Cognitive functions

144 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal anestezi yapılan yaşlı hastalarda propofol ve propofol - ketamin kombinasyonu ile sedasyonun postoperatif kognitif fonksiyon üzerine etkileri

Amaç: Günümüzde yaşlı hastalar sıklıkla cerrahiye ihtiyaç duymakta ve bunedenle anestezi almaktadırlar. POKD cerrahiden kısa bir süre sonra meydana gelmeeğiliminde olan, aylarca sürebilen, bazen kalıcı olabilen ve hastanın yaşam kalitesinidüşüren, hastanede kalma süresini artıran istenmeyen bir durumdur. Bu çalışmada,ürolojik cerrahi geçirecek yaşlı olgularda spinal anestezi sırasında propofol veyapropofol-ketamin karışımıyla uygulanan sedasyonun hemodinami ve kognitiffonksiyonlar üzerine etkisini karşılaştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, etik kurul onayı ve hastalardan yazılı onamalındıktan sonra, elektif ürolojik cerrahi geçirecek ASA I ? III 65 yaş üstü 60 hastadagerçekleştirildi. Operasyon öncesi hastalara grupları bilmeyen bir araştırmacı tarafındansMMT uygulandı. Olgular, propofol (Grup P, n=30) ve ketofol (Grup K, n=30) olmaküzere rasgele iki gruba ayrıldı. Operasyon odasına alındıktan sonra hastalara EKG,NİKB, SpO2 ve BİS monitorizasyonu yapıldı. Spinal anestezi sonrası Grup P'yepropofol 0.5 mg/kg iv puşe yapıldıktan sonra 1.5 mg/kg/saat hızında infüzyon verildi.Grup K'da propofol 0,4 mg/kg ve ketamin 0,1 mg/kg iv puşe verildikten sonra propofol1.2 mg/kg/saat ve ketamin 0.3 mg/kg/saat infüzyon uygulandı. Çalışma boyuncahemodinamik, solunumsal veriler kaydedildi. Sedasyon düzeyi BİS ve RAMSAYsedasyon skoru ile takip edildi. Sedasyonun kesilmesinden sonra olguların takibipostoperatif bakım ünitesinde Modifiye Aldrete Skoru 9 oluncaya kadar yapıldı ve busüre kaydedildi. Postoperatif ilk 24 saat içerisinde ve postoperatif 3. günde ilk testiyapan araştırmacı tarafından sMMT tekrarlandı.Bulgular: Kalp hızı, sistolik kan basıncı, ortalama arteryel kan basıncında heriki grupta bazale göre azalma vardı. Gruplar arasında preoperatif, postoperatif 1 ve 3.40günlerde sMMT değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. Grupiçi karşılaştırmalarda her iki grupta da preoperatif sMMT değeri ile postoperatif 1. günsMMT değeri arasında ve postoperatif 1. gün ile postoperatif 3. gün sMMT değerleriarasında önemli derecede fark bulundu (p< 0.001), preoperatif sMMT değeri ilepostoperatif 3. gün arasında fark yoktu (p < 0.25). Grup P'de istatistiksel olarak anlamlıolarak daha fazla enjeksiyon ağrısı saptandı (p<0.05).Sonuç: Ürolojik cerrahi geçirecek SA yapılan yaşlı hastalarda sedasyon içinpropofol ile propofol-ketamin kombinasyonunu karşılaştırdığımız bu çalışmadapropofol-ketamin kombinasyonundan sonra hastaların derlenme zamanının daha uzunve BİS değerlerinin daha yüksek olduğunu ancak hemodinami ve kognitif fonksiyonlaraçısından fark olmadığını saptadık.Anahtar Kelimeler: yaşlı, spinal anestezi, propofol, ketamin, kognitif fonksiyonbozukluğu.

Anestezi-spinalBilişsel işlevlerKetamin+2
Yusuf Ziya Çolak
İnönü University
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Genç basketbolcularda atletik performansın bilişsel süreç ile genetik çeşitlilik ilişkisinin incelenmesi

Genç basketbol sporcularının atletik performanslarını (kuvvet-sürat dayanıklılık ve esneklik) bilişsel duygu durumları (umutsuzluk, anksiyete, depresyon) ile sahip oldukları genetik yapılarındaki belirteçleri olan 9 genotipin ilişkisi SNP düzeyinde çoklu bir bakış açısı ile karşılaştırılmıştır. Araştırma örneklemini Basketbol gençler liginde oynayan Galatasaray U-15 erkek takımı 14-16 yaş aralığı 17 oyuncu oluşturmuştur. Sporcuların fizyolojik yapılarını (performans) değerlendirmelerini CK-MM (rs1803285), IGF-2 (rs3213221), MCT-1 (rs1049434) ve IL-6 (rs1800795) genotipleri, bilişsel durum; (umutsuzluk, anksiyete ve depresyon) değerlendirmeleri, BDNF (rs6265), 5HTT (rs25531), MAOA (VNTR), sakatlanma durumları GDF-5 (rs143383), IL6R (rs2228145) genotiplerinin gruplandırılmış ikili karşılaştırmalarda (Independent Samples T-Test), üç ve üzeri karşılaştırmalarda (One Way ANOVA), anlamlılık karşılaştırmalar için Post-Hoc, Bonferroni ve Games- Howell ile yapılmıştır. Genç basketbol sporcularında; IL-6 GG genotip (p=0,042) düşük vücut yağ % ortalaması, CK-MM GG (p=0,013), IGF-2 GG (p=0,001) ve IL-6 GG (p=0,018) genotipler düşük BKİ ortalaması ile ilişkili oldukları saptanmıştır. Genç basketbol sporcularının performans değerlerinde; CK-MM AG (p=0,045), IL-6, GG (p=0,001) yüksek dikey sıçrama, CK-MM AA (p=0,038) IL-6 CC (p=0,009) genotipleri düşük dikey sıçrama performansı ile, IL-6 CC (p=0,041), MCT-1 AT (p=0,048) düşük MaxVO2 performansı, IGF-2 GC (p=0,002), MCT-1 AT (p=0,046) genotipleri istatistiksel olarak düşük kan laktik asit birikimi ile ilişkili oldukları tespit edilmiştir. Bilişsel durum karşılaştırmalarında; BDNF AA homozigot, MAOA Warrior genotipler yüksek umutsuzluk ve anksiyete duygu durumu ile (sırasıyla) [(BDNF AA p=0,045, p=<0,001), (MAOA Warrior p=0,001, p=0,014)], BDNF GG homozigot ve G allel ve MAOA Normal genotipler düşük umutsuzluk ve anksiyete duygu durumu, ile (sırasıyla) [(BDNF GG p=0,010, p=0,007), (MAOA Normal (p=0,008, p=0,015)], 5HTT AA homozigot (p=0,037) yüksek, GG homozigot (p=0,027) düşük depresyon duygu durumu ile istatistiksel olarak ilişkili olduğu saptanmıştır. Sakatlanma durumları ile GDF-5 T allel (sakatlanma potansiyeli açısından) riskli allel olduğu doğrulanmıştır. Genç basketbolcuların moleküler belirleyicileri ile ilgili bu araştırma, belirli spor türlerinde başarıya yatkınlığa katkıda bulunan bir dizi potansiyel olarak önemli genetik polimorfizmi vurgulamıştır.

BasketbolBasketbolcularBilişsel işlevler+5
Murat Kasap
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Educational Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Şizofreni ve benzeri psikotik bozukluk hastalarında uzun etkili enjektabl antipsikotikler'in oral antipsikotikler ile sosyal performans, yan etki, bakım veren yükü, kognisyon açısından karşılaştırılması

Şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar; sanrı, varsanı, dağınıklık gibi pozitif belirtiler ve konuşmada fakirleşme gibi negatif belirtilerle karakterize, hastanın ve ailesinin yaşamını etkileyen kronik bir hastalıktır. Psikotik bozuklukların temel tedavisi antipsikotik tedavidir. Antipsikotik tedavi oral antipsikotik (Oral-AP) veya uzun etkili enjektabl antipsikotik (UEE-AP) olarak uygulanabilir. Bu çalışmada şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar hastalarında, antipsikotiklerin UEE-AP veya Oral-AP uygulanmasının hastalık şiddeti, depresyon, sosyal işlevsellik, yan etki, kognisyon ve bakım veren yükü bakım veren yükü bakımından incelenmesi ve karşılaştırılması amaçlandı. Çalışmamıza Bursa Uludağ Üniversitesi Psikiyatri Polikliniği'nden takip edilen 49 uzun etkili enjektabl antipsikotik kullanan hasta ve bakım verenleri ile 50 oral antipsikotik kullanan hasta ve bakım verenleri dahil edildi. Katılımcılar bir defa kesitsel olarak görüldü; hastalar, Sosyodemografik Veri Formu, Anamnez Bilgi Formu, Calgary Şizofreni Depresyon Ölçeği (CŞDÖ), Şizofrenide Kısa Klinik Değerlendirme Ölçeği (ŞKKDÖ), Bireysel ve Sosyal Performans Ölçeği (BSPÖ), Glasgow Antipsikotik Yan Etkilerini Değerlendirme Ölçeği (GAYEDÖ), Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MOCA) ile; bakım verenleri Zarit Bakıcı Yük Ölçeği (ZBYÖ) ile değerlendirildi. UEE-AP grubundaki hastaların soygeçmişinde hastalık bulunma oranı, hastane yatış sayısı, şizofreni tanısı, işçi olarak çalışma oranı, çıldırı, varsanılar bakımından Oral-AP grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek, soyutlama bakımından anlamlı olarak daha düşük skorlar aldığı görüldü. Şizofreni tanısı alan hastaların diğer psikotik bozukluklar grubuna göre; ŞKKDÖ, ZBYÖ bakımından daha yüksek skorlara sahip olduğu, BSPÖ, görsel mekânsal, yönetici işlevler, soyut düşünme skorları bakımından daha düşük skorlara sahip olduğu görüldü. Psikotik spektrumdaki hastaların ilaç uyumsuzluğu, bireysel farklılıklar açısından dikkate alınarak gereklilik halinde erken dönemde UEE-AP başlanmasının hastalık seyrine olumlu etkisi olabileceği düşünülmektedir.

Antipsikotik ilaçlarBakım verme yüküBilişsel işlevler+6
Umut Can Filiz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bipolar bozuklukta serum galectin-1, galectin-9 ile YKL-40 düzeyleri ve bunların bilişsel işlevlerle ilişkisi

Bipolar bozukluk toplumda önemli oranlarda morbidite ve mortaliteye sebep olan, sık görülen kronik ruhsal bir hastalıktır. Son yıllarda bipolar bozukluğun etyopatogenezinde nöroinflamasyonun oynadığı role ilişkin çalışmalara olan ilgi artmaktadır. Çalışmamızda nöroinflamasyonda rolü olduğu düşünülen galectin-1, galectin-9 ile YKL-40'ın, bipolar bozukluğun etyopatogenezinde oynadıkları rolü ve bu parametrelerin bilişsel işlevlerle ilişkisini araştırdık. Bildiğimiz kadarıyla literatürde bipolar bozukluğun galectin-1, galectin-9 düzeyi ile ilişkisini araştıran çalışma yokken; bu hastalığın YKL-40 ile ilişkisini araştıran oldukça az sayıda çalışma mevcuttur. Çalışmamız prospektif eşleştirilmiş vaka-kontrol çalışması olarak planlanmıştır. Haziran 2021- Şubat 2022 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği'ne başvuran DSM-5 tanı kriterlerine göre bipolar bozukluk tanısı konulan veya bu tanı ile takip edilen, ek bir tanısı olmayan, 64 ötimik dönemdeki hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Cinsiyet, yaş, sigara kullanımı, eğitim durumuna göre eşleştirilmiş, herhangi bir hastalığı olmayan 64 sağlıklı kontrol alınmıştır. Çalışmadaki tüm katılımcılara Young Mani derecelendirme ölçeği (YMDÖ) ve Hamilton depresyon derecelendirme ölçekleri (HDDÖ) uygulanmıştır. Hastalarla klinik görüşme yapılmış, bilişsel testler uygulanmış ve sonrasında nöroinflamasyonla ilişkili olduğunu düşündüğümüz bu parametrelerin (galectin-1, galectin-9, YKL-40) düzeylerini ölçmek için kan alınmıştır. Çalışmamızda hasta grubunda serum galectin-1, galectin-9 ve YKL-40 düzeyleri sağlıklı kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı bir şekilde düşüktü. Bilişsel performansı değerlendirmek için yapılan Stroop testi ve iz sürme testlerinin skorları hasta grubunda, sağlıklı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak daha yüksekti. Tüm katılımcılarda da serum galectin-1, galectin-9 ve YKL-40 düzeyleri ile bilişsel performans arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki vardı. Çalışmamızda hasta grubunda, serum galectin-1, galectin-9 ve YKL-40 serum düzeylerinin anlamlı bir şekilde düşük ölçülmesi, bu parametrelerin nöroinflamasyonda önemli bir rolü düşündürmektedir. Hasta grubunun Stroop ve iz sürme testleri skorlarının kontrol grubuna göre istatiksel olarak yüksek olması, hasta grubunun bilişsel performansının daha zayıf olduğunu göstermektedir. Ayrıca galectin-1, galectin-9 ve YKL-40 düzeylerinin bilişsel performansla pozitif yönde zayıf bir korelasyon göstermesi de bu moleküllerin nöroprotektif rolüne işaret etmektedir. Çalışmamızın literatürde oldukça kısıtlı verinin olduğu bu alana katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.

Bilişsel işlevlerBipolar bozuklukGalektin-1+5
Selahaddin Elçiçek
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alzheimer demansında teta burst stimülasyonun bilişsel işlevlere etkisinin değerlendirilmesi

Alzheimer hastalığı (AH), demansın en sık rastlanan türü olmasının yanı sıra ortaya çıkma sıklığı yaş ile doğru orantılı olarak artan primer dejeneratif demanslardan biridir. Günümüzde AH için geliştirilmiş olan ve hastalığı tamamen ortadan kaldırdığı saptanmış kesin bir tedavi yolu bulunmamaktadır. Bu hedefte başvurulan farmakolojik yöntemler yetersiz kalabilmekte ve nonfarmakolojik tedavi yöntemlerinin kullanımı her geçen gün önem kazanmaktadır. Kullanılan nonfarmakolojik yöntemlerden biri Transkraniyal Manyetik Stimülasyondur. AH tanılı hastalarda yaptığımız bu çalışmada özel bir stimülasyon paternine sahip iTBS protokolü ile DLPFC bölgesine uygulanan 10 seanslık tedavi sonucunda nörobilişsel fonksiyonlardaki değişimi psikometrik testlerle saptamak istedik. Çalışmamıza 63-90 yaş aralığında olan 28 hafif evre hasta dahil edildi. Çalışmada 14 hasta gerçek stimülasyon tedavisi alırken 14 hasta ise sham grubunu oluşturmuştur. Her iki grup protokol öncesi ve sonrası öğrenme ve bellek, karmaşık dikkat, yürütücü işlevler, lisan, algısal-motor işlevler açısından değerlendirildi. Uygulanan SMMT, Stroop Testi, Saat Çizme Testi, ADAS-Cog testleriyle birçok nörobilişsel alanda gelişme olduğu görüldü. iTBS protokolünün Alzheimer Hastalığındaki etkileri göz önünde bulundurulduğunda daha fazla araştırılmayı hak etmektedir. Nörobilişsel testlerle saptanan bu değişimin nörogörüntüleme ve biyobelirteçlerde de değişime sebep olup olmadığının araştırılması gerekmektedir.

Alzheimer hastalığıBilişBilişsel işlevler+3
Müslüm Cice
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bipolar bozuklukta bağırsak geçirgenliği biyobelirteçleri ile bilişsel işlevlerin ilişkisi

Bipolar Bozuklukta Bağırsak Geçirgenliği Biyobelirteçleri İle Bilişsel İşlevlerin İlişkisi Giriş: Çalışmalar, bipolar bozukluğu olan hastaların hem hastalığın akut döneminde hem de remisyon döneminde bilişsel eksiklikleri yaşadıklarını göstermektedir. Gastrointestinal patolojiler, psikiyatrik bozuklukların uzun süreli komorbiditeleridir ve bağırsak ve beyin fizyolojilerinin birbirine bağlı olduğunu çalışmalar desteklemektedir. Erişkin dönemde değişen bağırsak mikrobiyotası intestinal geçirgenlikte artışa neden olarak intestinal bariyerin fonksiyonunu bozabilir.Bağırsak florasındaki bozukluğun (disbiyozis) beyin bariyerinin geçirgenliğini de bozabileceği gösterilmiştir. Probiyotiklerin bağırsak mikrobiyatasını düzenleyerek kognitif işlevlerde olumlu gelişmeler sağladığına, demans hastalarında mikrobiyal disbiyozisizin kognitif yıkım sürecinde bir etken olabileceğine dair çalışmalar bulunmaktadır. Bağırsak geçirgenliği, kan plazmasında, zonulin ve bağırsak yağ asidi bağlayıcı proteini (I-FABP) ölçülerek belirlenebilir. Zonulinin duodenum ve ince bağırsak hücreleri arasında sıkı kavşak sökülmesini indüklediği gösterilmiştir bu durum artan geçirgenlik ile sonuçlanır. Zonulin, hem bağırsak hem de kan-beyin bariyerinde geçirgenliği düzenleyen hücre içi sıkı bağlantıların önemli modülatörlerindendir. Bağırsak bütünlüğünün bir başka potansiyel belirteci de FABP2 olarak da bilinen I-FABP'dir. Bu sitoplazmik protein ince bağırsağın enterositlerinde bulunur ve yüksek seviyeler enterosit hasarını gösterir. Çalışmamızda, bipolar bozukluk hastalarının bağırsak geçirgenliği biyobelirteçleri olarak çalışmayı planladığımız zonulin ve I-FABP düzeylerinin, bilişsel işlevlerle olan ilişkisini, sağlıklı kontrollerle karşılaştırarak araştırmak hedeflenmiştir. Yöntem: Çalışmaya DSM-5 kriterlerine göre bipolar bozukluk tanısı almış 40 hasta, yaş ve cinsiyet bakımından bu hastalarla eşleşmiş 40 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Katılımcılara Sosyo-Demografik Veri Formu, Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği, Young Mani Derecelendirme Ölçeği, Stroop Testi, İz Sürme Testi, Öktem Sözel Bellek Süreçleri Testi(SBST), Wisconsin Kart Eşleme Testi (WKET), Sayı Menzili Testleri uygulanmıştır. Katılımcılardan Zonulin ve Bağırsak Yağ Asidi Bağlayıcı Proteini (I-FABP) yanında, hastaların genel metabolik durumlarını belirleyebilmek için ve olası bir sistemikenfeksiyonu gösterebilmek için glukoz, trigliserid, HDL-kolesterol, CRP düzeyleri bakılmıştır. Bu amaçla katılımcılardan psikiyatri kliniğinde görevli bir hemşire tarafından 08.00-10.00 saatleri arasında açlık kan örneği alınmıştır. Bu kan örnekleri Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi biyokimya laboratuvarında değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda Zonulin ve I-FABP düzeyleri, hasta grubunda kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur( p< .001).Hasta grubunda Stroop 1. ,2. ,3. ,4. ve 5. Kartı tamamlama sürelerinin ve Stroop İnterferans Süresinin kontrol grubuna göre istatistiki olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu saptanmıştır ( p< .001). Hasta grubu kontrol grubuna göre hem İz sürme A formunu hem de İz Sürme B formunu anlamlı derece de daha uzun sürede tamamlamışlardır ( p< .001).Hasta grubunda ve kontrol grubunda İz sürme A formu ve İz sürme B formunda hata sayıları arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (sırasıyla p= .98, p= .06).Öktem Sözel Bellek Süreçleri Testinde hastaların anlık bellek, öğrenme puanı, en yüksek öğrenme, kendiliğinden hatırlama ve toplam hatırlama puanları kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulunurken, tanıma ve yanlış tanıma puanları daha yüksek saptanmıştır. Hasta grubunda kontrol grubuna göre toplam yanlış, perseveratif tepki, perseveratif hata ve perseveratif hata yüzdesi anlamlı ölçüde daha yüksek saptanırken, toplam doğru sayısı, tamamlanan kategori sayısı ise anlamlı ölçüde daha düşük saptanmıştır. Hasta grubunda kontrol grubuna göre ileri sayı menzili ve geri sayı menzili testi puanları istatistiki olarak anlamlı ölçüde daha düşük saptanmıştır. Hastalık süresi ile Zonulin düzeyleri arasında pozitif bir korelasyon saptanmıştır. Manik atak sayısı ile Zonulin ve I-FABP düzeyleri arasında da pozitif bir korelasyon olduğu dikkat çekmektedir. Hastaların Zonulin düzeyleri ile Stroop Testi 3.Kart Süre, 4.Kart Süre, 5.Kart Süre ve Stroop İnterferans Etkisi süreleri arasında pozitif bir ilişki saptanmıştır(sırasıyla r= .59 p= .01, r= .49 p= .01, r= .58 p< .001, r= .46 p< .001).Hastaların Zonulin düzeyleri ile İz Sürme Testi B formunu tamamlama süreleri arasında pozitif korelasyon saptanmıştır(r= .78 p= .01). Hastaların Zonulin düzeyleri ile SBST Öğrenme Puanı, En Yüksek Öğrenme, Kendiliğinden Hatırlama, Toplam Hatırlama puanları arasında ters bir ilişki saptanırken, Tanıma puanı ile arasında pozitif bir korelesyon olduğu dikkat çekmektedir(sırasıyla r= -.305 p= .05, r= -.381 p= .01, r=-.416 p< .001, r=-.354 p=.02, r=.423 p< .001). Hastaların Zonulin ve I-FABP düzeyleri ile Wisconsin Kart Eşleme Testi parametreleri ve sayı menzili testi parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Kontrol grubunun stroop Testi Puanları ile Zonulin ve I-FABP düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Kontrol grubunun Zonulin düzeyleri ile İz Sürme testi A formunu tamamlama süreleri arasında pozitif bir korelasyon dikkat çekmektedir( r= .360 p= .02).Kontrol grubunun Zonulin düzeyleri ile SBST Öğrenme Puanları arasında pozitif bir korelasyon gözlenmekteyken, IFABP düzeyleri ile Anlık Bellek puanları arasında ters bir korelasyon göze çarpmaktadır(sırasıyla r= .314 p= .05, r=-.321 p=04).Kontrol grubunun Zonulin düzeyleri ile WKET Perseveratif Hata Sayıları ile arasında pozitif bir korelesyon olduğu dikkat çekmektedir( r=.347 p=.03).Kontrol Grubunun Zonulin ve I-FABP düzeyleri ile İleri Sayı Menzili ve Geri Sayı Menzili Test Puanları arasında İstatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Zonulinin ince bağırsak ve duodenumda sıkı bağlantıların gevşemesine neden olarak bağırsak geçirgenliğini artırdığı bilinmektedir. I-FABP ise ince bağırsakların enterositlerinde bulunmaktadır. Bağırsak duvar bütünlüğünün değişmesi ile enterosit yıkımı artacak plazma da I-FABP seviyesi yükselecektir. Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlara göre bipolar bozuklukta sağlıklı kontrollere göre bağırsak geçirgenliği parametrelerinde, Zonulin ve I-FABP düzeylerinde artış olduğu saptanmıştır. Aynı zamanda çalışmamızda hasta grubunun sağlıklı kontrollere göre kognitif testlerde daha düşük performans gösterdikleri saptanmıştır. Bağırsaktaki mikrobiyal disbiyozisin kan beyin bariyerine etki ettiği ve kognitif yıkım sürecine katkıda bulunabileceği hipotezini test etmek amacıyla kognitif testler ve Zonulin ve I-FABP düzeyleri arasındaki korelasyonlar incelenmiş, Zonulin seviyeleri ile dikkat, bellek gibi bilişsel işlevleri değerlendiren testler arasında pozitif korelasyonlar saptanmıştır. Artan Zonulin düzeyinin bağırsak geçirgenliğinde artışa neden olmasının yanı sıra bilişsel yıkımda da etkili olduğu sonucu ortaya konulmuştur. Anahtar kelimeler: Bipolar bozukluk, bağırsak geçirgenliği, bilişsel işlevler

Bağırsak geçirgenliğiBağırsaklarBiliş+3
Fatma Büşra Parlakkaya Yıldız
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Major depresif bozukluk hastalarında tekrarlayıcı transkranyal manyetik stimulasyon (rTMS) tedavisi sonrası nörotrofik faktör ve serum nöroaktif steroid düzeylerindeki değişimin incelenmesi

Giriş: rTMS majör depresif bozuklukta tedavi edici etkinliği kanıtlanmış bir somatik tedavi yöntemidir. Nöroendokrinolojik, nörotrofik, immünolojik ve nörotransmitter sistemleri üzerinden etki gösterdiğine dair hipotezler mevcuttur. Depresyonda nöroaktif steroid düzeylerinde değişiklikler olduğu ve bu değişikliklerin antidepresan tedaviyle düzeldiği gösterilmiştir. Diğer yandan BDNF ve TNF-α ile IL-1β düzeylerinin rTMS tedavisinden etkilendiği ve bunun klinik iyileşme ile ilişkili olduğunu gösteren yayınlar mevcuttur. Çalışmamızda majör depresif bozukluk tanısı almış hastalarda monoterapi rTMS tedavisiyle nöroaktif steroid (allopregnanolone, progesteron, DHEA, DHEA-SO4, estradiol, testosteron), BDNF, TNF-α ve IL-1β düzeylerindeki değişim, bunların klinik yanıtla ve dikkat başta olmak üzere bilişsel işlevler ile ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya DSM-5 kriterlerine göre majör depresif bozukluk tanısı almış 23 hasta, yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyi bakımından bu hastalarla benzer durumda 25 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Katılımcılara tarafımızca hazırlanan sosyodemografik veri formu, Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği (HDDÖ), Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), Dünya Sağlık Örgütü Engellilik Değerlendirme Çizelgesi (WHO-DAS-2) ölçeği, bilişsel işlevlerin değerlendirilmesi amacıyla İz Sürme Testi ve Sayı Menzili Testi verilmiştir. Hastaların depresyon düzeylerindeki değişiminin takibi amacıyla HDDÖ ve uyku kalitelerinin takibi amacıyla PUKİ ile haftalık ölçümler yapılmıştır. WHO-DAS-2 ve bilişsel testler ise rTMS tedavisine başlamadan önce, tedavinin dördüncü ve sekizinci haftasında yapılmıştır. Çalışmamızda tüm hastalardan rTMS tedavisinden önce, rTMS tedavisinin haftada 5 gün uygulandığı dördüncü hafta sonunda ve haftada bir uygulanan idame tedavisiyle birlikte tedavi bittiğinde sekizinci hafta sonunda alınan periferik kanda, allopregnanolon (ALLO), DHEA, progesteron, DHEA-S, estradiol, testosteron, BDNF, TNF-α ve IL-1β düzeyleri çalışılmıştır. Kadınlar için periferik kan alımı, nöroaktif steroidler menstrual döngüden etkilendiği için bazal standardizasyon sağlamak amacıyla folliküler evrede gerçekleştirilmiştir. Tüm katılımcılardan sabah saat 8.00-09.00 arasında kan alınmıştır. Kontrol grubunda söz konusu kriterlere uyum sağlanmıştır. Bulgular: Çalışmamızın sonuçlarına göre dördüncü hafta tedavi bittiğinde 23 hastadan 6 tanesinde (%26) HDDÖ skoru 7 puanın altına inmiş yani resmiyona ulaşmışken 15 tanesinde (%65) ise HDDÖ puanı %50 azalmış yani yanıt gözlenmiştir. Sekizinci hafta sonrası rTMS tedavisi idame dahil tamamen bittiğinde 16 hastanın (%69,5) HDDÖ puanının 7'nin altında olduğu yani remisyona ulaştığı görülmekle birlikte 20 tanesinde (%87) ise HDDÖ puanı %50 azalmış yani tedaviden yanıt alınmıştır. Bununla birlikte monoterapi rTMS tedavisiyle BDNF ve allopregnanolon düzeylerindeki artışın yanında TNF-α, IL-1ß, DHEA ve DHEA-S seviyelerindeki azalma istatistiksel olarak anlamlı olarak bulunmuştur. Dikkat başta olmak üzere yürütücü işlevler ile ilgili fikir veren testler olan İz Sürme testi ve Sayı Menzili testi puanları da tedaviyle birlikte olumlu yönde değişmiştir. Özellikle BDNF düzeyleri ile Sayı Menzili testi arasında hem dördüncü haftanın sonunda hem de sekizinci haftanın sonunda olumlu yönde, orta derecede anlamlı bir korelasyon saptanmıştır. rTMS tedavisi öncesi hasta ve sağlıklı kontrol gruplarının serum BDNF düzeylerinin karşılaştırılması sonucunda hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük olduğu görülmüştür. Bunun yanında rTMS tedavisiyle birlikte hasta grubunda serum BDNF düzeyindeki artış hem dördüncü hafta sonunda (p<0,001) hem de sekizinci hafta sonunda anlamlı olarak bulunmuştur (p<0,001). Bununla birlikte hem TNF-α hem de IL-1ß düzeylerinin sekizinci hafta sonunda istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldığı görülmüştür (p<0,001). TNF- α düzeyi hem dördüncü hafta sonunda tedavi öncesine göre anlamlı şekilde azalmış (p=0,023) hem de dördüncü haftadan sekizinci haftaya kadar yapılan idame rTMS tedavisi sürecinde de istatistiksel olarak anlamlı şekilde azalmaya devam etmiştir (p=0,024). IL-1ß düzeyi ise ilk dört hafta tedavi süresince azalmış fakat istatistiksel olarak anlamlı bulunmamakla birlikte dördüncü haftadan sekizinci haftaya kadar olan tedavi sürecinde azalmaya devam etmiş ve bu süreçteki azalma oranı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p = 0,002). rTMS tedavisiyle sayı menzili testi puanlarındaki değişime bakıldığında tedavi öncesi ve birinci ay sonunda yani haftada 5 seans 4 hafta rTMS tedavisi bitiminde sayı menzili testindeki artış oranının istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür. (p<0,001) Birinci ay sonu ile ikinci ay sonundaki puanlar karşılaştırıldığında burada istatistiksel olarak anlamlı bir sonuca ulaşılamamıştır. İz Sürme testlerindeki değişimin rTMS tedavisi ile ilişkisine bakıldığında iz sürme A testi için tedavi öncesi ve birinci ayın sonu ile birinci ay ve ikinci ayın sonu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemekle (p = 0,484) birlikte tedavi öncesi ile tedavinin bitimi yani ikinci ayın sonu karşılaştırıldığında burada istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir fark olduğu görülmüştür. (p = 0,009) İz sürme A testi için hata durumu arasında anlamlı fark gözlenmiştir (p = 0,012). İz sürme B testi için ise hem tedavi öncesi ile dördüncü hafta sonundaki değerler, hem de dördüncü hafta ile sekizinci hafta arasındaki değerler istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklı bulunmuştur. (p<0,001) Hata sayılarındaki değişim için de anlamlı bir ilişki görülmüştür. (p= 0,027) Sonuç: Çalışmamızda rTMS'nin MDB hastalarında etkili olduğu görülmüştür. Bu etki; nöroaktif steroidlerdeki değişime bağlanarak nöroendokrin etkiyle ilişkilendirilebileceği gibi rTMS tedavisiyle serum BDNF düzeyinin de istatistiksel olarak artması nörotrofin hipotezini de desteklemektedir. Diğer yandan TNF- α ve IL1β düzeylerindeki değişim mevcut antidepresan etkide immünolojik bir değişimin de katkısı olduğu şeklinde yorumlanabilir. Bununla birlikte mevcut biyobelirteçlerdeki değişimin bilişsel işlevlerle ilişkilendirilmesi rTMS'nin bilişsel fonksiyonlar üzerinde etkili olabileceğini daha geniş alanda ölçüm yapan bilişsel ölçeklerle benzer çalışmaların yapılmasının bu konunun netlik kazanmasına katkı sağlayacağı söylenebilir. Anahtar kelimeler: BDNF, Bilişsel İşlevler, IL-1ß, Nöroaktif Steroidler, rTMS, TNF- α

BilişBilişsel işlevlerDepresif bozukluk-majör+6
Muhammed Emin Boylu
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Beş faktör kişilik özellikleri ile bilişsel özellikler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bilişsel özelliklerin kişilikle ilişkileri farklı boyutlarda ve farklı araçlarla araştırılmış ancak alan yazında tutarlı sonuçlara bağlanamamıştır. Bu çalışmanın birincil amacı özdenetim, motivasyon, bilişsel kontrol ve bilişsel esneklik, yaratıcı düşünme, duygu düzenleme bilişsel özellikleriyle kişilik arasındaki ilişkiyi; ikincil amacı bilişsel özelliklerle yaş, cinsiyet ve eğitim arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma ve 18 yaş ve üzeri okuma bilen 65'i erkek, 238'i kadın 303 bireyle çevrimiçi olarak yapılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik form; kişiliği değerlendirmek için Büyük Beş Kişilik Testi (BBKT); bilişsel özellikleri değerlendirmek için Öz-denetim Ölçeği, Yetişkin Motivasyon Ölçeği, Stresli Durumlarda Bilişsel Kontrol ve Esneklik Ölçeği, Marmara Yaratıcı Düşünme Eğilimleri Ölçeği, Duygu Düzenlemede Zorluklar Ölçeği- Kısa Form'u uygulanmıştır. BBK ilk özelliği dışadönüklükle; özdenetim arasında pozitif (r=0.24); Stresli Durumlarda Bilişsel Kontrol ve Esneklik ölçeğinin duygular üzerinde bilişsel kontrolü (r=0.27) ve değerlendirme ve başa çıkma alt puanlarıyla arasında pozitif (r=0.20); Duygu Düzenlemede Zorluklar Ölçeği alt boyutlarından açıklıkla arasında negatif (r=-0.15); motivasyonla pozitif (r=0.28) ve yaratıcı düşünme eğilimiyle arasında pozitif (r=0.24) ilişki gözlenmiştir. BBK uyumluluk kişilik özelliğinin özdenetimle pozitif (r=0.26); duygular üzerinde bilişsel kontrolle pozitif (r=0.16) ve değerlendirme ve başa çıkmayla pozitif (r=0.20); duyguları düzenlemede zorluklar alt boyutu dürtüyle negatif (r=-0.13); motivasyonla pozitif, (r=0.28) yaratıcı düşünme eğilimleriyle pozitif (r=0.26) ilişkileri gözlenmiştir. BBK sorumluluk kişilik özelliğiyle özdenetim arasında pozitif (r=0.53); duygular üzerinde bilişsel kontrol (r=0.33) ve değerlendirme başa çıkma ile pozitif (r=0.44); duygu düzenleme güçlüğüyle negatif (r=-0.18); motivasyonla pozitif (r=0.31); yaratıcı düşünmeyle pozitif (r=0.31) ilişki bulunmuştur. BBK duygusal dengelilik kişilik özelliğiyle özdenetim arasında pozitif (r=0.50); stresli durumlarda bilişsel kontrol ve esneklik alt boyutlarından duygular üzerinde bilişsel kontrol (r=0.66) ve değerlendirme ve başa çıkma arasında pozitif (r= 0.37); duygu düzenlemede zorluklar alt boyutlarından açıklık arasında negatif (r=-0.52) ilişki; yaratıcı düşünmeyle arasında pozitif (r=0.22) ilişki bulunmuştur. Son olarak deneyime açıklık özdenetim arasında pozitif (r=0.37); duygular üzerinde bilişsel kontrol arasında pozitif (r=0.23); duygu düzenlemede zorluklar alt boyutlarından stratejiler arasında negatif (r=-0.13); yaratıcı düşünme arasında pozitif (r=0.36) ilişki bulunmuştur. Bilişsel özellikler cinsiyete göre incelendiğinde erkeklerin özdenetim (p=0.046) ve yaratıcı düşünme eğilimleri puanları daha yüksek (p=0.049) kadınların duygu düzenleme güçlüğü amaçlar alt puanı daha yüksek bulunmuştur (p=0.015). Motivasyonun cinsiyetten etkilenmediği gözlenmiştir. Yaşa göre bilişsel işlevler incelendiğinde de sadece stresli durumlarda bilişsel kontrol ve esnekliğin duygular üzerinde bilişsel kontrol alt boyutuyla pozitif yönde ve zayıf bir ilişki bulunmuştur. Kişilik ve yaşamın pek çok alanını etkileyen kişilik ve bilişsel özellikler arasındaki bu yakın ilişki konuya farklı yönleriyle gelecek araştırmalara zemin hazırlayabilir.

Beş faktör kişilik modeliBilişBilişsel esneklik+7
Hacer Canbazoğlu
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

BALB/c farede sinir sisteminin farklı kritik gelişim pencerelerinde NMDA reseptör blokajının yetişkin dönemde çevresel faktörlere bağlı beynin bilişsel ve duygusal işlevleri üzerine etkisi

Amaç: Çalışmamızda, sinir sisteminin farklı kritik gelişim dönemlerinde NMDA reseptör sistem hipofonksiyonunda zengin çevrenin yetişkin dönem lokomotor, duygusal ve bilişsel ilişkiler üzerine etkisi değerlendirilmiştir.Gereç ve yöntem: Bu amaçla, üç gelişim penceresi 5-10. günler birinci gelişim penceresi; 15-20. günler ikinci gelişim penceresi; 25-30. günler üçüncü gelişim penceresi model olarak alınmıştır. Bu gelişim pencerelerinde MK-801 (5 gün süre ile 0,25 mg/kg günde iki kez, periton içine) ile NMDA reseptör hipofonksiyonu oluşturulmuştur. MK-801 uygulanan, standart ve zengin nesnel çevre koşullarında yetişen Balb/c farelerde yetişkin dönemde duygusal davranışları açık alan testi, yükseltilmiş artı düzenek testi ve aydınlık-karanlık tercih testinde, bilişsel işlevler Morris su havuzunda değerlendirilmiştir.Bulgular: Birinci gelişim penceresinde nesnel zengin çevre koşulları, NMDA reseptör blokajı ile bozulan lokomotor aktiviteyi, duygusal ve bilişsel işlevleri onarmamıştır. İkinci gelişim penceresinde, MK-801 açık alan, yükseklik ve ışıkla tetiklenen korku yanıtlarını etkilememiş ve nesnel zengin çevre koşulları, MK-801'in uzaysal araştırıcı davranış, risk değerlendirme ve bilişsel işlevlerdeki bozucu etkisini onarmıştır. Üçüncü gelişim penceresinde nesnel zengin çevre, MK-801 ile azalan risk değerlendirmeyi onarırken, bilişsel işlevlerdeki bozulmayı etkilememiştir.Sonuç: Nesnel zengin çevre koşulları, yalnızca ikinci gelişim penceresinde NMDA reseptör hipofonksiyonuna bağlı duygusal ve bilişsel işlevlerdeki bozulmayı onarabilmektedir. Pratik olarak, nesnel zengin çevre koşulları, erken çocukluk döneminde NMDA reseptör sistem bozukluklarını onarabilir.Anahtar Kelimeler: Kritik gelişim dönemi, MK-801, Balb/c fare, Zengin nesnel çevre, Duygusal ve bilişsel işlevler

BeyinBilişsel işlevlerDuygu+3
Kübra Akıllıoğlu
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Açık kalp cerrahisi uygulanan pediatrik olgularda Kardiyopulmoner Bypass'ın kognitif fonksiyonlara etkileri

Amaç: Konjenital kalp hastalığı olan 6-17 yaş arası çocuk ve ergenlerde açık kalp cerrahisinde kardiyopulmoner bypass'ın kognitif fonksiyonlara etkisinin prospektif olarak araştırılması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Araştırma grubunu, daha önce bilinen sistemik ve nörolojik bir hastalığı (hipertansiyon, diabetes mellitus, mental retardasyon) ve geçirilmiş cerrahi girişim öyküsü olmayan, konjenital kalp hastalığı nedeniyle kardiyopulmoner bypass uygulanacak 6-17 yaş arasında 25 olgu ve 40 sağlıklı çocuğun oluşturduğu bir kontrol grubu kullanıldı.Olguların kognitif fonksiyonları deneyimli nöropsikolog tarafından Wechsler Çocuklar için zeka ölçeği (WISC-R), Stroop Testi, Görsel İşitsel Sayı Dizileri Testi B Formu (GISD-B) ve Bender Gestalt Test (BGT) psikometrik testleri ile değerlendirildi. Olgulara açık kalp cerrahisinden 1-3 gün önce kognitif test bataryası aynı sırada standart yönergelere göre uygulandı. Aynı kognitif test bataryası hastalar açık kalp cerrahisi geçirdikten 7-18 gün sonra tekrar uygulandıBulgular: Kalp hastalığı olan hastalarda, açık kalp cerrahisi kardiyopulmoner bypass öncesi ve sonrası kognitif test puanlarının karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. Buna karşın, cerrahi öncesi ve sonrası Görsel İşitsel Sayı Dizileri Testi (GISD-B) puanları incelendiğinde, alt test bileşenin (işitsel yazılı ve görsel yazılı) kısa süreli bellek performansında, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artma bulunmasına rağmen bu bulgunun test-tekrar etkisinden kaynaklandığı düşünülmektedir.Cerrahi öncesi konjenital kalp hastalığı olan hastalarda kontrol grubundaki sağlıklı çocuklara göre; seçici dikkat, görsel uzaysal algı ve görsel motor koordinasyon işlevlerinde anlamlı düzeyde bozukluk tespit edilmiştir.Araştırmamızda, minimum ph düzeyi, kardiyopulmoner bypas süresi, ekstubasyon süresi ve minimum hematokrit düzeyinden oluşan risk faktörleri ile nörokognitif test performansı arasında anlamlı düzeyde pozitif ilişki bulundu. Diğer taraftan, pompa akım hızı ve kross klemp süresi ile kognitif performans arasında negatif ilişki saptandı.Sonuç: Konjenital Kalp hastalığı olan çocuklarda kardiyopulmoner bypass'ın nörokognitif fonksiyonlar üzerine kısa dönemdeki etkisinde anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Bu sonucun operasyonun sonuçları hakkında aileleri bilgilendirmede ve kardiyopulmoner bypass cerrahisinin nörokognitif etkisi üzerine tartışmalara katkıda bulunmada önemli olduğu düşünülmektedir.Anahtar sözcükler: Konjenital kalp hastalığı, kardiyopulmoner bypass, kognitif fonksiyonlar

BilişBiliş bozukluklarıBilişsel işlevler+4
Bahattin Çiftçi
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Demanslarda yürüme parametrelerinin bilişsel durum ile ilişkisi

Giriş ve Amaç: Demans, beyinde kronik ilerleyici dejeneratif tutuluma bağlı olarakbilişsel fonksiyonlarda gerileme ile giden klinik bir sendromdur. Demansiyel durumlarda,yürüme bozuklukları hemen daima klinik tabloya eşlik etmektedir. Bu çalışmada amaç,demansı olan olgularda yürüme parametrelerinde görülen bozuklukları inceleyerek, zihinfonksiyonlarının yürüme parametreleri üzerindeki etkilerini araştırmaktır.Gereç ve yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalınabaşvuran, klinik, laboratuar, radyolojik ve elektrofizyolojik bulgularla tanı konulan 27Demans hastası ve 11 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alındı. Olgulara TND Denge veYürüme Bozuklukları Değerlendirme Formunda yer alan 6 m yürüme, kalk-yürü-otur testi,postür-lokomosyon-manuel test, mental görev, motor görev ve çoklu görev esnasında yürüme,Frontal Assessment Battery (FAB), Saat çizme, Mini Mental Status Examination (MMSE)uygulandı. Demans grubunda ve kontrol grubunda yürüme parametreleri ile mental testskorları arasındaki ilişki araştırıldı. Çalışmanın istatistiksel analizi Ç.Ü.T.F. BiyoistatistikAnabilim Dalı'nda, SPSS paket programı 18. sürüm kullanılarak yapıldıBulgular: Altı metre basit serbest yürüme süresi, demanslı hasta grubunda kontrolgrubuna göre uzamış olarak saptanmıştır. Altı metre basit serbest yürüme adım sayıs demanslıhasta grubunda kontrol grubuna göre artmıştır. Ortalama adım uzunluğu demans grubundakısalmıştır. 10 saniye süresince basit serbest yürümede adım sayısı demanslı olgulardaazalmıştır. Kalk yürü otur testi ve postür-lokomosyon-manuel testlerinde elde edilen zamanadayalı veriler normallere göre uzamıştır. İki malleol arasındaki açıklık (adım açıklığı)demanslı olgularda artmıştır. Dönüşlerde demanslı olgular yavaşlamaktadır ve postüral dengedemanslarda bozulmuştur. Demanslarda mental kapasite kaybına parelel olarak yürümeparametrelerinde bozulmalar belirginleşmektedir.Sonuç: Sonuç olarak dejeneratif ve vasküler demanslarda gözlenen yürümebozuklukları kognitif bozulmanın habercisi olabilir. Özellikle prefrontal ve dikkat işlevleriniölçen testlerle kısmi olarak da olsa bu bozukluklar gösterilebilir. Bu da bize lokomotor sistemve bilişsel işlevlerin güçlü bir şekilde birbiri ile ilişkili olduğunu göstermektedir.Anahtar Sözcükler: Demans, Frontal Assessment Battery (FAB), Kalk Yürü Otur,Mini Mental Status Examination (MMSE), postür-lokomosyon-manuel (PLM)

BilişBilişsel işlevlerDemans+3
Gönenç Çalışkantürk
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaşlılarda desfluran ve total intravenöz anestezilerinde neostigmin ve sugammadeksin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, 65 yaş üzeri yaşlı hastalarda uygulanan desfluran ve total intravenöz anestezilerinde (TİVA) neostigmin ve sugammadeksin anesteziden derlenme ve kas gücüne etkilerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı ve Etik Kurul onayı ile hastalardan bilgilendirilmiş onam formu alınarak gerçekleştirildi. ASA I-III statüsünde olan, öngörülen cerrahi süresi 150 dakikayı aşmayan, 65 yaş üzeri 80 hasta çalışmaya dahil edildi. Basit rasgele yöntemle randomize edilen hastalar dört gruba ayrıldı. Birinci grup TİVA+sugammadeks grubu (Grup I), ikinci grup TİVA+neostigmin grubu (Grup II), üçüncü grup desfluran+sugammadeks grubu (Grup III) ve dördüncü grup ise desfluran+neostigmin grubu (Grup IV) olarak isimlendirildi. TİVA solüsyonu, 100 ml izotonik içine 260 mg propofol, 1,3 mgr remifentanil ve 50 mg lidokain kullanılarak hazırlandı. Anestezi indüksiyonunda tüm hastalara tiyopental 5-7 mg/kg, rokuronyum 0,5 mg/kg intravenöz olarak uygulanarak endotrakeal entübasyon sağlandı. Grup I ve Grup II'ye oksijen (%33) + azot protoksit (%67) + TİVA ile anestezi idamesi sağlandı. Grup III ve Grup IV e oksijen (%33) + azot protoksit (%67) + desfluran ile anestezi idamesi sağlandı. Anestezi uygulamasının sonlandırılmasında son cilt dikişi atılırken dört grupta da TİVA, desfluran ve N2O kesilerek %100 oksijene geçildi. Nöromusküler blok seviyesi train-of-four (TOF) stimulasyon ile monitorize edildi. Ameliyat sırasında TOF ölçümleri yapılarak TOF 3 değeri elde edildiğinde 0.1-0.2 mg/kg ek rokuronyum yapıldı. Cerrahi sonunda TOF 2 değerine ulaşıldığında Grup I ve Grup III'e sugammadeks (2 mg/kg) yapılırken, Grup II ve Grup IV'e ise neostigmin (50 µg/kg) ve atropin (20 µg/kg) uygulandı. Bütün gruplarda TOF oranının 0,9'a ulaşma süresi değerlendirildi. Anestezi derinlik monitörizasyonu frontopariyetal bölgeye yerleştirilen Bispektral indeks (BİS) sensörünün bispektral indeks monitörü ile bağlantısı sağlanarak gerçekleştirildi. Anestezi süresince anestezik ajan konsantrasyonları BİS 40-60 olacak şekilde ayarlandı. Anesteziden derlenme Modifiye Aldrete Skoru (MAS) ile değerlendirildi. Sonuç: Yaşlı hastalarda desfluran ya da TİVA ile oluşturulan genel anestezide dekürarizasyon amacıyla kullanılan neostigmin ya da sugammadeks uygulandığında anestezi tipiyle ilişkili olmaksızın sugammadeksin sinir-kas ileti bloğunun derlenme süresini anlamlı şekilde azalttığı, ayrıca TİVA uygulanan olgularda solunumun geri döndüğü ve ekstübasyon sırasındaki BIS düzeylerinde daha yüksek değerlere yol açtığı kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Desfluran, TİVA, neostigmin, sugammadex, geriatrik anestezi, kognitif fonksiyon.

AnesteziAnestezi-intravenözBiliş+6
Özgür Yetiz
Çukurova University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erken evre Parkinson hastalığında kognitif görev ve postural stabilite ilişkisi

Erken Evre Parkinson Hastalığında Kognitif Görev ve Postural Stabilite İlişkisi Giriş ve Amaç: Parkinson hastalığı erişkinlerde, genellikle ileri yaşlarda görülen, etyopatogenezi henüz kesin olarak anlaşılamış progresif, nörodejeneratif bir hastalıktır. Postural instabilite bu hastalığın ileri dönemlerinde görülen, özürleyici özelliklerinden ve ana semptomlarından biridir. Bu çalışmada kliniğimizde takip edilen erken evre Parkinson hastalarında ikincil kognitif görevin postural stabilite üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Hareket Hastalıkları polikliniğinde erken evre Parkinson hastalığı tanısıyla izlenen, hastalık süresi en fazla 5 yıl olan 30 Parkinson hastası ve 20 sağlıklı birey prospektif olarak değerlendirmeye alındı. Tüm olgulara nörolojik muayene, minimental test uygulandı. Parkinson hastalığı olanların sakatlık derecesini belirlemek için Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği ve Hoehn&Yahr skorları kaydedildi. Açık dönemdeki hasta grubunda ve sağlıklı kontrollerde denge işlevleri statik postürografi cihazı kullanılarak ölçüldü. Postürografik ölçümlerde elde edilen toplam vücut salınımı, lateral salınım, anterior-posterior salınım, salınım alanı ve hızları ile Romberg katsayısı parametrelerinin göz açık, göz kapalı, matematiksel ve verbal kognitif görevle birlikte elde edilen değerleri incelendi. Postürografik ölçümlerde elde edilen veriler karşılaştırıldı. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 22. sürüm kullanılarak yapıldı. Bulgular: Postürografik ölçümlerde gözler açık, gözler kapalı olarak yapılan kayıtlamalarda ve ek kognitif görevler sırasında hiç bir parametrede hasta ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Her iki grupta da göz kapalı tüm ölçümlerde salınım değerleri, göz açık ölçümlere göre istatistiksel olarak anlamlı yüksekti. Benzer şekilde ek kognitif görev ile hem hasta hem de kontrol grubunda, lateral salınım dışındaki salınım değerleri göz açık ölçümlere göre belirgin artmıştı. Ancak kontrol grubundan farklı olan tek değer, Parkinson hastalığı olan olgularda matematiksel ek kognitif görev sırasında salınım alanındaki anlamlı artıştı (p<0,05). Korelasyon analizlerinde ise Parkinson hastalığı olan olgularda yaşın özellikle lateral salınım (r:0,370, p:0,044) ve verbal kognitif görev sırasındaki salınımlar ile (r:0,385, p:0,036) pozitif korelasyon gösterdiği belirlendi. Motor skorların ise göz açık ve göz kapalı bazı parametrelerle ve matematiksel kognitif görev varlığında salınım alanı (r:0,447, p:0,013) ve hızı (r:0,469, p:0,009) ile korele olduğu saptandı. Sonuç: Bu çalışmada erken evre Parkinson hastalığı olan olgularda ikincil kognitif görevlerin postural stabiliteyi belirgin ölçüde etkilemediği saptanmıştır. Postural stabilite görsel, vestibüler ve propioseptif sistemlerin entegrasyonu ile ortaya çıkar ve bu sistemlerden sadece ikisinin sağlam olması dengeyi sağlamak için yeterlidir. Bununla birlikte hem sağlıklı bireyler hem de Parkinson hastalığı olan olgularda elde edilen sonuçlar görsel sistemin bu yaş grubunda postural stabilite üzerine beklenilenden daha fazla etkili olduğunu telkin etmiştir. Yaşın pek çok salınım parametresi ile korelasyon göstermiş olması, ilerleyen yaşla birlikte subklinik proprioseptif veya vestibüler etkilenmelerin de olabileceğini düşündürmüştür, bu da görsel sistemin her ikigruptaki etkilerinin artmış olmasının nedeni olabilir. Parkinson hastalarında yaş dışında, motor bulguların artışı ile postural salınımlarda artış olduğu, kognitif görevlerin yaş veya motor skorlara bağımlı olarak salınımı etkilediği saptanmıştır. Değerlendirmeleri yaparken sorgulanması gereken bir başka konu da, postürografik sonuçlar üzerine dopaminerjik tedavinin etkileridir. Erken dönem Parkinson hastalığında motor semptomlar üzerine dopaminerjik tedavinin olumlu etkileri çok iyi bilinen bir gerçektir. Çalışmaların açık dönemde yapılmış olması erken evre Parkinson hastalığında dopaminerjik tedavinin subklinik postural instabilite üzerine olumlu etkilerinin olabileceğini akla getirmelidir. Sonuç olarak erken evre PH'nda ek kognitif görevlerin hastanın yaşına, motor skorlarına ve görevin süresine bağlı olarak postural stabiliteyi etkileyebileceği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çift görev çatışması, kognitif görev, parkinson hastalığı, postural instabilite, statik postürografi, romberg katsayısı.

BilişBiliş bozukluklarıBilişsel işlevler+3
Miray Erdem
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Epizodik gerilim tipi başağrısı olan hastaların kognitif fonksiyonlarını değerlendirme

Amaç: Bu çalışmanın amacı gerilim tipi başağrısı (GTBA) hastalarını birçok bilişsel fonksiyon açısından değerlendirmek ve GTBA hastalarının bilişsel fonksiyonları ile anksiyete ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntemler: Bu kesitsel çalışma 24 Haziran 2020 ve 31 Aralık 2021 tarihleri arasında yapıldı. Çalışmaya 18-55 yaş arası en az ilkokul mezunu 65 GTBA hastası ve 65 sağlıklı gönüllü dâhil edildi. Tüm katılımcılara sosyodemografik veri formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MOBİD), Sayı menzili Testi (DST) ve Stroop Renk ve Sözcük Testi (SCWT) uygulandı. Bulgular: GTBA ile kontrol grubu arasında yaş, cinsiyet açısından anlamlı fark yoktu. GTBA hastalarının depresyon ve anksiyete ölçek puanları kontrol grubuna göre anlamlı şekilde daha yüksekti. GTBA hastalarının dikkat, gecikmeli hatırlama ve toplam Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği puanları kontrol grubuna göre daha anlamlı olarak düşük idi. GTBA hastaları ileri sayı menzili, geri sayı menzili ve toplam sayı menzili puanları kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşüktü. GTBA hastaları Stroop 1, 2, 3, 4 ve 5 testini kontrol grubundan daha uzun bir sürede tamamladı. GTBA hastalarının Stroop 2 hata ve düzeltme, Stroop 4 hata ve düzeltme ve Stroop 5 hata ve düzeltme değerleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak fazlaydı. Bilişsel fonksiyonlar ile BDÖ ve BAÖ skorları arasında negatif yönde anlamlı bir korelasyonu olduğu bulundu. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre gerilim tipi baş ağrısı olan hastalarda kognitif performanslarının etkilendiği ve GTBA'nın bilişsel fonksiyonların her bir alt bileşeni üzerinde farklı bir etkisinin olduğu saptandı. GTBA hastalarının anksiyete ve depresyon skorları yüksek bulunmuş olup anksiyete ve depresyon skorları ile kognitif performans arasında negatif yönde ilişki bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Depresyon, Anksiyete, Kognisyon, Dikkat; Hafıza; Soyut düşünme; Stroop Testi

AğrıAğrı yönetimiBaş ağrısı+3
Mesut Bek
Yozgat Bozok University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diyabet hastalarında duygudurum düzeyleri ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin psikometrik ve psikoteknik testler ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı tip 2 diyabetes mellitus tanılı hastaların yaşam kalitesini etkileyen emosyonel ve bilişsel parametrelerin ölçekler ve psikoteknik testler ile değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız kesitsel tipte bir araştırmadır. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi endokrinoloji polikliniğine başvuran tip 2 diyabetes mellitus tanılı 70 hasta araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırma verileri Nisan 2022- Ekim 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak tanıtıcı bilgi formu, Hastane Anksiyete Depresyon ölçeği (HAD), Kısa Form Yaşam Kalitesi (SF-12) ve psikoteknik testler kullanılmıştır. Katılımcılara psikoteknik testler Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikoteknik laboratuvarında izole test odasında uygulanmıştır. Bulgular: Katılımcıların %57'si kadın olup, yaş ortalamaları 52,60 ± 8,88 yıldır. Kilo ortalamaları 82,94 ± 16,62 kg, boy ortalamaları 165,61 ± 7,26 cm ve VKİ ortalamaları 30,20 ± 5,57 olarak saptanmıştır. Katılımcıların diyabet sürelerinin ortalaması 9,32 ± 7,33 yıl olup; Hba1c düzeyleri ortalaması 7,75 ± 1,87 olarak saptanmıştır. Katılımcıların %22,9'unda anksiyöz, %27,1'inde depresif belirtiler saptanmıştır. Kadın cinsiyette, medeni durumu evli olanlarda, obez olanlarda ve tedavi olarak sadece oral antidiyabetik kullananlarda depresyon riskinin daha fazla olduğu saptandı. Anksiyete ve depresyon riskinin fazla olduğu hastalarda yaşam kalitelerinin daha düşük olduğu saptanmıştır. Erkek cinsiyette fiziksel ve mental bileşen alt grup puanları anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Gelir düzeyi giderinden fazla olan bireylerde fiziksel bileşen alt grup puanı daha yüksek bulunmuştur. Diyabet süresi 10 yıl ve üstü olanlarda mental bileşen alt grup puanı daha yüksek saptanmıştır. Katılımcıların Hba1c değerleri ile görsel ve işitsel uyaranlara verdikleri doğru tepkiler arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızda kadın cinsiyet, evli olan, obez olan ve diyabet tedavisinde sadece oral antidiyabetik kullanan tip 2 diyabetik kişiler depresyon riski ile ilişkili bulunmuştur. Katılımcıların Hba1c düzeyleri ve diyabet süreleri ile depresyon ya da anksiyete riski ilişkili saptanmamış olsa da depresyon ya da anksiyete riski fazla olan kişilerde yaşam kalitesi daha düşük saptanmıştır. Bu nedenle tip 2 diyabet tanılı hastaların ruhsal durum açısından da değerlendirilmeleri çok önemlidir. Birinci basamakta kronik hastalık takibi yapan aile hekimlerinin diyabetin çok yönlü bir metabolik hastalık olduğunu bilerek bu kişilerin duygudurumlarını, yaşam tarzlarını ve yaşam kalitesi düzeylerini değerlendirmesi uygun olacaktır. Anahtar Kelimeler: Tip 2 Diyabetes Mellitus, Anksiyete ve Depresyon, Yaşam Kalitesi, Psikoteknik, Kognitif Fonksiyon

AnksiyeteBilişsel işlevlerDepresyon+6
Nadiye Beylanlıoğlu Kaynak
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Katarakt cerrahisi hastalarında perioperatif hemodinamik değişikliklerin ve bilişsel fonksiyonların değerlendirilmesi

Amaç: Lokal anestezi altında katarakt operasyonu olan hastalarda sedayon amacıyla feniramin, meperidin ve deksmedetomidinin sedatif, hemodinamik ve postoperatif erken dönem bilişsel fonksiyonlar üzerine etkilerini incelemeyi amaçladık. Yöntem ve Gereç: Prospektif gözlemsel olan çalışmamıza Aydın ADÜTF Ameliyathanesinde lokal anestezi ve sedasyon altında katarakt operasyonu planlanan, 30- 80 yaş arası, ASA I-III 112 olgu alındı. Preoperatif, intraoperatif ve postoperatif dönemde rutin monitorizasyon uygulandı. Sedasyon düzeyleri preoperatif, intraoperatif 20.dakika, postoperatif derlenme odasında Ramsey Sedasyon Skoruyla değerlendirildi. Bilişsel fonksiyonlar için preoperatif, postoperatif 24.saat Mini Mental Test (MMT) uygulandı. Hazırlık odasında hastaların demografik özellikleri, hemodinamik verileri kaydedilip sedasyon uygulandı. Meperidin grubuna 0.5-0.7 mg/kg, feniramin grubuna 0.7- 1 mg/kg, deksmedetomidin grubuna 0,6 mcg/kg yükleme dozunda ilaç 10 dakikalık infuzyon olarak verildi. İntraoperatif ve postoperatif dönemde 10 dakikada bir hemodinamik veriler (OAB, KAH, SpO2), yan etkiler kaydedildi. Bulgular: Gruplar arasında demografik özellikler açısından farklılık bulunmadı. İntraoperatif dönemde deksmedetomidin grubundaki hastalarda RSS'nun feniramin ve meperidin grubundaki hastalara kıyasla daha yüksek olduğu, daha derin sedasyon sağladığı görüldü (p<0.05). Ayrıca diğer iki gruba kıyasla deksmedetomidin grubunda nabız ve kan basıncı istatistiksel olarak anlamlı oranda azalma gösterdi. Preoperatif ve postoperatif dönemlerdeki MMT sonuçları üç grupta da benzer bulundu. Her üç ilacın kullanılan dozlarda postoperatif bilişsel fonksiyona önemli etkisinin olmadığı gözlendi. Sonuç: Deksmedetomidin, feniramin ve meperidine kıyasla daha iyi sedasyon sağladığı, postoperatif erken dönem bilişsel fonksiyonlar üzerine olumsuz etkisinin 62 olmadığı, ancak nabız ve kan basıncında azalma yapabileceği göz önüne alınarak katarakt cerrahisi için kullanılabileceği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Bilişsel Fonksiyon, Sedasyon, Katarakt, Deksmedetomidin, Feniramin, Meperidin, Hemodinami. İletişim Adresi: dryaseminhatiboglu@gmail.com

BilişBilişsel işlevlerCerrahi-göz+7
Yasemin Hatiboğlu
Aydın Adnan Menderes University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metamfetamin kullanım bozukluğu olan ergenlerde bilişsel işlevlerin; TAFA5/FAM19A5, PRO-inflamatuar sitokinler, S100B, BDNF ve oksidatif stres düzeyleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Metamfetamin kullanımı giderek artan ve nörotoksisiteye yol açan bir maddedir. Literatürde metamfetamin kronik kullanımının bilişsel fonksiyonlarda bozulmaya yol açtığı bildirilmektedir. Bu çalışmadaki amaç metamfetamin kullanım bozukluğu olan ergenlerin bilişsel bozulmalarının inflamatuar süreçlerle ilişkisinin değerlendirilmesidir. Yöntem: Kronik infalamatuvar bir hastalığı olmayan Metamfetamin kullanım bozukluğu olan ergenlerin, bilişsel testleri bilgisayar tabanlı program (CNS-VS) ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan tüm katılımcılardan kan plazmasında biyokimyasal parametlere incelenmiştir. (IL-1beta, IL-6, TNF-a, BDNF, FAM19A5, TAS, TOS). Bulgular : Gruplar arasında bilişsel bozulma anlamlı farklılık göstermiştir. METH kullanımı olan ergenlerin bilişsel bozulma düzeyleriyle BDNF düzeyleriyle negatif yönlü korelasyon göstermiştir. Yürütücü işlevler ise IL-6 ile korelasyon göstermiştir. Diğer biyokimyasal parametreler bilişsel bozulmayla ilişkili bulunmamıştır. Metamfetamin kullanım süresi ile bilişsel bozulma arasında negatif yönlü anlamlı farklılık saptanmıştır. Sonuç : Çalışmamızda metamfetamin kullanımı olan ergenlerde bilişsel bozulma ile BDNF ve IL-6 düzeyleri arasında ilişki olduğu saptanmıştır. Diğer parametlerin ilişkili saptanmamasının sebebi marker düzeylerinin dalgalanma şeklinde artış ve azalışlarına bağlı olabilir. Bununla beraber değerlendirmenin kesitsel olduğu göz önüne alındığında sonuçların uzunlamasına yapılacak çalışmalarla desteklenmesi önemlidir.

BilişBilişsel işlevlerErgenler+5
Burak Çakır
Manisa Celal Bayar University
2022
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Remisyondaki bipolar bozukluk tanılı hastalarda baskın polaritenin bilişsel işlevlerle ilişkisi

Amaç: Çalışmamızda bipolar bozuklukta baskın polaritenin diğer klinik özelliklerle, sosyodemografik özelliklerle ve bilişsel işlevlerde bozulmayla ilişkisinin aydınlatılması amaçlanmaktadır. Gereç ve yöntem: Araştırma remisyondaki bipolar bozukluk tanılı hastalar (n=84) ve sağlıklı kontrol grubu gönüllüleri (n=27) ile yürütülmüştür. Bipolar bozukluk tanılı hastalar baskın polarite özelliklerine göre manik baskın polarite (MBP, n=31), depresif baskın polarite (DBP, n=25), belirsiz baskın polarite (BBP, n=28) olmak üzere 3 alt gruba ayrılmıştır. Gönüllülere DSM-5 için Yapılandırılmış Klinik Görüşmesi-Klinik Versiyonu (SCİD-5/CV), WAIS-R-Sözcük Dağarcığı Alt Testi, Hamilton Depresyon Ölçeği, Hamilton Anksiyete Ölçeği, Young Mani Derecelendirme Ölçeği uygulanmış, dahil edilme ve dışlama kriterlerine uygun olanlar çalışmaya alınmıştır. Katılımcılara Rey Sözel Öğrenme ve Bellek Testi, İz Sürme Testi, Stroop testi, WMS-R Görsel Üretim Alt Testi, Kontrollü Kelime Akıcılık Testi, İşitsel Üçlü Sessiz Harf Sıralaması Testi, Gözlerden Zihin Okuma Testi, İma Testi, Wisconsin Kart Eşleme Testi ve Conners Sürekli Performans Testi uygulanmıştır. Bulgular: Baskın polarite gruplarının her birinde SK grubuna kıyasla Stroop C süresinde ve Stroop interferansta uzama; Rey testinde toplam çağrılan ve geç hatırlanan kelime sayısında azalma saptanmıştır. Yine baskın polarite gruplarının her biri için SK grubuna kıyasla global kognisyonda, sözel bellek ve öğrenmede bozulma gösterilmekle birlikte bu alanlarda bozulma baskın polariteyle ilişkilendirilememiştir. MBP grubunda SK'ye göre işitsel üçlü sessiz harf testinde, kelime akıcılık testinde, sosyal biliş testlerinde, WKET'de, SPT doğru hedef bölümünde daha kötü performans ve İST A süresinde uzama saptanmıştır. Yine MBP grubunda DBP'ye kıyasla kelime akıcılık testi ve sosyal biliş testlerinde performansta düşüş saptanmıştır. MBP ve BBP grupları SK'ye göre işlem hızında bozulma göstermiştir. Ek olarak MBP grubu SK'ye göre işlem belleğinde ve dikkatte bozulma göstermiştir. Problem çözme ve mantık alanında MBP grubu SK ve BBP gruplarına kıyasla, DBP grubunda ise sadece SK'ye kıyasla bozulma saptanmıştır. BB'de bilişsel işlevlerle epizod sayı ve özellikleri ilişkisi değerlendirildiğinde işlem hızı, global kognisyon, görsel kopyalama puanları, WKET perseveratif hata, SPT doğru hedef sayısı, İST A ve B süreleri hem toplam epizod sayısıyla hem de manik epizod sayısıyla ilişkili bulunmuştur. BB'de problem çözme/mantık, görsel bellek/öğrenme, işlem belleği, İST B-A süresi, işitsel üçlü sessiz harf sıralama testi puanı, kelime akıcılık testi puanı, görsel hatırlama puanı, sosyal biliş test puanları, WKET doğru ve hata sayıları ise sadece manik epizod sayısıyla ilişkili bulunmuştur. Sonuçlar: MBP grubu daha fazla bilişsel bozukluğun görüldüğü polarite grubu olmakla birlikte DBP grubuna kıyasla kelime akıcılık ve sosyal biliş testlerinde daha kötü performans göstermiştir. MBP grubunun bilişsel işlevlerde bozuklukla ilişkisinin gösterilmesinin yanında çalışmamızda bilişsel bozukluklar toplam epizod sayısıyla ve manik epizod sayısıyla ilişkili bulunmuştur. Bu ilişkinin nedensellik bağlamında aydınlatılabilmesi için uzun süreli ileriye yönelik izlem çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Bipolar bozukluk, bilişsel işlev, baskın polarite

BilişBilişsel işlevlerBipolar bozukluk+1
Ekin Atay
Manisa Celal Bayar University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Pilates egzersizi yapan ve yapmayan kadınlarda farklı ısınma protokollerinin kognitif, motor ve kardiyovasküler yanıtlara akut etkisi

Yapılan bu araştırmanın amacı, farklı ısınma protokollerinin alfa ve beta aktivitesi, dikkat düzeyi ve kalp atım hızı (KAH) değerleri üzerine akut etkilerinin incelenmesidir. Bu çalışmaya 20 kadın (yaş: 29,90±3,38; boy: 165,10±6,76 cm; vücut ağırlığı: 57,55±6,29 kg; vücut yağ yüzdesi: %21,02±1,93) katılmıştır. Örneklem, amaçlı örneklem yöntemlerinden ölçüt örnekleme ile oluşturulmuştur. Katılımcılar pilates yapma (ÇG) ve yapmama (KG) durumuna göre iki gruba ayrılmıştır. Ölçümler 5 farklı günde aynı sıra ile; kontrol (K), statik ısınma (SI), dinamik ısınma (DI), statik ısınma sonrası dinamik ısınma (SI+DI) ve dinamik ısınma sonrası statik ısınma (DI+SI) denemelerinin öncesinde ve sonrasında alınmıştır. Çalışmada; Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri, Erişkin DEHB Kendi Bildirim Ölçeği, Wender-Utah Derecelendirme Ölçeği, Sabahçılık-Akşamcılık Ölçeği, KAH belirlemek için Polar H10, beyin aktivasyonunu değerlendirmek için Neurosky MindWave Mobile 2 cihazı ve NeuroExperimenter yazılımı kullanılmıştır. Bulgulara göre; alfa ortalama güç değerlerinde, SI denemesinde her iki grupta ısınma sonrası 5. dakika (dk) ve 10. dk, DI denemesinde ÇG'da ısınma sonrası 10. dk ve KG'da ısınma sonrası 5. dk, SI+DI denemesinde ise KG'da ısınma sonrası 10. dk değerleri ısınma sonrası hemen değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı artış göstermiştir. KAH değerlerinde, DI denemesinde her iki grupta ısınma sonrası hemen, ısınma sonrası 5. dk ve 10. dk, SI+DI denemesinde KG'da ısınma sonrası hemen, DI+SI denemesinde her iki grupta da ısınma sonrası hemen değerleri ön teste göre istatistiksel olarak anlamlı artış göstermiştir (p<0.05). Sonuç olarak; bireyin özelliklerine göre müsabaka öncesi hangi ısınma protokolü uygulanması gerektiği EEG ölçümleriyle belirlenerek, sporculara özgü ısınma protokollerinin hazırlanmasının uygun olabileceği vurgulanabilir. Anahtar Sözcükler: alfa, beta, dikkat, EEG, ısınma

Bilişsel işlevlerEgzersizElektrokardiyografi+7
Tuğçe Şener Soptar
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Şizofreni hastalarında üstbiliş ve üstbilişi etkileyen faktörler

Giriş: Şizofreni hastalarında üstbilişsel kapasitenin yetersiz olduğu bilinmektedir. Bu kapasitenin yetersiz olması konusunda yapılan araştırmalarda nörobilişsel performans, bağlanma özellikleri, aile tutumu, çocukluk çağı travmaları gibi etkenler ön plana çıkmaktadır. Bu etkenlerin şizofreni hastalarında değerlendirildiği bir çok çalışma olmasına rağmen hastaların kardeşlerinin de dahil edilerek tüm faktörlerin ele alındığı bir çalışma bulunmamaktadır. Amaç: Bu çalışma ile şizofreni hastalarındaki üstbiliş düzeyini belirlemek, kardeşleri ve sağlıklı kontroller ile karşılaştırmak ve aynı zamanda şizofreni hastalarında üstbilişi etkileyen faktörleri incelemek hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: 35 şizofreni tanılı hasta ve hasta kardeşi ile yaş, cinsiyet açısından eşlenmiş 35 kişilik sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alınmıştır. Çalışmaya katılan tüm deneklere sosyodemografik veri formu, ÜBÖ-30, WAIS-R sözcük dağarcığı alt testi, WCST, PANSS, BİÖ; ÇTÖ-28, YİYE-II, KAET-Ç, AİGÖ uygulanmıştır. Bulgular ve tartışma: Uygulanan tüm ölçeklerde hasta grubunun, sağlıklı kardeşlerine ve sağlıklı kontrol grubuna göre daha başarısız olduğu gözlenmiştir ve bu farklılık istatistiksel olarak anlamlılığa ulaşmıştır. Ancak hasta kardeşi grubu ile sağlıklı kontrol grubu arasındaki fark istatistiksel anlamlılığa ulaşmamıştır. Şizofreni hastalarında nörobilişsel kapasite, güvensiz bağlanma, olumsuz veya olumsuz algılanan aile tutumu, çocukluk çağı travması üstbilişi etkileyen faktörler olarak saptanmıştır. Sonuç: Şizofreni hastalarında üstbilişsel kapasite sağlıklı kardeşlerine ve sağlıklı kontrol grubuna göre daha kötü saptanmıştır, üstbilişsel performansı etkileyen faktörlerin bilinmesi, üstbilişsel kapasitenin arttırılmasına yönelik girişimlerin hangi alanlarda olacağına yön verecek ve bu hastaların tedavi uyumundan sosyal yaşama adapte olmasına kadar birçok alanda işlerlik kazanmasına öncülük edecektir. Anahtar kelimeler: Üstbiliş, Şizofreni, Nörobiliş, Bağlanma

BağlanmaBilişBiliş bozuklukları+3
Orkun Aydın
Manisa Celal Bayar University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Şizofrenide sosyal bilişin oksitosin ve vazopressin düzeyi ile ilişkisinin incelenmesi

Giriş: Şizofreni hastalarında sosyal bilişsel kapasitenin yetersiz olduğu bilinmektedir. Oksitosinin ve vazopressinin sosyal bilişsel kapasite üzerine etkilerini araştıran birçok çalışma mevcuttur. Ancak çalışmalardan elde edilen sonuçlar çelişkilidir. Ayrıca çalışmalarda sosyal biliş ve hastalık ilişkisi üzerine durulmuş ancak hastalıkta ailenin sosyal bilişsel kapasite üzerine etkisi üzerinde durulmamıştır. Ayrıca aynı genetik yapıya sahip olan ve aynı çevresel şartlarda büyüyen sağlıklı kardeşlerin sosyal bilişsel kapasitesinin nasıl etkilendiği üzerine durulmamıştır. Amaç: Bu çalışma ile şizofreni hastalarındaki sosyal biliş düzeyini belirlemek, kardeşleri ve sağlıklı kontroller ile karşılaştırmak ve aynı zamanda kan oksitosin ve vazopressin düzeyinin sosyal bilişsel kapasiteyi nasıl etkilediğini incelemek hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: 35 şizofreni tanılı hasta ve hasta kardeşi ile yaş, cinsiyet açısından eşlenmiş 35 kişilik sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alınmıştır. Çalışmaya katılan tüm deneklere sosyodemografik veri formu, gözler testi, WAIS-R sözcük dağarcığı alt testi, WCST, hastalara ise ek olarak PANSS, BİÖ uygulanmıştır. Tüm katılımcılardan ölçek doldurmadan önce 10 ml venöz kan alınmış ve elisa yöntemiyle analiz edilmiştir. Biyokimyasal analizlerden elde edilen verilerden ± 2 SD üstü ve altındaki veriler uç değer kabul edilmiş ve dışlanmıştır. Kalan verilerle istatistiksel analizler yapılmıştır. Bulgular ve tartışma: Sosyal bilişsel performansın ve sosyal bilişi etkileyen nörobilişsel kapasitenin hasta ve hasta kardeşlerinde sağlıklı kontrollerden daha kötü olduğu gözlemlendi. Ancak hasta kardeşi grubu ile sağlıklı kontrol grubu arasındaki fark istatistiksel anlamlılığa ulaşmamıştır. Sağlıklı kontrol grubunda sosyal bilişsel performans ile kan oksitosin düzeyi arasında korelasyon olduğu belirlendi. Şizofreni hastalarında sosyal bilişsel kapasitenin sağlıklı kontrollerden daha düşük çıkması literatürle uyumluydu. Hasta kardeşlerinin sosyal bilişsel kapasitelerinin de sağlıklı kontrollerden düşük bulunması sosyal bilişsel kapasitenin genetik ve çevresel faktörlerden etkilendiğini ve hasta kardeşlerinin de nörogelişimsel süreçlerinin etkilenmiş olduğunu düşündürmektedir. Kan vazopresin düzeyinin gruplar arasında farklılık göstermemiş olması ve sosyal bilişsel kapasiteyle korelasyon saptanmaması vazopressinin sosyal bilişi etkilediği yönündeki literatürle çelişmektedir. Vazopressinin şizofreni hastalarında sosyal biliş üzerine etkisinin olup olmadığının ortaya konulabilmesi için ek çalışmalar gerekmektedir. Sonuç: Şizofreni hastalarında sosyal bilişsel kapasite sağlıklı kardeşlerine ve sağlıklı kontrol grubuna göre daha kötü saptanmıştır, sosyal bilişsel kapasite ile kan oksitosin düzeyi arasında korelasyon saptanmıştır. Oksitosinin sosyal bilişsel kapasitenin gelişmesinde önemli bir rolünün olduğu ve davranışın modellenmesinde ve anlaşılmasında işe yarayabileceği düşünülebilir. Kan vazopressin düzeyi ile sosyal bilişsel kapasite arasında korelasyon saptanmaması vazopressinin rolünün şüpheli olduğunu düşündürmektedir. Sosyal bilişsel kapasiteyi etkileyen faktörlerin bilinmesi, sosyal bilişsel kapasitenin arttırılmasına yönelik girişimlerin hangi alanlarda olacağına yön verecek ve bu hastaların tedavi uyumundan sosyal yaşama adapte olmasına kadar birçok alanda işlerlik kazanmasına öncülük edecektir.

BilişBiliş bozukluklarıBilişsel işlevler+4
Kuzeymen Balıkçı
Manisa Celal Bayar University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanılı ergenlerde kendine zarar verme davranışı, bilişsel esneklik ve farmakolojik tedavi ilişkisi

Amaç: Çalışmamızda 'Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu' tanılı ergenlerde kendine zarar verme davranışı, bilişsel esneklik, öz duyarlılık ve farmakolojik tedavi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza çocuk ve ergen psikiyatriye başvuran ve araştırma şartlarına uygun bulunan 63 DEHB tanılı hasta (en az 6 aydır DEHB tedavisi alan=33 ve DEHB'ye yönelik tedavi almayan=30 hasta) ve benzer demografik özelliklere sahip 60 sağlıklı genç dahil edildi. Katılımcılara ve ailelerine araştırmamız hakkında bilgi verilerek kendilerinden yazılı olarak onam alındı. Tüm gençler "Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli- Türkçe Versiyonu" (ÇDŞG-ŞY-T) uygulanarak değerlendirildi. Gençlere 'Bilişsel Esneklik Ölçeği' (BEÖ), 'Öz Duyarlılık Ölçeği' ve 'Kendine Zarar Verme Davranışı Değerlendirme Envanteri' (KZVDDE) uygulandı. Bulgular: DEHB tanılı hastaların kontrol grubundaki katılımcılara göre daha sık kendine zarar verme davranışı sergiledikleri saptandı. Tedavisiz DEHB hastalarının kendilerine zarar verici davranışlarla, kişiler-arası ilişkilerini düzenleme beklentileri ve/veya arayışları tedavili DEHB hastalarından daha yüksek çıkmıştır ve yine bu tedavisiz hastaların seçeneklerin farkında olma düzeylerindeki artışa rağmen zarar verici davranışı otonom düzenleyici faydaları nedeniyle sürdürdüğü anlaşılmıştır. DEHB tanı kriterlerini karşılayıp tanıya yönelik tedavi almayan hastaların bilinçlilik düzeyleri her ne kadar artsa da hastalar kendilerine zarar verici davranışı bazı kişiler- arası işlevler nedeniyle sürdürmektedir. DEHB'li tedavi alan ve kendine zarar veren gençlerde, bilişsel esneklik ile öz yeterlilik düzeylerindeki artışla birlikte zarar verici davranışın çevreden intikam alma niteliği azaldığı ve bu gençlerde seçeneklerin farkındalığı arttıkça, özerklik sağlama ve koruma amacıyla kendine zarar vermenin azaldığı saptandı. DEHB tanılı ergenlerin öz duyarlılık düzeyleri kontrol grubundaki ergenlerden daha düşük ve tedavisiz DEHB grubunda bilişsel esneklik-öz yeterlilik düzeyi kontrol grubuna göre düşük olarak saptandı. Her üç grupta, katılımcıların bilişsel esneklik ve öz duyarlılık puanlarının pozitif korele olduğu görüldü. Sonuç: Kendine zarar verici davranış sergileyen DEHB'li ergenlerde tanıya yönelik başlanan ilaç tedavisi, ergenlerin bilişsel esneklik ve öz duyarlılık becerilerini de destekleyerek davranışı güdüleyen ve sürdüren faktörlerin önüne geçebilir. Bununla beraber bilişsel esneklik ve öz duyarlılık becerilerini geliştirmeye dair müdahaleler kendine zarar verici davranışı olan tüm ergenlerde davranışın yönetimi ve önlenmesinde etkili olabilir. Elde ettiğimiz sonuçlar, bu olgularda takip ve koruma amaçlı uygulanabilecek beceri eğitimleri ve medikal müdahaleler üzerinde çıkarım yapmada yardımcı olacaktır. Etkilerin net olarak anlaşılabilmesi adına boylamsal çalışmalara ihtiyaç vardır.

Bilişsel işlevlerDikkat eksikliği ve yıkıcı davranış bozukluğu
Aygül Avcı
Düzce University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farklı anestezi uygulanan torakotomi olgularının analjezi gereksinimi ve kognitif fonksiyon açısından değerlendirilmesi

Genel anestezi sonrası hastaların hızla derlenmeleri ve daha iyi mental fonksiyonlar anestezistler için önemli bir hedeftir.Elektif akciğer(AC) Cerrahisi olacak ASA I -III, 18-80 yaş grubundaki 40 hasta randomize olarak iki gruba ayrıldı. Grup-I: Torakal Epidural Analjezi (bupivakain) + Genel Anestezi (idame; İzofluran+ %50 O2 + hava karışımı) Grup-II: Torakal Epidural Analjezi (bupivakain)+ Genel Anestezi (idame; Total İntravenöz Anestezi(TİVA), propofol+ %50 O2 + hava karışımı). Hastalara preoperatif torakal epidural kateter takıldı. Peroperatif dönemde hemodinamik veriler, analjezi gereksinimi, kan gazı değerlendirmesi kaydedildi. Postoperatif dönemde hemodinamik veriler kaydedildi ve kognitif fonksiyon değerlendirmesi için Kısa Oryantasyon Bellek Konsantrasyon Testi (SOMCT) uygulandı.Her iki grupta da analjezi derinliği Bispektral İndeks (BİS) değerleri 40 ile 60 arasında tutularak eşitlendi. Gruplararasında hemodinamik açıdan anlamlı bir farklılık bulunmadı. Propofol grubunda peroperatif analjezi gereksinimi daha düşük tespit edildi. Her iki grupta da tek akciğer ventilasyonundan 30 dakika sonra ölçülen kan gazı ölçümlerinde PO2 değerlerinde düşme gözlendi.Çalışmamızda torakotomi cerrahisi anestezisinde hemodinamik kontrolü sağlamada inhaler (izofluran) ve TİVA (propofol) kullanımının her ikisinin de etkin olduğu sonucuna vardık. Postoperatif kognitif fonksiyon değerlendirmesinde izofluran grubundaki hastaların ekstübasyondan 15 dakika sonraki SOMCT skorları propofol grubundaki hastalardan daha yüksek tespit edildi. 3 saat sonraki skor ölçümlerinde ise anlamlı bir farklılık saptanmadı. Ancak kognitif fonksiyon değerlendirilmesi konusunda geniş gruplar ile yapılacak çalışmalara ihtiyaç duyulduğu kanısındayız.Anahtar Kelimeler: İzofluran, TİVA (Propofol), Tek Akciğer Ventilasyonu, Kognitif Fonksiyon

AnestetiklerAnesteziAnestezi-intravenöz+6
Neslihan Avcı
Gaziantep University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konjenital kalp hastalığı olan çocuklarda Apo E gen polimorfizminin nöro-bilişsel işlevlere etkisi

Yapılan çalışmalar KKH olan çocukların nörogelişimsel seyrinin normal popülasyondan farklı olduğunu göstermekte ve bu durumun nedenlerine odaklanmaktadır. Günümüzde risk faktörleri arasında şiddetle üzerinde durulan; hastaların Apo E genotipleridir. Çalışmamızda kendi toplumumuzda KKH olan çocuklarda Apo E geninin nörogelişimsel süreç üzerindeki etkisini göstermeyi amaçlamaktayız. Böylece KKH olan çocuklarda ApoE genotipine göre nörogelişimsel durumu öngörmeyi ve ihtiyaç duyan çocukların, önceden belirlenerek desteklenmesini sağlamayı planlıyoruz. 2009-2013 yıllarıarasında GÜTF pediyatrik kardiyoloji polikliniğinde takipli 188 konjenital kalp hastası incelendi. Bu hastaların yaş, cins, anne- baba eğitim düzeyi, gelir gibi sosyodemografik özellikleri belirlendi. Poliklinik değerlendirmesinden sonra hastalara psikometrik değerlendirme yapıldı ve ardından hastaların kan örneklerinde Apo E geni çalışıldı. Bu hastaların yaşa uygun yapılan psikometrik değerlendirmeleri sonucunda siyanotik çocukların baymot sonuçları asiyanotik çocuklara göre anlamlı olarak düşük bulundu.VSD olan hastalar VSD olmayan hastalara göre WISC R toplam zeka bölümünden anlamlı olarak daha iyi puanlar aldı. Bunun dışındaki çocuklar için yapılan psikometrik değerlendirme sonuçları hastalığa sahip olan ve olmayan çocuklar arasında anlamlı fark göstermedi. Çalışmamızdaki hastaların %78,7?si E3/E3 olarak saptandı. Ancak genotipe göre hasta dağılımının farklı olması, genotipin psikometrik değerlendirme sonuçlarının istatistiksel olarak sağlıklı bir şekilde karşılaştırılmasına izin vermedi. Anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi ve aile gelir düzeyi nörobilişsel işlevler üzerinde anlamlı olarak etkili bulundu (p<0,05). İlgili literatür KKH olan çocukların nörobilişsel işlevlerinin normal popülasyona göre daha kötü olduğunu, Apo E2 alleli taşımanın bu kötü sonuçlar için risk faktörü olduğunu göstermektedir. Apo E4 alleli ise daha iyi psikometrik test sonuçlarıyla ilişkilidir. Ancak bizim çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular doğrultusunda Apo E geninin nörobilşisel işlevlere etkisi gösterilememektedir.

Apolipoproteinler EBilişsel işlevlerGenotip+5
Tuğba Bedir Demirdağ
Gazi University
2013
00

Related subjects