Demand
65 theses under this subject heading
Otizmli bireylere çok basamaklı talep etme becerisinin öğretiminde dokunmatik ekranlı konuşma üreten cihaz kullanımının etkililiği
Araştırmada otizmli bireylere çok basamaklı talep etme becerisinin öğretiminde araştırma sürecinde hazırlanan mobil uygulamanın ve bu uygulamayı kullanmayı öğretmek amacıyla hazırlanan öğretim paketinin etkililiği incelenmiştir. Ayrıca, araştırmaya katılan çocukların anne/babalarının ve öğretmenlerinin araştırma hakkındaki görüşlerine dayalı olarak araştırmanın sosyal geçerliği belirlenmiştir. Araştırma, otizmli 4-5 yaşları arasındaki üç erkek denek ile yürütülmüştür. Araştırmada tek denekli araştırma modellerinden, denekler arası yoklama denemeli çoklu yoklama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın etkililik bulguları, dokunmatik ekranlı konuşma üreten cihazın ve cihazı kullanmayı öğretmek amacıyla hazırlanan öğretim paketinin otizmli bireylere çok basamaklı talep etme becerisinin öğretiminde etkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca deneklerin öğretim oturumlarının sona erdikten 1, 2, 4 ve 12 hafta sonra hedef beceriyi korudukları, farklı araç ve kişilere genelledikleri görülmüştür. Araştırmanın sosyal geçerlik bulguları deneklerin annelerinin ve öğretmenlerinin araştırmaya ilişkin olumlu görüşler ifade ettiğini gösterirken, deneklerden birinin babasının tablet bilgisayar kullanımının olumsuz etkilerine ilişkin kaygılarının olduğunu göstermiştir. Bu bağlamda bulgular tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye'de telekomünikasyonun gelişimi ve talebinin ARDL yaklaşımı ile analizi
Günümüzde telekomünikasyon hizmetleri hem sosyal hem de iş yaşamının zorunlu bir parçası haline gelmiştir. Telekomünikasyondaki gelişmeler, küreselleşmedeki hızlanmanın nedenlerinden biridir. Ancak küreselleşme, telekomünikasyon talebini artırmıştır. 1980'lerden sonra telekomünikasyon sektöründe yapılan yasa ve yönetmelik değişiklikleriyle ülkemizde telekomünikasyon sektörü serbestleşmiş, telekomünikasyon piyasası rekabete açılmış ve bu da zaman içerisinde sabit hat talebini etkilemiştir. Bu çalışmada, önce sektörün tarihsel gelişimi incelenmiş ve daha sonra esas olarak Türkiye'de sabit hat telekomünikasyon talebinin 2009 – 2015 aralığındaki fiyat, gelir ve çapraz fiyat esnekliklerinin kısa ve uzun dönemde ekonometrik model ile tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın birinci bölümünde telekomünikasyon tarihi ve gelişimi ele alınmış, ikinci bölümde esneklikler açıklanmış olup, üçüncü bölümünde ise görgül bir analiz yapılmıştır. Çalışmada TT sabit telefon talep denklemi oluşturulmuş ve bu talep modelin uzun ve kısa dönem ilişkilerinin araştırılmasında Pesaran vd. (2001) tarafından geliştirilen ARDL (Sınır Testi) yaklaşımı kullanılmıştır. Elde edilen ARDL model sonuçları için CUSUM ve yineleme katsayıları kararlılıkları testleri yapılmıştır. Test sonuçları tahmin edilen değişkenlerin uzun döneminde istikrarlı olduğunu göstermektedir. Elde edilen en önemli sonuç sabit hat hizmeti talebinin fiyat esnekliğinin beklenilenin aksi bir işarete sahip olduğu görülmekte olup, istatistiksel olarak açıklayıcı temel değişkenin mobil hat fiyatı olduğu ve sabit ile mobil hat mallarının tamamlayıcı mal olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda gelir arttıkça talebin daha teknolojik olan mobil hatta kaydığı görülmektedir. Anahtar Sözcükler: Telekomünikasyon, Telekomünikasyon talebi, Esneklik,Eşbütünleşme, ARDL
Turnover intention in relation to job demands and burnout; The moderating effect of job embeddedness
This study aims to investigate how the turnover intentions of healthcare professionals are related to certain characteristics of job demands and burnout. It also examines the moderating role of job emmbeddeness as a buffer between the impacts of emotional labor, workload on burnout within the Turkish healthcare environment. The direct and indirect effects of emotional labor, perceived workload, burnout, and job embeddedness on turnover intention are tested via path analysis. The results of this study show that emotional exhaustion dimension of burnout fully mediates the effects of emotional labor and workload on turnover intentions. Workload and surface acting are positively associated with burnout; whereas, deep acting correlates negatively with burnout. Job embeddedness moderates the effects of these job-related demands on turnover intentions. The findings of this research can provide some new insights into how the turnover intentions of healthcare professionals are related to certain aspects of job demands and burnout. Since burnout is becoming more and more prevalent in all industries, particularly the helping professions, there is an urgent need to address this issue in the shortest span of time as to avoid serious consequences related to burnout, turnover intentions and other withdrawal behaviors. Job embeddedness applications can help improve retention of employees by providing them a wide range of resources to utilize when challenged by various job demands. It can be a tool to boost not only the well-being of the healthcare providers and the patient but also the functioning of the organization and the system. Key words: Turnover intention, burnout, emotional labor, workload, job embeddedness, path analysis
Yükseköğretimin finansmanında talep yönlü alternatif bir yöntem olarak eğitim kuponu uygulamaları
Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünya genelindeki çok sayıda ülkede küreselleşme ve bilgi toplumuna geçiş süreçlerinin başlamasıyla birlikte yükseköğretim hizmetine yönelik dikkate değer bir bireysel talep artışı yaşanmıştır. Bu süreç içinde yükseköğretim sektöründe devlet ve özel kesim aktörleri, yükseköğretime yönelik sürekli büyüyen talebin eğitim ihtiyaçlarını gidermek amacıyla yeni politika ve finansman yöntemleri geliştirmeye başlamışlardır. Bunun sonucu olarak da eğitim kuponları, yükseköğretim sektöründe ve diğer eğitim kademelerinde arz ve talep kesimleri arsındaki dengenin kurulmasında alternatif bir finansman yöntemi olarak uygulamada yerini almıştır. Bu çalışmada eğitim kuponları yükseköğretimin finansmanına yönelik talep yönlü alternatif bir finansman mekanizması olarak tartışmaya açılmıştır. Çalışmada dünya genelinde yükseköğretimin finansmanında uygulanan mekanizmalar gösterilmiş; kamusal mal ve hizmetlerin finansmanında uygulanan kupon türleri ele alınmış; eğitim kuponu uygulamalarının dünya genelindeki bazı ülkelerde nasıl uygulandığı gösterilmiş; Türk yükseköğretim sektöründeki temel eğilimler incelenmiş ve çalışmanın ana konusu olan eğitim kuponlarının Türk yükseköğretiminin finansmanında talep yönlü alternatif bir yöntem olarak uygulanmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur. Sonuç olarak eğitim kuponu uygulamalarının Türk yükseköğretiminin finansmanında talep yönlü alternatif bir yöntem olarak uygulanabileceği ortaya koyulmuştur. Anahtar Kelimeler: Yükseköğretimin Finansmanı, Yükseköğretimde Finansman Mekanizmaları, Kuponlar, Eğitim Kuponlar
Tiyatro talebini belirleyen faktörlerin analizi: Ankara ili örneği
Bu çalışmada Ankara'da tiyatroya gelen izleyicinin profilini ve tiyatro talebini etkileyen faktörlerin araştırılması yapılmıştır. Toplumun sosyo-ekonomik durumunun sanata ve tiyatroya ne şekilde etki edeceğini tespiti amacıyla oluşturulan anket Ankara tiyatrosu izleyicileri üzerinde yapılmıştır. Araştırma kapsamında, tiyatroya oyun izlemek için gelen izleyicilerin demografik ve sosyo-ekonomik durumu, tiyatroya gelme sıklıklarını ve gelememe nedenlerini belirleyen faktörleri ortaya çıkarmak için bir anket formu hazırlanmıştır ve 23 sorudan oluşan anketler izleyiciler tarafından doldurulmuştur. Seyircilerin tiyatro talebinin şiddeti, sıralanmış logit regresyonuyla analiz edilmiştir. Bunun sonucunda gelir, yaş, cinsiyet, meslek, eğitim durumu, evin tiyatroya olan mesafesi, oyun çeşidi, günde ne kadar televizyon izlediği, tiyatroya toplu bilet alarak mı geldiği gibi çeşitli değişkenlerin tiyatro talebini etkileyip etkilemediği araştırılmaya çalışılmıştır. Sinemanın tiyatroya katılımı olumlu yönde etkilediği, tiyatroya olan fiziksel uzaklığın, toplu satış biletlerinin katılımı olumsuz yönde etkilediği ve sanat eğitiminin tiyatroya katılımı artırdığı görülmüştür.
Yapay zeka tabanlı talep tahmin yöntemlerinin performans üstünlükleri açısından değerlendirilmesi: Gıda sektöründe bir uygulama
İşletmeler, sert rekabet koşulları altında varlığını korumak ve devam ettirmek amacıyla belirsizlik barındıran geleceğe yönelik çeşitli önlemler ve kararlar almaktadır. Bu önlem ve kararlar işletme içi ve işletme dışı çevrelerde yapılan tahminlerle şekillenmektedir. Bu amaca yönelik yapılan önemli tahmin türlerinden biri de talep tahminidir. İşletmecilik alanında kullanılan talep tahmin yöntemlerine ait gelişim seyri incelendiğinde geleneksel yöntemlerin yanı sıra yapay zekaya dayalı yöntemlerin başarılı sonuçlar verdiği görülmektedir. Bu çalışmada, Türk gıda sektöründe faaliyet gösteren bir firmanın dondurulmuş paket künefeye ait haftalık satış miktarı verilerinden yararlanılarak talep tahmin modelleri oluşturulmuştur. Bu kapsamda Yapay Sinir Ağları (YSA), Bulanık Zaman Serisi ve Uyarlanabilir Ağ Yapısına Dayalı Bulanık Çıkarım Sistemi (ANFIS) gibi yapay zekaya dayalı tahmin yöntemlerinden faydalanılmıştır. Deneme-yanılmaya dayalı olarak kurulan tahmin modellerinin performans karşılaştırması, Ortalama Karesel Hatanın Karekökü (OKHK) ve Ortalama Mutlak Yüzde Hata (OMYH) ölçütlerine göre yapılmıştır. Yapılan karşılaştırma sonucu üstün performansa sahip tahmin modelinden hareketle gelecek dönem talep tahmin değerleri elde edilmiştir.
Katılım bankalarının pazar hâkimiyeti, sorunları ve talep yapısının analizi: Ege bölgesi örneği
Son 20-30 yıldır ülkeler arasındaki fiziki ve teknolojik sınırların kalkması, ülkelerin siyasi işbirlikleri ile birlikte ekonomik işbirliklerinin de artmasını beraberinde getirmiştir. Ekonominin temel aktörlerinden bankacılık sektörü de bu olumlu süreçten faydalanmış, dünyada ve Türkiye'de bankacılık sektörü hızla büyümüştür. Bu büyümenin sonuçlarından biri olan ve faize duyarlı Müslümanların ellerindeki fonları piyasaya kazandırmak amacıyla dünyada 1970'lerde ortaya çıkan, Türkiye'de ise 1980'li yıllarda şekillenmeye başlayan İslami bankacılık sisteminin rakamsal ve hacimsel boyutları günümüzde gittikçe büyümektedir. İslami bankacılık sistemi her ne kadar konvansiyonel bankacılık sisteminde olduğu gibi topladığı fonları kredi olarak kullandırıp kâr elde etme amacına dayansa da konvansiyonel bankalardan farklı bazı araçlar ve yöntemlerle çalışmaktadır. Çalışmanın amacı gittikçe büyüyen İslami bankacılık alanında katılım bankalarının sorunlarının, sektördeki pazar payının incelenmesi ve Türkiye'nin en önemli bölgelerinden biri olan Ege Bölgesi'ndeki katılım bankası müşterilerinin katılım bankalarına olan talep yapısının analizini gerçekleştirmektir. Çalışmanın bu alana yönelmesindeki en önemli etkenlerden biri, dünyada farklı ülkelerde katılım bankası müşterilerinin talep yapısının araştırılması ve analiz edilmesi noktasında farklı akademik çalışmalar gerçekleştirilmişken, ülkemizde bu alan üzerinde yeteri kadar makro bazda çalışmalar yapılmamış olmasıdır. Aynı zamanda Türkiye'de katılım bankalarının talep yapısının belirlenmesine yönelik yapısal eşitlik modellemesi çerçevesinde doğrulayıcı faktör analizi yardımıyla bir modelin oluşturulmaması da gerçekleştirdiğimiz doktora çalışmasına dayanak teşkil eden bir diğer temel faktördür. Dolayısıyla çalışmada "Katılım Bankaları Tercih Sebepleri" adıyla 4 boyut altında yer alan 21 madde aracılığıyla ölçülebilen yeni bir ölçek modeli doğrulanarak; bu konuda araştırmacılara, akademisyenlere ve genel olarak faizsiz bankacılığa yönelik yeni bir model kazandırılmış, aynı zamanda da pratiğe yönelik olarak katılım bankalarının da kendi müşteri ve ürün politikalarını belirlerken faydalanacakları yeni bir kaynak oluşturulmuştur. Çalışmada katılım bankalarının tercih edilmesinde etkili olan faktörler ulusal ve uluslararası literatür çerçevesinde incelenmiş, Ege Bölgesi'ndeki katılım bankası müşterileri üzerinde uygulanan ölçek sonucunda katılım bankaları talep nedenlerinin tespit edilmesi için istatistiksel programlarla yapısal eşitlik modeli çerçevesinde doğrulayıcı faktör analizi ile birlikte cronbach's alpha, t-test, varyans ve korelasyon analizleri gerçekleştirilmiştir.
Besin etiketlerinin tüketici talebine etkisi: İstanbul, Ankara ve İzmir illerinde bir çalışma
Besin etiketleri, üreticiler ile tüketiciler arasında bilgi asimetrisinin yüksek olduğu gıda piyasasında tüketicilerin gıda ürünlerinin sağlıklılık derecesi hakkındaki bilgiye ulaşım maliyetlerini düşüren verimli bir gıda politikası aracıdır. Besin etiketlerinin tüketici tercihlerini daha sağlıklı hale getirmedeki etkisinin arttırılması maksadıyla yapılan çalışmalar, son yıllarda besin etiketlerinin ürün paketlerinin ön yüzüne yerleştirilmesi fikrini yaygınlaştırmıştır. Paket ön yüzü etiketleri (front-of-pack labels) olarak adlandırılan etiketlere dair tüketici algısı üzerine yapılmış olan çalışmalar, bu etiketlerin tüketicilerce daha faydalı bulunduğunu göstermektedir.Çalışma, paket ön yüzü etiketlerinin tüketicileri daha sağlıklı gıda satın alımlarına yönlendirmedeki etkisini araştırmaktadır. İstanbul, Ankara ve İzmir'de gerçekleştirilmiş bir koşullu değerleme anket çalışmasından elde edilmiş verilerle, Tobit modeli kullanılarak bir yoğurt talep fonksiyonu oluşturulmuştur. Bu fonksiyon; devletin, gıda ürünleri üzerinde paket ön yüzü etiketlerinin bulunmasını zorunlu kılan bir düzenlemeyi yürürlüğe koyması ve bunun sonucunda üzerinde paket ön yüzü besin etiketi olan ürünlerin fiyatının bir miktar yükselmesine dayanan hipotetik bir senaryo kapsamında, yoğurt ürün talebinin ne yönde değişeceğini tahminlemektedir. Bulgular, yoğurt üzerinde etiketin bulunması durumunda ürün talebinin düştüğünü göstermektedir. Bu sonuç, tüketicilerin yoğurt ürününe dair lezzet, sağlık ve fiyat algıları ile açıklanmıştır. Çalışma bulguları, besin etiketleri literatüründe oluşmuş bulgular ile uyumludur.
Halk eğitim merkezine devam eden yetişkinlerin eğitim taleplerinin değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı Ankara ilinde bulunan Halk Eğitim Merkezlerine devam eden yetişkinlerin eğitim taleplerini ve bu talepler üzerinde belirleyici olan değişkenleri ortaya koymaktır. Tarama modelinin kullanıldığı bu çalışmanın çalışma grubunu 2018-2019 eğitim öğretim yılında Ankara il merkezinde faaliyet gösteren Halk Eğitimi Merkezlerinin açmış olduğu kurslara katılan kursiyerlerden kurslarda bulunan kursiyerler oluşturmaktadır. Araştırmanın verilerini toplamak için "Halk Eğitim Merkezlerinde Yürütülen Eğitim Programlarına Katılan Yetişkinlerin Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Eğitim İstemlerinin Değerlendirilmesi Ölçeği" kullanılmıştır. Veri toplama araçları, katılımcılara araştırmacı tarafından ulaştırılmış ve toplanmıştır. Toplanan veriler SPSS 23 paket programı ile analiz edilmiştir. Verilere yüzde, frekans, ortalama ve standart sapma gibi tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra veri setindeki ilişkileri incelemek için T Testi ve ANOVA testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre yetişkinlerin eğitim taleplerinin çeşitli değişkenlerle ilişkisine bakılmıştır. Buna göre, HEM'lerindeki eğitim programlarına katılanların eğim talepleri cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, eşinin eğitim durumu, mesleki durum, çalışma durumu, eşinin çalışma durumu, aylık gelir ve evdeki kişi bakımından anlamı bir farklılaşma göstermektedir. Bununla birlikte, eşinin mesleki durumu değişkeni açısından gruplar arasında bir farklılaşma olmadığı bulunmuştur.
The place of energy security in the international relations theories on the axis of supply, demand & transit security
The main purpose of this study is to investigate the energy security issues which are examined in the literature only under the name of energy supply security; under three seperate headings supply, demand and transit security; and to emphasize the place of energy security in international relations theories. In this direction, some tips on how to combine theory and practice are given in the introduction part of the study. In the chapters following the introduction, firstly the history of energy sources and types are mentioned and a framework on energy has been established. This framework was then filled by defining energy security and examining the concept of energy security under three different headings. Afterwards, the concept of energy security was harmonized with the main schools of thought in the international relations discipline and the place of energy security in the international relations discipline was revealed. In the last part of the study, some determinations and explanations about the relationship between energy security and other security branches in the general security concept are given. All of this was done by gathering and blending the qualitative research on the sources. As a result of these researches, it has been proved that it will be possible to conduct comprehensive researches by examining not only supply security but also demand and transit security issues separately in the researches on the energy security phenomenon, and the theoretical links of energy security with international relations discipline are underlined in bold lines. Key Words: Energy Supply Security, Energy Demand Security, Energy Transit Security, Energy Resources, IR Theories
Sağlık talebini belirleyen faktörlerin Grossman modeli çerçevesinde analizi
Sağlık tüm canlı yaşamının temel kaynağıdır. Sağlıklı geçirilecek zaman gelir oluşturmanın ve iktisadi faaliyetlerin en temel reel kısıtı durumundadır. Kötü sağlık koşulları ve hastalıklar, sağlık stokundaki yıpranmayı arttırmakta ve beklenen yaşam süresi olması gerekenden daha az artabilmektedir. Bu durumda bireylerin yıpranan sağlık stoklarını telafi edici çaba içerisinde olması (sağlık talebinde bulunması) beklenmektedir. Sağlık talebi modelini sistematik anlamda inşa eden ilk teorisyen Grossman'dır. Bireylerin sağlık hizmetlerine olan taleplerinin, eski sağlık düzeylerine ulaşma isteği olduğunu ve sağlığın iktisadi bir mal olduğunu vurgulayan Grossman'a göre sağlık hizmetleri nihai bir maldır. Grossman modelinde bireylerin zamanla yıpranan belirli bir sağlık mirası ile doğdukları ve ancak yapılan yatırımlar ile sağlığın yerine konulabildiği varsayılmaktadır. Tüm iktisadi faaliyetin (tüketim, üretim ve bölüşüm) temel kısıtı olan sağlıklı olma halinin devamı için bireyler, beklenen yaşam süresini, zaman içinde belirli bir amortisman (iskonto) oranı üzerinden maksimize etmesi gerekmektedir. Grossman'a göre bir kişinin bilgi ve beceri stokunun artması piyasa ve piyasa dışı üretkenliğini etkileyerek beşeri sermaye birikimini arttırmakta; bununla birlikte sağlık stoku ise, para kazanma ve mal ve hizmet üretmeye harcayabileceği toplam süreyi belirlemektedir. Bu çalışmada, Grossman'ın sağlık talebi modeli referans alınarak Türkiye örnekleminden hareketle sağlık hizmetleri talebi analiz edilmiştir. Çalışmada doğumda beklenen yaşam süresine ve sağlık harcamalarına etki eden faktörler ekonometrik modeller (OLS ve Quantile Regresyon) yardımıyla belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, Doğumda beklenen yaşam süresi ile kronik hastalıklar arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sağlık stokunu geri kazanmaya yönelik çabaların (sağlık harcamaları, spor, meyve tüketimi gibi) ise ortalama yaşam süreleri üzerinde pozitif etkiler meydana getirdiği görülmüştür. Ayrıca sağlığın beşeri sermaye unsuru olma özelliğinden hareketle eğitim düzeyinin ve gelir düzeyinin kronik sağlık sorunlarını azalttığı ve dolaylı olarak sağlık stoku üzerinden ortalama yaşam süresi üzerinde pozitif yönlü bir etki meydana getirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçların Grossman'ın teorik olarak kurguladığı sağlık talebi modeli ile uyumlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Analiz sonuçlarından ve uygulamalı literatürden hareketle karar alıcılara iktisadi faaliyetlerin temel kısıtlarından olan sağlık stokunu arttırmaya yönelik uygulanabilir politik argümanlar önerilmiştir.
Side yöresine yönelik turistik talep üzerinde kültürel varlıkların etkisi
Kültür turizmi, dünyada giderek önemli hale gelmeye başlamıştır. Sadece kültürel varlıkların bulunduğu destinasyonlara turistlerin geliş amaçları bellidir. Birçok doğal ve kültürel varlığı bir arada bulunduran farklı turizm türlerinin aynı anda talep edilebildiği bölgelerde ise turizm talebini hangi unsurların etkilediği, o bölgenin tanıtım, sürdürülebilirlik, pazarlama ve yönetim politikalarının belirlenmesinde katkıda bulunabilir.Araştırmada literatür taranarak öncelikle ?Kültür, Kültür Varlıkları, Kültür Turizmi, Turizm Talebi? kavramları açıklanmış, daha sonra Side Beldesi'nin turizm potansiyeli hakkında bilgi verilmiştir. Side, deniz-kum-güneş odaklı turizm yapılan bir yer olmakla birlikte kültürel varlıklarında yoğun şekilde bulunduğu bir destinasyondur.Çalışmanın devamında Side'ye gelen turistlerin geliş amaçlarını etkileyen ölçütlerin neler olduğunu ve bu unsurların içinde Side'nin kültürel varlıklarının öneminin anlaşılabilmesi için yerli ve yabancı turistlere anket uygulanmıştır. Elde edilen verilere göre Side Beldesi'ni ziyaret eden turistlerin demografik özelliklerine ait bulgular yorumlanmış ve Side'deki arkeolojik ve kültürel varlıkların Side'nin turizm talebini etkilediği tespit edilmiştir.Araştırma sonucunda; turistlerin Side'yi büyük ölçüde kültürel varlıkları için ziyaret ettikleri görülmüştür. Side'nin turizm tanıtımı, sürdürülebilirliği, turizm pazarlaması ve yönetim stratejileri belirlenirken, beldenin turistik kalkınması için kültürel varlıkların önemli etkisinin göz önünde bulundurulması, kamu ve yerel yönetimlerin durum değerlendirmesi yaparak, Side için uygun politikalar geliştirmeleri gerekmektedir.Anahtar kelimeler: Kültür, Kültür varlıkları, Kültür turizmi, Turizm talebi, Side.
Küreselleşmenin gelişmekte olan ülkelerde ve Türkiye'de emek talebi üzerindeki etkilerinin karşılaştırmalı analizi
Yaşamın tüm alanlarını etkileyerek her şeyi tüketim nesnesi haline getirip tek tipleştiren küreselleşme olgusu, bilgi teknolojilerindeki gelişmeler sonucu ortaya çıkarak finans, iletişim ve ulaşım gibi birçok alt sektörün yapısını değiştirmiştir. Finans sektörünün gelişmesine paralel olarak artan sermaye hareketleri dünya üzerinde üretim örgütlenmesini değiştirmiştir. Üretim sürecinde yer alan her organın yapısında değişim meydana getiren küreselleşme, emek piyasasına küresel hüviyet kazandırmıştır.Yıkıcı rekabet koşullarının hakim olduğu yeni ekonomik yapıda emek-yoğun üretim süreçleri, coğrafya değiştirerek ucuz emeğin bulunduğu gelişmekte olan ülkelere kaymaya başlamıştır. Emek talebini kökten uca değiştiren bu yenilikle gelişmiş ülkelerde emek-yoğun sektörde çalışan işgücüne duyulan talep azalmıştır. Buna karşın teknoloji yoğun üretim sistemlerin devreye girmesi mavi yakalı işçilerin talebini azaltırken, bilgi işçisinin talebini arttırmıştır. Üretim süreçlerinin gerektirdiği nitelikten yoksun olan vasıfsız işgücü talebinde meydana gelen azalma kayıt dışılığın artmasına neden olmuştur. Bir yandan artan bilgi işçisi talebi, diğer yandan iş bulma olanakları zaten sınırlı olan vasıfsız işgücü talebinde meydana gelen değişim; işgücü piyasasında bölünmeye neden olmuştur.Üretim sürçlerinde kullanılan teknoloji emek bağımlılığını azaltırken bilgiyi kullanarak üretimin yapıldığı hizmetler sektörünü ön plana çıkarmıştır. Üretim sistemlerindeki hareketlilik ile tek tipleşen emek piyasaları küresel düzeyde bilgi işçisi ihtiyacını artırmıştır. Gelişmiş ülkeler beşeri sermaye yolu ile vasıflı işgücü yetiştirmektedirler. Ayrıca bu ülkeler beyin göçü ile yetişmiş işgücünü transfer etmektedirler. Teknolojik yeterliliğe sahip olmayan gelişmekte olan ülkeler ise, kıt kaynakları ile beşeri sermaye yatırımı yapabildiği ölçüde bu ihtiyacı karşılayacaklardır.Gelişmekte olan ülkeler bu yeni süreçte, hem kronik sorunları ile mücadele edecekler hem de değişen üretim sisteminin gerektirdiği insan gücünü yetiştirmek için çaba sarf edeceklerdir. Gelişmekte olan ülkeler için kolay olmayan bu süreçte başarılı olmak kararlı, sürdürülebilir ve kapsamlı politikalar geliştirmek ve bunları uygulamakla mümkün olacaktır.Anahtar Sözcükler1.Küreselleşme2.Emek3.Talep4.İstihdam5.işgücü
Orta büyüklükteki kentlerde sanayi çalışanlarının konut/konut alanı talebi farklılaşması-Kayseri kenti örneği
Yeni sanayi odakları olarak adlandırılan, kamu sanayileri deneyimine ve hem ucuz hem de nitelikli işgücü potansiyeline sahip orta büyüklükteki kentler, emeğin yeniden üretiminde temel konulardan biri olan konut ve konut alanı/yaşam çevresi talebinin oluşturulmasında, düzenli konut alanlarının geliştirilmesi açısından büyük kentlerden farklılık göstermektedir. Genel sanayileşme süreci içerisinde orta büyüklükteki kentlerde, sanayileşme ile birlikte gelişen konut alanları, sanayi işgücünün duyduğu barınma ihtiyacını karşılamış olmakla birlikte; sanayi çalışanlarının konut ve konut alanı taleplerine ve tercihlerine uygunluğunun sorgulanması, bu tez çalışması kapsamında ele alınmaktadır. Sanayi çalışanlarının tercih ve davranış özelliklerine göre talep ettikleri konut/konut alanlarının nitelikleri belirlenmektedir. Bu bağlamda, tez çalışmasının sağladığı temel katkı; sanayi sektörü işgücünde genel konut tercihi ve taleplerinin incelenmesi ve buna bağlı olarak, sanayi çalışan profili ve konut ilişkisinin ortaya konulmuş olmasıdır. Bu çalışma, sanayi-konut ilişkisi bağlamında, sanayi yerseçimine bağlı olarak, konut alanlarının, planlama göstergelerinden yararlanılarak ve yerseçimi parametreleri kullanılarak, sanayi yerseçimi ve sanayi çalışanlarının talep ve tercihlerine göre izlenecek yolu belirlemektedir. Konut/konut alanları talebini belirleyen temel göstergeler arasındaki farklılaşmalar, mevcut konuta uyum sağlama, alanda mevcut başka bir konut seçme ve yeni yerseçme süreçlerinde gerçekleşmektedir. Konut alanı-çalışma alanı erişimi, kentsel yaşam kalitesi, gelir ve sosyal statü farklılıkları kentsel mekanda konut/konut alanı taleplerini belirlemektedir. Mesleki uzmanlaşma derecelerindeki farklılıklar ise, konut alanı seçiminde kentsel bölge ayırımını ortaya çıkarmaktadır. Yaşam kalitesi, kültür ve gelir anlamında, farklı statülerde çalışanların davranış biçimleri de farklılık göstermektedir. Tezde, Kayseri kenti özelinde elde edilen verilerle sanayi çalışanlarının mekansal eğilimleri/tercihleri ve uzmanlaşma derecelerine göre farklılaşan davranış biçimlerinin, yaşam çevrelerinin oluşturulması açısından belirleyici olduğu ve planlama süreçlerinde değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler : Orta büyüklükteki kentler, sanayi çalışanları, konut/ konut alanı talebi, talep göstergeleri, talep farklılaşması
Geriatri hizmetleri üzerine genel bir değerlendirme: Ankara ili örneği
Yaslılık, basta gelismis ülkeler olmak üzere tüm dünyada ve Türkiye'de yaslı nüfusun giderek çogalması ile birlikte daha fazla önem kazanmıstır. Dogurganlık hızındaki düsüs, dogusta beklenen yasam süresinin uzaması ve saglık ve teknoloji alanındaki gelismeler genel nüfus popülasyonu içerisindeki yaslı nüfus yüzdesinin artmasına neden olmaktadır. Bu çalısmada geriatri hizmetleri üzerine genel bir degerlendirme yapılarak, Ankara ili örnegi ele alınmıstır. Yaslı bakım hizmetlerinde arzı; Ankara lindeki SHÇEK, kamu kurumları, dernek ve vakıflar, azınlıklar, yerel yönetimler ve gerçek kisilere ait yaslı bakım ve dinlenme evleri olustururken; talebi bu kurum ve kuruluslarda kalan yaslılar olusturmaktadır. Söz konusu amaç çerçevesinde Ankara'da kurumsal bakım hizmeti alan 260 yaslıya anket uygulanmıstır. Arastırma sonucunda agırlıkla esi ölmüs, ilkokul veya lise mezunu yaslıların kimsesizlik ve yalnızlık duygusundan dolayı kurum bakımını talep ettikleri tespit edilmistir. Geriatri merkezlerinde kalan yaslılar kurumlarının sehir merkezlerinde ya da sehir merkezine yakın yerlerde olması gerektigi düsüncesindedirler. Arastırmada çıkan bir baska sonuç da Geriatri merkezlerindeki personel eksikliginin gönüllülük ya da ücretlilik esasına göre part time olarak giderilebilecegidir. Anahtar Sözcükler: 1. Yaslı, 2. Yaslı Bakım Hizmetleri, 3. Arz , 4. Talep.
Türkiye`de tavuk eti talebi ve tavuk eti talep projeksiyonları
ÖZET Bu çalışmada temel olarak 1966-19 82 yılları arasındaki verilere dayanılarak, 1983-1990 yılları için tavuk eti talep projeksiyonları yapılmıştır. Çalışma teorik ve anpirik bölümler. olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Teorik bölümde önce tavuk etinin beslenme açısından öne mi ve tavuk eti pazarlaması ile ilgili bazı sorunlar gözden ge çirilmiştir. Buradaki amacımız tavuk etinin bir protein kaynağı olarak önemini vurgulamak ve Türkiye'de kırmızı et lehine olan tercihlerin beyaz ete yönlendirilmesi gerektiğinin nedenlerini açıklamaktır. Bu bölümde ulaşılan, sonuç, tavuk eti üretiminin kısa dönemde arttırılabileceği ve büyük miktarda emek ve serma yeye ihtiyaç göstermediği şeklinde özetlenebilir. Pazarlama ko nusunda ise, pazarlamanın üreticiden direk olarak tüketiciye yapılması ve aradaki maliyet öğelerinin ortadan kaldırılarak, tavuk etini düşük gelir gruplarının da satın alabileceği bir gıda maddesi durumuna getirmek gerektiği vurgulanmıştır. Talebin teorik yapısı ile ilgili bölümde, basit bir ta lep fonksiyonu tanımlanmış ve talebi etkileyen değişkenlerdeki değişikliklerin talepde ne kadar bir değişiklik meydana getire ceği belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla esneklik kavramı kul lanılmış ve fiyat esnekliği, çapraz esneklik/, gelir esnekliği ve nüfus esnekliği elde edilerek bunlar yorumlanmıştır. Daha son ra bireysel talep teorisinden toplam talep teorisine geçilerek konu bütünleştirilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın teorik bölümü bazı ekonometrik problemlerin tartışıldığı bir bölümle sona ermiştir. Bu bölümde genel olarak ekonometrik çalışmalar ve özel olarak talep projeksiyonları ile-133- ilgili problemler üzerinde durulmuştur. Bu bölümde denklemler, değişkenler ve verilerle ilgili problemlerin, talep tahminlerin de nasıl bir etki yaptıkları incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ampirik bölümünde ise, tavuk eti talebi; cari tavuk eti fiyatı, cari koyun eti fiyatı, cari harcanabilir gelir ve nüfus açıklayıcı değişkenleri ile açıklanmağa çalışılmıştır. Bu bölümde, açıklayıcı değişkenler: Y = b +.b, X.t+ b" X."+ b_ X., +b. X..+ u,_ t o İti 2t2 3t3 4t4 t şeklinde genel bir modele; birli, ikili, üçlü ve dörtlü olarak uygulanmıştır. Ayrıca, açıklayıcı değişkenlerin birli, ikili, üçlü ve dörtlü olarak kullanıldığı her bölümde; doğrusal, lo- garitmik ve kişi başına doğrusal olmak üzere üç yapısal form kullanılmıştır. Her bölümde toplam ve kişi başına tavuk eti ta lebini en iyi açıklayan birer model seçilmiştir. Bu modellerin seçilmesinde şu kıstaslar kullanılmıştır: a. Parametrelerin işaretleri ekonomik beklentilere uygun olmalıdır. b. Parametreler istatistiksel olarak anlamlı olmalıdır. c. Model bütün olarak anlamlı olmalıdır. d. Modelin determinasyon;',katsayısı en yüksek olmalıdır. Bu kıstaslara göre tavuk eti talebini en iyi açıklayan sekiz model seçilmiştir. Daha sonra açıklayıcı değişkenlerin 1983-1990 yılları ara sında alacağı tahmin edilen değerler farklı yöntemler kullanıla rak belirlenmeye çalışılmıştır. Açıklayıcı değişkenlerin bu de ğerleri, daha önce seçilen sekiz modele uygulanarak 1983-1990 yılları arası için tavuk eti talep projeksiyonları yapılmıştır.-134- Birli, ikili, üçlü ve dörtlü modellerde; tavuk eti talebinin fiyat esnekliği, çapraz esneklik, gelir esnekliği ve nüfus esnekliği hesaplanarak bunlar yorumlanmıştır. Fiyat değişikliklerinin tavuk eti talebi üzerindeki etki lerini belirlemek amacıyla, daha önce seçilen sekiz modelin açık layıcı değişkenleri; reel tavuk eti fiyatı, reel koyun eti fiyatı, reel harcanabilir gelir ve nüfus değişkenleri olarak yeniden he saplanmış ve yeni regresyon denklemleri elde edilmiştir. Daha son ra reel fiyat ve gelirlerin 1983-1990 yılları arasında nasıl geli şeceği tahmin edilerek, bu değerler, reel değişkenlerle ilgili reg resyon denklemlerine uygulanmış ve bunlarla ilgili tavuk eti talep projeksiyonları yapılmıştır. Çalışmanın son bölümünde tavuk eti arzı ile talebi arasındaki dengenin nasıl kurulacağı araştırılmıştır. Burada tavuk eti üre timinin temel olarak dört kaynaktan meydana geldiği düşünülmüş tür. Bu kaynaklar köy tavukçuluğundan gelen üretim, yumurta ta vukçuluğundan gelen üretim, damızlık anaçlardan gelen üretim ve ticari piliçlerden gelen üretimdir. Bu kaynaklardan köy tavukçu luğundan gelen üretimin miktar olarak, yumurta tavukçuluğu ve damız lık anaçlardan gelen üretimin ise oran olarak sabit olduğu var sayılarak, tavuk eti üretimindeki artışların, temel olarak, ti cari piliç üretimim arttırmakla. mümkün olabileceği vurgulanmış tır. Daha sonra ticari piliç üretiminin iki temel yöntemi ince lenmiştir. Bu yöntemler ebeveyn (grand parent stock) ithali veya anaç (parent stock) ithalidir. Tavuk eti talebini en iyi açıkla yan iki model kullanılarak yapılan tavuk eti talep projeksiyon larında ticari civciv ihtiyacı hesaplanarak, bu ihtiyacın karşı lanması için ne kadar anaç ithal edilmesi gerektiği hesaplanmış tır. Ebeveyn ihtiyacı ile ilgili hesaplamalar bazı genetik bil gileri gerektirdiği için, ebeveyn ihtiyacı hesapl anmamıştır.-135- Sonuç olarak, 198 3-1990 yılları arasında Türkiye'de ta vuk eti talebinin yıldan yıla artacağı; buna paralel olarak tavuk eti arzını arttırmak için, her yıl daha fazla ticari pilice ve buna bağlı olarak daha fazla anaç ithaline gerek duyulduğu vur gulanmıştır. Ayrıca anaç üretiminin Türkiye'de yapılarak, anaç ithali için harcanan dövizin Türkiye'de kalmasının sağlanması gerektiği belirtilmiştir.
Çevre dostu ve inovatif otomobillerle ilgili talep araştırması: Bodrum örneği
Dünyada çevre kirliliğine yol açan unsurlardan biri olan otomotiv sektörünün çevre üzerindeki zararlı etkilerinin azaltılması amacı ile çeşitli araştırmalar ve yenilikler yapılmaktadır. Çevre dostu otomobiller olarak da bilinen yeni nesil alternatif teknolojili araçlar bu çalışmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Dünyanın birçok ülkesinde bu tarz otomobiller satılmaya ve kullanılmaya başlanmıştır. Sektördeki bu araçlara olan arz ve talep her geçen gün artarken, ülkemiz diğer ülkelere oranla geri planda kalmaktadır. Bu araştırmanın amacı, Bodrum'daki tüketicilerin çevre dostu otomobiller konusundaki düşüncelerinin ve eğilimlerinin araştırılmasıdır. Araştırmanın ilk bölümünde, inovasyon kavramı, dünyada ve Türkiye'de otomotiv endüstrisinin yeri ve önemi ile ilgili değerlendirmeler yer almaktadır. İkinci bölümünde, çevre dostu otomobiller ve türleri açıklanmaktadır. Üçüncü bölümde ise, Bodrum'da yaşamakta olan 427 tüketicinin katılımıyla gerçekleştirilen anket verileri ve anketlerden elde edilen sonuç ve bulguların yorumlandığı araştırma yer almaktadır. Araştırmanın sonuçlarına göre, Bodrum'da yaşamakta olan tüketicilerin alternatif motor teknolojili araçlara olan talebinin artmakta olduğu belirlenmiştir
Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin "talep repertuarı"nın inşasında Bartholomeos Dönemi
Bu çalışma Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin dört temel talebinin Lozan tartışmalarından bugüne geçirdikleri dönüşümü, yaygınlaştırma ve meşrulaştırma stratejilerini kimlik-tehdit bağlamında incelemektedir. Çalışmanın amacı Patrik Bartholomeos tarafından her fırsatta dile getirilen Patrikhane talep repertuarının Cumhuriyet Dönemi'nde geçirdiği tarihsel süreci detaylandırarak politik iktidarın bu taleplere olumlu yanıt vermemesinin nedenlerini karşılaştırmalı politikaların kültürel analiz metodu ile ortaya koymaktır. Patrikhane imparatorluk zamanlarında; siyasi, dinî ve hukuki bakımdan en üst düzeyde himaye görmüştür. Sonrasında milliyetçilik akımları ve ulus-devlet inşasının bir sonucu olarak Lozan tartışmalarının ardından az sayıda Ortodoks inancına sahip insanın dinî temsilciliği misyonu ile içine kapanmıştır. Bartholomeos, Sovyetler Birliği'nin dağılmasını değerlendirmiş, Avrupa Birliği ve ABD'nin açık desteği ile ülke içinde ve özellikle uluslararası kamuoyunda Patrikhanenin görünürlüğünü artırmış, ancak temel dört talebin gerçekleşmesinde iktidar sahibinin tam desteğini alamamıştır. İşte bu noktada Türk siyasal yaşamı kültürel kimlik kodları tarafından geçmişte tehdit olarak kaydedilen Sevr gibi travmaların, karar vericilerin hafızasında hâlâ bir miras olarak sürdüğü, yine ulus-devlet inşasının temelinde kullanılan milliyetçilik harcının günümüz politikalarında izinin devam ettiği anlaşılmaktadır. Key Words: Greek Orthodox Patriarch of the Phanar, Demand Repertoire, Cultural Analysis, Identity, Thereat
Hastanelerde kapasite ölçümü talep tahmin yöntemleri ve bir araştırma
Sağlık doğuştan getirilen bir insanlık hakkıdır. Sağlıklı yaşamak her insanın ihtiyacıdır ve sağlıklı yaşamalarında sağlık sisteminin en büyük alt yapısını oluşturan hastaneler önemli rol oynamaktadır. Nüfus artışı, kentleşme, sanayileşme, sosyal güvenlik kapsamının genişletilmesi, insanlardaki bilinçlenme düzeyinin artması gibi nedenlerle sağlık talebine olan artış görülmekte bu da hastanelerin rolünü daha da arttırmaktadır. İnsanların sağlığın, hayatın temel kaynağı olduğunu kavraması, ruhsal, bedensel, sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasıyla toplum refahını arttırması gözlenmiş, bu da bireylerde sağlıklı yaşama bilincini doğurmuş ve sağlık sektörüne olan talebi arttırmıştır. Sağlık sektörünün bu önemine yönelik çalışmada; sağlık hizmet talebinin zaman serisi modellerinden regresyon analiziyle tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda bir Eğitim Araştırma Hastanesinin Girişimsel Radyoloji Anjiyografi Bölümü ele alınmış (01.05.2015-30.04.2016) tarihleri arası çalışma ve kapasite kullanım oranları mesai kavramı içerisinde hesaplanmıştır. Mevcut makine ve işgücü kapasitesi ölçütlerinde ( 01.05.2013-30.04.2016 ) tarihleri arasındaki hasta ve yapılan işlem verileri ele alınarak regresyon analizi yöntemiyle gelecek yıl talep tahmini hesaplanmıştır. Son 39 aylık veriler ele alınarak bu talebi etkileyen değişkenlerin tespit edilmesine yer verilmiştir. Yapılan hesaplamalar sonucunda gelecek yıl tahminine göre mevcut işgücüyle ve cihazla talebi karşılayamayacağı hesaplanmış bu yönde çalışan nitelikli sağlık personeli sayısının arttırılmasına, cihaz yatırımı yönünde bütçe yeterli olmadığı takdirde vardiyalı sistemle çalışılması sonucuna varılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler : Kapasite, Talep Tahmini, Sağlık Hizmetleri Talep Tahmini,Regresyon Analizi
Talep tahmininde sinirsel ağ tabanlı bulanık mantık yöntemi (Anfis) kullanımı ve yalın yapay sinir ağı metodu ile karşılaştırmalı bir uygulama
Rekabet unsurunun günümüzde hızla artması, organizasyonların karar problemlerinde rasyonel davranmaları zorunluluğunu da beraberinde getirmiştir. Organizasyonların ve kurumların belirsizlik ve risk ortamında güvenle yol alabilmeleri, karar birimlerinde teknolojiyi ve bilimsel yöntemleri etkin kullanabilmeleri ile mümkündür. Talep tahmini, kurumlardaki kritik karar problemlerinin en başında gelmektedir. Bilimsel yöntemlerle desteklenmiş talep tahmini mekanizmasına sahip bir işletme, tüm fonksiyonlarının verimliliğini ve etkinliğini arttırabilir.Yapay sinir ağları, işletmeler tarafından son yıllarda bir karar verme yöntemi olarak sıklıkla kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra organizasyonlar, belirsizlik içeren problemlerin modellenmesi ve çözülmesinde kullanılan bulanık mantık yöntemlerine de sıkça başvurmaktadırlar.Bu çalışmada işletmeler için çok önemli bir konu olan talep tahmin problemine yapay sinir ağları ve bulanık mantık yöntemleri ile çözüm aranmıştır. Çalışmada önerilen model için öncelikle talebi etkileyen faktörler belirlenmiş ve bu faktörlere ait verilerle modelin veri tabanı oluşturulmuştur. Yapay sinir ağları ve ANFIS yöntemlerinin model parametreleri deneme yolu ve sınamalar ile en uygun şekilde belirlenmiştir. Her iki yöntemin tahmin performansları karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve bulunan sonuçlar geleneksel yöntemler ile karşılaştırılmıştır.Anahtar Kelimeler: Bulanık Mantık, Yapay Sinir Ağları, Talep Tahmini, Anfis
Ankara'daki butik otellerin pandemi sonrası değişen talep yapısı
Tez çalışması kapsamında Covid-19 sürecine bağlı olarak değişen hizmet sunumları ve talep yapısı Ankara'daki butik oteller üzerinden incelenmiştir. Hizmet sektörünün dış çevreyle ilişkisi göz önünde bulundurularak; ekonomik potansiyeli ve içinde bulunduğu pazarın büyüklüğü dahilinde turizm hizmetinin yaşadığı ve yaşayabileceği olası değişimler gözlemlenmeye çalışılmıştır. Çalışmalarda güncel olarak bahsedilen turizm hizmetindeki yeni dönem uyarlamaları araştırmanın yöntemi kapsamında incelenmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden biri olarak kabul edilen yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılmıştır. Yüz yüze mülakat doğrultusunda Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onaylı sertifikaları bulunan butik otellerin işletme müdürleri ile görüşülmüştür. Görüşmelerde araştırmanın amacına yönelik sorular yöneltilerek sektöre katkı sağlaması beklenen yanıtlar aranmıştır. Literatür taraması ve yüz yüze mülakat ile elde edilen bilgiler kapsamında bundan sonraki çalışmalara örnek olması beklenen öneriler sunulmuştur.
Kamusal mallarda bedavacılık sorunu
Bireylerin kişisel bir takım ihtiyaçları olduğu gibi, birlikte yaşama zorunluluğu nedeniyle meydana gelen toplumun da ihtiyaçları vardır. Toplumsal ihtiyaçların nasıl karşılanacağı sorusu, toplumu oluşturan bireyleri meşgul etmiş ve bu soruya cevap aramaya yönlendirmiştir. Basit olarak toplumun genelinin ihtiyacını karşılamak için sunulan kamusal mal ve hizmetlerin neler olduğu ve nasıl sunulacağı ekonomistler ve politikacılar arasında farklı görüşlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.Benimsenen devlet sistemiyle de bire bir ilgili olan kamusal mal ve hizmetler konusuna yaklaşım, devlete bakış açısına göre de biçimlenmektedir. Kamusal mal ve hizmetlerin sahip oldukları, ?fiyatlandırılamama? ve ?dışlanamama? özellikleri, kâr güdüsüyle hareket eden özel kesim tarafından üretilmemelerine neden olmakta, dolayısıyla bu tür mal ve hizmetlerin kamu kesimi tarafından üretilmelerini zorunlu hale getirmektedir.Kamusal malların yukarıda belirtilen özelliklerinden dolayı bireyler kamusal malların finansmanına katılmadan bu tür malların faydalarından yararlanabilirler. Bu durumda "bedavacılık sorunu" gündeme gelmektedir. Bireylerin kamusal mallara olan taleplerinin bilinmesi, bu tür malların finansmanına katılımlarının sağlanacağı düşüncesiyle bireylerin tercihlerini açıklatmaya yönelik bir takım mekanizmalar geliştirilmesine yol açmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda, bireylerin tercih açıklatma mekanizmaları vasıtasıyla, gönüllü katılım durumlarına göre kamusal malların finansmanına katılma oranında yükselme olduğu görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Kamusal Mallar, Kamusal Hizmetler, Bedavacılık Sorunu, Tercih Açıklatma Mekanizmaları.
Türkiye doğal gaz piyasasında konutlarda doğal gaz talebinin fiyat esnekliği: Panel veri uygulaması
Bu çalışma, Türkiye'de konutlarda doğal gaz talebinin fiyat esnekliği ve konutlarda doğal gaz talebini etkileyen faktörlerin analiz edilmesini amaçlamaktadır. Çalışmada, kısa ve uzun dönemde hem Türkiye geneli hem de analize elverişli olan illerin tamamı incelenmiştir. Türkiye'nin 54 ilinin Haziran 2015-Ekim 2019 dönemindeki aylık verileri dikkate alınarak veri setine uygun panel veri analizi yöntemlerinden faydalanılmıştır. Tez çalışmasında yer alan iller Türkiye geneli konutlarda doğal gaz talebinin ve abone sayısının en az %93'ünü kapsamaktadır. Oluşturulan modelde konutlarda doğal gaz talebi, doğal gaz fiyatı, abone sayısı ve sıcaklık farkı değişkenleri yer almaktadır. İlk olarak yatay kesit bağımlılık testi, sonrasında ikinci kuşak birim kök testlerinden olan CIPS testi uygulanmıştır. Birim etki ve heterojenite testi sonucu kısa dönem analizinde Güçlendirilmiş Ortalama Grup (AMG) tahmincisi kullanılmıştır. Değişkenler arası uzun dönem ilişkinin incelebilmesi amacıyla eş bütünleşme testi gerçekleştirilmiştir. Uzun dönem esneklik katsayılarının belirlenmesi amacıyla DOLSMG modeli kullanılmıştır. Kısa ve uzun dönemde Türkiye geneli ve analize katılan tüm illerin esneklik bulguları paylaşılmıştır. Kısa dönem için elde edilen bulgular Türkiye'de konutlarda doğal gaz talebinin fiyata görece duyarsız (inelastik) olduğunu göstermektedir. Abone sayısında meydana gelen artışın doğal gaz talebini pozitif, sıcaklık artışının ise negatif etkilediği gözlemlenmiştir. Uzun dönemde konutlarda doğal gaz talebi ve değişkenler arasında eş bütünleşik ilişki saptanmıştır. Türkiye genelinde uzun dönemde konutlarda doğal gaz talebi kısa dönemde olduğu gibi inelastik olarak bulunmuştur. Aynı dönemde abone sayısı artışının doğal gaz talebine olan etkisi pozitif, sıcaklık artışının ise negatif etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Tez çalışmasında elde edilen bulgular, literatürde yer alan çalışmaları desteklemektedir ve beklentilere uygundur.
Kadına karşı şiddetin önlenmesinde mağdur ve üçüncü kişilerin talep hakları
Dünyada kadına yönelik şiddet yaygın bir toplumsal bir sorun haline gelmiştir. Şiddet, fiziksel özellik fark etmeksizin bütün dünyada karşılaşılan bir insan hakkı ihlalidir. Aile içi şiddet genel olarak kadının erkek tarafından maruz kaldığı şiddet biçiminde görülmektedir. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı kadına yönelik şiddetin temelini oluşturmaktadır. Bu sorun, aile içi mahremiyet olarak görüldüğünden, konuya ilişkin çalışmalar ve alınan önlemler yetersiz kalmıştır. Bugüne gelindiğinde ise bilginin yayılımı sebebiyle bu anlayış, yerini korunma ihtiyacına bırakmış ve gerekli düzenlemeler daha hızlı yapılmaya başlanmıştır. Yeterli çalışmaların yapılabilmesi için toplumsal olarak bu sorunun daha derinlemesine incelenmesi, sorunun kaynağının tespit edilerek çözüme yönelik yapılacak yeni çalışmaların ortaya konması gerekmektedir.