Criminal liability
75 theses under this subject heading
Yapay zekânın cezai sorumluluğu ve yapay zekâya uygulanacak yaptırım sorunu
Bu çalışma kapsamında, yapay zekânın ceza hukukunun konusu olup olamayacağı, literatür taraması araştırma yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Bu bağlamda öncelikle yapay zekânın tarihsel süreç içerisindeki gelişimi ele alınmış, felsefi kökenleri irdelenmiş ve teknik açıdan öğrenme yöntemleri incelenmiştir. Yapay zekânın hukuk düzeni içerisinde kişiliğinin varlığı sorgulanmış ve literatürde yer alan hukuki statü önerileri açıklanmıştır. Sonrasında cezai sorumluluk kavramı açıklanmış ve yapay zekânın üreticisi, programlayıcısı, kullanıcısı ve kendisinin cezai sorumluluğu tartışılmıştır. Son olarak yapay zekâya uygulanacak yaptırım sorunu ele alınmış ve bu hususa yönelik önerilere yer verilmiştir. Çalışma kapsamında yapay zekânın dahil olduğu suçlara yönelik mevcut düzenlemelerin yeterliliği tartışılmış ve yeni düzenlemelerin gerekliliği sorgulanmıştır.
Vergi Hukukunda temsilcinin belirlenmesi ve cezai sorumluluğu
Türk vergi hukukunda mükellefler, kanuni ödevlerini esas itibariyle kendileri tarafından yerine getirmesi prensibi öngörülmektedir. Ancak, çeşitli sebeplerden dolayı mükellef veya sorumlular tarafından yerine getirilmesi gereken ancak yerine getirilmeyen vergisel iş ve işlemlerin, kanuni temsilciler tarafından yerine getirilmesi kanuni bir zorunluluk halini almıştır. Bazı durumlarda ise kanuni zorunluluk olmamasına rağmen mükellefin iradi beyanı sonucu iş ve işlemlerinin temsilciler aracılığıyla da görülmesi de mümkün olabilmektedir. Vergi hukukunda gerçek kişiler, tüzel kişilikler, herhangi bir tüzel kişiliği olmayanlar ve Türkiye'de bulunmayan kişiler olmak üzere 4 çeşit temsili gerektirir husus söz konusudur. Vergilendirmeyi gerektiren iş ve işlemlerde bu kişiler her zaman bire bir iş ve işlemlerini takip etmemekte veya edememektedir. Bu iş ve işlemler temsilci dediğimiz kişiler aracılığıyla yürütülmektedir. Bu temsilciler ya iradi olarak belirlenir ya da kanuni düzenleme ile belirlenmektedir. Dolayısıyla vergi idaresi ve mükellef açısından temsilcilerin tespiti ve buna bağlı olarak temsilcilerin cezai sorumluluğu önem arz etmektedir. Bu nedenle vergi hukukunda temsilcinin belirlenmesi ve cezai sorumluluğu bir bütün olarak değerlendirilerek, yasal mevzuat ile uyumlu olmalıdır ve uygulamada tereddüt oluşturmayacak ifadelerle düzenlenmelidir.
Hukukî işlem ehliyeti açısından İslam borçlar hukukunda yapay zekâ
İnsanın merak duygusu birçok teknolojiyi icat etmesinin önemli amillerinden biridir. Bu icatlardan bilgisayar hayli geç ortaya çıkmışsa da son bir asra adeta damga vurmuştur. Bilgisayar biliminin alt dalı yapay zekâ özellikle son otuz yılda önemli etkileri olan ve daha da olacağı öngörülen yeni bir alem olmuştur. Yapay zekânın mahiyeti onun sadece mühendislik alanında değil, felsefe ve hukuk gibi farklı alanlarda da tartışılmasına yol açmıştır. Hukuk doktrininde yapay zekânın kişiliği üzerine çeşitli tartışmalar başlamıştır. Ülkemizde son yıllarda bu alanda bilimsel toplantılar artmakla birlikte yurt dışında bu çalışmalara daha önceden başlanmış ve daha fazla mesafe alınmıştır. Hukukî kişilik ve ehliyet konusunda modern dönem borçlar hukuku ve İslam hukukunun verilerinin büyük ölçüde örtüştüğü görülür. Yapay zekâdan önümüzdeki yıllarda daha çok bahsedilecek ve İslam hukuku bağlamında da gerek eşya olarak gerek kişiliğinin imkânı cihetinden değerlendirme yapılması gerekecektir. Yapay zekânın özellikle hukukî kişilik bakımından konumlandırılması daha fazla önem arz etmektedir. Ayrıca yapay zekânın farklı tür ve derecelere göre sınıflandırılabilmesiyle, hukukî işlem ehliyeti hususunda da buna paralel sonuçlar üreteceği görünmektedir. Bu çalışmada sosyal bilim alanında yapay zekâ hakkında yazılmış kaynaklara ağırlıkla yer vererek yapay zekâ tanıtılacak, ilişkili olduğu bazı kavramlara da yer verilecek ve yapay zekânın hukukî işlem ehliyeti tartışmaya açılacaktır. Bunu yaparken de yapay zekânın hukukî işlem ehliyeti adına net bir sonuç ortaya koymak yerine veriler değerlendirilecek, buna göre oluşan farklı kanaatler incelenecek ve gerekiyorsa bunlar arasından tercih yapılacaktır.
Zihinsel engellilerde ehliyet
Tezimizin konusu zihinsel engellilerde ehliyet olduğu için ehliyet kavramını genişçe ele alıp; ehliyetin tanımı, bölümleri, ehliyet açısından insan hayatının dönemleri, ehliyeti daraltan, ortadan kaldıran sebepler ve genel olarak ehliyete etki eden durumları ayrıntıları ile yazdık. Araştırmamızın sonucunda orta ve ağır zihinsel engellilerde temyiz gücünün olmadığını, ancak hafif derece zihinsel engellilerde temyiz gücünün olduğunu gördük. Dolayısıyla vücûb ve eda ehliyeti açısından ayrıca velayet, vasiyet, ceza ehliyeti, nikâh, talak, mali duruma etki eden sebepler ve ibadetler hususunda bu iki grubu farklı değerlendirdik.Orta ve ağır derecedeki zihinsel engellilerin temyiz yani ayırt etme güçleri olmadığı için cünûn kapsamında, ancak hafif derecedeki zihinsel engellileri buluğ çağına erseler bile o akli yetiye sahip olmadıkları için mümeyyiz çocuk kapsamında değerlendirilmesini uygun gördük.
Hekimlerin kadın hastalıkları ve doğum özelinde tıbbi kötü uygulamadan kaynaklanan hukuki sorumlulukları
Tıbbi kötü uygulama kavramı varlığını asırlardır sürdüren, ancak gelişimini son iki yüzyılda hızlandırmış bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Avrupa ülkeleri ve Amerika'ya kıyasla Türkiye'de, bireylerin tıbbi kötü uygulama ile karşı karşıya kalmaları halinde hangi hukuki yollara başvurulacağına ilişkin bilinç zayıf kalmaktadır. Bu nedenle, hem tıbbi kötü uygulama kavramının hukuki boyutundaki gelişim yavaşlamakta hem de gerçekten tıbbi kötü uygulama nedeniyle mağduriyete uğrayan bireylerin haklarına kavuşması zorlaşmaktadır. Sosyal ve kültürel açıdan incelenmesi gereken bu husus hakkında ayrıca hukuki açıdan nasıl değerlendirmeler yapılması gerektiğine ilişkin de derinlemesine inceleme yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda, genel anlamda tıbbi kötü uygulamanın açıklanması yeterli olmayıp, uzmanlık alanlarına göre hekimler ve diğer sağlık çalışanlarına ilişkin çalışmalar yapılması gerektiği kanaatindeyiz. Bu nedenle tezimizde öncelikle genel anlamda tıbbi kötü uygulamaya ilişkin kavramsal açıklamalar yapılacak olup, akabinde özel olarak kadın hastalıkları ve doğum özelinde tıbbi kötü uygulamaya ilişkin kavramsal açıklamalar yapılacaktır. Son olarak ise tıbbi kötü uygulamadan kaynaklanan hukuki sorumlulukların ne olduğu açıklanacaktır.
Hekimlerin hasta mahremiyeti kapsamında sır saklama yükümlülükleri ve cezai sorumlulukları
Bu çalışmada, hekimlerin hasta mahremiyetinden doğan sır saklama yükümlülükleri ve bu kapsamdaki cezai sorumlulukları incelenmiştir. İlk bölümde, mahremiyet kavramına değinmeden önce insan hakları, sağlık ve hasta hakları inceleme altına alınmıştır. İkinci bölümde ise mahremiyet kavramına değinilerek, özellikle kişisel sağlık verileri detaylıca incelenerek Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'ndaki eksiklikler eleştirilmiştir. Üçüncü bölümde, hekimlerin sır saklama yükümlülüklerine yer verilerek, söz konusu yükümlülüğün istisnai halleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde, sır saklama yükümlülüğünün ihlali halinde hekimin Türk Ceza Kanunu nezdinde hangi cezai sorumluluklarının meydana gelebileceği üzerinde durulmuş ve Türk Ceza Kanunu'nun 135,136,137,138. maddelerine değinilerek birtakım eleştiriler getirilmiştir. Son bölümde ise, HIV/AIDS hastalarının mahremiyet haklarına yer verilmiş ve hastalığın eşe/eş adayına bildirimine ilişkin hekimleri etik ikilemde bırakan bağlayıcı düzenlemelerin eksikliğine değinilmiştir.
Türk ve Amerikan Ceza Hukukunda tüzel kişilerin sorumluluğu
Tüzel kişiler bugün tüm dünyada ekonomik ve sosyal hayatın bir gerçeği olarak önemli roller üstlenmektedir. Suçla mücadele ve cezalandırma noktalarında tüzel kişilere uygulanacak yaptırımlar ise her ülkenin kendi iç dinamiklerine göre şekillenmekte, kimi ülkeler tüzel kişileri cezalandırmaktayken kimi ülkeler ceza dışı yaptırımlar uygulamaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde tüzel kişi kavramı, unsurları, hukuki niteliği, türleri, kazanılması, sona ermesi incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ceza hukukunda tüzel kişi kavramı, tüzel kişilerin ceza sorumluluğuna ilişkin teoriler, bu sorumluluğun tarihsel gelişimi, Türk ve Amerikan ceza hukuklarında ve mukayeseli hukuklarda tüzel kişilerin ceza sorumluluğu meselesi incelenmiştir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise tüzel kişilerin ceza muhakemesindeki konumu ve rolü, tüzel kişiler hakkında uygulanabilecek yaptırımların neler olduğu hususları hem Türk hem de Amerikan ceza muhakemesi hukuku bağlamında incelenmiştir.
Türk Medya Hukukunda yazılı ve görsel-işitsel eserler bakımından cezai ve hukuki sorumluluk
Medya Hukuku tarihte sadece yazılı eserler yönüyle karşımıza çıkmış olup, modernleşme ile beraber hayatımıza radyo-televizyonun dâhil olması ve yakın geçmişte internetin de hayatımızın büyük bir parçası haline gelmesi ile beraber yazılı eserlerin yanı sıra görsel-işitsel eserlerle birlikte günümüze ulaşmıştır. Her ne kadar yazılı ve görsel-işitsel eserler kamuoyunu bilgilendirici, eğlendirici, öğretici vb. nitelik taşısalar da kimi durumlarda medya aracılığı ile suç işlenmesi söz konusu olabilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı Türk Medya Hukukunda cezai ve hukuki sorumluluk kavramlarını yazılı ve görsel-işitsel eserler yönünden ele almak, buna ilişkin sorunların yasal düzenlemeler çerçevesinde nasıl düzenlendiğini incelemektir. Çalışmamızda Basın Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında yazılı eserlerin, TRT, RTÜK ve İnternet Kanunu kapsamında yazılı eserlerin yanı sıra görsel-işitsel eserlerin cezai sorumlulukları ve bu cezai sorumluluklar kapsamında ilgili kanunların öngördüğü cezai düzenlemeler incelenmiştir. Bunun yanı sıra, Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu kapsamında yazılı ve görsel-işitsel eserler aracılığıyla kişilik haklarına yapılan saldırılara yönelik uygulanan hukuki düzenlemeler ele alınmıştır. Ayrıca Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında eser sahiplerinin mali ve manevi haklarına yönelik suçlar incelenmiştir.
Silahlı çatışmalar hukuku kapsamında yapay zekâ, otonom silah sistemleri ve komuta sorumluluğu
Yapay zekâ teknolojisinde son dönemde meydana gelen gelişmeler, yapay zekânın silah sistemlerinde de kullanımı olasılığını ortaya çıkarmış, bu durum bazı kaygıları beraberinde getirmiştir. Bu kaygının temelinde insanın tekelinde olması gerektiği öne sürülen hedef seçimi ve saldırı kararının otonom silah sistemlerinin (OSS) ortaya çıkmasıyla makinelere devredilecek olması ve öğrenen yapay zekâ sistemlerinin açıklanabilirlik ve öngörülemezlik konularındaki süregelen sorunları yatmaktadır. Halen kullanımda olan bir OSS bulunmamakla birlikte yapay zekâ silahlı kuvvetlerde birçok alanda kullanılmakta, ancak söz konusu sorun alanları daha ileri kullanımın önüne geçmektedir. OSS, silahlı çatışmalar hukuku bağlamında bir savaşan değil silah sistemidir. Bu nedenle, OSS'ye yönelik özel bir düzenlemenin yokluğunda silahı çatışmalar hukukunun silahlara ilişkin kuralları ile genel ilkeler uygulanmalıdır. Silahlı çatışmalar hukukunun temel ilkeleri olan insaniyet, askerî gereklilik, ayrım yapma ve orantılılık ilkeleri çerçevesinde bir değerlendirme, OSS'nin hukuka uygun kullanımının mümkün olduğunu göstermektedir. Ayrıca, OSS kullanımı sonucunda ortaya çıkacak ihlallerden, diğer silahlarda olduğu gibi, kullanıcı ve karar alıcıların sorumluluğu doğacaktır. Bu nedenle bir sorumluluk boşluğundan söz etmek mümkün görülmemektedir. Bireysel sorumluluğun yanında komuta sorumluluğunun da uygulanması mümkündür. Komuta sorumluluğu II. Dünya Savaşı sonrası yargılamalarla gündeme gelmiş, daha sonra Cenevre Sözleşmelerine ek 1. No.lu Protokolde yer bulmuş, kavram Uluslararası Ceza Mahkemelerinin yargılamalarıyla daha da netleşmiştir. Bugün gelinen aşamada komuta sorumluluğunun örf ve âdet hukuku kuralı olduğu kabul edilmektedir. Bir komutanın astlarının eylemlerinden sorumlu tutulabilmesi için bir komuta kontrol ilişkisinin ve etkin kontrolün varlığı, komutanın astları tarafından işlenmiş/işlenmek üzere olan suçlar hakkında bilgisinin olması ve bunları engellemek, bastırmak ve cezalandırmak için yetki ve olanağı dahilindeki önlemleri almamış olması gerekmektedir. Bu şartlar sağlandığında komuta sorumluluğu OSS kullanılması sonucu ortaya çıkan savaş suçlarına da uygulanabilecektir.
Türk Hukukunda cezai konularda bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin verebileceği kararlar
İnsan hakları, geçmişte olduğu gibi günümüzde de insanlığın temel sorunları arasında yer almaya devam etmektedir. İnsan haklarını korumaya ve geliştirmeye yönelik hukuki, siyasi, sosyal, kültürel çalışmalara ve ulaşılan uygarlık düzeyine rağmen insan haklarının ve dolayısıyla insanın hak ettiği değeri gördüğünü söylemek güçtür. Anayasalar tarafından güvence altına alınmış olan insan hakları çeşitli yargısal yollarla korunmaktadır. Bireysel başvuru yolu insan haklarının korunması ve geliştirilmesi bakımından diğer anayasal yargı yollarına nazaran doğrudan güvence sağlayan ve etkin bir şekilde kullanılabilen bir mekanizma olarak öne çıkmaktadır. Bireysel başvuru yolunda temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini düşünen bireyler başka herhangi bir işleme gerek kalmaksızın doğrudan Anayasa Mahkemesine başvurmak suretiyle ihlallin giderilmesini talep edebilmektedirler. Ceza hukuku, bireylerin, devletin yaptırım gücüyle en çok karşılaştıkları ve bu sebeple temel hak ihlallerinin en fazla yaşandığı alanların başında gelmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi?ne ve 23 Eylül 2012 tarihi itibariyle Anayasa Mahkemesi?ne yapılan bireysel başvuruların çoğunluğunu ceza hukukuyla ilgili davaların oluşturması bunu kanıtlar niteliktedir. Bireysel başvuru hakkının tanınmasıyla ceza muhakemesi süreçlerinde yaşanan temel hak ihlallerinin azalması beklenmektedir. Cezai konularda yapılan başvurular üzerine Anayasa Mahkemesi?nin vereceği kararlar bu konuda belirleyici olacaktır. Bunun yanı sıra bireysel başvuru hakkının tanınması birtakım tartışmaları da beraberinde getirdi. Özellikle Anayasa Mahkemesi?yle Yüksek Mahkemeler arasındaki ilişkinin mahiyeti ve AİHM?e yapılmış ve bundan sonra yapılacak olan başvuruların akıbeti tartışmalıdır. Anayasa Mahkemesi?nin bireysel başvuru yoluyla bir süper temyiz mahkemesine dönüştürüldüğü yönünde eleştiriler dile getirilmektedir. Bütün eleştirilere ve endişelere rağmen temel hak ihlallerine karşı bireysel başvuru hakkının tanınmış olması anlamlı ve haklar bakımından olumlu bir adımdır. Anayasa Mahkemesi temel haklar lehine vereceği kararlarla ve sergileyeceği tutumla dile getirilen eleştiri ve endişeleri giderebilir. Böyle bir tutum aynı zamanda kamu gücü organlarının eylem ve işlemlerinde daha dikkatli davranmalarını sağlayarak insan haklarının benimsenmesine ve kökleşmesine büyük katkı sağlayacaktır. ANAHTAR KELİMELERİnsan hakları, bireysel başvuru, ceza hukuku, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yüksek mahkemeler, Anayasa Mahkemesi kararları.
Karşılıksız çek ve Türk hukukunda düzenlenişi
Çek; kanunlarda belirtilmiş olan şekli koşullara tabi, belirli bir meblağ paranın ödenmesini konu alan, yalnızca bir banka üzerinden düzenlenebilen, ibrazı ile birlikte ödenmesi gereken, havale niteliğinde bir senettir. Modern toplumlarda ekonomik hayata pek çok fayda sağlayan ve kullanımı giderek artan çek, ticari ilişkilerde önem arz etmektedir. Çeke dair güvenin güçlendirilmesi, kullanımının arttırılması ve karşılıksız çek keşide edilmesini önlemek amacıyla 6728 sayılı "Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" 09.08.2016 tarihinde yürürlüğe girmiş ve bu kanunla Türk Ticaret Kanunu ve Çek Kanunu'nda önemli değişiklikler yapılmış ve çek güncel halini almıştır. Çalışmamızda; yapılan bu güncel değişiklikler ışığında karşılıksız çek kavramı incelenmiştir.
Türk hukukunda suça sürüklenen çocukların yargılanması
Devletler, güçlü bir gelecek inşa edebilmek için çocukların eğitimine ve gelişim süreçlerine büyük önem verir. Bu noktada çocuklara doğru bir eğitimin, sağlıklı bir çevrenin ve yaşlarına uygun rehberliğin sağlanması büyük önem taşır. Ancak çocuklar da suça karışmaktadırlar. Özellikle aile, okul, arkadaş çevresi gibi çeşitli faktörler nedeniyle suça sürüklenmiş çocuklar, ceza yargılamasının konusu haline gelmektedir. İşte bu çalışmada, esas olarak Türk Hukukundaki güncel mevzuat hükümleri dikkate alınarak suça sürüklenen çocukların yargılanması incelenmiştir. Çocuk suçluluğuna dair mevcut kuralların eksiksiz bir şekilde uygulanması ve geliştirilebilecek yönlerinin tespit edilmesi için güncel mevzuatın bilinmesi gerekmektedir. Elbette çalışma boyunca yalnızca çocukların yargılanma usullerinden bahsedilmemiş, çocuk suçluluğuna ilişkin uluslararası hukuktaki düzenlemeler ile mukayeseli hukuktaki yaklaşımlar da ortaya konulmuştur. Özellikle, uluslararası hukuktaki düzenlemelerin mukayeseli hukuka ve Türk Hukukuna etkisini gözlemledikçe çocuklar hakkındaki ilkelerin evrensel ilkeler olduğu daha net anlaşılacaktır. Çalışmamızda çocuklar hakkındaki infaz sürecine de yer verilmiştir. Zira suça sürüklenen çocukları yeniden toplumla uyumlu hale getirebilmek için çözümü yalnızca soruşturma ve kovuşturma evresindeki değişikliklerde aramak hatalı olacaktır. Özellikle çocukların infaz süreçlerinin ardından sosyal yaşama hızlı bir şekilde uyum sağlayabilmeleri için infaz sisteminin titizlikle tasarlanması gerekmektedir. Dolayısıyla, suça sürüklenen çocuklar hakkında evrensel ilkelerle uyumlu bir şekilde geliştirilecek özel düzenlemelerle çocuğun toplumla bütünleşmesi sağlanarak suçtan uzak durmaları sağlanacaktır.
Sağlık mesleği mensuplarının cezai sorumluluğu kapsamında rüşvet suçu
Türk Ceza Kanunu'nun "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenen rüşvet suçu kanunun 252-254. maddelerinde yer almaktadır. En genel tanımıyla rüşvet suçunda kamu görevlisi görevi kapsamında yer alan bir işi yapmak veya yapmamak için haksız menfaat talep etmekte ya da kamu görevlisi olmayan işin muhatabı olan kişi, işin yapılması veya yapılmaması için menfaat temini veya menfaat vaadinde bulunmaktadır. Rüşvet suçu iki taraflı karşılıklı ve olumlu rızalara dayanan spesifik bir suç tipidir. Çalışma kapsamında, sağlık mesleği mensuplarının cezai sorumluluğu rüşvet suçu bakımından incelenmiştir. Özellikle son yıllarda estetik tedavilere yönelik artan talep ve uzun yıllardan beri varlığını sürdüren bıçak parası uygulamalarının rüşvet suçu bakımından değerlendirilmesi yapılmıştır. Uluslararası sözleşmeler ve Anayasa'da insanın en doğal hakkı olarak kabul gören yaşam hakkı ile doğrudan ilgili olan sağlık hizmetlerine makul biçimde ulaşılabilirlik, rüşvet fiilleri nedeniyle zorlaşmakta hatta bazen imkânsız hale gelebilmektedir. Tüm bu gerekçeler ışığında rüşvet suçu sağlık mesleği mensuplarının cezai sorumluluğu da esas alınarak incelenmiştir.
Terörle mücadele suçlarında zorunlu müdafilik
Tez konusu olarak hazırlanan bu çalışmada, ceza yargılamasında genel tanım ve kavramlarla, özellikle terörle mücadele suçları ile ilgili olarak, müdafiliğin yasal şartları, sonuçları araştırılmıştır. Türkiye terör ve sınıraşan organize suçları önlemek ve mücadele etmek amacıyla birçok yasal düzenlemelere sahiptir. Avukat, genel tanımdır ancak müdafii sözcüğü ceza yargılamasında kullanılır ve ceza hukuku ile ilgili bir kavramdır. Örneğin, " hukuk davasında sizin vekilliğinizi yapan avukat müdafi değildir ama bir suç işlemeniz durumunda gerek emniyet, gerek savcılık ve gerekse mahkemede resmi olarak atanan ve sizi savunan avukat, müdafidir."1 Savunma hakkı dünyanın en eski haklarından olup, en temel haklardandır. İnsanın varı oluşu ile, savunma hakkı da ortaya çıkmıştır. "5271 sy. Ceza Muhakemesi Kanunu 149. maddede bulunan düzenleme, müdafi ve avukat yardımından yaralanmayla ilgilidir. Ceza yargılamasında, re'sen araştırma, şüpheden sanığın faydalanması ilkeleri geçerlidir." Ayrıca, işlenen suçun vasıf ve mahiyeti itibariyle uzlaştırma kavramı da önemlidir. Anahtar sözcükler: Adil Yargılanma Hakkı, Savunma Hakkı, Müdafilik, Kamu Davası, Cezai Sorumluluk
Ödeme aracı olarak çek, çekte ''karşılıksızdır'' işlemine sebebiyet verme suçu ve sonuçları
Çek, düzenleyeni tarafından, muhatabı olan bankaya hamili lehine belirli bir tutarın ödenmesi emrini içeren bir tür havaledir. Ticari hayatta nakit yerine kullanımıyla büyük kolaylıklar sağlayan çek, kamu otoritesi tarafından da ticaretin kayıt altına alınması yönüyle teşvik edilmektedir. Çek, ticari hayatta kullanılan en önemli ödeme araçlarından biridir. Türkiye'de çekin ödeme aracı olarak kullanılmasından çok, sağlama aracı olarak kullanılması hususu yoğun olarak tartışılmaktadır. Yasa koyucu bunu açıkça ifade etmese de, uygulamada çekin kredi aracı olma özelliğiyle ilgili sorunlar bir türlü giderilememiştir. Bu konudaki yasal düzenlemeler oldukça yetersiz kalmaktadır. Tez içeriğinde öncelikle çek ile ilgili kavramsal çerçevede tanımlamalar yapılmış, kredi vasıtası olarak kullanımıyla ilgili ortaya çıkan "karşılıksız çek" konusu ve hukuki sonuçları Türk mevzuatında ilgili düzenlemeler çerçevesinde incelenmiştir. Özellikle bu konuda çekin karşılıksız kalmasına sebebiyet veren "karşılıksızdır işlemine sebebiyet verme suçu" hukuki ve cezai yönlerden değerlendirilmiştir. "Karşılıksızdır" işlemine sebebiyet verme suçunun cezalandırılması ve konkordato sürecindeki durumu ve sonuçları da tezde ele alınan diğer konulardır.
Ceza Hukuku kapsamında tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluğu
Tez çalışmamızın konusu ceza hukuku kapsamında tıbbi müdahalelerde hukuka uygunluktur. Tez Çalışmamızın ana teması, ceza hukuku bağlamında hukuka uygun bir müdahale için hangi koşullar gereklidir ? Bu soru baz alınarak konu açıklanmaya çalışılmıştır. İlk bölümde tıbbi müdahale kavramı, tarihsel gelişimi, diğer hukuk dallarıyla ilişkileri irdelenmiştir. Tıbbi müdahalenin hukuk sisteminde neden cezalandırılmadığı ile ilgili farklı görüşler ele alınarak, tıbbi müdahalenin tarafları olan hasta ve hekimin kavramları ile tarafların hak ve yükümlülüklerine değinilmiştir. İkinci bölümde hukuka uygun bir tıbbi müdahale için gerekli olan koşullar belirtilmiştir. Bu bağlamda tıbbi müdahalenin kanunen yetkili bir kişi tarafından icrası, hastanın aydınlatılması ve rızası, tıbbi gereklilik ve tıbbi müdahalenin zamanın bilimsel standartlarına uygun olarak yapılması gerektiği tafsilatlı olarak açıklanmıştır. Hekimin özen yükümlülüğüne aykırı davranmasının kasta ve takdire dayanabileceği, hekimin kusurunun tespiti için zamanın tıp standartlarının geçerli olduğu, objektif ve subjektif özenin buna göre belirleneceği açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise klasik anlamda tıbbi müdahalelerin doğrudan tedavi amacı güttüğünü ancak tıbbın ilerlemesi nedeniyle dolaylı iyileştirme amacı güden tıbbi müdahalelerin olduğu belirtilerek bu bağlamda özellik gösteren ötenazi, kürtaj, genetik müdahaleler, hadım, kısırlaştırma, cinsiyet değişikliği, yapay döllenmeler, açlık grevi, organ ve doku nakli ile tıbbi denemeler açıklanmıştır. Anahtar kelimeler : tıbbi müdahale, malpraktis, hekimin cezai sorumluluğu, hekim, hasta
Ceza hukukunda hata
Ceza hukukunda hata, kişinin norma veya maddi bir vakıaya ilişkin bilgisizliği ya da hatalı değerlendirmesi nedeniyle, tasavvurundaki durum ile gerçek durum arasında meydana gelen uyumsuzluktur. Bu uyumsuzluk, failin kusurluluğuna etki eden ya da kastını ortadan kaldıran bir hal olarak karşımıza çıkmaktadır. Konu; suçun manevi unsuru, maddi unsuru ve hukuka aykırılık unsuru ile doğrudan ilgili bulunmakla birlikte; suç teorisinde pek çok görüşün ileri sürüldüğü, her zaman güncel tartışmalardan beslenen bir kurum olarak kendisini göstermektedir. Ceza hukukunda hata; hukuki hata, fiili hata ve suçta hata başlıkları altında incelenebilecektir. Tezin amacı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümleri çerçevesinde 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile benimsenen farklılıkları da ortaya koyarak, kuruma ilişkin esasları ortaya koymak ve bu alanda yapılan çalışmalara katkı sağlamaya çalışmaktır. Bu kapsamda birinci bölümde ceza hukukunda hata kavramsal açıdan incelenerek, hatanın benzer kavramlardan farkı, ceza hukukunda hata türleri ele alınmıştır. İkinci bölümde hukuki hata ve üçüncü bölümde fiili hata konusu üzerinde incelemelerde bulunulmuş ve bunların görünüş biçimleri ve ceza sorumluluğuna etkileri üzerinde durulmuştur. Dördüncü ve son bölümde ise işlenemez suç ve sözde suç müesseseleri suçta hata başlığı altında açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır.
İhmali suçlar bağlamında hekimin cezai sorumluluğu
Bu tez, esas itibariyle, ihmali suçlar bağlamında tabiplerin ceza sorumluluğuna ilişkindir. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir ve suçta ve cezada kanunilik ilkesine anayasal ve daha geniş biçimde de yasal bir ilke olarak yer verir. Türk ceza hukuku öğretisinde, suçların esas itibariyle icrai olarak işlenebileceği, bazı suçların ise ihmali olarak işlenebileceği eskiden beri ifade edilmektedir. İhmali suçlar da kendi arasında gerçek (saf) ihmali suçlar ve görünüşte (garantörsel) ihmali suçlar olarak ikiye ayrılır. Gerçek ihmali suçlar, Türk ceza hukuku bakımından 5237 sayılı TCK'nın özel hükümler kısmında düzenlenmiştir. Buna karşılık görünüşte ihmali suçlara daha önceki kanunda yer verilmezken yeni TCK'da bunların özel hükümler içerisinde düzenlendiğini görürüz. Görünüşte ihmali suçların kendine özgü bazı yönleri vardır. İhmali davranışın kuramsal olarak açıklanması, teminat yükümlülüğü (garantörlük) kavramının ne olduğunun açıklanması, kaynaklarının ne olduğunun izahı ve ihmali davranışın icrai davranışa denk olması meselesi bunlar arasındadır. Tabiplik ve tababet, tarihin çok eski zamanlarından beri bilinen bir meslek ve uygulama alanıdır. İlerleyen süreç zarfında paternalist tabiplik anlayışı yerini daha eşitlikçi bir ilişkiye bırakmıştır. Kişi özerkliği ve bireyin kendi geleceğini belirleme hakkı kavramlarının yasalarda daha güçlü biçimde vurgulanması bu değişimde rol oynayan mühim faktörlerden biridir. Tıbbi müdahalenin kötü uygulanmasından kaynaklanan zararlı neticeler bakımından sorumluluğun varlığı eski zamanlardan beri söz konusudur. Tabiplerin suç teşkil eden eylemleri gerek Türk Ceza Kanunu gerekse cezai hükümler içeren diğer kanunlar vasıtasıyla tecziye edilebilir. Hukuk kuralları, umumiyetle, kişilere "belirli şekilde davranmama" yükümlülüğü getirir. Bu doğrultuda, "Bir kişiyi öldürmek veya yaralamak", "rızası olmaksızın başka birinin malını almak", "eziyet etmek", "çocuğa cinsel istismarda bulunmak" gibi davranışları yasaklar. Böylesi davranış kurallarına; "yasaklayıcı davranış kuralları" adı verilir. Yasaklayıcı davranış kurallarının ihlal edilmesi durumunda "icrai suçlar" ortaya çıkar. Modern toplumlarda kişilere "belirli şekilde davranma yükümlülüğü" getiren davranış kuralları da vardır ki bunlar "emredici davranış kuralları" olarak adlandırılır. Kişilere "belirli şekilde davranış yükümlülüğü" getiren emredici normların oluşturduğu fiillere ceza hukuku kuramında "ihmali suçlar" denilmektedir. Tez çalışmamızın sınırlarını esas itibariyle tabiplik mesleği dahilinde işlenebilecek belli başlı gerçek ve ihmali suçlar oluşturmaktadır. İlkin ihmali suçlar kuramsal yönleriyle geniş biçimde ele alınmış, tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğu koşulları, ülkemizde tababet alanını düzenleyen başlıca mevzuat, savunmacı tıp uygulamaları üzerinde geniş olarak durulmuştur. Tabibin işleyebileceği gerçek ve ihmali suçlar ayrı ayrı başlıklar halinde incelenmiştir. Ötanazi ve bilhassa pasif ötanazi uygulamasının ceza hukuku bakımından yeri, önemi ele alınmış, ihmali suçlar bakımından konu ayrıntılı şekilde değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tabip, Ceza hukuku, Sorumluluk, İhmali suç, Savunmacı tıp, Ötanazi
Türk hukukunda suça sürüklenen çocukların muhakemesi
Türk Ceza Hukuku'nda suça sürüklenmiş çocukları yargılama aşamalarının yıpratıcı ve olumsuz etkilerinden korumak için yetişkinlerden farklı düzenlemeler getirilmiştir. Bu özellikli yargılama usullerinin temeli olan çocuğun üstün yararının gözetilmesi ilkesinin temel amacı çocuğu yargılama sonuna kadar koruyarak koruyucu destekleyici tedbirlerle topluma kazandırmaktır. Çalışmamızın birinci bölümünde, ceza hukukundaki çocuk kavramları ve çocuk suçluluğu üzerinde durulmuştur. Suça sürüklenmiş olarak kabul edilen çocuğun kusur yeteneğinin ve kusurlu halinin başladığı yaş kabul edilen 12 yaş öncesi ve sonrası dönemlere ilişkin değerlendirmeler yapılmış ve dönemler incelenmiştir. İkinci bölümüzde, şüpheli konumunda olan çocuğunsoruşturma aşamalarındaki özel ifade ve sorgu usulleriyle birlikte gerçekleştirilen koruma tedbirlerinden bahsedilmektedir.Soruşturma aşamasının sonlanması sonrası kamu davasının açılması veya açılmasını erteleyen durumlardan bahsedilmiştir. Son bölümümüz kovuşturma evresinin temeli çocuk mahkemelerinde yapılan duruşmaya dair özellikli haller değerlendirilmiştir. Kovuşturma evresinin sonlanması olan, beraat ya da mahkûmiyet hali değerlendirilmiştir. Suçlu olan ve cezaya mahkûm edilen bu çocuklar hakkında verilen kararlarda hapis cezası ve adli para cezasının tercih nedenleri ile ağırlıklı verilen cezaların istatistikleri incelenerek çocukların topluma kazandırılması için veriler elde edilmiştir.
İslam ve Türk ceza hukukunda akrabalığın suç ve cezalara etkisi
Hazırlamış olduğumuz tezimizin konusu İslam hukukunda ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nda suçlu ile mağdurun birbirlerinin akrabaları olmaları durumunda aralarında var olan bu akrabalık ilişkisinin suç veya cezaya nasıl ve ne derecede etki ettiğinin araştırılmasıdır. Tezimiz giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezimizin amacı ve kaynakları konulara değinilmiştir. Birinci bölümde İslam ve Türk Ceza Hukuku'ndaki suç ve ceza kavramlarına ve bu kavramların unsurlarına yer verilmiştir. İkinci bölümde İslam hukukundaki had suçları ile kısas suçları ve cezaları hem basit şekilleri açısından hem de suçlu ile mağdurun birbirlerinin akrabaları olmaları açısından ele alınmıştır. Sonuç bölümünde ise ulaşılan bulgular değerlendirilerek çalışma sonlandırılmıştır.
Türk hukukunda marka hakkı ve marka hakkına karşı işlenen suçlar
Marka suçları 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 30. maddesinde üç suç tipi şeklinde yedi bent olarak, marka hakkına tecavüze ilişkin cezai hükümler başlığı altında düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile marka suçlarına ilişkin daha önce yer alan yasal düzenlemelerde ki eleştirilere büyük ölçüde çözüm getirildiği söylenebilir. Markanın özellikle ticari hayatta kapladığı alanın artması ile gerek marka hakkı sahipleri gerek markayı kullanan tüketicilerin gerekse de ticaret piyasasının korunması için markanın cezai düzenlemelere konu olması zorunluluğu doğmuştur. Bu çerçevede yasa koyucu kanuni düzenleme de üç tip marka suçuna yer vermiş ve bu suçlara ilişkin ayrı ayrı cezalar öngörmüştür. Yine yasa koyucu ancak markanın tescilli olması ve şikâyetin bulunması halinde soruşturma ve kovuşturmanın yapılabileceğini hükme bağlamıştır. Bunların yanı sıra tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri ve de etkin pişmanlığında bu suçlara uygulanması mümkündür. Anahtar Kelimeler: Marka suçları, Markaların korunması, Marka İhlaline Karşı Cezai koruma, Marka İhlallerinin Yaptırımı, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu.
Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında marka hakkına tecavüz halinde hukuki ve cezai sorumluluk
Bu yüksek lisans tezinin amacı, 6769 sayılı Sınai ve Mülkiyet Kanunu kapsamında, markanın tescili, korunması ve marka hakkının ihlali halinde, marka sahiplerinin hukuki sorumlulukları ile marka hakkını ihlal eden kişilere yönelik cezai sorumlulukların ele alınmasıdır. Tez çalışmasının konusunu oluşturan marka hakkının genel çerçevesinin ele alındığı birinci bölümde ulaşılan sonuçlarda Türkiye'nin marka hakkının korunması hakkında 1883 tarihli Paris Konvansiyonu, WIPO kuruluş sözleşmesi, Dünya Ticaret Örgütü gibi birçok uluslararası sözleşmeye katıldığı görülmüştür. Bunun yanında markanın tanımı unsurları, markanın elde edilmesi, markanın ret sebepleri ve çeşitleri, markanın fonksiyonları, marka türleri ve markanın tescil aşamaları hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde ise 10.01.2017 tarihli 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile marka hakkının korunması hakkında yürürlüğe sokulan daha önceki KHK'lardan farklı olarak sınai ve mülkiyet hukukuna daha kapsamlı bir yapı kazandırıldığı görülmekle birlikte, tez konusuna ilişkin olarak 6769 sayılı kanunla marka hakkının korunması, marka hakkının ihlali hali ve marka hakkının ihlalini içeren fiiller ve marka hakkını ihlalinin internet yoluyla yapılması gibi durumlar birlikte ele alınmıştır. Buna göre marka hakkına tecavüzü içeren fiillerin varlığı durumunda 6769 sayılı kanun kapsamında hukuki sorumluluklar, hukuki tedbirler ve cezai hükümlerle öngörülen dava çeşitleri incelenmiş ve yüksek mahkemelerin marka hakkının ihlali kapsamında açılan davalara ilişkin kararları ve içtihatları ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Marka hakkı, Mülkiyet, Sınai hak
Hapis cezasına seçenek yaptırımlar
Bu tez, üç bölümden müteşekkildir. Birinci bölümde, onarıcı adalet yap-tırımı ve toplum içerisinde infaz edilen ceza hukuku yaptırımları, cezalandır-maktaki amaçlar bakımından incelenmiştir. Cezanın meşruluğuna sebep olarak gösterilen, caydırma, olanaksızlaştırma, ıslâh, rehabilitasyon, karşılığını verme, düzeltme, onarma teorileri ve sosyal teoriler incelenmiştir. Türk Hukukundaki cezalandırmaktaki amaç tespit edilmeye çalışıldıktan sonra, cezanın esası ve cezalandırmaktaki amaç konusundaki görüşümüz olan ?bütüncül teori? açıklanmaya çalışılmıştır. Birinci bölüm, bütüncül teoride kısa süreli hapis cezaları ile onarıcı adalet yaptırımının ve toplum içerisinde infaz edilen ceza hukuku yaptırımlarının cezalandırmaktaki amaçlar ve cezanın sahip olması gereken nitelikler bakımından mukayesesiyle nihayetlenmektedir.İkinci Bölüm, ?Onarıcı Adalet Yaptırımının Ve Toplum İçerisinde İnfaz Edilen Ceza Hukuku Yaptırımlarının Ceza Adaleti Sistemindeki Yeri?, konu-nun kavramsal çerçevesinin ve kapsamının ele alınmasıyla başlamaktadır. İkinci olarak, bu bölümde, onarıcı adalet yaptırımının ve toplum içerisinde infaz edilen ceza hukuku yaptırımlarının hukuki niteliği incelenmiştir. İkinci Bölüm, önerdiğimiz ?kademeli sistem?in açıklamasını da içine alan, ?onarıcı adalet yaptırımının ve toplum içerisinde infaz edilen ceza hukuku yaptırımla-rının ceza adaleti sistemindeki üst kategorileri? konusuyla sona ermektedir.Üçüncü Bölüm, onarıcı adalet yaptırımının ve toplum içerisinde infaz edilen ceza hukuku yaptırımlarının tayinleri ve türleri üzerinedir. ?Seçenek yaptırıma çevirme şartları ile başlayan üçüncü bölüm, seçenek yaptırım hükmünün hukukî sonuçlarının ve seçenek yaptırım türlerinin incelenmesiyle sonlanmaktadır.Anahtar Kelimeler: ?Seçenek yaptırım?; ?seçenek tedbir?; ?seçenek ceza?; ??erteleme?; ?cezalandırmaktaki amaç?; ?müeyyide?; ?yaptırım?; ?ceza?; ?güvenlik tedbiri?; ?ikameli yaptırım?; ?bütüncül teori?; ?kademeli yaptırım sistemi?.
Türk medyasında hukuk ihlalleri ve cezai müeyyidelerin hukuksal dayanakları
Bilgi ve iletişim teknolojilerinde görülen baş döndürücü hızdaki gelişim ve değişim, insanların özel hayatlarına müdahale yöntemlerini de kolaylaştırmış ve oldukça çeşitlendirmiştir. Bu bağlamda basın, radyo, televizyon ve internet yolu ile kişilere ve mala karşı işlenen suçlarda önemli bir artış görülmeye başlanmıştır. Günümüzde toplumsal hayatı etkilemede dördüncü kuvvet sayılan medyadaki baş döndürücü hızlı gelişmeye paralel bir şekilde, insanın sadece ve sadece insan olması sebebiyle sahip olduğu en temel ve vazgeçilmez haklardan olan özel hayatın gizliliği ve diğer kişilik haklarının da ciddi şekilde korunması gerekmektedir. Bu da özel hayatın gizliliği, ifade ve iletişim özgürlüğü gibi kavramların karşı karşıya gelmesine neden olmaktadır. İnsanların düşünce ve ifade özgürlükleri ile haber alma özgürlüklerini rahatlıkla kullanabilme hakları nasılki medya sayesinde mümkün oluyor ise; medyanın da bu işlevini yerine getirirken hukuka uygun şekilde hareket etmesi gerekmektedir. Medya organları görevlerini ifa ederken hukuka uygun hareket etmez ise veya hukuka uygunluk sınırını aşar ise toplum ve devlet düzeninin korunması için çeşitli müeyyideler söz konusu olabilecektir.