Dental materials
394 theses under this subject heading
Şeffaf plak ataşman yapımında kullanılan farklı kompozit materyallerinin uygulama süresi, yüzey pürüzlülüğü ve bağlanma dayanıklılığı bakımından karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, ataşman yapımına yönelik özel olarak üretilmiş Gc Aligner Connect (GC Corp, Tokyo, Japan) kompozit rezini ve farklı viskozitelerdeki 3 kompozit rezini (Gc Ortho Connect (GC Corp, Tokyo, Japan), Z350 XT (3M Unitek, Monrovia, CA, USA), Filtek Z350 XT Universal (3M Unitek, Monrovia, CA, USA)), üçüncü nesil LED ışık (VALO Ortho; Ultradent Products, South Jordan, Utah) cihazı ile polimerize ederek şeffaf plak ataşmanları elde etmek, sonra da elde edilen bu ataşmanları çalışma süreleri, yerleştirme doğrululukları, yüzey pürüzlülükleri ve dişlere bağlanma dayanıklılıkları bakımından karşılaştırmaktır. Materyal ve Metod: Çalışmada 160 adet üst küçük azı dişi her bir grupta 40 adet diş olacak şekilde 4 farklı gruba ayrılmıştır (Grup 1: Gc Aligner Connect, Grup 2: Gc Ortho Connect, Grup 3: 3M Z350 XT akışkan ve Grup 4: Filtek Z350 XT Universal). Gruplar kendi içerisinde A ve B olarak 20 dişten oluşan 2 alt gruba ayrılmıştır. A grubundaki dişlere ışık cihazı ile 10 saniye boyunca 1000 mW/cm2 güç, B grubundaki dişlere ise 3 saniye boyunca 3200 mW/cm2 güç uygulanmıştır. Daha sonra örnekler ataşman yapıştırma süreleri, yüzey pürüzlülüğü, yerleştirme doğruluğu ve bağlanma dayanıklılığı bakımından karşılaştırılmıştır. Bulgular: Gc Ortho Connect rezinin kısa süreli ve yüksek güçte ışık uygulanan alt grubunun en kısa toplam ataşman uygulama zamanına sahip olduğu bulunmuştur (115,15±10,65 saniye). En uzun toplam ataşman uygulama süresi ise yüksek viskoziteli Filtek Z350 XT Universal kompozit rezin için bulunmuştur (282,64±43,27 saniye). Işık cihazının 10 saniye ve 1000 mW/cm2 uygulandığı durumda, 3M Z350 XT akışkan kompozit rezinin yerleştirme doğruluğunun "fazlalık" ölçüm ortalaması, GC Aligner Connect, GC Ortho Connect ve Universal kompozit rezinlerinin ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (3-1, p<0,001) (3-2, p=0,002) (3-4, p=0,005). Işık cihazının 3 saniye uygulandığı durumda ise 3M Z350 XT akışkan ve Universal kompozit rezinlerin yerleştirme doğruluğunun "fazlalık" ölçüm ortalaması, GC Aligner Connect kompozit rezininin ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (1-3, p=0,001) (1-4, p<0,001). Tüm kompozit rezin gruplarında 'eksiklik' ölçüm ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç elde edilememiştir. 10 saniye süre ile ışık uygulanan durumda ataşman yüzey pürüzlülük ölçümlerine göre GC Aligner Connect, GC Ortho Connect ve 3M Z350 XT akışkan kompozit rezinlerin Ra, Rz ve R-Maks. ölçüm ortalamaları, Universal kompozit rezinin Ra, Rz ve R-Maks. ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (p<0,005). 3 saniye ışık uygulamasının sonuçlarına göre GC Aligner Connect kompozit rezinin Ra ve Rz ölçüm ortalaması, 3M Z350 XT akışkan kompozit rezinin Ra ve Rz ölçüm ortalamalarından yüksek bulunmuştur (1-3, p=0,010) (1-3, p=0,032). Işık cihazının 10 saniye süre ve 1000 mW/cm2 güç uygulanan alt gruplarında ataşmanların dişlere bağlanma kuvvetleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. 3 saniye süre ve 3200 mW/cm2 güç uygulanan alt gruplarda ise Universal kompozit rezinin bağlanma dayanıklılığı ortalaması (19,27±6,37 MPa), GC Aligner Connect (11,42±2,54 MPa) ve GC Ortho Connect (14,43±4,61MPa) kompozit rezinlerinin ortalamasından yüksek bulunmuştur (4-1, p<0,001) (4-2, p=0,015). Kompozit rezin gruplarının kendi içerisinde ışık faktörüne göre bağlanma dayanıklılığı bakımından karşılaştırılmasına bakıldığında Universal kompozit rezinin 3 saniye ışık faktörü için bağlanma dayanıklılığı ölçüm ortalaması (19,27 ± 6,37 MPa) 10 saniye ışık faktörü için olan ölçüm ortalamasından (15,75±3,90 MPa) yüksek bulunmuştur (B-A, p=0,041). 10 saniye ışık faktörü için ARI skorları ile kompozit rezin grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki elde edilmemiştir (p=0,124). 3 saniye ışık faktörü için ARI skoru 0 olduğu durumda kompozit rezinlerin çoğunlukla GC Aligner Connect ve GC Ortho Connect olduğu ve ARI skoru 2 olduğu durumda kompozit rezinlerin çoğunlukla 3M Z350 XT akışkan ve Universal olduğu tespit edilmiştir.Sonuç: Şeffaf plak ataşman yapımı için farklı viskozitelerde kompozit rezinler tercih edilebilir. Kompozit rezin seçimi klinisyenin beklentileri doğrultusunda değişebilir. Düşük ve yüksek viskoziteli kompozit rezinlerle ataşman yapımı mümkün görünmektedir. Anahtar Kelimeler: Şeffaf plak, kompozit rezin, ataşman
Farklı ışık kaynakları ile aktive edilen beyazlatma ajanının klinik etkinliğinin değerlendirilmesi
Uslu, A. Farklı Işık Kaynakları ile Aktive Edilen Beyazlatma Ajanının Klinik Etkinliğinin Değerlendirilmesi. Hacettepe Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2019. Bu randomize klinik çalışmanın amacı, %35 hidrojen peroksit içeren beyazlatma ajanını Diyot lazer veya LED ışık kaynağı ile aktive ederek oluşan renk değişimini, diş hassasiyetini, diş yüzeyinde oluşan sıcaklık değişimini ve dişeti irritasyonunu bölünmüş çene modelinde 9 aylık takipte incelemektir. Çalışmaya çürüksüz ve restorasyon bulunmayan anterior dişlere sahip 35 katılımcı dahil edilmiştir. Bölünmüş çene modelinde %35 lik HP içeren (Whiteness HP, FGM) beyazlatma ajanı kullanılarak, sağ/sol alt-üst çene arklarının bir tarafı Diyot lazer (Epic X, Biolase) ile diğer tarafı ise LED (Radii Plus, SDI) ışık kaynağı ile aktive edilmiştir. Tüm beyazlatma işlemi süresinde kanin dişlerin bukkal yüzeyinden sıcaklık ölçer (DT-3891G K tipi/ J tipi Termometre datalogger, CEM Instruments) cihazı ile meydana gelen sıcaklık değişimi kaydedilmiştir. Diş hassasiyeti VAS (Görsel Analog Skala) ile beyazlatma işlemi öncesinde, sırasında, sonrasında, 48 saat, 1 hafta, 1, 6 ve 9 ay zaman dilimlerinde değerlendirilmiştir. Renk değişimi için subjektif (Vita Klasik Renk Skalası ve Vita 3D Master Beyazlatma Skalası) ve objektif (Vita Easy Shade spektrofotometre) renk değerlendirme yöntemleri kullanılmıştır. Beyazlatma işlemi öncesinde, sonrasında, 48 saat, 1 hafta, 1, 6 ve 9 ay zaman dilimlerinde renk ve dişeti irritasyonu değerlendirmeleri yapılmıştır. Renk değişimi ΔE ve ΔSGU verileri kullanılarak tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, çoklu karşılaştırmalarda ise Bonferroni testi ile; sıcaklık değişimi bağımlı gruplarda t-testi ile; diş hassasiyeti Friedman testi kullanılarak istatistiksel analiz yapılmıştır. Her bir zaman diliminde iki ışık kaynağı (Diyot lazer/LED) karşılaştırılırken Wilcoxon testi kullanılmıştır (p<0,05). Subjektif renk değerlendirilmesinde ΔSGU değerleri açısından, Diyot lazer ve LED ışık kaynakları arasında fark görülmemiştir (p>0,05). Objektif renk değerlendirilmesinde, 6 aylık kontroller haricinde tüm kontrollerde ortalama ΔE değerleri açısından Diyot lazer ve LED ışık kaynakları arasında fark görülmemiştir (p>0,05). Altı aylık spektrofotometrik değerlendirmede Diyot lazer ile istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek ΔE değerleri elde edilmiştir (p<0,05). Diyot lazer ile diş yüzeyinde oluşan sıcaklık farkı ve maksimum sıcaklık değerleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ortalama sıcaklıklar karşılaştırıldığında LED ışık kaynağı ile istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek değerler görülmüştür (p<0,05). Değerlendirilen zaman dilimlerinin hiç birinde diş hassasiyeti ve dişeti irritasyonu açısından fark bulunmamıştır (p>0,05). Bu in vivo çalışmanın sınırlamaları dahilinde, Diyot lazer ve LED ışık kaynakları arasında renk değişimi, diş hassasiyeti ve dişeti irritasyonu açısından fark görülmemiştir (p>0,05). Diyot lazer ile diş yüzeyinde oluşan sıcaklık farkı ve maksimum sıcaklık değerleri daha yüksek gözlenirken, ortalama sıcaklık LED ışık kaynağı ile daha yüksek bulunmuştur (p<0,05)
The evaluation of the influence of different finishing line depth on strength of CAD/CAM restorations
The aim of this study is to evaluate the effects of different shoulder finishing line depth (0.5 mm, 1.0 mm and 1.5 mm) on fracture strength of coping design as one type of CAD/CAM restorations. Using Lithium disilicate (IPS e-max CAD; Ivoclar Viva dent) and Feldspathic block (CEREC blocks; Sirona) materials for milling of three type of design according to the finishing line depth (FLD), which was done with Cerec inLab software program (Version, 4.2.0.57192) with 120 μ cement film thicknesses. A total of 72 specimens of coping design were prepared as monolithic crown on 72 novel nickel chrome dies. Each with a diameter of 8 mm and height of 6 mm as they were used to support the restoration. 12 specimens of coping design for each material and finishing line depth where prepared, to be in three groups according to FLD. Panavia V5 resin cement system where used as a luting agent for fixation of each coping restorations. For the measurement of fracture resistance value, each sample where subjected to fracture test with a universal test machine.It was found that Lithium disilicate crowns with 1.5 mm thickness of marginal design showed the maximum mean value of fracture strength of about 2721 ± 967 N among all the groups, whereas, the minimum mean valueof fracture strength was recorded with Feldspathic one with 1296.7 ± 642 N at the same depth of shoulder finishing line (1.5 mm). Kruskal –Wallis and Mann-Whitney testsas well as Annova test were performed to compare all groups with different P values. Concluded that the effect of different depth of finishing line on the fracture strength of CAD/CAM restoration material was evedent with variable results wich was related to different factors. As it is clear from the results of the present investigation. Lithium disilicate crown material seems to be increased their strength to fracture as the finishing line depth where increased. While in case of Feldspathic restorations, the strength where increased from 0.5 mm to 1.0 mm depth of finishing line restorations, but the strength were decreased, when the marginal depth increased to be 1.5 mm.
Farklı hibrit CAD/CAM bloklarından çeşitli kalınlıklarda üretilen kronların rezin simanlarla maskeleme etkinliğinin değerlendirilmesi
Farklı Hibrit CAD/CAM Bloklarından Farklı Kalınlıklarda Üretilen Kronların Rezin Simanlarla Maskeleme Etkinliğinin Değerlendirilmesi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Van, 2019. Üstün estetik özellikleri ve elastik özelliklerinin diş dokusuna yakın olması ile hibrit seramikler sıklıkla kullanılmaktadır.Hibrit seramikler diş hekimliğinde restorasyon yapımında alt yapının renginin yansımasıdır. Bu alt yapının maskelenmesi için farklı yöntemler mevcuttur. Bu tez çalışmasının amacı, farklı kalınlıklardaki farklı hibrit seramiklerin alt yapı renginin maskeleme etkinliğini araştırmaktır. Çalışmada 4 değişik içeriğe sahip CAD/CAM bloklardan (Cerec blok, GC Cerasmart, Vita Enamic, 3M Lava Ultimate) 1 mm 1,5 mm ve 2 mm kalınlıkta olmak üzere her bir gruba ait 10'ar örnek olacak şekilde toplam 120 test örneği hazırlanmıştır. Çalışmada, test örnekleri isomet bıçağı ile, 100N basınçla, distile su altında kesilerek hazırlanmıştır. Alt yapı olarak A3 renginde Kuraray kompozit kullanılmıştır. Örneklerin simantasyonu için A2 renginde G-CEM Link Force rezin siman kullanılmıştır. Örnekler asitleme ve bonding işleminden sonra alt yapılara 10N sabit basınç altında rezin siman ile simante edilmiştir. Simantasyon işleminden sonra tüm örnekler, etüv cihazında 37 derecede 24 saat boyunca bekletilmiştir. Her bir gruba ait örnekler spektrofotometre cihazı (Spekctroshade Verona, İtalya) ile 5 tekrar ile ölçülmüştür. Örneklere ait L,a,b değerleri excell programına kaydedilmiş ve değerlerin ortalamaları alınmıştır. Renkteki değişiklikler ΔE formülüyle hesaplanmıştır. Örneklere ait değerler ΔE cinsinden SPSS programına kaydedilmiş ve istatistik analiz yapılmıştır. İstatistiksel analiz için Kruskal Wallis test ve ikili karşılaştırmalarında Dunn's testi kullanılmıştır. Anlamlılık en az p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre; kalınlığın translüsentlik üzerinde istatistiksel olarak ciddi fark yarattığı bulunmuştur. Seramik kalınlığı arttıkça alt yapı renginin daha iyi maskelendiğini görülmüştür. Materyal açısından en etkili maskeleme etkinliğine sahip olarak GC Cerasmart bulunmuştur. En düşük maskeleme etkinliğinin Cerec bloklarda olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: CAD/CAM, Hibrit Seramik, Maskeleme
Genç daimi azı dişlere uygulanan paslanmaz çelik kron ve zirkon kronların klinik başarılarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, kron restorasyonu gerektiren posterior genç daimi dişlere uygulanan iki tedavi yaklaşımı olan paslanmaz çelik kronların (PÇK) ve prefabrike zirkon kronların klinik performanslarını, diş eti sağlığı ve kronların retansiyonu açısından değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. 6-17 yaş aralığında, ağzında en az iki daimi molar dişinde kron uygulama endikasyonu bulunan 20 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Dişler, bölünmüş ağız (split mouth) çalışma tasarımına göre PÇK ve zirkon kron gruplarına randomize edilmiştir. Tedavilerin tamamlanmasını takiben, hastalar 1., 6., 12., ve 18. aylarda kontrollere çağırılmıştır. Başlangıç ve kontrol seanslarında hastaların genel ağız hijyen durumu Green ve Vermillion'un Basitleştirilmiş Oral Hijyen İndeksi (OHI), periodontal sağlık durumları ise Silness&Löe plak ve Löe&Sillness gingival indeksine göre değerlendirilmiştir. Klinik ve restoratif değerlendirmelere ek olarak 6. ve 12. aylarda radyografik değerlendirmeler de yapılmıştır. Verilerin istatistiksel incelemesinde Kaplan- Meier Analizi, Ki-kare Testi, Friedman İki Yönlü Varyans Analizi, Mann-Whitney U Testi, Tekrarlı Ölçümlerde Tek Yönlü Varyans Analizi ve T-testi kullanılmıştır. 18 aylık takip süresi sonrasında 17 hastanın 40 dişi değerlendirilebilmiştir. Takip süresi boyunca zirkon kronların kümülatif sağkalım oranı %95,2 olarak bulunmuştur. OHI değerleri başlangıç değerine göre takiplerde farklılık göstermemiştir. Zirkon kronlar ile restore edilen dişler, PÇK ile restore edilen dişlerden daha düşük gingival indeks ve plak indeksi değerleri göstermişlerdir. PÇK oldukça başarılı bir restoratif materyal olmasına rağmen Zirkon kronların gingival sağlık ve plak birikimi değerlerinin PÇK'lara göre daha iyi olduğu belirlenmiştir.
Yüksek florür konsantrasyonuna sahip iki farklı materyalin kompozitin dentine bağlanma dayanıklılığına etkisinin incelenmesi
Bu in vitro çalışmanın amacı, dentin çürüğü ve dentin aşırı duyarlılığı tedavilerinde kullanılan yüksek florür konsantrasyonuna sahip iki farklı materyalin, uygulandıktan hemen sonra ve yaşlandırıldıktan sonra kompozitin sağlam ve demineralize dentine bağlanma dayanıklılığına etkisini araştırmaktır. Bu çalışmaya çürüksüz 60 adet insan büyük azı dişi dahil edilmiştir. Dişlerden on tanesi rastegele bir şekilde tarama elektron mikroskop görüntüleme işlemi için ayrılmıştır. Dişler bukko-lingual/palatinal yarı olmak üzere ikiye bölünmüş, akrilik blokların içerisine yerleştirilmiş ve bukkal/lingual/palatinal mine uzaklaştırılarak 100 adet dentin örneği oluşturulmuştur. Dentin örneklerinin yarısı demineralizasyon solüsyonunda bekletilerek demineralize edilmiştir. Ardından örnekler her bir grupta örnek sayısı (n=10) olacak şekilde rastgele 10 gruba ayrılmıştır. Deney gruplarında topikal florürlü ajanlar, gümüş diamin florür solüsyonu/potasyum iyodür(GDF/KI; Riva Star, SDI, Avustralya) ve florürlü vernik(FV; Fluor Protector, Ivoclar Vivadent, Lihtenştayn) dentin yüzeylerine uygulanmış ve uygulama sonrası hemen ve florürlü ürünler termal siklus ile yaşlandırıldıktan sonra universal bir adeziv (Solare Universal Bond, GC, Japonya) ile kompozit rezin (Gradia Direct Posterior, GC, Japonya) tüm örneklere bağlanmıştır. Kompozit rezin bağlanmasının ardından tüm örneklere termal siklus ile yaşlandırma uygulanmıştır. Bağlanma dayanıklıklılığını ölçmek için makaslama bağlanma dayanıklılık testi (MBDT) uygulandı. MBDT ardından örnekler stereomikroskop altında incelenerek kırılma tipleri değerlendirilmiştir. Tüm gruplar arasında makaslama bağlanma dayanıklılık testi ortalama değerlerinde fark olup olmadığı Tek Yönlü ANOVA ile belirlenmiştir. Genel veri karşılaştırması amacıyla, aşağıdaki bağımlı değişkenlerle Üç Yönlü ANOVA analizi yapılmıştır: zaman (florürün termal yaşlandırması ve sonrası), florür tedavileri (GDF/KI, FV) ve dentinin durumu (demineralize ve sağlam). Gruplar arasında farklılık olması durumunda Post Hoc karşılaştırma testleri kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p=0,05 olarak alınmıştır. Florürlü ürünlerin kullanımı kontrol gruplarına göre bağlanma dayanıklılığında anlamlı bir fark oluşturmamıştır (p>0,05). İki ürün arasında bağlanma dayanıklılığına etkisi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0,05). Florürlü materyallerin yaşlandırılması hemen bağlanma yapılan gruplara göre bağlanma dayanıklılığını anlamlı olarak azaltmıştır(p<0,05). Sağlam dentin grupları demineralize dentin gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek bağlanma dayanıklılık değerleri göstermiştir (p<0,05). GDF/KI ve FV kullanımı, kompozit restorasyonların sağlam ve demineralize dentine bağlanma dayanıklılığını olumsuz etkilememiştir.
CAD/CAM porselen lamina vener restorasyonların fonksiyonel kuvvetlere karşı stres dağılımlarının incelenmesi: Üç boyutlu sonlu elemanlar analiz çalışması
Bu in vitro araştırmada, klinikte uygulanan tedavilerden biri olan porselen lamina venerlerin (PLV) farklı kesim derinliği ve farklı CAD/CAM materyali kombinasyonlarında tek tip yapıştırıcı ve tek tip preparasyon şekliyle hazırlandıktan sonra üç farklı fonksiyonel kuvvet karşısında gösterdiği stres dağılımlarının, üç boyutlu sonlu elemanlar analizi kullanılarak incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada, maksiller santral kesici dişi simüle eden bir üç boyutlu simülasyon modeli kullanılmıştır. Kesim modeli tüm dişlerde insizal bevel preperasyonu şeklinde oluşturulmuştur. Servikal marjin mine-sement birleşiminin 1 mm koronalinde olacak şekilde yerleştirilmiş ve tüm kesim kenarları chamfer preparasyon basamağı şeklinde hazırlanmıştır. Kesim derinlikleri sırasıyla 0,3, 0,5, 0,7 ve 0,9 mm olmak üzere dört farklı şekilde belirlenmiş ve her bir restorasyon modeli için IPS Empress CAD (Ivoclar Vivadent, Schaan, Liechtenstein), IPS e.max CAD (Ivoclar Vivadent, Schaan, Liechtenstein) ve Vita Enamic (VITA Zahnfabrik, Essen, Germany) olmak üzere üç farklı materyal kullanılmıştır. Tüm restorasyonlar ışıkla sertleşen Variolink Veneer (Ivoclar Vivadent, Schaan, Liechtenstein) rezin siman kullanılarak yapıştırılmış ve restorasyon modellerinde siman tabakası kalınlığı 100 µm olarak belirlenmiştir. Modeller kortikal ve trabeküler kemiğin üst ve arka bölgesinde bulunan düğüm noktalarından her üç eksendeki hareketi engellenecek şekilde tüm serbestlik dereceleri kısıtlanarak sabitlenmiştir. İnterkaspal ve protruziv hareketi simüle etmek için kesici kenarların lingual yüzeyine üç farklı açıda (0, 60° ve 120°) 100 N kuvvet uygulanarak analiz yapılmıştır. Sonlu elemanlar modeli üzerindeki stresin dağılımı ve yoğunlukları hem renk kodlaması hem de sayısal değerler olarak verilmiştir. Elde edilen veriler incelendiğinde farklı CAD/CAM bloklarından üretilen PLV'ler üzerinde oluşan çekme ve sıkışma gerilim stresleri fark göstermiştir. Kesim derinliği ile birlikte artan vener kalınlığı sonucu PLV'ler daha derin preparayonlarda daha az çekme gerilme stresi yaratmıştır. Palatinal diş yüzeyine gelen fonksiyonel kuvvetlerin açısı arttıkça, PLV'ler üzerinde oluşan stresler artmıştır. Materyal sertliği arttıkça PLV'lerde oluşan stresler de arttmıştır.
Temizleme yöntemlerinin tükürük ile kontamine yüksek translüsens zirkonyanın bağlanma dayanımına etkisi
Çalışmanın amacı tükürük ile kontamine edilmiş yüksek translüsens zirkonyalarda farklı temizleme yöntemlerinin makaslama bağlantı dayanıklılığına etkisinin incelenmesidir. 7x7x3 mm boyutlarında alüminyum oksit kumlama yapılmış 120 adet zirkonya örnek 8 gruba ayrılmıştır (n=15). Tükürük kontaminasyonu olmayan grup kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Erken MDP grubunda kontaminasyon öncesi MDP içeren primer uygulaması yapılmış ve doğal tükürük bir katman sürülerek kontamine edilmiş, 3 dk kontaminasyon için beklenmiştir. Kontrol grubu harici tüm gruplarda tükürük uygulaması aynı prosedürle yapılmıştır. Kontamine edilen gruplar Ivoclean pastası, %5.25'lik NaOCI solüsyonu, %37'lik fosforik asit jeli, %1'lik fitik asit solüsyonu, hava-su spreyi ve tekrar kumlama işlemi ile temizlenmiştir. Tüm örneklere self-adeziv rezin siman, standart kit yardımıyla uygulanmıştır. 5000 devirlik termal siklus sonrası tüm örneklerde universal test cihazı kullanılarak makaslama bağlantı dayanıklılığı ölçülmüştür. Kırılma yüzeyleri stereomikroskop ile incelenmiştir. Her gruptan rastgele 1 örnek seçilerek SEM ve EDS analizi uygulanmıştır. Sonuçların istatistiksel değerlendirilmesi Kruskal-wallis ve Bonferroni analizleriyle yapılmıştır. Hava-su spreyi, fitik asit ve fosforik asit grupları kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bağlantı değerleri gösterirken (p<0.05) Ivoclean, erken MDP, NaOCI ve Al2O3 gruplarıyla kontrol grubu arasında ise istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. EDS değerlendirmesine göre fosforik asit grubunda fosfor elementi, fitik asit ve hava-su spreyi gruplarında ise karbon elementi kontrol grubuna kıyasla daha yüksek konsantrasyonlarında tespit edilmiştir. Bu çalışma ile tükürük kontaminasyonu öncesi MDP içeren primer uygulaması, Ivoclean pastası, %5.25'lik NaOCI ve tekrar kumlama yöntemleri tükürük kontaminasyonun temizlenmesi ve yüksek bağlantı değerlerinin elde edilmesinde başarılı görülmüştür.
Çoklu sterilizasyonun farklı işlemlerle üretilmiş nikel-titanyum döner eğe sistemlerinin döngüsel yorgunluk direnci üzerine etkisi
Çalışmamızın amacı farklı işlemlerle üretilmiş EndoArt Touch Gold ve EndoArt Touch Blue markalı döner eğe sistemlerinin döngüsel yorgunluk dirençlerini karşılaştırmak ve çoklu sterilizasyonun döngüsel yorgunluk dirençleri üzerindeki etkisini incelemektir. Bu in-vitro çalışmada 2 farklı Ni-Ti döner eğe sistemine ait kontrol ve sterilizasyon grupları oluşturulmuştur. Her bir grupta 25 adet olmak üzere toplamda 100 adet Ni-Ti eğe; 1,5 mm iç çapa, 60° kurvatür eğimine ve 5 mm'lik kurvatür yarıçapına sahip paslanmaz çelikten yapılmış yapay bir kanalda statik olarak kullanılmıştır. Kontrol grubuna ait eğelerin döngüsel yorgunluk testleri yapılmış ve ortalama kırılma süreleri belirlenmiştir. Bu ortalama kırılma sürelerinin %25, %50 ve %75' ine karşılık gelen süreler belirlenmiştir. Sterilizasyon grubu eğeleri ortalama kırılma sürelerinin %25, %50 ve %75' ine kadar sırasıyla döngüsel yorgunluk test düzeneğinde kullanılırken bu noktalarda çalışması durdurulup otoklav ile sterilizasyon işlemi uygulanmıştır. Son otoklavlamanın yapıldığı ortalama kırılma süresinin %75'inden sonra eğeler döngüsel yorgunluk test düzeneğinde kırılana kadar çalıştırılmıştır. Tüm eğelerin kırılma uzunluğu ölçülmüş olup, kırılana kadar geçen süreler (sn) olarak belirlenmiştir. Verilerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro-Wilk testi ile değerlendirilmiştir ve analiz için Kruskal-Wallis testi uygulanmıştır. Karşılaştırma sonuçlarına göre EndoArt gold sterilizasyon grubu ile EndoArt blue sterilizasyon grubu ve EndoArt gold kontrol grubu ile EndoArt blue kontrol grubu arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Kırık parça uzunlukları incelendiğinde ise; EndoArt blue sterilizasyon grubu ile EndoArt blue kontrol grubu arasındaki fark anlamlı bulunurken (p<0,05); diğer gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. SEM analizi ile oluşan kırılmaların döngüsel yorgunluk sonucu oluştuğu belirlenmiştir. Sonuç olarak döngüsel yorgunluk direnci en yüksek olan eğe sistemi EndoArt Touch Blue olarak belirlenmiştir. Sterilizasyon işleminin döngüsel yorgunluk direnci üzerinde anlamlı bir etkisi olmamıştır.
Farklı üretim teknikleriyle üretilen protez kaide materyallerinden salınan rezidüel monomer miktarının karşılaştırılması
3 boyutlu yazıcı teknolojisi kullanımı dental alanda hızla artmaktadır. Bilgisayar destekli üretim kategorisinde bulunan eklemeli üretim olarak da adlandırılan bu teknoloji protez kaidesi üretimi için de kullanılmaktadır. Protez kaidesi üretimi için kullanılan polimerlerin polimerizasyonu sırasında, tüm monomerler tepkimeye katılamaz ve polimer içerisinde serbest halde bulunurlar. Rezidüel monomerler oral kaviteye sızarak inflamasyon, iritasyon, hipersensitivite gibi sitotoksik ve alerjik etkiler yaratabilirler. Protezin hastaya teslimi öncesinde polimer içerisinde veya etrafında kalan rezidüel monomer miktarını azaltmak amacıyla farklı yöntemler uygulanmaktadır. Bu çalışmanın amacı farklı rezidüel monomer miktarı azaltma yöntemleri uygulanan konvansiyonel ısı ile polimerize veya 3 boyutlu yazıcı ile üretilen protez kaide materyallerinden 1gün ve 1 hafta içerisinde salınan rezidüel monomer miktarlarını karşılaştırmaktır. Kullanıcı talimatlarına göre 3 boyutlu yazıcı ile (n=96) konvansiyonel yöntem ile (n=96) olmak üzere toplam 192 polimer örneği üretilmiştir. Her iki grup uygulanacak rezidüel monomer azaltma yöntemleri için 4 farklı alt gruba (n=24) bölünmüştür. Her alt grup ise 1 gün ve 1 hafta bekleyecek şekilde tekrar ikiye ayrılmıştır. Oluşturulan alt gruplardaki örneklere (n=24); herhangi bir işlem uygulanmayan (kontrol), 5 dakika ultrasonik (40khz) izopropil alkol banyosu (%99), 24 saat distile su banyosu, 3 dakika etano l(%99) banyosu olmak üzere rezidüel monomer azaltma yöntemleri uygulanmıştır. 3ml %75 etanol sıvısında 1 gün ve 1 hafta bekletilen polimer örneklerinden salınan rezidüel monomer miktarını belirlemek amacıyla yüksek performanslı sıvı kromatografi (HPLC) yöntemi uygulanmıştır. Konvansiyonel ısı ile polimerize olan total protez kaidesi örneklerinden salınan MMA ve EGDMA, 3 boyutlu yazıcı ile üretilen protez kaide örneklerinden salınan UDMA ve TEGDMA monomerleri analiz edilmiştir. Veriler rezidüel monomer azaltma yöntemleri için Kruskal Wallis ile değerlendirilmiştir. Aynı rezidüel monomer azaltma yönteminin uygulandığı 1 gün ve 1 hafta bekletilen gruplar arasında ise Mann Whitney U testi uygulanmıştır. 3 boyutlu yazıcı ile üretilen gruplarda 5 dakika ultrasonik izopropil alkol banyosu uygulanan ve 3 dakika etanol(%99) banyosu uygulanan 1 gün ve 1 hafta bekletilen gruplarda UDMA ve TEGDMA monomerleri salınım miktarları açısından kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Konvansiyonel yöntem olan ısı ile polimerize kaide materyali örnek gruplarında ise rezidüel monomer azaltma yöntemleri açısından bir fark bulunamamıştır (p>0,05). 3 boyutlu yazıcı ile üretilen protez kaide materyaline uygulanan ultrasonik izopropil alkol banyosu veya etanol banyosu rezidüel monomer salınımını önemli ölçüde azaltmıştır. Anahtar Kelimeler: rezidüel monomer, eklemeli üretim, protez kaide materyali, rezidüel monomer azaltma yöntemleri, yüksek performanslı likit kromatografisi
Farklı beyazlatma ajanlarının diş minesinin mineral değişimi üzerindeki etkileri ve uygulama sonrasında diş rengi değişiminin değerlendirilmesi
Bu in vitro çalışmanın amacı; 5 farklı beyazlatma ajanının diş minesi üzerindeki etkilerini karşılaştırmak ve diş rengi değişimlerini değerlendirmektir. 80 adet çekilmiş, üst daimi santral veya lateral dişler köklerinin alt 2/3'ünden kesilmiştir. Örnekler 5 gruba (n=12) ayrılmıştır: (1) Opalescence Boost PF %40 (OPLB) (2) Opalescence Go %6 (OPLGO) (3) Opalescence PF %16 (OPL16) (4) Total Blanc Office H35 (TBL) (5) Cavex Bite&White %25 Office (CV). Her grup için 4 diş (toplam 20), SEM görüntülemeleri için kullanılmıştır. Tüm gruplardaki örneklerin Kalsiyum (Ca), Fosfor (P), Potasyum (K), Sodyum (Na), Magnezyum (Mg), Flor (F), Oksijen (O), Silisyum (Si), Karbon (C), Azot (N), Alüminyum (Al), Kalay (Sn), Stronsiyum (Sr), Çinko (Zn) seviyeleri SEM-EDS cihazı kullanılarak ölçülmüştür. Her grup için SEM görüntülemeleri yapılmıştır ve spektrofotometre cihazıyla (VITA Easyshade V) renk ölçümleri gerçekleştirildikten sonra beyazlatma uygulamaları üreticilerinin önerilerine göre yapılmıştır. Beyazlatma işleminden hemen sonra ve 14 gün sonra mineral içerikleri ölçümleri tekrarlanmıştır. Beyazlatmadan hemen sonra, beyazlatmadan 7 gün sonra ve beyazlatmadan 14 gün sonra ise renk ölçümleri tekrarlanmıştır. Örnekler, bekleme süreleri boyunca 37°C'de yapay tükürükte bekletilmiştir. Mineral değerleri tekrarlı ölçümlü ANOVA testi ve Friedman testi kullanılarak, renk farklılıkları ve ∆WID değerlerindeki zamana bağlı değişimleri iki yönlü karma ANOVA (two-way (5x3) mixed ANOVA) ile incelenmiştir. TBL ve CV gruplarında beyazlatmadan sonra Ca seviyeleri bakımından anlamlı bir azalma görülürken; OPLB, OPLGO ve OPL16 gruplarında anlamlı bir azalma görülmemiştir. Beyazlatmadan öncesi ile karşılaştırıldığında beyazlatmadan sonra OPLB, OPLGO, OPL16, CV gruplarında P seviyeleri bakımından anlamlı bir değişiklik görülmezken; TBL grubunda anlamlı bir azalma gözlemlenmiştir. Beyazlatmadan öncesiyle beyazlatmadan hemen sonrası karşılaştırıldığında OPLB, OPL16 ve TBL grupları diğer gruplara göre daha yüksek ∆E00 değerleri göstermiştir. OPL16, TBL, CV grupları diğer gruplara göre beyazlatmadan sonra zamana bağlı olarak renk stabilitesini daha iyi korumuştur. OPLGO grubunda, diğer gruplara göre daha az WID değeri değişimi gözlenmiştir. Renk stabilitesini en iyi koruyan TBL grubudur. Test edilen beyazlatma ajanları insan minesindeki mineral içeriğini etkilemiştir. Çalışmada kullanılan beyazlatma ajanları farklı etkinlikte renk değişimlerine sebep olmuştur. Anahtar kelimeler: Diş Beyazlatma, Enerji Dağılımlı X-ışını Spektroskopisi, Mineral İçerik, Renk, Spektrofotometre
Hex ve Non-hex titanyum taban dayanaklar üzerine üretilen çok üniteli monolitik zirkon köprülerde kuvvet dağılımının sonlu elemanlar stres analizi ile karşılaştırılması
Üst çene ön bölgede çok üniteli implant üstü restorasyonlarda hex ve non-hex dayanaklar kullanılmasının implant sistemi ve çevre kemik dokuda oluşan stresler üzerindeki etkisi ile ilgili literatürde yeterli bilgi yoktur. Bu çalışmanın amacı, implant üstü çok üniteli monolitik zirkon köprülerde hex ve non-hex dayanakların farklı kombinasyonlar ile kullanıldığı durumlarda implant, dayanak ve kemikte oluşan streslerin değerlendirilmesidir. Bu amaçla, sonlu elemanlar stres analizi için tomografi verilerinden üst çene bölümlü dişsiz kemik modeli oluşturuldu. 13, 11 ve 23 numaralı dişler bölgesine üç adet implant üzeri altı üye monolitik zirkon köprü tasarlandı. Hex ve non-hex dayanakların farklı kombinasyonlarda kullanıldığı beş çalışma modeli oluşturuldu. Her modelde restorasyonların singulum bölgesinden palatolabial yönde 45° açıyla, her dişe 50 N büyüklüğünde olacak şekilde toplamda 300 N kuvvet uygulandı. Kortikal ve trabeküler kemikte meydana gelen maksimum ve minimum principal stres değerleri, implant boynu ve dayanaklarda oluşan Von Mises stres değerleri hesaplandı. Kortikal kemikte oluşan maksimum principal stres değerleri 3,43 ile 30,82 MPa, minimum principal stres değerleri ise -4,29 MPa ile -11,39 MPa aralığındadır. Trabeküler kemik için maksimum principal stres değerleri 1,29 ile 1,96 MPa, minimum principal stres değerleri -0,47 MPa ile -0,79 MPa aralığındadır. Von Mises stresler incelendiğinde implant boynu için 56,70-98,97 MPa arasında değerler elde edilirken dayanaklardaki stres değerleri 73,50-123,07 MPa aralığındadır. Platform-switch konikal bağlantılı implantlarda hex ve non-hex dayanak sistemleri kortikal ve trabeküler kemik üzerinde benzer stres değerleri oluşturdu. Hex dayanaklarda implant boynunda daha yüksek değerlerde stresler oluşurken dayanaklarda daha düşük değerler gözlendi.
Farklı remineralizasyon ajanlarının minenin mikrosertliğine ve makaslama bağlanma dayanımına etkisi
FARKLI REMİNERALİZASYON AJANLARININ MİNENİN MİKROSERTLİĞİNE VE MAKASLAMA BAĞLANMA DAYANIMINA ETKİSİ Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı remineralizasyon ajanlarının minenin mikrosertliği ve makaslama bağlanma dayanımına etkisini incelemektir. Materyal ve Method: Çalışmada 105 adet insan küçük azı dişi kullanıldı. Dişler bukkolingual olarak iki parçaya ayrıldı ve bukkal parçalar 3*3 mm'lik bir alan açık kalacak şekilde tırnak cilası ile kaplandı. Örnekler rastgele 5 gruba ayrıldı (n:21). Grup 1 (sağlam mine) pozitif kontrol olarak görev yaptı. Pozitif kontrol grubu dışındaki örneklerde 3 gün boyunca, günde iki kez, 30 dakika, %0.5'lik sitrik aside tabi tutularak yapay çürük lezyonları oluşturuldu. Grup 2 (demineralize mine) negatif kontrol olarak görev yaptı. Grup 3 (CCP-ACPF jeli; MI Paste Plus®, GC, Leuven, Belçika), grup 4 (%5 NaF vernik; Profloroid Varnish, Voco, Cuxhaven, Almanya) grup 5 (NovaMin diş macunu; Sensodyne Repair & Protect®, GlaxoSmithKline, Brentford, Middlesex, Birleşik Krallık)' teki örnekler üretici talimatları izlenerek 1 hafta boyunca ilgili remineralizasyon tedavilerine tabi tutuldu. Her gruptan birer örnek SEM altında incelendi. Örneklerin yüzey mikrosertlik değerleri Vickers cihazında (Duramin, Struers, Almanya) incelendikten sonra mine yüzeyine 2*3mm boyutunda universal kompozit rezin uygulandı. Örneklerin makaslama bağlanma değerleri universal test cihazında (Autograph AGS X; Shimatsu Corp, Kyoto, Japonya) 0,5 mm/dk çapraz kafa hızında kaydedildi ve başarısızlık tipleri stereomikroskopta incelendi. Veriler SPSS (22.0) yazılımında analiz edildi (α=0,05). Bulgular: Yüzey mikrosertliği (202,61±15,77) ve makaslama bağlanma dayanımı (11,81±3,69) grup 2'de en düşüktü. Tüm remineralizasyon gruplarında yüzey mikrosertliği ve bağlanma dayanımı grup 2'ye kıyasla anlamlı derecede fazlaydı (p<0.05), ancak grup 1'e kıyasla düşüktü. Bağlanma dayanımı açısından remineralizasyon grupları arasında anlamlı bir fark yoktu. Adeziv başarısızlık grup 2'de diğer gruplara kıyasla anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.05). Sonuç: Remineralizasyon ajanlarının demineralize minenin yüzey mikrosertliğini arttırmada faydalı olduğu ve kompozit rezinlerin mineye bağlanma dayanımını ve başarısızlık tiplerini önemli derecede etkilediği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Demineralizasyon, Remineralizasyon, CPP-ACPF, NaF, NovaMin, Bağlanma Dayanımı, Mikrosertlik
Direkt ve indirekt dijitalizasyon ile üretilen 5 üyeli monolitik zirkonya restorasyonların marjinal ve internal uyumunun 3 boyutlu karşılaştırması: İn vitro çalışma
Dijital ölçü yöntemleri, indirekt restorasyonların üretiminde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bununla birlikte, çok üniteli köprülerin üretiminde dijital ölçü yöntemlerinin hassasiyeti ile ilgili çalışmalar sınırlıdır. Bu in vitro çalışmanın amacı; direkt ve indirekt dijitalizasyon yöntemleri ile üretilmiş çok üyeli restorasyonların marjinal ve internal uyumlarını üç boyutlu kopyalama ve optik dijitalizasyon yöntemi ile değerlendirmektir. 12 ve 14 numaralı diş eksikliklerinin taklit edildiği klinik senaryoya göre 11, 13 ve 15 numaralı dişler fantom model üzerinde prepare edilmiştir. Direkt dijitalizasyon için ana model 3Shape Trios 3 ve CEREC Omnicam ağız içi tarayıcıları kullanılarak taranmıştır (3S-IOS ve C-IOS). İndirekt dijitalizasyon için ise polivinil siloksan ölçü maddesi ile geleneksel ölçüler alınmıştır. Bu ölçüler ve ölçülerden elde edilen alçı modeler 3Shape E3 ve CEREC InEosX5 laboratuvar tarayıcıları kullanılarak taranmıştır (3S-ÖLÇÜ, 3S-ALÇI, C-ÖLÇÜ ve C-ALÇI). Dijitalizasyon işlemi sonrası üretilen 5 üyeli monolitik zirkonya restorasyonların marjinal ve internal uyumları, ATOS Triple Scan endüstriyel tarayıcısı kullanılarak üç boyutlu kopyalama ve optik dijitalizasyon yöntemi ile değerlendirilmiştir (n=10). Sonuçların değerlendirilmesi için Kruskal-Wallis non-parametrik istatistiksel analiz yöntemi kullanılmıştır. Trios 3 ve Omnicam ağız içi tarayıcıları kullanılarak üretilen restorasyonların uyumları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmemiştir (p>0.05). Direkt ve indirekt dijitalizasyon yöntemleri ile üretilen restorasyonların uyumları benzer bulunmuştur (p>0.05). İndirekt dijitalizasyon için ölçü ve alçı model tarama yöntemleri benzer sonuçlar göstermiştir (p>0.05). Direkt ve indirekt dijitalizasyon yöntemleri kullanılarak üretilen 5 üyeli restorasyonların uyumları benzerdir ve klinik olarak kabul edilebilir sınırlar içerisindedir (<120 µm). Anahtar Kelimeler: çok üyeli, zirkon, ağız içi tarayıcı, laboratuvar tarayıcısı, marjinal uyum
Florür salımı yapan restoratif materyallerin etkilenmiş dentine etkilerinin mikro-bt ile analizi ve restorasyonlara komşu diş dokularına remineralize edici etkilerinin incelenmesi
Bu in vitro çalışmanın amacı; güçlendirilmiş restoratif cam iyonomer siman (Fuji BULK), cam hibrit restoratif sistem (EQUIA Forte Fil) ve giomerin (Beautifil Bulk Restorative) florür salımları, restorasyona komşu mine dokusu mikro sertlikleri ve dentin dokusunun mineral yoğunluğu üzerine etkilerinin incelenmesidir. Florür salımı ve komşu mine dokusu mikro sertliği analizlerinin yapılması için çekilmiş insan molar diş kronlarının ortasına 3×1,5×1,5 mm boyutlarında preparasyonlar yapılmış, bu preparasyonların yarısı kontrol için dental mum, diğer yarısı ise test edilen materyal ile doldurulmuş (n=8) ve 37°C'de 24 saat distile suda bekletilmiştir. Bu işlemleri takiben örnekler, 5 gün süreyle pH döngüsüne maruz bırakılmıştır. Restore edilen dentin mineral yoğunluğu değişiminin mikro-BT ile analizi için ise radyograflar üzerinden dentin dokusunun yarısına kadar ilerlemiş ara yüz çürüğü olduğu belirlenen 6 adet insan posterior dişi kullanılmıştır. Bu dişler, DIAGNOdent pen ile standardizasyonu sağlanan çürük uzaklaştırma prosedürünü takiben test edilen materyallerle restore edilmiş, 5 gün süreyle pH döngüsüne tabi tutulmuştur. Mikro-BT taramaları, mineral yoğunluğu değişiminin incelenebilmesi için döngü öncesi ve sonrasında yapılmıştır. Elde edilen veriler tekrarlı ölçümler ANOVA, genelleştirilmiş tahmin denklemleri (GEE) ve Wald ki kare testleri ile analiz edilmiştir (α=0.05). Florür salımı en çok EQUIA Forte Fil; en az ise Beautifil Bulk Restorative grubunda görülmüştür (p=0.000). Tüm restoratif materyallerin, kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, döngü sonrası mine mikro sertliğinde daha az azalma sağladığı bulunmuştur (p=0.041). Restoratif materyalin (p=0.035) pH döngüsü sonrası mine mikro sertliğini anlamlı olarak etkilediği görülmüştür. Mikro sertlik değişim miktarları incelendiğinde, mikro sertlikte azalma en az Fuji BULK, en çok ise Beautifil Bulk Restorative'de gözlenmiştir. Mikro-BT analizi sonucunda, materyallerin hepsinin döngü sonrasında dentin mineral yoğunluğunda anlamlı artışa neden olduğu bulunmuştur (p=0.000). Fuji BULK, hem EQUIA Forte Fil hem de Beautifil Bulk Restorative'e göre daha çok mineral yoğunluğu artışına neden olmuştur (p=0.000). Sonuç olarak, etkileri farklılık göstermekle birlikte florür salım özelliği olan biyoaktif restoratif materyaller, restorasyona komşu diş dokularında asit atakları sonucu oluşabilecek demineralizasyonu inhibe etmekte ve kalan dentin dokusunda remineralizasyonu arttırmaktadır. Anahtar Kelimeler: biyoaktif restoratif materyal, florür, pH döngüsü, mikro sertlik, mikro-BT
CAD-CAM tam seramik materyallerin renk, translusensi ve pürüzlülükleri üzerine polisaj ve glaze ışlemlerinin etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; farklı yüzey bitirme işlemleri (Glaze: G ve Polisaj: P) uygulanmış LDS (Lityum disilikat), ZLS (Zirkonya ile güçlendirilmiş lityumsilikat) ve TrZ (translusens zirkonya) materyallerinin translusensi, renk ve pürüzlülüklerinin kahve termal siklusu öncesi ve sonrası in-vitro değerlendirilmesidir. Lityum disilikat (IPS e.max CAD), zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat (Celtra Duo HT) ve translusens zirkonya (Cercon HT) materyallerinden 40'ar adet (1 mm kalınlığında) örnek hazırlanmıştır. Klinik aşındırmayı taklit etmek amacıyla 20 sn aşındırma işlemi uygulanmıştır. Örneklere iki farklı yüzey işlemi uygulanmış ve bir kahve çözeltisinde 10.000 termalsiklusa tabi tutulmuştur. Örneklerin pürüzlülük değerlerini (Ra: Ortalama Pürüzlülük Değeri, Rz: Ortalama Maksimum Profil Yüksekliği) ölçmek için kontakt profilometre, renk stabilitelerini ve translusensi parametrelerini (TP) ölçmek için kolorimetre cihazı kullanılmıştır. Renk farkı verileri Kruskal Wallis testi ile değerlendirilmiş, grupların farklılık gösterdiği durumda Dunnet çoklu karşılaştırma testi kullanılmıştır. Aşındırma sonrası pürüzlülük verilerinin değerlendirilmesinde tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Pürüzlülük ve translusensi parametresi (TP) verilerinin değerlendirilmesinde tekrarlı ölçümlerde varyans analizi ve Duncan çoklu karşılaştırma testi uygulanmıştır. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Renk değişimi sadece polisaj uygulanmış ZLS (ZLS-P) grubunda klinik olarak algılanabilir eşiğin üstünde olup, tüm gruplarda klinik olarak kabul edilebilir eşiğin altındadır (<2.23). Aşındırma sonrası en yüksek pürüzlülük değerleri (Ra ve Rz) ZLS materyalinde görülmüş, bunu LDS ve TrZ takip etmiştir. Glaze uygulanmış ZLS (ZLS-G) ve LDS (LDS-G) gruplarının ortalama pürüzlülük değerleri (Ra) polisaj uygulanan gruplara kıyasla daha düşük olmasına karşın bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Glaze uygulanmış TrZ (TrZ-G) grubu, polisaj uygulanan (TrZ-P) gruba kıyasla istatistiksel olarak anlamlı olacak düzeyde daha yüksek bir Ra değeri göstermiştir. Rz (Ortalama Maksimum Profil Yüksekliği) parametresi açısından ise tüm materyallerde glaze uygulaması daha düşük değerler görülmesini sağlamışken, bu fark TrZ grubunda istatistiksel farka sebep olmamıştır. Termal siklus öncesi ve sonrası en yüksek translusensi değeri LDS materyalinde görülmüş, bunu ZLS ve TrZ takip etmiştir. Kahve termal siklusu materyallerin pürüzlülük değerlerinde (Ra, Rz) artışa, translusensilerinde ise azalmaya sebep olmuştur.
Çubuk İlçesi'indeki devlet okullarında 2018-2019 eğitim öğretim yılında öğrenim gören 4.sınıf öğrencilerinde florürlü vernik uygulama sıklığı ve ebeveynlerinin ağız diş sağlığı bilgi ve uygulamaları
Ağız ve diş hastalıkları birçoğu önlenebilir olmasına rağmen görülme sıklığı yüksek hastalıklar olup, hastalık yükünün büyük bir kısmını diş çürüğü ve diş eti hastalıkları oluşturmakta, özellikle diş çürüğü okul çağı çocuklarının büyük çoğunluğunu etkileyen küresel bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürmektedir. Diş çürüğü ile mücadelenin temelini diyet şeker tüketim miktar ve sıklığının azaltılması ve florür kullanımı oluşturmaktadır. Kesitsel tipteki bu araştırma ile Çubuk İlçesi'nde 2018-2019 Eğitim Öğretim yılında devlet okullarında eğitim gören dördüncü sınıf öğrenci ebeveynlerinin, florürlü vernik uygulamasına yaklaşımları, bu uygulamanın çocuklarına yapılma sıklığı ve ebeveynlerin, uygulamayla ilişkili ağız diş sağlığı bilgi ve uygulamalarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu ve gerekli diğer Kurum izinlerin alınmasını takiben 13 devlet ilkokulunda araştırmaya katılmayı kabul eden 513 dördüncü sınıf öğrencisinin ebeveyni ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan ebeveynlerin %87,7'sini anneler %12,3'ünü babalar oluşturmaktadır ve yaş ortalaması 35,37± 5,88'tür. Ebeveynlerin %30,2'si günde en az iki kez dişlerini fırçaladığını; yalnızca %5,3'ü yılda en az bir kez kontrol amaçlı diş hekimine gittiğini belirtmektedir. Ebeveynlerin 4. sınıftaki çocuklarının ana sınıfından itibaren 5 yıllık florürlü vernik uygulama kayıtları da incelenmiştir. Ana sınıfında florürlü vernik uygulamasına ebeveynlerin %64,0'ı izin verirken, 4. sınıfın bahar yarıyılında %31,0'inin izin verdiği görülmektedir. İlçe merkezinden katılan ebeveynlerde (p=0,014), çocukların lise ve üstü okul bitiren annelerinde (p=0,013) ve babalarında (p=0,007) florürlü vernik retlerinin istatistiksel olarak anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür. Florürlü vernik uygulaması ile ilgili sınıf öğretmenine danıştığını (p<0,001) belirten ebeveynlerde anlamlı ölçüde izin verme daha fazla iken, ağız diş sağlığı bilgilerini internetten edindiğini belirten ebeveynlerde (p=0,044) anlamlı olarak retler daha yüksektir. Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği içinde öğretmenlerin florürlü vernik uygulaması ile ilgili bilgi ve motivasyonlarının arttırılarak programdaki rollerinin güçlendirilmesi önemlidir.
Farklı CAD/CAM seramik materyallerin yüzey özellikleri ve renklenmelerinin ın-vitro incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; farklı bitirme ve parlatma seti uygulanan dört farklı CAD/CAM seramik materyalinin yüzey pürüzlülüklerini ve renklenmelerini değerlendirmektir. Çalışmada IPS e. Max (EX), Shofu Block HC (SH), VITA Enamic (EN), GC Cerasmart (CS) materyallerinin Ceramaster Coarse Assorted-Ceramaster Assorted-Dura polish DIA (CCA-CA-DPD), GZ Eve Diapol (ED), Optrafine (OF), Vita Enamic (VE) polisaj seti uygulanması öncesi ve sonrasında yüzey pürüzlülükleri ölçüldü. Materyallerin zaman içinde gösterdikleri renklenmelerinin incelenebilmesi amacıyla 60 gün süreyle 37 ºC' de kahve solüsyonunda bekletildi. Örneklerin renkleri başlangıçta ve ardından solüsyonda bekletilmelerinin 7, 14, 30 ve 60. günlerinde ölçüldü. Elde edilen pürüzlülük ve ΔE verileri materyal ve polisaj setlerine göre değerlendirildi. Her bir materyal/polisaj seti için renklenme ve pürüzlülüğün zaman içindeki değişiminin, zaman içindeki değişimin materyal/polisaj seti türleri arasında benzer olup olmadığının analizi tekrarlı ölçümlerde iki yönlü varyans analizi ile incelendi. Bunun için renklenme ve pürüzlülük değerlerinin zaman içindeki değişiminin normal dağılıma uygun olup olmadığı Kolmogorof- Simirnof uyum iyiliği testi ile test edildi. Farklılıklar Tamhane Çoklu Karşılaştırma testi kullanılarak saptandı. Zaman içindeki değişimlerin materyal/polisaj setleri arasında nasıl değiştiği grafiklerle açıklandı. Renklenmenin pürüzlülük ile ilişkisinin belirlenmesi için Pearson korelasyon katsayısı kullanıldı ve saçılım grafikleri ile ilişki gösterildi. Tüm istatistiksel testlerde anlamlılık sınırı olarak 0,05 alındı. EX'e OF ve VE uygulanması sonucu elde edilen pürüzlülük değerleri arasındaki fark anlamlı bulundu (P<0,05). EX'e VE uygulandığında yüzey pürüzlülüğü doğal mine pürüzlülüğü üzerinde kaldı. EX'e OF uygulanması sonucu elde edilen renk değişim değerleri diğer tüm setlerden anlamlı derecede düşük bulundu (P<0,05) ve klinik olarak kabul edilebilir eşik değeri altında kaldı.
Üniversal adezivlerin farklı biyoaktif materyal ve dentin kompleksine bağlanma dayanıklılığına etkisi
Bu in vitro çalışmanın amacı; restoratif diş hekimliğinde pulpa kaplaması veya kaide olarak sıklıkla kullanılan biyoaktif materyaller olan kalsiyum silikat dolduruculu rezin içerikli liner (TheraCal LC), rezin modifiye cam iyonomer siman (Riva LC), geleneksel cam iyonomer siman (Riva SC) ve mineral trioksit agregatın (BioMTA+) kompozit restorasyonlar altında kullanıldığında, farklı üniversal adeziv sistemlerin (Single Bond Üniversal Adeziv, 3M ve Prime&Bond Üniversal, Dentsply), bu biyoaktif materyal ve dentin kompleksine bağlanma dayanıklılıklarının incelenmesidir. Kesme bağlanma dayanıklılığı analizlerinin yapılması için çekilmiş insan molar dişleri separe yardımıyla köklerinden ayrılmış ve akrilik bloklar içine yerleştirilmiştir. Bukkal yüzeylerinde dentin dokusu açığa çıkarılan örnekler rastgele 8 gruba ayrılmıştır (G1: Theracal LC + Single Bond (SB) (T-SB), G2: Riva LC + SB (RLC-SB), G3: Riva SC + SB (RSC-SB), G4: BioMTA+ + SB (M-SB), G5: Theracal LC + Prime&Bond (PB) (T-PB), G6: Riva LC + PB (RLC-PB), G7: Riva SC 4 PB (RSC-PB), G8: BioMTA+ + PB (M-PB)) (n=10). 1 mm çapındaki fissür frezlerle dentin dokusu içerisinde 1 mm çapında ve 1 mm derinliğinde su soğutması altında preparasyonlar yapılmış, 80 adet örnek içindeki preparasyonlar eşit sayıda olacak şekilde (n=20) bahsedilen 4 farklı biyomateryal ile doldurulmuştur. Dentin ve biyomateryal kompleksini kaplayacak şekilde 15 sn süreyle %37 ortofosforik asit uygulaması yapılmış ve suyla yıkanıp kurutulmuştur. Hazırlanan örneklerin yarısına Single Bond Üniversal Adeziv (3M), diğer yarısına ise Prime&Bond Üniversal (Dentsply) adeziv sistemi uygulanarak 2 mm yükseklik ve 2 mm çapındaki kompozit bloklar bağlanmıştır. Hazırlık aşaması tamamlanan örnekler 37C'de 48 saat süreyle distile suda bekletilmiştir. Örnekler, 37C, 5C ve 55C'lerde 10.000 termal siklus döngüsüne maruz bırakılmıştır. Bu işlemleri takiben, tüm örneklere üniversal test cihazında 0,5 mm/dk kafa hızı ile başarısızlık meydana gelene kadar yük uygulanmıştır. Kırılan örnekler x10 büyütmeli bir stereomikroskop yardımıyla kırılma tiplerinin analizi için incelenmiştir. Elde edilen veriler T-testi ve iki yönlü ANOVA testleriyle analiz edilmiştir. Kesme bağlanma dayanıklılık verilerinin değerlendirilmesinin sonucunda, en yüksek bağlanma dayanıklılığını Theracal LC göstermiştir (p<0,05). Bağlanma dayanıklılığı en düşük olan materyal ise BioMTA+ olarak tespit edilmiştir (p<0,05). Test edilen tüm materyaller için bağlanma dayanıklılık değerleri Theracal LC> Riva LC> Riva SC> BioMTA+ şeklinde sıralanabilir. Kullanılan iki farklı üniversal adezivin bağlanma dayanıklılığına etkisi karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Kırılma tipi sonuçlarına göre, Theracal LC ve Riva LC için adeziv başarısızlık, BioMTA+ için koheziv başarısızlık en yaygın görülen kırılma tipi olmuştur.
Tam ark restorasyonlarda yardımcı geometrik parça kullanımının dijital ölçü hassasiyetine etkisi: İn vitro çalışma
İmplant üstü restorasyonların üretiminde ağız içi tarayıcıların kullanımı giderek artmaktadır. Ancak implantlar arası uzun dişsiz alanlarının bulunduğu klinik durumlarda dijital ölçü sistemlerinin çelişkili sonuçlar verdiği rapor edilmiştir. Bu çalışmanın amacı, yardımcı geometrik parça kullanımının dijital ölçü hassasiyetine etkisini incelemektir. Bu in-vitro çalışmada dört adet implant yerleştirilmiş tam dişsiz, epoksi rezinden üretilmiş üst çene modeli referans olarak kullanıldı. Vidalı üst yapıya uygun dayanaklar implantlar üzerine torklandı. Oluşturulan bu ana modelden dört farklı yöntemle ölçü alındı: Direkt referans model üzerinden laboratuvar tarayıcısı ile, splintli açık kaşık ölçü yöntemi ile, ağız içi tarayıcı ile dijital ölçü ve tarama gövdeleri arasında kesintisiz bir referans noktası oluşturacak yardımcı geometrik parça kullanılarak ağız içi tarayıcı ile dijital ölçü. Taramalar sonrası elde edilen veriler kullanılarak SLM yöntemi ile tek parça vidalı metal alt yapı üretildi. Tüm alt yapıların ana modele uyumu Sheffield Testi ile değerlendirildi ve test sırasında meydana gelen her bir dayanak ile alt yapı arasındaki uyumsuzluk miktarı x45 büyütmede stereomikroskopla değerlendirildi. Ölçü yönteminin vertikal marjinal aralığa (VMA) etkisini değerlendirmek için tek yönlü ANOVA, ikili karşılaştırmalar için ise Scheffe posthoc testi kullanıldı. Çalışmanın sonucunda ölçü yöntemlerinin arasında anlamlı fark olduğu tespit edildi. Dijital ölçü ile üretilen üst yapıların ortalama VMA değerleri diğer gruplardan anlamlı derecede yüksektir. Yardımcı geometrik parça kullanımının dijital ölçü hassasiyetini iyileştirdiği saptandı.
Kompozit tamirinde farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin ve yaşlandırma sürelerinin bağlanma dayanıklılığına etkisi
Bu in vitro çalışmada bir nanohibrit kompozit rezinin üç aşamalı bir etch&rinse adeziv sistem kullanılarak tamirinde, farklı yaşlandırma sürelerinin ve farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin mikro gerilim bağlanma dayanıklılığına (μGBD) etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Güncel bir üniversal nanohibrit kompozit rezin (Harmonize, Kerr) kullanılarak, 112 adet kompozit rezin blok oluşturulmuş ve örnekler yüzey hazırlama yöntemlerine göre 4 gruba ayrılmıştır (n=28): Kontrol Grubu (Tamir uygulanmayan sağlam kompozit bloklar); Er,Cr:YSGG Lazer grubu; Air Abrazyon grubu; Silikon karbit (SiC) grubu. Ardından tüm örnekler, yaşlandırma sürelerine göre 4 alt gruba ayrılmıştır: Yaşlandırma yok; 10.000 kez termal siklusla yaşlandırma; 30.000 kez termal siklusla yaşlandırma; 50.000 kez termal siklusla yaşlandırma. Her gruptan rastgele seçilen birer örneğin yüzeyi Tarama Elektron Mikroskobu (SEM) ile incelenmiştir. Yüzey hazırlama işlemi uygulanan gruplarda, örnek yüzeylerine üretici firma önerilerine göre üç aşamalı bir etch&rinse adeziv (Optibond FL, Kerr) uygulanmış, aynı nanohibrit kompozit rezin kullanılarak tamir işlemi yapılmıştır. Ardından tüm örneklerden, su soğutması altında 1x1x8 mm boyutlarında çubuklar elde edilmiş, her gruptan 30'ar çubuk, 1,0 mm/dk kafa hızında μGBD testine tabi tutulmuştur. Kırılma tipleri bir stereomikroskop ile x10 büyütmede değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler, istatistiksel olarak İki Yönlü Varyans Analizi, Post-hoc Bonferroni ve Ki-Kare testleri kullanılarak analiz edilmiştir (p=0,05). Farklı yüzey hazırlama yöntemleri bir arada değerlendirildiğinde, yaşlandırma uygulanmayan ve 10.000 kez termal siklus uygulanan gruplar, 30.000 ve 50.000 kez yaşlandırma uygulanan gruplardan daha yüksek μGBD değerleri sergilemişlerdir (p<0,05). Tüm yaşlandırma süreleri birlikte değerlendirildiğinde, Air abrazyonla yüzey hazırlama yönteminin Lazer ve SiC'e kıyasla daha yüksek μGBD'ı sağladığı görülmüştür (p<0,05). Farklı yaşlandırma süreleriyle, farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin etkileşimi incelendiğinde; tüm yaşlandırma sürelerinde, yüzey hazırlama yöntemleri arasında μGBD değerleri açısından anlamlı farklılıklar olduğu ve Kontrol, Lazer ve Air Abrazyon gruplarında farklı yaşlandırma sürelerinin μGBD değerleri üzerinde anlamlı değişikliklere yol açtığı bulunmuştur (p<0,05). Kırılma tipi dağılımları açısından, yüzey hazırlama yöntemleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunurken (p˂0,001), farklı yaşlandırma sürelerine göre anlamlı bir fark bulunmamıştır (p˃0,001). SEM görüntüleri, μGBD bulgularını destekler niteliktedir. Bu in vitro çalışmanın sınırlamaları dahilinde, test edilen nanohibrit kompozit rezinin üç aşamalı bir etch&rinse adeziv sistemle tamirinde, farklı yaşlandırma sürelerinin, farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin ve bu etkenlerin birbirleriyle etkileşiminin μGBD'ı üzerine etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tamir, Kompozit Rezin, Etch&Rinse Adeziv, Mikro Gerilim Bağlanma Dayanıklılığı.
Çeşitli yüzey işlemleri uygulanan Rezin Matriks seramiklerin rezin siman kullanılarak dişe bağlantılarının in-vitro olarak incelenmesi
Bu in-vitro çalışmanın amacı; nanoseramik ve hibrit seramik yapıda olan üç farklı materyalin bağlantı yüzeyleri pürüzlendirildikten sonra yaşlandırma işlemi sonrası dişe bağlanma dayanımlarının karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi ve taramalı elektron mikroskobu ile görüntülenmesidir. Bu çalışmayı gerçekleştirmek için çürüksüz insan santral, kanin ve molar dişleri seçildi ve dişlerin vestibul yüzleri kesilerek mine ve dentin yüzeyleri açığa çıkarıldı. Üç farklı rezin matriks bloktan (Enamic, Cerasmart ve Lava Ultimate) 5x5x2 mm lik kare prizma şeklinde toplam 84 adet örnek elde edildi. Bu seramik örnekler dual sertleşen rezin siman (Variolink II) ile dişlere yapıştırıldı. Her gruptan n=14 örneğe 3000 döngü termal döngü uygulandı. Makaslama bağlanma dayanımı testi universal test cihazı kullanılarak gerçekleştirildi. Materyallerin yapısını ve adeziv rezin siman ile dentin arasındaki bağlantı yüzeyini incelemek için elektron mikroskobu kullanıldı. Verilerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro Wilks testi ile incelendi. Normal dağılım gösteren veriler tek yönlü varyans analizi kullanılarak karşılaştırıldı. Gruplar arasında farklılık bulunduğu durumda Tukey HSD testi, gruplar arasında farklılık olmadığında ise Kruskal Wallis testi kullanıldı. Analizler 0.05'lik güven aralığında gerçekleştirildi. Termal döngü öncesi ve sonrası tüm gruplar için bağlanma değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Termal döngü öncesi ve sonrası bağlanma değerleri yüksekten düşüğe sırasıyla Enamic, Lava Ultimate ve Cerasmart olarak belirlendi. Termal döngü sonrası bağlanma dayanımı değerlerinde en fazla düşüş Cerasmartta görülürken en az düşüş Enamic grubunda görüldü.
Yaşlandırma işleminin translusensi'si arttırılmış monolitik zirkonya materyallerinin renk ve ışık geçirgenliklerine etkisi
Bu in-vitro çalışmanın amacı; monolitik zirkonya seramikler ile lityum disilikat içerikli cam seramiklerin translusensi ve renk stabiltesine siman uygulaması ve yaşlandırma işleminin etkisini incelemektir. Bu çalışmayı gerçekleştirmek için 0,5 mm ve 1,00 mm kalınlığında üç farklı monolitik zirkonya ile lityum disilikat cam seramik örnekler 14 x 10 mm boyutlarında A1 renginde 160 adet hazırlandı. Örnekler iki grubu ayrıldı. Dual-cure rezin siman uygulaması örneklerin yarısına uygulandı (n=80). Sonrasında tüm örnek gruplarına hızlandırılmış suni yaşlandırma işlemi uygulandı. Renk stabiliteleri ve translusensi değerleri spektrofotometre cihazı ile renk parametreleri (L, a, b, ΔE, TP) CIE Lab (Comission Internationale de L'Eclairage) renk sistemi kullanılarak, hızlandırılmış suni yaşlandırma işlemi öncesi, siman uygulaması ve yaşlandırma işlemi sonrasında ölçüldü. Sonuçlar 3 yönlü ANOVA ve Duncan testleri kullanılarak değerlendirildi. Translusensi değerleri cam seramiklerde monolitik zirkonya seramiklerden anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Siman uygulaması renk stabilitesini ve translusensiyi anlamlı olarak etkiledi. IPS e.max'te translusensi ve renk değişimi monolitik zirkonya seramiklerden daha yüksek bulundu. Yaşlandırma işlemi sonrası simansız örneklerde renk değişimi en fazla IPS e.max grubunda görüldü. Monolitik zirkonya seramiklerde renk değişim değerleri birbirine yakın bulundu.
Sigara kullanan ve kullanmayan bireylerde universal adezivin üç farklı modu kullanılarak yerleştirilen servikal kompozit restorasyonların bir yıllık klinik takibi
Sigara kullanan ve kullanmayan bireylerde universal adezivin (G-premio BOND; GC) farklı modları kullanılarak çürüksüz servikal lezyonlara yerleştirilen kompozit rezin (Essentia, GC) restorasyonların modifiye USPHS kriterleri, gingival indeks, plak indeksi ve dentin aşırı duyarlılığı açısından değerlendirilmesi amaçlandı. En az 3 çürüksüz servikal lezyonu olan 47 bireye (sigara kullanan;23, sigara kullanmayan;24) ait toplam 228 çürüksüz servikal lezyon restore edildi. Bireylerin sigara kullanma alışkanlıklarına ve universal adezivin uygulama modlarına (Etch&Rinse-ER, Selektif-Etch-SLE, Self-Etch-SE) göre 6 grup oluşturuldu. Kompozit rezin tek bir hekim tarafından tabakalı olarak yerleştirildi. Deneyimli ve kalibre başka iki araştırmacı restorasyonları 1.hafta, 3., 6. ve 12. aylarda modifiye USPHS kriterleri, gingival indeks, plak indeksi ve dentin aşırı duyarlılığı açısından değerlendirdi. Gruplar arasında ve zaman içindeki değişiklikleri incelemek amacıyla hem nitel hem de nicel değişkenler için genelleştirilmiş tahmin denklemleri yöntemi kullanıldı, (p<0,05). Bireylerin kontrollere gelme oranı %100'dü. Sigara kullanmayan grupta 6. ayda bir restorasyon (SE:1), 12 ayda bir restorasyon (ER:1) kaybedildi, bu durum istatistiksel olarak farklılık oluşturmadı (p>0,05). Modifiye USPHS kriterlerine göre sigara kullanan ve kullanmayan gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark sadece 12. ay kontrolünde kenar renklenme bulgularında olduğu görüldü (p<0,05). Sigara kullanan grupta kullanmayanlara göre kenar renklenme riski 2,72 (%95 GA 1,36-5,45) kat fazla olup, bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Hem sigara kullanan hem de kullanmayan gruptaki tüm restorasyonlarda kenar renklenme oranı değerlendirildiğinde 3., 6. ve 12. aylarda başlangıca göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fazla bulundu (p<0,05). Kenar uyumunda ise sadece başlangıç ve 12. ay kontrollerinde arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu ve uyumdaki bozulmanın 12. ayda daha fazla olduğu izlendi (p<0,001). Universal adezivin farklı modları arasında modifiye USPHS kriterlerine göre değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmedi (p>0,05). Sigara kullanan bireylerde, kullanmayanlara göre hem pre-operatif hem de post-operatif dönemde dentin aşırı duyarlılığı (VAS) skorlarının fazla olması istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,031). Sigara kullanımının restoratif materyallerin klinik performansları ve dentin aşırı duyarlılığı üzerine etkisi olduğu görüldü.