Instructors
333 theses under this subject heading
Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi akademik personelinin mesai içi boş zaman değerlendirme biçimlerinin sağlık algıları üzerindeki etkisi
Bu çalışma Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi akademik personelinin mesai içi boş zaman değerlendirme biçimleri ve sağlık algılarının bireysel değişkenler açısından incelenerek, mesai içi boş zaman değerlendirme biçiminin sağlık algısına etkisini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışma nicel araştırma tekniklerinden ilişkisel tarama modelinde desenlenmiş ve çalışmaya basit tesadüfi örneklem yöntemine göre seçilmiş Tayfur Ata Sökmen Kampüsü'nde yer alan fakülte ve yüksekokullarda görev yapan, 400 akademik personel katılmıştır. Çalışmada veriler kişisel bilgi formu, Mesai İçi Boş Zaman Değerlendirme Biçimi Ölçeği ve Sağlık Algısı Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Windows için SPSS 23 paket program kullanılmıştır. Verilere kayıp değer analizi yapılmış ve bir veri çalışma dışı bırakılmıştır. Ölçekler için iç tutarlık katsayıları hesaplanmış ve ortalama, standart sapma, basıklık ve çarpıklık değerleri incelenmiştir. Çalışmada hipotez testleri olarak 95% güven aralığında bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi testi, Pearson Korelasyon analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon testi kullanılmıştır. Sonuç olarak yapılmış olan bu çalışma, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi akademik personelinin mesai içi boş zaman değerlendirme biçimlerinin cinsiyet, akademik unvan ve idari görevlerine göre farklılık gösterdiğini ve yaşları ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Ayrıca çalışmada yer alan akademik personelin sağlık algılarının cinsiyetleri ve akademik unvanlarına göre farklılık gösterdiğini ancak yaşları ile ilişkili olmadığını göstermiştir. Katılımcıların mesai içi boş zaman değerlendirme biçimleri ve sağlık algıları arasında anlamlı ilişkiler olduğu ve mesai içi boş zaman değerlendirme biçiminin sağlık algısının yordayıcısı olduğu da çalışmanın diğer sonuçlarıdır.
Öğretim elemanlarının kültürel zekalarının incelenmesi (Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi örneği)
Bu araştırmanın amacı Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim elemanlarının kültürel zekalarının üstbiliş, biliş, motivasyonel ve davranışsal boyutlarını ortaya koymaktır. Bu amacın yanı sıra kültürel zekanın bu boyutları çerçevesinde akademik unvanlarına göre öğretim elemanlarının görüşleri arasında bir farklılık olup olmadığı da incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde görev yapmakta olan yedi Prof. Dr., dokuz Doç. Dr., beş Dr. Öğretim Üyesiöğ ve altı Araştırma Görevlisi oluşturmaktadır. Bu örneklemdeki öğretim elemanlarının 12'si kadın, 15'i erkektir. Araştırmada veri toplama amacı ile Kültürel Zekâ ölçeğinden yola çıkılarak hazırlanan bir yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen veriler içerik ve betimsel analizi kullanılarak incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda araştırmaya katılan öğretim elemanlarının üstbilişsel boyutta kültürel zekâ seviyelerinin yüksek olduğu, bilişsel boyutta ise öğretim elemanlarının farklı kültürlerin benzeşen ve farklılaşan yönlerine dair bilgi sahibi olmadaki başarılarının düştüğü, motivasyonel boyutta çokkültürlü ortamlarda ya da farklı kültürlerden bireyler ile etkileşimde başarılı oldukları ve davranışsal boyutta dilsel ve yarıdilsel davranışlarını ortama uygun şekilde kontrol edebildikleri görülmüştür.
Yabancı diller yüksekokullarında görev yapan öğretim elemanlarının genel ve örgütsel sinizm düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı üniversitelerin yabancı diller yüksekokullarında görev yapan öğretim elemanlarının genel ve örgütsel sinizm düzeylerini incelemektir. Araştırmada nicel araştırma yaklaşımlarından biri olan ilişkisel desen tercih edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu İstanbul'da bulunan altı vakıf ve üç devlet üniversitesi oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Wrigtsman tarafından geliştirilmiş ve H. Ebru Erdost ve diğ. tarafından Türkçeye çevrilmiş genel sinizm ölçeği ve Brandes tarafından geliştirilmiş ve Türkçe çevirisi H. Ebru Erdost ve diğ. tarafından yapılmış örgütsel sinizm ölçeği ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular sonucunda, vakıf üniversitelerinde görev yapan öğretim elamanlarının genel ve örgütsel sinizm düzeylerinin devlet üniversitelerinde görev yapan öğretim elemanlarının genel ve örgütsel sinizm düzeylerinden daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca öğretim elemanlarının genel ve örgütsel sinizm düzeyleri arasında yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bunu yanı sıra, öğretim elemanlarının genel ve örgütsel sinizm düzeyleri ile mesleki kıdem, yaş, medeni hal ve gelirleri arasında anlamlı bir farklılık bulunurken, eğitim durumu, unvan, mesleğini sevme ve cinsiyetleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Araştırma sonuçları göz önüne alındığında, öğretim elemanlarının sinizm düzeylerini azaltmak için, mutlu olabilecekleri çalışma koşulları, rahatça fikirlerini ifade edebilecekleri bir çalışma ortamı ve çekinmeden fikir alışverişinde bulunabilecekleri bir yönetim sağlanabilir. Anahtar kelimeler: sinizm, genel sinizm, örgütsel sinizm, genel sinizm ölçeği, örgütsel sinizm ölçeği
Reflection on reflection: EFL university instructors' perceptions on reflective practice
The primary objective of the present study was to engage EFL university instructors in reflective teaching practices through the use of various reflective tools and to find out their perceptions about these reflective teaching practices that they were engaged in. For the research purposes, a total of eight EFL university instructors working at the Foreign Language School of Kastamonu University, Turkey participated in the study. For a regular and systematic implementation of reflective practice, different reflective teaching tools; namely, reflective diaries, reflective video analysis, and reflective peer sessions were used. Prior to the implementation of the actual study, the participants were first trained on how to use the reflective tools. During this training, necessary information about the concept of reflection, significance of reflective practice, and the procedure of the study was given to the participants. After the training, the participants used each of these tools by following the guidelines provided for them beforehand. Data were collected through the qualitative research instruments. After the participants were involved in reflective practices through the reflective tools, they were asked to write a reflection on the use of each tool. Also, a perception questionnaire was administered to the participants in order to identify how they felt and perceived about the reflective practices and the use of reflective tools. Finally, in order to support the data obtained through the reflections and perception questionnaire, the semi-structured interview was conducted with the participants. The qualitative data were analyzed by using the Constant Comparison Method. The results of the study put forward that all of the EFL university instructors benefited much from the current study and were highly pleased with having participated in these reflective teaching practices by means of various reflective tools. These practices were perceived fruitful by the EFL university instructors. Engaging in reflective practices was found as an important opportunity for gaining awareness about teaching skills and practices, increasing self-evaluation and professional growth. The findings also yielded that the participants were positive about all the reflective tools they used throughout the study. However, a few of the participants mentioned some difficulties about reflective diary and reflective video analysis. They reported that the use of reflective diary and reflective video analysis as a way of reflection required much time, effort, and commitment, yet no negative perceptions about participating in reflective peer sessions were found. At the end of the study, the reflective practices increased the instructors' motivation and enthusiasm in order to implement the ideas of reflective teaching for their future professional practices. The participants also realized that reflective practice is an effective method for teacher development, and it can be applied through different ways or tools. Further, they noticed that reflective teaching practices can contribute to professional empowerment if they are implemented in a systematic fashion. The findings were discussed with regard to the previous research. In the light of the research findings, some implications for the effective use of reflective teaching were provided, and suggestions for further studies were offered. Key words: Reflective teaching, reflective diary, reflective video analysis, peer sessions, professional development, Turkish EFL university instructors.
Öğretim elemanlarına göre yaşamboyu öğrenme özelliklerini etkileyen faktörler: Anadolu Üniversitesi örneği
Günümüzde bilginin hızla üretimi, hayatın her alanında gözlenen değişim ivmesini yükseltmekte ve bu durum insanlarda öğrenme ihtiyacının artmasına yol açmaktadır. Bu durum, öğrenmenin okul hayatının ötesinde yaşamboyu devam etmesi gerektiğini gündeme getirmiştir. Yaşamboyu öğrenme anlayışı, her yaştan birey için önemli olmasının yanında, bilimsel ve kültürel ilerlemelere öncü olan üniversitelerde görevli öğretim elemanlarının, sürekli gelişen ve değişen çağa ayak uydurmaları, alanlarındaki gelişmeleri takip edip, kendilerini mesleki anlamda güncel tutabilmeleri için bir zorunluluktur. Bununla birlikte, toplumları eğiten ve geleceklerini şekillendiren öğretmenlerin yetiştirildiği eğitim fakülteleri, yaşamboyu öğrenme anlayışının topluma aşılanmasında ayrı bir yere sahiptir. Söz konusu misyonun gerçekleştirilmesinde, eğitim fakültelerinde faaliyet gösteren öğretim elemanlarının daha etkili desteklenmeleri ve süreçte daha aktif kılınmaları için yaşamboyu öğrenme konusunda mevcut düzeylerinin araştırılması gereklidir. Bu araştırmada, öğretim elemanlarının yaşamboyu öğrenme hakkındaki düşüncelerini ve yaşamboyu öğrenme özelliklerini etkileyen faktörleri belirleyerek, söz konusu faktörler bağlamında eğitim fakültesinde faaliyet gösteren öğretim elemanlarının yaşamboyu öğrenme düzeylerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda gerçekleştirilen çalışma, keşfedici sıralı karma desen ile modellenmiştir. Söz konusu desen kapsamında araştırmanın nitel boyutu olgubilim, nicel boyutu ise tarama modeli ile desenlenmiştir. Araştırmanın nitel aşamasının katılımcılarını, 2014-2015 eğitim-öğretim yılı güz döneminde, Anadolu Üniversitesi'nin 17 fakültesinde faaliyet göstermekte olan araştırma görevlisi, yardımcı doçent, doçent ve profesör unvanlarına sahip, toplam 65 öğretim elemanı oluşturmaktadır. Söz konusu katılımcıların belirlenmesinde gönüllülük esası temelinde hareket edilmiş ve öğretim üyelerinin evren içindeki oransal dağılımına göre amaçlı örneklem alınmıştır. Çalışmanın nicel aşamasında araştırma evreninin tamamına ulaşılmış ve 2014-2015 eğitim-öğretim yılı bahar döneminde, Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde faaliyet göstermekte olan araştırma görevlisi, yardımcı doçent, doçent ve profesör unvanlarına sahip toplam 235 öğretim elemanı katılımcı olarak yer almıştır. Araştırmanın nitel boyutunda ulaşılan veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu ve yazılı görüşme formu kullanılarak elde edilmiştir. Elde edilen veriler içerik analizi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda ulaşılan tema ve kodlara dayalı olarak, öğretim elemanlarının yaşamboyu öğrenme özelliklerini etkileyen faktörler belirlenmiştir. Araştırmanın nicel aşamasında ise ilk aşamada elde edilen nitel bulgular doğrultusunda, araştırmacı tarafından, öğretim elemanlarının yaşamboyu öğrenme özelliklerini etkileyen faktörlere ilişkin sorular içeren bir anket formu geliştirilmiştir. Söz konusu veri toplama aracı, Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde faaliyet gösteren öğretim elemanlarına uygulanmış ve katılımcıların yaşamboyu öğrenme düzeyleri belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmanın nitel aşamasının sonucunda, öğretim elemanlarının yaşamboyu öğrenme kapsamında mesleki etkinliklere, sosyal etkinliklere ve kişisel gelişim etkinliklerine katıldıkları belirlenmiştir. Katılımcılar, söz konusu sürece aktif katılımlarından bazı sorunlarla karşılaştıklarını ifade etmişlerdir. Bu sorunların kişisel, mesleki, kurumsal, toplumsal boyutları olduğu ayrıca, akademik sistemin yapısından, teknolojiden, bürokrasiden ve yetersiz olanaklardan kaynaklandığı bulgularına ulaşılmıştır. Öğretim elemanları, yaşamboyu öğrenmenin kişisel, mesleki ve sosyal-toplumsal açılardan, kendileri için önemli olduğunu ifade etmişlerdir. Bununla birlikte katılımcılar, yaşamboyu öğrenmeyi farklı boyutlarıyla tanımlamışlardır. Araştırmanın katılımcıları, öğretim elemanlarının yaşamboyu öğrenme özelliklerinin bireysel ve çevresel faktörlerden etkilendiğini ifade etmişlerdir. Söz konusu bireysel faktörler arasında, bireylerin kişisel, ekonomik, mesleki ve kültürel özelliklerinin yer aldığı belirlenmiştir. Çevresel etkenler kapsamında akademik sistemin yapısı, çalışılan kurum, faaliyet gösterilen bilim dalı, aile, çevre, toplum, maddi olanaklar, devlet yönetimi, bilgi iletişim teknolojileri ve medya faktörlerine ulaşılmıştır. Çalışmanın nicel aşamasının sonucunda, Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi'ndeki öğretim elemanlarının yaşamboyu öğrenme anketinden aldıkları puanların, katılımcıların faaliyet gösterdikleri bölümlerine, anabilim dallarına, yaş aralıklarına, mesleki kıdem yılları, cinsiyete, akademik unvanlara göre farklılık gösterdikleri belirlenmiştir. Ayrıca, Eğitim Fakültesi öğretim elemanlarının yaşamboyu öğrenme kapsamında katıldıkları etkinliklerin, ağırlıklı olarak bilimsel ve eğitmenlik etkinlikleri olduğu; söz konusu etkinlikleri sırasıyla spor etkinlikleri, sosyal etkinlikler, idari etkinlikler ve kişisel gelişim etkinliklerinin takip ettiği sonucuna varılmıştır. Araştırmanın sonucunda, uygulamaya, kurumlara ve araştırmaya yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Yaşamboyu Öğrenme, Öğretim Elemanları, Akademisyenler, Yaşamboyu Öğrenmede Etkili Faktörler
Öğretim elemanlarının web 2.0 teknolojileri kullanımlarına yönelik tersine mesleki gelişim programının tasarlanması ve uygulanması
Değişim hızının erişim hızıyla sürekli artma potansiyelini de beraberinde getirdiği günümüz koşullarında, eğitimciler derslerinde teknolojik araç ve süreçleri kullanım konusunda sürekli desteğe ihtiyaç duymaktadırlar. Mesleki gelişim altında geleneksel yöntem olan eğitim modeliyle (kurs, seminer ve konferans) verilmeye çalışılan destekler ise çoğu zaman istenen hedeflere ulaşamamaktadır. Bu programların uygulanması sırasında ve sonrasında eğitime katılımda isteksizlik, uygun zaman bulunamaması, hedeflere ulaşılamama ya da kısmen ulaşılma sıklıkla karşılaşılan sorunlardandır. Mesleki gelişim programlarının tasarlanmasında ve geliştirilmesinde hitap edilen kesimin özellikleri dolayısıyla yetişkin öğrenimi ilkelerinin göz önünde bulundurulması bu programların başarısını etkileyecektir. Bunun yanında teknoloji ile zenginleştirilmiş eğitim ortamları da öğrenme süreçlerinde sağladığı yeni imkânlarla mesleki gelişim programlarında karşılaşılan sorunların çözülmesinde kullanılabilecek öneriler sunmaktadır. Bu noktadan hareketle çalışmanın konusunu yetişkin öğrenme varsayımları kullanılarak öğretim elemanlarının Web 2.0 kullanımına yönelik tersine mesleki gelişim programının tasarlanması ve uygulanması oluşturmaktadır. Tersine öğrenmenin mesleki gelişimde kullanımı yeni olduğundan araştırma tasarım tabanlı araştırma ile yürütülmüştür. İki aşamadan oluşan çalışmanın ilk basamağında tersine mesleki gelişim programı tasarlanmış ve pilot uygulama yapılmıştır. Elde edilen bulgularla iyileştirmeler yapılarak ikinci basamakta ana uygulamaya gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgularda öğretim elemanlarının programa ilişkin görüşleri bilgilendirme toplantısı, ayrıntılı içerik/pratik bilgi, esnek etkinlikler ve etkileşim temalarında toplanmış, katılımcıların araçlara ilişkin hedeflenen bilgi/beceri düzeylerine ulaştığı belirlenmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular ve deneyimle, tersine mesleki gelişim programı tasarımında kullanılabilecek bir çerçeve önerisi bilgilendirme toplantısı, mesleki gelişim yaklaşımı, yürütücü özellikleri, geribildirim ve esnek içerik ve örnek üretim süreci başlıklarında sunulmuştur.
Sosyal amaca yönelik pazarlama reklamlarının markaya yönelik tutum ve satınalma niyetine etkisi: Anadolu Üniversitesi öğretim elemanlarına yönelik bir uygulama
Son dönemlerde, toplumsal ihtiyaçların giderek artması ve devletin bu ihtiyaçları tam olarak karsılamasının mümkün olmaması nedeniyle, kurumların sosyal sorunlara duyarlı davranarak sosyal sorumluluk sahibi olmalarının önemi artmaktadır. Ayrıca tüketicilerin ürünleri seçerken sosyal sorunlara duyarlı kurumları tercih etmeleri, pazarlama çabalarında da sosyal sorumluluk faaliyetlerinin bir zorunluluk haline gelmesine neden olmaktadır. Bu trend nedeniyle, kurumlar, ürünlerle sosyal bir sorunu iliskilendirerek hedef kitlelerine sosyal sorumluluk mesajları vermektedirler. Sosyal Amaca Yönelik Pazarlama (SAYP) bir kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetidir. SAYP kampanyalarında; tüketici kampanyalı bir ürünü satın aldığı zaman ödediği ücretin bir kısmı sosyal bir sorunun çözümüne bağıslanmaktadır. Bu arastırmayla, SAYP kampanyalarına dikkat çekilmesi ve farkındalık yaratılması önem tasımaktadır. SAYP reklamlarının tüketici üzerindeki etkisinin ortaya konularak is dünyasının SAYP kampanyalarına olan ilgisinin artacağı öngörülmektedir. Ayrıca, arastırma kurumsal sosyal sorumluluk çabalarına dikkat çekmek açısından da önemlidir. ?SAYP reklamı?, ?sosyal amaç çekiciliği?, ?sosyal amaç markalama? kavramları Türkçe literatürde ilk defa bu çalısmada kullanılmıstır. Arastırmada, ?Bireylerin Sosyal Amaca Yönelik Pazarlama Reklamlarına yönelik tutumlarını, Detaylandırma Olasılığı Modeli (ELM) bağlamında markaya yönelik tutum ve satınalma niyetine yönelik etkisinin, sosyal sorun ilginliğine bağlı olarak nasıl değisim gösterdiği? değerlendirilmistir ve Anadolu Üniversitesi öğretim elemanlarına yönelik uygulama yapılmıstır. Önce öğretim elemanlarının sosyal sorun ilginliği ölçülmüstür ve sosyal sorun ilginliği yüksek olanlar ve düsük olanlar olmak üzere iki gruba ayrılmıstır. Öğretim elemanlarına marka sorun uyumu düsük ve yüksek iki reklam gösterilmistir. Katılımcıların reklama yönelik tutumları, markaya yönelik tutumları ve satınalma niyetleri; SAYP reklamlarına yönelik tutumlarının arasındaki iliski ölçülmüstür. Sonuç olarak SAYP reklamlarının, katılımcıların markaya yönelik tutumlarını ve satınalma niyetlerini olumlu etkilediği ortaya konmustur.
İletişim fakülteleri öğretim üyelerinin ve öğrencilerinin sayısal vatandaşlık özyeterliklerine ilişkin algılarının değerlendirilmesi
Sayısal teknolojilerin, özellikle internet teknolojisinin, bilgi devrimi sonrasında toplumsal tabana oldukça hızlı bir biçimde yayılması ve çevrimiçi yaşantının bireylerin günlük yaşamının vazgeçilmez bir parçası haline gelmesi sonucu vatandaşlığın yeni bir formu olan sayısal vatandaşlık bireylerin öğrenmeleri ve geliştirmeleri gereken bir yeterlik olarak kendine yer bulmuştur. Özellikle 2000'li yıllarla birlikte bir bütün olarak iletişim ve eğitim sektörlerinin sayısal teknolojilerle iç içe geçmesi, beraberinde iletişim fakültelerinde sayısal teknolojilerin kullanımının yaygınlaştırılması, bu teknolojileri kullanabilecek ve öğretebilecek kişilerin istihdam edilmesi ve sayısal teknolojilere hakim "sayısal vatandaşların" yetiştirilmesi gerekliliğini getirmiştir. Bu bağlamda, bu araştırmanın genel amacı iletişim fakültelerinin birer üyesi olarak öğretim üyeleri ve öğrencilerin sayısal vatandaşlık özyeterlik algılarının belirlenmesidir. Araştırma, betimsel bir çalışmadır. Öncelikle sayısal vatandaşlık ile ilgili alanyazın taraması yapılmıştır. Daha sonra ölçümün yapılabilmesi için Likert tipi bir ölçek geliştirilmiştir. Geliştirilen ölçek üç bölümden oluşmuştur. İlk bölümde bireylere ilişkin genel bilgiler toplanmıştır. İkinci bölümde sayısal vatandaşlığın gerçekleşebilmesi için bir ön koşul olarak bireylerin teknoloji hakimiyetleri ölçülmüştür. Üçüncü bölümde ise Mike Ribble (2008) tarafından ortaya atılan sayısal vatandaşlığın dokuz bileşeni çerçevesinde hazırlanan ifadeler katılımcılara yöneltilmiştir. Daha sonra sorular SPSS aracılığıyla analiz edilmiştir. Ardından örneklem içerisinden gönüllü olan kişilerle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Nicel ve nitel verilerin yorumlanması ile de bazı çıkarımlarda bulunulmuştur. Katılımcıların genel olarak sayısal vatandaşlık özyeterlik algılarının yüksek olduğu görülmüştür. Bununla birlikte sayısal vatandaşlığın bileşenleri üzerinden cinsiyete, statüye, bölümlere, gelir gruplarına ve unvana göre belirlenen gruplar arasında karşılaştırmalar yapıldığında çeşitli farklılıklar çıkmıştır. Nicel veriler yarı yapılandırılmış görüşme sonucunda elde edilen verilerle karşılaştırıldığında bir fark olduğu gözlemlenmiştir. Bu fark kendisini şu şekilde göstermiştir: Likert ölçeği sonucunda hem öğretim üyelerinin hem de öğrencilerin kendilerini sayısal vatandaşlık konusunda yeterli gördükleri gözlemlenmiştir; ancak yarı yapılandırılmış görüşmelere katılan öğretim üyeleri kendilerini, öteki öğretim üyelerini ve öğrencileri bu konuda yetersiz gördüklerini belirtmişlerdir. Bununla birlikte öğrenciler de yarı yapılandırılmış görüşmeler esnasında öğretim üyelerinin sayısal vatandaşlık konusunda yetersiz olduklarına inandıklarını belirtmişlerdir. Ayrıca katılımcıların üyesi oldukları kurumun ve ayrıca hükümetin konu ile ilgili çalışmalarını yetersiz gördüğü, konuyla ilgili olarak çeşitli eleştirilerinin ve geleceğe ilişkin endişelerinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu da gerek belirtilen farkın sebebinin anlaşılması için fiili durumun ölçülmesini gerekse bireylerin yetersiz gördüğü noktaların ve endişelerinin giderilmesi için çeşitli çalışmaların yapılması gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sayısal Vatandaşlık, Sayısal Yerliler, Sayısal Göçmenler, Bilgi Toplumu, Likert Ölçeği.
Akademisyenler arasında ses bozukluğunun ve risk faktörlerinin belirlenmesi
Bu araştırmada, akademisyenlerde ses bozukluğun görülme sıklığının ve ses bozukluğuna sebep olan risk faktörlerinin betimlenmesi amaçlanmıştır. Akademisyenlerde ses bozukluğu ve risk faktörlerini betimlemek için araştırmada tarama yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan bağımsız değişkenler kişisel yaş, cinsiyet, çalışma hayatı ve ortamı, yaşam kalitesi ve alışkanlıkları; bağımlı değişken ise boğazda ağrı veya tahriş hissidir. Araştırmaya Anadolu Üniversitesi'nin yüksekokulları, fakülteleri, enstitüleri ve konservatuarında çalışmakta olan öğretim üye ve elemanlarından oluşan 56 kişi katılmıştır. Katılımcıların her birine kendilerini değerlendirdikleri elektronik anket uygulanmıştır. Çalışmada veriler katılımcıların elektronik ortamda doldurdukları anket ile toplanmıştır. Toplanan veriler Chi-square, Continuity Correction, Fisher's Chi-square testleri uygulanarak analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda çalışma hayatı değişkenlerinden sınıftaki maksimum öğrenci sayısı ile boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyeti arasında anlamlı bir ilişki bulunurken diğer bağımsız değişkenler ile boğazda ağrı veya tahriş hissi şikayeti arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bu bilgi ışığında sınıftaki öğrenci sayısı arttıkça akademisyenlerde ses bozukluğu riskinin arttığı düşünülmektedir.
İngilizce okutmanlarının öğretimsel yeterlik algıları ve bu yeterlikleri uygulamaya yansıtma durumları
Bu araştırma İngilizce okutmanlarının öğretimsel yeterlik algılarını ve bu yeterlikleri uygulamaya yansıtma durumlarını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yaklaşımlarından durum çalışmasına göre desenlenen araştırmanın katılımcıları 2014-2015 eğitim öğretim yılında Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) hazırlık sınıflarında derse giren İngilizce okutmanlarıdır. Araştırma verilerinin toplanmasında yarı yapılandırılmış görüşme, yarı yapılandırılmış gözlem, belge incelemesi ve araştırmacı günlüklerinden yararlanılmıştır. Verilerinin analizinde tümevarım analizi ve betimsel analiz teknikleri kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular okutmanların yeterlik algıları ile sınıf içi uygulamaları arasında bazı noktalarda farklılıklar olduğunu göstermektedir. Bu farklılıklar en çok dersin giriş ve sonuç etkinlikleri ile dersin öğretiminde hedef dilin kullanımı boyutlarındadır. Gelişme aşamasında ise çoğunlukla kitaba bağlı kalındığı için okutmanların yeterlikleri uygulama durumları yeterince yorumlanamamıştır. Okutmanların görüş ve uygulamalarında çoğunlukla paralel olan boyutlar ise iletişime dayalı ve rahat bir sınıf ortamı oluşturmak ve öğrencilerle iyi bir iletişim kurmaktır. Okutmanların genel anlamda kendilerini güçlü buldukları yönler okuma ve yazma becerilerinin öğretimi ve öğrencilerle iletişim, geliştirmeye ihtiyaç duydukları yönler dinleme ve konuşma becerilerinin öğretimi ile alandaki gelişmeleri takip etmedir. Anahtar Sözcükler: İngilizce Okutmanı, Öğretimsel Yeterlik, İngilizce Hazırlık Sınıfı.
Yükseköğretim kurumlarında öğretim elemanlarının sahip olduğu duygusal zekânın, örgütsel sessizlik ve duygusal emek davranışları ile etkileşimi üzerine bir çalışma: Anadolu Üniversitesi ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi örneği
Çalışanlar sahip olduğu ve organizasyonlara katkı sağlayabilecek bilgi, fikir ve düşünceleri paylaşmak yerine sessiz kalmayı tercih edebilmektedir. Sessizliğin yarattığı kayıplar ise artan bir biçimde açığa çıkmaktadır. Bu sebeple sessizlik sorunsalını çözebilecek farklı çözüm önerileri araştırmalara konu olmaktadır. Öte yandan çalışma yaşamında duygusal becerilerin ve sergilenen duyguların etkilerinin önemi de gün geçtikçe daha fazla anlaşılmaktadır. Bu çalışmanın amacı Anadolu Üniversitesi ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öğretim elemanlarının sergilediği duygusal zekâ, duygusal emek ve sessizlik davranışlarının etkileşimini incelemektir. Özellikle organizasyonlar için büyük bir problem olan sessizlik davranışını azaltabilecek faktörler araştırılmaktadır. Bu amaçla duygusal zekâ ve duygusal emek faktörlerinin sessizlik üzerinde azaltıcı bir etkiye sahip olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışma neticesinde bu değişkenler ve alt boyutları arasında farklı düzeylerde pozitif ve negatif ilişkilerin bulunduğu ortaya konulmuştur. Duygusal emek sessizliği azaltmamaktadır. Hatta duygusal emeğin alt boyutu olan yüzeysel duygusal emek, örgütsel sessizliğin alt boyutu olan kabullenici sessizliği arttırmaktadır. Duygusal zekâ sessizlik türlerinden bazılarını azaltıcı etkiye sahiptir. Duygusal zekâ, örgütsel sessizliğin alt boyutları olan kabullenici ve savunmacı sessizliği azaltmaktadır. Son olarak duygusal zekâ, örgütsel sessizliğin alt boyutu olan korumacı sessizliği arttırmaktadır.
Öğretim elemanlarının idare ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıklar ve açabilecekleri idari davalar
Yükseköğretim kurumlan, bilimsel özerkliğe sahip, kamu tüzel kişilikleridir. Bu tüzel kişiliklerin eğitim kadrosunu oluşturan akademik personel genelde idari hizmet sözleşmesi ile çalışmaktadır. Diğer kamu görevlilerinden farklı olarak hukuki statüleri özel kanunlar ile belirlenmiş olup, bunlar idare hukuku ilke ve kurallarına tabidirler. Akademik personelin yükseköğretim kurumu idareleri ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıklar esas olarak beş husus üzerinde gerçekleşmektedir. Bunlar; akademik personelin yükseltilmesi, atanması, görevlendirilmesi, çalışma esasları ve görevinin sona ermesi ile ilgili işlemlerdir. Yükseköğretim kurumu idareleri, tüm işlemlerini kamu yaran ve hizmetin gereklerine uygun yapması gerekir iken; incelediğimiz idari yargı kararlarında, akademik personel ile ilgili işlemlerde meydana gelen uyuşmazlıkların büyük bir çoğunluğunun kanunun yükseköğretim kurum idarelerine tanımış olduğu geniş takdir yetkisinden kaynaklandığı ortaya çıkmaktadır. Demokratik yönetimin en önemli şartlarından biri olan "yerinden yönetim" esasının gerçekleştirilmesi, yükseköğretim kurumu idarelerini etkileyen katı merkeziyetçi sistemin tümüyle terk edilmesi ve bu kurumların idari, mali ve bilimsel özerkliğinin sağlanması olmaz ise olmaz bir şart olarak kabul edilmektedir.
Yargı kararları ışığında yükseköğretimde öğretim elemanları disiplin ve ceza soruşturmaları
Hazırlanan tez, daha önce 2547 sayılı Kanun'un 53. maddesinde yer alan hüküm uyarınca Yönetmelik ile düzenlenmiş olan yükseköğretim öğretim elemanlarının disiplin işlemlerinin, söz konusu düzenlemenin Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa'nın 38, 128 ve 130. maddeleriyle bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal edilmesi sonucunda 2547 sayılı Kanun'un 53. maddesi ile tümüyle yeniden düzenlendiği dikkate alınarak, yükseköğretim kurumlarında görev yapan öğretim elemanlarının disiplin suçları nedeniyle yapılacak disiplin soruşturmaları ve yine aynı maddede yer bulan göreve ilişkin suçları nedeniyle yapılacak ceza soruşturmalarının usul ve niteliklerinin yargı kararları da göz önüne alınarak incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, üç bölüm halinde hazırlanan çalışmanın birinci bölümünde, disiplin kavramı ile disiplin suçu ve disiplin hukukuna ilişkin genel ilkeler incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nda yükseköğretim kurumlarında görev yapan öğretim elemanlarının hangi fiillerinin disiplin suçu olarak tanımlandığı ve bu fiiller karşılığında verilecek cezaların neler olduğu hususlarına kısaca değinildikten sonra, öğretim elemanlarının disipline aykırı fiilleri nedeniyle yapılacak soruşturmalarda izlenecek usul, soruşturmalarda dikkat edilmesi gereken ilkeler ve soruşturma sonucunda tesis edilecek işlemler yargı kararları ile birlikte incelenmiştir. Son bölüm olan üçüncü bölümde ise, yükseköğretim kurumlarında görevli öğretim elemanlarının görevleri nedeniyle ya da görevlerini yaptıkları esnada işledikleri ileri sürülen suçlarına yönelik olarak yapılacak ceza soruşturmalarında 2547 sayılı Kanun ile benimsenen soruşturma sistemi, bu soruşturmalarda yetkili olan makamlar, izlenecek usuller, soruşturmaları yürütenlerin yetkileri ve soruşturmalar sonucunda ilgililer hakkında verilecek kararlar ve bu kararlara itiraz yolları yine yargı kararları ile birlikte incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar sözcükler: Soruşturma, Yükseköğretim Kanunu, Öğretim Elemanları.
Türkçeyi yabancı dil olarak öğreten öğretim elemanlarının ölçme değerlendirme okuryazarlık düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışmada Türkçeyi yabancı dil olarak öğreten öğretim elemanlarının ölçme değerlendirme okuryazarlıklarının ne düzeyde olduğunu belirlemek ve okuryazarlık düzeylerini çeşitli değişkenler açısından incelemek amaçlanmaktadır. Araştırmada nicel araştırma deseni ve tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmaya Türkçeyi yabancı dil olarak öğreten 171 öğretim elemanı katılmıştır. Öğretim elemanlarının ölçme değerlendirme okuryazarlık düzeylerini belirlemek amacıyla 30 sorunun yer aldığı Ölçme Değerlendirme Okuryazarlığı Envanteri kullanılmıştır. Ayrıca çeşitli değişkenlere yönelik bilgilerin sorulduğu Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 26 programıyla analiz edilmiştir. Çalışmada elde edilen veriler normal dağılım göstermediği için parametrik olmayan testlerden (Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis H) yararlanılmıştır. Araştırma neticesinde Türkçeyi yabancı dil olarak öğreten öğretim elemanlarının ölçme değerlendirme okuryazarlık düzeylerinin düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ulaşılan sonuçlardan hareketle çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
Eğitim programları ve öğretim lisansüstü programının öğretim elemanlarının görüşlerine göre değerlendirilmesi
Bu araştırma, Eğitim programları ve öğretimi anabilim dalında yürütülen lisansüstü programın var olan durumunu öğretim elemanlarının görüşleri alınarak ortaya koymak ve eğitim bilimleri alanına, yapacağı katkı beklentisiyle planlanmıştır. Araştırma da 2012-2013 eğitim öğretim yılında Türkiyede Eğitim Programları ve Öğretim Anabilim dalı lisansüstü programının (Tezli Yüksek lisans programı ve doktora programı) mevcut durumuna yönelik öğretim elemanlarının görüşleri alınmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından uzman görüşü alınarak, iki bölümden oluşan tam yapılandırılmış görüşme formu geliştirilmiştir. Araştırma nitel araştırma desenlerinden fenomenolojik desende gerçekleştirilmiştir. Bu doğrultuda araştırmacı 2012-2013 yılları arasında Türkiyede Eğitim Programları ve Öğretim anabilim dalında yüksek lisans ve/veya doktora programlarının bulunduğu devlet üniversitelerinde çalışmakta olan öğretim elemanlarına ulaşmayı amaçlamıştır Araştırmanın evrenini Türkiye deki devlet üniversitelerinde bulunan Eğitim Programları ve Öğretim Anabilim dalındaki 261 öğretim elemanı oluşmaktadır. Bu amaçla öğretim elemanlarının üniversitelerin web sayfalarında yer alan iletişim bilgileriyle kendilerine ulaşmıştır. Gönüllük esas alınarak yürütülen çalışmaya 90 öğretim elemanı katılmış ve çalışma grubu olarak belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar EPÖnün amacının kamu ve özel sektörde çalışmak üzere bilimsel yeterliliklere, alana özgü donanıma ve eğitim sistemindeki sorunlara çözüm üretebilme becerisine sahip Program Uzmanı yetiştirmek, EPÖnün işlevinin ise lisansüstü düzeyde eğitim vermek, eğitim fakültesindeki diğer bölümlere öğretmenlik meslek bilgisi derslerini vermek kamu ve özel sektörle eğitim programlarının geliştirilmesi, uygulanması ve değerlendirilmesi işlerini yerine getirmek olduğu belirlenmiştir. EPÖ alanında, EPÖnün diğer çevrelerce algılanan profiline yönelik sorunların olduğu belirlenirken mezunların genellikle yeterli donanıma sahip olamadıkları bunun nedeni olarak da EPÖ alanına yönelik becerilere sahip olmadan lisansüstü eğitime başvurmaları neden olduğu belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen diğer bir sonuç ise EPÖ alanında yapılan tezlerin alan eğitiminde yapılan tezlerle çokça benzer yönlerinin olduğu ve bunun eğitim çalışmanın doğal bir sonucu olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca katılımcıların büyük bir kısmı EPÖ alanında verilen lisansüstü eğitimi yeterli görerek lisans eğitiminin açılmasını gerekli görmemekte ve EPÖ alanını gelecekteki durumunu parlak gördüklerini ifade etmişlerdir.
Clinical supervision: Effects and implications for teacher development and student archivement in preparaty English classes at Çukurova University
The purpose of the present study is to explore the effectiveness of clinical supervision in teacher development and student achievement at university level. The study attempts to find answers to the following basic questions: Will the clinical supervision process, in any way, affect the teachers' instruction in the classroom? If so, to what extent? Is the change in the instructional behaviors of teachers performance-based or competence- based? Will the amount of change in instruction of experienced teachers differ from that of the novice? Will the positive change in the teaching behaviors of the teachers in the experimental group be reflected on the success rate of the students? If so, how significant will be the success? The study adopts a descriptive and quasi-experimental approach, and the research design integrates longitudinal and cross-sectional samples. The data were obtained from the classroom observations of the samples and their students' achievement tests. These data were analyzed by using the distribution of means and standard deviations, and unpaired t-test (2 tail). The overall conclusion of the present study is that clinical supervision has been very effective in improving teachers' instruction in various ways: (a) teachers have become more analytical towards their own instructions in the classroom, (b) It has provided ground on which teachers can discuss the issues related to their instruction with a clinical supervisor and easily get outside assistance whenever they need, (c) Clinical supervision has created self-responsibility and self-confidence in teachers in terms of the preparation, implementation and evaluation of their lessons, and (d) it has also created awareness in teachers towards all the teaching activities taking place in the classroom, after which the teachers have learned to ask themselves the purpose of each activity they are to instruct, (e) It has helped the teachers revise their strategies in teaching four language skills and use educational equipment such as tape-recorder, video, and overhead projector (OHP) efficiently, and (f) also their classroom management strategies, and their roles as a teacher. The other notable finding is that the improvement in the instructions of teachers have been reflected positively on the success ratio of their students to a significant extent. 11
Akademisyenlerin infertiliteye ilişkin bilgi düzeyleri, tutumları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı, akademisyenlerin infertiliteye ilişkin bilgi düzeyleri, tutumları ve etkileyen faktörleri belirlemektir. Araştırma tanımlayıcı tipte olup, araştırmanın evrenini Batı Karadeniz bölgesinde bulunan devlet üniversitelerinde görev yapan akademisyenler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise 561 akademisyen oluşturmuştur. Çalışma Haziran 2021-Aralık 2021 tarihleri arasında yapılmıştır. Verilerin elde edilmesinde demografik özelliklere ait anket formu, akademisyenlerin infertiliteye ilişkin bilgilerini ölçmek için İnfertilite Bilgi Testi (İBT), infertiliteye ilişkin tutumları ölçmek için ise İnfertiliteye Yönelik Tutum Ölçeği (İYTÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde frekans analizi (sayı, yüzde, ortalama), bağımsız gruplar t-testi, ANOVA testi, Kruskal Wallis analizi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Çalışmada kullanılacak anket ve ölçeklerin anlaşılabilir ve uygulanabilir olduğunu test etmek amacıyla 41 akademisyen ile ön uygulama yapılmıştır. Ön uygulama sonucunda yeterli koşulların sağlandığı tespit edilmiştir. 561 akademisyen ile yapılan çalışmada İnfertilite Bilgi Testi'nin güvenirlik katsayısı Kuder-Richardson 20 (KR-20) 0,80, İnfertiliteye Yönelik Tutum Ölçeği'ne ait güvenirlik katsayısı Cronbach Alpha değeri (α) 0,825 bulunmuştur. Akademisyenlerin İBT'den aldıkları ortalama puan 23,63±3,697, akademisyenlerin İnfertiliteye Yönelik Tutum Ölçeğinden (İYTÖ) aldıkları ortalama puan ise 50,86±6,16'dır. Akademisyenlerin cinsiyet, ailede veya çevrede infertil birey varlığı, infertilite tedavisi görme durumu ile infertilite bilgi düzeyleri arasında anlamlı fark bulundu (p<0,05). Akademisyenlerin cinsiyet, çocuk sahibi olma ve akademik unvan ile İYTÖ puanları arasında anlamlı fark bulundu (p<0,05). İBT ve İYTÖ puanları arasında zayıf, pozitif yönde doğrusal bir ilişki olduğu saptandı (r=0.099, p=0.019). Araştırmanın sonucunda akademisyenlerin infertilite konusunda bilgi düzeylerinin yüksek, tutumlarının ise olumlu olduğu saptanmıştır. İnfertilite konusunda çalışmaların yaygınlaştırılması ile bilgi eksikliklerinin ve infertiliteye yönelik tutumların olumlu yönde artacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: İnfertilite, Akademisyen, Bilgi Düzeyi, İnfertiliteye Yönelik Tutum, Hemşirelik.
EFL teacher educators' attitudes towards call: Case of Turkish state universities
Use of technology, especially use of computers, in language education has been very popular recently. This study aimed at identifying teacher educators? attitudes towards use of CALL(Computer Assisted Language Learning) and revealing their barriers (if any) to the use of CALL or computer technologies in their teaching in state universities in Turkey. This study was carried out with 80 teacher educators from English Language Teaching departments of 13 Turkish state universities.Data for this study were collected through questionnaires which were used to find out the participants? attitudes and interviews which were used to identify the participants? barriers to the use of CALL. 6 participants for the interviews were chosen from Çukurova University according to their attitude points. The relationship between the gender and the attitudes towards computers was investigated as well as the relationship between age and attitudes towards the use of CALL.The data from the questionnaires were analyzed through SPSS (Statistical Package for Social Sciences). The interview data were analyzed through content analysis.The results indicated that teacher educators had such barriers as lack of hardware, lack of time, technical and administrative support and people?s opinions or ideas although they had strong positive attitudes towards the use of CALL in their instruction. A statistically significant difference between the gender and the teacher educators? attitudes towards the use of CALL could not be found. The relationship between teacher educators? ages and their attitudes towards CALL was not statistically different either.Keywords: CALL, Attitudes, EFL teacher education.
Hemşirelik eğitiminde etik
Sağlık bilimleri alanında gösterilen üç temel etkinlik, araştırma, uygulama ve eğitimdir. Bunlardan özellikle araştırma ve uygulama etkinliklerinin etik boyutu üzerinde çok durulmasına karşın, eğitimin etik boyutu daha az ilgi çeken bir konu görünümündedir.Eğitim, bireyin davranışlarında onun kendi yaşantıları üzerinden ve bilinçli-denetimli olarak istendik davranış değişikliği meydana getirme sürecidir. Etik, insan tutum ve davranışlarının iyi ya da kötü olma yönünden değerlendirilmesi; bilinçli eylemler bağlamında nelerin iyi olduğunun ve iyinin ne olduğunun sorgulanmasıdır.Tez çerçevesinde yürütülen araştırmanın amacı bir yandan hemşirelik eğitiminde öğretim elemanlarının hangi etik ilkelere öncelik verdiklerinin ve hangi etik sorunlarla ne sıklıkta karşılaştıklarının belirlenmesi; diğer yandan etik derslerinin içerik, süre, yöntem açısından değerlendirilmesi ve öğretim elemanlarının etik eğitimi alma durumlarının saptanmasıdır. Araştırma hemşirelik eğitimi veren on okulda görev yapan 134 öğretim elemanı üzerinde yürütülmüştür. Veriler katılımcı bilgileri, eğitim etiği ve etik eğitimi ile ilgili üç bölümde toplam 28 soru içeren anket formu ile toplanmıştır.Araştırmada katılımcıların görevlerini yerine getirirken etik ilkeleri göz önünde bulundurdukları buna rağmen tanıklık ve deneyim düzeyinde etik dışı öğretim elemanı davranışlarına rastladıkları; etik eğitiminin bu alanda uzman olmayan öğretim elemanları tarafından ve genellikle entegre sistemin bir parçası olarak verildiği, etik dersi içeriğinin okuldan okula değiştiği belirlenmiştir. Bu sonuçlar itibariyle, hemşirelik okullarında öğretim elemanlarına etikle ilgili bilinç ve duyarlılık düzeylerini arttırma olanağı sağlanması ve etik derslerinin standart hale getirilmesi uygun olacaktır.
Öğretim elemanlarının ölçme ve değerlendirme yeterlik algılarının belirlenmesi
Bu araştırmanın amacı öğretim elemanlarının ölçme ve değerlendirme yeterlik algılarının belirlenmesidir.Betimsel türde olan bu araştırmanın örneklemini 2011-2012 eğitim öğretim döneminde Adnan Menderes, Anadolu, Ankara, Sütçü İmam, Çukurova, Dicle, Ege, Gazi, İnönü, Mersin ve Mustafa Kemal Üniversitelerinin Eğitim Fakülteleri'nde görev yapan 337 öğretim elemanı oluşturmuştur. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından geliştirilen nicel veri toplama aracı ve bilgi formu ile elde edilmiştir. Geliştirilen ölçme aracı 5 faktörlü bir yapıya sahip olup, faktör yükleri .41 ile .85, Cronbach Alfa iç tutarlık katsayıları .66 ile .85 arasında değişmektedir. Geliştirilen aracın test- tekrar test korelasyonu ise .72'dir.Araştırma sonuçları; dersin içeriği, hedefleri, konu alanı gibi değişkenlerin ölçme yöntem ve tekniklerini belirleme aşamasında öncelikle dikkate alındığını ancak bununla birlikte; öğrenci sayısı, ölçme aracını hazırlama kolaylığı, ders yükü gibi değişkenlerin de azımsanmayacak düzeyde etkili olduğunu göstermektedir.Öğretim elemanlarının ölçme sürecinde ağırlıklı olarak yazılı sınavlar ve çoktan seçmeli testleri tercih ettikleri ve sonuç ve değer biçmeye yönelik değerlendirmenin ön plana çıktığı, öğrenciye geribildirim boyutunda sorunların yaşandığı, ölçme araçlarının geçerlik ve güvenirliğine ilişkin uygulamalara yer verilmediği, ölçüm sonuçlarına ilişkin istatistiki işlemlere başvurulmadığı gözlenmiştir.Öğretim elemanlarının ölçme aracına verdikleri cevap ortalamaları doğrultusunda, cinsiyet,öğrenim durumu, uzmanlık alanı değişkenlerinde anlamlı farklılaşmanın olduğu, kıdemin bu farklılaşmada etkili bir değişken olmadığı gözlenmiştir.Bu araştırmada yükseköğretimde ölçme ve değerlendirme konusunda öğretim elemanlarının eksikliklerinin olduğu belirlenmiş ve araştırma bulguları doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.
İlköğretim matematik eğitimi programlarında görev yapan öğretim elemanlarının öğrenim, öğretim ve araştırma tecrübeleri üzerine bir araştırma
Bu çalışmada, Türkiye' de ilköğretim matematik eğitimi programlarında görev yapan öğretim elemanlarının eğitim durumları, öğretim ve araştırma tecrübelerine ilişkin profillerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma 67 farklı üniversitede görevli 331 öğretim elemanı üzerinde gerçekleştirilmiştir. Öğretim elemanlarına ilişkin bilgiler elde edilirken öncelikle üniversitelerin eğitim fakültelerinin web sayfaları taranmıştır. İlköğretim matematik eğitimi alanında görev yaptığı belirlenen tüm öğretim elemanlarıyla elektronik posta aracılığıyla iletişime geçilerek güncel özgeçmişleri elde edilmeye çalışılmıştır. Toplanan özgeçmişler içerik analizine tabi tutulmuştur. Yapılan incelemeler temel olarak öğretim elemanlarının aldıkları eğitimler, yaptıkları öğretim ve araştırma tecrübeleri üzerine odaklanmıştır. Yapılan analizler sonucunda öğretim elemanlarının neredeyse yarısının (% 46) fen edebiyat fakültelerinin matematik bölümünden mezun oldukları; öğretim üyelerinin neredeyse yarısının (%46) üniversite dışında herhangi bir eğitim kurumunda öğretmenlik deneyimine sahip olmadıklarını ve öğretim üyelerinin yarısından fazlasının (%61,7) doktora tezi yönetmemiş oldukları dikkat çekmiştir. Ayrıca elde edilen bulgular öğretim elemanlarının araştırma projelerindeki aktif rollerinin de sınırlı düzeyde kaldığını göstermektedir. Çalışmanın ülkemizde ortaokul matematik öğretmenlerini yetiştiren öğretim elemanlarının profillerinin belirlenmesi noktasında önemli katkılar sunacağı düşünülmektedir.
Öğretim elemanlarının mükemmeliyetçilik ile tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin farklı değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırma, öğretim elemanlarının mükemmeliyetçilik boyutları ile tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkiyi farklı değişkenler açısından incelemek ve öğretim elemanlarının mükemmeliyetçilik ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkileri belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Amaç doğrultusunda kişisel bilgi formu, Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği; 2012–2013 Eğitim-Öğretim yılında Türkiye genelinde belirlenen devlet ve vakıf üniversitelerinde görev yapmakta olan 419 öğretim elemanına uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde İlişkisiz Örneklemler t-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Pearson Momentler Çarpımı Korelâsyon katsayısı (r) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; öğretim elemanlarının demografik özelliklerine göre mükemmeliyetçilik boyutlarının ve tükenmişlik düzeylerinin anlamlı farklılıklar gösterdiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca mükemmeliyetçilik ölçeğinde bulunan hatalara aşırı ilgi, davranışlardan şüphe, aile beklentileri, ailesel eleştiri ve kişisel standartlar alt ölçeklerinin, toplam tükenmişlik ve tükenmişliğin alt boyutları ile pozitif ilişki gösterdiği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Mükemmeliyetçilik, Tükenmişlik, Öğretim Elemanları
Öğretim elemanlarının öğrenme ve öğretme ortamlarında bilişsel farkındalık stratejilerini kullanma düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bu tez çalışması; Gaziantep Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu öğretim elemanlarının öğrenme ve öğretme ortamlarında bilişsel farkındalık stratejilerini kullanma düzeylerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Betimsel özellikte olan bu çalışmada tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak; öğretim elemanlarının kişisel bilgileri ve öğrenme-öğretme ortamlarında bilişsel farkındalık stratejilerini kullanma düzeyleriyle ilgili maddelerden oluşan ve geçerlikgüvenirlik çalışmaları yapılan bir ölçek kullanılmıştır. Ölçek, Yabancı Diller Yüksekokulun'da görev yapmakta olan 77 öğretim elemanına uygulanmış ve elde edilen veriler SPSS Standard Statistics 22.0 for Mac paket programı ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, öğretim elemanlarının bilişsel farkındalık stratejilerinin alt boyutlarını genel olarak kullandıkları fakat ders vermekte oldukları birime ve ders verdikleri sınıflardaki öğrenci sayısına göre bilişsel farkındalık stratejilerinin bazı alt boyutlarını kullanma düzeylerinde farklılık olduğu ortaya çıkmıştır. Birinci sınıflarda ders vermekte olan öğretim elemanlarının bazı stratejileri hazırlık sınıflarında ders vermekte olan öğretim elemanlarına göre daha az oranda kullandıkları sonucuna ulaşılmış, mesleki kıdem, cinsiyet ve mezun olunan bölüm değişkenlerine göre ise öğretim elemanları arasında bilişsel farkındalık stratejilerini kullanma düzeylerinde farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'de matematik eğitimi alanında görev yapmakta olan öğretim elemanlarının akademik çalışmaları açısından incelenmesi
Bu tez çalışmasında, Türkiye'de matematik eğitimi alanında görev yapmakta olan öğretim elemanlarının akademik profillerini ortaya koymak amaçlanmıştır. Ayrıca matematik eğitimi alanındaki yüksek lisans ve doktora programlarının bölgesel dağılımlarından da bahsedilmiştir. Tarama modelinin kullanıldığı bu çalışma betimsel bir çalışmadır. Bu çalışma kapsamında 2014 yılında matematik eğitimi alanında görev yapmakta olan 443 öğretim elemanı tespit edilmiştir. Bunlar arasından 411 öğretim elemanının elektronik posta adresine ulaşılarak iletişime geçilmiştir. İletişime geçilen öğretim elemanlarına çalışmanın amacı kısaca anlatılmış ve öğretim elemanlarından akademik özgeçmişleri talep edilmiştir. Bu yöntemle toplanan verilerin analizi sonucunda, matematik eğitimi alanında görev yapan öğretim elemanlarından en fazla sayının yardımcı doçent doktor (%39,73) ve araştırma görevlileri (%33,41) kadrolarına ait olduğu görülmüştür. Profesör doktor unvanına sahip öğretim elemanları arasından doktorasını matematik eğitimi alanında yapanların sayısının çok az (%15,78) olduğu tespit edilmiştir. Yayınlar açısından incelendiğinde; ulusal dergilerde yayınlanan makalelerin %88,02'sinin matematik eğitimi konularına ait araştırmalardan oluştuğu, pür matematik konularını araştıran öğretim elemanlarının ise daha çok (%89,30) uluslararası dergilerde faaliyet gösterdiği belirlenmiştir. Konferanslarda sunulan ya da özet kitabında yer alan bildirilere ait veriler analiz edildiğinde ise ulusal konferanslarda profesör doktor kadrosunda bulunan öğretim elemanlarının kişi başına düşen bildiri sayısının diğer unvanlara göre daha fazla (13,14 bildiri) olduğu görülmektedir. Uluslararası konferanslarda ise bu oranın en yüksek (12,31 bildiri) olduğu grubun doçent doktor unvanına sahip öğretim elemanlarına ait olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: matematik eğitimi, öğretim elemanları, akademik profil