Anesthesia-spinal
101 theses under this subject heading
Spinal anestezi yapılan yaşlı hastalarda propofol ve propofol - ketamin kombinasyonu ile sedasyonun postoperatif kognitif fonksiyon üzerine etkileri
Amaç: Günümüzde yaşlı hastalar sıklıkla cerrahiye ihtiyaç duymakta ve bunedenle anestezi almaktadırlar. POKD cerrahiden kısa bir süre sonra meydana gelmeeğiliminde olan, aylarca sürebilen, bazen kalıcı olabilen ve hastanın yaşam kalitesinidüşüren, hastanede kalma süresini artıran istenmeyen bir durumdur. Bu çalışmada,ürolojik cerrahi geçirecek yaşlı olgularda spinal anestezi sırasında propofol veyapropofol-ketamin karışımıyla uygulanan sedasyonun hemodinami ve kognitiffonksiyonlar üzerine etkisini karşılaştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, etik kurul onayı ve hastalardan yazılı onamalındıktan sonra, elektif ürolojik cerrahi geçirecek ASA I ? III 65 yaş üstü 60 hastadagerçekleştirildi. Operasyon öncesi hastalara grupları bilmeyen bir araştırmacı tarafındansMMT uygulandı. Olgular, propofol (Grup P, n=30) ve ketofol (Grup K, n=30) olmaküzere rasgele iki gruba ayrıldı. Operasyon odasına alındıktan sonra hastalara EKG,NİKB, SpO2 ve BİS monitorizasyonu yapıldı. Spinal anestezi sonrası Grup P'yepropofol 0.5 mg/kg iv puşe yapıldıktan sonra 1.5 mg/kg/saat hızında infüzyon verildi.Grup K'da propofol 0,4 mg/kg ve ketamin 0,1 mg/kg iv puşe verildikten sonra propofol1.2 mg/kg/saat ve ketamin 0.3 mg/kg/saat infüzyon uygulandı. Çalışma boyuncahemodinamik, solunumsal veriler kaydedildi. Sedasyon düzeyi BİS ve RAMSAYsedasyon skoru ile takip edildi. Sedasyonun kesilmesinden sonra olguların takibipostoperatif bakım ünitesinde Modifiye Aldrete Skoru 9 oluncaya kadar yapıldı ve busüre kaydedildi. Postoperatif ilk 24 saat içerisinde ve postoperatif 3. günde ilk testiyapan araştırmacı tarafından sMMT tekrarlandı.Bulgular: Kalp hızı, sistolik kan basıncı, ortalama arteryel kan basıncında heriki grupta bazale göre azalma vardı. Gruplar arasında preoperatif, postoperatif 1 ve 3.40günlerde sMMT değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. Grupiçi karşılaştırmalarda her iki grupta da preoperatif sMMT değeri ile postoperatif 1. günsMMT değeri arasında ve postoperatif 1. gün ile postoperatif 3. gün sMMT değerleriarasında önemli derecede fark bulundu (p< 0.001), preoperatif sMMT değeri ilepostoperatif 3. gün arasında fark yoktu (p < 0.25). Grup P'de istatistiksel olarak anlamlıolarak daha fazla enjeksiyon ağrısı saptandı (p<0.05).Sonuç: Ürolojik cerrahi geçirecek SA yapılan yaşlı hastalarda sedasyon içinpropofol ile propofol-ketamin kombinasyonunu karşılaştırdığımız bu çalışmadapropofol-ketamin kombinasyonundan sonra hastaların derlenme zamanının daha uzunve BİS değerlerinin daha yüksek olduğunu ancak hemodinami ve kognitif fonksiyonlaraçısından fark olmadığını saptadık.Anahtar Kelimeler: yaşlı, spinal anestezi, propofol, ketamin, kognitif fonksiyonbozukluğu.
Spinal anestezi altında total diz artroplastisi yapılan hastalara USG eşliğinde yapılan adduktor kanal bloğu, IPACK blok ve geniküler sinir bloğunun postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılması
Amaç: Total diz artroplastisi (TDA) sonrası hastalarda şiddetli postoperatif ağrı olmaktadır. Bu durum hasta memnuniyetini azaltmakta, mobiliteyi geciktirmekte ve hastanede kalış süresini uzatmaktadır. Günümüzde postoperatif ağrı yönetiminde multimodal analjezinin bir parçası olan periferik sinir blokları yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada adduktor kanal bloğu (AKB), popliteal arter ve diz kapsülü arası infiltrasyon bloğu (IPACK) ve geniküler sinir bloğunun (GSB); postoperatif VAS skoru, opioid tüketimi ve mobilite üzerine etkileri araştırıldı. Gereç ve yöntem: Bu çalışma prospektif, randomize, çift kör olarak planlandı. Spinal anestezi altında primer TDA planan 90 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar üç gruba (n=30) ayrıldı. Hastalara AKB (grup A), IPACK blok (grup I) ve GSB (grup G) uygulandı. Periferik sinir blokları 15 mL %0,375 bupivakain ile spinal anestezi uygulamasından önce gerçekleştirildi. Hastaların postoperatif dönemde VAS skoru, opioid tüketim miktarı ve mobilizasyon testleri karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar ASA skorları ve demografik özellikler açısından benzerdi. VAS skorları 4., 6. ve 12. saatte grup G'de diğer iki gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düşüktü (sırasıyla; P=0,006, P=0,040, P=0,041). Postoperatif ilk 12 saatte VAS skorları grup G'de grup A ve grup I'ya göre daha düşük bulundu. Ameliyat sonrası ilk 24 saatte tüketilen toplam opioid miktarı grup G'de diğer iki gruba göre istatiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha düşüktü (P=0,014). Hastaların üç metre yürüme testini tamamlama süresi GSB uygulanan grupta AKB ve IPACK blok uygulanan gruplara göre daha kısaydı ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sonuçlar: Geniküler sinir bloğu TDA'da postoperatif VAS skorlarında belirgin düşme sağladığı ve opiod tüketimini azalttığı için postoperatif analjezide AKB ve IPACK blok yerine tercih edilebilir. Anahtar Kelimeler: Total diz artroplastisi, adduktor kanal bloğu, IPACK blok, geniküler sinir bloğu
Proksimal femur ve kalça cerrahilerinde l4 seviyesinde USG rehberliğinde yapılan ESP bloğu ile spinal anestezinin etkinlik ve güvenliğinin karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Birçok komorbiditesi olan yaşlı hasta popülasyonunda karşılaşılan kalça kırıklarında ılımlı sedasyon altında tek başına Lomber Erektör Spina Plan bloğunu etkin ve güvenli cerrahi anestezi ve postoperatif analjezi açısından spinal anestezi ile karşılaştırmayı amaçladık. Materyal Metot: Çalışmamız için proksimal femur ve kalça cerrahisi için opere olacak 68 ASA I-III aralığında olan hasta dahil edildi. Hastalar iki eşit gruba ayrıldı. Bir gruba L4 düzeyinden USG rehberliğinde 30 mL lokal anestezik ile Erektör Spina Plan Bloğu; diğer gruba ise L4-L5 aralığından spinal anestezi uygulandı. Erektör Spina Plan bloğu yapılan iki hasta yetersiz blok nedeniyle çalışmanın sonraki hesaplamalarından çıkarıldı. Hastalar perioperatif olarak cerrahi anestezi yeterliliği, vital bulgular ve postoperatif olarak da yan etki ve analjezi ihtiyacı açısından takip edildi. Bulgular: Her iki grupta demografik veriler arasında anlamlı fark yoktu (p>0,05). Anestezi başarı skoru değerlendirilmesinde her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Erektör Spina Plan Bloğu yapılan hastalarda hipotansiyon insidansı anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Postoperatif ilk analjezik ilacın uygulanma zamanları spinal anestezi yapılan grupta 2,24±0,94 ve Erektör Spina Plan bloğu yapılan grupta 11,17±1,40 olarak bulunmuş ve istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,001). Sonuç: Kalça operasyonlarında ılımlı sedasyon altında Lomber Erektör Spina Plan bloğunun spinal anesteziye alternatif olabilecek yeterli anestezi oluşturduğu, ve düşük hipotansiyon insidansı ve uzun post operatif analjezi süresi üstünlük göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Kalça kırığı, Erektör Spina Plan Bloğu, Spinal Anestezi, Postoperatif Analjezi, Hipotansiyon
Spinal anestezi altında diz protezi operasyonu yapılan hastalarda uygulanan preoperatif sedasyonun postoperatif analjezi düzeyine etkisi
Spinal anestezi altında total diz protezi operasyonu yapılan hastalarda uygulanan preoperatif sedasyonun postoperatif analjezi düzeyine etkisi Amaç: Bu çalışmada spinal anestezi uygulanan hastalarda, midazolam sedasyonuna eklenen düşük doz ketaminin, postoperatif analjezik etkinliğini araştırmak hedeflendi. Çalışmamızda araştıracağımız primer sonuç, preoperatif verilen ketaminin postoperatif ilk 24 saat içindeki analjezik tüketimine ve bulantı - kusma insidansına etkisidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, hastanemiz etik kurulundan onay alındıktan sonra erişkin yaş grubunda diz protezi operasyonu geçirecek ASA I-II risk grubundaki 48 hastada gerçekleştirildi. Hastaların preoperatif yazılı onamları alındı. Prospektif, randomize, çift-kör planladığımız bu çalışmada hastaları, Ketamin ve kontrol olmak üzere 24'er kişiden oluşan 2 gruba ayırdık. Kontrol grubu hastalara 0.03 mg/kg midazolam ile Ketamin grubu hastalara 0.01 mg/kg midazolam ve 0.3 mg/kg ketamin (10 dakikada) ile sedasyon sağlandıktan sonra; 15 mg % 0.5 hiperbarik bupivakain ile L3-4 veya L4-5 aralığından spinal anestezi uygulandı. Her iki gruba da intraoperatif sedasyon ihtiyacı durumunda (hastayı Ramsey Sedasyon Skalasına göre 3 düzeyinde tutacak şekilde) 0.5 mg'lık dozlar halinde (3 - 5 dk beklenerek) midazolam i.v uygulandı. Duyusal blok, soğuk-sıcak ayrımı; sempatik blok, pinprick testi; motor blok, bromage skalası ile değerlendirildi. Duyusal blok T10 düzeyine yükselince ameliyata izin verildi. Preoperatif, intraoperatif ve postoperatif hemodinamik parametreler izlendi, kaydedildi. Postoperatif her iki gruba da hasta kontrollü analjezi yöntemiyle i.v morfin 24 saat süreyle uygulandı. Postoperatif Visuel Analog Scala, toplam morfin tüketimi, komplikasyon, yan etkiler ve hasta memnuniyeti değerlendirildi. Bulgular: Yaş ortalaması 66 ± 7 yıl olan 45 hasta çalışmaya alındı. Üç hasta cerrahi komplikasyon nedeni ile çalışmadan çıkarıldı. Gruplar arasında demografik veriler, anestezi süresi ve cerrahi süre, duyusal blok başlangıç süresi, motor blok gerileme süresi, uyku kalitesi ve hasta memnuniyeti açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ketamin grubunda total morfin tüketimi, 2, 4, 6, 12 ve 24. saatlerdeki VAS düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p < 0.05). Sonuç: Preoperatif verilen düşük doz ketamin, VAS skorlarını, bulantı - kusma insidansını ve postoperatif morfin tüketimini anlamlı derecede azaltmıştır. Anahtar sözcükler: ketamin, spinal anestezi, morfin, hasta kontrollü analjezi.
İntravenöz Deksmedetomidinin izobarik Levobupivakainle yapılan spinal anestezide oluşturduğu sedasyonla beraber postoperatif analjezi süresine etkileri
Amaç: Transüretral girişim yapılacak ve levobupivakainle spinal anestezi uygulanacak hastalarda intravenöz deksmedetomidinin intraoperatif ve postoperatif sedatif etkilerinin ve oluşan motor ve duyusal blok sürelerinin karşılaştırılması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Prospektif, çift kör planlanan çalışmamız Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğünden Etik Kurulu ve hastaların yazılı onayı alındıktan sonra elektif transüretral girişim yapılacak olan 50 hasta üzerinde yürütüldü. Hastalar rastgele seçimle 25'er kişilik iki gruba ayrıldı. % 0,5'lik levobupivakainle spinal anestezi uygulandıktan sonra Grup DX'e 1 µgr/kg deksmedetomidin intravenöz 10 dakika içinde gidecek şekilde uygulanıp, 0,5 µgr/kg/saat olacak şekilde de idame infüzyon yapıldı. Grup SF'ye ise serum fizyolojik (Aynı kilo için deksmedetomidin volümü kadar) infüzyonu uygulandı.Tüm gruplarda kalp atım hızları, sistolik ve diyastolik arter basınçları, ağrı ve sedasyon skorları, motor ve duyusal blok düzey ve süreleri, derlenme ve hasta konforu skorları, bulantı, kusma ve olası yan etkiler postoperatif dönemde 5., 10., 15., 20., 30., 45., 60., 90., 105., 120., 135., 150., 165., 180. dakikalarda kaydedildi.Bulgular: Gruplar Modifiye Bromage Skoru açısından karşılaştırıldığında gruplar arasında hiçbir ölçüm zamanında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık saptanmadı. Grupların duyusal blok başlama zamanı gruplar arasında farklılık göstermemesine karşın Grup DX'de duyusal blok düzeyinin Grup SF'ye göre 5. dk, 10. dk, 15. dk, 20. dk, 45. dk, 60. dk, 90. dk, 105. dk, 120. dk, 135. dk, 150. dk, 165. dk, 180. dakikalarda istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek olduğu görüldü. Gruplar maksimal blok düzeyine ulaşma süreleri açısından karşılaştırıldığında Grup DX'de Grup SF'ye göre istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek bulundu. Duyusal bloğun iki segment gerileme zamanı ortalamaları karşılaştırıldığında Grup DX ile Grup SF arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı görüldü. Grupların Modifiye Bromage Skorunun 0 olma süresi gruplar arasında anlamlı bir fark göstermemesine karşın ortalama spinal anestezi süresinin Grup DX'de Grup SF'ye göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha uzun olduğu bulundu. Ramsey Sedasyon Skoru değerleri gruplar arası karşılaştırıldığında Grup DX'de Grup SF'ye göre intraoperatif 5. dk, 10. dk, 15. dk, 30. dk ve postoperatif 10. dk, 15. dakikalarda yapılan değerlendirmelerde istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Aynı dönemlerde yapılan postoperatif bulantı ve kusma skoru değerlendirmelerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. En sık görülen yan etkiler olan bradikardi ve hipotansiyon sıklığı gruplar arasında anlamlı bir fark göstermedi. Aynı dönemlerde yapılan postoperatif derlenme skoru ve hasta konforu değerlendirmelerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı.Sonuç: Transüretral girişimlerde intravenöz deksmedetomidinin % 0,5'lik levobupivakainle yapılan spinal anestezinin motor blok süresi, 2 segment gerileme süresi, Duyusal blok başlama süreleri, grupların modifiye bromage skorlarının 0 olma süreleri, bulantı ve kusma skorları, postoperatif derlenme ve hasta konforu üzerine etkilerinin gruplar arasında benzer olduğu, gruplar arasında duyusal blok düzey değerleri karşılaştırıldığında, Grup DX'de duyusal blok düzeyinin Grup SF'ye göre 5. dk, 10. dk, 15. dk, 20. dk, 45. dk, 60. dk, 90. dk, 105. dk, 120. dk, 135. dk, 150. dk, 165. dk, 180. dakikalarda istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek, gruplar maksimal blok düzeyine ulaşma süreleri açısından karşılaştırıldığında Grup DX'de Grup SF'ye göre istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek, grupların spinal anestezi süresi ortalamaları karşılaştırıldığında Grup DX'de Grup SF'ye göre istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek, Ramsey Sedasyon Skoru değerleri Grup DX'de Grup SF'ye göre karşılaştırıldığında intraoperatif 5. dk, 10. dk, 15. dk, 30. dk ve postoperatif 10. dk, 15. dakikalarda istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu.Anahtar kelimeler: Deksmedetomidin, sedasyon, spinal anestezi, transüretral girişim
Preeklamptik gebelerde iv. Magnezyum Sülfat tedavisinin Bupivakain ile oluşturulan spinal anesteziye etkisi
Çalışmamızda normal ve preeklamptik gebelerde i.v. magnezyum sülfat tedavisinin amid grubu bir lokal anestezik olan bupivakain ile oluşturulan spinal anesteziye etikileri araştırıldıSağlık Bakanlığı Etik kurul onayı alınarak çalışmamıza spinal anestezi altında elektif sezaryen operasyonu ile doğum yapacak olan 32 si normal sağlıklı ve 32 si preeklampsi tanısı almış toplam 64 gebe alındı. Normal ve preeklamptik gebeler; i.v. magnezyum sülfat tedavisi alan ve almayan olmak üzere toplam 4 gruba ayrıldı. Buna göre I. Grubu (n=16) % 5 dekstroz infüzyonu alan normal gebeler, II. Grubu (n=16) İ.V. Magnezyum sülfat infüzyonu alan normal gebeler, III. Grubu (n=16) % 5 dekstroz infüzyonu alan preeklamptik gebeler ve IV. Grubu (n=16) İ.V. Magnezyum sülfat infüzyonu alan preeklamptik gebeler oluşturdu. Tüm gruplara 12,5 mg % 0,5 hiperbarik bupivakain ile T3-4 aralığından spinal anestezi uygulandı. Gebelerde intraoperatif ve postoperatif hemodinamik değişkenler, sensoriyel blok süreleri, sensoriyel ve motor blok başlama süreleri, maksimum sensoryel blok seviyesi ve maksimum blok seviyesine ulaşma süreleri, bromage skorunun gerileme süreleri, intraopretif analjezik ve efedrin gereksinimleri, anestezi kalitesi, ve spinal anestezi süreleri ile kan ve BOS magnezyum düzeyleri ölçülerek kaydedildi.Kan ve BOS magnezyum düzeyleri magnezyum tedavisi alan preeklamptik gebelerde almayan gruplara göre önemli derecede yüksek bulundu (p<0.01). Sistolik ve diastolik arter basınçları preoperatif, intraoperatif 1., 5., 15., 30. dakikalarda Grup III ve Grup IV'de Grup I ve Grup II'ye göre istatiksel olarak yüksek bulundu (p<0.05). Sensoryel ve motor blok başlangıç sürelerinin magnezyum tedavisi uygulanan Grup II ve Grup IV de Grup I ve Grup III'e göre önemli derecede uzun, anestezi sürelerinin ise daha kısa olduğu belirlendi (p<0.05). Magnezyum sülfat tedavisi alan preeklamptik gebelerde almayan gruplara göre anestezi kalitesi benzer ancak ek analjezik ihtiyacı önemli derecede daha fazla olduğu belirlendi (p<0.05). İV. magnezyum sülfat tedavisinin bupivakain ile oluşturulan spinal anestezide sensoryel ve motor blok başlangıç sürelerini uzattığı, anestezi süresini kısalttığı ve dolayısıyla erken analjezik ihtiyaca neden olduğu kanısına varıldı.Anahtar kelimeler: Spinal anestezi, magnezyum sülfat, preeklampsi
Alt ekstremite cerrahisinde kombine spinal epidural blok uygulanan hastalarda, preoperatif gabapentinin postoperatif ağrı üzerine etkisinin değerlendirilmesi
ÖZETAmaç: Alt ekstremite cerrahisinde, Kombine Spinal Epidural Anestezi (CSEA) sık olarak uygulanmaktadır. Nöropatik ağrı ve kronik ağrıdaki etkinliği kanıtlanmış olan gabapentinin son zamanlarda preoperatif uygulamalarının postoperatif ağrıyı azalttığı bildirilmektedir. Bu çalışmamızda alt ekstremite cerrahisinde, kombine spinal epidural anestezi uygulanan hastalarda, preoperatif gabapentinin postoperatif ağrı ve yan etkiler üzerine etkileri araştırıldı.Gereç ve Yöntem: Etik Kurul onayı ve olguların yazılı onayı alındıktan, sonra çalışmamıza alt ekstremite cerrahisi uygulanan 18-65 yaş arası, ASA I-II? grubu olgular alındı. Olgular rastgele iki gruba ayrıldı. Grup 1'e (n=30) (Grup P); Spinal aralıktan % 0,5 levobupivakain (10-15 mg) ve fentanil (25 ?g) uygulandı. Postoperatif dönemde spinal blok kalktıktan sonra epidural aralıktan morfin (3mg) uygulandı. Grup 2; (n=30) (Grup G); Grup I'e ilave olarak preoperatif 1-2 saat önce 600 mg gabapentin uygulandı.Postoperatif dönemde hemodinamik veriler (SAB, DAB, KAH), ağrı skoru (VAS), sedasyon skoru, kaşıntı skoru, antihistaminik gereksinimi, ek doz analjezik gereksinimi ve diğer yan etkiler (bulantı, hipotansiyon, solunum depresyonu, EKG değişikliği, bradikardi) değerlendirildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri, hemodinamik parametreleri, operasyon süreleri, sedasyon skorları birbirine benzerdi. Postoperatif ağrı skorlarının (VAS) 30. dakika, 60. dakika, 18 ve 24. saatlerde grup G'de daha düşük olduğu saptandı (p<0,05). Postoperatif dönemde Grup P'de 18. saatte 10 hastada, 24. saatte 8 hastada kaşıntı saptandı. Grup G'de ise hiçbir hastada kaşıntı saptanmadı. (p<0,001, p<0,005). Grupların, bulantı skorları ve diğer yan etkiler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu.Sonuç: Alt ekstremite cerrahisinde CSEA uygulanan hastalarda, preoperatif gabapentinin postoperatif ağrı düzeyini ve opioidlere bağlı olarak gelişen kaşıntıyı istatiksel olarak azalttığı, bulantıyı ise etkilemediği sonucuna varıldı.Anahtar Kelimeler: Kombine Spinal Epidural Anestezi, Gabapentin, Opioid, Preemptif analjezi, Postoperatif Analjezi.
Elektif sezaryen doğumda spinal anestezi sonrası hipotansiyonu öngörmede şok indeksinin rolü
Amaç: Çalışmamızın amacı elektif sezaryen doğumda spinal anestezi sonrası hipotansiyonu öngörmede şok indeksinin rolünü değerlendirmek ve diğer indeksler (Perfüzyon İndeksi, Pleth Değişkenlik İndeksi, Diyastolik Şok İndeksi ve Modifiye Şok İndeksi) ile karşılaştırmaktır. Yöntem: Prospektif ve gözlemsel tek merkez çalışmamıza, 15.07.2021-15.07.2022 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı tarafından elektif sezaryen planlanan 18 - 40 yaş arası, ASA skoru II olan 143 gebe dahil edildi. Hastalar preoperatif hasta hazırlama ünitesine geldikten sonra Amsterdam Preoperatif Anksiyete Skoru ile anksiyete durumları değerlendirildi. Tüm veriler yedi zaman noktasında; (T0: Spinal anestezi öncesi supin pozisyon, T1: Spinal anestezi sırasında oturur pozisyon, T2: Spinal anestezi sonrası 1.dk, T3: Spinal anestezi sonrası 3.dk, T4: Spinal anestezi sonrası 5.dk, T5: Spinal anestezi sonrası 7.dk, T6: Spinal anestezi sonrası 10.dk, T7: göbek kordonu klemplenmesi sonrasında) kaydedildi. Spinal anesteziye bağlı hipotansiyon, sistolik kan basıncı 90 mmHg'nın altında veya bazal değere göre sistolik kan basıncında ≥ %20 düşüş olarak kabul edildi. Hastalar spinal anestezi sonrası "Hipotansiyon Gelişen" ve "Hipotansiyon Gelişmeyen" olarak iki gruba ayrıldı. Bulgular: Hastaların 92'sinde (% 65,7) spinal anesteziye bağlı hipotansiyon gelişti, 48'inde (% 34,3) ise gelişmedi. APAIS-T ve SI-T0 skorunun hipotansiyon gelişen grupta daha yüksek olduğu belirlendi (sırasıyla, p=0,036, p=0,013). Diğer indeksler gruplar arasında anlamlı farklılık göstermedi (p>0,05). Spinal anesteziye bağlı hipotansiyona etki eden faktörler için yapılan lojistik regresyon analizinde APAIS-T (p=0,008) ve SI-T0 (p=0,003) değerleri SA'ya bağlı hipotansiyon için bağımsız risk faktörleri olarak bulundu. Sonuç: Çalışmamızdan elde edilen bulgulara dayalı olarak, elektif sezaryen geçiren gebelerde preoperatif anksiyete skorunun ve şok indeksi değerinin spinal anesteziye bağlı hipotansiyonu öngörmede ve erken müdahalede yol gösterici olabileceği kanaatindeyiz. Bu konuda yapılacak daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Spinal anestezi, hipotansiyon, şok indeksi, sezaryen, diyastolik şok indeksi, modifiye şok indeksi
Geriyatrik parsiyel kalça protezi ameliyatlarında kombine spinal epidural anestezi ile psoas kompartman + siyatik sinir blokajının etkilerinin karşılaştırılması
Amaç:Parsiyel kalça protezi ameliyatlarında rejyonel teknikler giderek daha yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. En yaygın ve etkin rejyonel yöntem santral nöroaksiyel yöntemlerdir. Santral bloklar etkin olsalar da kendine ait spesifik yan etkileri ve kontrendikasyonları vardır. Bu yüzden alternatif rejyonel anestezi yöntemleri arayışı sürmektedir. Biz çalışmamızda periferik sinir bloklarından psoas kompartman bloğu ile siyatik sinir bloğunu kombine ederek (PCSNB) daha geleneksel bir yöntem olan kombine spinal epidural anestezi (CSE) ile intraoperatif etkinlik ve hemodinamik satbilite, postoperatif ağrı ve yan etkiler açısındankarşılaştırmayı amaçladık. Yöntem:Elektif olarak parsiyel kalça protezi yapılan 60-99 yaş arası ASA III ve altı olan PCSNB ve CSE uygulanan 50 hasta çalışmaya alındı. 25 hastaya 1mL plain bupivakain ile CSE anestezi uygulanırken 25 hastaya da PCSNB ve ilyak krest bloğu uygulandı. Grupların perioperatif olarak anestezi etkinliği, kan basıncı nabız, satürasyon değerleri, postoperatif analjezi gereksinimi ve yan etkiler açısından takip edildi. Bulgular:Demografik veriler her iki grupta benzerdi. Operasyon çıkışında ortalama arter basıncı her iki grupta da giriş değerlerine göre düşük kaydedildi;CSE grubunda PCSNB grubuna göre bu düşüş istatistiksel olarak anlamlıydı. CSEgrubunda 11 (%44), PCSNB grubunda 2(%8) hastada hipotansiyon görülmüştür. Nabız ve satürasyon değerleri açısından grup içi ve gruplar arası bir fark gözlenmedi. CSE grubunda hastaların hepsinde etkin analjezi sağlandı, 5(%20) hastada operasyonun ilerleyen dakikalarında ağrı olması üzerine epidural kateterden ek ilaç gerekti. PCSNB grubunda 15(%60) hasta operasyonu ağrısız tamamlarken 3(%12) hastaya 1 µg/kg fentanil ile yeterli anestezi elde edildi.7(%28) hastaya ise propofol infüzyonu ile sedasyongerekti. Postoperatif ilk analjezik saati PCSNB grubunda daha uzundu (1.64 ± 0.9 saat'e karşılık 4.84 ± 2.54 saat). Sonuç:Psoas kompartman, parasakral siyatik ve ilyak krest bloklarının kombinasyonu, zaman zaman bir sedasyon gerektirse bile, yaşlı hastalardaki kalça protezi operasyonlarında hemodinamik stabiliteyi koruyan, analjezisi postoperatif dönemde de süren etkin ve güvenli bir alternatiftir.
Gebe ve gebe olmayan kadın hastalarda tuffier hattı'nın yerinin ultrasonla tespiti
GEBE VE GEBE OLMAYANLARDA TUFFİER HATTININ YERİNİN ULTRASONLA TESPİTİ Dr. Bahar ŞEKER Uzmanlık Tezi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Lütfiye PİRBUDAK Temmuz - 2018, 62 Sayfa Amaç ve Kapsam: Gebe ve gebe olmayan kadın hastalarda doğru vertebral seviyeyi belirlemede palpasyon tekniği ile ultrason tekniğini karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu prospektif çalışmaya 135 kadın dahil edildi. Hastalar gebe (n=75) ve gebe olmayan (n=60) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki gruba da palpasyonla tespit edilen Tuffier Hattı'nın gösterdiği vertebral seviyeyi doğrulamak amacıyla lateral dekübit pozisyonda lomber ultrason yapıldı. Her iki grupta demografik veriler, palpasyon ve ultrasonla Tuffier Hattı tespit süresi ve tespit edilen vertebral seviyeler kaydedildi. Bulgular: Demografik veriler açısından gruplar benzerdi. Palpasyonla Tuffier Hattı vertebral seviyesi tespit süresi gebe grupta 5 ± 1.63, gebe olmayan grupta 4.43 ± 1.45 saniye idi. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0. 037 ). Ultrasonla Tuffier Hattı vertebral seviyesi tespit süresi gebe grupta 46.81 ± 14.11, gebe olmayan grupta 43.52 ± 10.55 saniye idi. Aradaki fark anlamlı bulunmadı. Palpasyonla tespit edilen Tuffier Hattı vertebral seviyesi gebe grupta hastaların %41.3'ünde, gebe olmayanların %36.7'sinde L4 vertebral seviyede tespit edildi. Gebelerin %58.7'sinde, gebe olmayanların %63.3'ünde palpasyonla L4-L5 intervertebral aralığı tespit edildi. Palpasyonla L4 olarak tahmin edilen vertebral seviye gebelerin %9.7'sinde ultrasonla L2, %9.7'sinde L3, %80.6'sında L4; gebe olmayanların % 100'ünde L4 vertebral seviyesinde tespit edildi. Palpasyonla L4-L5 intervertebral aralık olarak tahmin edilen vertebral seviye gebelerin %6.8'inde L2-L3, %70.4'ünde L3-L4, %22.5'inde L4-L5 vertebral seviyede; gebe olmayanların %5'inde L2-L3, %58'inde L3-L4, %37'sinde L4-L5 vertebral seviyede tespit edildi. İki grupta her iki teknikle tespit edilen vertebral seviyeler gebe grubunda 35 (%46.6), gebe olmayan grupta 36 (%60) hastada uyumluydu. Tartışma ve Sonuç: Tuffier Hattı'nın gebelik ve demografik verilerden bağımsız olarak hastaların çoğunda doğru vertebral seviyeyi göstermediğini belirledik. Palpasyon tekniğine göre ultrasonun bu anlamda daha güvenli olduğunu tespit ettik. Santral nöraksiyal blok uygulanacak hastalarda işlem öncesi lomber ultrasonla iğne giriş yerinin belirlenerek spinal kord hasarının önlenebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Lomber ultrasonografi, spinal anestezi, gebelerde santral bloklar, Tuffier Hattı, vertebral seviye.
Ortopedik alt ekstremite cerrahisinde spinal anestezi ile kombine femoral ve siyatik bloğun; Hemodinamik etkiler ve anestezik-analjezik etkinliğinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada spinal anestezi ile kombine femorel siyatik blok ile alt ekstermite cerrahisi geçirecek hastalarda motor ve duyu blok başlama süreleri, peropratif ve postoperatif hemodinamik parametleri, motor blok ortadan kalkma süreleri ve analjezik etkinliklerini karşılaştırmak amaçlanmıştır. Yöntem: Etik kurul ve hasta onayı sonrası ortopedik alt ekstremite cerrahisi planlanan ASA I- III, 18-65 yaş aralığında, 40 hasta, prospektif ,randomize, kontrollü olarak çalışmaya alınması planlanmıştır. Hastalar, rastgele iki gruba ayrıldı. Grup 1 (n=20) spinal anestezi grubu, Grup 2 (n=20) kombine femoral siyatik blok olarak planlandı. Birinci gruba, spinal anestezi 15 mg Heavy Bupivakain, İkinci gruba, kombine femoral siyatik blok için, %5 bupivakain + % 2 lidokain +serum fizyolojik (30,15,15 ml) solüsyonu hazırlandı. Siyatik sinir bloğu için 40 ml solüsyon, femoral sinir bloğu için 20 ml uygulandı. İşlem öncesinde rutin olarak her hastaya 0,03 mg/kg midazolam uygulandı. İşlem öncesinde, işlem boyunca ve operasyon boyunca 5 dk'lik aralıklarla KTA, SKB, DKB, OAB ve SpO2 monitörize edilip takip altına alındı. Preoperatif, 5.dk, 15.dk ve 1. saat değerleri ile postoperatif 1, 3, 6 ve 12.saatlerdeki değerler kaydedildi. Hastaların motor ve duyusal blok seviyeleri modifiye edilmiş Bromage skalası ve pin-prick testi ile değerlendirildi, VAS (0-10 cm ) ağrı değerleri ve ilk analjezik yapılma saatleri kaydedildi. Bulgular: Hastaların demografik verileri gruplar arası benzer bulundu (p=>0.05) motor blok başlama zamanı kombine femoral siyatik blokta anlamlı yüksek bulundu (p=<0.05). Sistolik arter kan basıncı, diyastolik arter basıncı, ortalama arter basıncı ve nabız değerlerinde spinal anestezi grubunda anlamlı düşme gözlemlendi (p=<0.05). Postopratif kombine femoral siyatik blok grubunda ilk analjezik süreleri daha uzun, VAS ağrı değerleri daha düşük bulundu (p=<0.05). Sonuç: Femoral –Siyatik Bloklar, spinal anestezi ve diğer santral bloklara göre; hemodinamiyi daha az etkilemesi, kardiyak hastalarda daha güvenli olması, daha uzun süreli postoperatif analjezi sağlaması, katater koyulabilme ve aralıklı ilaç uygulanabilme imkanı sağlaması nedeniyle, lokal anesteziye bağlı yan etki olasılığının daha düşük olması nedeniyle, deneyimli anestezistler tarafından yapıldığı takdirde ortopedik alt ekstremite cerrahilerinde kombine femoral siyatik blok spinal anestezi' ye göre daha uygun bir yaklaşım olduğu görüşündeyiz
Spinal anestezi altında sezaryen uygulanan olgularda üç farklı dozdaki norepinefrinin etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada spinal anestezi altında sezaryen uygulanan olgularda üç farklı dozdaki norepinefrin etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmaya 18-40 yaş arası, ASA I-II grubunda, 37-42 haftalık gebelik nedeniyle elektif şartlarda sezaryen yapılacak 100 adet gönüllü hasta dahil edildi. Hastalar dört gruba ayrıldı. Grup I'e spinal anestezi yapıldıktan sonra baseline'ı korumak amacıyla 0,05mcg/kg bolus norepinefrin intravenöz (iv) yolla toplam volum 2 ml olacak şekilde; grup II'ye spinal anestezi yapıldıktan sonra baseline'ı korumak amacıyla 0,075mcg/kg bolus norepinefrin iv yolla toplam volüm 2 ml olacak şekilde; grup III'e spinal anestezi yapıldıktan sonra baseline'ı korumak amacıyla 0,1mcg/kg bolus norepinefrin iv yolla toplam volüm 2 ml olacak şekilde; kontrol grubu olan grup IV'e ise spinal anestezi yapıldıktan sonra aynı volümde (2 ml) serum fizyolojik (%0,9'luk NaCl) iv uygulandı. Sistolik kan basıncı değeri <100 mmHg veya baseline(bazal) sistolik kan basıncı değerinde %20 den daha fazla tekrarlayan bir azalma durumunda 5 mg efedrin iv bolus ile müdahele edildi. Kalp atım hızının 60'ın altına düşmesi ise bradikardi olarak kabul edilerek 0,5 mg iv atropin ile tedavi edildi. Dört hasta grubunun maternal kan basınçları, kalp atım hızları, efedrin ve atropin tüketimleri, umbilikal kordon kan gazı değerleri, bulantı/kusma sıklıkları ve Apgar skorları karşılaştırıldı. Sonuç olarak elektif sezaryen doğumlarda spinal anesteziye bağlı hipotansiyonu önlemek için profilaktik tek doz bolus norepinefrinin etkili olduğunu, 0,1mcg/kg norepinefrin dozunun ise daha başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: Norepinefrin, spinal anestezi, maternal hipotansiyon, efedrin
İnguinal herni operasyonlarında spinal anestezi ile kombine spinal epidural anestezinin etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: İnguinal herni onarımı genel cerrahi pratiğinde en çok yapılan operasyonlardan biridir. Nöroaksiyel anestezinin uyanık ve spontan soluyan hastaya izin vermesi, yapılışın basit ve kolay olması, cerrahi için uygun anestezik koşullar sağlaması ve postoperatif ağrı kontrolüne izin verip erken taburculuk sağlaması diğer tekniklere göre avantajlı yanlarıdır. Bu çalışmamızda inguinal herni operasyonlarında spinal anestezi ile kombine spinal epidural anestezi tekniklerinin hemodinami, blok seviyesi, bulantı ve kusma üzerine olan etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Yöntem: Spinal veya kombine spinal epidural anestezi altında elektif inguinal herni onarımı yapılan 20-90 yaş arası ASA I-II-III sınıflandırmasına sahip toplam 100 hasta çalışmaya alındı. Bu hastalardan 10 mg %5 hiperbarik bupivakain ile spinal anestezi uygulanmış olan 50 hasta Grup SA olarak adlandırılırken intratekal 5 mg izobarik bupivakain + 15 mg (3 mL) izobarik bupivakain + 100 µg fentanil kombinasyonu 15 mL volüm içinde epidural olarak verilen 50 hasta Grup KSE olarak adlandırıldı. Grupların hemodinamik verileri, blok seviyeleri, intraoperatif bulantı, kusma ve inotrop tüketimi kaydedildi Bulgular: Demografik veriler her iki grup için benzerdi. Hastaların preoperatif hemodinamik parametreleri arasında herhangi bir fark saptanmadı. Ortalama arter basınçları Grup SA'da 15. ve 30. dakikalarda daha düşük saptandı ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Ayrıca tüm zamanlar göz önüne alındığında giriş sistolik arter basıncına göre Grup SA'da 18 (% 36) hasta Grup KSE'de ise toplam 6 (%12) hastada giriş değerinin % 30 ve altına düştüğü gözlenmiştir. Ayrıca ortalama arter basıncının 60 mmHg altına düştüğü hasta sayısı Grup SA'da 11(%22) bulunurken Grup KSE'de ise 3 (%6) olarak bulunmuştur. Toplam kullanılan norepinefrin miktarı grup KSE 32 µg iken grup SA'da bu miktar 104 µg olarak ölçülmüştür. Sonuç: Kombine spinal epidural anestezi inguinal herni operasyonlarında stabil bir hemodinami sağlayıp, intratekal kullanılan lokal anestezik dozunu ve inotrop ihtiyacını azaltarak etkin ve güvenli bir anestezi ortamı sağlamaktadır. Anahtar kelimeler: İnguinal Herni, Spinal Anestezi, Kombine Spinal Epidural Anestezi, Hemodinami
Spinal anestezi ile yapılan endoskopik ürolojik cerrahilerde pasif bacak kaldırma testinin hemodinami ve serebral oksijenizasyon üzerine etkileri
Spinal anestezi pek çok merkezde yaygın olarak kullanılan bir anestezi yöntemidir. spinal anestezi sonrası gelişen hipotansiyon ile çok sık karşılaşılmakta, anestezi güvenliği ve hasta konforu sarsılmaktadır. Spinal anestezi sonrası gelişen vazodilatasyona bağlı hipotansiyon ve buna bağlı görülen serebral deoksijenizasyon en yaygın yan etkilerdendir. Bu çalışma ile amacımız hastaya fazla sıvı yüklemeden, inotrop ve vazopressör desteği sağlamadan hemodinamiyi korumak ve böylece serebral oksijenizasyonu sağlamaktır. Pasif bacak kaldırma testinin kan basıncı ve kalp atım hızı üzerine koruyucu etkisi olduğu gösterilememesine rağmen serebral oksijenizasyonun korunmasının sağlanmasında etkili olabileceği gösterilmiştir. Spinal anestezi ile yapılan cerrahilerde etkisini değerlendirmek için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.
Spinal anestezi ile opere edilen herni hastalarında işlem sırasında sanal gerçeklik uygulamasının ağrı, kaygı ve yaşam bulgularına etkisi
Amaç: Spinal anestezi ile opere edilen herni hastalarında işlem sırasında sanal gerçeklik uygulamasının ağrı, kaygı ve yaşam bulgularına etkisinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma evrenini, Manisa Şehir Hastanesi Genel Cerrahi Ameliyathanesine 15.04.2022- 15.04.2023 tarihleri arasında gelen, spinal anestezi ile opere edilen herni hastaları oluşturmuştur. Araştırma örneklemini; Manisa Şehir Hastanesi Genel Cerrahi Ameliyathanesinde spinal anestezi ile opere edilen herni hastaları içinden araştırmaya katılmayı kabul eden hastalar arasından randomize edilerek 110 hasta grubu oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğünü belirlemek için güç analizi (power analizi) uygulanmıştır. Çalışmada 55 kişi kontrol 55 kişi deney grubu olmak üzere 110 hastaya ulaşılmıştır. Veri toplama araçları olarak "Birey Tanıtım Formu" "Numerik Ağrı Skalası" "Sürekli-Durumluluk Kaygı Envanteri" "Yaşam Bulguları Takip Formu" kullanılmıştır. Çalışma grubundaki hastalara, cerrahi işlem esnasında 20 dakika işlem boyunca, sanal gerçeklik gözlüğü ile müzik fonlu, "Relax with Nature" lisanslı ürün sanal gerçeklik uygulamasıyla izletildi. Hastalara göl, orman, şelale, nehir ve kumsal videoları izletildi. Kontrol grubundaki hastalara ise herhangi bir işlem yapılmaksızın standart cerrahi prosedür ve hemşirelik bakımı uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22.0 paket programı kullanıldı. Verilerin analizinde, demografik özellikleri tanımlamak için sayı yüzde dağılımı ve tanımlayıcı istatistikler, grupların homojenliğini değerlendirmedeki kare testi, Mann Whitney U testi yapıldı. Verilerin normal dağılımına Kolmogorov Smirnov testi ile bakıldı. Normal dağılan verilerde, bağımsız gruplarda t testi, normal dağılmayan verilerde ise Mann Whitney U ve Wilcoxon Signed Ranks testi kullanıldı. Bulgular: Deney grubundaki hastaların işlem sırası ağrı şiddeti ortalama puanlarının kontrol grubundaki hastaların işlem sırası ağrı şiddeti ortalama puanlarına göre daha düşük olduğu saptandı (P<0,05).Deney grubundaki hastaların işlem öncesi ve işlem sırası kalp atım hızı, sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, solunum sayısı ve vücut sıcaklığı ortalama puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0,05), hastaların işlem sırasındaki ortalama puanlarının işlem öncesindeki ortalama puanlarına göre daha düşük olduğu saptandı. Deney ve kontrol grubu hastaların gruplar arası işlem sırası solunum sayısı ortalama puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0,05), deney grubundaki hastaların işlem sırası ortalama puanlarının kontrol grubundaki hastaların işlem sırası ortalama puanlarına göre daha yüksek olduğu saptandı. Deney ve kontrol grubu hastaların gruplar arası işlem öncesi sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı ve solunum sayısı ortalama puanları arasında anlamlı fark olmadığı belirlendi (p>0,05). Deney ve kontrol grubu hastaların gruplar arası işlem öncesi ve işlem sırası kalp atım hızı, vücut sıcaklığı ve satürasyon ortalama puanları arasında anlamlı fark olmadığı bulundu (p>0,05). Deney ve kontrol grubu hastaların gruplar arası işlem sırası durumluluk kaygı envanteri ortalama puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0,05), deney grubundaki hastaların ortalama puanlarının kontrol grubundaki hastaların ortalama puanlarına göre daha düşük olduğu saptandı. Deney grubundaki hastaların işlem öncesi durumluluk kaygı envanteri puanının işlem sırası durumluluk kaygı envanteri puanına göre daha yüksek olduğu görüldü. Deney grubuna göre kontrol grubunda işlem sırası durumluluk kaygı envanteri puanı artış miktarının daha fazla olduğu görüldü Sonuçlar ve Öneriler: Spinal anestezi ile opere edilen herni hastalarında sanal gerçeklik gözlüğü kullanımı; ameliyathane ortamının gürültülü ve uyaranların fazla olduğu rahatsızlık verici ortamdan dikkatini başka yöne çekme yöntemi olarak kullanılıp; ağrı ve kaygıyı azalttığı, yaşam bulguları üzerine olumlu etkileri olduğu görüldü. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda; ameliyathane ortamında, cerrahi işlem sırasında sanal gerçeklik gözlüğü kullanılmasının ağrı, anksiyete ve yaşam bulguları üzerinde olumlu etkilerinin olması sebebiyle, hemşirelik uygulamalarında dikkati başka yöne çekme yöntemi olarak kullanılması ve sanal gerçeklik gözlüğünün ameliyathanede spinal anestezi ile opere edilen hastalarda kullanımı ile ilgili araştırmaların arttırılarak literatüre kanıt temelli kaynak sağlanması önerilmektedir.
Türkiye'de sezaryen ameliyatlarında nöroaksiyel blok uygulamalarına yaklaşımın değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızda, Türkiye'de çalışmakta olan Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanları ve araştırma görevlilerinin sezaryen ameliyatlarında uyguladıkları nöroaksiyel blok uygulamalarına pratik yaklaşımlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 1 Nisan 2021-1 Haziran 2021 tarihleri arasında Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde çalışmakta olan Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanları ve araştırma görevlilerine online olarak ulaşılarak obstetrik anestezi uygulamalarında nöroaksiyel blok kullanımı ile ilgili 48 soruluk bir anket uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamız sonucunda toplam 212 Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanı ve araştırma görevlisine ulaşılmıştır. Katılımcıların %54,2'si (n=115) kadın cinsiyet olarak tespit edilmiştir. Katılımcılar arasında en büyük grubu uzmanlar (%53,8, n=114) ve araştırma görevlileri (%28,3, n=60) oluşturmaktaydı. Katılımcıların %73,7'si (n=156) nöroaksiyel eğitiminin yeterli olduğunu düşünürken uygulama düzeyinin yeterli olduğunu düşünenlerin oranı %76,5 (n=162) olarak tespit edilmiştir. Sezaryen ameliyatlarında nöroaksiyel blok uygulama oranları %99'un üzerinde tespit edilmiştir. Nöroaksiyel blok uygulamama nedenleri en önemli faktörün hastanın istememesi (%90,5; n=191) olduğu gözlenmiştir. Katılımcıların %70,1'i (n=148) nöroaksiyel blok uygulama öncesi aspirin kullanımının bırakılmaması gerektiğini bilmiştir. Nöroaksiyel blok uygulanması sırasında en sık uyulan kuralın steril eldiven giyilmesi (%99,5; n=210) olduğu ve en az uyulan kuralın ise ellerin yıkanması kuralı (%53,1; n=112) olduğu bulunmuştur. Nöroaksiyel blok uygulaması sırasında en sık tercih edilen pozisyon oturur pozisyondur (%93,4; n=198). Katılımcıların neredeyse tamamı (%99,5; n=211) orta hat girişimi tercih ederken girişim sırasında ultrasonografi kullanımını tercih edenlerin sayısı 3 olarak tespit edilmiştir. Spinal anestezi uygulamalarında katılımcıların %94,9'u (n=201) hiperbarik bupivakain tercih ederken opioid olarak fentanil tercih edenlerin oranı %93,9 (n=199) olarak saptanmıştır. Spinal anestezi sırasında karşılaşmaktan en korkulan 3 komplikasyon sırasıyla yüksek spinal blok (%85,4; n=181), spinal hematom (%79,3; n=168) ve post-spinal baş ağrısı (%51; n=108) olarak bulunmuştur. Hipotansiyon tedavisinde en sık tercih edilen vazopresör efedrin (%80,8; n=171) olarak tespit edilirken fenilefrin tercih edenlerin oranı %1,5 (n=3) olarak tespit edilmiştir. Katılımcıların çoğunluğu (%76,3; n=161), otolog epidural kan yamasını konservatif ve farmakolojik tedaviye yanıt alamadıkları takdirde uyguladıklarını bildirmişlerdir. Epidural anestezi sırasında en fazla tercih edilen lokal anestezik bupivakain (%76,3; n=161); opioid ise fentanildir (%87,1; n=184). Epidural anestezi sonrası en çok korkulan 3 komplikasyon sırasıyla epidural hematom (%86,1; n=182), total spinal anestezi (%83,5; n=177) ve lokal anestezi toksisitesi (%69,1; n=146) olarak saptanmıştır. Epidural uygulama sırasında kazara dura ponksiyonu yapılması durumunda katılımcıların büyük bir çoğunluğu hastayı takip ve bolus sıvı alımı (%76,3; n=161) ile takip etmektedir. Epidural kateteri dural aralığa ilerletenlerin oranı %19,1 olarak tespit edilmiştir. Sonuç: Ülkemizde, obstretrik anestezi uygulamaları genel olarak dünya ile paralellik göstermektedir. Dünya genelinde nöroaksiyel blok uygulamalarında sıklıkla kullanılan bazı ilaçlara Türkiye şartlarında ulaşım kısıtlı olduğundan küçük farklılıklar gözlenmektedir.
Akciğer rezeksiyonu uygulanan hastalara farklı dozlarda uygulanan spinal morfinin etkinliklerinin karşılaştırılması
Amaç: Toraks cerrahisi postoperatif ağrının yoğun olduğu cerrahilerden biridir. Çalışmamızda ideal vücut ağırlığına göre postoperatif analjezi amacıyla uygulanan iki farklı intratekal morfin dozunun etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Randomize ve prospektif olarak planlanan çalışmamızda, video yardımlı toraks cerrahisi (VATS) uygulanan hastalar iki gruba ayrılarak bir gruba ideal vücut ağırlığına göre 10 mcg/kg intratekal morfin (Grup 1), diğer gruba ise yine ideal vücut ağırlığına göre 7 mcg/kg intratekal morfin (Grup 2) postoperatif analjezi amacıyla uygulandı. Hastaların intraoperatif ve postoperatif hemodinamik değişkenleri, postoperatif morfin tüketimi, postoperatif VAS (efor) ve VAS (dinlenme) skorları, yan etki sıklıkları, ek analjezik ihtiyaçları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya toplam 46 hasta dahil edildi. Hastaların % 63'ü erkek ve % 37'si kadın cinsiyetteydi. Hastaların demografik, antropometrik ve operasyon verilerinin gruplar arasında farklılık göstermediği saptandı (p > 0,05). İntraoperatif ve postoperatif dönemde; sistolik ve diyastolik arter basıncı ve kap hızı takiplerinde iki grup arasında anlamlı fark olmadığı gözlendi (p > 0,05). Hastaların solunumsal fonksiyonları açısından takibi yapılan FiO2 ve SpO2 değerlerinin postoperatif dönemde farklılık göstermediği tespit edildi (p > 0,05). VAS (dinlenme) ve VAS (efor) skorları ilk 12 saatte iki grup arasında farklılık göstermez iken, 18. ve 24. saatlerde Grup 1'de daha düşük olarak saptandı (VAS dinlenme için sırasıyla p=0,024 ve p=0,017 ve VAS efor için sırasıyla p=0,025 ve p=0,002). Postoperatif morfin tüketimi tüm zaman dilimlerinde Grup 1'de istatistiksel açıdan anlamlı olarak düşük idi (p < 0,05). Yan etki insidansı her iki grup için de benzer bulundu (p > 0,05). Sonuç: Çalışmamız sonucunda VATS cerrahisi geçirecek hastalarda postoperatif analjezi amacıyla ideal kiloya göre 10 mcg/kg intratekal morfin uygulanmasının 7 mcg/kg intratekal morfin uygulanmasına göre yan etki sıklığını arttırmadan daha etkin analjezi sağlayacağı kanaatindeyiz. Ancak, bu konuda geniş doz aralıklarının kullanıldığı çok merkezli, prospektif çalışmaların yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: İntratekal morfin, postoperatif analjezi, VAS, VATS, yan etki
Sezaryen ameliyatına giren hastalarda spinal anestezi sonrası hipotansiyonun yönetiminde karotis akım zamanının rolü
Sezaryen Ameliyatına Giren Hastalarda Spinal Anestezi Sonrası Hipotansiyonun Yönetiminde Karotis Akım Zamanının Rolü Amaç: ÇalıĢmanın birincil hedefi preanestezik FTc değeri, kestirim (cut-off) değerinin altında olan hastalara uygulanan sıvı ön yüklemesi (preload)'nin hipotansiyon insidansına etkisini belirlemektir. Ġkincil hedef ise, sezaryen doğum sırasında postspinal hipotansiyon için anestezi öncesi FTc'nin prediktif değerini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Prospektif gözlemsel kontrollü olarak planlanan çalıĢmaya sezaryen operasyonuna alınacak olan 20-40 yaĢ arası, ASA (American Society of Anesthesiologists) II, kadın hastalar dahil edildi. Preoperatif bakım ünitesinde hastalar ilk FTc kestirim değerlerine göre iki ayrı gruba atandı. Birinci grup (n=36), preoperatif giriĢ FTc(W)<327 ms olan hastalardan oluĢtu. Bu hastalara 500 ml Ringer's lactate bolus uygulandı. Ölçüm 20 dakika sonra tekrarlandı ve FTc(W)<327 ms ise ilave 500 ml Ringer's lactate bolus uygulaması daha yapıldı. FTc(W)>327 ms üstüne çıkana kadar minimal sıvı yüklemeleri ile devam edildi. Ġkinci grupta (n=36) anestezi öncesi FTc(W) >327 ms üstünde olan hastalara preload sıvı uygulaması yapılmadı. Tüm hastaların demografik verileri, vital bulguları, verilen sıvı miktarları ve türleri, vazopressör ihtiyaçları, sensoriyal blok düzeyleri ve yan etkiler kayıt altına alındı. Spinal anestezi sonrası geliĢen hipotansiyonu önlemede ilk olarak noradrenalin, ikinci seçenek olarak iv Ringer Laktat ve/veya HES uygulandı. Bulgular: Bu gruplar arasında yaĢ, boy, kilo, beden kitle indeksi, ASA grupları ve gebelik haftası ve SpO2, KH, SAB, DAB, OAB değerleri arasında anlamlı bir farklılık görülmedi. Ancak 6 ile 50. Dakikalar arasında preload uygulanan grubun ortalama kan basıncı değerlerinin kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak daha düĢük olduğu görüldü. Spinal anestezi sonrası hipotansiyon preload uygulanan grupta 3(%8,8) hastada görülürken FTc değerine göre preload uygulanmayan grupta 5(%13,6) hastada görüldü. Hipotansiyon insidansı her iki grupta benzer olup beklenen oranın altındaydı (<%20). Preload grubunda hastaların %69'unda T5 düzeyinden kontrol grubunda ise %58'inde T6 düzeyinden duysal blok geliĢtiği görüldü. Tüm hipotansiyon geliĢen hastalar göz önünde bulundurulduğunda bu hastaların %62,5'inde blok düzeyi T4 düzeyinde iken hipotansiyon geliĢmeyen hastaların sadece %7,8'inde (64 hastadan 5'i) blok düzeyi T4 seviyesindeydi. Hiçbir hastada T4 düzeyinin daha üstünde sensoriyal blok geliĢmedi. Preload grubunun açlık süresi ortalama 11,83±2,31 saat olarak tespit edildi. Kontrol grubunun açlık süreleri ortalaması ise 9,16±1,02 saat idi. Preoperatif giriĢ FTc değerleri preload grubunda ortalama 298,11±16,33 ms olarak saptanırken, kontrol grubunda 336,52±5,65 ms olarak görüldü. Ġlk FTc değeri kestirim değerinin altında olan (<327 ms) hastalarda 500 ml'lik sıvı yüklemesinin ardından hastaların büyük çoğunluğunda (33 hasta, %91,7) hedef kestirim değere ulaĢılamadı. Ġlk ölçülen FTc değeri 308 ms'nin üzerinde ise yalnızca 500 ml sıvı ile hedefe ulaĢmanın mümkün olabileceği tespit edildi. Ancak bu değerin altında (<308 ms) çok yüksek olasılıkla (%91,7) hastaların 1000-1500 ml sıvı ihtiyacı olacağı ön görüsü ortaya kondu. Sonuç: C/S ameliyatına giren gebelerde spinal anestezi sonrası geliĢebilecek olan hipotansiyonu önleyebilmek için FTc değerinin güvenilir bir Ģekilde kullanılabileceğini ve hipotansiyon geliĢebilecek hastalarda erken müdahale seçeneklerinin düĢünülmesi açısından yön verebileceğini göstermiĢtir. Anahtar Kelimeler: Spinal Anestezi, Hipotansiyon, DüzeltilmiĢ Akım Süresi, Sezaryen
Elektif sezaryen vakalarında preoperatif anksiyete düzeyinin spinal anestezi başarısı üzerine etkisi
Amaç: Çalışmamızın primer amacı spinal anestezi uygulanacak gebelerin sezaryen operasyonu öncesindeki anksiyete düzeyleri ile spinal anestezi başarısı arasındaki ilişkiyi analiz etmek ve anksiyetenin anestezi yönetimi üzerindeki etkilerini anlamaya çalışmaktır. İkincil amacımız ise anksiyete ve spinal anestezi komplikasyonları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Prospektif, kesitsel ve gözlemsel olarak planlanan çalışmamız Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında elektif sezaryen operasyonu nedeniyle spinal anestezi uygulanacak, ASA 2 grubu, 18 yaş ve üzeri, anksiyete ölçeğini doldurabilecek bilinç düzeyinde olan ve çalışma için onam veren düşük, orta ve yüksek anksiyete olarak üç gruptan oluşan 150 hasta üzerinde gerçekleştirildi. Preoperatif anksiyete düzeyleri STAI ile değerlendirilen hastalar operasyon alanına alındıktan sonra rutin monitörizasyonlar yapılarak spinal anestezi işlemi uygulandı. Operasyon odasında spinal anestezi uygulanan hastaların demografik bilgileri, cerrahi süresi, uygulanan sıvı miktarı, oluşan spinal anestezi yan etkileri kaydedildi. Spinal anestezi öncesi, postspinal ve cerrahi sırasında 5 dakikada bir ağrı skorları ve vital bulguları değerlendirilen hastalara ağrı derecelerine göre müdahale (Sedoanaljezi-Genel Anestezi) uygulanıp kaydedildi. Bulgular: Sedoanaljezi uygulanan hasta sayısının şiddetli anksiyete saptanan grupta orta ve düşük anksiyete gruplarına göre ve orta anksiyete saptanan grupta düşük anksiyete saptanan gruba oranla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla olduğu tespit edildi. Ancak genel anestezi uygulanan hasta sayıları şiddetli anksiyete grubunda orta ve düşük anksiyete grubuna göre daha yüksek bulunmasına karşın bu fark istatistiksel olarak gruplar arasında anlamlı değildi. Anksiyete şiddeti arttıkça ağrı skorlarının ve müdahale gereksiniminin arttığı gözlendi. Hastaların anksiyete şiddetleri ile yan etki gelişmesi oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı saptandı. Şiddetli anksiyete saptanan grupta spinal deneme sayısı diğer gruplara göre istatistiksel olarak daha yüksekti. Sonuç: Çalışmamızda, preoperatif dönemde anksiyete düzeyi ile spinal anestezi başarısı arasında negatif bir korelasyon olduğu anksiyete düzeyleri arttıkça ek müdahale ihtiyacının arttığı tespit edildi. Yüksek preoperatif anksiyeteye sahip hastalarda cerrahi sırasında ağrı skorlarının daha yüksek olduğu ve böylece sedoanaljezi veya genel anestezi ihtiyacının artabileceği gösterildi.
Diz artroskopisi planlanan hastalarda spinal anestezi ile kombine siyatik ve femoral blok uygulamasının postoperatif ağrı yönünden karşılaştırılması
Bu çalışmada günübirlik diz artroskopisi uygulanacak hastalar için ultrason eşliğinde kombine anterior siyatik ve femoral blok ve unilateral spinal anestezi uygulamalarını kullanarak hemodinamik parametreler, intraoperatif anestezi, postoperatif analjezi, postoperatif motor blok ve yan etkileri açısından karşılaştırmayı amaçladık.ASA I-II grubuna giren, rastgele seçilmiş 60 hasta iki gruba ayrıldı. Grup 1 (n=30) olgulara unilateral spinal anestezi ile 7.5 mg %0.5 hiperbarik bupivakain 40 saniyede verildi. Grup 2 (n=30) olgulara hem anterior yaklaşımla siyatik blok hem de femoral blok uygulandı. Kombine anterior siyatik-femoral sinir bloğu; ultrason ve 2 Hertz ve 0.5 -1 mA akımla periferik sinir stimülatörü kullanılarak kısa uçlu teflon kaplı iğne ile femoral sinirin üç dalının ayrı ayrı kontraksiyonları görülerek 10 mL %1 prilokain ve 10 mL bupivakain verilerek yapıldı. Siyatik sinir bloğu, modifiye anterior yaklaşımla ultrason kullanılarak sinirlerin stimulasyonu ile 10ml %1 prilokain ve 10 ml bupivakain verilerek yapıldı.SKB, DKB, OKB, KAH, SPO2'nin bazal değerleri ve ilaç uygulamasını takiben 5., 15., 30., 45., 60.dk, postoperatif 6., 12., 24. değerleri kaydedildi.Maksimum duyusal blok seviyesi,intraoperatif anestezi kalitesi, operasyon süresi, intraoperatif ve postoperatif dönem komplikasyonları, motor blok gerileme zamanı, postoperatif ilk idrara çıkma zamanı, postopertaif ilk analjezi alma süresi, postoperatif ıstırahat ve hareket VAS ağrı değerlendirmesi yapıldı.Gruplar arasında demografik veriler ve operasyon süreleri yönünden istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Grup 1'de hemodinamik parametreler bazal değere göre anlamlı olarak değişikliler gözlenirken Grup 2'de hemodinami bazal değere göre stabil olarak seyretti. Motor blokgerileme zamanı(bromage skoru) Grup 1'de GrupII'den daha yüksek olarak bulundu.Grup 1'de intraoperatif dönemde hastaların hiçbirinde ek sedasyon ve analjezik ihtiyacı olmadı. Peroperatif dönemde Grup 2 hastalarından 3 tanesinde ek analjezi ihtiyacı oldu ve IV fentanil yapıldı. Postoperatif dönemde Grup 1 hastalarından 3 tanesinde glob vesicale gelişmesi üzerine bu hastalara sonda ile mesane boşaltılması işlemi uygulandı. Peroperatif dönemde Grup 1 hastalarından bir tanesinde blok seviyesi yükselmesi üzerine derin bradikardi ve hipotansiyon görülmesi üzerine 0.5 mg atropin ve 1 mg adrenalin IV olarak uygulandı.Her iki gruplar arasında anestezi kalitesi açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Her iki grup arasında postoperatif dönemde tüm zamanlarda visüel ağrı skalasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. Gruplar arasında ilk idrara çıkma zamanı açısından istatiksel olarak fark bulunmazken, ilk analjezi alma zamanı anlamlı olarak siyatik ? femoral grubunda daha kısa zamanda gerçekleşmiştir. Sonuç olarak, her iki teknik yeterli anestezi sağlamakla birlikte unilateral spinal anestezi uygulamasında minimum dozda bupivakain kullanmamıza rağmen kombine siyatik femoral blok uygulamasında hemodinami daha stabil seyretmiştir. Bu sebeple özellikle yüksek riskli hastalarda kombine siyatik femoral bloğun tercih edilmesi gerektiğini; özellikle travma hastalarında anterior siyatik ve femoral bloğun tercih edilmesinin hastaya pozisyon verme yönünden daha konforlu olacağını düşünmekteyiz. Günübirlik hastalarda uygulanacak en uygun anestezik tekniğin uzmanlar tarafından bütün bunlar göz önüne alınarak değerlendirilmesi gerektiği düşüncesindeyiz.
Sezaryen olgularında anestezi yönteminin günlük yaşam aktivitesine dönüşe etkisi
Postpartum dönem; ebeveynler ve bebek için aile olma konusunda karmaşık bir geçiş sürecini beraberinde getiren fiziksel, sosyal ve duygusal değişimlerin meydana geldiği zorlu bir dönemdir. Biz çalışmamızda bu dönemi etkileyen faktörler arasında olduğunu düşündüğümüz sezaryen olgularına uygulanan anestezi yönteminin günlük yaşamsal aktivitelere dönüşe etkisini araştırmayı planladık.Çalışmaya; 01 Temmuz 2012 ve 01 Ekim 2012 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi ameliyathanesinde elektif şartlarda sezaryen olan 206 olgu dahil edildi. Dermografik veriler ve uygulanan anestezi yöntemi kayıt edildikten sonra çalışmaya katılan olgulara postoperatif 24.saat yüz yüze ve 5. gün telefon görüşmesi altında EQ ? 5D sağlık anketi ve Katz GYA ölçeği soruları yöneltildi. İstatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 15.0 for Windows programı kullanıldı.Çalışmaya katılan olguların yaş ortalaması 25.2 ±3.3 olarak bulundu. Olguların % 35.2'i (n: 71) genel anestezi, % 19.8'i (n: 40) epidural anestezi, % 45'i ( n: 91 ) spinal anestezi altında opere edildi. EQ ? 5D sağlık anketi ve uygulanan 3 anestezi yöntemi birlikte incelendiğinde 24.saatte epidural anestezi grubunun skorları daha iyi saptanırken genel anestezi grubunun skoru en düşük olarak saptandı ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p< 0.05).. Katz GYA anketi 24. saat sonuçları, uygulanan anestezi yöntemleri ile değerlendirildiğinde, epidural anestezi uygulananlarda günlük yaşamsal aktivitelerine dönüşte bağımsızlık oranı diğer anestezi gruplardakilere göre daha yüksek bulundu (p<0.05). Her iki anket için 5. gün değerlendirildiğinde ise anestezi yöntemleri arasında anlamlı bir fark saptanmadı.Sonuç olarak çalışmamızda uygulanan EQ 5D sağlık anketi ve Katz GYA ölçeği ile elektif sezaryen olgularında seçilecek anestezi yönteminin günlük yaşamsal aktivitelere dönüşte etkili olduğu gözlendi. Yaptığımız çalışmaya göre; anestezi yöntemlerinden epidural anestezinin; günlük yaşamsal aktivitelere dönüşe daha fazla etkili olduğu, genel anestezinin ise obstetrik anestezi uygulamalarında günlük yaşamsal aktivitelere dönüş konusunda uzamış süre nedeniyle popüleritesini biraz daha kaybedeceği düşünüldü.
Spinal anestezi uygulanan hastalarda gabapentin ve pregabalin ile yapılan premedikasyonların postoperatif analjezik ihtiyacı, idrar retansiyonu ve bulantı kusma üzerine olan etkilerinin karşılaştırılması
Spinal anestezi altında anorektal cerrahi geçiren hastalarda, idrar retansiyonu ve bulantı kusma sık karşılaşılan komplikasyonlardır. Amacımız gabapentin ve pregabalinin postoperatif analjezik etkisinden yararlanarak, idrar retansiyonu ve bulantı kusma üzerine olan etkilerini plasebo grubu ile karşılaştırmaktır.ASA I-II risk grubunda bulunan 18?60 yaş aralığında, anorektal cerrahi geçirecek olan 90 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar rastgele üç gruba ayrıldı. Operasyondan iki saat önce hastalara oral yolla Grup G'de gabapentin 300 mg, Grup P'de pregabalin 75 mg, Grup C'de plasebo kapsül verildi. Hastalara L4-5'den 4 ml levobupivakain ve 25 µg fentanil ile 25 gauge Quincke spinal iğnesi kullanılarak spinal anestezi uygulandı. Postoperatif 12 saat içerisindeki analjezik ihtiyacı, idrar retansiyonu, bulantı kusma ve diğer yan etkiler kaydedildi.Postoperatif 12 saatteki analjezik kullanan hasta sayısı (VAS değeri 3'den büyük olan) Grup G ve Grup P'de, Grup C'ye göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha düşüktü (p<0.05). idrar retansiyonu insidansı Grup G ve Grup P'de, Grup C'ye göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha düşük bulundu (p<0.05). Bulantı kusma açısından gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunamadı.Çalışmamızda spinal anestezi sonrasında gelişebilecek idrar retansiyonunun önlenmesinde, postoperatif analjezik etkisi olan gabapentin ve pregabalinin etkin olduğu sonucuna vardık.Anahtar Kelimeler: Spinal anestezi, Anorektal cerrahi, İdrar retansiyonu, Gabapentin, Pregabalin,
Spinal anestezi altında gerçekleştirilen artroskopik cerrahide deksmedetomidin ve tramadolün titreme üzerine etkileri
Titreme postoperatif dönemde görülebilen bir komplikasyondur. Yapılan çalışmalarda Rejyonal anestezi (RA) altında titreme sıklığı %39 olarak bulunmuştur. Titremeyi kontrol etmek için birçok farmakolojik tedavi yöntemi bulunmaktadır. Bu yöntemlerin bazıları RA altındaki hastalarda sakıncalı olabilir. Çalışmamızda, spinal anestezi sırasında görülebilen titremenin önlenmesinde profilaktik verilen deksmedetomidin ve tramadolün etkinlikleri ile yan etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Spinal anestezi altında elektif artroskopi operasyonu planlanan; ASA I-II, 18-60 yaş arası 90 erişkin olgu rastgele üç gruba ayrıldı. Spinal blok uygulamasını takiben, Grup T'ye (n=30) 100 mg tramadol 100 ml salin içinde, Grup D'ye (n=30) 0.5 µg/kg deksmedetomidin 100 ml salin içinde ve Grup P'ye (n=30) 100 ml salin iv 10 dakikada gidecek şekilde verildi. Olguların operasyon süresince ve postoperatif 45 dakikalık dönemde non-invaziv arteriyel kan basıncı, kalp atım hızı, periferik oksijen saturasyonları, timpanik ısıları, titreme ve sedasyon skorları ayrıca bulantı-kusma, bradikardi, hipotansiyon gibi yan etkiler izlendi ve gerektiğinde tedavi edildi. Grup T ve Grup D'de 20. dakika titreme skorları Grup P'den istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde düşüktü (p<0.05). Sedasyon skorları 5. dakikadan itibaren Grup D'de diğer gruplardan istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksekti (p<0.05). Hipotansiyon, bradikardi, bulantı-kusma gibi yan etkilerin gelişme sıklığı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0.05) ve her 3 grupta hiçbir hasta desatüre olmadı. Çalışmamızda spinal anestezi altında gelişebilecek titremenin önlenmesinde profilaktik olarak verilen tramadol ve deksmedetomidinin etkin olduğu sonucuna vardık. Ayrıca deksmedetomidinin önemli bir avantajının hastalarda yan etkilerde artışa yol açmadan anksiyeteyi giderecek şekilde düşük sedasyon düzeyi oluşturduğu sonucuna vardık.Anahtar kelimeler: Termoregülasyon, Titreme, Spinal anestezi, Deksmedetomidin, Tramadol.
Jinekolojik laparoskopik cerrahide spinal ile genel anestezinin total oksidan-antioksdan seviyeleri üzerine etkisi ve her iki anestezik yöntemin birbirlerine üstünlüklerinin araştırılması: Prospektif kontrollü klinik çalışma
Bu çalışmada amacımız, jinekolojik laparoskopik girişimlerde; spinal anestezinin genel anesteziye kıyasla uygun ve güvenilir bir alternatif olup olmadığını, bu iki teknik arasında farklılık bulunup bulunmadığını ve total oksidan-antioksidan kapasite üzerine etkileri yönünden farklılıklarını araştırmaktır.Laparoskopi uygulanacak olan 18-45 yaş arası ASA I-II risk grubunda 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya katılan hastalar randomize olarak 2 gruba ayrıldı. Grup I'deki 30 hastaya standart genel anestezi uygulandı. Grup II'deki 30 hastaya ise spinal anestezi (heavy bupivakain %0.5 10 mg [ 2ml] + fentanil 25 µg [0.5 ml]) uygulandı. Tüm hastalardan arteriyel kan gazı örnekleri, preoperatif ve postoperatif dönemde alındı. Hastaların kalp atım hızı (KAH), periferik oksijen satürasyonu (SpO2), sistolik arter basıncı (SAB), diastolik arter basıncı (DAB), ortalama arter basıncı (OAB) ve Grup I'deki hastaların endtidal CO2 basıncı (PETCO2), indüksiyon öncesi, indüksiyon sonrası, insizyon, 5.dakika, 10.dakika, 15.dakika, 30.dakika ve sonrasında her yarım saatte bir kaydedildi. Her iki gruptaki hastalardan operasyon bitiminde 6 ml periferik venöz kan alındı.Gruplar arasında hastaların 5., 10., 15., 30., 60., ve 90.dakikalardaki OAB değerleri Grup II'de anlamlı olarak daha düşüktü (p<0.05). Grup I ve II'nin giriş ve operasyon sonu kan gazı değerlerinin grup içinde karşılaştırılması istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,000). İntraoperatif hipotansiyon Grup II'de daha fazla gözlendi (p=0.038). Postoperatif analjezik tüketimi ve ağrı başlama zamanı Grup I'de daha yüksek bulundu (p=0.000). Postoperatif bulantı-kusma, boğaz ağrısı ve ses kısıklığı Grup I'de daha fazla gözlendi (p<0.05). Gruplar arasında hastaların total oksidan seviye (TOS), total antioksidan seviye (TOS) ve oksidatif stres indeksi (OSI) değerleri yönünden farklılık gözlenmedi (sırasıyla p=0.849, p=0.391, p=0.312).Jinekolojik laparoskopi olgularında spinal anestezi kullanımı ile genel anestezi arasında total oksidan antioksidan seviye açısından anlamlı fark saptamadık. Bu nedenle spinal anestezi tekniği ile laparoskopi uygulamasının seçilmiş olgularda genel anesteziye güvenli, daha az invazif ve sağduyulu bir alternatif olabileceğini düşündürtmektedir. Bu konuda daha kapsamlı ve daha çok hasta içeren randomize prospektif çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Laparoskopi; Anestezi; Spinal; Genel; Total Oksidan Seviye, Total Antioksidan Seviye