Diabetes mellitus

948 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik retinopatide LRG1, kallistatin, VEGF, TGFβ düzeylerinin klinik bulgularla ilişkisi

Amaç: DR diyabetin en yaygın mikrovasküler komplikasyonudur. Hastalığın patogenezinde suçlanan faktörler olmasına rağmen kesin nedeni bilinmemektedir, kalıcı tedavisi yoktur. Angiyogenez ile yeni damar oluşumu hastalığın patofizyolojisinde etkili mekanizmalardan biridir. Çalışmamızın amacı diyabetin yaygın komplikasyonu olan DR'de daha önce beraber çalışılmamış anjiyogenez göstergeleri olabilecek LRG1, Kallistatin, VEGF, TGFβ düzeylerinin retinopati evreleri ile ilişkisini incelemektir. Gereç ve yöntem: DR gelişmemiş 30 diyabetli, 30 NPDR gelişmiş diyabetli, 30 PDR gelişmiş diyabetli ve 30 sağlıklı gönüllüden oluşan kontrol grubu olmak üzere 120 kişi çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya katılan tüm hasta ve sağlıklı gönüllelerin serumunda LRG1, Kallistatin, VEGF, TGFβ düzeyleri ölçüldü. Elde edilen veriler SPSS 21 paket programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Diyabetik hastalar ve kontrol grubu arasında LRG1, Kallistatin, VEGF, TGFβ düzeylerinde farklılık bulundu (p=0,001). LRG1 ortalaması PDR grubunda 470,22 ± 18,92 ng/ml, NPDR grubunda 438,74 ± 33,5 ng/ml, DR Olmayan diyabetiklerde 408,9 ± 39,44 ng/ml ve kontrol grubunda 359,9 ± 89,78 ng/ml idi. LRG1 düzeyleri PDR grubunda en yüksek, kontrol grubunda en düşük bulundu. Alt grup analizlerinde LRG1 düzeylerinde; PDR-NPDR arasında (p=0,001), PDR-DR Olmayan diyabetikler arasında (p=0,001), PDR-Kontrol arasında (p=0,001), NPDRKontrol arasında (p=0,001), NPDR-DR Olmayan diyabetikler arasında (p=0,002) farklılık saptandı. Kallistatin ortalaması PDR grubunda 608,64 ± 352,45 ng/ml, NPDR grubunda 272,21 ± 240,13 ng/ml, DR Olmayan diyabetiklerde 284,4 ± 222,63 ng/ml ve kontrol grubunda 186,0 ± 217,71 ng/ml idi. Kallistatin düzeylerinde PDR grubu ile kontrol, DR Olmayan diyabetikler ve NPDR grupları arasında farklılık saptandı (p=0,001). VEGF ortalaması PDR grubunda 378,54 ± 163,63 pg/ml, NPDR grubunda 247,43 ± 95,62 pg/ml, DR Olmayan diyabetiklerde 252,7 ± 80,06 pg/ml ve kontrol grubunda 204,4 ± 79,83 pg/ml idi. PDR grubunda VEGF değeri diğer tüm gruplardan yüksekti: PDR-DR Olmayan p=0,003, PDR-NPDR p=0,003, PDRKontrol p=0,001. TGFβ ortalaması PDR grubunda 35,28 ± 14,9 ng/ml, NPDR grubunda 28,84 ± 5,7 ng/ml, DR Olmayan diyabetiklerde 24,66 ± 9,69 ng/ml ve kontrol grubunda 22,24 ± 5,4 ng/ml idi. TGFβ düzeyleri PDR grubunda, DR Olmayan diyabetikler ve Kontrol grubuna göre anlamlı yüksekti (p=0,012, p=0,001). NPDR-Kontrol grubu arasında da farklılık saptandı (p=0,001). Sonuç: Angiyogenezde rol aldığı düşünülen biyomarkerların; LRG1, Kallistatin, VEGF, TGFβ; PDR'de plazma seviyelerinde yükselme görüldü. DR'nin erken teşhisinde ve evrelemesinde bu markerlar non-invaziv ve ucuz belirteçler olarak kullanılabilir. Anahtar kelimeler: DR, PDR, LRG1, Kallistatin, VEGF, TGFβ

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiGlikoproteinler+3
Esra Kiriktir
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diabetes mellituslu hastalarda uyku kalitesi ve depresyonun iyilik durumu üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Tip 2 Diabetes Mellitus (DM)'li hastalarda uyku kalitesi ve depresyonun iyilik durumuna etkisini araştırmaktır. Yöntem: 01 Nisan 2019- 30 Haziran 2019 içerisinde Aile sağlığı merkezlerine başvuran son bir ay içerisinde kan tetkiki yapılmış olan Tip 2 Diyabet tanılı hastalar ile gerçekleştirildi. Hastalara iki aşamalı anket çalışması uygulandı. Anketin ilk kısmında demografik ve klinik özellikler, ikinci kısımda ise Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKİ), WHO-5 İyilik Durumu indeksi ve Beck depresyon ölçeği (BDÖ) kullanıldı. Analiz için SPSS 21 paket programı kullanıldı ve p<0.05 anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması 56,25 yıl olup 79 (%53)'u kadındı. Kadın hastaların BDÖ skoru yüksek saptandı (p=0,025). Yaş, medeni hal, eğitim, sigara, takip yeri, takip süresi, diyet, DM süresi, insülin kullanma süresi, açlık kan şekeri ve HbA1c düzeyini, HT ve HT dışı kronik hastalık varlığının; WHO 5 iyilik durumu, BDÖ ve PUKİ skoru ile arasında ilişki saptanmadı. Çalışılan meslek ile kategorize edilmiş BDÖ skorları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0,045). Gelir düzeyi ile PUKI arasındaki ilişki, gelir düzeyi arttıkça PUKİ skorunun "Kötü" kategorizasyonunda artış olması yönündeydi (p=0,024). Hastalarımızın VKI ortalaması 29,94±4,85 kg/m2 (min:19,7 kg/m2–mak:47,6 kg/m2) olarak saptandı. VKİ'nin BDÖ (r=0,112; p=0,175) ve PUKİ (r=0,172; p=0,036) skoru arasında pozitif yönlü korelasyon saptandı. Tedavi şekli ve uyku kalitesi arasında ilişki istatistiksel olarak anlamlı olup OAD alan ile OAD ve insülini beraber alan hastaların uyku kalitesi anlamlı olarak daha kötüydü (p=0,008). Uyku ilacı kullanan hastaların BDÖ depresyon skoru anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,007). Aynı zamanda bu hastaların uyku kalitesinin anlamlı olarak kötü olduğu saptandı (p=0,003). Retinopati gelişen hastaların BDÖ skorları anlamlı olarak yüksek saptandı (p=0,003). Nöropati gelişen hastaların uyku kalitesinin kötü olduğu istatistiksel xi olarak anlamlı bulundu (p=0,028). Uyku ilacı kullanan hastaların BDÖ skoru yüksek (p=0,007) ve uyku kalitesi anlamlı olarak bozuktu (p=0,003). BDÖ ile WHO 5 indeksi skorları arasında negatif korelasyon saptanmış olup istatistiksel olarak anlamlı bulundu (r=-0,344; p=0,001). PUKI ile WHO 5 indeksi skorları arasında da istatistiksel olarak anlamlı olan negatif korelasyon saptandı (r=-0,288; p=0,001). Sonuçlar: DM'de gerek hastalığın kendisi gerekse yol açtığı komplikasyonlar hastalarda depresyon, iyilik hali ve uyku kalitesinde bozulmalara yol açmaktadır. Anahtar kelimeler: Diyabet, Depresyon, İyilik durumu, Uyku kalitesi

DepresyonDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+3
Demet Yiğitbaş
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetes mellituslu hastalarda ağız ve diş sağlığının diyabet kontrolü ve yaşam kalitesine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Tip 2 Diabetes Mellitus (DM)'lu hastaların ağız diş sağlığı durumunu saptamak ve diyabet hastalığının, ağız ve diş sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesine (ASYK) etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışma, Haziran 2019 – Eylül 2019 tarihleri arasında Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Endokrinoloji Polikliniğine başvuran Tip 2 Diyabet tanılı hastalarla gerçekleştirilmiştir. Çalışma için sosyodemografik-tıbbi öykü anketi, diş taraması için ağız sağlığı değerlendirme aracı (OHAT), Ağız Diş Sağlığı Ölçeği (ADSÖ) ve Ağız Sağlığı Etki Profili–14 (OHIP-14) ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma grubu 305 hastadan oluşmaktadır. Hastalara uygulanan OHAT ölçeğinin puan ortanca değeri 5 (min:0, maks:10), OHIP-14 ölçeğinin ortanca değeri 16(min:0, maks:40) olarak bulunmuştur. Düzenli diş fırçalama alışkanlığı olanların olmayanlara kıyasla daha düşük ölçek puanlarına sahip olduğu görülmüştür (p=0,001). Hastalık süresinde uzama ve tedaviye uyumsuzluğun ağız ve diş sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesinde azalmaya neden olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %92,8'inde diyabete ek başka hastalıkların olduğu görülmüştür. Diyabete ek kronik hastalığı olan gruplarda, olmayanlara kıyasla ASYK daha düşük bulunmuştur(p=0,006). ADSÖ, OHAT, OHIP-14 ölçekleri ile HbA1c arasında pozitif korelasyon olduğu belirlenmiştir (p=0,001). Sonuçlar: DM ile ağız ve diş sağlığı arasında çift yönlü bir ilişkili vardır. DM hastaların ağız ve diş sağlığını olumsuz etkilemektedir. Ağız ve diş sağlığı kötü olan hastalarda diyabetin kontrol altına alınması zorlaşmaktadır. Ağız ve diş sağlığında ki bozulma ASYK'de düşmeye sebep olmaktadır. Anahtar kelimeler: Diyabet, Aile hekimliği, Ağız sağlığı, Ağız sağlığı ile ilgili yaşam kalitesi

Aile hekimliğiAğızAğız sağlığı+4
Şebnem Turan Adıgüzel
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Polikliniğine başvuran diyabetik hastaların pnömokok ve influenza aşı farkındalığının değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda diyabet tanısı almış hastaların pnömokok ve influenza aşısı farkındalıklarını, aşı yaptırma oranlarını, aşılar hakkında bilgi kaynaklarını, aşı yaptırmama nedenlerini ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve yöntem: Çalışmamızda 1 Mart 2021 ile 1 Nisan 2021 tarihleri arasında Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç hastalıkları polikliniğine başvuran diyabetes mellitus tanısı almış 274 katılımcıya aşılanma ile ilgili anket uygulandı. Bulgular: Çalışmaya katılanların %44,5'i kadın, %55,5'i erkek ve yaş ortalaması 59,08 ±13,3'tür. Çalışmaya katılan hastaların pnömokok aşısı yaptıranların oranı %45,6 ve grip aşısı yaptıranların oranı %38,3 olarak tespit edilmiştir. Hastalara aşı olması gerektiğine yönlendiren bilgi kaynakları sorulduğunda grip için %53,3 doktor,%37,1 televizyon, pnömokok için ise %76,8 doktor ve %14,4 televizyon olarak saptanmıştır. Bilgi kaynağı doktor olan hastalara doktor branşı sorulduğunda sırayla grip için %92,9 aile hekimliği ve pnömokok için ise %86,4 olarak aile hekimliği tespit edilmiştir. Grip aşısı yaptırmama nedenleri sorgulandığında hastaların %33,7'si aşı olmam konusunda beni yönlendiren olmadığı için,%13,6'sı grip aşısı hakkında bilgim yok,%32,5'i gerekli olduğu düşünmüyorum yanıtlarını vermişlerdir. Pnömokok aşısı yaptırmama nedenleri sorgulandığında hastaların %43,6'sı aşı olmam konusunda beni yönlendiren olmadığı için,%16,1'i pnömokok aşısı hakkında bilgim yok,%26,8'i gerekli olduğu düşünmüyorum yanıtlarını vermişlerdir. Sonuç: Diyabetik hastalarda influenza ve pnömokok aşı farkındalığı konusunda yaptığımız çalışmada elde ettiğimiz sonuçlar istenilen hedeflerden daha düşük oranda bulunmuştur. Doktorların özellikle aşıları önermesinin aşı farkındalığını ve aşılanma oranını arttıracağını tespit ettik. Anahtar kelimeler: Aşı, pnömokok, influenza, diyabetes mellitus, farkındalık

AşılamaDiabetes mellitusEğitim ve araştırma hastaneleri+5
Halil Çetinkaya
Muğla Sıtkı Kocman University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Polikliniğine başvuran tip 2 diyabetik hastaların diyabet öz yönetiminin değerlendirilmesi

Bulgular: Bu çalışmada Tip 2 diyabetik hastalarının diyabet öz yönetimlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız, kesitsel bir çalışma olarak planlanmış olup Mart-Nisan 2021 tarihleri arasında, Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları polikliniğine başvuran 377 Tip 2 Diyabet tanılı hasta üzerinde, katılımcılarla birebir anket uygulaması ile veri toplanarak yapılmıştır. Diyabete yönelik değerlendirmenin yapılması amacıyla araştırmacı tarafından literatür taranarak hazırlanan sosyodemografik form ve Tip 2 diyabetli kişilerde diyabet öz yönetim ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler uygun istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiş ve tüm analizlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 62,1 ± 12,2 yıl olup katılımcıların %55,4'ü erkek ve %44,6'sı kadın olarak saptanmıştır. Katılımcıların %80,6'sı evli, %44,9'ü ilkokul mezunu, %44,8 emekli, vücut kitle indeksi (VKİ) ortalaması 29,7±4,9, %44,6'sı obez olarak bulunmuştur. Katılımcıların diyabet öz yönetim ölçeğinden aldığı puanlar karşılaştırıldığında; cinsiyet, eğitim seviyesi, VKİ durumu, ailesinde diyabet hastalığı olanlar, diyabet eğitimi alma, diyabet tanı süresi, diyabete ek başka kronik hastalık varlığı, diyabet tedavi şekli, tedaviyi düzenli kullanımı, grip aşısı yaptırma, zatürre aşısı yaptırma, son 1 yılda diyabetle ilgili hastaneye başvuru ve pandemi döneminde diyabet takipleri açısından anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızdan sonuç olarak tip 2 diyabetli hastalarında diyabet özyönetiminin diyabetin önemli bir basamağı olduğu, hastaların her muayene sırasında diyabet eğitimlerinin verilmesi önemlidir. Anahtar Kelimeler: Tip 2 diyabet, öz yönetim, diyabet öz yönetim ölçeği

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Eğitim ve araştırma hastaneleri+4
Fatih Karamanlı
Muğla Sıtkı Kocman University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Agomelatinin antihiperaljezik ve antiallodinik etkilerinin deneysel diyabetik nöropati modeli ile araştırılması

Bu tez çalışmasında, agomelatin'in streptozotosin (STZ) ile diyabet oluşturulmuş sıçanlarda gelişen hiperaljezi ve allodini üzerine terapötik etkinliği çeşitli deneysel ağrı metotları ile araştırılmıştır. Agomelatin'in akut ve subakut antinosiseptif etkinliği kuyruk sıkıştırma ve sıcak plaka testleri ile değerlendirilmiştir. Bu ilacın nöropatik ağrı üzerine olan etkisi ise mekanik ve termal uyaranların uygulandığı farklı deneysel modellerde incelenmiştir. Bu kapsamda, mekanik allodini ölçümleri için dinamik plantar aesthesiometer testi; mekanik hiperaljezi ölçümleri için Randal-Sellito testi; termal allodini ölçümleri için ılık plaka (38oC) testi ve termal hiperaljezi ölçümleri için de Hargreave's ve soğuk plaka (4oC) testleri uygulanmıştır. Elde edilen veriler agomelatin'in 40 ve 80 mg.kg-1 dozlarda akut uygulamasının, normoglisemik sıçanlarda opioid mekanizmaların aracılık ettiği güçlü bir antinosiseptif etkiye neden olduğunu göstermiştir. Diyabetik hayvanlar ile yapılan çalışmalardan elde edilen bulgular da agomelatin'in 40 ve 80 mg.kg-1 dozlarda subakut (7 ve 14 gün) uygulamalarının nöropatiye bağlı olarak gelişen hiperaljezi ve allodini yanıtlarını anlamlı biçimde düzelttiğini ortaya koymuştur. Agomelatin tedavisi, hiperaljezi ve allodini yanıtlarını normoglisemik kontrol hayvanlarının seviyesine geri dönecek ölçüde düzeltmiştir. Antihiperaljezik ve antiallodinik etki açısından agomelatin referans ilaç pregabalin (10 mg.kg-1) kadar etkili bulunmuştur. Agomelatin'in antihiperaljezik ve antiallodinik etkileri de, akut antinosiseptif etkisine benzer biçimde, nalokson uygulaması ile ortadan kalkmıştır. Bu bulgu, bu ilacın tekrarlı uygulamalarının nöropatik ağrı üzerindeki terapötik etkinliğine de opioid mekanizmaların katıldığına işaret etmiştir. Bu tez çalışması ile yeni bir antidepresan olan agomelatin'in hem akut ağrı ve hem de diyabetik nöropatik ağrı üzerine opioid mekanizmaların aracılık ettiği güçlü terapötik etkinlik gösterdiği ilk kez ortaya konulmuştur. Agomelatin'in antidepresan, anksiyolitik ve antinosiseptif etkileri aynı anda taşıdığı göz önünde bulundurulduğunda, bu ilacın diyabetik nöropatik ağrının yanı sıra, diyabetik hastalarda insidansı oldukça yüksek olan depresyon ve anksiyete gibi duygu-durum bozukluklarını da aynı anda tedavi etmek gibi bir avantaja sahip olabileceği ortadadır. Bu durum klinisyenlere polifarmasiden kaçınma olanağı sağlaması açısından önemlidir.

AgomelatinAğrıDiabetes mellitus+3
Taliha Harika Aydın
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Capparis ovata var. palaestina bitkisinin farelerde hipoglisemik etkilerinin ve mekanizmasının araştırılması

Diabetes mellitus (DM), insülinin salgılanması ve/veya insülinin hedef dokulardaki etkisi üzerinde gelişen bozukluklardan kaynaklanan, özellikle hiperglisemi ile karakterize, karbonhidrat, lipid ve protein metabolizması bozuklukları ile seyreden kronik, metabolik bir hastalıktır. Dünyada hızla yayılan diyabet hastalığına karşı alternatif yardımcı tedavi yollarının geliştirilmesi amacıyla bu çalışmada, Capparis ovata var. palaestina bitksinin muhtemel hipoglisemik etkisi ve diyabet komplikasyonlarına karşı etkileri araştırılmıştır. Bunun için bitkinin tomurcuk ve meyvelerinin, etanol, metanol ve sulu ekstreleri hazırlanmıştır. Çalışmamız dişi BALB/c farelerden oluşacak şekilde yirmibir gruba ayrıldı. Etanol, metanol ve sulu ekstrelerin 100, 300 ve 500 mg/kg dozlarının uygulandığı grupların yanı sıra pozitif ve negatif kontrol grubu (glibenklamid ve serum fizyolojik) ve sağlıklı kontrol grubu oluşturuldu. Sağlıklı kontrol grubu dışındaki tüm farelerde alloksan ile diyabet oluşturulmasını takiben eksteler belirtilen dozlarda intraperitonal (i.p) olarak uygulanmıştır. Tüm hayvanların uygulama öncesi ve sonrasında, 0., 1., 2., 4. ve 6. saatlerde kuyruk veninden açlık kan şekeri ölçülmüştür. Tüm ekstrelerde; ısı kaynaklı hemoliz yöntemi ile anti-inflamatuar etki tayini, DPPH ve ABTS serbest radikal süpürme yöntemi ile antioksidan etki tayini ve toplam flavonoid ve fenolik madde miktarı tayinleri yapılmıştır. Tüm ekstrelerde YBSK yöntemi ile rutin maddesi miktar tayini yapılmıştır. Ayrıca tüm ekstrelerin agar well difüzyon testi ve minimum inhibitor konsantrasyon (MIC) testi ile antimikrobiyal etkileri karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucu diyabetli farelerde ; meyve-metanol (500 mg/kg; 6. saat) ve tomurcuk-metanol (300 mg/kg; 6. saat, 500 mg/kg; 4.-6. saat) ekstreleri ile meyve-sulu (100 mg/kg; 1.-2. saat, 300 mg/kg; 1.-2.-4.-6. saat) ve tomurcuk-sulu (500 mg/kg; 1.-2.-4.-6. saat) ekstrelerinin hipoglisemik etkisi tespit edilmiştir. Fareler üzerinde anlamlı etki gösteren ekstreler; antioksidan testler ile de etkili bulunmuştur. Capparis ovata var. palaestina bitkisinin tomurcuğunun sulu ve metanol ekstreleri ile meyvenin sulu ve metanol ekstrelerinin diyabetli farelerde oluşturduğu hipoglisemik etki ile bu ekstrelerdeki antioksidan etki, anti-inflamatuar etki arasında ilişki olabileceği düşünülmektedir.. Özellikle antioksidan etkinlik, bu ekstreler için ortak nokta olarak dikkat çekmektedir. Bunun yanında ekstrelerden elde edilen rutinden farklı, etkili bileşiklerin araştırılması hipoglisemik etkinin aydınlatılması için faydalı olacağı düşünülmektedir. Ayrıca tespit edilen antimikrobiyal etkinliğin de hipoglisemik etkide ve diyabetin komplikasyonlarının önlenmesinde etkisi olabileceği düşünülmektedir.

Bitki özütüCapparis ovataDiabetes mellitus+4
Mehmet Evren Okur
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Investigating the role of serum prolidase enzyme activity and inflammatory laboratory parameters during the progression of type 2 diabetes mellitus

Objective: Prolidase enzyme is a cytosolic metalloproteinase that hydrolyzes the iminodipeptides with proline or hydroxyproline at the carboxy terminal end. It plays a crucial role in regulating the collagen turnover which is believed to be affected by the chronic inflammatory response, one of the main characteristics of type 2 diabetes mellitus. Therefore, this study aimed to investigate the role of serum prolidase enzyme activity and inflammatory parameters during the progression of T2DM. Method: A total of 168 subjects, 41 controls, 43 prediabetics, 41 type 2 diabetics without MVC and 43 type 2 diabetics with MVC were enrolled in this case-control study. Biochemical and inflammatory parameters were measured using photometric and electrochemiluminescence methods. SPEA was measured using the colorimetric method. Results: SPEA was statistically significantly increased in type 2 diabetics with and without MVC compared with prediabetes and controls (P <0.001 for all). SPEA was also positively associated with the severity of the disease (r= 0.494, P <0.001). NLR and NHR was found to be statistically significantly increased during the progression of MVC in patients with T2DM (P= 0.014; P= 0.002, respectively), and positively associated with the severity of the disease (r= 0.201, P= 0.009; r= 0.246, P= 0.001, respectively). No statistically significant correlation was observed between SPEA and the evaluated inflammatory parameters among groups. Conclusion: Our findings conclude that SPEA may have a significant role in the development of macrovascular complications of T2DM. In addition, NLR and NHR could be useful in predicting the macrovascular complications of T2DM. Keywords: Prolidase, collagen, inflammation, diabetes mellitus.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-type 2Collagen+5
Abdallah Alastl
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne periyodik sağlık muayenesi amacıyla başvuru yapmış kişilerin prediyabet sıklığının değerlendirilmesi

Kan glukoz seviyesinin diyabet tanı sınırlarına ulaşmadığı, yine de olması gerekenden yüksek olduğu durumlarda prediyabetten bahsedilmektedir. Erken tanı ile diyabet gelișimi ve diyabete bağlı klinik komplikasyon oluşumu önlenebilen prediyabetin, müdahale edilmezse diyabet gelișme oranının bazı yayınlarda %70 olduğu görülmektedir. Aile hekimlerinin, hastanın sağlık sistemi ile ilk temas noktası olması sebebi ile koruyucu hekimlik açısından son derece önemli bir rol üstlendiği bilinmekle beraber aile hekimliğinin temel ilkelerinden biri olan kapsamlı yaklaşım, sağlığı geliştirmeyi ve sağlığın korunmasını hedef edinmektedir ve bu nedenle prediyabet önemli bir yere sahiptir. Çalışmamızda Aile Hekimliği Polikliniği'ne periyodik sağlık muayenesi nedeniyle başvuru yapmış kişilerdeki prediyabet sıklığı belirlenerek, hastalık semptomu olmayan kişilerde gelecekte potansiyel diyabet riskini ele almak ve özellikle aile hekimleri arasında prediyabet hakkında farkındalığı artırmayı hedefledik. Araştırmalar sonucu, prediyabetik kişilerin %15,3'üne hasta olduğu sağlık yetkilisi tarafından bildirilmiştir. Hiçbir semptomu bulunmayan erişkinlerin prediyabet açısından taranması erken tanı ve tedaviyi mümkün kılabilir ve böylece sağlık sonuçlarını değiştirebilir. Veriler SPSS version 21.0 software (IBM Corpn., Armonk, NY, USA) yazılımı kullanılarak yapıldı. p değeri <0,05 anlamlı olarak kabul edildi. Çalışmamızda, prediyabet sıklığının %31,6 olduğunu ve bu sebeple tip 2 diyabet (T2D) gelişme riskinin periyodik sağlık muayenesi için başvuranlarda azımsanamayacak kadar yüksek olduğunu tespit ettik. T2D sıklığının giderek arttığı düşünüldüğünde prediyabetin sağlık çalışanları tarafından tanınıp tedavi edilme oranının düşük olduğu sonucu çıkmaktadır. T2D'e ilermeden önceki ilk evre olan prediyabet, aile hekimleri tarafından erken tanı ile saptanarak zamanında müdahale ile tamamen tedavi edilebilir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Eskişehir+4
Dilara Ortakçı
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetli sıçanlarda anjiotensin dönüştürücü enzim inhibisyonunun lipit peroksidasyon ve mikronukleus oluşumu üzerine etkisi

Bu çalışmada, kaptoprilin diyabette oksidatif stres ve mikronükleus (MN) oluşumunu değerlendirmek için Sprague Dawley cinsi erkek sıçanlar kullanıldı. Sıçanlar 3 gruba ayrıldı; Kontrol grubu, Streptozotosin grubu (45mg/kg STZ, ip) ve STZ+Kaptopril (45 mg/kg STZ, ip. + 50mg/kg/L içme suyu içinde). Sekiz hafta sonunda eter anestezisi altında kesilen sıçanların kan, karaciğer, kalp ve böbrekleri alındı. Serum ALT, AST, LDH, CK ve CKMB düzeyleri ile doku TBARS, GSH ve TSH düzeyleri değerlendirildi. Ayrıca, Lenfositlerde mikronükleus oluşumu değerlendirildi.Serum ALT, AST ve LDH değerleri ile karaciğer ve böbrekte lipit peroksidasyonun arttığı (sırasıyla p<0.05 ve p<0.001) gözlendi. Ayrıca, karaciğerde GSH düzeyinin anlamlı bir şekilde azalmıştır (p<0.001). Mikronükleus oluşum sıklığı üzerinde anlamlı bir azalma (p<0.01) oluşturmuştur.Çalışmamızın sonuçları, diyabette oksidatif stresin arttığını ve diyabette gelişen komplikasyonlardan serbest radikal artışının sorumlu olabileceğini göstermektedir. Ancak, bir anjiotensin dönüştürücü enzim inhibitörü (ADEİ) olan Kaptoprilin, total tiyol gruplarının artışına katkı sağlamakla birlikte antioksidan etkisinin anlamlı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kaptopril uygulamasının diyabetik nefropati ve kardiyovasküler komplikasyonlardaki koruyucu etkisinin olduğu konusu ileri çalışmalarla yeniden değerlendirilmelidir.

Anjiyotensin konverting enzim inhibitörleriAntihipertansif ajanlarDiabetes mellitus+3
Murat Ceritli
İnönü University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Streptozotosin ile deneysel diyabet oluşturulan sıçan karaciğer dokusunda Vasküler endotelyal büyüme faktör (VEGF) geninin ifadesi

Bu tezde deneysel diyabet oluşturulmuş sıçanların karaciğer dokusunda vasküler endotelyal büyüme faktörü'nün (VEGF) gen ifadesini araştırmak amacıyla 20 adet dişi Wistar cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar, kontrol grubu ve deneysel diyabet grubu olmak üzere iki gruba ayrıldılar. Deneysel diyabet grubundaki sıçanlara kilogram vücut ağırlığı başına 50 mg streptozotosin (STZ), 0,01 M sitrat tamponu içerisinde (pH: 4,5) çözülerek karın içi uygulama yol ile tek doz verildi. Kontrol grubu sıçanlara ise STZ'nin çözüldüğü taşıt madde olan 0,01 M sitrat tamponu karın içi yolla tek doz uygulandı. STZ uygulamasının ardından 72 saat sonra sıçanların kuyruk veninden alınan kanlardan kan şeker ölçümü yapıldı ve açlık kan şekerleri 350 mg/dL ve üzerinde olanlar diyabetli kabul edildiler. STZ uygulamasından 21 gün sonra sıçanlar dekapite edilerek karaciğer dokuları alındı ve gerçek zamanlı PZR'de VEGF gen ifadesine bakıldı. Sonuçta diyabet ve kontrol grubu sıçanların karaciğer VEGF gen ifadesinde anlamlı bir fark bulunmadı.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-deneyselGen ifadesi+4
Selin Çelik
İnönü University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetin sıçan testislerinde neden olduğu histolojik değişiklikler üzerine aminoguanidin'in etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada, STZ ile diyabet oluşturulan sıçanlarda, testis dokusunda meydana gelen histolojik değişiklikler ve bu değişiklikler üzerine Aminoguanidin'in (AG) etkilerinin histokimyasal ve biyokimyasal yöntemlerle incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışmada, İnönü Üniversitesi Deney Hayvanları Araştırma Laboratuvarından temin edilen toplam 32 adet sağlıklı Spraque Dawley cinsi erkek sıçan kullanıldı. Denekler her bir grup 8'er sıçandan oluşmak üzere 4 gruba ayrıldı. 1. Grup: Kontrol grubu 2. Grup: Aminoguanidin (AG) verilen grup 3. Grup: Streptozotosin (STZ) ile diyabet oluşturulan grup 4. Grup: STZ ile diyabet oluşturulan ve AG verilen grup. Sıçanların deney başında ve sonunda kan glikoz seviyeleri ve vücut ağırlıkları ölçüldü. 10 haftalık deney sonunda ketamin/ksilazin anestezisi altında sıçanlar sakrifiye edildi ve testisler alınıp ağırlıkları ölçüldü. Sol testisler biyokimyasal analizlerde, sağ testisler ve pankreas örnekleri histolojik analizlerde kullanıldı. Alınan dokular, rutin doku takip işlemlerinden geçirilerek parafine gömüldü. Parafin bloklardan alınan seri kesitlere Mayer's Hemotoksilen-Eozin, Masson Trikrom, Toluidin mavisi ve kaspaz-3 boyama metodları uygulandı ve Leica DFC?280 ışık mikroskobunda incelendi.Diyabet grubunda, kontrol grubuna göre kan glikoz seviyelerinde artış ile vücut ve testis ağırlıklarında azalma saptandı. Seminifer tübüllerde şekil ve yapı bozuklukları gözlendi. Bu grubun tunika albuginea kalınlıkları diğer gruplara göre anlamlı derecede artmıştı. Ayrıca tunika albuginea içerisindeki mast hücre sayılarının, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede artmış olduğu gözlendi. Tübüler germ hücrelerinde dejenerasyon ve kaspaz-3 pozitif boyanan hücreler belirgindi. Biyokimyasal analizlerde, diyabet grubunda kontrol gubuna göre MDA ve NO seviyelerinde artış gözlenirken, CAT, SOD ve GSH aktivitelerinde azalma gözlendi. Diyabetik sıçanlara AG verilmesi, testiküler hasarı önemli derecede azalttı. Bu grupta, diyabet grubuna göre kan glikoz seviyelerinde azalma ile vücut ve testis ağırlıklarında artış saptandı. Seminifer tübüllerinin diyabet grubuna göre daha düzgün şekil ve yapıda olduğu gözlendi. Bu grubun tunika albuginea kalınlıkları ve mast hücre sayıları kontrol grubuna benzerdi. Tübüler germ hücrelerinde dejenerasyon ve apoptozun diyabet grubuna göre azalmış olduğu saptandı. Ayrıca biyokimyasal analizlerde ise diyabet grubuna göre MDA ve NO seviyelerinde azalma gözlenirken, CAT, SOD ve GSH aktivitelerinde belirgin bir artış gözlendi.Bu çalışma, sıçanlarda diyabetin neden olduğu testiküler hasarda, oksidatif stres, NO seviyelerinde artış ve apoptotik hücre ölümünün rol oynadığını, diğer yandan AG uygulamasının, oksidatif stres ve apoptotik hücre ölümüne karşı spermatogenik hücreleri korumasında etkili olduğunu göstermiştir.Sonuç olarak, diyabet tedavisinde kullanılan ilaçlarla birlikte, spermatogenik hücreleri oksidatif hasar ve apoptoza karşı koruyabilecek AG gibi ajanların kullanılmasının, diyabete bağlı infertilitenin önlenmesinde katkıda bulunabileceği kanısındayız. Ancak yine de AG'nin etki mekanizmasının tam olarak anlaşılabilmesi için daha ileri çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.

AminoguanidinDiabetes mellitusHistoloji+1
Doğan Orman
İnönü University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetes mellituslu hastalarda demodex yoğunluğuna sebum konfigürasyonunun etkisi

Amaç: Demodex spp. yaşla birlikte sıklığı artan, insanlarda pilosebase ünitede yaşayan ektoparazitlerdir. Konağın sebumu ile beslenirler. Demodex spp. akarları, konağın bağışıklık durumuna göre kommensalistik, mutualistik veya parazitik etki gösterebilir. Demodex spp. akarlarının sebep olduğu deri hastalıklarına demodikozis veya demodisidozis adı verilir. Diyabetes mellitus toplumda giderek sıklığı artan, çeşitli tipleri bulunan bir metabolizma bozukluğudur. Diyabetes mellitusta enfeksiyonlar başta olmak üzere deri belirtileri sık görülmektedir. Bağışıklık sistem bozukluklarına da rastlanmaktadır. Deri, insan vücudunda önemli rolleri bulunan geniş bir organdır. Sebum salgısı, nem düzeyi ve asit manto yapısı ile koruyucu bariyer oluşturmaktadır. Bu çalışmada DM hastalarında Demodex spp. yoğunluğunu ve buna etkisi olabilecek deri sebum, nem, pH düzeyleri ve sebum konfigürasyonunu araştırmayı amaçladık.Gereç ve yöntem: Çalışmaya DM tanılı 48 hasta, birinci kontrol grubuna DM tanısı olmayan Demodex spp./cm2 ?5 olan demodikozis tanısı almış 45 olgu ile ikinci kontrol grubuna DM ve demodikozis tanıları olmayan sağlıklı 40 birey alındı. Diyabetes mellitus grubu Demodex spp./cm2 yoğunluğuna göre Demodex spp.?5 ve Demodex spp.<5 olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Tüm grupların yaş, cinsiyet, ek hastalık varlığı, sigara içimi, alkol kullanımı, diyabetin süresi ve tipi sorgulandı. Bel çevresi, vücut yağ yüzdesi, AKŞ, TG, TK, HDL-K, LDL-K, VLDL-K, HbA1c ve C-peptid düzeyleri kaydedildi. Tüm hasta ve kontrol gruplarında deri sebum, nem ve pH düzeyleri ölçüldü. Demodex spp. yoğunlukları SDYB ile belirlendi. Alın bölgelerinin sebum örnekleri alınıp, bu örneklere HPTLC metodu ve ardından çıkan plakalara dansitometrik analiz uygulandı.Bulgular: Diyabetes mellitus hastalarının %29'unda Demodex spp. saptandı. Demodex spp.'nin yanak bölgesine daha fazla yerleştiği görüldü. Tüm gruplarda derinin sebum ve nem değerleri düşük bulundu ve gruplar arasında istatistiksel olarak farklılık yoktu (p>0.05). Demodikozis grubunda pH değerleri yanaklarda daha yüksek saptandı, sonuç istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Sebum konfigürasyonu sonucunda, kolesterol esteri demodikozis grubunda istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (p<0.05).Sonuç: Çalışmamızda Demodex spp.'nin yanaklara daha fazla yerleştiğini ve daha alkali bir ortamda yaşadığını saptadık. Diyabetes mellitusta Demodex spp.'nin yoğunluğunu, literatürde karşılaştırdığımız çoğu çalışmaya oranla artmış olarak bulduk. Ancak bu konuda daha geniş hasta serileri ile yapılacak çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Sebum konfigürasyonunda demodikozis grubunda kolesterol esterinin miktarı arttığından, Demodex spp.'nin sebumda besin olarak kolesterol esterini daha fazla tükettiğini veya kolesterol esterinin Demodex spp.'nin sayısının artmasında uygun bir vasat teşkil ettiğini düşünmekteyiz.

DemodexDeri hastalıklarıDiabetes mellitus+1
Hatice Gamze Demirdağ
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diabeti olan ve olmayan koroner arter hastalarında ürotensin-ıı ile koroner kollateral gelişimi arasındaki ilişki

Giriş ve Amaç:Koroner kollateral dolaşım büyük epikardiyal koroner arterlerde ciddi darlık ya da oklüzyon gelişmesi halinde devreye girerek perfüzyonu sağlamaya çalışan vasküler kanallardan olusur. Diyabetik hastalarda koroner kollateral gelişiminin az oldugu saptanmıştır. U-II bilinen en güçlü vazokonstrüktör ajandır. Diyabetik hastalarda plazma düzeyinin arttığı bilinmektedir ve diyabetik komplikasyonlarda önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada; U-II ile koroner kollateral gelişimi arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlandı.Metod:Çalışmaya koroner arterlerinde % 95 darlık veya tam tıkanıklık saptanan 31 diyabetik ve 30 nondiyabetik hasta alındı. Kollateral derecelendirmesi Rentrop sınıflamasına göre yapıldı. Rentrop 0-1 kollateral gelişimi kötü, Rentrop 2-3 kollateral gelişimi iyi olarak kabul edildi. Serum U-II düzeyi kollateral gelişim derecesine göre karşılaştırıldı.Bulgular:Hastaların demografik özellikleri bakımından iki grup arasında fark izlenmedi (p > 0.05). Diyabetik hastalarda diabetik olmayanlara göre koroner kollateral gelişimi daha kötüydü fakat istatiksel olarak anlamlı değildi. Diyabetik hastalarda nondiyabetiklere göre ürotensin ?II düzeyi daha yüksek bulundu (388,1±314,2; 229,8±216,9 p=0,026). Nondiyabetik grupta, koroner kollateral gelişimi kötü olan hastalarda ürotensin-II düzeyi koroner kollateral gelişimi iyi olan hastalardaki ürotensin-II düzeyinden daha yüksek bulundu, fakat istatiksek olarak anlamlı değildi (370,6 ± 298; 178,6 ± 158,3 p=0,2). Diyabetik grupta, koroner kollateral gelişimi kötü olan hastalarda ürotensin-II düzeyi yüksek, koroner kollateral gelişimi iyi olan hastalardaki ürotensin-II düzeyi düşük bulundu ve bu durum istatiksel olarak anlamlıydı (582,7 ± 316,4; 180,4 ± 121,6 P<0,0001).Sonuç:Diyabetik hastalarda koroner kollateral dolaşım gelişimi ile ürotensin-II düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğunu saptadık. Diabetik hastalarda kollateral gelişimi iyi olan hastalarda düşük ürotensin-II seviyesi, kollateral gelişimi kötü olanlarda ise yüksek ürotensin-II seviyesi olduğunu tespit ettik.

Diabetes mellitusKollateral dolaşımVazokonstriktör ajanlar+1
Yasin Karakuş
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Wıstar albıno sıçanlarda streptozotocın ile oluşturulan diyabetik nefropatinin tedavisinde melatonin, quercetın ve resveratrol'ün etkilerinin araştırılması

Böbrek hasarının patogenezinde, oksijen radikallerinin rol aldıkları bilinmektedir. Diyabet'in reaktif oksijen ürünlerinin (ROS) oluşumunu hızlandırdığı yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı, sıçanlarda streptozotocin (STZ) ile oluşturulan diyabetin neden olduğu böbrek hasarının giderilmesinde antioksidan özellikleri bilinen melatonin, quercetin ve resveratrol'ün etkilerini karşılaştırmalı olarak incelemektir.Bu çalışmada, İnönü Üniversitesi Deney Hayvanları Araştırma Laboratuvarından temin edilen toplam 47 adet, 300-360 gram, erkek Wistar albino cinsi sıçanlar kullanıldı. Denekler rastgele seçilerek 5 gruba ayrıldı. Grup 1 (n=7): Kontrol, Grup 2 (n=10): Diyabet (STZ 45 mg/kg/tek doz/ip), Grup 3 (n=10): Diyabet + Melatonin (10 mg/kg/30 gün/ip), Grup 4 (n=10): Diyabet + Quercetin (25 mg/kg/30 gün/ip), Grup 5 (n=10): Diyabet + Resveratrol (10 mg/kg/30 gün/ip). Sıçanların deney başında, ortasında ve sonunda açlık kan glukoz değerleri ile vücut ağırlıkları ölçüldü. 30 günlük deney sonunda ketamin anestezisi altında sıçanlar sakrifiye edildi. Pankreas ve böbrek dokuları çıkartıldı. Sol böbrekler ve pankreas histolojik, sağ böbrekler biyokimyasal değerlendirmede kullanıldı. Doku örnekleri %10'luk nötral formalinde fikse edildikten sonra parafine gömüldü. 5 ?m kalınlığında alınan kesitlere Hematoksilen-Eozin, Periyodik Asid Schiff, Toluidin mavisi boyama metodları ile TGF-ß1 immün boyaması uygulandı ve Leica DFC 280 ışık mikroskobunda değerlendirildi.Diyabet grubunda, kontrol grubuna göre açlık kan glikoz seviyelerinde artış ile vücut ağırlıklarında azalma saptandı. Böbrek tubullerinde ve glomerüllerinde histopatolojik değişiklikler gözlendi. Tubullerde epitelyal dökülme, hücre şişmesi, intrasitoplazmik vakuolizasyon, mikrovillus kaybı ve peritubuler infiltrasyon tespit edildi. Glomerüllerde kapiller bazal membran kalınlaşması ve sklerotik değişiklikler izlendi. Bu grupta TGF-ß1 boyanan hücreler belirgindi. Biyokimyasal analizlerde, diyabet grubunda kontrol grubuna göre MDA seviyesi artmış, SOD ve CAT aktiviteleri azalmıştı. Diyabetik sıçanlara melatonin, quercetin ve resveratrol verilmesi böbrek hasarını önemli derecede azalttı. Bu gruplardaki açlık kan glikoz düzeyleri diyabet grubuna göre belirgin olarak azalmıştı. Tubuler ve glomerüler değişiklikler diyabet grubuna göre anlamlı derecede hafifledi. Ayrıca biyokimyasal analizlerde, diyabet grubuna göre MDA seviyesinde azalma gözlenirken, SOD ve CAT aktivitelerinde belirgin bir artış saptandı.Bu çalışmada, sıçanlarda diyabetin neden olduğu böbrek hasarında oksidatif stresin rol oynadığı, diğer yandan melatonin, quercetin ve resveratrol uygulamalarının oksidatif stresi azaltmada etkili olduğu gösterilmiştir. Sonuç olarak, uyguladığımız tüm tedavi edici ajanların diyabete bağlı olarak ortaya çıkan böbrek hasarının giderilmesinde, antioksidan savunma sistemini destekleyerek yararlı olduğu düşüncesindeyiz.

BöbrekDiabetes mellitusKuersetin+5
Hülya Elbe
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir aile sağlığı merkezine başvuran diabetes mellitus ve/veya hipertansiyon hastalarının anksiyete ve depresyon açısından değerlendirilmesi: Kesitsel bir çalışma

Amaç: Diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıklar zaman içinde çeşitli organ fonksiyonlarında bozulmaya neden olur. Bu durum psikiyatrik hastalıkları beraberinde getirir. Bu çalışmada amacımız; bir aile sağlığı merkezine başvuran diyabet ve/veya hipertansiyon hastalarının depresyon ve anksiyete riskini ve düzeyini belirleyerek, bazı bağımsız değişkenlerle olan ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 01 Ekim 2018 - 01 Şubat 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çorum Merkez Hasanpaşa Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran toplam 330 diabetes mellitus ve/veya hipertansiyon hastasına sosyodemografik veri anketi ile birlikte Beck Depresyon Envanteri ve Beck Anksiyete Envanteri yüz yüze görüşme tekniğiyle uygulandı. Hastalar sadece hipertansiyonu olanlar, sadece diyabeti olanlar ve hem hipertansiyon hem de diyabeti birlikte bulunanlar olarak üç gruba ayrıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların 226'sının kadın, 104'ün erkek olduğu saptandı. Yaş ortalaması 53,69±7,24 yıl olarak tespit edildi. Hastaların 66'sı diyabet, 181'i hipertansiyon ve 83'ü diyabet+hipertansiyon hastası olduğu görüldü. Diyabet grubunda %42,4, hipertansiyon grubunda %32,5, hem diyabet hem de hipertansiyon grubunda ise %40,9 oranında anksiyete bozukluğu saptanırken, depresyon oranlarına bakıldığında diyabet grubunda %31,8, hipertansiyon grubunda %28,7, hem diyabet hem de hipertansiyon grubunda ise %32,5 oranında gözlendi. Grupların yaş dağılımında, eğitim düzeylerinde, egzersiz sıklığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Diyabet hastalarında, hipertansiyon hastalarına oranla anksiyete bozukluğu daha fazla gözlendi. Her üç grupta da kadın cinsiyette anksiyete oranları erkeklere göre daha yüksek bulundu (p<0.05). Tüm gruplarda hastalık yılı açısından yapılan incelemede HT tanısı alınan ilk yıl ve on yıldan sonra depresyon skorlarının artmış olduğu gözlendi (p<0.05). Sonuç: Diyabet ve/veya hipertansiyon hastalarına, hasta merkezli klinik yöntemle yaklaşılmalı, hasta bütüncül olarak ele alınmalı, yalnızca fiziksel rahatsızlık ve komplikasyonları ile değil, psikolojik ve sosyal açıdan da değerlendirilmelidir.

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziAnksiyete+3
Tuba Kayır
Hitit University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Michigen revize diyabet bilgi testi'nin (Michigen revısed diabetes knowledge test) Türkçe versiyonunun geçerlilik ve güvenilirlik çalışması ve tsoy 32 skorları ile ilişkisi

Giriş: Diyabet hastalarının, diyabet hastalığının nedenleri, kolaylaştırıcı faktörleri, erken tanısı ve tedavisi ile ilgili olarak bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Bu hastalarda zamanla gelişebilecek akut ve/veya kronik komplikasyonları önlemek için iyi bir tedavi, iyi bir takip ve bunların en başında olması gereken iyi bir eğitim şarttır. Hastalara yapılacak eğitim programları ile hastalar, tedavi ve takipleri için gerekli olan yaşam tarzı değişikliklerine daha kolay yönlendirilebileceklerdir. Bu eğitim programlarında değerlendirilmesi gereken konulardan biri de hastaların genel sağlık bilgilerinin ve diyabet okuryazarlıklarının düzeyleridir. Sağlık okuryazarlığı anketi hastaların genel sağlık okuryazarlığının değerlendirilmesinde kullanılmaktadır. Diyabet bilgi düzeyinin değerlendirebilmesi için daha spesifik olan Diabetes Knowledge Test-2 ölçeği geliştirilmiştir. Diabetes Knowledge Test-2 anketinin Türkçe çevirisinin geçerlilik güvenirlik çalışması henüz mevcut olmadığından, bu çalışmayı yapmayı amaçladık. Aynı zamanda bu hastaların genel sağlık okuryazarlığı ile diyabet bilgilerinin düzeyini de karşılaştırdık. Gereç ve Yöntem: Diabetes Knowledge Test-2 anketinin Türkçe versiyonu literatürde yayınlanmış ve kabul görmüş kurallara uygun olarak geliştirilmiştir. Diabetes Knowledge Test-2 anketinin kültürler arası uyumu sağlanmıştır. Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde takip edilen 148 diyabet hastasına yaklaşık iki hafta arayla Türkçe Diabetes Knowledge Test-2 ve bir kezde sağlık okuryazarlığı anketi uygulanmıştır. Hastaların, Türkçe Diabetes Knowledge Test-2 ölçeğinden aldıkları puanlar arasındaki ilişki, 'Spearman Korelasyon' analizi ile incelenmiştir. Test-tekrar test güvenilirliği sınıf içi korelasyon katsayısı ile Türkçe Diabetes Knowledge Test-2 ölçeğinin yapısal geçerliliği benzer ölçek geçerliliği ve diskriminant geçerliliği test edilerek değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 148 hastanın 86'sı (%58,1) erkek, 62'si (%41,9) kadın olup katılımcıların yaş ortalaması 47,5±1,8'dir. Ortalama 15,9±5,3 (min:7-maks:30) gün ara ile ikinci kez aynı test 100 hastaya uygulanmıştır. Test-tekrar test güvenilirliği sınıf içi korelasyon katsayısı ile değerlendirildiğinde toplam ölçek için 0,893 (%95 GA=0,841-0,928) olarak yüksek bir değer bulunmuştur. Genel test için sınıf içi korelasyon katsayısı 0,826 (%95 GA= 0,741-0,883), insülin kullanımı için sınıf içi korelasyon katsayısı 0,801 (%95 GA= 0,704-0,866) hesaplanmıştır. Toplam puan ve ölçek bölümleri için her iki uygulama arasındaki ilişki katsayısı 0,644 ve üzerinde bulunmuştur. Bland Altman grafiği incelendiğinde ise test tekrar test sonuçlarının %95 güven aralığında tutarlı olduğu saptanmıştır. Spearman korelasyon analizi ile yapılan değerlendirilmede Türkçe Diabetes Knowledge Test-2 puanları ile Türkçe Sağlık Okuryazarlığı-32 arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Türkçe Sağlık Okuryazarlığı-32 ve Türkçe Diabetes Knowledge Test-2 ölçeği puanları arasında orta derecede pozitif yönlü bir ilişki saptanmıştır. (r= 0,378) Sonuç: Diabetes Knowledge Test-2 anketinin Türkçe versiyonu geçerli ve güvenilir bulunmuştur. Bu test tüm diyabet hastalarında diyabet bilgi düzeyini değerlendirilmesinde kullanılabilir.

Diabetes mellitusGüvenilirlik ve geçerlilikSağlık okuryazarlığı+4
Ülkem Şen Uzeli
Hitit University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Evli diyabetik kadınlarda cinsel yaşam kalitesi ve etkileyen faktörler

Diyabetes Mellitus (DM), son yıllarda prevalansı salgın şeklinde artankronik sistemik bir hastalıktır. DM ile gelişen vasküler ve nörolojik komplikasyonlar cinsel işlevde ve cinsel yaşam kalitesinde bozulmalara yol açmaktadır. Cinsel işlev bozuklukları kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülmesine rağmen kadın cinsel sorunlarına yönelik yapılan çalışmaların sınırlı olması dikkati çekmektedir. Bu sebeple araştırmamız evli diyabetik kadınlarla cinsel yaşam kalitesi ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırma Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yazılı izinler alınarak araştırma dahil edilme ve dışlanma kriterlerine uyan DM hastası 160 kadın ile yapılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan 31 soruluk Kişisel Bilgi Formu (KBF) ve Cinsel Yaşam Kalitesi- Kadın (CYKÖ-K) ölçeği ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Mann Whitney U, Kruskal Wallis Varyans Analizi ve Spearman's korelasyon testi kullanılmıştır. Kadınların CYKÖ-K puan ortalaması 34,53±30,36 olarak bulunmuştur. Kadınların yaşı, eğitim düzeyi, mesleği,evlilik yaşı, evlilik süresi, evlilik şekli ve cinsel ilişki sıklığı ile CYKÖ-K puan ortalaması arasındaki istatistiksel fark anlamlıbulunmuştur (p<0,05). Kadınların DM tipi ve alınan DM tedavi yöntemi ile CYKÖ-K puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunurken (p<0,05), kadınların DM süresi, cinsel yaşamında sorun yaşama durumu ve yaşanan sorunlar ile CYKÖ-K puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdananlamsız olduğu tespit edilmiştir (p>0,05). Sonuç olarak; DM kadın vücudunda olumsuz değişikliklere neden olarak cinsel yaşam kalitesini azaltmaktadır. Bundan dolayı DM hastası kadınlara hemşirelik yaklaşımı planlanırken;DM'nin sebep olduğu cinsel sorunlar, sebepleri ve çözüm yolları konusunda bilgilendirme ve danışmanlık içermesi gerektiği önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Cinsel Yaşam Kalitesi, Diyabet, Kadın Cinselliği

Cinsel işlevlerCinsel yaşamCinsellik+5
Neslihan Kazak Saltan
Hitit University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik ayak ülserinin tedavisinde sınıflamaların karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada mevcut diyabetik ayak ülser sınıflamalarından Wagner, PEDIS ve Texas tedavi açısından kıyaslanmıştır. Sınıflamaların klinik ve prognoz açısından tutarlılığı ve toplanan veriler ışığı altında hastalığın seyrini etkileyen faktörler değerlendirilmiştir. Gereç ve yöntem: Prospektif olarak yapılan bu çalışmada 18-85 yaş arasında diyabetik ayak ülseri olan 121 katılımcı dahil edilmiştir. Hastalar, servis yatışı sırasında düzenlemiş olduğumuz diyabetik ayak değerlendirme formunda demografik bilgileri, yaranın bölgesi-tipi-sınıflaması, ankle brachial index (ABI) ölçümleri, radyolojik açıdan osteomyelit veya yumuşak doku enfeksiyon varlığı, nöropati varlığı, laboratuvar değerlendirmeleri, ön görülen tedavi süresi ve sonuçları değerlendirilmiştir. Bulgular: Diyabetik ayak ülseri olan hastaların (n=121), 78'i iyileşen grubu ve 43'ü amputasyon grubu olmak üzere toplam 121 hasta vardı. Hastaların 94'ü erkek ve 27'si kadındı ve yaş ortalaması 64±11 idi. Gruplar arasında lenfosit ve nötrofil/lenfosit oran değerleri istatistiksel olarak anlamlı farklı bulunmuştur (sırasıyla P= 0,027, P= 0,012). Doku perfuzyonu, yara derinliği, yara enfeksiyonu, yara hassasiyeti ile gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (sırasıyla, P= 0,002, P= 0,001, P= 0,006, P= 0,019). PEDIS skorlama sistemi iyileşme ve amputasyon tanısal ayrımında anlamlı; kesim noktası 7,5 olarak bulunmuştur. TEXAS sınıflaması A, B, C, D derecesi ve Wagner ile grup arasında istatistiksel olarak anlamlı; TEXAS sınıflaması 1, 2, 3 derecesi ile anlamlı ilişkili olmadığı bulunmuştur. Wagner iyileşme ve amputasyon tanısal ayrımında anlamlı olarak bulundu (AUC=0,728 (0,633-0,822)); P< 0.001). Ayrıca Ankle brakial indeks (ABI) ≥ 0,9 olanda %23,5; < 0,9 olanda % 50,9 amputasyon görülmüştür. Hastaların diyabetik ayak eğitimleri ile grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P= 0,021, P< 0,001). Sonuç: Erkek cinsiyet, ileri yaş, neutrofil-lenfosit oranı yüksek olması, diyabetik ayak ve DM eğitimi almamış olması, radyolojik olarak yumuşak doku enfeksiyonu ve osteomyelit varlığı ve ayak bileği brakial indeksinin 0,9'dan küçük olması iyileşme ve amputasyonun tanısal ayrımında anlamlı bulunmuştur. WAGNER sınıflamasında amputasyon kesim noktası 4. derece ve üzeri anlamlı bulunmuştur.

Ayak ülseriDiabetes mellitusDiabetik ayak+3
İsmail Sezikli
Hitit University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinde gestasyonel diabetes mellitus tanısı alan gebelerin doğum öncesi bakım beklentileri ve memnuniyet düzeyleri

Bu araştırma, COVID-19 pandemisinde gestasyonel diabetes mellitus (GDM) tanısı alan gebelerin doğum öncesi bakım (DÖB) beklentileri ve memnuniyet düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırmanın örneklemini 55 GDM tanısı alan gebe oluşturdu. Veriler, 17.05.2021-01.09.2021 tarihleri arasında araştırmacılar tarafından oluşturulan Katılımcı Bilgi Formu, Doğum Öncesi Bakım Memnuniyeti ve Hasta Beklentileri ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde Independent Sample-t test, ANOVA test, Mann-Whitney Utest, Kruskal-Wallis H test ve spearman korelasyon katsayısı kullanıldı. Sağlık hizmetinin kalitesini bakım memnuniyeti artışı ile değerlendirebilmek mümkündür. Araştırmada Doğum Öncesi Bakım Memnuniyeti ve Hasta Beklentileri değerlendirildiğinde; genel beklenti puan ortalaması 21,04±4,60, genel memnuniyet puan ortalaması 53,16±16,97 bulundu. Sonuç olarak; COVID-19 pandemisinde GDM tanısı alan gebelerin yeterli sayıda DÖB hizmeti aldığı, DÖB hizmeti almalarını yaş, eğitim düzeyi, yaşanılan bölge, aile tipi, eşin yaşı, eşin eğitim düzeyi, gelir düzeyi gibi durumların etkilenmediği tespit edildi. Ancak gebelerin COVID-19 pandemisi kaynaklı gebe okulu eğitiminden mahrum kaldığı sonucuna ulaşıldı. Doğum öncesi bakım memnuniyeti ve hasta beklentileri puan ortalamalarının yüksek olduğu belirlendi.

COVID 19Diabet-gebelik sırasındaDiabetes mellitus+6
Hülya Çiçek Acar
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik ayak operasyonlarında tek enjeksiyon ve devamlı infüzyon popliteal sinir bloğunun ağrı ve hemodinami üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Diyabetik ayak nedeniyle cerrahi girişim planlanan hastalarda kontrolsüz diyabetten dolayı, nöroaksiyal veya genel anesteziye bağlı komplikasyonlar görülebilir. Bunları engelleyebilmek için rejyonel anestezi yöntemleri tercih edilebilir. Bu çalışmada, diyabetik ayak nedeniyle cerrahi girişim planlanan hastalarda, sürekli infüzyon ve tek enjeksiyon yöntemi ile popliteal sinir bloğu uygulamasının hemodinamik etkiler ve ağrı açısından sonuçları karşılaştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Etik kurul onamını takiben, diyabetik ayak cerrahisi için anestezi yöntemi olarak popliteal sinir bloğu yapılacak ASA II-IV risk grubunda 63 olgu, iki gruba randomize edildi. Grup 1 (n:32) hastalara popliteal sinir etrafına ultrasonografi ve sinir stimülatörü eşliğinde 30 mL lokal anestezik verildi. Grup 2'de (n:31) yer alan hastalara ise ek olarak kateter iğne ucunun 4-5 cm ötesinde olacak şekilde yerleştirildi. 2 mL/sa hızla %0,25 bupivakain infüzyonu için elastomerik pompa hazırlandı. Blok öncesi ve sonrası hemodinamik parametreler kaydedildi. Blok başlangıç ve sonlanım zamanları kaydedildi. Postoperatif ağrı skorları, hemodinamik parametreler, analjezik ihtiyacı zamanı, hasta memnuniyeti ve taburculuk süresi takip edildi. Bulgular: Grup 1'de postoperatif 12. saatten sonra, Grup 2'de 60. saatten sonra ağrı skorları yüksek seyretmiştir (sırasıyla P=0,006, P < 0,01). Grup 2'de postoperatif 60. saate kadar Grup 1'e göre daha düşük, sonrasında anlamlı olarak daha yüksek seyretmiştir. Blok süresi Grup 1'de ortalama 631,56 ± 218,72 dakika, Grup 2'de ortalama 733,26 ± 435,83 dakika idi. İlk analjezik ihtiyacına kadar geçen süre Grup 1'de ortalama 804,64 ± 1020,8 dakika, Grup 2'de ortalama 2012,78 ± 1424 dakika idi ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (P=0,072). Blok işleminden önce ve başarılı blokaj sonrasında ölçülen sistolik, diyastolik, ortalama arteryal kan basıncı ve kalp hızı gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmadı (P > 0,5). Sonuçlar: Sürekli infüzyon yöntemi ile popliteal sinir bloğunun daha uzun ağrısız dönem sağladığı ortaya çıkmıştır. Her iki yöntemde de benzer hemodinamik veriler ve düşük ağrı skorları olduğu görülmüştür. Sürekli infüzyon yönteminin daha iyi analjezi sağladığı görülse de, işlem maliyeti, teknik zorluklar ve hasta konforuna olumsuz etkileri de göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Popliteal Sinir Bloğu, Diyabetik Ayak, Ağrı, Tek Enjeksiyon, Sürekli.İnfüzyon

AğrıAğrı yönetimiDiabetes mellitus+4
Sibel Önen Özdemir
Hitit University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

18-45 yaş diyabetik kadınlarda genitoüriner sorunlar veetkileyen faktörler

Tanımlayıcı tipteki bu çalışmada, 18-45 yaş diyabetik kadınlarda genitoüriner sorunlar ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Orta Karadeniz Bölgesinde iki farklı hastaneden yazılı izinler alınarak araştırma dahil edilme ve dışlanma kriterlerine uyan 18-45 yaş Diabetes Mellitus hastası olan 104 katılımcı ile yapılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan 72 soruluk Diyabetik Kadınlara Yönelik Tanıcı Bilgi Formu ve BRİSTOL Kadın Alt Üriner Yol Semptomları Ölçeği (BKAÜYSÖ) kullanılarak, yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde; frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, median, minimum maksimum istatistiksel metotlar, bağımsız t testi, Mann Whitney-U, ANOVA, Kruskal Wallis, posthoc, Ki-kare ve Fisher kesin Ki-kare testi kullanılmıştır. İstatistiksel sonuçların anlamlılığı p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Kadınların yaş ortalaması 36.47±7.329' dur ve %80.8' i evlidir. Yaş, medeni durum, alkol, gebelik yaşama öyküsü, diyabete ek hastalık değişkenleri ile genitoüriner sorunlar arasındaki ilişki istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0,05). Kadınların BKAÜYSÖ' ye göre en fazla depolama alt boyutunda (4,79 ± 2,82) sorun yaşadıkları saptanmıştır. Kadınların yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, yaşanılan yer, çalışma durumu, gelir durumu, sosyal güvence, alkol, menstrual siklus düzeni, daha önce gebelik yaşama, küretaj, abortus, yaşayan çocuk sayısı, makrozomik doğum, doğum şekli, diyabete ek hastalık, diyabet süresi, hiperglisemi nedeniyle hastaneye yatma, sağlık kurumuna başvurma ve sağlık kurumuna başvurmama sebebi değişkenleri ile BKAÜYSÖ toplam puan ve alt boyut puanları arasındaki ilişki istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak; diyabet, 18-45 yaş kadınlarda genitoüriner sorunlara yol açmaktadır. Kadınların, diyabete bağlı ortaya çıkan genitoüriner sorunlarının, bütüncül şekilde taramalar yapılarak belirlenmesi ve gerekli konularda yönlendirmelerle tedaviye başvurmaya teşvik edilmeleri sağlanmalıdır.

Diabetes mellitusGenital hastalıklarKadınlar+2
Zehra Şahin Yanık
Hitit University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni normal dönemde tip 2 diyabet hastalarının sağlık okuryazarlığı düzeyleri tedaviye uyumları ve koruyucu COVID-19 davranışları

Kesitsel türdeki bu çalışma, Nisan 2021-Nisan 2022 tarihleri arasında, Çorum il merkezinde Tip 2 diyabet hastalarının yeni normal dönemde sağlık okuryazarlığı düzeyini, tedaviye uyumlarını ve koruyucu COVID-19 davranışlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evreni, Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Göğüs Hastalıkları Hastanesinde yatarak tedavi gören/ayaktan başvuru yapan Tip 2 diyabetli bireylerden oluşmuştur. Örnekleme 20 yaş ve üzerinde, en az okuryazar olan, Türkçe konuşabilen, görme, duyma ve konuşma engeli olmayan, psikiyatrik bir tanısı olmayan, Tip 2 diyabet hastaları dahil edilmiştir. Çalışma, 210 Tip 2 diyabet hastası ile tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri anket formu aracılığıyla yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Anket formunda hastaların sosyo-demografik özellikleri, klinik özellikleri, Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği, Modifiye Morisky ölçeği ve Koruyucu COVID-19 Davranışları Ölçeği yer almıştır. Araştırmanın uygulanabilmesi için Hitit Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulundan etik kurul onayı (2021-113) alınmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesi SPSS 22.0 programı aracılığı ile yapılmıştır. Tanımlayıcı analizlerde yüzdelik, ortalama, standart sapma ve ortanca kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerin analizinde Ki-kare testi ve Fisher's exact testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkinin gücünü ve yönünü belirlemek için Pearson Korelasyon analizi yapılmıştır. Değerlendirmelerde p<0,05 değeri istatistiksel açıdan anlamlı kabul edilmiştir. Araştırma grubunun %45,7'si 50-64 yaş aralığında olup yaş ortalamaları 61,7±10,8 yıldır. Katılımcıların %77,6'sında komorbidite varlığı olduğu ve en yaygın komorbiditenin %56,2 ile hipertansiyon olduğu belirlenmiştir. Pandemi sürecinde SARS-CoV-2 ile enfekte olduğunu belirtenlerin oranı %25,7'dir. Katılımcıların %84,3'ünün tedaviye uyumunun yüksek olduğu belirlenmiştir. Tedaviye uyuma yönelik motivasyon ve bilgi düzeyi alt boyutlarından aldıkları puanların ortalamaları ise sırasıyla 2,25±0,87 ve 2,54±0,76 olup %80,5'inde motivasyon düzeyi ve %86,2'sinde bilgi düzeyi yüksek bulunmuştur. Sağlık okuryazarlığı puan ortalamaları 28,04±9,74 olup katılımcıların %36,7'si yetersiz, %37,1'i sınırlı ve %26,2'si yeterli sağlık okuryazarlığına sahiptir. Katılımcıların %45,2'sinde koruyucu COVID-19 davranışlarının zayıf olduğu belirlenmiş olup puan ortalaması 14,57±2,54'dür. Katılımcıların yaşları ile sağlık okuryazarlığı düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (r:-0,237; p<0,01). Katılımcıların hastalık süreleri ile sağlık okuryazarlığı düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,01). Katılımcıların tedaviye uyuma yönelik motivasyon ve bilgi düzeyleri ile sağlık okuryazarlığı düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05; p<0,01). Katılımcıların koruyucu COVID-19 davranışları ile sağlık okuryazarlığı düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Anahtar Kavramlar: Tip 2 diyabet, tedaviye uyum, sağlık okuryazarlığı, COVID-19 Bilim Kodu: 1079

COVID 19Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+3
Selma Ceylan
Hitit University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 diyabetes mellitus hastalarında parvovirüs B19 enfeksiyon sıklığı

Parvovirüs B19 enfeksiyonu sonrası oluşan antikorların moleküler bazı mekanizmalar ile otoimmün mekanizmaların aktivasyonuna yol açabileceği bilinmektedir. Parvovirüs B19 enfeksiyonun birçok otoimmün hastalıkta oto-antikorlar oluşturabileceği gözlemlenmiştir. Parvovirüs B19 birçok otoimmün hastalığın etyolojisinde yer aldığı düşünülerek araştırmalar yapılmıştır. Bazı vaka sunumlarında Parvovirüs B19 enfeksiyonu sonrasında Tip 1 DM geliştiği rapor edilmiştir. Tip 1 DM' nin genetik bir zeminde bazı çevresel faktörlerin etkisiyle oluştuğu düşünülmektedir. Viral enfeksiyonlar, patogenezde rol aldığı düşünülen çevresel faktörlerdendir. Otoimmün bir hastalık olan Tip 1 DM' nin etyolojisinde Parvovirüs B19 enfeksiyonlarının rolü çalışmamızın esas amacını oluşturmaktadır. Bu çalışmada Tip 1 DM hastalarında Parvovirüs B19 sıklığı araştırılmıştır. Nisan 2016-Eylül 2016 tarihleri arasında Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma polikliniği ve iç hastalıkları polikliniklerine başvuran ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden Tip 1 diyabetik hastalardan aydınlatılmış gönüllü olur formu alınarak gerçekleştirildi. Çalışmamıza 32 Tip 1 DM tanısı almış hasta ve 30 sağlıklı gönüllü (kontrol grubu) alınmıştır. Hastalardan rutin kan tetkikleri esnasında invaziv herhangi bir işlem uygulanmadan kan örnekleri alındı. Kan örnekleri -200C derecede muhafaza edilerek mikrobiyoloji laboratuvarlarında çalışıldı. Parvovirüs B19 IgM ve IgG ELİSA yöntemi kullanılarak manuel olarak çalışıldı. Bu çalışmanın sonucunda Tip 1 DM hastalığı olanlarda Parvovirus B19 IgG düzeyleri kontrol grubuna göre daha sık bulunmuştur. Parvovirüs B19 IgM düzeylerinde ise anlamlı bir fark bulunamamıştır.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1Otoimmün hastalıklar+4
Hasan Hüseyin Gümüşçü
Kütahya Dumlupınar University
2017
00

Related subjects