Development policies
121 theses under this subject heading
Bir sürdürülebilir kalkınma modeli olarak endüstriyel simbiyoz ve KOBİ'lerde endüstriyel simbiyoz uygulamaları üzerine öneriler
Yüzyıllar boyunca doğal kaynakların sınırsız olduğunu varsayan insanoğlu; sadece daha fazla üretimi düşünerek, yaşadığı yerküreyi ve diğer canlıları göz ardı etmiş; ekonomik kalkınmanın ve büyümenin doğal kaynakları ve çevreyi tahrip etmeye başladığını sanayi devriminden çok sonra anlayabilmiştir. Çevrenin ve doğal kaynakların tahribinin günlük yaşayışı etkilemesiyle insanoğlu yeni üretim modelleri arayışına girmiştir. Bu arayış sonucu ortaya çıkan bir yaklaşım olan sürdürülebilir kalkınma, gelecek kuşakların ihtiyaçlarına cevap verme yeteneğini tehlikeye atmadan, şimdiki ihtiyaçların temin edilmesini hedef almaktadır. Bu yaklaşımın bir aracı olarak endüstriyel simbiyoz, çevresel odaklı yeni bir üretim modeli olarak uygulanmaya başlanmış ve kısa bir sürede kabul görerek bazı ülkelerde ulusal bir program haline bile gelmiştir. Uygulandığı ülkelerde çevresel odaklı olmasının yanında kaynakların etkin kullanımına da işaret eden endüstriyel simbiyoz uygulamalarının, işletmelerde üretim maliyetlerini düşürücü ve rekabet gücünü arttırıcı bir etki gösterdiği gözlemlenmiştir. Bu tezin amacı Türkiye'de henüz yeni bir kavram olan endüstriyel simbiyoz konusunu dünyadan başarılı örneklerle incelemek ve endüstriyel simbiyozun KOBİ'lerde uygulama yöntemleri üzerine öneriler sunmaktır. Bu amaçla, öncelikle sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı kavramsal düzeyde tarihsel gelişimiyle incelenmiş; dünyada, AB ülkelerinde ve Türkiye'de sürdürülebilir kalkınma konusunda yapılan çalışmalara değinilmiştir. Yapılan literatür taraması ile sürdürülebilir kalkınmanın bir aracı olarak endüstriyel simbiyoz uygulamaları hakkında teorik bilgiler verilmiş ve endüstriyel simbiyoz uygulamalarına ilişkin başarılı örnekler mercek altına alınmıştır. Bu başarılı uygulama örnekleri sektörel ve yönetsel düzeyde analiz edilerek KOBİ'lerdeki potansiyel uygulamalara ilişkin öneriler verilmiştir.
Siirt Üniversitesi'nin bölgesel kalkınmadaki rolü
Dünyada bilgi ekonomisine geçiş ve onun etkileri ile birlikte, bilgiyi üreten ve üretim sürecinde etkin kullanan firmaların, bölgelerin ve ülkelerin kalkınma sürecinde avantajlı bir konuma geldiği bir dönemde bulunmaktayız. Bu sebeple, üniversitelerin bilgiyi üreten ve yayan kurumlar olarak bölgesel kalkınmanın en önemli aktörleri haline gelmesi kaçınılmaz bir gerçek haline gelmiştir. Bu çalışmada, yeni kurulan genç ve dinamik üniversitelerden biri olan Siirt Üniversitesi'nin bölgeye bilgi temelli ve ekonomik temelli etkileri çerçevesinde bölgesel kalkınmadaki rolü incelenmiştir. Bu doğrultuda Siirt ili esnafına ve Siirt Üniversitesi bünyesinde okumakta olan öğrencilere olmak üzere 2 farklı gruba anket uygulaması yapılmıştır. Anketler iki farklı formda oluşturulmuş ve anket soruları toplam 1325 Siirt Üniversitesi öğrencilerine ve 675 Siirt esnafına yüz yüze görüşme şeklinde uygulanmıştır. Siirt Üniversitesi öğrencilerine yaşadıkları şehirde yaptıkları harcamalar ve Siirt Üniversitesi'ne yönelik görüşleri, Siirt ili esnaflarına ise üniversiteyi nasıl algıladıklarını ve ekonomiye bakış açılarına yönelik sorular yöneltilmiştir. Elde edilen anket verileri değerlendirilmiş ve henüz teşkilatlanma süreci devam eden Siirt Üniversitesi için çeşitli önerilerde bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Siirt Üniversitesi, Siirt İli, Bölgesel Kalınma, Anket
Kalkınma planlarının Siirt ekonomisi üzerine etkileri
Bu tezin temel amacı, 1963'ten 2018 yılana kadar uygulanan on tane kalkınma planın Siirt ilinin gelişimine etkisini incelemektedir. Bu çalışma aynı zamanda kalkınma planlarının bir ilin ekonomisi üzerine etkisinin incelenmesi açısında bir ilki taşımaktadır. Çalışmada elde edilen sonuçlar ışığında ileride Siirt ili için yapılacak plan ve programlara yön vermesi için önerilerin verilmesi amaçlanmaktadır. Bu amacı gerçekleştirmek için Siirt ilinin zaman içindeki verileri kullanılarak kalkınma planları sonucu iyileştirmeler gözlemlenmiştir. Siirt ilinin Türkiye'nin gelişmişlik göstergelerine göre son sıralarda olduğu tespit edilmiş olmakla birlikte Siirt ilinin sıralamada son sıralarda yer alması 50 yıl öncesinin sosyo-ekonomik şartlarda devam ettiğini göstermemektedir. Siirt'in kalkınması Türkiye ortalamasının üstünde olmadığı için alt sıralardaki yeri değişmemiştir, fakat eskiye oranla beş yıllık kalkınma planları sayesinde bir gelişme sağlanmıştır.
Bölgesel kalkınmada arıcılık sektörünün rolü: Bitlis ili örneği
Arıcılık ürünlerinin tüm dünyada üretiminin ve ticaret hacminin artması bu sektörün gelişme potansiyelinin yüksek olduğunu göstermektedir. FAO yayınladığı raporlarda arıcılığın ülke ekonomisi için önemli olmasından çok daha ötede çevre için önemli olduğunu belirtmekte ve arıcılığı teşvik edecek yayınlar yapmakta ve çalışmaları desteklemektedir. FAO başarılı bir yatırım politikası için 4 çeşit sermayenin (fiziksel, beşeri, doğal ve sosyal sermaye) gerekli olduğunu belirtmektedir. Bitlis'in nüfusu incelendiğinde şehrin net göç veren illerden biri olduğu ortaya çıkmaktadır. 2017 yılında yapılan sosyo-ekonomik gelişmişlik endeksine göre 76'ıncı sırada olması net göçün en önemli sebebidir. Bitlis'in topoğrafyası göz önüne alındığında ilin sadece %15,72'sinin tarıma elverişli alan statüsünde olması il için büyük bir kısıtın var olduğunu ortaya koymuştur. Bitlis'teki demografik ve coğrafik bilgiler derlenmiştir. Şehirdeki arıcılık faaliyetlerine ilişkin makro verilere ek olarak sahadaki mevcut durum ve yaşanan olumsuzlukların tespit edilmesi amacıyla 25 kişiye anket yapılmıştır. Bitlis coğrafi yapısıyla arıcılığa uygun, demografik yapısıyla da arıcılık gibi bir bölgesel kalkınma politikasına ihtiyaç duymaktadır. Bitlis'te arıcılığın geliştirilmesi belirtilen engellerin birçoğu devlet tarafından kolaylıkla ortadan kaldırılabilecek ve Bitlis halkının gelir seviyesinin artmasını sağlanabilecektir.
Batman Üniversitesi'nin bölgesel kalkınmadaki rolü
Üniversiteler, toplumun ekonomik ve sosyal altyapısını oluşturan; ulusal düzeyde eğitim, öğretim, kültürel ve bilimsel düşünce kuruluşları gibi çeşitli işlevleri yerine getiren kurumlardır. Üniversite hedefleri arasında bilginin üretimi, korunması, iletilmesi ve yaygınlaştırılması yer alır. Üniversite eğitiminin amacı; bilgi çağında evrensel değerlere sahip, sorgulayan, akılcı ve bilimsel düşünen, üreten, geliştiren ve sorumlu etik değerleri koruyan bireyler yetiştirmektir. Çok partili sisteme geçişle birlikte yükseköğretimin ülke genelinde dengeli dağılımı temel ilkelerden biri olarak kabul edilmiş ve bu doğrultuda üniversitenin bulunduğu bölgeye sosyo-ekonomik katkılar başlamıştır. 1990'lı yıllardan bu tarafa araştırılmış ve incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı;Batman Üniversitesi öğrencilerinin sosyo-ekonomik özelliklerini, günlük alışkanlıklarını, belirli alanlardaki tutumlarını, çeşitli harcama kalemlerinin miktarını ve Batman Üniversitesi öğrencilerinin Batman iline yapmış oldukları katkıları ortaya çıkarmak; Batman ili esnafının ise üniversiteye ve üniversite öğrencilerine bakış açılarını açıklamaktır.Anket, Batman Üniversitesi Merkez Yerleşkesi ve Batı Raman Yerleşkesinde öğrenim gören 587 öğrenciye ve 450 Batman esnafına kapalı ve açık soru yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Anket yoluyla elde edilen veriler SPSS.21 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda Batman Üniversitesi ve Batman Üniversitesi öğrencilerinin Batman ili ekonomisine katkıları nicel olarak hesaplanmıştır.
Türkiye de bölgesel kalkınma perspektifinden göç ve entegrasyon bağlamında Suriye göçü
Türkiye yaşam tarzı olarak benimsediği ve derin geçmişi ile kök saldığı Anadolu topraklarına gelmeden önce atlı göçebe kültürün bir parçası ve bu kültüre dayalı olarak geldiği Anadolu da Avrupa ve Asya arasında bir geçiş yolu güzergahı olmuştur. Hammaddenin, bilginin, kültürün bu topraklar arasında geçişine tanıklık ederken kimi zaman kaynak ve alıcı değişiklik gösterse de kanal olarak Türkiye'nin bu iletişim ağındaki rolü değişmemiştir. Göç tarihinin getirdiği tecrübeyle Türkiye 2011 de Suriye kitlesel hareketine karşı Açık kapı politikası uygulamış ve misafir, muhacir olarak nitelendirdiği Suriyelilerle bir bağ ve yakınlık ilişkisini din birliği üzerinden kurarak göçü sindirmeye ve ayrıştırmaları en aza indirerek etkileri hafifletmeye çalışmıştır. Ancak misafir olarak nitelendirilen bu hareket düzenli bir şekilde olmamakla birlikte şehirlere orantısız bir şekilde dağılım göstermiştir özellikle gelişmemiş şehirlere olan bu yoğun göç hareketi bölgesel kalkınma açısından şehirleri sosyoekonomik alanlarda daha zor bir durum içerisine sokmuştur. Bu durum entegrasyonu zorlaştırmıştır. Bu çalışmanın amacı savulan bu tezi verilerle ortaya koymak ve öneriler sunmaktır. Yöntem olarak teorik verilerin, bilimsel makalelerin incelenmesi benimsenmiştir.
Bölgesel ekonomik kalkınmada sivil toplum kuruluşlarının önemi: Hakkari ili örneği
21. yüzyılda kalkınma kavramı bütün dünyanın neredeyse ortak sorunu haline gelmiştir. Günümüzde sıkça dile getirilen kalkınma kavramı 21. yüzyılda ortaya çıkan bir kavram olmayıp bireylerin varoluşundan bu yana toplumsal bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Devletler kalkınma problemini çözmek için çeşitli politikalar üretmişlerdir. Özellikle İkinci Dünya Savaşının yıkıcı etkisinden sonra devletlerin kalkınmasında sivil toplum kuruluşlarının önemi göz ardı edilmeyecek kadar yüksektir. Son dönemlerde teknoloji ile birlikte globalleşen dünyada insanların daha fazla etkileşime geçtiği sivil toplum kuruluşlarının önemi günden güne artmaktadır. Bu tez çalışmasında, bölgesel kalkınmada sivil toplum kuruluşları (STK)'nın rolü ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada uygulanan anket sonucunda; Hakkari ilinin kalkınması için Hakkari ilinde bulunan sivil toplum kuruluşlarının tanıtım reklam politikalarının doğru ve etkin kullanılmadığı, bundan dolayı şehrin imaj sorununun olduğu, bazılarının halkın çıkarlarını öncelemeyen ve Hakkari ilinin temel sorunlarını göz ardı eden bir anlayışa evrildikleri dile getirilmiştir. Hakkari ilinde kalkınmanın gerçekleşebilmesi için Hakkari'de bulunan bütün sivil toplum hareketlerinin beraber hareket etmesi ve sivil toplum kuruluşlarının etkinlik sahasının genişletilmesi, halkın refah seviyesini yükseltecek sosyoekonomik projeler meydana getirmesi, devletin güçlü kurumlarından daha fazla destek bekledikleri sonuçları ortaya çıkmaktadır.
Bölgesel kalkınmada coğrafi işaretler açısından kamu kurumlarının eğilimi ve rolü Siirt örneği
Coğrafi işaretler, bir ülkenin sınırlı alanlarına has ve beşerî şartlarına bağlı olarak ortaya çıkan nadir ürünler olarak ifade edilmektedir. Coğrafi işaretler bu anlamda hukuki yaptırımları olan, ürünü, üreticiyi ve tüketiciyi koruyan bir sistem kurmaktadır. Türkiye'de ve çeşitli ülkelerde 2000'li yıllarda önemi günden güne artmaya başlayan coğrafi işaret uygulamalarının ekonomik açıdan ihmal edilen öneminin ele alındığı bu çalışmada; coğrafi işaretlerin kırsal ekonominin kalkınmasındaki yeri üzerinde durulmuştur. Araştırmada Siirt ili örneği üzerinde durulurken TR3 bölgesine de değinilmiştir. Coğrafi işaretlerin çeşitli ülkelerin ekonomileri üzerindeki etkileri incelendiğinde; coğrafi işaret ile tescillenmiş ürünlerin, varlıkların ekonomik anlamda getirisi ile yaratılan katma değer ve istihdamı artırarak bölgesel ve kırsal kalkınmayı olumlu yönde etkisi sayesinde gelişmiş ülke ekonomilerinde vazgeçilmez bir öneme sahip olduğu görülmektedir. Ülkemizde coğrafi işaret girişiminin henüz gerekli ilgiyi görmemiş olması ve çalışma alanı açısından henüz etkili bilinçlendirme çalışmalarının eksik kalması nedeniyle, dünya piyasalarına kolaylıkla girebilecek bölgesel tarımsal ve endüstri ürünlerinin piyasa içerisinde istenilen yeri edinemediği görülmüştür.
Kalkınma ajanslarının bölgesel kalkınma üzerine etkileri: Batman örneği
Bölgesel kalkınma, günümüzde topyekûn bir gelişimi ifade etmekle beraber yerelde kendine özgü kaynakların ortaya çıkartılması ve söz konusu bölgede yaşayan insanların üretime katılması gibi bir nitelik ve anlam kazanmıştır. Türkiye'de kamu hizmetleri, doğrudan merkezden söz konusu bölgelere aktarılırken, zamanla bu politikadan vazgeçilmiş ve kalkınmayı hızlandıracak hizmetleri ya da projeleri, bölgede yaşayan insanların daha iyi bileceği anlayışı benimsenmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkenin gelişmişlik düzeyinin az olması bölgesel kalkınma konusundaki çalışmaların da az olmasına sebep olmuştur. Gelişmişlik arttıkça dönüşüm başlamış ve bölgesel kalkınma da bu dönüşümün sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada; günümüzde önemi gittikçe artan bölgesel kalkınmanın ne ifade ettiğini, bölgesel kalkınmanın sağlanabilmesi için bölgesel kalkınma ajanslarının etkileri incelenmiştir. Çalışmada Dicle Kalkınma Ajansı'nın Batman ili özelindeki etkileri saptanmaya çalışılmıştır.
Impacts of eu pre-accession funds on regional growth in Turkiye: A spatial analysis
This thesis aims to investigate the influence of Instrument for pre-Accession Assistance (IPA) funds, which is a part of its candidacy process for joining the European Union (EU), on the regional growth in Türkiye. Our study focuses on analyzing the economic growth impacts of these funds and their spatial dimension, considering their implementation through the decentralized implementation system (DIS) method. As there is currently a dearth of empirical data on this subject, the aim of this study is two-fold. Firstly, our aim is to establish a comprehensive data set on EU pre-accession funds at regional level. Secondly, in order to close this gap, this thesis examines the effects of EU pre-accession, particularly IPA, funds on Türkiye's regional growth by using the established comprehensive data set. To our knowledge, it will be the first study to analyze the impacts of EU pre-accession funds on regional growth of Türkiye by using spatial econometrics techniques. After conducting the required statistical selection processes, we apply spatiotemporal fixed-effect Spatial Durbin Model with log-transformed spatially-lagged variables to estimate the model. As far as our main explanatory variable, IPA funds is concerned, our estimation results point out that there is no statistically significant impact of IPA funds on the growth of the local economy. Our estimation results also address the other important determinants of regional growth in Türkiye. Our results show that there is a pattern of conditional regional convergence, where regions having lower initial GDP points tend to experience more rapid economic growth, gradually catching up to regions with higher initial GDP levels. The coefficients of the employment rate as well as innovation variables are significantly positive in the model's main estimation part, which shows the positive influence of an increase in employment and innovation on regional economic growth. Our findings also reveal that spatial interactions between provinces play a crucial part in economic growth and highlight the importance of spatial analysis.
Ortadoğu ülkelerinde ekonomik kalkınma; İran ve Suudi Arabistan örneği
Ortadoğu coğrafyası, konumu ve tüm doğal zenginlikleri ile hem siyasi hem de ekonomik olarak önemli bir yere sahiptir. Bu ülkelerde başlıca ekonomik kaynak doğal zenginlikleridir. Ekonomik açıdan en büyük gelir kaynağı bu ülkelerde petroldür. Ortadoğu coğrafyasında yer alan ülkelerin ekonomileri petrol üretimleriyle bağlantılı olarak gayet iyi durumdadır. Bu ülkelerin en büyük sorunu, sürekli olarak yaşanan siyasi sorunlardır. Yaşanan siyasi sorunlar nedeniyle bu ülkelerde sürekli olarak bir kaos ortamı oluşmakta ve ülke ekonomileri buna bağlı olarak olumsuz etkilenmektedir. Yapılan bu çalışmada, birer Ortadoğu ülkesi olan İran ve Suudi Arabistan'ın ekonomik açıdan ülke kalkınmasında rol oynayan tüm faktör ve etmenler tespit edilerek detaylı bir şekilde incelenecektir. Ekonomik kalkınmanın hakkında genel bir bilgi verilirken, ekonomik kalkınmada yol gösterici olan makroekonomik değişkenlerden ve bu değişkenlerin ekonomiye olan etkisinden bahsedilecektir. Ayrıca, İran ve Suudi Arabistan'ın ekonomik yapısı incelenerek bu ülkelerin ekonomik olarak kalkınmasında rol oynayan faktör ve ekonomik değişkenlerin neler olduğundan bahsedilecektir. Ayrıca bu iki ülkenin ekonomik açıdan birbirleriyle benzerlik gösterip göstermediği incelecektir. Son olarak Türkiye ile bu iki ülkenin tüm ticari ve ekonomik ilişkileri detaylı bir şekilde incelenerek değerlendirilecektir. Değerlendirme sonucunda bu iki ülkenin Türkiye açısından ekonomik önemi değerlendirilmiştir. Ayrıca bu iki ülkenin dış ticaretlerinin ekonomik büyümelerine olan etkisi Granger Nedensellik Analizi ile ölçümlenmiştir ve çıkan sonuca göre ihracat oranı ile ekonomik büyüme oranı arasında çift taraflı bir ilişki olduğu sonucu elde edilmiştir.
Uluslararası kuruluşları sürdürülebilir kalkınma politikaları: OECD örneği
Sürdürülebilir kalkınma süreci, yoksulluğu ortadan kaldıran büyüme yapısının sosyal ve çevresel iyileştirmelerle uyumlaştırmasını gerektirmektedir. Toplumun, ekonominin değişim ve dönüşümünde birbiri ile ilgili pek çok faktör etkili olmaktadır. Uluslararası sistem değişim ve dönüşüm geçirmektedir. Bu değişim ve dönüşümüm önemli bir parçası olan uluslararası kuruluşlar sürdürülebilir kalkınmanın önemine değinmektedir. Uluslararası kuruluşlar, toplumların refah düzeyini artırmak, çevrenin korunması ve sosyal yapının iyileştirilmesi için çeşitli politikalar üretirler. Uluslararası kuruluşlar, ekonomik, teknik, politik ve kültürel işlevlere sahip, bir yapıdadır. Söz konusu işbirliği aktörlerinden biri olan OECD, geniş bir veri ağına sahip olmanın avantajını kullanarak, yaptığı çalışmalarla günümüzde büyük önem taşıyan sürdürülebilir kalkınma konusuna önemli katkılar sağlamaktadır. Sürdürülebilir kalkınma, bugünün ihtiyaçlarını kaşılarken gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için insan ile doğa arasında denge oluşturması olarak tanımlanmaktadır. İnsan ile doğa arasında dengenin sağlanabilmesi için uluslararası kuruluşların sürdürülebilir kalkınma konusunda küresel çapta politikalar üretmesi gerekmektedir. Çevresel ve ekonomik unsurları birleştiren sürdürülebilir kalkınma kapsamında uluslararası kuruluşların geliştirdiği politikalara değinilecektir. Bu çerçevede OECD'nin sürdürülebilir kalkınma politikalarının analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimler: Sürdürülebilir Kalkınma, Çevre, Toplum, Uluslararası Kuruluşlar, OECD.
Demokratik ve otokratik liderlik tarzlarının bütünleşik kalkınmaya etkisinde yönetim niteliğinin rolü
Bu doktora tezinde demokratik ve otokratik liderlik tarzları, ekonomik ve sosyal kalkınmayı birlikte kapsayan bütünleşik kalkınma kavramı ve yönetim niteliği kavramları arasındaki ilişki incelenmiştir. Yapılan çalışma ile demokratik ve otokratik liderlik tarzlarının bütünleşik kalkınmaya etkisi ve yönetim niteliğinin aracılık etkisi bulunmaya çalışılmıştır. Araştırma İstanbul ili sınırları içinde yaşayan 18 yaş ve üstü 530 kişi ile yapılmış ve araştırma verileri yüz yüze anket yöntemiyle toplanmıştır. Anket Likert'in Demokratik Liderlik ve Otokratik Liderlik, Ekonomik Kalkınma, Sosyal Kalkınma, Yönetim Niteliği ölçeklerini içermektedir. Soru formunun güvenilirlik (Reliability) analizi için SPSS programı kullanılmıştır. Çalışma verileri, IBM SPSS Statistics 25 programına aktarılarak analizler tamamlanmıştır. Veriler analiz edilirken kategorik değişkenler için frekans dağılımları, sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistiklerden (ort±ss) yararlanılmıştır. Uygulanacak analizlere karar verebilmek için ölçek puanlarına Kolmogorov Smirnov normallik testi uygulanmıştır. Kolmogorov Smirnov normallik testi sonucunda puanların normallik varsayımını sağladığı görülmüş; hipotezleri sınamak adına korelasyon, açıklayıcı faktör ve regresyon analizleri kullanılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda demokratik liderlik tarzının ekonomik ve sosyal kalkınma; dolayısı ile bütünleşik kalkınma üzerinde olumlu etkisinin olduğu ve yönetim niteliğinin aracılık ettiği sonucuna varılmıştır. Otokratik liderlik tarzının ise ekonomik ve sosyal kalkınmaya, dolayısıyla bütünleşik kalkınmaya etkisinin bulunmadığı tespit edilmiş, bu sebeple yönetim niteliğinin aracı etkisi ölçümlenememiştir. Anahtar Kelimeler: Demokratik Liderlik, Otokratik Liderlik, Ekonomik Kalkınma, Sosyal Kalkınma, Bütünleşik Kalkınma, Yönetim Niteliği
Kırsal kalkınmanın aracı olarak Van'da hayvancılık faaliyetleri
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kırsal alana yönelik bilimsel çalışmaların arttığı görülmektedir. Dünyada ve Türkiye'de kırsal alanların içinde bulunduğu sosyo-ekonomik durum, kırdan kente göçün artmasına neden olmuştur. Göç olgusu kentleşmeyi de beraberinde getirmiş fakat kentlileşme aynı hızda gerçekleşmemiştir. Bu durum kırsal sorunların kentlere taşınmasına neden olmuş ve kırsal yapının bir bütün olarak kentlere taşınması "Kırsal Kalkınma" olgusunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kırsal nüfusun ekonomik gelirlerini ve yaşam kalitelerini arttırmayı amaçlayan kırsal kalkınmanın kapsadığı çalışmaların başında özellikle tarım ve hayvancılık faaliyetleri gelmektedir. Bu çalışmanın temel amacı bölge ve Türkiye küçükbaş hayvancılığında birinci sırada yer alan Van'ın hayvancılık faaliyetlerinin kırsal kalkınma üzerindeki etkisini ortaya çıkarmaktır. Yörenin sosyo-ekonomik yönden kalkınması bakımından hayati öneme sahip olan hayvancılık faaliyetlerinin önünde yatan engelleri tespit etmek hedeflenmektedir. İl hayvancılığının kültürel temellere dayanması, coğrafi koşullardan dolayı tarımın sınırlı olması ve kırsal nüfusun büyük çoğunluğunun temel geçim kaynağının sadece hayvancılık olması bu çalışmanın en önemli gerekliliklerindendir. Van, toplam hayvan sayısı bakımından Türkiye'de Konya'dan sonra ikinci sırada, küçükbaş hayvan sayısı bakımından da 2,7 milyon hayvan ile birinci sırada yer almaktadır. Buna rağmen yeterli verim sağlanamamakta ve hayvancılık faaliyetleri gittikçe azalmaktadır. Bu durumun temel nedenlerini ise toplam kırsal alanın yaklaşık % 30'unda güvenlik gerekçesiyle uygulanan yayla ve mera yasakları, yem ve saman fiyatlarının yüksek olması, yayla ve meraların aileler tarafından bölünmesi-sahiplenilmesi ve bazı yıllar etkili olan kuraklık oluşturmaktadır. Hayvan sayısı bakımından önemli olması, verimin yetersiz olması ve aşılabilir engellerin olması bu çalışmanın gerekli olduğu sonucuna varılmıştır. "Kırsal Kalkınmanın Aracı Olarak Van'da Hayvancılık Faaliyetleri" adını taşıyan bu çalışma doktora tezi olarak hazırlanmıştır. Çalışma beş ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk bölümü alan ile ilgili temel coğrafi bilgileri ve çalışmanın metodolojisini içermektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde kırsal kalkınma olgusuna yönelik temel kavramlar ve dünya ile Türkiye'deki durumları üzerinde durulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde dünyada ve Türkiye'de hayvancılığın tarihsel gelişimi, mekânsal dağılışı ve güncel durumu değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde Van'da hayvancılığının coğrafi temelleri, mekânsal dağılışı, yapılan hayvancılık faaliyetleri ile türleri, Van'da hayvancılığın tarihsel gelişimi, hayvancılığın il ekonomisi üzerindeki etkisi ve hayvansal üretim ele alınmıştır. Çalışmanın alan araştırmasına dayanan son bölümünde ise elde edilen bulgular üzerinde durulmuştur. Alan araştırması kapsamında Van'ın 75 kırsal mahallesinde (köyünde) 225 kişi ile görüşülerek karma yöntem ile veri elde edilmiştir. Sahadan elde edilen veriler ışığında Van'da hayvancılığın temel sorunları tespit edilmiş ve muhtemel çözümleri üzerinde durulmuştur. Bu veriler Coğrafi Bilgi Sistemlerinin mekânsal betimleme teknikleriyle görselleştirilmiş ve çalışmanın zenginleşmesi sağlanmıştır. Çalışmada aynı zamanda TÜİK ile Tarım ve Ormancılık Bakanlığı verilerinden faydalanılmıştır.
Sürdürülebilir kalkınma sağlık ekonomisi ilişkisinin Van ilinde analizi
Sürdürülebilir kalkınma, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme yeteneğini ortadan kaldırmaksızın şimdiki neslin ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurları arasında ekonomik unsurlar, sosyo-kültürel unsurlar ve çevresel unsurlar yer almaktadır. Açlığın azaltılması, nitelikli eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliği, temiz su ve sıhhi koşullar, insana yakışır iş ve ekonomik büyüme, sanayi- yenilikçilik ve altyapı, eşitsizliklerin azaltılması, sorumlu tüketim ve üretim, sudaki yaşam, karasal yaşam, barış ve adalet, yoksulluğun azaltılması, erişilebilir temiz enerji, sürdürülebilir şehir ve yaşam alanları ile sağlıklı bireyler sürdürülebilir kalkınmanın temel hedeflerinden bazılarıdır. Bu hedeflere ulaşmada sağlık önemli göstergelerden biri olarak kabul edilmektedir. Sağlık insanoğlunun temel ihtiyaçlarından biridir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan tanıma göre sağlık; bireylerin fiziki, ruhsal ve sosyal yönden tam iyilik halleri olarak ifade edilmektedir. Doğaldır ki bu tam iyilik hali yaşanılan ekonomik kalkınma ve onun etkilediği çevre ile yakından ilişkilidir. Sürdürülebilir kalkınmanın hedeflerini değerlendirmede kullanılacak sağlık göstergeleri arasında beslenme durumu, ölüm oranı, hijyen koşulları, içme suyu, sağlık hizmetler gibi değişkenler yer almaktadır. Bütün bu değişkenlerin değerlendirilmesi , sağlık adına yapılan çalışmalarında daha verimli olması için ekonomi biliminin alt dalı olarak sağlık ekonomisinin payı artmıştır. Bu tez çalışması kapsamında ''Sürdürülebilir Kalkınma Sağlık Ekonomisi İlişkisinin Van İlinde ki Analizi'' ortaya konulmuştur. Çalışmada Sürdürülebilir Kalkınma tanım ve kapsamı ile Sağlık Ekonomisi tanım ve kapsamı ve gelişimi ele alınmıştır. Van ilinde yaşayan vatandaşlara uygulanan anket çalışması ile Sürdürülebilir Kalkınma Sağlık Ekonomisi İlişkisinin Van İlinde ki Analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda Sürdürülebilir Kalkınma ve Sağlık Ekonomisi arasında olumlu bir ilişki olduğu ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler : Sürdürülebilir Kalkınma, Sağlık Ekonomisi, Van
Türkiye'de İslamcılık ve kalkınma ilişkisi: Milli Görüş Hareketi
Kalkınma düşüncesi, ilerleme, gelişme, büyüme ve modernleşme kavramlarının ideolojik düzlemde yeniden üretilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Azgelişmiş olgusundan hareketle tanımlanan kalkınma kavramının düşünsel ve tarihsel arka planı, gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşmaktır. Azgelişmiş bir ülke olarak Türkiye'de, kalkınma tartışmaları nasıl bir kalkınma olacağı problematiği üzerinden farklı siyasal hareketler tarafından tartışılmıştır. Siyasal bir hareket olarak ilk defa Osmanlı İmparatorluğu'nda ortaya çıkan İslamcılık, Cumhuriyet döneminden sonra 1960'larda kalkınma söylemi ile farklı bir siyasal alanı oluşturmuştur. Mili Görüş Hareketi olarak adlandırılan Siyasal İslamcı hareketin ideolojik çizgisini kalkınma düşüncesi belirlemiştir. Bu bağlamda kalkınma düşüncesinin Milli Görüş Hareketiyle yakın ilişkisi vardır. Milli Görüş Hareketi, maddi kalkınma, manevi kalkınma, Adil Düzen ve sürdürülebilir kalkınma düşüncesiyle birlikte azgelişmişlik sorununa ve modernleşme hareketlerine alternatif çözüm arayışının bir ürünüdür. Buradan hareketle çalışmamızın amacı Milli Görüş Hareketi'nde kalkınma söyleminin tarihsel ve maddi koşullar bağlamında incelenmesidir. Anahtar Kelimeler : Kalkınma, İslamcılık, Necmettin Erbakan, Milli Görüş Hareketi, Maddi ve Manevi Kalkınma, Adil Düzen.
İçsel büyüme modelleri ve 1980 sonrasında Türkiye'de kalkınma politikaları
Bu çalışmada, iktisat biliminin ortaya çıktığı dönemden günümüze kadar geliştirilmiş olan iktisadi büyüme ve iktisadi kalkınma modelleri ile birlikte 1980 sonrası Türkiye ekonomisinde uygulanan kalkınma politikaları incelenmiştir. Özellikle 1980 sonrasında ortaya çıkmış olan İçsel büyüme modelleri çerçevesinde Türkiye'de uygulanan kalkınma politikaları ele alınmıştır.Çalışmanın oluşturulmasında öncelikle, iktisadi büyüme ve iktisadi kalkınma kavramalarını açıklamaya yönelik literatürde yer alan modeller hakkında teorik bilgi verilmiştir. Çalışmanın devamında, 1980 sonrasında Türkiye ekonomisinde uygulanan kalkınma politikaları içsel büyüme modellerinde öne çıkan kavramlar olan beşeri sermaye, teknolojik gelişme ve kamu politikaları kavramları doğrultusunda ele alınmıştır. Uygulanan kalkınma politikaları, 1980 sonrasında uygulanan kalkınma planları dönemleri itibariyle belirlenmiştir.Yapılan çalışmayla, 1980 sonrasında Türkiye'de uygulanan kalkınma politikalarında teknolojik gelişmeye ve eğitime yeterli önem verilmediği için beşeri sermaye verimliliğinde yeterli artışın sağlanamadığı ve kamu politikalarının ekonomik büyümeyi sağlayıcı yönde uygulanmadığı sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Büyüme Modelleri, İçsel Büyüme Modelleri, Kalkınma Politikaları, Maliye Politikası, Para politikası, Teşvikler, Türkiye'de Kalkınma Politikaları
Türkiye'de bölgesel kalkınma politikalarında kalkınma ajanslarının rolü ve istihdama etkisi: Zafer Kalkınma Ajansı örneği
Bu çalışmada Sanayi Devrimiyle ortaya çıkan ve 1929 Ekonomik Krizi ile derinleşen bölgesel dengesizlik sorununa yönelik tarihsel sürece değinilmiştir. Geçmişten günümüze bu soruna yönelik ortaya çıkan politikalar incelenerek özellikle son dönemlerde büyük önem kazanan Kalkınma Ajanslarına yer verilmiştir. Çalışmada Türkiye'de kurulan kalkınma ajanslarından, Afyonkarahisar, Kütahya, Manisa ve Uşak illerini kapsayan, Zafer Kalkınma Ajansı örnek alınarak kalkınma ajanslarının bölge istihdamı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu kapsamda Zafer Kalkınma Ajansı'nın proje türlerinden biri olan Rekabetçi KOBİ Mali Destek Programı(RKMDP) ile yapılan projeler baz alınmış ve bu projelerin bölge istihdamı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda, RKMDP projelerinin bölge istihdamını olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Bu projelerle ile (Sonuçlanan projelere göre) bölgede 100 kişi istihdam edilmiştir. Ayrıca tüm projeler tamamlandığında bu sayının 200 kişiye ulaşacağı beklenmektedir. Bu projelerle hedeflenenin üstünde bir başarı elde edildiği sadece istihdam değil makine, ekipman ve yeni ürün sayısıyla da ispatlanmıştır. Bu sonuca göre, ajansın projelerinde istenilen sonuca ulaşabildiği ve RKMDP projeleriyle istihdam da etkin olduğu görülmüştür. Türkiye'de kalkınma ajanslarının uyguladığı projelerle bölge istihdamlarının özellikle bölgede ve genel anlamda da ülkede istihdam sayısının artmasında etkisi olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ajans, Avrupa Birliği, Bölge, Bölgesel Kalkınma, Kalkınma Ajansları, İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması
Refah devleti ve sürdürülebilir kalkınma: Nordik model
Tarih boyunca görülen toplumsal eşitsizlikler, Sanayi Devrimi ile birlikte üretim ve tüketim ilişkilerinin değişmeye başlaması ile beraber işçi-işveren sınıfı arasında büyük bir sorun haline gelmiştir. Bu sorun, işçi sınıfının örgütlü şekilde hak arama çabalarıyla başka bir boyuta taşınmış ve halk tabanından gelen refah talebi karşısında devlet otoritesinin tanımı değişmiştir. Bu süreçte; Birinci Dünya Savaşı, 1929 Büyük Ekonomik Buhranı ve İkinci Dünya Savaşı gibi büyük yıkıcı etkileri olan olaylar sonucunda egemen yaklaşım "laissez faire" ekonomik yaklaşımı, yerini "Keynesyen" ekonomik yaklaşıma bırakmış ve ekonomide devlet müdahalesi meşru görülmeye başlanmıştır. Böylece, Refah Devleti anlayışı kurumsallaşmasını tamamlamıştır. Keynesyen yaklaşım çerçevesinde Refah Devleti anlayışı, özellikle 1950-1973 yılları arasında en görkemli yıllarını yaşamıştır. 1970'li yıllardan itibaren ortaya çıkan ekonomik ve siyasal krizler neticesinde neo-liberal politikalar hâkim paradigma konumuna geçmiş, ülkeler kendilerini bu çerçevede konumlandırmaya başlamışlardır. Bu nedenle, Refah Devleti anlayışında büyük bir değişim ve dönüşüm yaşanmıştır. Ancak; Nordik ülkeleri bu değişim ve dönüşüm rüzgârı karşısında, kendilerine özgü kurumsallaştırdıkları Refah Devleti kavramının temel değerlerine sıkı sıkıya tutunmuş ve bu refah anlayışını sürdürülebilir kılabilmişlerdir. Böylece Nordik Model, bünyesinde rekabetçi serbest piyasa mantığı ile klasik anlamda eşitlik, sosyal adalet ve hakkaniyet temelinde kurgulanan Refah Devleti yapısını harmanlamayı başarabilmiştir. Öte yandan Nordik ülkelerin, Türkiye ve gelişmekte olan ülkelerle sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan farklılıklar göstermekteyken diğer Batı ve özellikle Güney Avrupa ülkelerinin yapı itibariyle gelişmekte olan ülkelere daha yakın bir profil çizdiği ifade edilebilir. Ancak, bu ülkelerde temel Refah Devleti mantığında eşitlik, sosyal adalet ve hakkaniyet; refahın bölüşümünde asli unsurlar olarak öne çıkmamaktadır. Nordik ülkelerin, diğer gelişmiş ülkelerden en önemli farkı da budur. Bu açıdan, bu tezde, Nordik Modelin; Refah Devleti anlayışı ile sürdürülebilir kalkınma yaklaşımını nasıl bütünleştirdiği ve bunun sonucunda ortaya nasıl bir mantık sunduğunu kavrayabilmek amacıyla incelemelerde bulunulmuş, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma stratejilerine örnek teşkil edip edemeyeceği; literatür taramasıyla elde edilen verilerin analiz ve karşılaştırma metodolojisi kullanılması yoluyla değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Refah, Sürdürülebilirlik, Refah Devleti, Sürdürülebilir Kalkınma, Nordik Model, İskandinav Modeli, İsveç Modeli
Kadın yoksulluğu ile mücadelede ve kadın güçlenmesinde bir kalkınma politikası aracı olarak mikro kredi uygulaması
Bir ülkede kalkınmanın gerçekleştiğinden bahsedebilmek için o ülke toplumunun her kesiminin ekonomik ve sosyal yönden şartlarının iyileştirilmesi yönünde politikaların varlığından bahsedebilmek gerekmektedir. Fakat kalkınma düzeyinin anlaşılması amacıyla yapılan ölçümlerde pek çok göstergenin göz önünde bulundurulmadığı ve kalkınmanın çok boyutlu olarak ele alınmadığı görülmektedir. Özellikle ataerkil toplumlarda kadınların kalkınması göz ardı edilmekte ya da kadınların kalkınması adına gerçekleştirilen politikaların yeterli olmadığı görülmektedir. Söz konusu politikalardan en yaygın olanı da Grameen Bankası Modeli olarak bilinmekte olan mikro kredi uygulamalarıdır. Mikro kredi uygulamaları yoksullukla mücadele politikası olmakla beraber hedef kitlesinde kadınlar bulunmaktadır. Özellikle kadın yoksulluğu ile mücadele ve kadın güçlenmesi bağlamında önemli ve etkili bir uygulama olduğu savunulmaktadır. Fakat bu uygulama kapsamında kadınlara sağlanan kredi miktarı, geri ödeme mekanizması ve işleyiş esasları değerlendirildiğinde sistemin yetersizliği apaçık görülmektedir. Sistem kadınların bu uygulama neticesinde pek çok kazanımı olacağını ve kendi kendine yeteceği iddiasıyla yola çıkmıştır. Fakat geçici bir çözüm olmaktan, toplumsal cinsiyet rollerini pekiştirmekten ve kadının bağımlılığını farklı bir boyuta taşımaktan öteye gidememiştir. Anahtar Kavramlar: Kalkınmada Kadın, Kadının Güçlenmesi, Kadın yoksulluğu, Mikro kredi
Türkiye'de kooperatifçiliğin tarihsel seyri: Devlet inisiyatifi-kalkınma ideali
Dayanışma, iş birliği ve yardımlaşma olguları insanlık tarihinde çok eski zamanlara dayanmaktadır. Ancak bu olguların modern anlamda ekonomik yapılar içinde tanımlanmaları ancak 19. yüzyılda mümkün olabilmiştir. Kooperatifçilik, sert kapitalizmin yaşandığı bu dönemde hem ekonomik hem de sosyal ihtiyaçlara cevap vermek üzere ilk kez İngiltere'de ortaya çıkmıştır. Bu doğrultuda, bireylerin ekonomik amaçlarını gerçekleştirebilmek için bir araya gelerek kurdukları kooperatifler, değer temelli yapıları ve ilkeleri ile diğer işletme türlerinden ayrılmıştır. Özellikle Batıdaki kooperatifçilik hareketinin tabandan gelen istek doğrultusunda halkın kendi içinden çıkan bir örgütlenme ihtiyacının sonucunda başladığı anlaşılmaktadır. Türkiye özelinde bir inceleme yapıldığında ise kooperatifçilik uygulamalarının Batıdaki emsallerinin tersine halkın içinden gelen bir taleple değil devlet eliyle başlatıldığı görülmektedir. Bu başlangıç Türkiye'de kooperatifçilik uygulamalarının ilk ortaya çıktığı 1800'lerin ikinci yarısından itibaren uzun yıllar süregelen durumun da değişmeyen bir göstergesi olma niteliğini taşımaktadır. Bu kapsamda, tez ile Türkiye'deki kooperatifçilik düşüncesinin geliştirilmesi ve sadece niceliksel değil niteliksel olarak da güçlü uygulamalarının ortaya çıkması için kooperatifçiliğin Türkiye'deki süreçlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Türk Kooperatifçilik Hareketi, tarihsel süreç içinde geçirdiği evreler ve dönemsel ekonomi politikaları ile bağlantılı bir şekilde ele alınmış ve kooperatifçiliğin yeni dönemindeki değişikliklerin nedenleri ortaya konmuştur. Her ne kadar kooperatifçilik felsefesinin Türkiye'deki yaşam biçimine ve kültüre çok uzak olmadığı konusuna vurgu yapılsa da kooperatifçilik uygulamalarının çok uzun yıllar daha çok ekonomik eksende ve benimsenen ekonomi politikaları çerçevesinde yürütüldüğü görülmektedir. Bunun yanında, devlet kontrolünün de çok kısa bir zaman öncesine kadar kooperatiflerin üzerinde olduğu görmek mümkündür. Son yıllarda ise önceki dönemden bir kopuş olduğu gözlemlenmektedir. Anahtar Kelimeler: Kooperatifler, ekonomi politikaları, kooperatifçilik teorisi, kooperatifçilik hareketi
Sosyal sermaye ve bölgesel kalkınma ilişkisi: Türkiye'de düzey 3 bölgeleri için sosyal sermaye endeksinin hesaplanması
Sosyal sermaye kavramı 20. Yüzyılın sonlarına doğru gerek ekonomi, gerekse sosyoloji, gibi bilim dallarının odak noktası haline gelmiş ve önemini gitgide artırmıştır. Çalışmada bu noktadan hareketle sosyal sermaye kavramı ve gelişimi anlatılmıştır. Sosyal sermaye kavramı ve bölgesel kalkınma ilişkisine yer verilmiştir. Sosyal sermayenin kalkınma üzerindeki etkilerinin tartışmasının ardından sosyal sermayenin bileşenlerinin verileriyle Türkiye'nin sosyal sermaye düzeyi belirlenmiştir. Türkiye'nin iller bazında sosyal sermaye endeksi hesaplanırken temel bileşenler analiz yöntemi kullanılarak 2011,2015 ve 2017 yılları için endeks değerleri bulunmuştur. Bu endeks değerleri kullanılarak illerin hem kişi başına gayri safi katma değer açısından hem de sosyoekonomik gelişmişlik endeksiyle karşılaştırma yapılmıştır. Yapılan karşılaştırma sonucunda sosyal sermaye değeri yüksek olan illerin hem üretim hem de sosyoekonomik açıdan gelişmiş olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Sermaye, Sosyal Sermaye Endeksi, Bölgesel Kalkınma, Temel Bileşenler Yöntemi
Türkiye'de bölgesel kalkınma sorunsalı ve bölgelere özgü politika önerileri
Türkiye'de, dengeli ve sürdürülebilir bir kalkınma sürecinin tesisi noktasında, bölgelerin ihtiyaçları ve öne çıkan rekabetçi üstünlükleri doğrultusunda etkin ve bölgelere özgü politika araçlarının saptanmasının amaçlandığı çalışmada, bölgelerin büyüme performanslarına etki etmesi muhtemel iktisadi dinamiklerin yanı sıra bir takım politik ve kurumsal dinamikler dikkate alınmıştır. Bu doğrultuda, makro düzeyde analiz amacıyla, Dinamik Panel Modelleri (Sistem GMM); bölgelere özgü politika önceliklerinin belirlenebilmesi ekseninde, mikro analiz amacıyla ise, Farklılaştırılmış B Sabit Etkiler Panel Modelleri, 2005-2014 dönemi ve İBBS-2 bölgeleri kapsamında, tahmin edilmiştir. Sistem GMM Panel Modelleri üzerinden elde edilen makro bulgular "siyasal çoğulculuk" (demokrasi) unsurunun bölgelerin büyüme performansları üzerinde belli bir düzeye kadar negatif; sonrasında ise, Uyumluluk Okulu'nun görüşleriyle paralel olacak şekilde, pozitif etkiler sergilediği; bununla birlikte, terörist saldırı sayısı başına düşen ölü ve yaralı sayısı üzerinden sayısallaştırılan "politik istikrarsızlık" unsuru ve "teşvik uygulamaları" ile bölgelerin büyüme performansları arasında istatistiksel olarak anlamlı herhangi bir ilişki olmadığı yönündedir. Ayrıca, yüksek eğitim düzeyiyle bölgelerin büyüme performansları arasında istatistiksel olarak anlamlı herhangi bir ilişkiye rastlanamamıştır. Mikro düzeyde yapılan analizlerde ise, teşvik uygulamalarının çok sınırlı bir bölgede etkin sonuçlar verdiği; buna karşın, bölgelerin çoğunluğunda etkinsiz olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Öte yandan, eğitim ve sağlık alanlarına yönelik beşeri nitelikli kamu yatırımlarının pozitif etkilerinin ön planda olduğu; buna karşın, ulaştırma ve haberleşme alanlarına yönelik fiziki nitelikli kamu yatırımlarının pozitif olduğu kadar negatif etkilerinin de bir çok bölgede ön plana çıktığı görülmektedir. Başka bir açıdan, fiziki nitelikli kamu yatırımlarının Türkiye'nin uluslararası pazarlara erişimini sağlayan ESCAP ve TRACECA gibi lojistik ağı ve koridoru üzerinde yer alan alt bölgelerde; beşeri nitelikli kamu yatırımlarınınsa bölgelerin büyük bir çoğunluğunda pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı etkilere sahip olduğu öne çıkan mikro bulgular arasındadır.
Economic development and the state: Industrial upgrading policies in Turkey, the case of Manisa
In the field of policy analysis, neoinstitutionalism suggests that state pursues policies through mediating contradictory benefits for common good of all social groups. Contrarily, I will argue from the field research in Manisa and policy document analysis that short-term benefits of certain groups, mostly capital groups, are determinant on state policies, and state does not prioritize industrial upgrading policies over other sectors like housing, finance, energy. If there is urgent need in industry, state makes necessary intervention occasionally. Besides, while there is absolute shift towards participation and subsidiarity mechanisms, Turkey's preexisting infrastructural and cultural dynamics challenges the efficiency of policies.