Health institutions
326 theses under this subject heading
Sağlık kurumlarında insan kaynakları uygulamaları üzerine bir araştırma: Gaziantep ili örneği
Bu inceleme de insan kaynakları uygulamalarının , sağlık kurumdaki etkisinin olup olmadığı araştırılmıştır. 1055 sağlık personeline uygulanan anket sonucuna göre analizler yapılmış olup literatür araştırması ile birleştirilip yorumlanmıştır. İnsan kaynaklarında ki uygulamalarının sağlık seköründeki örnekleri ve önemi konu alınmıştır. Bu yüksek lisans tezinin birinci ve ikinci bölümlerinde literatür çalışması yapılmıştır. Birinci bölümde sağlık ile ilgili kavramlar açıklanmıştır. Bu kavramlar sağlık,sağlık kurumu, sağlık hizmeti, sağlık hizmetinin özellikleri genel bir anlatımla açıklanmıştır. İkinci bölümde personel kavramı, personel yönetimi, personel yönetimiin tarihçesi detaylı bir şekilde incelenmiş ve açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise insan kaynakları, insan kaynakları yönetimi kavramlarının ve uygulamalarının sağlık sektöründenki önemi, amacı vs arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu bölüm de araştırmanın amacı, yöntemi, kısıtları, araştırma modeli ve hipotezlerine yer verilmiştir. Son olarak da araştırmanın sonuç ve önerilerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: İnsan Kaynakları, İnsan Kaynakları Yönetimi, Sağlık Hizmetleri, Sağlık Çalışanları
Turgut Özal Tıp Merkezi çalışanlarında hasta bina sendromu görülme sıklığı ve etkileyen faktörler
Amaç: Bu çalışma, Turgut Özal Tıp Merkezi binasında çalışanlarda HBS semptomlarının, görülme sıklığının ve ilgili olabilecek bazı faktörlerin belirlenmesi amacı ile yapılmıştır.Materyal-Metod: TÖTM'nin tüm birimlerinde çalışan 2500 kişiden gönüllü olarak 951 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Kişilerin sosyodemografik verilerini ve HBS ile ilgili semptomları ve bazı özellikleri saptamaya yönelik anket uygulandı ve katılımcıların saturasyon ölçümü yapıldı. İkinci aşamada iç hava kalitesini değerlendirmeye yönelik ısı, CO, CO2 ve bağıl nem düzeyleri değerlendirildi.Bulgular: Katılımcıların %62.1'inde HBS tespit edilmiştir. Stres değerlendirmesi ile HBS ilişkisi, sürekli bir ilaç kullanma ve çalışılan ortamın sıklıkla çok sıcak olarak değerlendirilmesi ile HBS bulunma durumu ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Çalışmaya alınanların HBS olup olmadıkları, lojistik regresyon analizi kullanılarak değerlendirildiğinde; kronik hastalık varlığı, ortamın sıklıkla çok sıcak veya ara sıra çok aydınlık olarak değerlendirilmesi, semptomlar nedeniyle doktora başvurup tanı almalarının etkileyici faktörler olduğu tespit edildi. Yapılan 36 ölçüm sonucunda CO2 çalışma ortamlarının % 69.4' ünde sınır değerin üzerinde çıkmıştır. Çalışma ortamlarının hiçbirinde CO miktarı sınır değer olan 9 ppm'in üzerinde çıkmamıştır. Yalnızca Klima Dairesi ve Mutfak Deposu 20 Cº'nin altında çalışma ortamları olup, çalışma ortamlarının % 72.2'sinde ortam sıcaklığı 24 Cº'nin üzerinde bulunmuştur. Çalışma ortamlarının %77.8'inde rölatif nem seviyesi sınır değer olan %30'un altındadır. Bu çalışmada, HBS semptomlarından en sık görülenler sırası ile yorgunluk ve bitkinlik (%67.1), başağrısı (%59.5), boğaz kuruluğu (%53.6), gözlerde yanma ve batmadır (%52.4).Sonuç: Günümüzün büyük kısmını geçirdiğimiz binaların sağlık etkilerini bilmek ve önlemlerimizi buna göre almak çalışanların iş performanslarını arttıracak, iş kalitesini iyileştirecek, nedeni belirlenemeyen sağlık sorunlarının ortaya konulmasını sağlayarak gereksiz iş kayıplarını ve sağlık harcamalarını önlemede etkili olacaktır.Anahtar Kelimeler: Hasta Bina Sendromu, İç ortam hava kalitesi, TÖTM, Hastane, ısı, nem, CO2.
İş yaşam dengesinin işten ayrılma niyetine etkisinde iş tatmininin aracılık rolünün belirlenmesine yönelik bir araştırma
İş hayatı ve onun getirileri, günümüze kadar farklı gereksinimleri getirse de temelde insan duygusal bir varlık olduğu için iş dışı yaşamına etkileri hemen hemen aynıdır. Çalışanlar için işin özellikleri ne kadar önemliyse, iş dışındaki zamanlarını dengeleyebilmeleri de önemlidir. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarla bireyin bu dengeyi sağlayamamasının işten ayrılma fikrini etkilediği doğrulanmıştır. İş ve yaşam dengesinin işi bırakma niyetindeki etkisinde, iş tatminin aracı rolünü belirlemek araştırmanın ana amacı olmuştur. Kayseri'de özel sağlık kurumlarında çalışmakta olan bireylerden cevaplanması istenen anket soruları ile veriler oluşturulmuştur. Literatür incelenmiş olup,daha önce yapılan çalışmalar da aktarılmıştır. Toplanan verilerle katılımcıların demografik bilgileri yer almakta olup, frekans, güvenilirlik, keşifsel faktör, doğrulayıcı faktör, korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Bu analizlerin sonucunda iş tatmininin iş-yaşam dengesinin işten ayrılma niyeti üzerine etkisinde aracılık rolü oynadığı kabul edilmiştir.
Çorum ilinde, 3. basamak sağlık kuruluşuna başvuran gebelerde, siberkondri ve gebelik ilişkisisnin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Çevrim içi bilgi arama davranışı cinsiyetler arası farklılık gösterebilmekle beraber, literatür incelendiğinde bu davranışın kadınlarda ve özellikle gebelerde daha fazla olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın amacı; üçüncü basamak bir hastaneye başvuran gebelerde siberkondri düzeyini belirlemek ve siberkondri düzeyini etkileyen sosyodemografik faktörleri saptayarak daha dikkatli yaklaşılması gereken gebeleri tespit edip, bu gebelerin kaygı yönetimini sağlamak böylece olası yanlış uygulamalar ve komplikasyonların önüne geçebilmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 01.04.2023-30.06.2023 tarihleri arasında, Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Aile Hekimliği ve Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniklerine başvuran, dahil edilme kriterlerini karşılayan 73 gebeyle gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler yüz yüze yapılmıştır. Katılımcılara araştırmacı ve yönetici tarafından hazırlanan, literatür araştırması ile oluşturulmuş Sosyodemografik Veri Formu ve Siberkondri Ciddiyet Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Çalışma sonucunda; siberkondri toplam puanı ile eğitim (r=0,398; p<0,01), kronik hastalık (r=0,246; p<0,01), gebelik haftası (r=-0,232; p<0,01) ve bilgi kaynağı (r=0,276; p<0,01) arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi. Zorlantı puanının gebelikte riskli durum gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Kaygı puanının bilgi kaynağı gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Sağlık uzmanlarına güvensizlik puanının eğitim ve gebelik haftası gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Aşırılık puanının eğitim ve kronik hastalık sahibi olma gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). İçini rahatlatma puanının yaş gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Sonuç: Gebelerde eğitim seviyesi arttıkça siberkondri seviyesi artmaktadır. Kronik hastalık varlığı da siberkondri seviyesini arttırmaktadır. Gebelik haftası arttıkça siberkondri seviyesi düşmektedir. Ayrıca sağlık sorunu yaşandığında başvurulan bilgi kaynağı çeşidi siberkondri seviyesini etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Siberkondri, Gebelik, Sağlık Kaygısı
Milli Mücadelede ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Denizli sağlık hizmetleri (1919-1938)
Tarihi süreç içerisinde pek çok uygarlığa ev sahipliği yapan Denizli, Osmanlı Devleti teşkilat yapısı içerisinde Aydın Vilayeti'ne bağlı bir sancak durumunda varlığını sürdürürken, Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte il statüsünü kazanmıştır. Yaşanan bu sürecin çeşitli yönleri ve kent tarihine olan etkisi yerel ve ulusal araştırmacılar tarafından birçok kez irdelenmiştir. Pek çok değerli tarihçi tarafından Denizli'nin sosyal, ekonomik, dini, askeri ve kültürel tarihi hakkında belirli dönemleri de içine alan birçok çalışma yapılmasına karşın, "Denizli Sağlık Tarihi/Hizmetleri" özelinde monografik bir çalışma bu güne kadar yapılmamıştır. Bu eksikliği bir ölçüde gidermek amacıyla, "Millî Mücadelede ve Cumhuriyetin İlk Yıllarında Denizli Sağlık Hizmetleri (1919-1938)" konusu tez çalışması olarak seçilmiştir. 1919-1938 dönemini kapsayan çalışmamızda; Denizli'de gerçekleştirilen sağlık hizmetleri, yaşanan bulaşıcı ve salgın vakaları, görev yapan tabip ve diğer sağlık personelleri, hastalıklarla mücadele yöntemleri, Denizli ve kazalarında hizmet veren sağlık kurum ve kuruluşları, Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin bölgedeki faaliyetleri ile sağlık hizmetlerine doğrudan ya da dolaylı yönden etki eden faktörler arşiv belgelerinden de yararlanılarak incelenmiştir. Giriş ile birlikte dört bölüm olan çalışmamızda konunun tarihsel gelişimi, Cumhuriyet yönetiminin Osmanlı'dan devraldığı sağlık kuruluşları ile bulaşıcı hastalıklar ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Denizli, Sağlık Hizmetleri, Denizli Memleket Hastanesi, Salgın Hastalıklar, Cumhuriyet Dönemi.
Psikolojik sermayenin tükenmişlik sendromu üzerinde etkisi: Sağlık çalışanları üzerinde bir araştırma
Bu çalışmada, psikolojik sermaye yaklaşımı ile tükenmişlik sendromu hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın temel amacı sağlık çalışanlarının psikolojik sermaye düzeylerinin tükenmişlik sendromu üzerine olan etkisini saptayabilmektir. Çalışma Bursa ili Gemlik ilçesinde bulunan özel ve kamusal alanda faaliyet gösteren sağlık kurumlarında çalışan 228 sağlık çalışanı üzerine gerçekleştirilmiştir. Araştırma için kişisel bilgi formu, Luthans Psikolojik Sermaye Ölçeği ve Maslach Tükenmişlik Ölçeğinden oluşturulmuş 55 sorudan meydana gelen bir anket uygulaması yapılmıştır. SPSS 22 programı yardımı ile frekans ve güvenirlilik analizleri ile psikolojik sermayenin tükenmişlik sendromuna etkisi için regresyon analizi ve psikolojik sermaye ile tükenmişlik sendromu arasındaki ilişkinin belirlenebilmesi için korelasyon analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, sağlık çalışanlarının psikolojik sermaye düzeylerinin tükenmişlik sendromunu anlamlı ve negatif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmaktadır. Bu sonuca göre, çalışanların psikolojik sermaye düzeyleri arttıkça tükenmişlik düzeylerinde azalışlar beklenmektedir.
İçsel pazarlama yaklaşımının örgütsel bağlılık üzerine etkisinin değerlendirilmesi: Sağlık işletmelerine yönelik bir uygulama
Günümüzde sağlık işletmelerinde sağlık hizmet sunumlarının daha etkin ve verimli yürümesi, kalitenin artırılması, maliyetlerin düşürülmesi ve çalışan örgütsel bağlılığının sağlanması etkin içsel pazarlama çalışmasına bağlı bulunmaktadır. Etkili içsel pazarlama sağlık sektöründe yaşanan çok hızlı bilişim ve teknolojik gelişmeler, hastaların taleplerinde görülen farklılıklar, kaynakların ayrımında kullanılan vb. tür gelişmeler, sağlık çalışanlarının daha zor ve karmaşık görevleri ile karşı karşıya kalmaları sonucu geliştirilen bir yaklaşım biçimidir. Bu tez çalışmasında; sağlık sektöründe görev yapan sağlık çalışanlarının içsel pazarlama yaklaşımının örgütsel bağlılık üzerindeki etkisi konusunda görüş düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma'nın evrenini Balıkesir İlinde T.C. Sağlık Bakanlığı'na bağlı olarak faaliyette bulunan Balıkesir Devlet Hastanesi ve Özel Sevgi Hastanesi'nde çalışan 450 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini 262 sağlık oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak anket formu kullanılmıştır. Ankette çıkan sonuçların analizi için SPSS programlarından yararlanılmıştır. Veri analizinde frekans, yüzde değerler, t testi ve anova istatistiksel yöntemleri kullanılmıştır. Çalışma sonucunda, sağlık çalışanlarının kadın (%82,1), 35-45 yaş arası (%34,7), evli (%68,3), Önlisans (%45,0), toplam mesleki deneyimi 1-4 yıl (%28,4), diğer servislerde çalışan (18,7) ve hemşire (%71,8) oldukları tespit edilmiştir. Yine çalışmada sağlık çalışanlarının örgütsel bağlılık algı düzeylerinin eğitim durumu, içsel pazarlama algı düzeylerinin deneyim süresi, içsel pazarlama ve örgütsel bağlılık algı düzeylerinin çalıştıkları birim gruplarına göre anlamlı farklılık gösterdiği, içsel pazarlama ile örgütsel Bağlılık arasındaki ilişkinin anlamlı olmasından hareketle içsel pazarlamanın örgütsel bağlılığa anlamlı bir katkı yaptığı söylenebilir.
Tükenmişlik sendromunun örgütsel bağlılığa etkileri: Bir sağlık kuruluşunda uygulama
Örgütsel amaca ulaşmada en büyük fayda sağlayan insan faktörünün, örgüt içerisinde karşılaştığı stres faktörleri ile baş edebilme yeteneği büyük önem taşımaktadır. Tükenmişlik sendromu, bu stres faktörleri sonucu ortaya çıkan, yavaş ve sinsice ilerleyen, çalışanın verimliliğini ve örgüte olan bağlılığını azaltan bir süreçtir. Yavaş ve sinsice ilerleyen bu süreçte çalışan ve örgütler, tükenmişlik sendromu ile baş etme yollarını bulmak zorundadır. Tükenmişlik sendromunun ortaya çıkış nedenlerini, belirtilerini ve baş etmeye yollarını bilmek ve bunları uygulayabilmek örgütler için önemli bir durumdur. Tükenmişlik sendromunun önlenmesi ile beraber örgütsel bağlılık düzeyi de artacak ve örgütün amaca ulaşması daha kolay olacaktır.Bu kapsamda tükenmişlik sendromunun örgütsel bağlılık üzerindeki etkilerinin belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Eskişehir İli'ndeki bir kamu hastanesinde çalışan personelin tükenmişlik sendromu düzeyinin belirlenerek, örgütsel bağlılığa etkilerini demografik özelliklere göre belirlenmesi araştırmamızın amacını oluşturmaktadır. Bu araştırma sonucunda az düzeyde de olsa tükenmişlik duygunun örgütsel bağlılığı olumsuz etkilediği ortaya çıkmıştır.Anahtar Kelimeler: Tükenmişlik, Tükenmişlik Sendromu, Örgüt, Örgütsel Bağlılık
Sağlık kurumlarında faaliyet haritaları temelinde faaliyete dayalı maliyet yönetimi ve bir uygulama
Geleneksel yönetim ve maliyet muhasebesinin ürettiği bilgilerin yetersizliği yüzünden 1980'lerde sonuç yerine süreç odaklı bir bakış açısıyla Faaliyete Dayalı Maliyetleme yöntemi geliştirilmiştir. Bunun sadece basit bir maliyetleme aracı olmadığının fark edilmesiyle, faaliyete dayalı diğer yöntemler tanımlanarak yönetsel amaçlarla önce üretim sonra da hizmet sektöründe kullanılmaya başlanmışlardır.Emek yoğun özelliği sürmekle birlikte, sağlık sektörü gittikçe daha fazla teknoloji yoğun bir yapıya bürünmektedir. Bu da sağlık hizmet maliyetleri ve sağlık yatırımlarıyla harcamalarını artırmakta, maliyetleri daha da karmaşıklaştırmaktadır. Gelişmeler paralelinde, kamu kesimi sağlık yatırım ve harcama tutarları yükselirken özel sağlık işletmelerinin sayısıysa artmakta; sektördeki rekabet şiddetlenmektedir. Bu bağlamda, sağlık hizmetlerine ait daha gerçekçi maliyet bilgilerine sahip olmanın hayati önem taşıdığı ve bunların faaliyete dayalı yöntemlerle sağlanabileceği iddia edilebilir. Faaliyete dayalı yöntemlerin başarısının ise faaliyet haritaları ve faaliyet analizlerinin başarılı bir biçimde gerçekleştirilmesine bağlı olduğu düşünülmektedir.Bu çalışmada faaliyet haritaları temelinde tasarlanmış Faaliyete Dayalı Maliyet Yönetiminin sağlık işletmelerinde uygulanabilirliği kapsamlı bir vaka analiziyle incelenmiştir. İlk iki bölümde literatürde tanımlı faaliyete dayalı yöntemlerin kavramsal çerçevesi, sağlık kurumlarında görünümleri ve tasarım ve uygulama süreçleri açıklanmıştır. Üçüncü bölümde sağlık işletmelerinde faaliyete dayalı yöntemlerin tasarım ve uygulama süreçleri faaliyet haritalarının çıkarılması temelinde ele alınmış ve son bölümde Bilecik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi'nde bir uygulama gerçekleştirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Faaliyet Haritası, Faaliyet Analizi, Faaliyet Maliyeti Analizi, Faaliyete Dayalı Maliyetleme, Faaliyete Dayalı Maliyet Yönetimi, Faaliyete Dayalı Yönetim, Faaliyete Dayalı Bütçeleme, Maliyet Sürücüsü, Faaliyet Sürücüsü
Örgütsel verimliliğin sağlanmasında bilgi yönetimi uygulamalarının etkisi (İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü'nde bir uygulama)
Bilgi yönetimi son yıllarda sıkça kullanılan bir terimdir. İnsanoğlu varoluşundan bugüne sürekli olarak bilgiye ihtiyaç duymuştur. Çünkü bilgi, sahip olunması ve kontrol edilmesi gerekli bir güçtür. Bu yüzden, günümüz dünyasında bu kavramın yönetilmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Sürekli değişen ve gelişen dünya ölçeği, bütün işletmelerin bilginin yönetilmesi noktasında hassasiyet göstermesini gerekli kılmaktadır. Teknoloji, kurum kültürü ve entelektüel sermaye gibi alt yapı unsurlarıyla birlikte; bilginin üretilmesi ve geliştirilmesi, tasnif edilmesi ve saklanması, paylaşılıp transfer edilmesi ve kullanılması süreçlerinden oluşan bilgi yönetimi uygulamaları işletmeler açısından son derece önemlidir. Bu çalışmada, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü çalışanlarının bilgi yönetimi uygulamalarına bakış açısı ile bilgi yönetimi uygulamalarının kurumsal verimliliğe olan etkisi araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bilgi Türleri, Bilgi Yönetimi, Örgütsel Verimlilik, Bilgi Yönetimi Uygulamaları.
Toplam verimlilik modeli AIPR sisteminin hastanelerde uygulanabilirliği: Kütahya Devlet Hastanesi ve Kütahya SSK Hastanesi uygulaması
ÖZET Sağlık insan hayatındaki en önemli olgulardan biri, hatta ilkidir. Bireylerin ve devletlerin sınırlı imkanlarından sağlığa ayırdıkları payın önemli bölümü hastanelere gitmektedir. Hastanelerin verimliliğinin sosyal nedenlerle bir sorun olarak görülmesi nedeniyle, hastanelerdeki verimlilik çalışmaları yeni yeni başlamaktadır. Ancak, bireylerin ve devletlerin çeşitli zorluklara katlanarak sağlığa aktardığı kaynakların, en verimli şekilde sağlık hizmetine dönüştürülmesi, sosyal boyutun asıl gerçeği olmalıdır. Bu perspektifte verimlilik; üretimde kullanılan kaynaklarla, üretilen mal ve hizmetler arasındaki ilişki olarak açıklanabilir. Bir işletmenin verimli olabilmesi için, öncelikle verimliliğini ölçmesi gerekir. Çünkü; ölçülmemiş bir verimlilik düzeyinin artırıldığının kontrolü yapılamayacaktır. İşletmelerde verimlilik ölçümü için, literatürde bir çok modele rastlanmaktadır. Ekonomik gelişmeler karşısında bazıları yetersiz kalmış, bazıları yeniden tasarlanmış yada yeni modeller ortaya konulmuştur. Ancak literatürde tüm işletmeleri kapsayan, tek bir verimlilik ölçüm modeli yoktur. Bu nedenle, verimlilik ölçümünde kullanılacak olan modelin işletmenin yapısına ve amaçlarına uygun olarak seçimi ve işletilmesi önem kazanmaktadır. Bir toplam verimlilik ve ekonomik fayda modeli olan AIPR Sisteminde, işletmelerin verimlilikleri belirlenen bir baz yıla göre dinamik olarak izlenebilmektedir. AIPR Sisteminde tüm girdi ve çıktıların hesaplamalara katılması,fiyat artışlarının elimine edilmesi, verimliliğin yatımda karlılık ve rentabilitenin hesaplanması modelin etkinliğini artırmaktadır. Ayrıca; verimliliğin ölçek etkisi ve teknik ilerleme etkisinden oluştuğunu, işletmelerin sürdürülebilir (dinamik) verimlilik için teknik ilerlemeden kaynaklanan verimlilik artışlarına odaklanması gerektiğini göstermektedir. Böylece yöneticilerin stratejik ve rasyonel karar almalarını kolaylaştırmakta, planlama çalışmalarına ışık tutabilmektedir. Bu nedenle bir toplam verimlilik modeli olan AIPR Sistemi, çalışmamızda temel alınmıştır.
COVİD-19 pandemisinin üçüncü basamak sağlık kuruluşu üzerine olan etkileri
AMAÇ: Pandemiler, vakaların sayısını ve ciddiyetini tahmin etmedeki zorluk, acil aşıların bulunmaması ve talebi karşılamak için yetersiz ilaç ve medikal cihazlar nedeniyle sağlık sistemlerini ciddi şekilde tehdit edebilmektedir. Pandemilerde bazı bölümlere hasta başvurularında azalma görülür iken bazı bölümlere başvurular anormal artış gösterebilmektedir. Araştırmamızda; çeşitli bölümlere başvuru ve yatışlar incelenmiş, ayrıca bu durumun hastanenin mali durumuna etkileri incelenmiştir. MATERYAL VE METOD: Araştırma; retrospektif olarak yürütülmüştür. Pandemi öncesi ve pandemi dönemi kıyaslanarak (1 Mart 2019 – 1 Ocak 2020 ile 1 Mart 2020 – 1 Ocak 2021), Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne başvuran hastaların bölümler arası dağılımları ve hastanenin mali tablosu incelenmiştir. Araştırmaya 35 bölüm dahil edilmiş olup, bunların 10 aylık periyodlar halindeki dağılımları değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde MedCalc version 18.11.3 programı kullanılmıştır BULGULAR: Çalışmamız 35 bölüm ve 5 kategori üzerine olmuştur. Poliklinik başvurularında; 2019 yılına göre 2020 yılında %31,76 oranında azalma olmuştur. Servis yatışlarında ise %21,6 oranında azalma tespit edilmiştir. Yoğun bakımlarda önceki yıla göre toplamda %5,74 oranında azalma görülmüştür. Ameliyat sayılarının %22,86 oranında azaldığı tespit edilmiştir. Bölüm bazlı değerlendirmede polikliniklerin tamamında düşüş gözlenirken, servis yatışlarında Enfeksiyon hastalıklarında belirgin bir şekilde artış gözlenmiştir. Hastanenin mali tablosu değerlendirildiğinde, hastane gelirleri arttığı halde hastane giderleri daha fazla olduğundan mali yönden kayıp yaşandığı gözlenmiştir. SONUÇ: COVID-19 pandemisi, hasta başvurularının bölümler arası farklılaşmasına yol açarak hastanelerin normal işleyişini değiştirir iken, COVID-19 hastaları ile birebir ilgilenen bölümlerde yoğunlaşmaya yol açmıştır. ANAHTAR KELİMELER: COVID-19 pandemisi, Poliklinik, Servis, Yoğun bakım, Ameliyat, Mali tablo
Liderlik özellikleri ile kullanılan güç kaynakları arasındaki ilişkinin incelenmesi: Bir sağlık kurumu örneği
Güç önemli bir liderlik vasfı olarak kabul edilmektedir. Liderlik ise kısa bir tanımla; kişinin, başkalarını etkisi altına alıp kendi istediği davranışa yönlendirme sürecidir. Yönlendirmenin gerçekleştirilmesi esnasında lider bazı güç kaynaklarından faydalanmaktadır. Liderlik tarzları ve liderin kullanmış olduğu güç kaynakları her lidere göre değişiklik arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı; bir sağlık kurumunda çalışan klinik yönetici hemşirelerin sergilemiş oldukları liderlik özellikleri ve güç kaynakları arasındaki ilişkiyi, kurumdaki diğer sağlık çalışanları tarafından değerlendirilmesi ile ölçmektir. Bu amaçla Çok Yönlü Liderlik Yönelimleri Ölçeği (ÇYLYÖ) ve Yönetici Hemşirelerde Algılanan Güç Ölçeği (YHAGÖ) kullanılarak oluşturulan veri toplama formları vasıtasıyla 250 çalışandan veri toplanmıştır. Toplanan verinin değerlendirilmesinde SPSS (ver:23.0) programı kullanılarak ANOVA varyans analizi ve lineer korelasyon analizi uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre; yönetici hemşirelerin güç kaynakları ile liderlik yönelimleri arasında anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir.
Assessment of radiation risks and occupational health and safety measures to be taken about the health sector employees of the city of Babylon
Radiation exposure among radiologists and radiographers has become a concern. The level of radiation safety knowledge influences them. If there is a lack of protection knowledge, their actions won't be safe and may have unfavorable consequences. The study aimed to assess and reduce radiation risks for health workers in the radiation fields. A cross-sectional study was conducted at the Morgan and Imam Sadiq hospitals. The sample size was 200 workers. They were selected using random sampling and then interviewed by the questionnaire elements. Age groups (31-35 years) and (41-45 years) show good assessment levels (1.511± 0.178) and (1.623±0.127), respectively. While workers who have postgraduate certificates with an evaluation (1.592±0.157). As for career, the study found that radiologists have good scores (1.636±0.00) followed by radiologic technologists (1.500±0.186). The present study reveals that the mean of overall prevention and safety measures assessment was 16.33±2.24, which rested within poor levels (<17 scores). The results of this study indicate that the highest percentage (56.5%) of the participants have a poor assessment score for prevention and safety measures. In contrast, 43.5% of them with a good score. The study found that workers in the radiation field who have served more than ten years show a good assessment score regarding occupational health and safety measures. This study also recommends training courses and ensuring the necessary radiation protection tools available for newly hired employees.
Hastane yöneticileri ve çalışanlarının sanal kaytarma davranışları ile mesleki etik algıları arasındaki ilişkinin analizi: Gazi Üniversitesi Hastanesi örneği
Bu araştırma, hastane çalışanlarının sanal kaytarma davranışları ile mesleki etik algıları arasındaki ilişkinin analiz edilmesi amacıyla ilişkisel-tanımlayıcı ve kesitsel tipte gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Ankara il merkezinde bulunan Gazi Üniversitesi Hastanesinde çalışan, yüz yüze ve online anket yöntemiyle ulaşılabilen 486 hastane yöneticileri ve çalışan ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, Ocak 2022-Ağustos 2022 tarihleri arasında, Kişisel Bilgi Formu, Sanal Kaytarma Ölçeği (SKÖ) ve Etik Yaklaşım Ölçeği (EYÖ)'ni içeren anket formu kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde güvenirlik analizi, tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız gruplarda t testi, Mann Whitney-U testi, Kruskal Wallis H testi, Bonferroni testi ve Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada, anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Araştırmada, hastane yöneticileri ve çalışanlarının %69,5'inin kadın, %21'inin 26-30 yaş aralığında %47,7'sinin lisans mezunu olduğu, %53,5'inin sağlık sektöründe 10 yıldan fazla çalıştığı, %48,6'sının hemşire olarak çalıştığı ve %16,9'unun kurumda yönetsel görevi olduğu belirlenmiştir. Hastane yöneticileri ve çalışanlarının %76,1'inin 10 yıldan fazla süredir internet kullandığı, %88,3'ünün internete mobil cihaz ile her yerde erişim sağladığı, kurum interneti kullananların %51,7'sinin diğer nedenlerle kurumun internetini kullandığı saptanmıştır. Hastane yöneticileri ve çalışanlarının SKÖ'nden 2,05±0,64 puan aldıkları ve düşük düzeyde sanal kaytarma davranışlarına sahip oldukları sahip oldukları; EYÖ'nden ortalama 3,41±0,58 puan ile mesleki etik algılarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Araştırmada, hastane yöneticileri ve çalışanlarının SKÖ toplam puanı ile EYÖ puanı arasında pozitif yönde düşük düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=0,160; p<0.001). Araştırmada, hastane yöneticileri ve çalışanlarının yaşı, eğitim durumu, sektörde çalışma süresi, mesleği, internet erişimi sağlanan yer ve kurum internetini kullanma gerekçesine göre SKÖ puanları arasında anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada, hastane yöneticileri ve çalışanlarının cinsiyeti, yaşı, eğitim durumu, mesleği, kurumda yönetsel görev durumu, internet erişimi sağlanan yer ve kurum internetini kullanma gerekçesine göre EYÖ puanları arasında anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak; araştırmada, hastane yöneticileri ve çalışanlarının sanal kaytarma davranışlarının düşük düzeyde, mesleki etik algılarının yüksek olduğu görülmüştür. Araştırmada, hastane yöneticileri ve çalışanlarının sanal kaytarma davranışları ile mesleki etik algıları arasında pozitif yönde düşük düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir.
COVID-19 pandemisi döneminde sağlık kuruluşlarında insan kaynakları yönetimi süreçlerindeki farklılaşmalar: Ankara ili örneği
Covid-19 pandemisi, sağlık kuruluşlarının işleyişini kökten etkilemiş ve insan kaynakları yönetimi süreçlerinde önemli farklılaşmaları beraberinde getirmiştir. Bu süreçte sağlık kuruluşları, çalışanlarının güvenliği, performansı ve psikolojik refahıyla ilgili yeni stratejiler ve politikalar benimsemek zorunda kalmıştır. Salgınla birlikte sağlık kuruluşları, personel alımı ve işe yerleştirme süreçlerinde önemli değişiklikler yapmıştır. Acil durum personel talepleri artmış ve kritik pozisyonlara hızlıca uygun adaylar bulunması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, adayların sağlık durumunu değerlendirmek ve enfeksiyon riskini azaltmak için yeni protokollerin uygulanmasına ihtiyaç duyulmuştur. Pandemiyle sağlık çalışanlarının eğitimi ve gelişimi daha fazla önem kazanmıştır. Çalışanlara pandemiyle ilgili güncel bilgiler sağlanması, yeni sağlık yönergeleri ve prosedürlerine uyum sağlamaları için eğitimler düzenlenmesi zorunluluk haline gelmiştir. Aynı zamanda, sağlık personelinin psikolojik destek ve stres yönetimi konularında desteklenmesi gerekliliği doğmuştur. Pandeminin etkisiyle çalışma ortamları da değişmiştir. Sağlık kuruluşları, fiziksel mesafe önlemlerini uygulamak, hijyen protokollerini güçlendirmek ve kişisel koruyucu ekipmanlar sağlamak için yeni önlemler almıştır. Ayrıca, uzaktan çalışma ve esnek çalışma modelleri gibi alternatif düzenlemeler sağlanmıştır. Salgın döneminde kriz durumlarıyla ilgili güncellemelerin, güvenlik önlemlerinin ve politikaların düzenli olarak iletilmesi zorunluluğu insan kaynakları yönetimi süreçlerinde iletişimin önemi artmıştır. Pandemi sonucunda yapılan değişiklikler, sağlık çalışanlarının güvenliğini ve performansını artırmayı, sağlık hizmetlerinin etkin bir şekilde sunulmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Gelecekte benzer salgın durumlarına hazırlıklı olmak adına bu yeni süreçler ve politikalar üzerinde çalışmaların devam etmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, Covid-19 pandemisi sürecinde sağlık kuruluşlarında insan kaynakları yönetimi süreçlerinde meydana gelen değişiklikleri incelemek ve Ankara ilindeki sağlık kuruluşları üzerinden örnekler sunmaktır. Bu çerçevede Ankara ilinde görev yapan 29 yönetici (Sağlık Bakanlığı, Özel Sağlık Kuruluşları, Hastaneler ve Sendikalar) ile yarı yapılandırılmış sorular üzerinden derinlemesine görüşme/mülakat yapılmıştır.
Sağlık çalışanlarının hizmet içi eğitim algılarının işe tutkunluklarına ve işten ayrılma niyetlerine etkisi: Bir devlet hastanesi örneği
Hizmet içi eğitim, kişiye görevini gerçekleştirebilmesi için sahip olması gereken bilgi, beceri ve davranış biçimlerini kazandırarak, görevini doğru, etkin ve verimli bir şekilde yapabilme imkânı vermektedir. Gerekli bilgi ve becerinin elde edilmesi, çalışanın daima bir denetim ihtiyacı duyulmadan, görevini kendi kendine yerine getirmesini sağlamaktadır. Böylece, yapılan işin kalitesi artmakta ve örgüt içinden veya dışından gelebilecek muhtemel şikayetler de azalmakta veya ortadan kalkmaktadır. Gelecekte ihtiyaç duyulacak niteliklerin personele bugünden kazandırılması, personel sıkıntısı çekilmesinin önüne geçilmesi, nitelikli personelin elde tutulması, iş kazası riskinin azaltılması ve ortadan kaldırılması hizmet içi eğitim desteği ile gerçekleşebilmektedir. Ayrıca hizmet içi eğitim, personelin işe ve örgüte karşı tutum ve davranışları üzerinde de etkisini göstermektedir. Bu tezin amacı da hizmet içi eğitim algılarının sağlık çalışanlarının işe tutkunlukları ve işten ayrılma niyetleri üzerindeki etkisini ölçmektir. Bu amaçla, Hizmet İçi Eğitim Algısı Ölçeği, İşe Tutkunluk Ölçeği ve İşten Ayrılma Niyetleri Ölçeğinden yararlanılarak, anket oluşturulmuştur. Oluşturulan anket aracılığıyla, 258 kişiden veri toplanmış ve elde edilen veri tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Pearson Korelasyon Katsayısı Analizi yöntemleri ile analiz edilmiştir. Analizin sonuçlarına göre, hem hizmet içi eğitim algısı ile işe tutkunluk ve işten ayrılma niyeti arasında hem de işe tutkunluk ile işten ayrılma niyeti arasında anlamlı ilişkiler ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Hizmet içi eğitim, İşe tutkunluk, İşten ayrılma niyeti, Sağlık kurumları.
Adana'daki birinci basamak sağlık kurumlarına başvuran hastaların memnuniyet düzeyleri ve bu kurumlarda çalışan hekimlerin iş doyumunun saptanması
Giriş ve Amaç: Bu çalışmada amaç, EUROPEP hasta memnuniyet anketi ve Minnesota İş Doyum ölçeklerini kullanarak, Adana'da aile hekimliği uygulamasından önce ve uygulamanın 12. ayında, hasta memnuniyetini ve aile hekimliği uygulamasının hasta memnuniyeti üzerine etkisini ve hekimlerin çalışma şartlarının iş doyumu ve memnuniyetlerine etkisini araştırmaktı.Gereç ve Yöntem: Adana il merkezindeki sağlık ocağı/aile sağlığı merkezleri, bulunduğu bölgenin sosyoekonomik düzeyine göre düşük, orta ve yüksek olarak ayrıldı. Her bölgeden bir sağlık ocağı/aile sağlığı merkezi seçilerek her birinde en az 93 hastaya rasgele yöntemle 23 sorudan oluşan EUROPEP hasta memnuniyet anketi uygulandı. Aile Hekimliği uygulamasının 12. Ayında (mayıs 2009) bu sağlık ocağı/aile sağlığı merkezlerinde anketler tekrar uygulandı. Çalışmaya katılan hastaların, uygulamadan önceki ve sonraki EUROPEP ortalama puanları karşılaştırıldı. Çalışmanın evreni Adana'daki tüm birinci basamakta çalışan hekimler olarak belirlendi. Bu evreni temsil edecek örneklem grubu rasgele seçimle belirlendi. Bu hekimlerle yüzyüze görüşülerek Minnesota İş Doyum Ölçeği dolduruldu. Aile Hekimliği uygulamasının 12. ayında aynı hekimlere tekrar anket uygulandı.Bulgular: Çalışmanıza 2008 yılında 295, 2009 yılında 293 olmak üzere toplam 588 hasta katılmıştır. Hastaların EUROPEP yanıtları, uygulamadan sonra anlamlı şekilde düzelmişti. En fazla düzelme; `Önceki görüşmelerde yaptıklarını ve söylediklerini bilmesi' (3,02±1,38'e karşılık 4,20±1,18), `Uzmana ya da hastaneye sevkten beklemeniz gerekenler konusunda sizi hazırlaması' (3,04±1,30'a karşılık 4,21±1,10), `Hekiminize telefonla ulaşabilmeniz' (2,98±1,61'e karşılık 3,99±1,31) sorularına verilen yanıtlardaydı. Çalışmaya katılan hekimlerin Minnesota İş Doyum Ölçeği sorularına 2009 yılında verdikleri cevaplar, 2008 yılına kıyasla, 5 soruda artarken 3 soruda azalmıştı. En fazla artış `Yaptığım iş karşılığında aldığım ücret' sorusunda, en fazla azalma ise `Beni her zaman meşgul etmesi' sorusundaydı. İçsel, dışsal ve genel doyum puan ortalamalarının üçünde de artış olmuş ancak bu artışlardan sadece dışsal doyum puanlarındaki artış anlamlı bulunmuştur.Sonuç: Aile hekimliği hizmetlerinin ve hasta memnuniyetinin iyileştirilmesi için aile hekimliği birimlerinin yaygınlaştırılması kaçınılmazdır. Ülkemizin sağlık hizmeti sunum sisteminin gözden geçirilerek gerekli iyileştirmelerin yapılmasının hem hekimlerin iş doyumunun hem de hasta memnuniyetinin arttırılmasına çok büyük katkılar sağlayacağı açıktır.
Resource consumption accounting and its application in a healthcare institution
In the current global environment, businesses must use an efficient cost system in order to develop a competitive advantage. A traditional cost system does not produce accurate information since it considers a volume based allocation procedure. As a result, Activity Based Costing System has been developed. However, this system cannot reveal the unused capacity. In addition, this system cannot be used to make short-run decisions. Thus, a new cost system, Resource Consumption Accounting, has emerged. The Resource Consumption Accounting is a new and detailed system which provides opportunities to managers to make both short- and long-run decisions. This system also shows the unused capacity by using both activity-based and process-based perspectives. Accordingly, this study aimed to reveal the effectiveness of the Resource Consumption Accounting. In this regard, reliable data were obtained to make long-run decisions. The short-run cost data that can be used to improve the competitive advantage were also obtained.
Sağlıkta şiddete ilişkin bir araştırma
Bu çalışma, sağlık sektöründe görülen şiddetin Malatya ilinde hizmet veren bir kamu hastanesi özelinde incelenmesi, şiddetin yaygınlığının ortaya konulması, şiddete yönelik algının çalışanların kişisel ve demografik özelliklerine göre değişip değişmediğinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Ayrıca sağlık sektöründe görülen şiddete yönelik sorunların, paydaş görüşleri yardımıyla azaltılabilmesi için önerilerin belirlenmesi de bu çalışmanın amaçları arasındadır. Araştırma, nicel ve nitel araştırma yöntemlerini içeren karma araştırma yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Nicel araştırma için veri toplama aracı olarak anket kullanılmıştır. Analiz yöntemi olarak tanımlayıcı istatistik yöntemleri ve Ki-kare analizi kullanılmıştır. Nicel araştırma kapsamında Malatya ilinde faaliyet gösteren bir kamu hastanesinden tabakalı örnekleme yöntemi ile seçilen 334 sağlık çalışanına anket uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, katılımcıların %60,5'i meslek hayatları boyunca en az bir defa şiddet mağduru olduklarını belirtmiştir. En fazla görülen şiddet türü sözel/psikolojik şiddettir (%59,9). Şiddete en fazla hekimler (%70,7) ve hemşireler (%63,6) maruz kalmıştır. Nitel araştırma kapsamında veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılmıştır. Veriler, içerik analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Görüşme formunda paydaşlara yöneltilmek üzere hazırlanmış sağlıkta şiddete ilişkin dört adet açık uçlu soru yer almıştır. Katılımcılar, şiddetin nedeni olarak ilk sırada eğitimsizlik ve bilinçsizliği görmüşlerdir. Katılımcıların %92,3'ü son yıllarda sağlık çalışanlarına yönelik şiddet vakalarının arttığını düşünmektedir. Sağlıkta şiddetin önlenebilmesi için eğitim önemli bir faktördür. Caydırıcı cezaların ve hukuki yaptırımların uygulanması faydalı olacaktır. Ayrıca yazılı ve görsel medyanın da bu doğrultuda kullanılması önerilmektedir.
Örgütsel sağlık ve erdemli raporlama (Whistleblowing) arasındaki ilişkinin araştırılması: Eğitim ve sağlık kuruluşları örneği
Eğitim ve sağlık kuruluşlarında meydana gelen etik dışı veya yasadışı davranışların açığa çıkarılmasında erdemli raporlama (whistleblowing) davranışı önemli bir araç olarak kabul edilmektedir. Örgütlerde bir kontrol sistemi çerçevesinde etkin rol üstlenen erdemli raporlama davranışı (whistleblowing) özellikle örgütlerin kendilerini denetlemesinde hareket noktasıdır. Örgütsel sağlık, çalışan verimliliği ve etkinliği, iş tatmini, kurumsal bağlılık ve sadakat duygusu oluşturmaya katkı sağlayan her türlü fiziksel, psikolojik ve zihinsel koşulların oluşturduğu bir bütün ve iyilik halidir. Bu bağlamda bu araştırmanın amacı, örgütsel sağlık algısı ile erdemli raporlama (whistleblowing) davranışı arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Araştırma, tanımlayıcı nitelikte bir çalışma olup, nicel araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, araştırmaya katılmayı kabul eden ve basit tesadüfi örneklem yoluyla belirlenen hastane ve okullarda görev yapan 212 eğitim çalışanı, 158 sağlık çalışanı olmak üzere toplam 370 kişi oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizi SPSS 22.00 paket programıyla yapılmıştır. Araştırmada güvenilirlik analizi, açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis varyans analizi testi, Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, örgütsel sağlık algısı ile erdemli raporlama (whistleblowing) davranışı arasında pozitif yönlü, zayıf (r=0,143) ancak istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişkinin mevcut olduğu görülmüştür. Ayrıca örgütsel sağlık algısı ile erdemli raporlama (whistleblowing) davranışının alt boyutları incelendiğinde kayıtsızlık boyutu haricinde bütün boyutlarda anlamlı ilişkilerin varlığı tespit edilmiştir. Yapılan araştırma ile erdemli raporlama (whistleblowing) davranışının artması ile örgütsel sağlık algısının artacağı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Eğitim Örgütü, Erdemli Raporlama, Örgütsel Sağlık, Sağlık Örgütü
Bir sağlık kuruluşunda doğan bebeklerin emzirilme süreleri ve etkileyen faktörler
Emzirme, bebeklerin hem anatomik ve fizyolojik gelişimine hem de psikolojik gelişimine katkı sağlayan önemli bir beslenme biçimidir. Uluslararası kuruluşlara göre tüm bebekler doğumu takip eden ilk altı ay yalnızca anne sütü ile beslenmeli ve emzirme, iki yaşına değin sürdürülmelidir. Bu araştırmanın amacı, bir sağlık kuruluşunda doğum yapmış annelerin bebeklerini emzirme sürelerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Araştırma kesitsel tiptedir. Araştırmanın evrenini Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 01.01.2018-31.12.2019 tarihleri arasında doğum yapmış olan 4203 kadın oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi, bilgisayar ortamında, 0.2 etki büyüklüğü, %95 güven düzeyi, %80 güçle 200 olarak hesaplanmıştır. Veriler, sağlık kuruluşu kayıtlarından telefon numaraları alındıktan sonra yapılan telefon görüşmeleri yoluyla toplanmıştır. Veriler bilgisayar ortamında; sayı, yüzde, ortalama, ortanca, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis analizleri ile değerlendirilmiştir. Araştırmada annelerin %56.5'inin bebeğini 24 aydan daha kısa süre emzirdiği belirlenmiştir. Annelerin çalışma durumu ile emzirme süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Buna göre çalışmayan annelerin emzirme süresinin daha uzun olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda; emzirmenin sağlıklı biçimde başlatılması ve sürdürülmesi için gebelere emzirme eğitimi ve danışmanlığı verilen çalışmaların planlanması önerilir.
Adana il merkezi sağlık kurumlarında iş sağlığı ve güvenliği risk değerlendirme durumunun araştırılması
Giriş ve Amaç: Sağlık sektörü, farklı alanlarda uzmanlaşmış işletmelerden oluşan, emek yoğun süreçleri içeren, birçok riskle karşılaşılan, gün boyu kesintisiz sunulması gerekli hizmetler bütünüdür. Bu sektör, hem benzer riskler taşıyan hem de içerisinde her kurumun kendine özgü risklerini barındıran bir hizmet sektörüdür. 2012 de "İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu" ile birlikte işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için "Risk Değerlendirme" yapılması yasal yükümlülük haline getirilmiştir. Bu çalışmanın amacı, Adana il merkezi sağlık kurumlarında İş Sağlığı ve Güvenliği için yapılan risk değerlendirme çalışmalarını ve özelliklerini belirlemek, kurumlarda risklere karşı alınan önlemlerin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Adana ilindeki; İl Sağlık Müdürlüğü, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanlığı, Acil Sağlık Hizmetleri Başkanlığı ve bu kurumlara bağlı birimleri kapsayan tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Araştırmaya katılım gönüllülük esasına dayalı olup toplamda 210 kurum Ocak-Mayıs 2018 tarihleri arasında yüz yüze görüşme yapılarak anketler uygulanmıştır. Anketle katılan birimlerin işyeri bilgileri, İSG hizmetleri bilgileri, risk değerlendirme durumları sorgulanmıştır. İstatistiksel analiz olarak tanımlayıcı dağılımlar için frekans tabloları ve ki-kare testi kullanılmıştır. p˂0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Sağlık kurumlarının %58,7'sinin taşeron hizmet aldığı, %75,7'sinin çalışan temsilcisi bulundurduğu, %24,8'inin sendika örgütlenmesi olduğu, %12,9'unun İSG birimi olduğu saptanmıştır. Çalışmaya katılan kurumların %97,6'sının iş kazası, ramak kala olaylar ve meslek hastalıkları bildirimi yaptığı, %97,6'sının kesici delici alet yaralanmaları ile kan-vücut sıvıları ile temasları bildirdiği tespit edilmiştir. Adana ili sağlık kurumlarının %95,2'sinin risk değerlendirmesi çalışması yaptığı belirlenmiştir. Araştırmaya katılan kurumların risk değerlendirmesi açısından özel ve kamuya bağlı kuruluşlar arasında fark olmadığı bulunmuştur. (p=0,96) Risk değerlendirmesi yapılan kurumlardan %70'inde bir kez, %27'sinde iki kez, %3'ünde ikiden fazla risk değerlendirme uygulamaları yapıldığı saptanmıştır. Bununla birlikte risk değerlendirmesi sonucunda eksiklerini tamamlayan sağlık kurumlarının oranı ise %43'tür. Sonuç: Araştırmamızda, iş sağlığı ve güvenliği konusunda Türkiye'de yasal mevzuat çok yeni olmasına rağmen kurumlar ve uygulayıcıların bu yeni duruma uyum sağladıkları ve Adana genelinde yüksek oranda risk değerlendirmesi yapıldığı ama yarısından azının eksiklerini düzelttiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İş sağlığı ve güvenliği, risk değerlendirme, sağlık kurumları
Bir eğitim ve araştırma hastanesi çalışanlarının sağlık okur yazarlık düzeyleri ve ilişkili faktörleri belirlemek
Sağlık okuryazarlığı bireylerin okuryazarlık becerileri ve yetenekleri ile sağlık durumları arasında bir köprüdür. Sağlık okuryazarlığı hasta eğitimi ve hastalık yönetiminde önemli bir kavram olarak tanınmaktadır. Bu çalışma bir eğitim ve araştırma hastanesi çalışanlarının sağlık okur yazarlık düzeyleri ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla yapılmış kesitsel bir çalışmadır. Araştırma Sağlık Bakanlığı'na bağlı Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan çalışanlar ile Eylül 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini 3239 kişi; örneklemi ise 1081 kişi oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak 20 soruluk anket formu ve Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma öncesi örneklem grubuna benzer özellik taşıyan bir hastanede ön uygulama yapılmış ve soruların anlaşılabilirliği değerlendirilmiştir. Araştırma öncesi SBÜ Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden kurul izni, Konya KTO Karatay üniversitesi İlaç ve Tıbbi Cihaz Dışı Araştırmalar Etik Kurulu'ndan etik onay, gönüllülerden yazılı onam ve araştırmada kullanılan ölçeklerle ilgili araştırmacılardan gerekli izinler alınmıştır. Elde edilen veriler SPSS 21.0 programında ve bilgisayar ortamında değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiksel analizler (Aritmetik Ortalama, standart sapma, sıklık, yüzdelik), t testi, One Way ANOVA, Pearson Correlation test kullanılmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkenleri bireylerin özellikleri, bağımlı değişkeni ise Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği puanıdır. Araştırma sonuçlarından elde edilen bulgulara göre; katılımcıların % 53,7'si erkek, % 46,3'ü kadın olup; yaş ortalaması 34,76±7,80'dir. Katılımcıların %74,3'ü evli, %49,6'sı lisans ve üstü eğitim düzeyine sahip, %49,1'i sürekli işçi kadrosunda, %49,4'ü en uzun süre büyük şehirde yaşamış, %51,4'ünün geliri giderine denktir ve çalışma yılları 9,81±6,97'dir. Yüksek eğitim düzeyine sahip olanların, doktor veya hemşire olanların, yüksek gelir düzeyine sahip olanların, iyi düzeyde sağlığa sahip olanların, kitap okuyanların ve sağlık okuryazarlığı kavramını bilenlerin sağlık okuryazarlığı düzeyi yüksek bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda farklı örneklem gruplarında sağlık okuryazarlığı düzeylerinin değerlendirilmesi; risk gruplarına yönelik eğitici aktivitelere yer verilmesi önerilebilir.