Dental caries

109 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Bulaşıcı olmayan kronik hastalıklar ile ağız ve diş hastalıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bulaşıcı olmayan kronik hastalıklar sadece gelişmiş ülkeler değil gelişmekte olan ülkeler de dahil olmak üzere tüm dünyada ölüm nedenleri arasında başı çekmektedir. Bunların nedenlerinin çok faktörlü oluşu nedeniyle, sıklığı azaltmak için önlenebilir nedenleri belirlemenin önemli olduğu vurgulanmalıdır. Burada en sık ölüm nedenleri arasında yer alan 3 hastalık grubu, 1. Kardiyovasküler Hastalıklar, 2. Diabetes Mellitus ve 3. Kanserler incelenecektir. Bulaşıcı olmayan hastalıklar ölüm nedenleri arasında önemli bir yer kaplamaktadır. Literatürde bu hastalıkların ortaya çıkışında ya da engellenmesinde etkili olabilecek nedenler arasında ağız, diş sağlığı hizmetleri bulunmaktadır. Tez'in birincil amacı bulaşıcı olmayan hastalıklar ile dişeti hastalıkları ve diş çürüğü arasındaki ilişki olup olmadığını araştıran literatürü inceleyerek, ağız sağlığı hizmetlerinin bu hastalıkların önlenmesi ve ortaya çıkışının geciktirilmesindeki önemini vurgulayarak sağlık yöneticilerinin ağız sağlığına yönelik koruyucu ve tedavi edici uygulamaların önemine dikkatini çekmektir. Kardiyovasküler sistemde meydana gelen hastalıklarda oral patojen bakterilere rastalanılması sonucu; kötü ağız hijyeni eksik diş, periodontal hastalıklar arasında ilişki üzerinde durulmuştur. Çalışmalar, glisemik kontrol yokluğunun diş çürüğünün oluşması ve ilerlemesi üzerinde büyük bir etkisi olduğunu, diş çürüğü riskini ve çürüğün şiddetini artırdığını göstermektedir. Kanseri tedavi etmek amacıyla verilen radyoterapi ve kemoterapi özellikle baş boyun kanserlerinde, oral dokular travmaya karşı daha duyarlı olmaları sebebiyle hasara yol açabilir. Ağız hastalıkları dünya çapında önemli bir halk sağlığı yükü olmaya devam etmesi nedeniyle ağız sağlığını, küresel risk gündemine ortak risk faktörü yaklaşımıyla entegre etmek büyük önem taşımaktadır. Kardiyovasküler hastalık, diyabet, kanserler ile diş çürüğü ve periodontal durum arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalar daha geniş populasyonlarda ve uzun süreli olarak yapılmalıdır.

Ağız sağlığıDiş sağlığı araştırmalarıDiş çürükleri+3
Emel Ayaz
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konvansiyonel teknik ve stamp tekniği ile uygulanan farklı kompozit rezin materyallerin mikrosızıntı özelliklerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, çocuk diş hekimliğinde giderek daha sık tercih edilen stamp tekniğinin, farklı kompozit rezin materyallerle birlikte kullanıldığında mikrosızıntı üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kompozit rezinlerin fiziksel yapıları, polimerizasyon davranışları, doldurucu morfolojileri ve viskoziteleri, restorasyonun marjinal adaptasyonu üzerinde belirleyici olduğundan, klinik başarı hem materyal seçimi hem de uygulama tekniği ile ilişkilidir. Güncel literatürde stamp tekniği işlem hızını arttırarak süresini azaltması, oklüzal morfolojiyi tekrarlanabilir şekilde oluşturması ve çocuk hastanın koltukta oturma süresini azaltması nedeniyle önemli bir alternatif tir.Bununla birlikte tekniğin farklı kompozit materyallerle etkileşimine yönelik bulgular sınırlı ve tutarsızdır. Bu in vitro çalışmada toplam 120 adet çürüksüz üçüncü molar dişi üzerinde standartlaştırılmış sınıf I kaviteler hazırlanmış ve dört farklı kompozit materyal (G-ænial, Nova, Quixfil, Estelite) iki farklı teknikle (konvansiyonel ve stamp) uygulanmıştır. Örnekler termal siklus işlemine tabi tutulmuş, ardından boya penetrasyonu yöntemiyle mikrosızıntı analizleri yapılmıştır. Taramalı elektron mikroskobu (SEM) kullanılarak kompozit-dentin arayüzündeki morfolojik yapı incelenmiştir. Kompozit türü mikrosızıntı üzerinde en belirleyici faktör olarak öne çıkmıştır. Quixfil materyali her iki teknikte de düşük mikrosızıntı değerleri göstermiştir. Stamp tekniğinin genel etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamış olsa da özellikle Estelite ile kullanıldığında mikrosızıntıyı belirgin şekilde azalttığı saptanmıştır. Buna karşın G-ænial ve Nova materyallerinde teknik farklılıklarının anlamlı bir etkisi gözlenmemiştir. SEM bulguları da mikrosızıntı skorlarını desteklemiş; akışkan bulk-fill kompozitlerle stamp tekniği birlikte uygulandığında daha düzenli bir marjinal arayüz elde edilmiştir. Çalışmanın sonuçları, stamp tekniğinin mikrosızıntı açısından tek başına belirleyici bir yöntem olmadığını; ancak özellikle düşük viskoziteli ve akışkan karakterli kompozitlerle uyumlu olduğunda marjinal adaptasyonu iyileştirebileceğini göstermektedir. Materyalin doldurucu oranı, partikül yapısı ve polimerizasyon davranışı uygulama tekniğinden daha baskın bir rol oynamaktadır. Bu nedenle çocuk diş hekimliğinde stamp tekniğinin kullanımı, uygun materyal seçimi ile birleştirildiğinde uygulama süresini kısaltan ve morfolojiyi öngörülebilir kılan pratik bir alternatif olarak değerlendirilebilir. Gelecek çalışmaların micro-CT gibi üç boyutlu görüntüleme yöntemleriyle ve farklı kavite konfigürasyonlarını içerecek şekilde genişletilmesi, tekniğin klinik geçerliliğini güçlendirecektir.

Diş hekimliğiDiş çürükleriPedodonti
Elif Yaren Doğrul
Selçuk University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Erken çocukluk çağı çürüğünde candida varlığının değerlendirilmesi

Çalışmamızda, Uşak ilinde yaşayan 71 ay ve daha küçük çocukların tükürük ve dental plak örneklerinde şiddetli erken çocukluk çağı çürüğü (Ş-EÇÇ) ve erken çocukluk çağı çürüğünün (EÇÇ) etiyolojik faktörleri arasında yer almaya başlayan Candida varlığının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza; 71 ay ve daha küçük, sistemik olarak sağlıklı, son 3 ay içerisinde ilaç kullanmayan, intraoral patoloji görülmeyen, dental tedavi deneyimi olmayan, intraoral aparey kullanmayan, koopere ve gönüllü 60 çocuk dahil edilmiştir. Çalışmamız 20'şer kişiden oluşan Ş-EÇÇ, EÇÇ ve kontrol gruplarındaki çocukların klinik muayenelerinin yapılması, alınan dental plak ve tükürük örneklerinin Candida varlığı ve Candida türleri açısından değerlendirilmesi ile gerçekleştirilmiştir. Ş-EÇÇ ve EÇÇ gruplarının tükürük örneklerinde Candida varlığı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulunurken dental plak örneklerinde ise gözlemsel olarak fazla olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Ş-EÇÇ grubu tükürük ve dental plak örneklerinde EÇÇ grubuna göre gözlemsel olarak fazla Candida tespit edilmiştir. Kontrol grubu örneklerinde ise Candida gözlemlenmemiştir. Ş-EÇÇ grubu tükürük örneklerinde Candida albicans, Candida krusei, Candida glabrata ve Candida tropicalis, dental plak örneklerinde ise Candida albicans bulunduğu görülmüştür. EÇÇ grubu tükürük ve dental plak örneklerinde Candida albicans, Candida krusei, Candida glabrata türleri tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Ş-EÇÇ ve EÇÇ patogenezindeki potansiyel rolünden bahsedilen Candida'ların tükürük ve dental plaktaki varlığının bireysel risk değerlendirilmesi için önemli olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca geçiş yollarının tanımlanması ve önlenmesinin EÇÇ prevalansının azaltılmasında faydalı olabileceği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Candida, Dental plak, Diş çürüğü, Tükürük

Dental plakDiş sağlığı araştırmalarıDiş çürükleri+4
Esra Özgöçmen
Uşak University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ebeveynlik stilleri, çocuğun dental anksiyete durumu ve ağız diş sağlığı ilişkisi

Ebeveynlik stillerinin, çocuğun dental anksiyetesi ve ağız ve diş sağlığına olan etkisi, gelişmeye başlayan bir konudur. Ülkemizde bu konudaki çalışmaların sayısı oldukça sınırlıdır. Çalışmamızda, ebeveynlik stillerinin, Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran 3-12 yaş arası çocukların ağız ve diş sağlığı ve dental anksiyeteleri üzerindeki etkisini değerlendirmek amaçlanmıştır ve 524 çocuk hasta ve ebeveynlerinin verileri incelenmiştir. Çocuklar 3-6 ve 7-12 olmak üzere iki yaş grubu altında incelenmiştir. Ebeveynlik stilleri, Ebeveynlik Stilleri ve Boyutları Anketi ile, çocuğun anksiyetesi tüm çocuklarda Modifiye Yale Preoperative Anksiyete Skalası ve nabız ölçümü, 3-6 yaş grubunda Modifiye Çocuk Dental Anksiyete Skalası (yüzler versiyonu), 7-12 yaş grubunda Çocuk Korku Değerlendirme Skalası-Dental Alt Ölçeği ile, ağız sağlığı ise dft/DMFT, ICDAS, plak indeksi ve gingival indeksler ile kaydedilmiştir. Örneklemde, %97,7 oranında demokratik ebeveynlik stili tespit edilmiştir. İzin verici ebeveynliğin erkek çocuklara, kız çocuklarına kıyasla daha fazla uygulandığı ve izin verici ebeveyni olan çocukların, demokratik ebeveyni olanlara göre daha yüksek anksiyeteye sahip olduğu bulunmuştur (p=0,006 ve p=0,041). Demokratik ebeveynlerin, çocuğunun olumlu beslenme alışkanlıkları geliştirebilmesindeki kontrolü, izin verici ebeveynlere göre daha yüksek bulunmuştur (p=0,029). Ebeveynlik stilinin çocuğun dental anksiyetesine etkisi olduğu tespit edilirken, ağız sağlığı üzerinde direkt etkisi bulunamamıştır ancak ağız ve diş sağlığı alışkanlıklarına etkisi olduğu tespit edilmiştir. Ebeveynlik stilinin, çocuğun dental anksiyetesine ve ağız diş sağlığına etkisi ile ilgili daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

Aile otorite stilleriAna-babaAna-baba tutumu+7
Işıl Kaçmaz
Uşak University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine başvuran hastaların sağlık okuryazarlığı ve tedavi gereksinimi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Ağız ve diş sağlığı ile genel sağlık ayrılmaz bir bütündür. Bireylerin sağlık okuryazarlığı seviyesi genel sağlığı etkilediği gibi ağız ve diş sağlığını da etkilemektedir. Ağız sağlığının kötü olması, yapılması gereken tedavilerin artmasına sebep olduğu için sağlık sistemi üzerindeki yükün artmasına neden olur. Koruyucu tedavilerin uygulanması ileri seviyedeki tedavilere ihtiyaç olmasının önüne geçer ve sağlık alanında yapılan harcamaların azalmasını sağlar. Literatürde çürük sayısı ile sağlık okuryazarlığı seviyesi arasındaki ilişkinin incelendiği çalışma sayısı yeterli değildir. Diş çürüğü kendi başına genel sağlığı etkilemese de ilerlediği durumda kanal tedavisi, periodontal problemler ve diş çekimine sebep olarak çene eklemi problemleri, sindirim zorluğu ve estetik görünüşteki bozulma sebebiyle psikolojik problemlere neden olabilir. Çürük prevelansının azaltılması için bireylerin sağlığın korunması konusunda bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Ancak kültürel farklılıklar ve beslenme alışkanlıklarnın farklı olması gibi sebeplerle toplumlar arasında çürük prevelansı, sağlık okuryazarlığı seviyesiyle her zaman ilişki göstermeyebilir.

Ağız sağlığıDiş hastalıklarıDiş çürükleri+4
Özhan Yağcı
Uşak University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Süt ikinci azı dişlerine farklı teknikler kullanılarak uygulanan hall tekniğinin masseter kasına olan etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada, çocuk hastalarda Hall Tekniği ve Modifiye Hall Tekniği uygulaması sonrası masseter kaslarındaki değişimin ultrasonografi yöntemi ile değerlendirilmesini amaçlanmıştır. Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Ana Bilim Dalı'na rutin muayene veya tedavi amacıyla başvuran, herhangi bir sistemik rahatsızlığı bulunmayan, 4-7 yaş aralığında 147 hasta ağız içi muayenesi ve radyolojik değerlendirmeleri yapılarak çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya katılan hastaların, 72'sini erkek (%49,3), 74'ünü kız (%50,7) hastalar oluşturdu. Hastalar eşit üç gruba ayrıldı. Birinci grupta 49 hastaya standart Hall Tekniği'i, ikinci grupta 49 hastaya Modifiye Hall Tekniği'i uygulandı. Üçüncü gruba herhangi bir çürük dişi bulunmayan sağlıklı 49 çocuk dahil edildi ve kontrol grubu olarak değerlendirildi. Hall Tekniği grubundaki bir hasta kontrol randevularına gelmemesi sebebiyle çalışmadan çıkarıldı. Hall Tekniği ve Modifiye Hall Tekniği'te pulpal enfeksiyon şüphesi olmayan süt ikinci azı dişinde çürük tespit edilen hastaların tek bir dişine paslanmaz çelik kron yerleştirildi. Kronların 23 tanesi (%23,7) sağ üst süt ikinci azı dişe, 19 tanesi (%19,6 ) sol üst süt ikinci azı dişe, 27 tanesi (%27,8) sol alt süt ikinci azı dişe ve 28 tanesi (%28,9) sol alt süt ikinci azı dişe uygulandı. Üçüncü grupta herhangi bir restoratif işlem uygulanmadan (kontrol grubu) masseter kasının ultrasonografik görüntüleme ölçümü yapıldı. Hastalar başlangıç ve 1., 3. ve 6. aylarda kontrol randevularına çağırılarak masseter kas kalınlıkları ultrasonografik görüntüleme ile ölçüldü. İstatistiksel analizlerde Mann Whitney U, Kruskal Wallis Testi, Dunn Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Friedman Testi ve Wilcoxon Testi kullanılarak yapılan değerlendirmeler ortalama ± standart sapma ve ortanca (minimum – maksimum) şeklinde sunuldu. Önem düzeyi p<0,050 olarak alındı. 6 aylık değerlendirmeler sonucunda her iki tekniği radyolojik ve klinik olarak %100 başarı gösterdi. Masseter kas kalınlığı değerlendirmelerinde, 1.ay ölçümleri sonucunda Hall Tekniği ve Modifiye Hall Tekniği grubunda kontraksiyon pozisyonunda istatistiksel olarak anlamlı kalınlaşma görüldü (p=0,005, p<0,001). İstirahat pozisyonunda ise anlamlı bir değişme görülmedi. 6.ay ölçümlerinde ise Modifiye Hall Tekniği grubunda hem kontraksiyonda hem de istirahatte tedavi öncesine göre azalma görülürken, Hall Tekniği grubunda başlangıç değerlerine göre kalınlaşma görüldü. Sağlıklı grupta yapılan ölçümlerde ise masseter kasının istirahat pozisyonu ölçümlerinde anlamlı artış görülürken (p<0,001), kontraksiyon pozisyonunda anlamlı olmasa da artış olduğu görüldü. Hall Tekniği ve Modifiye Hall Tekniği özellikle dental anksiyete sahip küçük yaş grubu hastalarda tedavi başarısını göz önünde bulundurarak bir tedavi alternatifi olabilir. Ancak, Hall Tekniği'in kaslara olan etkisinin ultrasonografi ile inceleyen çalışmalar oldukça sınırlıdır. Daha büyük örneklem boyutu ve daha uzun takip süresiyle Hall tekniğin kas ve temporomandibular ekleme(TME) etkisini araştırmanın önemli olduğu düşünülmektedir.

Azı dişleriDiş çürükleriDiş çürüğünü önleyici ajanlar+4
Ayşe Betül Demirciler
Uşak University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Üst süt kesici dişlere uygulanan kompozit kron ve zirkon kronların klinik başarılarının değerlendirilmesi

Süt ön dişlerin restorasyonu; süt ön dişlerin hacminin diğer dişlere göre küçük olması, pulpa dokusunun mekanik açılım riskinin daha yüksek olması, nispeten ince mineye sahip olması ve restorasyonların estetik özelliği nedeniyle göreceli yüksek tedavi maliyeti gibi nedenlerle daha güçtür. Öte yandan, süt dişlerinin daimi dişlerin sürme zamanı gelene kadar korunması ve restore edilmesi, estetik ihtiyaçların ötesinde oklüzyon rehberliği yönünden çok önemlidir. Amerikan Pediatrik Diş Hekimliği Akademisi (AAPD) tarafından bu amaçla önerilen yaklaşımlardan kompozit rezin strip kronlar ve prefabrike zirkon kronlar diş hekimliğinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmaya, 3-5 yaş aralığında, üst çenede en az iki süt kesici dişinde kron uygulama endikasyonu gerektirecek düzeyde büyük çürük lezyonları bulunan, kız ve erkek toplam 25 birey dahil edilmiştir. Klinik ve radyolojik muayeneler sonrasında belirlenen tedavi planlamaları çerçevesinde kompozit strip kron veya estetik zirkon kronlar uygulanmıştır. Tedavilerin tamamlanmasını takiben 1,6,12 ve 18. aylarda hastalar klinik ve radyografik kontrollerin yapılması amacıyla çağırılmıştır. Plak indeksi, gingival sağlık, kron retansiyonu ve başarısı, renk uyumu, klinik pulpal sağlık (spontan ağrı, mukozada şişlik/fistül varlığı, mobilite, perküsyon/palpasyon hassasiyeti) ve radyografik olarak pulpal sağlığı (periradiküler/interradiküler radyolusensi, lamina dura kaybı, internal/eksternal kök rezorpsiyonu, pulpa kanal obliterasyonu) değerlendirilmiştir. Ek olarak 6 ve 12. ayda radyografik kontroller yapılmıştır. Grupların klinik ve radyografik değerlendirmelere ilişkin veriler istatistiksel olarak Fisher'ın kesin ki kare testi, Cochran Q testi, Friedman'nın 2 yönlü varyans analizi, Kruskal-Wallis tek yönlü varyans analizi ve marjinal homojenlik testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Zirkon kronlar retansiyon, renk uyumu, restorasyon başarısı ve gingival sağlık yönünden daha başarılı olarak bulunmuştur. Ayrıca daha düşük plak indeksi ve gingival indeks değerleri göstermişlerdir.

Diş çürükleriDişlerKesici dişler+6
Merve Özdemir
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek florür konsantrasyonuna sahip iki farklı materyalin kompozitin dentine bağlanma dayanıklılığına etkisinin incelenmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı, dentin çürüğü ve dentin aşırı duyarlılığı tedavilerinde kullanılan yüksek florür konsantrasyonuna sahip iki farklı materyalin, uygulandıktan hemen sonra ve yaşlandırıldıktan sonra kompozitin sağlam ve demineralize dentine bağlanma dayanıklılığına etkisini araştırmaktır. Bu çalışmaya çürüksüz 60 adet insan büyük azı dişi dahil edilmiştir. Dişlerden on tanesi rastegele bir şekilde tarama elektron mikroskop görüntüleme işlemi için ayrılmıştır. Dişler bukko-lingual/palatinal yarı olmak üzere ikiye bölünmüş, akrilik blokların içerisine yerleştirilmiş ve bukkal/lingual/palatinal mine uzaklaştırılarak 100 adet dentin örneği oluşturulmuştur. Dentin örneklerinin yarısı demineralizasyon solüsyonunda bekletilerek demineralize edilmiştir. Ardından örnekler her bir grupta örnek sayısı (n=10) olacak şekilde rastgele 10 gruba ayrılmıştır. Deney gruplarında topikal florürlü ajanlar, gümüş diamin florür solüsyonu/potasyum iyodür(GDF/KI; Riva Star, SDI, Avustralya) ve florürlü vernik(FV; Fluor Protector, Ivoclar Vivadent, Lihtenştayn) dentin yüzeylerine uygulanmış ve uygulama sonrası hemen ve florürlü ürünler termal siklus ile yaşlandırıldıktan sonra universal bir adeziv (Solare Universal Bond, GC, Japonya) ile kompozit rezin (Gradia Direct Posterior, GC, Japonya) tüm örneklere bağlanmıştır. Kompozit rezin bağlanmasının ardından tüm örneklere termal siklus ile yaşlandırma uygulanmıştır. Bağlanma dayanıklıklılığını ölçmek için makaslama bağlanma dayanıklılık testi (MBDT) uygulandı. MBDT ardından örnekler stereomikroskop altında incelenerek kırılma tipleri değerlendirilmiştir. Tüm gruplar arasında makaslama bağlanma dayanıklılık testi ortalama değerlerinde fark olup olmadığı Tek Yönlü ANOVA ile belirlenmiştir. Genel veri karşılaştırması amacıyla, aşağıdaki bağımlı değişkenlerle Üç Yönlü ANOVA analizi yapılmıştır: zaman (florürün termal yaşlandırması ve sonrası), florür tedavileri (GDF/KI, FV) ve dentinin durumu (demineralize ve sağlam). Gruplar arasında farklılık olması durumunda Post Hoc karşılaştırma testleri kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p=0,05 olarak alınmıştır. Florürlü ürünlerin kullanımı kontrol gruplarına göre bağlanma dayanıklılığında anlamlı bir fark oluşturmamıştır (p>0,05). İki ürün arasında bağlanma dayanıklılığına etkisi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0,05). Florürlü materyallerin yaşlandırılması hemen bağlanma yapılan gruplara göre bağlanma dayanıklılığını anlamlı olarak azaltmıştır(p<0,05). Sağlam dentin grupları demineralize dentin gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek bağlanma dayanıklılık değerleri göstermiştir (p<0,05). GDF/KI ve FV kullanımı, kompozit restorasyonların sağlam ve demineralize dentine bağlanma dayanıklılığını olumsuz etkilememiştir.

Dental bondingDental materyallerDental restorasyon+5
İlknur Elitok
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Florür salımı yapan restoratif materyallerin etkilenmiş dentine etkilerinin mikro-bt ile analizi ve restorasyonlara komşu diş dokularına remineralize edici etkilerinin incelenmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı; güçlendirilmiş restoratif cam iyonomer siman (Fuji BULK), cam hibrit restoratif sistem (EQUIA Forte Fil) ve giomerin (Beautifil Bulk Restorative) florür salımları, restorasyona komşu mine dokusu mikro sertlikleri ve dentin dokusunun mineral yoğunluğu üzerine etkilerinin incelenmesidir. Florür salımı ve komşu mine dokusu mikro sertliği analizlerinin yapılması için çekilmiş insan molar diş kronlarının ortasına 3×1,5×1,5 mm boyutlarında preparasyonlar yapılmış, bu preparasyonların yarısı kontrol için dental mum, diğer yarısı ise test edilen materyal ile doldurulmuş (n=8) ve 37°C'de 24 saat distile suda bekletilmiştir. Bu işlemleri takiben örnekler, 5 gün süreyle pH döngüsüne maruz bırakılmıştır. Restore edilen dentin mineral yoğunluğu değişiminin mikro-BT ile analizi için ise radyograflar üzerinden dentin dokusunun yarısına kadar ilerlemiş ara yüz çürüğü olduğu belirlenen 6 adet insan posterior dişi kullanılmıştır. Bu dişler, DIAGNOdent pen ile standardizasyonu sağlanan çürük uzaklaştırma prosedürünü takiben test edilen materyallerle restore edilmiş, 5 gün süreyle pH döngüsüne tabi tutulmuştur. Mikro-BT taramaları, mineral yoğunluğu değişiminin incelenebilmesi için döngü öncesi ve sonrasında yapılmıştır. Elde edilen veriler tekrarlı ölçümler ANOVA, genelleştirilmiş tahmin denklemleri (GEE) ve Wald ki kare testleri ile analiz edilmiştir (α=0.05). Florür salımı en çok EQUIA Forte Fil; en az ise Beautifil Bulk Restorative grubunda görülmüştür (p=0.000). Tüm restoratif materyallerin, kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, döngü sonrası mine mikro sertliğinde daha az azalma sağladığı bulunmuştur (p=0.041). Restoratif materyalin (p=0.035) pH döngüsü sonrası mine mikro sertliğini anlamlı olarak etkilediği görülmüştür. Mikro sertlik değişim miktarları incelendiğinde, mikro sertlikte azalma en az Fuji BULK, en çok ise Beautifil Bulk Restorative'de gözlenmiştir. Mikro-BT analizi sonucunda, materyallerin hepsinin döngü sonrasında dentin mineral yoğunluğunda anlamlı artışa neden olduğu bulunmuştur (p=0.000). Fuji BULK, hem EQUIA Forte Fil hem de Beautifil Bulk Restorative'e göre daha çok mineral yoğunluğu artışına neden olmuştur (p=0.000). Sonuç olarak, etkileri farklılık göstermekle birlikte florür salım özelliği olan biyoaktif restoratif materyaller, restorasyona komşu diş dokularında asit atakları sonucu oluşabilecek demineralizasyonu inhibe etmekte ve kalan dentin dokusunda remineralizasyonu arttırmaktadır. Anahtar Kelimeler: biyoaktif restoratif materyal, florür, pH döngüsü, mikro sertlik, mikro-BT

Dental materyallerDental restorasyonDentin+7
Ece Balkan
Hacettepe University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kronik böbrek hastalığı olan çocuklarda ağız diş sağlığı durumunun değerlendirilmesi

Kronik böbrek hastalığı; çeşitli etiyolojik faktörlere bağlı olarak nefronların ilerleyici ve geri dönüşümsüz hasarı sonucu gelişen, glomerüler filtrasyon hızında azalma ile karakterize böbrek fonksiyonlarındaki kronik bozukluk durumudur. Kronik böbrek hastalığı ya da bu hastalıkta uygulanan tedaviler bireyin ağız ve diş sağlığını olumsuz etkileyebilir. Hastalığın şiddetine, evresine ve süresine bağlı olarak ağız ve diş sağlığı üzerindeki etkileri farklılık göstermektedir. Bu araştırmanın amacı; kronik böbrek hastalığı olan ve olmayan çocukların ağız bakımı ve beslenme alışkanlıklarını, ağız sağlığı durumlarını, ağız kokusu varlığını, tükürük parametrelerini ve kronik böbrek hastalığı olan çocuklarda ağız sağlığı ile ilgili bazı serum parametrelerini değerlendirmektir. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu tarafından onaylanmıştır. Araştırmaya Hacettepe Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Nefrolojisi Bilim Dalı'nda takip edilen kronik böbrek hastalığı olan çocuklar ve Hacettepe Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi'ne çeşitli şikayetler ile başvuran sağlıklı çocuklar dahil edilmiştir. Velilerden yazılı onam alındıktan sonra, çocukların ve velilerinin bazı sosyo-demografik özellikleri ve ağız bakımı ve beslenme alışkanlıkları uygulanan anket aracılığı ile öğrenilmiştir. Diş çürüğü ile ilişkili kayıtlar dmft/dmfs, DMFT/DMFS ve ICDAS II indeksleri; diş eti sağlığı ile ilişkili kayıtlar plak indeksi (Pİ), gingival indeks (Gİ), OHİ-debris ve OHİ-calculus kullanılarak oluşturulmuştur. Ağız kokusu ise sülfür monitorizasyonu yöntemi ile değerlendirilmiştir. Buna ek olarak tükürük ile ilişkili parametrelerden uyarılmamış tükürük akış hızı (ml/dk), pH'ı ve tamponlama kapasitesi değerlendirilmiştir. Ayrıca kronik böbrek hastalığı olan çocuklarda; primer hastalık grubu, renal replasman tedavisi türü, kullanılan ilaç grupları ve serum hemoglobin düzeyi değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan çocuklar 4-20 yaş aralığındadır. Kronik böbrek hastalığı olan 63 çocuğun (35 erkek, 28 kız) ortalama yaşı 13,76±3,97 iken kronik böbrek hastalığı olmayan 72 çocuğun (31 erkek, 41 kız) ortalama yaşı 12,14±2,98'dir. Kronik böbrek hastalığı olan çocukların ortalama dmft, dmfs, DMFT, DMFS indeksleri sırasıyla 1,41±2,43; 3,94±8,17; 1,07±1,93 ve 1,77±3,78'dir. Kronik böbrek hastalığı olmayan çocukların ortalama dmft, dmfs, DMFT, DMFS indeksleri ise sırasıyla 4,16±2,42; 10,03±7,21; 2,23±3,19 ve 4,64±9,13'dür. Buna göre; dmft/dmfs ve DMFT/DMFS indeksi ortalamaları, sağlıklı çocuklarla karşılaştırıldığında kronik böbrek hastalığı olan çocuklarda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşüktür (p<0,05). Kronik böbrek hastalığı olan çocuklarda en yüksek yüzdede (%30,2) ICDAS-2 skoru, kronik böbrek hastalığı viii olmayan çocuklarda en yüksek yüzdede (%40,3) ICDAS-5 skoru bulunmuştur. Kronik böbrek hastalığı olan ve olmayan çocuklar arasında ICDAS indeksi skorları dağılımı açından istatistiksel olarak anlamlı fark vardır (p<0,05). Kronik böbrek hastalığı olan çocukların ortalama OHİ-debris ve OHİ-calculus değerleri sırasıyla 1,74±1,10 ve 0,41±0,52; kronik böbrek hastalığı olmayan çocukların ise bu değerleri sırasıyla 1,04±0,62 ve 0,09±0,21'dir. Kronik böbrek hastalığı olan çocukların ortalama plak ve gingival indeksleri sırasıyla 1,46±0,64 ve 0,65±0,50 iken; kronik böbrek hastalığı olmayan çocukların ise sırasıyla 1,13±0,50 ve 0,78±0,39'dur. Buna göre OHİ-debris, OHİ-calculus ve plak indeksi ortalamaları kronik böbrek hastalığı olan çocuklarda istatistiksek olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur(p<0,05). Kronik böbrek hastalığı olan çocukların %36,4'ünde; kronik böbrek hastalığı olmayan çocukların %47,6'sında halitozis görülmüştür. Uyarılmamış tükürüğün akış hızı (ml/dk), pH'ı ve tamponlama kapasitesi ortalamaları kronik böbrek hastalığı olan çocuklarda sırasıyla 0,43±0,22; 7,89±0,46 ve 5,94±1,11 olup kronik böbrek hastalığı olmayan çocuklarda bu değerler sırasıyla 0,45±0,23; 7,52±0,30 ve 4,77±0,67'dir. Buna göre uyarılmamış tükürük pH'ı ve tamponlama kapasitesi ortalamaları kronik böbrek hastalığı olan çocuklarda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur(p<0,05). Sonuç olarak kronik böbrek hastalığı ile ilişkili birçok metabolik ve fizyolojik değişiklik, uygulanan tedaviler, kullanılan ilaçlar; dişlerin gelişimini ve mineralizasyonunu, tükürük yapısını ve kompozisyonunu ve bunlara bağlı olarak dişlerdeki çürük varlığını, diş eti sağlığını ve ağız kokusu durumunu etkilemektedir. Çocuk diş hekimleri, çocuklarda kronik böbrek hastalığında görülebilecek ağız sağlığı problemlerinin farkında olmalıdır. Kronik böbrek hastalığı olan çocuklara ve ailelerine ağız diş sağlığının, ağız bakım alışkanlıklarının ve düzenli diş hekimi kontrollerinin önemi vurgulanmalıdır.

Ağız hastalıklarıAğız kokusuAğız sağlığı+5
Özge Bektaş
Hacettepe University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Herhangi bir nedenle diş hekimine başvuran seçilmiş bir grup 5-6 yaş çocuklarda ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesinin değerlendirilmesi ve bunun diş çürüğü ile olası ilişkisinin incelenmesi

Çocukluk çağında ağız sağlığı problemleri önemli bir halk sağlığı sorunudur. Ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi değerlendirmeleri (OHRQoL) genel sağlığın ve iyi olma halinin bir yansımasıdır. Kesitsel tipteki analitik bu araştırmada, herhangi bir nedenle diş hekimine başvurmuş, 5-6 yaş çocukların yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi ve bu yaş çocukların yaşam kalitesi düzeylerinin erken çocukluk çağı çürüğü ile ilişkili olup olmadığının incelenmesi hedeflenmiştir. Hacettepe Üniversitesi (H.Ü.) Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan izin alınmasını takiben, herhangi bir nedenle H.Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti kliniğine başvuran ve çalışmaya katılmayı (ebeveyn ve kendisi) kabul eden toplam 200 çocuğun, ağız içi muayeneleri yapılmış, diş çürükleri ve ilişkili veriler dmft/s, ICDAS (International Caries Detection and Assessment System) II ve pufa indeksleri kullanılarak kaydedilmiştir. Yaşam kalitesi değerlendirmeleri ECOHIS (The Early Childhood Oral Health Impact Scale) ölçeği kullanılarak yapılmıştır. Çalışmada yer alan çocukların % 51,5' i kız çocuk olup, % 53,0' ü altı yaşındadır. Tüm çocukların % 85,5' inde EÇÇ (Erken Çocukluk Çağı Çürüğü), %67,0' sinde ICDAS indeks çürük kategorisine göre ileri seviyede çürük ve %35,0' nde pufa bulgusu görülmüştür; % 14,0 çocukta en az bir dişin etkilendiği dental travma hikayesi olduğu öğrenilmiştir. Çocukların ortalama (±ss) ECOHIS skoru 20,79±22,0 olup; EÇÇ'ü olan ve olmayan çocuklarda sırasıyla, 23,54±8,12 ve 4,55±8,4 olarak bulunmuştur ve aralarında görülen bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (bağımsız gruplar için t testi p <0,001). Çocukların EÇÇ durumu ile toplam ECOHIS skorları arasında pozitif yönde, orta düzeyde güçte ve istatistiksel olarak anlamlı (r=0,510; p <0,001, Spearman test); ICDAS indeks sistemine göre almış oldukları en yüksek çürük skorları ile ECOHIS skorları ise pozitif yönde, iyi derecede korele olup, gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı (r=0,655; p<0,001, Spearman test) bulunmuştur. Çocukların yaşam kalitesinde negatif etkilenim olup olmama durumu tek değişkenli lojistik regresyon analizi ile incelendiğinde: Anne ve babanın eğitim durumları, çocuğun diş hekimine gidip gitmemiş olma durumu, çocuğun ICDAS çürük sınıflamasına göre hangi seviyede olduğu, ağzında EÇÇ olma durumu istatistiksel olarak kuvvetli düzeyde etkili faktörler olarak bulunmuştur (p<0,001). Araştırmadaki 5-6 yaş okul öncesi dönemdeki çocuğun ve ailesinin ağız sağlığı ile ilşkili yaşam kalitesi skorlarının yüksek olduğu ve EÇÇ olmasının yaşam kalitesini negatif etkilediği sonucuna varılmıştır. Diş hekimleri ve özellikle pedodontistlerin ağız-diş sağlığına ilişkin tanı ve tedavi planlamasında çocukların fonksiyonel ve estetik açılardan değerlendirilmelerinin yanı sıra ağız bulgularının çocuğun yaşamına nasıl etki ettiğinin, dolayısı ile, çocuğun psikolojik ve sosyal sağlığının da bir bütün olarak ele alınması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Yaşam kalitesi, okul öncesi, çocuk, diş çürükleri, pedodonti

Ağız sağlığıDiş çürükleriDiş çürütücü ajanlar+4
Cansu Özşin Özler
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Beyaz nokta lezyonlu dişlerde beyazlatma sonrası antioksidan uygulamasının rezin infiltrasyon başarısına etkisi

Günümüzde beyaz nokta lezyonlarının tedavisinde altın standart olarak kabul edilen rezin infiltrasyon tekniğinin beyazlatma işleminden hemen sonra uygulanmasının rezin infiltrant penetrasyonunu olumsuz yönde etkilediği gösterilmiştir. Çalışmamızın amacı, azalan penetrasyon derinliğini artırmak için antioksidan özellikteki sodyum askorbat hidrojel kullanımının, beyazlatma işleminin hemen ardından uygulanan rezin infiltrantın düşen penetrasyon derinliğine etkisini araştırmaktır. Sığır dişlerinden elde edilen 105 adet, 6x4x4 mm boyutlarındaki mine örnekleri akrilik bloklara gömüldükten sonra Queiroz solüsyonu kullanılarak ICDAS: 2 skoruna sahip beyaz nokta lezyonları oluşturuldu. Oluşturulan lezyon özelliklerini incelemek için rastgele 5 örnek seçildi ve negatif kontrol olarak kullanıldı (grup I). Daha sonra kalan 100 örnek eşit sayıda (n=25) 4 gruba ayrıldı. Grup II'deki örneklere sadece rezin infiltrasyon uygulanırken (pozitif kontrol) , grup III örneklerine ilk olarak beyazlatma işlemi ve hemen arından rezin infiltrasyon uygulandı. Grup IV'teki örneklere beyazlatma işlemini takiben antioksidan jel iki saat süre ile tatbik edildi ve sonrasında rezin infiltrasyon uygulandı. Grup V'te yer alan örnekler beyazlatma işleminden sonra deiyonize su içinde 1 hafta bekletildi ve daha sonra rezin infiltrasyon uygulandı. Penetrasyon derinliği ölçümleri lazer taramalı konfokal mikroskop görüntüleri ile değerlendirildi. İkinci grup en yüksek penetrasyon yüzdesini gösterirken en düşük penetrasyon yüzdesi beyazlatma tedavisinden hemen sonra rezin infiltre edilen grup III'te gözlendi. Bu gruba kıyasla grup IV ve V istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha yüksek rezin penetrasyon yüzdeleri sergiledi (p<0.05). Bu çalışmanın sınırları dahilinde sonuçlar değerlendirildiğinde, sodyum askorbat uygulamasının, beyazlatma nedeni ile azalan penetrasyon derinliğini artırdığı saptandı. Beyazlatma sonrası rezin infiltrasyon işlemlerinin ertelenmesi de aynı şekilde düşen penetrasyon yüzdelerini artırmaktadır. Çalışmamızda bu yöntemle elde edilen penetrasyon artışının sodyum askorbat ile elde edilenden daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Bu sonucun antioksidan uygulama süresini artırmak ile değişip değişmeyeceğini anlamak için ileri araştırmalara gereksinim vardır.

AntioksidanlarDental materyallerDiş beyazlatma+4
İsmail Serhat Sadıkoğlu
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Süt molar dişlerin atravmatik restoratif tedavisinde enzim bazlı kemomekanik yöntemin etkinliğinin değerlendirilmesi

Diş çürüğü, dişin sert dokularındaki demineralizasyon ile karakterize mikrobiyal kökenli bulaşıcı olmayan bir hastalıktır. Çürük dokunun uzaklaştırılmasında en sık tercih edilen yöntem döner aletler ile çürük dokusunun uzaklaştırıldığı geleneksel yöntemdir. Bu yöntemin beraberinde getirdiği bazı dezavantajlar bulunmaktadır. Bu dezavantajlar işlem sırasında oluşan ağrı nedeniyle lokal anesteziye ihtiyaç duyulması, ses ve vibrasyon nedeniyle hastanın hissettiği rahatsızlık olarak sıralanabilir. Bu nedenle dental fobisi olan ve kooperasyonun sağlanamadığı çocuklarda ağrısız bir tedavi yöntemine ihtiyaç duyulmaktadır. Son zamanlarda tercih edilen bu yöntemlerden birisi ise kemomekanik çürük doku uzaklaştırma yöntemidir. Bu çalışmada kemomekanik bir ajan ile geleneksel Atravmatik Restoratif Tedavi (ART) yönteminin klinik ve radyografik başarıları ve ağrı düzeylerinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza Necmettin Erbakan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı Kliniği'ne ebeveyni ile başvuran 3-8 yaş aralığındaki çocuklar dahil edilmiştir (n=38). Çalışmaya dahil edilen çocukların süt ikinci molar dişlerinin oklüzal yüzeylerinde çürük bulunan ve ART endikasyonu olan dişlerine; ekskavatör, mine keskisi ve sond ile geleneksel ART yöntemi ve Brix 3000 materyali ile kemomekanik çürük doku uzaklaştırma yöntemi uygulanmıştır. Çürük temizleme yöntemlerinin ardından yüksek viskoziteli cam iyonomer siman (YVCİS) ile restorasyonlar tamamlanmıştır. Restorasyon uygulamalarından sonra Wong Baker Ağrı Skalasına göre değerlendirme yapılmıştır. Restorasyonların klinik başarıları modifiye USPHS kriterlerine göre 3,6 ve 12. aylarda takip edilmiştir. Radyografik değerlendirme ise 6 ve 12. aylarda yapılmıştır. Tüm istatistiksel analizler IBM SPSS versiyon 25 paket programı ile yapılmıştır. YVCİS uygulanan iki çürük temizleme yönteminin klinik ve radyolojik değerlendirme kriterlerine göre zaman dilimlerinde birbirleri ile karşılaştırılmasında Compare Column Proportions Testi, aynı grubun kendi içinde değerlendirilmesinde Ki-Kare Testi kullanılmıştır. Wong Baker Ağrı Skalası ile algılanan ağrı düzeylerinin yaşlara göre dağılımlarının değerlendirilmesinde Kruskal Walli H Testi kullanılmıştır. Çalışmanın tamamında hata değeri %5 olarak alınarak p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. 3. ve 6. ayda kemomekanik çürük temizleme ve geleneksel ART yöntemleri sonrasında uygulanan YVCİS restorasyonlar arasında kenar uyumu kriterinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (3. ay p=0,040; 6. ay p= 0,047). Kemomekanik çürük temizleme yöntemi sonrasında uygulanan YVCİS restorasyonlar 6. ay takipte sekonder çürük kriterinde %2,8 oranında Charlie skor almıştır. Geleneksel ART yöntemi sonrasında uygulanan YVCİS restorasyonlarda ise zaman dilimlerinin hiçbirinde sekonder çürüğe rastlanılmamıştır. 6 ve 12. ayda radyografik değerlendirme kriterleri göz önüne alındığında her iki grupta da hiçbir dişte patolojiye rastlanılmamıştır. Wong Baker Ağrı Skalası ile yapılan ağrı düzeyi değerlendirilmesinde iki grupta da en çok ağrı yok ifadesini temsil eden yüz ifadesi tercih edilmiştir. İki grup arasında tüm sonuçlar değerlendirildiğinde ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,536). Yaptığımız çalışma; Brix 3000 materyali kullanılarak uygulanan kemomekanik çürük temizleme yönteminin, geleneksel ART yöntemi ile benzer şekilde ağrısız ve kabul edilebilir bir çürük doku uzaklaştırma tekniği olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Minimal Girişimsel Diş Hekimliği, Atravmatik Restoratif Tedavi, Kemomekanik Çürük Temizleme, Brix 3000, Wong Baker Ağrı Skalası

Azı dişleriAğrıAğrı ölçümü+5
Merve Koç
Necmettin Erbakan University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bitewing radyografilerde interproksimal, okluzal ve sekonder çürüklerin yapay zekâ ile otomatik tespiti: klinik kullanım için arayüz tasarımı

Diş çürüklerinin erken tespiti, invaziv tedaviyi önleyebilir ve böylece sağlık bakım maliyetlerinden tasarruf sağlayabilir; ancak interproksimal çürüklerin yalnızca klinik muayene ile tespit edilmesi zordur ve bitewing radyografisi demineralize interproksimal çürüklerin teşhisinde altın standarttır. YOLO algoritması, evrişimli sinir ağı (CNN) tabanlı bir derin öğrenme modelidir ve YOLOv8, nesne algılama, görüntü sınıflandırma ve örnek segmentasyon görevleri için kullanılabilecek en yeni YOLO modelidir. Bu çalışmada, bitewing radyograflarda sekonder, okluzal ve interproksimal (d1-d2-d3) çürüklerin tespitinde YOLOv8 algoritmasının başarısının belirlenmesi amaçlandı. Bu çalışmada fakülte veri tabanından 860 adet bitewing radyograf toplandı. Augmentasyon yöntemleriyle bitewing görüntü sayısı 3440'a çıkarıldı. Oral radyologlar, bitewing radyograflardaki çürük lezyonlarını d1, d2, d3, sekonder ve okluzal olarak etiketlediler. Veriler rastgele olarak %80 eğitim, %10 doğrulama ve %10 test olarak bölündü. Diş çürüklerine ilişkin ağırlık dosyası, YOLOv8 algoritmasının transfer öğrenme yöntemiyle eğitilmesiyle elde edildi. Elde edilen ağırlıklar kullanılarak test radyograflarında algoritmanın daha önce görmediği diş çürükleri otomatik olarak tespit edildi. Test sonuçları iki oral radyolog tarafından değerlendirildi ve performans kriterleri hesaplandı. Test görüntülerinde sekonder, okluzal ve interproksimal çürükler için ortalama kesinlik, ortalama duyarlılık ve ortalama F1 skoru değerleri sırasıyla 0,977, 0,932 ve 0,954 olarak elde edildi. Bitewing radyograflarla eğitilen YOLOv8 algoritması, yüksek başarı oranlarıyla farklı diş çürüğü lezyonlarını tespit etti.

AlgoritmalarDerin öğrenmeDiş çürükleri+3
Rabia Karakuş
Necmettin Erbakan University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Derin dentin çürüklü süt dişlerinde indirekt pulpa tedavisi ve amputasyon tedavisinin karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmesi: Randomize klinik çalışma

Bu çalışmada derin dentin çürüklü süt ikinci azı dişlerinin tedavisinde MTA materyali kullanılarak yapılan indirekt pulpa tedavisi (İPT) ve total pulpa amputasyonunun klinik ve radyografik olarak başarı oranlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmaya herhangi bir sistemik hastalığı olmayan 6-9 yaş arası 55 hastaya ait (22 kız,33 erkek) toplam 78 ikinci süt azı diş (42 alt, 36 üst) dahil edilmiştir. Dişler rastgele iki gruba ayrılmış ve 39'una yumuşak dentine kadar çürük temizleme yöntemi ile İPT uygulanmıştır. 39'una da sert dentine kadar çürük temizleme yöntemi uygulanması sonrası meydana gelen 1mm'yi geçen perforasyonlarda total pulpa amputasyonu uygulanmıştır. Çalışma kapsamındaki dişler paslanmaz çelik kron ile restore edilmiştir. Tedavilerin tamamlanmasının ardından 3.,6.,9.,12.aylarda klinik, 6 ve 12.aylarda radyografik muayeneler yapılmıştır. Dişler anamnezde ağrı, klinik değerlendirmede; perküsyon hassasiyeti, palpasyon hassasiyeti, mobilite, ödem, apse varlığı; radyografik değerlendirmede ise lamina dura devamlılığı, furkasyonda lezyon, periapikal lezyon, patolojik kök rezorpsiyonu varlığı açısından değerlendirilmiştir. Çalışmada elde edilen veriler SPSS (22.0) programı ile analiz edilmiştir. Verilerin normal dağılmamasından dolayı, ikili gruplar arasındaki karşılaştırmalarda; Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Kategorik veriler arasındaki ilişkiye Ki-Kare analizi ile bakılmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel olarak değerlendirilmesinde anlamlılık düzeyi 0.05 kabul edilmiştir. Buna göre İPT grubunda klinik olarak %97,3, radyografik olarak ise %91,9 başarı sağlanırken; amputasyon grubunda klinik olarak %71,4, radyografik olarak ise %54,3 başarı sağlanmıştır. Bu başarı oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). Tedavi sırasında pulpa perforasyonu gözlenmeyen derin dentin çürüklü süt azı dişlerinde yapılan tedavinin, pulpa perforasyonu gözlenen derin dentin çürüklü süt azı dişlerine göre tedavi başarısının hem klinik hem de radyografik olarak yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışmamızdaki klinik ve radyografik değerlendirmeler ışığında; 12 aylık takip sonrasında süt dişlerindeki DDÇ lezyonlarının tedavisinde yumuşak dentine kadar çürük kaldırma yöntemi ile pulpa perforasyonundan kaçınılarak bu bölgeye biyouyumlu materyaller uygulanmasının ve sızdırmaz bir kaplama sağlanmasının başarıyı artıracağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Derin dentin çürüğü, İndirekt pulpa tedavisi, MTA, Seçici çürük kaldırma, Total pulpa amputasyonu,

AmpütasyonDental pulpa hastalıklarıDentin+3
Semanur Yılmaz
Ankara University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Annenin çürük deneyimi ve ebeveynlik tutumunun, çocuğun çürük deneyimi ve ağız sağlığına bağlı yaşam kalitesine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı 2-5 yaş grubu çocuk hastalar ve annelerinin, dişlerinin çürümesini etkileyen alışkanlık ve faktörlerle birlikte annenin ebeveynlik tutumunun da değerlendirilmesi, bu sonuçlara bağlı olarak anne-çocuk arasındaki çürük ilişkisinin ortaya konması ve erken çocukluk çağı çürüklerinin (EÇÇ) yaşam kalitelerine olan etkisinin belirlenmesidir. Yöntem: Çalışmamızda, 2-5 yaş grubu 246 çocuk hasta ve annelerin ağız içi muayeneleri gerçekleştirilmiş, çürük indeksleri kaydedilmiştir. Risk faktörlerini içeren veriler, literatür doğrultusunda hazırlanan ve ebeveynler tarafından doldurulan anket formu kullanılarak kaydedilmiştir. Ebeveyn tutumlarını belirlemek için Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ) kullanılmıştır. EÇÇ'nin yaşam kalitesine olan etkisini belirlemek için Erken Çocukluk Çağı Ağız Sağlığı Etki Ölçeği (ECOHIS) ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan annelerin çürük indeksi değerleri ile çocukların çürük indeksi değerleri ilişkili bulunmuştur. Kardeş sayısı, annenin eğitim durumu, çocukların beslenme alışkanlıkları, çürük indeksleriyle ilişkili bulunmuştur. Aşırı koruyucu ve izin verici ebeveyn tarzına sahip çocukların çürük indekslerinin diğer ebeveyn tarzına sahip çocuklara göre yüksek olduğu bulunmuştur. Çürük indeksleri arttıkça, ECOHIS skorlarının da arttığı bulunmuştur. Sonuç: Çocuklardaki çürük deneyiminin oldukça yüksek olduğu görülmüştür. Annelerin çürük deneyimi ve ebeveynlik tarzının, çocukların ağız sağlığında belirleyici bir faktör olduğu ve EÇÇ'nin çocukların ve ailelerin yaşam kalitelerini olumsuz etkilediği belirlenmiştir. EÇÇ'nin önlenmesi için, ailelerin, ağız sağlığının önemi hakkında bilgilendirilmelerinin, annelere ve çocuklara uygun ağız hijyeni ve beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının oldukça önemli olduğu düşünülmüştür.

Ana-baba tutumuAnnelerAğız sağlığı+5
Melih İlhan Demirciler
Pamukkale University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yapay çürük oluşturulmuş mine yüzeylerinde farklı remineralizasyon ajanlarının etkinliğinin değerlendirilmesi: in vitro çalışma

Giriş ve Amaç: Bu çalışma farklı içerikli remineralizasyon ajanlarının, çekilmiş çürüksüz daimi molar ve premolar dişlerde oluşturulan yapay çürük lezyonları üzerinde remineralizasyon etkinliğinin in vitro koşullarda değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 42 adet çürüksüz, ağız ortamından etkilenmemiş 20-40 yaş arası gömülü 20 yaş dişi kullanılmıştır. 42 mine yüzü örneği 4 deney ve 2 kontrol (pozitif ve negatif) kontrol grubu olmak üzere 6 çalışma grubuna randomize ayrılmıştır. Her grupta 7 adet örnek olacak şekilde (n=7) çalışılmıştır. Çalışmamızdaki deney gruplarında demineralize mine yüzeylerine uygulanan remineralizasyon ajanları Dharma Ionite Flor Jel (USA), GC MI Paste Plus (Recaldent, Melbourne, Australia), ProShield Varnish ( President dental, Munih, Germany) ve UltraEZ (Ultradent, South Jordan, USA) dir. Ağız ortamını taklit etmek için remineralizasyon ajanlarının uygulanacağı sürede demineralizasyon ve remineralizasyon siklüsüne devam edilmiştir. Tüm gruplardaki mine yüzeylerinde 3 ayrı zamanda SEM-EDS ve Nanoindentasyon analizleri yapıldı. SEM ve EDS için analizleri için Thermo Fisher Scientific (FEI) Apreo S Taramalı Elektron mikroskobu kullanılmıştır. Nanoindentation ölçümü için HYSITRON TI 950 TriboIndenter cihazı kullanılmıştır. İstatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 programı kullanılmıştır. Analiz yapılırken veriler grup içi bağımlı, gruplar arası bağımsız olacak şekilde değerlendirildi. Bu analizlerde Oneway Anova testi, Mann Whitney U testi, paired sample t testi, Varyans Analizi ve Bonferroni Testi kullanılmıştır (p<0,05). Bulgular: Gruplar arasında T1 zamanına göre T2 zamanındaki elastisite değişim miktarları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0,05). Gruplar arasında T1 zamanına göre T2 zamanındaki sertlik artış miktarları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p:0,013; p<0,05). Gruplar arasında T1 zamanına göre T2 zamanındaki pürüzlülük değişim miktarları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Gruplar arasında T2 zamanındaki Ca/P ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p:0,000; p<0,05). Sonuç: Farklı içerikli remineralizasyon ajanlarının minenin fiziksel ve kimyasal özelliklere etki etmesinin remineralizasyon etkinlikleriyle orantılı olduğunu düşünmekteyiz. Çalışmada kullandığımız tüm remineralizasyon ajanlarının örnekler üzerindeki yapay başlangıç mine çürüklerini farklı derecelerde olsa da remineralize ettiği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Yapay Çürük, Remineralizasyon, SEM-EDS, Nanoindentasyon.

Dental mineDiş remineralizasyonuDiş çürükleri+3
Murat Göktürk
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çürük dişlerde diş plaklarındaki mikroorganizmaların analizi

Çalışmada çürük dişli ve diş/dişeti infeksiyonlu bireyler seçilerek, toplumumuzda diş çürüğü, diş ve dişeti infeksiyonlarına neden olabilecek bakterilerin saptanması amaçlanmıştır. 14 aylık çalışma peryodu içerisinde İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Diş Ünitesine gelen en az bir çürüğü olan 50 hastadan alınan diş plaklarından izole edilen mikroorganizmalar değerlendirildi. Hastaların birinde hiç üreme olmazken, 49 hastanın 47'sinde (%94) polimikrobiyal üreme saptandı. Polimikrobiyal üreme saptanan 14 (%28) hastada aerop polimikrobiyal üreme saptandı. Otuzüçünde aerop ve anaerop bakteriler birlikte izole edildi. İki (%4) hastada aerop tek bakteri üretildi. Sadece anaerop bakteri izole edilen hasta olmadı. Toplam 168 bakteri ve altı kandida izole edildi. İzole edilen mikroorganizmaların %25.9'unu anaerop bakteriler, %70.7'sini aerop bakteriler ve %3.5'ini de kandida türleri oluşturmaktaydı. En çok izole edilen anaerop bakteriler Prevotella melaninogenica (%3,4), Bifidobacterium spp. (%3,4) ve Porphyromonas asaccharolytica (%2,8) olarak gözlendi. Aerop bakteriler arasında ise Streptococcus spp. (%27.0), koagülaz negatif stafilokok türleri (%18,4) ve Neisseria spp. (%9.2) en çok üretilen türlerdi. Anahtar kelimeler: Mikrobiyolojik analiz, diş çürükleri

Diş çürükleriMikrobiyolojik analiz
Ayfer Serindağ
İnönü University · Institute of Health Sciences
2007
10
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Başlangıç çürüklerinin tedavisinde kullanılan ajanların uygulandığı daimi diş yüzeylerinin farklı karyojenik özellikteki içeceklerde bekletilmesi sonrası yüzey özellikleri ve mikrosertlik değişimlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Günümüz modern diş hekimliği uygulamalarında minimal invaziv teknikler geleneksel tedavi tekniklerine tercih edilmektedir. Bu sebeple henüz kavitasyon oluşmamış çürük lezyonlarının tedavileri ve bu tedavilerinin etkinliğinin değerlendirilmesi önemlidir. Bu çalışmanın birinci amacı; başlangıç çürük tedavisinde kullanılan materyallerin invitro koşullarda mine dokusunda meydana getirdiği mikrosertlik değerlerinin değişiminin karşılaştırılması ve SEM/EDS görüntülerinin değerlendirilmesidir. İkincil amacı ise; ilgili tedavi materyallerinin uygulandığı dişlerin içeceklerde yaşlandırılması sonrası meydana gelen mikrosertlik değeri değişimlerinin karşılaştırılması ve SEM/EDS görüntülerinin değerlendirilmesidir. Materyal ve Metot: Çalışmada 90 adet çekilmiş çürüksüz insan daimi küçük azı dişi kullanıldı. Örnekler rastgele 3 gruba ayrıldı. Grupların başlangıç mikrosertliği ölçülerek yapay çürük lezyonu oluşturmak amacıyla demineralize edici solüsyonda 48 saat bekletildi. Grup 1'e Sodyum Florür vernik, Grup 2 Gümüş Florür (GF), Grup 3'e Rezin İnfiltrant (Rİ) uygulandı. Tedavi edici materyalerin uygulandığı örnekler yapay tükürük solüsyonu (kontrol grubu), süt ve kola sıvılarına günlük maruz kalma alışkanlıkları modeli oluşturularak daldırıldı. Sıvılara maruziyet sonrası 7. ve 14. günlerde mikrosertlik değerleri kaydedildi, SEM/EDS görüntüleri alındı. Bulgular: Rİ uygulanan grup başlangıç mikrosertliğine en yakın ve istatistiksel olarak başlangıç mikrosertliğiyle anlamlı farklılık bulunmayan tek gruptu (pholm=0.06). Flor vernik ve GF gruplarındaki mine örnekleri, uygulama sonrasında mikrosertlik artışı göstermesine rağmen başlangıç mikrosertliğine kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü (pholm<0.001). Süt ile yaşlandırma, tüm gruplarda yüzey mikrosertliğini istatistiksel olarak anlamlı şekilde artırdı (Flor vernik; pholm<0.001, GF; pholm=0.050, Rİ; pholm<0.001). Kola tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde mikrosertlik değerlerinin azalmasına neden olduğu tespit edildi (pholm <0.001). SEM görüntüleri kolanın minede eroziv etkilerini kanıtlarkan, bu etkilere en fazla direnç gösteren mine yüzeyi Rİ materyalinin uygulandığı gruptu. Sonuç: İn vitro koşullarda yapılmış olan çalışmamızdan elde edilen sonuçlara göre; başlangıç çürüklerinin tedavisinde rezin infiltrant, sodyum florür vernik ve gümüş florür bileşikleri kullanılabilir olup, en iyi etkinliği rezin infiltrasyon tedavisi göstermiştir. Bununla birlikte alışılagelmiş diyet alışkanlıklarının tedavi sürecine olumlu ya da olumsuz etkiler üretebileceği bulunmuştur. Bu sebeple çalışmamızdan elde edilen sonuçlar; güncel minimal invaziv tedavi materyallerinin, mutlaka diyet düzenlemeleri ile birlikte başlangıç çürüğünün tedavisinde başarılı sonuçlar elde edilebileceğini düşündürmektedir. Yine de, in vitro koşullarda tespit edilmiş olan bu bulguların in vivo, randomize kontrollü klinik çalışmalar ile desteklenmelidir. Anahtar Kelimeler: Başlangıç çürüğü, Gümüş diamin florür, Gümüş florür, Rezin infiltrasyon, Sodyum florür vernik

Diş çürükleri
Ebru Evsen
Eskişehir Osmangazi University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'ye özgü beslenmenin diş çürüklerine etkisi

Besinlerin karyojenik bakteriler tarafından fermente edilmesi ile oluşan asit, diş sert dokularında yıkıma sebep olur. Beslenme alışkanlıkları, karyojenik gıdaların alım sıklığı ve ağızda kalma süresi çürük oluşumunda ana faktörlerdir. Çürük oluşumundaki diğer faktörler ise yaş, cinsiyet, ağız hijyeni, diş fırçalama alışkanlığı, ailenin eğitim seviyesi ve sosyo-ekonomik durumu gibi etkenlerdir. Bu tez çalışmasının amacı, yaşları 6-15 arasında değişen çocuklarda yaş, vücut kitle indeksi, sosyo-ekonomik durum, fırçalama sıklığı gibi parametrelerin ağız hijyeni ile ilişkisini saptamak ve Türkiye'ye özgü beslenme alışkanlıklarının diş çürükleriyle arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Çalışmaya Yeditepe Üniversitesi Diş hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı'nda 2010-2015 yılları arasında tedavileri öğrenciler tarafından tamamlanan ve yaşları 6-15 yaş arası değişen 399 (199 kız, 200 erkek) çocuk hastaya ait recall kayıtları dahil edildi. Hastalara ait recall kayıtları içersinde ailelerin eğitim ve maddi durumlarının bulunduğu Sosyodemografik Form (Ek-1), üç günlük ana ve ara öğün beslenmelerinin bulunduğu Diyet Analiz Formu (Ek-2) ve hastaların yaşı, kilosu, DMFT, DMFS, dft, dfs skorları, plak, diş taşı, diş eti, ağız hijyen indekslerinin bulunduğu Ağız Sağlığı Durum Formu (Ek-3) bulunmaktadır. Çalışmamızda iyi ağız hijyeni grubunda anne ya da babanın üniversite mezunu olma oranı, kötü ağız hijyeni grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,05). Zayıf ağız hijyeni grubunun aylık gelir düzeyi dağılımları iyi ağız hijyeni grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu (p=0,008). Ara öğünlerde ilave şeker, işlenmiş nişastalı gıdaların tüketen ve tüketmeyen hasta gruplarının DMFT ve DMFS ortalamaları arasında anlamlı fark bulgulandı (p<0,05). Ara öğünlerde süt, %100 meyve suyu, katkılı meyve suları, şekerli tatlılar, şekerleme, ilave şekerli yiyenlerin, pişmiş nişastalı gıdalar, işlenmiş nişastalı gıdalar, işlenmemiş nişastalı gıdaları tüketen hastaların dft ve dfs ortalamalarında arasında anlamlı fark bulgulandı (p<0,05). Ana öğünlerde süt, gazlı içecekler, işlenmemiş nişastalı gıdaları tüketenlerin DMFT ve DMFS oranlarında tüketmeyenlere göre istatistiksel olarak anlamlı fark bulgulandı (p<0,05). Ana öğünlerde tüketilen süt, %100 meyve suyu, gazlı içecek, şekerli tatlıların dft ve dfs ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulgulandı. Yaptığımız çalışmanın sonucunda çocukların fırçalama sıklıklarının, beslenme biçimlerinin ve ailelerin sosyoekonomik durumunun diş sağlığı üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür. Beslenme, çocukların ağız sağlığı açısından doğdukları ilk günden itibaren son derece önemlidir. Çalışmanın sonuçları ara öğünlerde, süt, ev yapımı ve katkılı meyve suyları, şekerleme, şekerli tatlılar, tüketilen ilave şeker, işlenmiş ve işlenmemiş nişastalı gıdalar gibi birçok gıdanın çürük yapma potansiyelinin olduğunu ortaya koymaktadır. Sadece ara öğünlerde değil, aynı zamanda ana öğünlerde de tüketilen süt, gazlı içecek, ev yapımı ve hazır meyve suları, şekerli tatlı ve şekerlemelerinde çürük oluşumunda etkili olduğu bulgulanmıştır. Beslenme önerileri doğrultusunda, taze sebze-meyveden zengin, şeker oranı düşük bir diyet ile bireysel düzeyde çürük önleme potansiyeli olan peynir gibi yüksek kalsiyum içerikli protein esaslı gıdaların, organik, inorganik fosfat içeren bitkisel kaynaklı besinlerin ana ve ara öğünlerde tüketilmesinin ve ebeveynlerin, bakıcıların ve öğretmenlerin bu konuda eğitilmesinin diş çürüklerinin önlenmesinde fayda sağlayacağı düşünülmektedir.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleri+6
Berk Kırant
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı cam iyonomer restoratif materyalleri üzerine yüzey örtücü uygulanmasının biyofilm oluşumu ve sekonder çürük üzerine etkisinin in-vitro olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, üç farklı cam iyonomer restoratif materyal (KetacTM Molar Easymix/3M, ChemFil Rock/Dentsplay, Equia Forte/GC) üzerine yüzey örtücü (Equia Forte Coat/GC) uygulanmasının biyofilm oluşumu ve sekonder çürük üzerine etkisinin in-vitro koşullarda değerlendirilmesidir. Çalışmada yapılan her iki deneyde, her bir materyal için 8'er adet örnek içeren 3 adet yüzey örtücü uygulanmış deney ve 3 adet yüzey örtücü uygulanmamış kontrol grubu oluşturuldu. Materyallerin üzerinde oluşan Streptococcus mutans biyofilm oluşum miktarı colony forming unit (cfu) yöntemi ile ölçüldü. Her bir gruptan 1'er adet örnek taramalı elektron mikroskobunda (SEM) görüntülendi. Sekonder çürük deneyi için hazırlanan sığır dişi örnekleri demineralizasyon solüsyonunda bekletildi ve stereomikroskop ile görüntüleri alındı. Bu çalışmada istatistiksel analizler Kruskal Wallis testi, Dunn's çoklu karşılaştırma testi, Mann-Whitney-U testi ve ki-kare testi ile yapıldı. Sonuçlar, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Equia Forte materyalinin yüzey örtücü uygulanan alt grubunun S.mutans biyofilm oluşum değerleri ChemFil Rock materyalinin yüzey örtücü uygulanan alt grubunun değerlerinden istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu (p<0,05). Diğer gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0,05). Sekonder çürük değerlendirilmesinde Chemfil Rock materyalinin deney grubundaki B grubu lezyon değerleri diğer materyallerin deney gruplarından anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,005). A, B ve C lezyon değerleri için gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0,05). Sonuç olarak, cam iyonomer restoratif materyallerin yüzeyine yüzey örtücü uygulanmasının S.mutans biyofilm oluşumu ve sekonder çürük üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı, fakat oluşumu önemli ölçüde azalttığı bu nedenle de uygulanması gerektiği düşünülmektedir.

BiyofilmlerCam iyonomer çimentolarıDental mine+4
Avşar Öztürk
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni geliştirilen propolis içerikli vernik formülasyonlarının remineralizasyona etkilerinin fluorid vernikleri ile karşılaştırılmalı olarak incelenmesi

Diş hekimliğinde remineralizasyonun önem kazanmaya başlamasından bu zamana kadar birçok materyal ve yöntem geliştirilmiştir. Bu tez çalışmasının amacı, fluorid verniklere (NaF ve NaF-ACP) alternatif olabilecek propolis içerikli verniklerin (propolis-kitosan, propolis-Carbopol®) başlangıç çürük lezyonları üzerine etkisinin, yüzey mikrosertlik ve Mikro Bilgisayarlı Tomografi (Mikro-BT) cihazı ile mineral yoğunlukları bakımından karşılaştırılmasıdır. Çalışmada yapılan her iki deney için 10'ar adet örnek içeren 5'er grup oluşturuldu. Örneklerde yapay çürük lezyonları oluşturulduktan sonra vernikler uygulandı ve pH döngüsüne tabi tutuldu. Başlangıç, demineralizasyon sonrası ve pH döngüsü sonrasında yüzey mikrosertlik değerleri (VSN) ve mineral yoğunlukları hesaplandı. Bu tez çalışmasının istatistiksel analizleri NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007 Statistical Software (Utah, USA) paket programı ile yapıldı. Sonuçlar, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Mikrosertlik deneyinde, NaF grubunun mikrosertlik ortalamaları diğer deney gruplarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0,048, p=0,0001). NaF-ACP grubunun mikrosertlik ortalamaları, propolis-kitosan grubunun mikrosertlik ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0,002). Mikro-BT deneyinde, 0,3 mm mine kalınlığında, propolis-Carbopol® grubunun mineral yoğunluk ortalamaları diğer deney gruplarından istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu (p=0,0001). Propolis-kitosan grubunun mineral yoğunluk ortalamaları, NaF ve NaF-ACP grubunun mineral yoğunluk ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu (p=0,0001). NaF grubunun mineral yoğunluk ortalamaları, NaF-ACP grubunun mineral yoğunluk ortaamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu (p=0,0001). Bu tez çalışması sonucunda, formülasyonu yeni oluşturulmuş propolis içerikli verniklerin başlangıç çürüklerinin remineralizasyonunda etkili olduğu, fluoridin dezavantajları gözönünde buludurulduğunda alternatif olabileceği ileri sürülmektedir.

Diş remineralizasyonuDiş çürükleriPropolis+1
Pınar Algül Özekici
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Süt azı dişlerine uygulanan iki farklı prefabrike zirkonyum kuronun klinik başarısının ve ebeveyn memnuniyetinin değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasının amacı; süt azı dişlerinin restorasyonunda kullanılan iki farklı prefabrike zirkonyum kuron (NuSmile® ve EZ-Pedo™/EZCrown™) markasının klinik başarısının karşılaştırılması ve ebeveyn memnuniyetinin değerlendirilmesidir. Kuronlar genel anestezi altında 3-9 yaşlar arasındaki 28 hastanın, 60 adet madde kayıplı birinci veya ikinci süt azı dişine split-mouth tekniği ile uygulanmıştır. Tedaviden 1 hafta, 3, 6 ve 12 ay sonra kontrol randevularında kuronların klinik başarısı, anatomik bütünlük, marjinal uyum, PI ve GI değerlendirilmiştir. Ebeveynlerin kuronlar ile ilgili büyüklük, şekil, renk, fonksiyon, dayanıklılık memnuniyetleri ölçülmüştür. İki prefabrike zirkonyum kuron grubununun anatomik bütünlük, marjinal uyum ve genel başarı dağılımları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Kontrol süresi boyunca her iki prefabrike zirkonyum kuron grubunda ölçülen ortalama PI ve GI değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Tüm kontrol sürelerinde her iki prefabrike zirkonyum kuron grubunda ölçülen ortalama PI değerleri, kontrol grubuna dahil edilen dişlerin PI değerlerinden istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Kontrol grubunun başlangıç, 3. ay ve 6. ay GI değerleri NuSmile® grubunun Başlangıç GI değerlerinden istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunur iken (p<0,05) 12. ay GI değerleri ile NuSmile® grubunun 12. ay GI değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Kontrol grubunun başlangıç ve 6. ay GI değerleri EZ-Pedo™/EZCrown™ grubunun başlangıç ve 6. ay GI değerlerinden istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Ebeveyn memnuniyetinin değerlendirildiği tüm parametrelerde iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Sonuç olarak, iki kuron markasının klinik özellikleri ve ebeveyn memnuniyeti arasında bir fark olmadığı, klinik başarılarının yüksek olduğu, üstün estetik özelliklerinden dolayı zamanla çocuk diş hekimliği pratiğinde daha fazla yer alacağı düşünülmektedir.

Dental pulpaya başlık geçirmekDental restorasyonDental restorasyon+6
Sezen İrem Birinci
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Comparative evaluation of verbal and verbal-written oral health education on the parents of early childhood caries patients undergoing general anesthesia

Improvement of oral health at the social level can only be possible with the implementation of preventive programs for society from childhood. In literature, it is stated that oral health is one of the most important components of health program. Oral and dental health education programs for parents are of great importance in improving the oral and dental health of children.The aim of this study was to compare the effectiveness of verbal and verbal-written education programs on parent's oral healthcare knowledge level and oral health behavior change. The study was designed as an experimental research with two groups. 90 children and parents were randomly divided into two groups as control and experimental groups. Parents in control group received only verbal education while parents in experimental group received both verbal and written. The study data were collected before and after education by recording the Plaque Index (PI) and Gingival Index (GI) values of the children and by applying a questionnaire to parents and analyzed by SPSS 24.0 package program. According to the study results, both verbal and verbal-written methods were effective in increasing the oral health knowledge levels of the parents, however, verbal-written education program was more effective. In addition, although there is no difference between them, both verbal and verbal-written methods were effective in changing the child's oral health behavior.

FamilyParentsParents education+7
Naz Yaz Çakır
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00

Related subjects