirilen denetimler ile Avrupa Birliği düzeyinde gerçekleştirilen denetimler yer almaktadır.Anahtar kelimeler: Avrupa Birliği, Avrupa Birliği Hukuku, Uluslararası Hukuk, Ulusal Hukuk, Entegrasyon.

Avrupa Birliği hukukuBütünleşmeEkonomik bütünleşme+3
Lale Burcu Önüt
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de 1990 sonrası piyasa ekonomisi: Avrupa Birliği'ne üyelik ve ekonomik özgürlükler açısından bir değerlendirme

Devlet müdahalesinin minimum düzeyde olduğu ve bu mekanizmaya sadece piyasanın daha sağlıklı işleyebilmesi için başvurulduğu bir durumda tesis edilen piyasa ekonomisi, özel mülkiyetin var olduğu, özel girişimlerin herhangi bir engelle karşılaşmadığı, fiyatların serbest rekabet ortamında belirlendiği bir ekonomik düzen olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu düzenin muhafaza edilebildiği bir ortamda ?ekonomik özgürlük? kavramından söz edilebilecektir. Bireylerin özel mülkiyetinin korunduğu, ekonomik karar serbestliğine sahip olunan bir ortamda devletin ekonomiye müdahalesi sınırlı alanda yer alır. Ekonomik özgürlükler yıllardan beri çeşitli organizasyon ve kurumlar tarafından, piyasa ekonomisi şartlarını ifade eden değişkenlere göre ölçülmekte ve ortaya çıkan sonuç içerisinde ülkelerin ekonomik özgürlük endeksleri belirlenmektedir. Söz konusu endeks, ilgili ülkenin ?hangi piyasa ekonomisi şartını ne oranda sağladığı?nın ayrıntılı göstergesi olmakta ve değerlendirmeye alınan ülkeleri de bu kriterlere göre sıralamaktadır.Türkiye'de İzmir İktisat Kongresi'nde özel sektör eliyle kalkınma amacı ön plana çıkarak piyasa ekonomisinin şartlarını sağlamak hedefi ile başlayan süreç, çeşitli nedenlerle sekteye uğramış ve ancak 1980'li yıllarda hız kazanmıştır. Türkiye 1990'lı yıllardan itibaren de piyasa ekonomisi şartlarını sağlamak için Avrupa Birliği'ne tam üyeliğin gerektirdiği ekonomik koşullar paralelinde ilerlemiştir. Günümüzde Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik yolunda mevcut üyelerle kıyaslandığında, şartların birçoğunu karşıladığı ve hatta bazı noktalarda mevcut üye ülkelerden daha iyi konumda ve birçok ülke tarafından hızla gelişen bir piyasa ekonomisi olarak kabul edilen bir ülke olduğu vurgulanmaktadır. Ekonomik özgürlüklerle ilgili hazırlanan raporlar incelendiğinde, piyasa ekonomisi karşısında bir takım engellerin de bulunduğu ve bu engelleri aşma yolunda ise daha öncekiler gibi bazı yapısal düzenlemelerin gerçekleştirilmesi gerektiği görülmektedir. Böylece Türkiye'nin kusursuz işleyen bir piyasa ekonomisine yaklaşması ve ekonomik özgürlükler hususunda da önemli adımlar atması mümkün olacaktır.

Avrupa BirliğiEkonomiEkonomi politikaları+3
Ercan Bahtiyar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00

Related subjects