Dependency
764 theses under this subject heading
Avrupa Akdeniz İşbirliği Bölgesinde ekonomik bağımlılığın Güney Akdeniz ülkelerine etkileri
1995'de başlayan Barcelona Süreciyle beraber Avrupa-Akdeniz bölgesinde sosyo-ekonomik ilişkiler, ticaret, doğrudan yabancı yatırım, turizm ve ekonomik fonlar vasıtasıyla genişlemiş ve derinleşmiştir. Bu tez, Avrupa Akdeniz İşbirliği süreci ile gelişen ekonomik bağımlılığın Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Ürdün, Suriye ve Lübnan'da ekonomik ve demokratik gelişimi nasıl etkilediğini incelemektedir. Neo-Liberal Kurumsalcılık ve Tarihsel Kurumsalcılığın önermelerinin, Modern Dünya Sistemlerinin hipotezleriyle karşılaştırarak incelendiği 2003 2013 arası dönemde, hangi teorik perspektifin ekonomik bağımlılığın etkilerini belirlemekte daha başaralı olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tezin amacı doğrultusunda, öncelikle Avrupa Akdeniz İşbirliği sürecinin tarihsel arka planı farklı görüş ve değerlendirmelerle beraber aktarılmış, daha sonra ekonomik bağımlılığın etkilerini inceleyen literatür içlerinde bulundukları okullarla beraber açıklanmıştır. Temel olarak Neo-Liberal Kurumsalcı paradigma ekonomik bağımlılığın ve kurumsal kapasitenin aynı anda yüksek olması durumunda ekonomik gelişme beklemekteyken, Modern Dünya Sistemleri teorisi ekonomik bağımlılığın ekonomiyi negatif yönde etkilediğini beklemektedir. Demokratik gelişim konusunda ise, Neo-Liberal Kurumsalcılığın eksiklerini tamamlayan Tarihsel Kurumsalcılığın, yüksek kurumsal kapasitenin krizler gibi kritik eşik anlarında demokratik gelişim sağladığı önermesi, Modern Dünya Sistemleri teorisinin ekonomik bağımlılığın demokratik gelişimi engellediği önermesiyle karşılaştırılmıştır. Belirtilen hipotezlerin Akdeniz Avrupa İşbirliği sürecini açıklayabilme kapasitesini tespit etmek için, öncelikle Güney Akdeniz ülkelerinin ekonomik bağımlılıkları Gleditsh formülüyle hesaplanmış, daha sonra Dünya Bankası ve Eurostat'dan edinilen ticaret ve kalkınma verileriyle beraber yorumlanmıştır. Bu bağlamda, bölgede Avrupa'ya yönelik ekonomik bağımlılığın kurumsal kapasiteyle beraber ekonomik gelişme getirmediği öne sürülmüştür. Öte yandan, ekonomik bağımlılığın bölge ülkelerinin küresel ekonomik krizden etkilenme oranını arttırmasıyla, kritik eşik anlarında kurumsal kapasitesi daha yüksek olan ülkelerin demokratik gelişim gösterdiği belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Akdeniz İşbirliği, Ekonomik Bağımlılık, Ekonomik Kalkınma, Demokratik Gelişim, Uluslararası Politik Ekonomi
Exploring the role of relationship characteristics, maladaptive interpersonal dependency, and social environment on grief and depression symptoms in university students following romantic relationship dissolution
The purpose of the current study was to examine the role of dissolved romantic relationship characteristics, maladaptive interpersonal dependency, and social components (social constraints and perceived social support) on the grief and depression reactions of university students who experienced a romantic relationship dissolution. In the present study, a quantitative, non-experimental, and correlational research method was used, and the current study has a cross-sectional research design. The sample of the current study consisted of 269 university students, who had experienced a romantic relationship dissolution for at least 2 weeks and at most 2 years. Interpersonal Dependency Scale, Multidimensional Perceived Social Support Scale, the revised version of the Social Constraint Scale and the Texas Revised Inventory of Grief, and Beck Depression Inventory were used to obtain data from the participants. The findings showed that the relationship characteristics (except the length of the relationship) predicted grief severity in the expected direction, but none of the relationship characteristics variables significantly predicted depression. Moreover, as maladaptive interpersonal dependency characteristics and social constraints increased, the severity of grief and depression increased. Finally, perceived social support was found to negatively predict depression, but not significantly predict grief severity. The findings of the study were discussed within the framework of the literature and specific theories and recommendations for mental health services were presented.
Karşılıklı bağımlılık çerçevesinde Türkiye Türkmenistan ilişkileri
Türkmenistan ve Türkiye arasındaki ilişkiler 1991 yıllından sonra oldukça derinleşmiştir. Gelişen bu ilişkide öne çıkan kısım Türkmenistan ve Türkiye arasındaki ekonomik ilişkilerin geldiği seviyedir. Bu çalışmada, Joseph S. Nye ve Robert O. Keohane'nin 1980'lere doğru ortaya koydukları karşılıklı bağımlılık çerçevesinde analiz birimi olarak Türkmenistan ve Türkiye ilişkileri ele alınmış ve incelenmiştir. Bu iştigalde, Türkmenistan ve Türkiye ilişkileri, Türkmenistan ile Türkiye'nin siyasi ve ekonomik profili, dış politika stratejisi ve Türk kimliğine bakışları özetlenmiştir. Türkmenistan ve Türkiye'yi karşılaştırırken Türkiye'nin 100. yılını kutlamaya hazırlanan, güçlü bir imparatorluk mirasına sahip devlet olduğunu, Türkmenistan'ın ise 2019 yılı itibariyle henüz otuz yılını doldurmamış bağımsız ve egemen bir devlet olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Türkiye ile Türkmenistan arasındaki ilişkilerde ekonomik olarak bir maliyet söz konusu olup asimetrik bir ilişki tespit edilmiştir. İki ülke arasındaki ilişkiler genel çerçevede tartışılmış ve ilişkilerin gelişmesi için öneriler sunulmuştur.
Yetişkinlerde hedonik açlık durumunun sosyal medya bağımlılığı ve obezite ile ilişkisinin araştırılması
Hedonik açlık fizyolojik olarak enerji ihtiyacı olmadan, tüketilen yiyecekten haz almayı amaçlayan iştah ve dürtü olarak tanımlanmaktadır. Hedonik açlık oluşumunda görsel uyaranlar önemli yer tutmaktadır. Görsel uyaranlarla en sık karşılaşılan yerlerden biri sosyal medyadır. Sosyal medyanın kişinin günlük aktivitelerini, aile ve arkadaş ilişkilerini etkileyecek düzeyde kullanımı sosyal medya bağımlılığını oluşturmaktadır. Bu çalışmada yetişkinlerde (n=327) hedonik açlık durumunun sosyal medya bağımlılığı ve obezite ile ilişkisi araştırılmıştır. Katılımcıların hedonik açlık durumları "Besin Gücü Ölçeği", sosyal medya bağımlılıkları "Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-Yetişkin Formu" kullanılarak değerlendirilmiştir. Katılımcıların lezzetli besinlere karşı duyduğu isteği değerlendirmek amacıyla "Görsel Analog Skalası" kullanılmıştır. Katılımcılar BKİ değerlerine göre sınıflandırıldığında %8,6'sının (n=28) düşük kilolu, %62,4'ünün (n=204) normal aralıkta, %19,3'ünün (n=63) aşırı kilolu ve %9,7'sinin (n=32) obez grubunda olduğu belirlenmiştir. Obez bireylerdeki hedonik açlığın normal ve düşük kilolu bireylere göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Besin gücü ve sosyal medya bağımlılığı arasında anlamlı pozitif orta düzeyde bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Besin gücü ile kremalı pasta ve pastane ürünleri arasında anlamlı pozitif orta düzeyde; çikolata ve çikolatalı ürünler, cips, fastfood yiyecekler, patates kızartması, ekmek çeşitleri, makarna ve hamur işleri arasında anlamlı pozitif zayıf düzeyde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hedonik Açlık, Sosyal Medya Bağımlılığı, Obezite, BKİ
BESYO öğrencileri ile diğer fakültelerde okuyan öğrencilerin egzersiz bağımlılığının incelenmesi
Bu araştırmada Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu (BESYO) öğrencileri ile Diğer Fakültelerde (DF) öğrenim gören öğrencilerin egzersiz bağımlılığı (EB) düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'deki tüm üniversiteler örneklemini ise Siirt Üniversitesinde BESYO ile diğer fakültelerde öğrenim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, birinci kısımda araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu, ikinci kısımda Tekkurşun Demir ve ark. (2018) tarafından geliştirilen Egzersiz Bağımlılığı Ölçeği (EBÖ) kullanılmıştır. Veriler SPSS 25.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Katılımcıların kişisel özelliklerini tespit etmeye yönelik tanımlayıcı istatistikler ve frekans dağılımları hesaplanmıştır. Verilerin normallik dağılımını belirlemeye yönelik yapılan Kolmogorov Smirnov testi sonucu parametrik test varsayımlarının sağlanmadığı bunun sonucunda ikili değişkenler için Mann Whitney U Testi ikiden fazla değişkenler için Kruskal Wallis H Testi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların egzersiz bağımlılığı tanımlayıcı değerlerine bakıldığında hem BESYO öğrencilerinin (x̄=52,2430) hem de diğer fakülte öğrencilerinin (x̄=55,2470) bağımlı grupta olduğu görülmektedir. Beden eğitimi öğrencilerinin ( x̄=22,3347) ve diğer fakülte öğrencilerinin aşırı odaklanma ve duygu değişimi alt boyutu puanının az riskli grupta olduğu (x̄=23,3825); bireysel-sosyal ihtiyaçların ertelenmesi alt boyutunun hem BESYO öğrencilerinin (x̄=16,4343) hem de diğer fakülte öğrencilerinin (x̄=17,0000) normal grupta olduğu, tolerans gelişimi ve tutku alt boyutun da hem BESYO öğrencilerinin (x̄=13,4741) hem de diğer fakülte öğrencilerinin (x̄=14,8645) normal grupta olduğu görülmektedir. Diğer fakülte öğrencileri ile yaş değişkeni arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken, BESYO öğrencilerinin EB ile yaş değişkeni arasında tolerans gelişimi ve tutku alt boyutunda (p<0.05), diğer fakülte öğrencilerinin egzersiz bağımlılığı ile cinsiyet değişkeni arasında yapılan analiz sonucu kadınlar lehine tolerans gelişimi ve tutku alt boyutunda anlamlı farklılık olduğu fakat BESYO öğrencilerinde anlamlı farklılık yoktur. EB ile ailenin gelir durumu değişkeni arasında yapılan analiz sonucu tolerans gelişimi ve tutku alt boyutu dışında ölçek genel puanı ve diğer alt boyutlarda, EB düzeyleri ile fakülte değişkeni arasında yapılan analiz sonucu bireysel-sosyal ihtiyaçların ertelenmesi alt boyutu dışında diğer tüm değişkenlerde, EB ile sınıf düzeyi değişkeni arasında yapılan analiz sonucu ölçek toplamı ve tüm alt boyutlarda, EB düzeyleri ile sporcu lisansı olup olmama değişkeni arasında yapılan analiz sonucu tüm değişkenlerde, egzersiz bağımlılığı ile haftalık spor yapma sıklığı değişkeni arasında yapılan analiz sonucu ölçek toplamı ve tüm alt boyutlarda, EB ile günlük spor yapma süresi değişkeni arasında yapılan analiz sonucu ölçek toplamı ve tüm alt boyutlarda, EB ile spor yapma amacı değişkeni arasında yapılan analiz sonucu aşırı odaklanma ve duygu değişimi ve bireysel-sosyal ihtiyaçların ertelenmesi boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Öğrenci, Bağımlılık, Egzersiz Bağımlılığı.
Öğretmen adaylarının akıllı telefon bağımlılığına ilişkin algıları
Bu araştırmanın amacı, öğretmen adaylarının akıllı telefon bağımlılığına ilişkin algılarını belirlemektir. Araştırmada paralel karma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Siirt Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde öğrenim gören 300 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Araştırmada veriler nitel ve nicel olarak toplanmıştır. Nicel boyutta veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu, Noyan ve arkadaşları (2015) tarafından geliştirilen Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği-Kısa Formu kullanılmıştır. Nitel verileri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu tercih edilmiştir. Nicel veri toplama araçlarından elde edilen veriler bilgisayar programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analizlerde ilk olarak normallik testine bakılmıştır. Normallik testi sonucunda, cinsiyet için bağımsız örneklem t-testi ve diğer değişkenler için ANOVA tekniği kullanılmıştır. Nicel boyutta yapılan araştırma sonucunda; cinsiyet, bölüm, sınıf ve akıllı telefon kullanım deneyimi değişkenlerine göre akıllı telefon bağımlılığı puanları arasında anlamlı bir farklılık görülmezken; aylık tüketilen internet miktarı, günlük kullanım süresi (saat) ve kullanım amacı değişkenine göre akıllı telefon bağımlılığı puanları arasında anlamlı bir farklılık görülmüştür. Nitel veriler ise, içerik analizine tabi tutulmuştur. Nitel boyutta ise katılımcıların akıllı telefon bağımlılığı sonucunda; iletişim kanallarını etkili kullanamadıkları, zaman faktörünü göz ardı ettikleri, bilişsel ve duyuşsal süreçleri yönetemedikleri ve teknolojiyi kullanmakta sorunlar yaşadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bağımlılık, Akıllı Telefon, Akıllı Telefon Bağımlılığı, Öğretmen Adayları.
Erken ergenlik döneminde dijital oyun bağımlılığı, akran ilişkileri, serbest zaman aktivite düzeyi arasındaki ilişkisinin incelenmesi
Erken ergenlik dönemindeki bireyler henüz yetişkin sorumluluğuna sahip olmadıklarından serbest zaman aktivitelerine daha çok zaman ayırabilmektedir. Akranlarının dahil olduğu veya etkilediği serbest zamanlar tercihe bağlı şekilde dijital oyun oynayarak geçirilebilmektedir. Çağımızın en etkili bağımlılıklarından birisi olabileceğine ihtimal verilen dijital oyun bağımlılığı bireylerin oyun oynamadan duramadığı, gerçek hayattan kopma noktasına geldiği tehlikeli bir durumdur. Bu ilişkiler bağlamında çalışmamızda erken ergenlik döneminde dijital oyun bağımlılığı, akran ilişkileri ve serbest zaman aktivite düzeyi arasındaki ilişkileri ölçümlemek amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi; 2021-2022 eğitim-öğretim yılı Koç Ortaokulu 6. ve 8. sınıf öğrencilerinden basit seçkisiz örneklem yöntemiyle gönüllülük esasına göre elde edilen 413 öğrenciden oluşmaktadır. Veriler; "dijital oyun bağımlılığı", "akran ilişkileri" ve "serbest zaman aktivite düzeyi" ölçeklerinin demografik sorularla birleştirilerek uygulanmasından elde edilmiştir. İlişkisel tarama modeli kurularak veriler SPSS 22 paket programıyla değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgularda serbest zaman aktivite düzeyi cinsiyete göre anlamlı farklılaşmazken, dijital oyun bağımlılığında erkekler lehine farklılık belirlenmiştir. Akran ilişkilerinde ise kızlar lehine koruma, yakınlık ve yardım alt boyutlarında anlamlı farklılık görülmüştür. Serbest zaman aktivite düzeyi ile dijital oyun bağımlılığı arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. Yaş ile serbest zaman aktivite düzeyi; dijital oyun bağımlılığı ile akran ilişkileri arasında negatif yönde ilişki kurulmuştur. Serbest zaman aktivite düzeyi akran ilişkilerini pozitif yönde ve anlamlı etkilerken; serbest zaman, akran ilişkileri ve dijital bağımlılık arasında anlamlı ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Değişkenlerden elde edilen birçok sonuç diğer çalışmalarla kıyaslanarak yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Erken Ergenlik, Akran İlişkileri, Dijital Oyun Bağımlılığı, Serbest Zaman
Ergenlerde fiziksel aktivite, serbest zamanda sıkılma algısı ve internet bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma farklı lise türlerinde öğrenim gören öğrencilerin katılımı ile ergenlerde fiziksel aktivite, serbest zamanda sıkılma algısı ve internet bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Öğrencilerin lise türlerine göre serbest zaman ve internet bağımlılığı farklılık göstermektedir. Bundan dolayı farklı lise türlerinde okuyan öğrencilerin serbest zamanda sıkılma algısı, fiziksel aktivite ve internet bağımlılığı arasında farklılık olacağı beklenmektedir. Yapılacak ölçümlerle lise türlerine göre öğrencilerin serbest zamanda fiziksel aktivite ile internet bağımlılığı arasındaki farklılıkları hakkında bilgi sahibi olabileceklerdir. Bu çalışmanın ülkemizde örnek bir çalışma olarak literatüre katkı sağlaması beklenmektedir.
Sigara bırakma davranışlarını değerlendirmek için sağlık inanç modeli'ne dayalı ölçek geliştirme
Metadolojik türdeki bu çalışma, sigara bırakmaya yönelik davranışları açıklayabilmek ama-cıyla Sağlık İnanç Modeli temelli bir ölçek geliştirilmek için yapılmıştır. Veriler online anket yöntemi ile Eylül 2020 – Şubat 2021 tarihleri aralığında araştırmaya katılmayı kabul eden 720 birey ile tamamlanmıştır. Araştırmanın evrenini sigara içtiğini belirten 18 yaş üzeri ye-tişkin bireyler oluşturmaktadır. Veri toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu ve Sigara Bırakma Davranışı Sağlık İnanç Modeli Ölçeği (SBD-SİM ölçeği) kullanılmıştır. İstatiksel analizi SPSS 26.0 ve AMOS istatistik paket programında yapılmıştır. Ölçeğin geçerlik çalışması için ilk aşamada kapsam geçerliliği için 10 uzman görüşüne başvurulmuştur. Değerlendirme-ler sonucunda ölçekte yer alan 1 ifade (madde 73) .62'nin altında değer aldığı için ölçekten çıkarılmıştır. Modelin güvenirliğini test etmek için Cronbach Alpha iç tutarlılık analizi, Madde-Toplam Korelasyonu ve Test-Tekrar Test, yapı geçerliğini ve faktör yapısını test etmek için Açımlayıcı Faktör Analizi yapılmıştır. Açımlayıcı faktör analizinde maddelerin faktör yüklerinin birinci faktörde .535 ile .783 arasında, ikinci faktörde .715 ile .804 arasın-da, üçüncü faktörde .593 ile .797 arasında, dördüncü faktörde ise .590 ile .690 arasında değer aldığı izlenmiştir. Ölçekteki maddelerin Kapsam Geçerlik İndeksi (KGİ) değeri 0.988, Kapsam Geçerlik Ölçütü (KGÖ) değeri ise 0.800 olarak tespit edilmiştir. KMO de-ğeri 0.926 ve Bartlett's testi değeri 16489,65 (p<0.001) olarak belirlenmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda ölçeğin, ki-kare istatistiğinin serbestlik derecelerine oranı CMIN/DF: 3,68; (RMSEA) 0.06; (GFI) 0,85; (RMR) 0,10; (AGFI) 0,82 ve (CFI) değeri ise 0,95 olarak bulunmuştur. Ölçeğin geçerliği için yapılan doğrulayıcı faktör analizi uyum değerleri istenilen düzeyde yeterli bulunmuştur. Ölçeğin güvenilirliği için yapılan iç tutarlılık analizi cronbach alfa değerlerinin birinci faktör (Algılanan Duyarlılık ve Ciddiyet) için 0.93, ikinci faktör (Algılanan Engel) için 0,91, üçüncü faktör (Öz Yeterlilik) için 0,85 ve dördüncü faktör (Algılanan Yarar) için 0,86 olduğu belirlendi. Ölçekten, model gereği toplam puan hesaplanmadığı için sadece alt boyutları için Cronbach alfa değeri hesaplan-mıştır. Ölçeğin test-tekrar test puan ortalamaları arasındaki uyumluluğu gösteren Pearson korelasyon analizinde, Algılanan Duyarlılık-Ciddiyet ve Öz Yeterlilik boyutlarında iki öl-çüm arasında pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=0,507 p<0,002, r=0,477 p<0,004). Ancak Algılanan Engel ve Algılanan Yarar boyutlarında iki ölçüm arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (r=0,171 p>0,05, r=0,117 p>0,05). Analiz-ler sonrasında 37 maddeye inen Sigara Bırakma Davranışı Sağlık İnanç Modeli Ölçeği (SBD-SİM ölçeği) duyarlılık ve ciddiyet algısı, engel algısı, öz yeterlilik ve yarar algısı ol-mak üzere dört alt boyut içermektedir. Ölçeğin değerlendirilmesi alt boyutlar üzerinden gerçekleştirilir. Bu çalışmada geliştirilen ölçüm aracının farklı dil ve kültürlere adaptasyonu yapılarak geniş bir kullanım alanı bulacağını ve sigara ile mücadele eden birey ve kurumlara önemli katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Madde kullanım bozukluğu tedavisi gören hastaların bağımlılık profili ve genel özyeterlilikleri arasındaki ilişki
Bu çalışma madde kullanım bozukluğu tedavisi gören hastaların bağımlılık profili ve genel özyeterlilikleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde yapılmış bu çalışmanın verileri Aralık 2020- Mayıs 2021 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın evrenini İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Alkol Madde Araştırma Tedavi Merkezi'nde ayaktan tedavi gören hastalar oluşturmuştur. Çalışma, dâhil edilme kriterlerini karşılayan 170 hasta ile tamamlanmıştır. Veri toplanmasında Kişisel Veri Formu, Genel Özyeterlilik Ölçeği (GÖY) ve Bağımlılık Profili İndeksi Ölçeği (BAPİ) kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde; sayı, yüzde, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Post Hoc testleri ve Spearman Korelasyon testi kullanılmıştır. Çalışma bulgularına göre hastaların % 86,5'inin erkek, madde kullanımına başlama yaş ortalamasının 17.4 yıl olduğu, hastaların çoğunluğunun alkol % 41,8 ve esrar % 42,4 kullanımı ile maddeye başladığı tespit edilmiştir. BAPİ toplam/şiddet skoru puan ortalaması 11,56±4,06'dır. BAPİ alt boyutlarında en yüksek puan madde kullanmanın kişinin yaşamına etkisi alt boyutundadır. Çalışmaya dâhil edilen hastaların BAPİ skorları ile alkol madde başlama ortamı değişkenleri arasındaki farklılıkların anlamlı olduğu tespit edilmiştir. GÖY puan ortalaması 59.4±11.9'dır. Hastalardan keyif almak için maddeye başlayanlarda, şu anda çalışanlarda ve tedaviye zorla getirilenlerde GÖY skorlarının daha düşük olduğu saptanmıştır. BAPİ skoru ile GÖY skorları arasında ters yönlü zayıf bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r = - 0,278). Sonuçlara bakıldığında madde kullanımına bağlı yasal sorun yaşama, tedaviye zorla getirilme, tedaviden beklentinin psikolojik sorunları iyileştirmek olması, daha önce psikiyatrik psikolojik tedavi görme, gelir durumu ve GÖY skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak hastaların, bağımlılık profili toplam ortalamasının düşük bağımlılık şiddeti düzeyinde olduğu ve özyeterlilik inancında azalmanın bağımlılık şiddetini arttırdığı söylenebilir. Bu nedenle, bağımlılık şiddeti ve özyeterlilik inancının madde kullanım bozukluğu tedavi sürecinde ele alınması ve üzerinde çalışılması gereken önemli faktörlerdir. Anahtar Kelimeler: Madde Kötüye Kullanımı, Özyeterlilik, Bağımlılık, Psikiyatri Hemşireliği
Kopula fonksiyonları ve kripto para birimlerine bir uygulama
Günümüzde adını sıkça duyduğumuz kripto paralar ilk olarak 2009 yılında hayatımıza Bitcoin ile girmiştir. Kripto paralar oldukça değişken olmakla birlikte risk düzeyleri çoğunlukla bilinmemektedir. Yatırımcılar için risk ve kuyruk özelliklerini bilmek önemlidir. Bu nedenle kripto paralar arasındaki bağımlılık yapısını modellemek için finansal verilerde yaygın olarak kullanılan kopula fonksiyonları kullanılmıştır. Bu amaçla piyasa değeri en büyük olan 4 kripto para birimi (Bitcoin (BTC), Ethereum (ETH), Binance Coin (BNB), Ripple (XRP)) seçilmiştir. Bu kripto para çiftleri arasındaki bağımlılık yapısına en uygun kopula fonksiyonları belirlenmiştir. Analizler sonucunda, BTC-ETH, BTC-BNB ve BTC-XRP kripto para çiftleri arasındaki bağımlılık yapısı Survival Tawn-2 kopula, ETH-BNB arasındaki bağımlılık yapısı Frank kopula, ETH ile XRP arasındaki bağımlılık yapısı Survival BB8 kopula ve BNB-XRP arasındaki bağımlılık yapısı Survival Gumbel kopula ile açıklanmaktadır. Böylece kripto para birimlerinin riskleri ve kuyruk bağımlılığı hakkında bir fikir verebilmesi açısından yapılan çalışma literatüre bir katkı sunmaktadır. Tez çalışmasında açık kaynak kodlu R yazılımının 4.2.2 versiyonu kullanılmıştır.
Narsisistik rekabet, hayranlık ve kırılganlık özelliklerinin bağımlılıklar ve psikolojik semptomlarla ilişkisinde başa çıkma stillerinin aracı rolü
Narsisizm kırılgan ve büyüklenmeci boyutlar ile kavramsallaştırılmış, sağlıklılık ve psikopatolojilerle ilişkili görülmüştür. Kırılgan narsisizm, nevrotik kişilik ve psikopatolojilerle ilişkili olarak raporlanırken büyüklenmeci boyut daha çelişkili bulgular sunmuştur. Büyüklenmeci narsisizmin çelişkili bulgularından hareketle hayranlık ve rekabet alt boyutları kavramsallaştırılmıştır (Back ve ark., 2013). Hayranlık statü elde etme, takdir kazanma, liderlik etme gibi davranış ve bilişler ile ilişkiliyken, rekabet daha çok tehdit algısı, kaygı, başarısızlık korkusu ve haset gibi sonuçlar ile ilişkilidir. Kişilik özelliklerinin çeşitli davranışlar ile ilişkisinden hareketle bu özelliklerde ortaya çıkan stresle başa çıkma davranışlarının incelenmesi önemli görülmektedir. Bu araştırma kapsamında Lazarus ve Folkman'ın (1984) kuramından hareketle stresle başa çıkma davranışlarının narsisistik kişilik boyutlarının alkol, madde bağımlılık riskleri, sosyal medya bağımlılığı ve psikolojik semptomları yordamasındaki aracı rolünü anlayabilmek amaçlanmıştır. Narsisizmin daha iyi anlaşılabilmesi, rekabet ve hayranlık boyutlarının klinik perspektifteki kullanımının artması ve Türkiye kültürüne özgü bir çalışmanın yürütülmesi hedeflenmiştir. Araştırmada 18-45 yaş aralığındaki 279 katılımcıya ait veriler hiyerarşik regresyon analizleri ve Hayes tarafından geliştirilen PROCESS eklentisindeki Model 4 aracılığıyla incelenmiştir. Hayranlık boyutunun psikolojik sağlıklılığa ilişkin olarak depresyon seviyesini (ß= -.14, t= -2.22, p=.028) ve davranışsal ilgiyi kesme davranışını (ß= -.22, t= -3.47, p=.001) negatif yönde yordadığı görülmüş, yadsıma davranışıyla pozitif yönde ilişkili bulunmuştur (ß= .17, t= 2.94, p=.004). Aracılık hipotezi doğrulanamamıştır. Rekabet boyutu; alkol (ß= .22, t= 3.77, p<.001) ve madde bağımlılığı riskleri (ß= .20, t= 3.37, p=.001) ve sosyal medya bağımlılığıyla (ß= .18, t= 3.18, p=.002) pozitif yönde ilişkili görülmüştür. Kırılganlık boyutu anksiyete (ß= .26, t= 4.57, p<.001) ve depresyon (ß= .15, t= 2.20, p=.029) düzeylerini pozitif yönde yordamaktadır. Analizler sonucunda narsisistik rekabet ve kırılganlık boyutlarının sosyal medya bağımlılığı ve stres-anksiyete-depresyon semptom düzeylerini yordamasında davranışsal ve zihinsel ilgiyi kesme, planlama, duyguları ortaya koyma ve olumlu yeniden yorumlama davranışlarının aracı rolü olduğu görülmüştür.
İlkokul öğrencilerinin teknoloji kullanımı ile ilgili ebeveyn tutum ve görüşleri
Bu çalışmanın amacı, ilkokul öğrencilerinin teknoloji kullanımı konusunda ebeveynlerin deneyimlerinin ve görüşlerinin belirlenmesidir. Araştırma ile çocukların teknoloji kullanımlarından kaynaklı karşılaşabilecekleri olumsuz durumlara dönük ebeveynlerin kaygıları, çocukların teknoloji kullanım durumlarının niteliği ile ebeveynlerle birlikte geçirdikleri süreleri arasındaki ilişki, ebeveynlerin teknoloji kullanımı ile ilgili eğitimcilerden beklentilerinin neler olduğu ortaya konulmaya çalışmıştır. Ebeveynlerin görüşlerini ve tutumlarını belirlemek amacıyla yürütülen bu çalışma karma yöntem yaklaşımı, açımlayıcı sıralı yöntemine göre desenlenmiştir. Araştırmanın katılımcıları tabakalı amaçsal örnekleme yöntemiyle seçilen 326 ilkokul öğrencilerinin ebeveynlerinden oluşmaktadır. Nicel verilerin toplanılmasının ardından katılımcı grubundan gönüllülük esasına dayalı seçilen 24 ebeveynle görüşme yapılmıştır. Araştırmada nicel veri toplama aracı olarak "Çocukların Teknoloji Kullanımıyla İlgili Ebeveyn Görüşleri" ölçeği, nitel veri toplama aracı olarak da yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Toplanan nitel veriler içerik analizi, nicel veriler ise betimsel ve çıkarsamalı istatistik yöntemleriyle çözümlenmiştir. Araştırmada ebeveynlerin, çocuklarının internet kullanımlarında kaygılı olduğu, internetin ahlaki açıdan riskler barındırdığı, güvenli internet ya da teknoloji kullanımında çocuklarını yönlendirme konusunda yeterli olmadıklarını düşündükleri, çocuklarının internet ya da teknoloji kullanımını denetlemede en çok başvurdukları yöntemin sınır koyma olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Buna ilave olarak ebeveynlerin okullarda çocuklara internet ya da teknolojik araç kullanımına ilişkin eğitimler verilmesini bekledikleri sonucuna ulaşılmıştır. Ulaşılan bu sonuçlar doğrultusunda okullara ve ebeveynlere yönelik öneriler sunulmuştur.
Teknoloji bağımlısı olan çocukların sosyal hizmet gereksinimleri (Ankara - 22 Behmen İran Okulu örneği)
Bu çalışmanın amacı teknolojiye (internet, sosyal ağlar vs.) bağımlı çocukların sosyal hizmet gereksinimlerinin belirlenmesi, sosyal destek ve çocukların teknoloji bağımlılığını önleme, baş etme ve kurtulma sürecinde karşılanmamış ihtiyaçlarının giderilmesi için bir model geliştirmektir. Bu amaç doğrultusunda, teknoloji (internet, sosyal ağlar vs.) bağımlılığı olan öğrencilerden 3 çocuk bağımlı, 6 çocuk risk grubu içerisinde ve eşik grubunda da 5 çocuk olmak üzere toplam 14 katılımcı ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Teknoloji (internet, sosyal ağlar vs.) bağımlılığı olan öğrencilerin sosyal hizmet gereksinimlerinin tespiti için ve o gereksinimleri karşılamak için model geliştirmeye çalışılmıştır ve onların ihtiyaç duydukları (veya kendileri farkında bile olmadıkları gereksinimler) konuları ayrıntılı bir şekilde sosyal hizmet perspektifinden ve disiplinine uygun irdeleyebilme açısından araştırma nitel bir yapıda tasarlanmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler; Teknoloji Bağımlısı Çocukların Bireysel Danışmanlık ve Bilgilendirme Gereksinimleri, Aileleri, Arkadaşları, Okul, STK'lar ve Devlet Tarafından Karşılaşabilecek Gereksinimleri, Teknoloji Bağımlısı Çocuklara Yönelik Sosyal Politikalar ve Sosyal Hizmet, Teknoloji Bağımlısı Çocuklar ve Yabancılık ve Teknoloji Bağımlısı Çocuklar ve Covid-19 Pandemisi olmak üzere dokuz ana tema üzerinden analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, teknoloji bağımlılığı olan çocukların ihtiyaçlarının giderilmesinde aile, okul, arkadaş, STK'lar ve devlet tarafından sunulan hizmetlerin yetersiz kalması ile birlikte kamu tarafından sunulan sosyal hizmet uygulamaları konusunda eksiklikler bulunduğu saptanmıştır. Ayrıca teknoloji bağımlısı çocuklar yurtdışında bulunma ve eğitime devam etme durumunda (yabancılık) ve covid-19 gibi kriz döneminde farklı zor durumlar ile karşı karşıya kalabilir ve bu gereksinimleri kendisi, sosyal hizmet uzmlanları ve diğerleri (aile, okul, arkadaş, STK'lar ve devlet) tarafından karşılanması gerekmektedir. Teknoloji bağımlılığı olan çocuklar, ihtiyaçları (sosyal hizmet gereksinimleri) olduğunu ve ihtiyaçlarına yönelik hizmetlerin planlanması yönündeki taleplerini dile getirmiştir. Araştırma, bu talep ve öneriler doğrultusunda sosyal hizmetin teknoloji bağımlılığı olan çocuklarda bağımlılık öncesi, bağımlılık süreci ve bağımlılık sonrası süreçlerinde önerileri ile sonlandırılmıştır. Anahtar Sözcükler Sosyal Hizmet, Teknoloji Bağımlılığı, İnternet Bağımlılığı, Çocuklarda Bağımlılık, Çocuklarla Sosyal Hizmet, Yabancı Öğrenci Çocuklar, Covid-19 Pandemisi.
Çağdaş sanatta kültürelleşen tüketim: Sosyal medya oyununun yaratıcı imgeleme ve kavramsal düşünmeye etkisi
Bu çalışmada, çağdaş sanatın kültürelleşen tüketiminin ve tüketimin sosyal medyadaki unsurlarıyla iş birliğinin sanat eserlerini tüketim nesnesi haline getirişinin araştırılması ve örnekler üzerinden deşifre edilmesi amaçlanmaktadır. Günümüzde diğer alanlarda olduğu gibi sanat alanında da her şey alınıp satılan bir tüketim metası haline gelmiş ve bunun sonucunda tüketimin hızı hiç olmadığı kadar artmıştır. Hızlı tüketim hızlı üretimi getirirken kültürelleşen tüketme haline sağlanan uyum ise insan bilincinin yerine geçmiştir. Bu çalışmada, toplum bilincinin tüketime nasıl uyumlandığının, bunun çağdaş sanatta/sanatçılarda ne biçimde gerçekleştiğinin deşifre edilmesi ve seçilmiş temsili "sanatsal" örneklerle tartışılması amaçlanmıştır. Böylece, toplumun kendi bilinç düzeyinin ve bulunduğu sistemin nasıl işlediği sanat ve sosyal medya ilişkisi bağlamında daha iyi anlaşılabilecektir. Çalışma; imge, kavram, gösterge, tüketim, üretim, kitsch gibi kavramlara odaklanarak konuyu ele almaktadır. Çalışma temelde, Baudrillard'ın tüketimin tüm yaşamı kuşatarak kültürelleştiği, yani kültürelleşen tüketim olarak ifade ettiği kuşatma halinin Adorno'nun kültür endüstrisi tanımlamasıyla gösterdiği paralellik üzerinden tartışmayı yürütmektedir. Tüketimin bu kuşatma halinin sonucunda toplum bilincinde 'gösteren' ve 'gösterilenin' denetlenmesiyle birlikte düşünme ediminin eksildiğinin açıklanmasında Saussure'ün dilbilim üzerine yazılarından faydalanılmaktadır. Düşünme ediminin temel unsurlarından biri olan imge ise Sartre'ın imgelem tartışması üzerinden yapılmaktadır. İnsan bilincinde düşünme eyleminin temel unsurları imgeler ve kavramlardır. İmgeler, nesne kaynaklı görüntülerin zihinde özel olarak tasarlanmasıyken, kavramlar imgelerin oluşması için öncüldür. Çünkü imgeler ve kavramlar birlikte çalıştığında düşünme edimi gerçekleşir. Düşünme ediminin temel unsurlarını oluşturan gerek koşullar herkes için benzer süreçlerle gerçekleşse de sanatçılar ve bilim insanları bu edimleri kendine özgü bir biçimde gerçekleştirir. Sanatçılar ve bilim insanları mevcut olanın yerine alternatifler sunar, ona sunulanı hiçler ve bunun sonucunda bir eylemi meydana getirir. Düşünme ediminin kavramlar arası kurulan bağlantılarla gerçekleşmesi kavramsal düşünme olarak; imgeler arasında beklenmedik yeni ilişkilerin kurulması, imgeler arası ilişkinin başkalaşması ise yaratıcı imgelem şeklinde ifade edilmektedir. Anlaşılır ki sanatçılar imgeleri başkalaştırdığında, kavramların sınırlarından çıktığında, yani yaratıcı-imgeleme/kavramsal-düşünme edimini gerçekleştirdiğinde ve bunu bir yapıt olarak eyleme döktüğünde sanat meydana gelmektedir. Günümüzde, toplumun tüketime uyumuyla ve tüketimin kültürel bir öge haline gelmesiyle sanatın gerek koşulu olan yaratıcı-imgeleme/kavramsal-düşünme edimi varlığını kaybetmiştir. Çünkü günümüzde toplum, ihtiyaçların düzenlendiği, tüketimin kültür unsuruna dönüştüğü ve böylece bütünlüklü bir tüketme hali üzerinden denetlendiği bir konumdadır. Bunun sonucunda ise tüketime uyum sağlama hali, toplumun bilinç düzeyinde yoksulluğa kaynaklık etmektedir. Tüketim tüm yaşamı kuşatmış, bu kuşatmanın fitilleyicilerinden olan sosyal medya uygulamalarının yönlendirmesi ise sanatsal yaratımı etkisi altına almıştır. Bugün sosyal medyada paylaşılan sanat, yaratıcı-imgeleme/kavramsal-düşünme ediminin gerçekleşmediği, yani kavramların sınırlarından çıkılmadan genel bir ifade altında toplanan, hali hazırda bulunan imgelerin kullanılmasıyla günümüz tüketim kültürünün hızına yetişmeye çalışan, hızla üretilen ve hızla tüketilen bir hale bürünmüştür. Tüketimin gerekliliğini yerine getiren günümüz sanatı varlığının tartışılabileceği düzlemi kaybetmiş, tüketimin bir uzlaşıcısı haline gelmiştir. Bu nedenle, sanatın neredeyse yok konumuna gelmesine sebep olan bu unsurların araştırılması ve kaynağının ne olduğunun incelenmesi gereği duyulmuştur. Bunun neticesinde de sanatın özellikle sosyal medya uygulamalarının kültürelleşen tüketimine ayak uydurmaya yönelmiş olmasının, sanatta yaratıcı-imgeleme/kavramsal-düşünme ediminin gerekliliğini ortadan kaldırma ya da önemsizleştirme amacına hizmet ettiği tespit edilmiştir.
Adam çalıştıranın sorumluluğu
Adam çalıştıranın sorumluluğu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda "özen sorumluluğu" başlığı altında düzenlenen ve kusursuz sorumluluğun en sık karşılaşılan türlerinden birisidir. Bu sorumlulukta gerek adam çalıştıranın gerekse çalışanın sorumluluğun doğması bakımından kusurunun olması aranmamaktadır. Sorumluluğun doğması ile birlikte adam çalıştıran hiçbir kusuru olmasa dahi zararın tamamından sorumlu tutulmaktadır. Ancak adam çalıştıranın sorumluluğu kurtuluş kanıtı ile yumuşatılmış bir sorumluluktur. Adam çalıştıran kendisinden beklenen objektif özen yükümlülüğüne uygun hareket etmek suretiyle sorumluluktan kurtulabilmektedir. Adam çalıştıranın özen yükümlülüğü her iş ve işletme bakımından ayrı değerlendirilmelidir. Adam çalıştıran görülen iş veya faaliyete göre çalışanın seçiminde, emir ve talimat vermede ve gözetim ile denetimde özen yükümlülüğüne uygun hareket etmekle yükümlüdür. Aksi takdirde çalıştıran zarar gören üçüncü kişinin uğramış olduğu zararları kusuru bulunmasa da tazmin etmek zorunda kalmaktadır. Bu çalışma ile adam çalıştıranın sorumluluğunun niteliği, hangi durumlarda sorumluluğunun söz konusu olacağı, özen yükümlülüğünün içeriği ve sorumluluğun sonuçları yargı kararları dikkate alınarak incelenmeye çalışılmıştır.
İnme geçiren hastalarda travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin fiziksel bağımlılık, travma ile başa çıkabilme algısı ve algılanan sosyal destek ile ilişkisinin incelenmesi
İnmenin yol açtığı psikososyal ve psikiyatrik tablolara yönelik literatür incelendiğinde, çalışmalarda depresyona odaklanıldığı görülse de inme gibi ani gelişen klinik tabloların travma sonrası stres bozukluğuna yol açtığı bilinmektedir. Bu çalışmada inme geçiren bireylerde travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin; sosyodemografik ve tıbbi veriler, bağımlılık düzeyi, travma ile başa çıkabilme algısı ve algılanan sosyal destek faktörleri ile ilişkisi incelenmiştir. Araştırma, Ankara ilindeki Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi'ne tanı ve tedavi için başvuran inme hastaları (n=218) üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türdedir. Araştırmada kullanılan ölçüm araçları; Sosyodemografik ve Tıbbi Özellikler Formu, Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçek, Modifiye Barthel İndeksi, Travma ile Başa Çıkabilme Algısı Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'dir. Ölçeklerden elde edilen puanlar, yaş ve inme sonrası geçen süre değişkenleri arasındaki ilişki, Pearson Sıra Korelasyon Katsayısı ile incelenmiştir. Çalışmada kullanılan tüm ölçeklerin skor puanları ve yaş, cinsiyet, inme sonrası geçen süre ve psikolojik destek ihtiyacı duyma değişkenlerinin Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçek üzerindeki yordayıcılığı ise Çoklu Regresyon Analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre inme geçiren hastaların %63,3'ü Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçeği'nden kesim noktasının üzerinde puan almıştır. Yapılan regresyon analizi sonucuna göre ise çok boyutlu algılanan sosyal destekte aile alt faktörü, travma ile başa çıkabilme algısında travma alt faktörü, cinsiyet ve psikolojik destek ihtiyacı duyma durumu değişkenleri; travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin %46,8'ini açıklamaktadır. İnme vakalarında travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin taranması, riskli grupların göz önünde bulundurulması önerilmektedir.
Madde bağımlılarının damgalanma sonrası bağımlılık döngüsü
Madde bağımlılığı giderek artan bir toplumsal sorun haline gelmiştir. Çalışmada ele alınan konu madde bağımlılarının damgalanma süreçleridir. Damgalanma, toplumda normal dışında olan ya da suç teşkil eden davranışlarda bulunan bireyler üzerinde gerçekleşir. Birey damgalanarak toplum tarafından da cezalandırılmış olur. Bu anlamda madde bağımlısı bireylerin toplum tarafından damgalanıp damgalanmadığı ve eğer damgalanmış iseler bu durumun bağımlılık süreçlerine etkisinin olup olmadığını ortaya koymak bu çalışmanın temel amacını oluşturmuştur. Araştırma evrenini Ankara'da tedavi olmuş ve olan madde bağımlıları oluşturmuştur. Kartopu örneklem seçimi yöntemiyle Ankara'da bulunan HİGED ve UBAM isimli tedavi merkezlerinde tedavi olmuş 20 madde bağımlısı bireyle gönüllülüklerine dayalı görüşmeler yapılmıştır. Nitel verilerin değerlendirilmesi için MAXODA11 nitel analiz programı ile tema analizi yapılmıştır. Çalışmanın bulgularına göre madde bağımlısı bireyler damgalanmış kişilerdir. Bu damgalanma sonucunda ise bağımlılık süreçleri olumsuz etkilenerek bağımlılık döngüsünden kurtulmalarının güçleştiği görülmüştür. Anahtar Sözcükler Madde bağımlılığı, Damgalanma, Haricîler
Tüketim toplumu bağlamında sosyal medya bağımlılığı
Geçmişten günümüze iletişimin ve bu bağlamda gelişen teknolojinin bireylerin hayatlarına dahil olması sonucu, bireylerin bir takım sosyal ağlar aracılığı ile tüketime gitmesi ve bu tüketim çılgınlığının bir takım sosyal medya bağımlıları doğururken sosyolojik ve fizyolojik olarak tüm toplumu etkilemesi ile halkla ilişkilerin bağdaştırılması ve ekonomik anlamda olumlu ya da olumsuz etkileri tez içerisinde işlenmiştir. Tüketim toplumu bağlamında sosyal medya bağımlılığının halkla ilişkiler açısından fayda ve zararlarından bahsedilmiştir.
Bağımlılıkla mücadelede belediyelerin rolü Güngören Belediyesi örneği
Bağımlılık tedavi edilmesi mümkün olan bir beyin hastalığıdır. Bağımlılık sadece bağımlı olan kişiyi değil aileleri ve çevreyi de etkilemektedir. En önemli ve en zararlı olan bağımlılık madde bağımlılığıdır. Bu tezin amacı uluslararası bir sorun olan bağımlılık konusunda Türkiye'nin iç ve dış politikalarını açıklamaktır. Bu politikalarını uygulama sürecinde kullandığı aktörler ve bu aktörlerin bağımlılıktaki etkileri araştırılmıştır. Bağımlılığın çeşitleri, etkileri ve sonuçları analiz edilmiştir. Dünya'da ve Türkiye'de bağımlılığın ne boyutta olduğu, bağımlılıkla ön plana çıkmış illerin madde bağımlılık durumu ortaya konulmuştur. Tez, Türkiye'nin uyuşturucu ile mücadele politikasını oluştururken en önemli dinamiklerinin dışta, uluslararası uyuşturucu kontrol mekanizmaları oluşturma girişimleri ve AB üyelik süreci olduğu, içte de birçok kurumun birlikte eşgüdümlü çalışmasıyla başarı elde edilebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte dışta BM'de UNODC ile AB'de EMCDDA'nın politika yapma sürecinin en güçlü aktörleri olarak Türkiye'de de madde bağımlılığı önleme ve tedavi için kurulan Yeşilay, Amatem, Çamatem ve Yedam gibi kurumların öne çıktığı saptanmıştır. Uyuşturucu ile mücadele konusunda yerel yönetimlerde en etkili kurum olan belediyelerin etkisi de giderek artıyor. Bağımlılar için açtıkları tedavi merkezleri, düzenledikleri paneller, sempozyumlar, yaptıkları maddi manevi yardımlarla oldukça önemli çalışmalar gerçekleştirmektedirler. Güngören Belediyesi olarak da ilçe meclis üyelerinden oluşan bir komisyonla ilçedeki bağımlılık durumu tespit edilerek kapsamlı bir rapor oluşturulmuştur. Rapor sonucunda ilçedeki kamu kurumlarının eşgüdümlü çalışarak Güngören'deki bağımlılığın en aza düşürülmesi amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Güngören, Bağımlılık, Uyuşturucu, Belediye, Madde
Evli çiftlerin sosyal fobi ve internet bağımlılık düzeylerinin bazı değişkenler açısından incelenmesi
Teknolojinin hızla gelişmesi ve tüm alanlarda gerekliliğinin artması ile birlikte internet bağımlılığı artmış ve sosyal ilişkilerde bozulmalar görülmeye başlamıştır. Bu durum giderek artmakta ve sosyal hayatta hızla bozulmalara neden olmaktadır. Bu çalışmada evli çiftlerin sosyal fobi ve internet bağımlılık düzeylerinin bazı değişkenler açısından değişiklik gösterip göstermediği incelenmiştir. Araştırmanın evrenini İstanbul'da yaşayan evli çiftler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da yaşayan 150 evli çift oluşturmaktadır. Örneklem grubu kolaydan örnekleme yöntemi ile oluşturulmuştur. Araştırma da Kişisel Bilgi Formu, Demografik Form, Liebowitz Sosyal Fobi Belirtileri Ölçeği, Problemli İnternet Kullanım Ölçeği kullanılmıştır. Sonuç şunu gösterdi: Çalışmayan Çiftlerde Problemli İnternet Kullanımının çalışanlara göre yüksek olduğu görülmektedir. Kaygı düzeyi çalışmayan çiftlerde çalışanlara göre yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca çalışmayan çiftlerde kaçınma davranışlar çalışanlara göre daha yüksek olduğu saptanmıştır.
Alkol ve madde bağımlılığı ile erken yaş dönemi uyum bozucu şemalar arasındaki ilişki
Bu çalışmada amaç alkol, madde bağımlısı ve sağlıklı kişiler arasında, erken yaş dönemi uyum bozucu şemalar ve ebeveynlik biçimleri bakımından bir fark olup olmadığını saptamaktır. Araştırma örneklemi, DSM-IV tanı ölçütlerine göre 30 alkol bağımlılığı ve 30 madde bağımlılığı tanısı alan iki hasta grubu ile demografik özellikler bakımından benzerlik gösteren 30 kişilik bir kontrol grubundan oluşmaktadır. Araştırma içerisinde veri edinme araçları olarak Young Şema Ölçeği, Young Ebeveynlik Ölçeği, DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme ve Ruhsal Belirtiler Tarama Listesi kullanılmıştır. Toplanan veriler, anova, t-test ve ki kare kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuçlara göre, alkol ve madde bağımlılığı ile Young erken yaş dönemi uyumsuz şemaları ve Young ebeveynlik biçimleri arasında ilişki olduğu tespit edilmiştir. Çıkan sonuçlar literatüre uygun biçimde tartışılmıştır.
Çocuklarda bilgisayar bağımlılığı ile depresyon ve anksiyete arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın genel amacı çocukların bilgisayar bağımlılığı düzeylerinin depresyon ve anksiyete düzeyleri açısından incelenmesidir. Araştırmanın çalışma grubunu İstanbul ilindeki ortaokullarda öğrenim gören 218'i kız, 177'si erkek olmak üzere 395 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada yer alan değişkenlerin ölçülmesi amacıyla katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Ergenler İçin Bilgisayar Bağımlılığı Ölçeği, Çocuklar İçin Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmada ilk olarak bilgisayar bağımlılığı, demografik değişkenlere göre ele alınmıştır. Araştırmanın istatistiksel analizlerinde değişkenlere bağlı olarak t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), tukey testi, Pearson momentler çarpımı korelasyon tekniği (LSD), Pearson korelasyon testi kullanılmıştır. Analizlerde yapılan t testi sonuçlarına göre cinsiyet değişkeni ile bilgisayar bağımlılığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Buna göre erkeklerin bilgisayar bağımlılığı kızlarınkinden yüksek bulunmuştur. Sınıf düzeyi ile bilgisayar bağımlılığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Buna göre sınıf düzeyi arttıkça bilgisayar bağımlılığı da artmaktadır. Anne baba birliktelik durumunu inceleyen t testi sonuçlarında bilgisayar bağımlılığı ile anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Analiz sonucuna bakıldığında anne babası ayrı olanların bilgisayar bağımlılıkları anne babası birlikte olanlarınkinden fazladır. Akademik başarı değişkenine dair t testi sonuçları incelendiğinde, bilgisayar bağımlılığı ile arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu görülmektedir. Akademik başarı 70 – 84.9 olanların bilgisayar bağımlılık puanları, 85 – 100 olanlarınkinden yüksek bulunuştur. Diğer karşılaştırmalarda istatistiksel olarak anlamlı farklılaşmalar saptanmamıştır. Bilgisayar kullanım süreleri değişkeni açısından bilgisayar bağımlılığı puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde farklılaşmanın olup olmadığı incelenmiş olup; bilgisayar kullanım süreleri arttıkça bilgisayar bağımlılığının arttığı sonucuna varılmıştır. Bilgisayar oyun oynama süresi değişkeni açısından bilgisayar bağımlılığı puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde farklılaşmanın olup olmadığını incelenmiş ve bilgisayar oyun oynama süreleri arttıkça bilgisayar bağımlılığının arttığı belirlenmiştir. Ekonomik durum değişkeni açısından bilgisayar bağımlılığı puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde bir farklılaşma bulunamamıştır. Araştırmada ikinci olarak asıl konuyu teşkil eden; çocuklarda bilgisayar bağımlılığı ile depresyon ve anksiyete arasındaki ilişki incelenmiştir. Yapılan analizlerde bilgisayar bağımlılığı ile depresyon puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Buna göre bilgisayar bağımlılığı puanı arttıkça depresyon puanı da artmaktadır. Son olarak bilgisayar bağımlılığı ile anksiyete puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Buna göre bilgisayar bağımlılığı puanı arttıkça anksiyete puanı da artmaktadır.
Ergenlerde sigara bağımlılığı ile ayrılma bireyleşme özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı sigara bağımlısı olan ergenlerin ayrılma bireyleşme düzeyleriyle psikolojik belirtilerin karşılaştırılarak incelenmesidir. Bu araştırma 2017-2018 eğitim öğretim yılında İstanbul İli Avrupa yakasındaki Güngören ilçesindeki bir özel ortaöğretim kurumundaki öğrencileri kapsamaktadır. 125 kız öğrenci ve 105 erkek öğrenciden oluşmaktadır. Denekler sigara bağımlısı ergenler ve sigara bağımlısı olmayan ergenler olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. 84 sigara bağımlısı ve 146 sigara bağımlısı olmayan, iki gruptan oluşan toplam 230 katılımcı araştırmanın veri tabanını oluşturmuştur. Bireysel Bilgi Formu, Fagerstrom Nikotin Bağımlılık Testi, Adolesan Ayrılma Bireyleşme Testi ve SCL 90-R Psikolojik Belirti Tarama Testi uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde Shapiro-Wilk testi ve Mann Whitney U Testleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda erkek öğrencilerin kız öğrencilere oranla daha fazla sigara içtiği, 17 yaş grubundaki ergen bireylerin sigara içme oranı istatiksel olarak diğer gruplardan daha yüksek olduğu, anne babası boşanmış bireylerin sigara içme oranı istatiksel olarak yüksek olduğu, sınıf tekrarı yapan ergenlerin sigara içme oranı istatiksel olarak yüksek olduğu, sigara içen arkadaşa sahip olan ergenlerin diğer gruplara göre istatiksel olarak daha fazla sigara içtiği saptanmıştır. Sigara bağımlısı olan katılımcıların SCL-90R toplam ölçek puanı sigara bağımlısı olmayan katılımcılara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur. Sigara bağımlısı olmayan katılımcıların yutulma anksiyetesi ile ihtiyacı inkâr etme alt ölçek skorları, sigara bağımlısı olan katılımcılara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmıştır. Araştırmanın sonunda yer alan sonuç, tartışma ve öneriler kısmında bulgulara dayalı olarak araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ergenlik Dönemi, Ayrılma Bireyleşme Kuramı, Sigara Bağımlılığı