Fiscal law
93 theses under this subject heading
Dış ticaret ve gümrük anlaşmazlıkları: Cezalar ve çözüm yollarının yapısal eşitlik modeli ile analizi
Ülke ekonomilerinin gelişmesinde zaman içerisinde daha büyük bir role sahip olan dış ticaretin, kurumsallaşması ve sağlıklı bir şekilde işleyişi önem arz etmektedir. Bu nedenle giderek artan ve çeşitlenen hacim ile birlikte daha karmaşık bir hâle gelen dış ticaret sürecinin birtakım kurallar ve standartlar çerçevesinde işlemesi gerekmektedir. Bu çerçevede geçmişten günümüze uluslararası düzeyde birtakım anlaşmalar düzenlenmiş, kuruluş ve organizasyonlar oluşturulmuştur. Ancak tüm düzenlemelere ve çabalara rağmen bu alanda taraflar arasında sıklıkla anlaşmazlıklar gündeme gelmektedir. Anlaşmazlıklar, ulusal ve uluslararası düzeyde çözüm mekanizmaları ile çözümlenmektedir. Bu çalışmada dış ticaret ve gümrük anlaşmazlıklarına ilişkin teorik bilgilerin yanı sıra söz Türkiye'de gümrük idaresi ile doğrudan muhatap olan gümrük müşavirleri ve dış ticaret sorumlularının gümrük işlem ve uygulamaları sürecinde karşı karşıya kaldıkları anlaşmazlıkların kaynağını ve bunların çözümüne ilişkin algı ölçümünü konu alan anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda Yapısal Eşitlik Modeli ile dış ticaret sorumluları ve gümrük müşavirlerinin "gümrük sorunlarına", "gümrük cezalarına", "uyuşmazlık çözüm yollarına" bakışlarına ilişkin algılarını tespit etmek amacıyla üç ölçek geliştirilmiştir. Anket 925 katılımcıya uygulanmış ve elde edilen veriler analiz edilmiştir. Analiz sonuçları genel olarak ölçekler bazında değerlendirildiğinde, gümrük müşavirlerinin dış ticaret sorumlularına göre algı düzeyinin daha yüksek olduğu görülmektedir. Gümrük müşavirlerine ilişkin alt ölçekler bazında yapılan değerlendirmelerde; idarenin gerek gümrük işlem ve uygulamaları gerekse idari çözüm yolları süreçlerindeki performansının iyi olduğu, ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü hususunda mevcut idari yolların tatmin edici olduğu, mevcut cezaların yeterince caydırıcı ve makul bir düzeyde olduğu gibi sonuçlar öne çıkmaktadır. Buna karşılık mevzuatın karışıklığı, idareler arası uygulama farklılıkları ile idarenin teknik sistemlerinde birtakım iyileştirmelerin gerekli olduğu düşünülmektedir.
Muhasebe denetiminin Türk hukuk sistemindeki yerinin incelenmesi (İcra İflas Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, Vergi Usul Kanunu açısından)
Muhasebe denetimi işletmelerin, mali tablolarının, mali durumuyla ilgili verilerin ve faaliyet sonuçlarının yasal düzenlemelere uygunluğunun denetlenmesidir. Bu kapsamda incelendiğinde muhasebe denetimi ve hukuk multidisipliner alanlardır. Bu alanların başlı başına birer çalışma alanı olduğu ve farklı anabilim dallarında çalışılması muhasebe denetimi ve hukuk disiplininin birbirinden nispeten soyutlanmasına neden olmuştur. Bu soyutlama neticesinde ortaya çıkan en büyük problem iyi bir hukukçunun mali denetim bilgisinin nispeten zayıf kalmasına, iyi bir mali denetimcinin ise hukuk bilgisinin nispeten zayıf kalmasına neden olmuştur. Doktora tezi kapsamında yapılan bu çalışmada muhasebe denetimi ve muhasebe denetiminin hukuki boyutu birlikte ele alınarak derinlemesine incelenmiştir. Çalışma neticesinde; Türk Ticaret Kanunu'na göre gerçekleştirilen muhasebe denetimi sürecinde denetlenen finansal tabloların Vergi Usul Kanunu'na göre işletme tarafından düzenlenen finansal tablolar olmadığı, bu tabloların yerine Kamu Gözetim Kurumu tarafından yayımlanmış olan muhasebe ve denetim standartları çerçevesinde hazırlanan finansal tabloların muhasebe denetiminde denetlenen tablolar olduğu, muhasebe ve finansal raporlama standartlarına göre hazırlanan finansal tablolar ticari kar (ticari bilanço) esasını benimserken Vergi Usul Kanunu'na göre hazırlanan tablolar ise mali kar (mali bilanço) esasını benimsediği, Türk Ticaret Kanunu'na göre gerçekleştirilmek istenen muhasebe denetimi Vergi Usul Kanunu kapsamında hazırlanan finansal tablolar üzerinden yapılamadığı için kanun koyucular tarafından işletmelerdeki finansal tabloların, defterlerin Türk Ticaret Kanunu ve Vergi Usul Kanunu açısından uyumluluğun sağlanacağı çalışmaların yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Dış ticaret vergileri ve hukuki esasları
Türkiye'de dış ticaret üzerindeki mali yükümlülükler ithalat ve ihracat vergileri olarak gümrük vergileri, ithalattan alınan diğer vergiler ile yürütme tarafından konulan ek mali yükümlülüklerden oluşmaktadır. Bu bağlamda dış ticaret vergileri olarak gümrük vergileri ve ithalattan alınan diğer vergiler hukuki esasları çerçevesinde incelenmiş, ek mali yükümlülük olan fonlardan da önemli olanlara yer verilmiştir. Çalışmamızın birinci bölümünde, ilk olarak dış ticaret vergilerinin uluslararası boyutu kapsamında yapılan anlaşmalar ve vergileme ilkeleri ele alınmıştır. Dış ticaret düzenlemesi çerçevesinde yürütmeye yetki tanıyan anayasal düzenlemeler de değerlendirilmiştir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergiler ile 4458 sayılı Gümrük Kanunu kapsamındaki gümrük verilerinin temel kavramları aralarındaki farkların ortaya konması adına karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca gümrük vergileri açısından önem arz eden gümrük rejimleri, eşyanın menşei, tarife cetveli ile kıymet tespit yöntemleri ele alınmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde, Türkiye'de dış ticaret üzerindeki mali yükümlülükler olarak gümrük vergileri ve diğer vergiler ile fonların neler olduğu, temel unsurları göz önünde bulundurularak ve vergileme tekniği açısından incelenmiştir.
Yargı kararları ışığında vergi kaçakçılığı suçu
Vergi kanunlarına aykırı fiiller ve bu fiillere uygulanacak cezalar 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu ile düzenlenmiştir. Vergi hukukunun suç ve cezaları düzenleyen kısmı olan Vergi Ceza Hukukunda, vergi kanunlarına aykırı fiillere verilecek cezalar idari para cezaları (mali cezalar) ve hürriyeti bağlayıcı cezalar (adli cezalar) olarak ikiye ayrılmaktadır. Tezde hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren, Vergi Ceza Hukukunun konularından birini oluşturan ve Vergi Usul Kanunu 359. maddesinde düzenlenen vergi kaçakçılığı suçu incelenmiştir. Tezde tüm unsurları ile ele alınan vergi kaçakçılığı suçu, üç bölümde incelenmiştir. Birinci bölümde genel olarak vergi suçları ele alınmış, suçla korunan hukuki değer incelenmiş, vergi kaçakçılığı suçunun tarihsel gelişimine yer verilmiştir. İkinci bölümde vergi kaçakçılığı suçunun unsurları ve cezası incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise vergi kaçakçılığı suçunun özel görünüş şekilleri, kusuru kaldıran ve azaltan haller, davayı veya cezayı düşüren haller ve yargılama usulü incelenmiştir.
Serbest muhasebeci mali müşavirlik kurumunun vergi kaçakçılığı ile mücadeledeki rolünün değerlendirilmesi
daha sonra doldurulacaktır.
Yargı kararları ışığında ithalatın vergilendirilmesine ilişkin uyuşmazlıklar ve değerlendirilmesi
Dış ticaretten alınan vergiler, ülkelerarası mal ve hizmetin yer değiştirmesi nedeniyle, ticarete konu olan mal ve hizmetin miktarı veya kıymeti üzerinden alınan ekonomik, sosyal ve mali işlevlerinin yanında önemli bir dış ticaret ve ekonomi politikası aracıdır. Dış ticaret işlemlerini, ağırlıklı olarak ithalat ve ihracat işlemleri oluşturmakla birlikte, ülkemizde ihracatın teşvik edildiği ve daha ziyade ithalat işlemlerinden vergi alındığı göz önüne alındığında; dış ticaret işlemleri üzerinden alınan vergilerle ağırlıklı olarak ithalat işlemleri üzerinden alınan vergiler ifade edilmek istenmektedir. Bu nedenle, tezin konusunu da ithalat işlemlerinden alınan vergiler ve benzeri mali yükümlülükler oluşturmaktadır. Türkiye'de ithalat işlemleri üzerinden başta gümrük vergisi olmak üzere çeşitli isimler altında vergi ve eş etkili mali yükümlülükler alınmaktadır. Vergilendirilme sürecine ilişkin temel düzenleme Vergi Usul Kanunu iken, gümrük vergileri bu kanunun kapsamı dışında tutularak Gümrük Kanunu ile düzenlenmiştir. İthalat işlemlerinden alınan özel tüketim vergisi, katma değer vergisi, damga vergisi gibi vergiler kendi kanunlarında düzenlenmekle beraber, Vergi Usul Kanunu sistematiğine tabidir. İthalat işlemlerinin vergilendirilmesi sürecinde, ithalat işlemlerinin uluslararası hukuk kuralları ile ilişkisinin bulunması, ticari ilişkilerin dinamik yapıya sahip olması, gümrük işlemlerinin teknik bilgiyi gerektirmesi, mevzuatın karmaşık ve dağınık olması gibi sebeplerle çeşitli uyuşmazlıklar ortaya çıkmaktadır. Uyuşmazlıklara ilişkin çözüm yollarının hepsinin yasalarda düzenlenmiş olması mümkün olmadığından, yargı yoluyla çözümüne ilişkin kararların incelenmesi ve değerlendirilmesi, uygulayıcılara yol göstermesi bakımından büyük önem arz etmektedir. Tez konumuz, üç bölüm altında incelenecektir. Birinci bölümde, genel olarak dış ticaret ve vergilendirilmesi, seçilmiş ülkeler çerçevesinde ele alınmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, ithalattan alınan vergi ve eş etkili mali yükümlülüklerin temel vergilendirme aşamalarına yasal mevzuat kapsamında yer verilmiştir. Tezin son bölümünde, gümrük vergisine ilişkin uyuşmazlıkların çözüm süreci, diğer vergilerde oluşan süreçten farklı olduğundan öncelikle zorunlu idari itiraz yolu ve yargı yoluna ana hatlarıyla yer verilmiş, ithalattan alınan vergilere ilişkin uyuşmazlıklara ait yargı kararlarından örnekler verilmek suretiyle uygulama hakkında değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: İthalat, Gümrük Vergisi, Vergi Yargısı, Gümrük Uyuşmazlıkları.
Vergi Hukuku bağlamında Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu
İnsanların insan onuruna yaraşır bir şekilde yaşayabilmesi için elzem olan insan hakları, devletlerin ve hükümetlerin kendilerini meşru kabul ettirmelerindeki en önemli kıstastır. Devlet ve vatandaş ilişkisinde zayıf konumda olan vatandaşların temel hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla yüksek mahkeme statüsüne sahip Anayasa Mahkemesi kurulmuştur. Mahkeme, vatandaşlar tarafından kamu gücünün temel hak ve özgürlük ihlallerine karşı yapılan bireysel başvuruları karara bağlamaktadır. Çok sayıda devlet, temel hak ve özgürlüklerin kamu gücü işlemlerine karşı korunması amacıyla, bireylere Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkı tanımıştır. Türkiye'de Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu, 2010 yılında yapılan halk oylaması sonucunda kabul edilmiştir. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunla yürürlüğe giren uygulama insan haklarının iç hukukta etkin olarak korunmasını sağlamaktadır. Her ne kadar bu yolun kabul edilmesindeki esas sebep Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'nde Türkiye aleyhine başvuruların artması olsa da bireyler bu sayede ihlal edilen hak ve özgürlükleri için yeni bir yol bulmuşlardır. Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu uygulamasının vergi hukuku bağlamında değerlendirilmesini ele aldığımız bu çalışmada amaçlanan; temel hakların etkili biçimde korunmasına yönelik olarak, vergilendirme alanında Anayasa Mahkemesi'ne yapılacak bireysel başvurunun işleyişini, koşullarını ve uygulamadaki karşılığını göstermektir. Bu amaçla tez çalışması, 3 ana bölüm halinde planlanmıştır. Birinci bölümde anayasal gelişmeler ile Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş aşamaları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise Anayasa Mahkemesi'ne Bireysel Başvuru Yolu'nun şartları ve diğer bilgiler yer almış, üçüncü bölümde ise, vergi hukuku alanında bireysel başvuruda verilen kararların değerlendirilmesi yapılacaktır. Anahtar Sözcükler: Bireysel Başvuru, Anayasa Yargısı, Anayasa Mahkemesi, Vergi Uyuşmazlıkları, Vergi Cezaları, Temel Hak ve Özgürlüklerin Korunması
Vergi Hukuku'nda uzlaşma müessesesi ve anayasa ilkeleri bağlamında değerlendirilmesi
Günümüzde refah seviyesindeki artış beraberinde kamu hizmetlerine olan ihtiyacın artmasına sebep olmuştur. Bu ihtiyacı karşılamak üzere yapılmakta olan kamu harcamalarının esas kaynağı vergi gelirleri olmaktadır. Böyle bir durum karşısında devlet daha çok vergi toplamak isteyecektir. Buna karşılık ise mükellefler bilhassa işletmeler ise ödedikleri vergi haricinde fazla vergi ödemekten kaçındıkları gibi, zaten ödedikleri vergi de fazla gelmektedir. Bu nedenle daha az vergi verme yollarını aramaktadırlar. Vergi planlamalarını da bu doğrultuda yapmaktadırlar. Bu durumda ise, devlet daha çok vergi isterken karşı taraf olan mükellefin daha az vergi ödemek istemesi vergi uyuşmazlıklarına yol açmaktadır. Vergi hukukumuzda uzlaşma vergi uyuşmazlıklarının yargı yoluna başvurmadan vergi idaresi ile vergi mükellefi arasında anlaşma sağlanması ile çözümlenmesidir. Yapılan çalışmada, Türkiye'de uzlaşma mekanizmasının işleyişi incelenmiş ve anayasal vergilendirme ilkeleri açısından uzlaşma sonuçlarının analizi yapılarak yorum ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çalışma üç bölümde ele alınmıştır. Birinci bölümde, vergi uyuşmazlığının ortaya çıkış süreci, vergi uyuşmazlıklarının idari aşamada çözümüne ve uzlaşma mekanizmasının amacı, kapsamı, işleyişi üzerinde genel olarak bahsedilmiş, uzlaşma müessesinin hukuki yönü ve taraflar olarak ayrı ayrı faydaları üzerine değerlendirmeler yapılmıştır. İkinci bölümde, uzlaşmanın işleyişi kapsamlı bir biçimde, tarhiyat öncesi ve tarhiyat sonrası olacak şekilde açıklanmıştır. Türkiye'deki mevcut uzlaşma müessesesi işleyişi, rakamsal veriler eşliğinde açıklanmış, müessese çeşitli ülke uygulamaları olarak da değerlendirilmiştir. Son olarak uzlaşma müessesesinin daha etkin ve verimli çalışmasına ilişkin öneriler sunulmuştur. Üçüncü bölümde ise, Anayasa yargısı kavramı açıklanmış, vergi kanunlarının bağlı olduğu Anayasa ilkeleri açıklanmış ve uzlaşma müessesesinin Anayasal vergileme ilkeleri açılarından değerlendirilmesi yapılmış, öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Vergi, Uyuşmazlık, Uzlaşma, Anayasa Yargısı, Anayasal Vergileme İlkeleri
5811 sayılı Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanunun vergi affı kapsamında mali açıdan değerlendirilmesi
Tarih boyunca af kavramı bütün hukuk sistemlerinde yerini almış, kesin bir tanımı yapılmamakla beraber sürekli olarak uygulanmıştır. Vergi affı kavramının da vergi hukukunda dolayısıyla uygulamadaki vergi kanunlarında tanımı tam olarak yapılmamış ancak vergi affı ülkemizde Cumhuriyet' in ilanından bugüne kadar sık sık uygulanmıştır. Devletler giderlerini karışılmak amacıyla kaynak oluşturmak için her zaman değişik isimler altında gerçek ve tüzel kişileri vergilendirmek suretiyle vergi geliri elde etmişlerdir. Vergilendirmeye ilişkin usul ve esaslar vergi kanunlarında belirtilişmiş buna mukabil belirlenen usul ve esaslara aykırı hareket eden gerçek ve tüzel kişilere cezalar öngörülmüştür. Vergi affı, devletin öngörülen cezalar ile tahsil edilmesi hedeflenen vergi alacaklarının bir kısmının ya da tamamının tahsilinden vazgeçmesidir. Vergi affı aynı zamanda kayıt dışı bulunan ve ekonomik dolaşıma kazandırılmak istenen varlık ve kazanç sahiplerine varlık ve kazançlarını kayıt altına almaları durumunda kolaylık sağlanması amacıyla da çıkarılmıştır. Bu tür vergi afları uygulamada "Varlık Barışı" olarak adlandırılmıştır. Ülkemizde 2014 yılında kadar başka hükümler yanında vergi affı hükümlerinin de yer aldığı ya da sadece vergi affı hükümlerinin yer aldığı 33 adet kanun çıkarılmıştır. Vergi afları genellikle değişik isimler altında ve çeşitli sebeplerle yasalaştırılarak uygulamaya konulmuştur. Düzenlenen vergi affı kanunlarının gerekçelerine bakıldığında bu kanunlar daha çok ekonomik, mali, teknik ve idari sebeplerle çıkarılmıştır. Sadece 1960 ve 1980 yılları arasında çıkarılan af kanunların düzenlenmesinde ise siyasi ve ekonomik nedenler öne çıkmış devlet toplumu rahatlatmak amacıyla alacaklarından kısmen veya tamamen vazgeçmiştir. Yaşanan ekonomik ve siyasi krizler nedeniyle ülke ekonomisinin olumsuz etkilenmesiyle beraber bu olumsuzluklar neticesinde vergisel yükümlülüklerini yerine getiremeyen mükelleflere yükümlülüklerini yetire getirmeleri amacıyla bir şans verilmesi ve vergi idareleri ve vergi yargısı üzerindeki iş yükünün azaltılması açısından vergi affı genellikle savunulmuştur. Buna mukabil vergi ahlakını bozması vergilendirme de adalet ve eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle de hep eleştirilmiş bir nevi dürüst mükelleflerin cezalandırıldığı savunularak vergi affına karşı çıkılmıştır. Anahtar Kelimeler: Vergi, Vergi Affı, Varlık Barışı
Vergi uyuşmazlıklarının yargı aşamasında çözümlenmesi ve vergi davalarının değerlendirilmesi
Vergi, devletin kamu harcaması yapabilmesi bakımından gerekli olan en önemli finansman kaynağıdır. Bu nedenle verginin adil ve doğru bir şekilde toplanması oldukça önemlidir. Fakat verginin tarafları olan vergi dairesi ve mükellefler arasında hatalar ya da anlaşmazlıklardan dolayı ihtilaf dediğimiz 'vergi uyuşmazlıkları' ortaya çıkar. Bu uyuşmazlıkların verginin kanuniliği ilkesi gereği kanuna dayalı, adalet ilkesi gereği adaletli, doğruluk ilkesi gereği doğru bir şekilde ele alınması için çözüm yolları açılmıştır. Vergi uyuşmazlıklarının idari aşama ve yargı aşaması olmak üzere iki çözüm yolu vardır. Taraflar uyuşmazlığın çözümü için vergi mahkemelerinin iş yükünün arttırılmaması sebebi ile düzenlenen ve barışçıl çözüm yolları olarak adlandırılan idari aşamaya başvurabildiği gibi, yargı aşamasına da başvurabilir. Bu çalışmanın esas amacı vergi uygulamalarından doğan vergi ihtilaflarını ortaya koymak, idari ve yargı olmak üzere çözüm yollarını belirterek mükelleflerin karşılaştığı sorunlar karşısında hangi sorunda nasıl bir yol izleyeceğini belirleyebilmektir. Buna istinaden ilk bölümde; vergi uyuşmazlıkları ve buna neden olan durumlar incelenmiş, ikinci bölümde çözüm yolları verilmiş ve son bölümde de yargı aşaması ele alınarak mükellef ve idare açısından durumuna yer verilmiştir. Bu amaca yönelik olarak Türkiye'de son 20 yıl örneklerine ait Danıştay kararları incelenmiştir. Yıllar itibariyle görülen konuyla ilgili davalar araştırılarak kıyaslama yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda, araştırmayı kapsayan 1998-2018 yılları arasında Türkiye'deki vergi mahkemelerinde açılan ve Danıştay'a intikal eden davalar incelenmiş, mükellef lehine ya da aleyhine verilen kararların karşılaştırılması yapılmıştır.
Kamu mali yönetiminde Sayıştay'ın yeri ve Sayıştay denetimi
Türkiye Cumhuriyeti Anayasaları'nın tümünde yer alan Sayıştay, kurumsal yapının en önemli parçalarından biridir. Kamu kaynaklarının kullanımında şeffaflık ve hesap verilebilirlik anlayışının yerleşmesi adına ve kamu mali yönetim sistemindeki hızlı değişim Sayıştay'ın görev ve sorumluluklarını arttırmıştır.Çalışmanın amacı; Türkiye'de Sayıştay kurumunun gelişimini, yapısını, işlevlerini ortaya koymak ve dünya üzerinden belirli örneklerle birlikte Sayıştay kurumunun görev ve yetkilerini tanımlamaktır. Çalışmanın ilk bölümünde Türkiye'de Sayıştay kurumunun tarihsel gelişimi ve işlevlerine yer verilmiş, ikinci bölümünde mali denetim kavramıyla birlikte kamu mali denetimi, denetim kavramı ve performans denetimi kavramları açıklanmış, son bölümde ise kamu mali denetiminde Sayıştay kurumu ve seçilmiş bazı ülke Sayıştayları açıklanmaya çalışılmıştır.
Türk vergi yargısında istinaf kanun yolu
Türkiye'de vergi uyuşmazlıklarının yargı yolu ile çözüme kavuşturulması konusunda idari yargı düzeninde yer alan vergi mahkemeleri yetkilidir. Vergi uyuşmazlıklarının çözümlendirildiği ilk derece mahkemesi olan vergi mahkemesi kararlarının davanın taraflarından biri tarafından denetlenmesi ihtiyacı kanun yolları ile giderilmektedir. Vergi mahkemesi kararlarına karşı başvurulan kanun yolları, Bölge İdare Mahkemesi'nde itiraz kanun yolu ve Danıştay'da temyiz kanun yoluydu. Ancak Danıştay'ın iş yükünün yıllar geçtikçe artması ve içtihat mahkemesi olma görevini tam olarak yapamaması sebepleri ile idari yargı sisteminde yapılan köklü değişiklik neticesinde istinaf kanun yolu yargı sistemimize dâhil olmuştur. 6545 sayılı Kanun ile 2014 yılında idari yargı düzenimize istinaf kanun yolunun girmesiyle itiraz kanun yolu yürürlükten kaldırılmış ve temyiz kanun yolunda da yeni sistemin gerektirdiği değişiklikler yapılmıştır. Yapılan düzenlemeler neticesinde vergi yargısında iki dereceli denetim mekanizması oluşturulmuştur. Vergi yargısında iki dereceli denetim mekanizması oluşturulurken kanun yollarına başvuru için parasal sınırlar getirilmiştir. Bununla vergi uyuşmazlıklarının çözümünün büyük ölçüde istinaf mahkemelerinde gerçekleştirilerek, Danıştay'a temyiz incelemesine giden dosya sayısının azaltılması amaçlanmıştır. Böylece Danıştay'ın iş yükünün hafifletilmesi ve içtihat mahkemesi olarak çalışma amacının tam olarak gerçekleştirilmesi sağlanacaktır. Vergi yargısında denetim sistemini tamamen değiştirmesi sebebiyle 6545 sayılı Kanun ile yürürlüğe giren istinaf sisteminin incelenmesi son derece önemlidir. Bu sebeple yapılan çalışmada, istinaf sisteminin ayrıntılı olarak açıklanması amaçlanmış ve vergi yargılamasında istinaf kanun yolu ile getirilen yeni sistemin etkileri mahkeme kararları ile de örneklendirilerek ele alınmış, istinaf kanun yolunun olumlu ve olumsuz yanları üzerinde durulmuştur.
Vergi yargısında istinafın yargılama sürecine etkileri üzerine inceleme
Bu çalışmada, 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile idari yargıya getirilen istinaf müessesinin vergi yargısı üzerindeki etkileri incelenmiştir. İstinaf müessesinin vergi yargısına intikalinden önce, taraflar ilk derece mahkemelerinin vermiş oldukları kararları bir üst mahkemede itiraz kanun yolunu kullanarak karara itiraz edebiliyorlardı. İtiraz önüne gelen mahkeme, ilk derece mahkemesinin kararını hukuki açıdan denetleyip dar bir vakıa incelemesi ile nihai kararı veriyordu. Taraflar bu karardan da memnun kalmazlarsa kararı temyiz edebiliyorlardı. Temyizde yapılan hukuki denetleme ise kesin karar niteliği taşıyordu. Bu uygulama Danıştay'ın iş yükünü ağırlaştırmakta ve dolayısıyla da yargılama sürecini uzatmaktaydı. 28 Haziran 2014 tarihinde Resmi Gazete de yayımlanan ve 20 Temmuz 2016 yılında uygulamaya başlanan 6545 sayılı Kanunun getirdiği istinaf sisteminin, idari yargımızın işleyişini hızlandıracağı ve Danıştay'ın iş yükünü azaltacağı öngörülmektedir. İstinaf sistemi ile ilk derece mahkemelerinde verilen kararlar, elde edilen tüm bulgularla yeniden incelenecek ve hukuki açıdan denetimi yapılacaktır. Türk yargı sistemine getirilen bu yeni işleyişin amacı, ilk derece mahkemelerinde oluşabilecek hukuki aksaklık ve yanlışlıkları istinaf aşamasında çözerek hatanın çabuk telafi edilmesini sağlamak ve Danıştay'a intikal eden vakıaların sayısını azaltmaktır. Anahtar Kelimeler: Vergi Uyuşmazlığı, İdari Yargı, Vergi Yargısı, İstinaf, Bölge İdare Mahkemesi.
Türk Vergi Hukuku'nda uzlaşmanın kanunilik ilkesine göre incelenmesi
Vergi, kamu harcamalarının karşılığı olarak devletin vatandaşlarından topladığı maddi değerlerdir. Vergilemenin nasıl ve ne oranda yapılacağı devletlerin ortaya çıkışından, modern hukuk devletine geçişe kadar her dönemde tartışma konusu olmuştur. Vergilemenin kanuniliği ilkesi, vergilerin; anayasaya ve kanunlara dayanması gerektiğini ifade eder. Bu ilke modern hukuk devletleri tarafından benimsenmiştir. Türk Vergi Hukuku'nda da vergilemenin kanuniliği ilkesi benimsenmiştir. Vergilemede uyuşmazlıklar, yargı yolu ile giderildiği gibi idari çözümlerle de giderilebilir. Uzlaşma, idari çözüm yollarından birisidir. Uyuşmazlıkların çözümünde idari çözüm yollarından birisi olan uzlaşma, sıklıkla başvurulan idari bir çözüm yoludur. Bu çalışmamızda, bazı Batılı ülke uzlaşma uygulamalarından da bahsedilmiştir. Ayrıca Türk Vergi Sistemi'nde yer alan uzlaşmanın tarihi gelişimi, amacı, kapsamı, uygulaması ve yasal dayanakları araştırılmıştır. Türk Vergi Hukuku'nda yer alan uzlaşmanın, yeniden ele alınarak vergilemenin kanuniliği ilkesine aykırı olan uygulamalarına son verilmelidir. Anahtar kelimeler: Vergi, Vergi Uyuşmazlığı, Vergilemenin Kanuniliği İlkesi, Tarhiyat Öncesi Uzlaşma, Tarhiyat Sonrası Uzlaşma.
Vergi denetiminde mükellef hakları
Bir devletin en önemli gelir kaynağını oluşturan vergilerin başlıca amacı, kamu giderlerini karşılamaktır. Kamu giderlerinin finansmanında kullanılan en önemli gelir kaynağının, mükellefin vergiye gönüllü uyumu ile toplanması, vergi idaresinin temel vergi politikalarındandır. Bununla birlikte devletler, vergi kayıp ve kaçağı ile etkin olarak mücadele etmekte; mükellefler tarafından ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak amacıyla çeşitli vergi denetim yollarına başvurmaktadır. Denetim; denetim birimlerine, -yapısı gereği- bireylerin temel hak ve özgürlüklerine müdahalede oldukça geniş bir yetki alanı vermektedir. Denetime ilişkin düzenleme ve uygulamalar, mülkiyet hakkı başta olmak üzere bireylerin temel haklarıyla yakından ilgilidir. Tam da bu nedenle, yapılan vergi denetimlerinde mükellef haklarına titizlikle uyulması, anayasal bir zorunluluktur. Ayrıca, pek çok demokratik ülkenin hukuk düzeninde yer almaya başlayan mükellef haklarının ülkemizde de yasal bir temele dayanması, vergiye gönüllü uyumu da artıracak itici bir güç olacaktır. Bu bağlamda çalışmada seçili ülkelerde mükellef haklarının nasıl korunduğuna dikkat çekilerek, Türkiye örneği üzerinden benzer uygulamalar ile kanunlarımızda tek bir başlık altında olması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda tez çalışmamız iki ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde mükellef hakları, seçili ülkelerde mükellef haklarının korunması ve Türkiye ile kıyaslamalarına yer verilmiştir. İkinci bölümünde ise vergi denetimi kavramı ve Vergi Usul Kanunu'nda düzenlenen vergi denetim yollarıyla ilgili bilgilere yer verilerek vergi denetiminde mükellef haklarına ilişkin bütüncül bir bakış açısı ile incelenerek bu haklar ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Vergi uyuşmazlıklarının çözümünde alternatif çözüm yolları: Türkiye açısından bir değerlendirme
Devletin egemenlik gücünün göstergesi olarak gerçek ve tüzel kişilerden ödeme güçleriyle orantılı olarak aldığı vergi, kamu harcamalarının temel finansman aracıdır. Vergi bir maliyet unsuru olduğundan mükellefler mümkün olduğunca az vergi ödemek isterken devlet ise vergi hasılatını mümkün oldukça arttırmak istemektedir. Vergi uyuşmazlıkları bu davranış farklılıklarından, mükelleflerin vergi kanunlarına yeterince nüfuz edememelerinden, vergi görevlerini eksik veya yanlış yerine getirmelerinden kaynaklanmaktadır. Vergisel uyuşmazlıkların çözümünde temelde iki yoldan yararlanılmaktadır. Bu yollardan ilki idari (barışçıl) çözüm yolları iken diğer yol ise yargısal çözüm yollarıdır. Son dönemde ise geleneksel çözüm yollarının yanı sıra alternatif çözüm yollarına da başvurulduğu gözlemlenmektedir. Vergisel uyuşmazlıkların çözümünde alternatif çözüm yolları uyuşmazlığın tarafları olan mükellef ile vergi idaresini tarafsız ve bağımsız üçüncü bir kişi/kurum eşliğinde bir araya getirerek uyuşmazlığın hızlı bir şekilde çözümüne imkân vermektedir. Alternatif çözüm yolları özel hukukta yaygın bir şekilde uygulama alanı bulmakta ancak vergi hukukunda bu alanı bulamamaktadır. Ancak vergi uyuşmazlıklarının çözümünde sağladığı avantajlar dikkate alındığında alternatif çözüm yollarının kullanımının artması hem mükellefin hem de idarenin lehine olacaktır. Bu kapsamda çalışmada öncelikle vergi uyuşmazlıklarının çözümünde geleneksel çözüm yolları değerlendirilmesi ve uygulamadaki aksaklıkların tespit edilmesi amaçlanmıştır. İkinci bölümde ise alternatif çözüm yolları tanımlanmış ve örnek ülke uygulamalarından hareketle Türkiye'deki uygulama değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı Türkiye'de vergi uyuşmazlıkların çözümünde alternatif çözüm yollarının uygulanabilirliğini değerlendirmektir. Yapılan değerlendirmede, Türkiye'de vergi uyuşmazlıklarının çözümünde alternatif çözüm yollarının sınırlı bir şekilde kullanıldığı ve bunun nedeninin Türkiye'de alternatif çözüm yollarının kullanımına ilişkin kapsamlı bir mevzuatın bulunmamasından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Vergi, Vergi uyuşmazlıkları, Alternatif Çözüm Yolları, Türkiye'de Alternatif Çözüm Yollarının Uygulanabilirliği
Elektronik ticaret kapsamında gerçekleştirilen hizmetlerde Katma Değer Vergisi uygulaması: Türkiye ve AB ülkeleri açısından bir değerlendirme
"Elektronik ticaret", teknolojide yaşanan gelişmelerle birlikte hayatımıza girmiştir. Özellikle internetin yaygınlaşması ile birlikte elektronik ticaret günlük yaşamda oldukça önemli bir yere sahiptir. Ancak elektronik ticaretin vergilendirilmesine dair mevcut kanunlar incelendiğinde bazı eksikliklerin olduğu ve sorunlar yaşandığı görülmektedir. Bu sorunlar özellikle mükellefiyetin belirlenmesi, vergiyi doğuran olayın tespit edilmesi, iş yeri kavramı ve elde edilen gelirin niteliği gibi konulardır. Bu tarz konular, piyasanın kendi içinde tek başına çözüm üretebileceği kadar basit konular değildir. Bu nedenle global seviyede adımlar atılmalı ve ortak bir yol izlenmelidir. Bu çalışmada elektronik ticaretin vergilendirilmesi bakımından "Katma Değer Vergisi" uygulama sorunları tespit edilip, çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. Ayrıca elektronik ticaret kapsamında yapılan işlemlerde sınır ötesi yapılan hizmet ifalarında vergilendirmenin yapılacağı ülkenin Katma Değer Vergisi (KDV)'nin teorisine uygun olarak neresi olması gerektiği OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ve AB (Avrupa Birliği)'nin de bakış açısı ile beraber ele alınıp değerlendirilmeye çalışılacaktır. Elektronik ticaretin vergilendirilmesinde KDV hususu, özellikle uluslararası ortamlarda ele alınması gereken bir konudur. Elektronik mal ve hizmetlerin uluslararası ticarette takip ediliyor olması, birçok ülkenin ve ekonomik kuruluşun ilgisini çekmiştir. Çünkü farklı ülkelerdeki farklı vergi oranları ve uygulamalar sonucunda, tüketiciler arası, işletmeler arası, işletmeden müşteriye dijital mal ve hizmet satışlarında haksız rekabet sorunları ile karşı karşıya kalınmaktadır. Dünya nüfusunun neredeyse yarısının internet kullanıcısı olduğu düşünülürse, elektronik ticaret satışları çok ciddi rakamlara ulaşmıştır ve gelecekte daha da artacağı öngörülmektedir. KDV, Amerika hariç OECD ülkelerinin tümünde uygulanan bir vergi türü olarak, elektronik ticarette devletlere önemli bir gelir kaynağıdır. Katma Değer Vergisinin konusunu oluşturan temel unsurlardan biri de hizmet işlemleridir. Bu işlemler içerisinde teknolojik gelişmeler ile beraber elektronik ticaret kapsamında gerçekleşen hizmet ifalarının artması ile bu ifaların kapsamı, vergilendirmenin teorik alt yapısı, vergilendirme ülkesinin belirlenmesi, verginin tahsil edilmesi konularında bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde elektronik ticaretin genel yapısı, ikinci bölümde Katma Değer Vergisi'nin temel yapısı ve elektronik ticarette Katma Değer Vergisi uygulaması yer almaktadır. Son bölümde ise, elektronik ticaretin vergilendirilmesinde Türkiye ve seçili Avrupa Birliği ülkeleri karşılaştırılarak değerlendirme yapılmaya çalışılmıştır.
Uluslararası vergi ve bilgi değişim anlaşmaları çerçevesinde Türkiye'nin güncel durumunun değerlendirilmesi
Artan küreselleşmenin etkisiyle meydana gelen uluslararası ticaret hacmindeki büyüme devletlerin vergisel işlemlerini de çeşitlendirmiştir. Farklı vergi türleri ortaya çıkarken aynı zamanda vergi kayıp ve kaçağını önlemeye yönelik yeni tedbirlere de ihtiyaç duyulmuştur. Devletler bu noktada iş birliğinin önemini anlayarak karşılıklı olarak pek çok iki taraflı vergi anlaşması imzalamışlardır. Ancak zamanla şirketler iki taraflı vergi anlaşmalarındaki boşluklardan yararlanarak vergiden kaçınmanın da yolunu bulabilmektedirler. Dünya üzerinde iki taraflı anlaşmaların sayılarının 3000'in üzerinde olması OECD'yi bu konuda tek ve genel geçer bir çok taraflı sözleşme hazırlamaya yöneltmiştir. OECD çok taraflı vergi anlaşmasını hazırlayarak hem iki taraflı vergi anlaşmalarındaki eksik yönleri kapatmış hem de problemlere daha hızlı ve etkin çözümler üreterek uluslararası vergi sorunlarına çözüm bulmaya çalışmıştır. Tez konumuz üç farklı başlık altında incelenmiş olup öncelikle vergi ve bilgi anlaşmalarıyla giriş yapılarak sonrasında çok taraflı vergi anlaşması maddeleri ve etkilerinden bahsedilmiştir. Ülke örnekleri açıklamasıyla da sonuçlandırılmıştır.
Türkiye'de vergi suç ve kabahatlerine uygulanan cezai yaptırımların etkileri
Türkiye'de, dünyanın diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerinde de görüldüğü üzere, vergi kanunlarını ihlal edilmesi suretiyle vergi kayıp ve kaçağına neden olan fiillerin ortaya çıkmasına engel olmak ve/veya söz konusu kayıp ve kaçakları en aza indirmek amacıyla vergi ceza sistemi kurulmuştur. Bu sistemin temel amacı, vergi kanunlarının eksiksiz ve doğru bir şekilde uygulanıp yürütülmesidir. Böylelikle; vergi kanunlarına aykırı nitelikte olan suç ve kabahat fiilleri önlenerek, vergi sisteminde mükellefler arasındaki adalet tahsis edilecektir. Bunun neticesinde mükelleflerin vergi sistemine olan güven duygusu da sağlanmış olacaktır. Ancak söz konusu sistemin etkin bir şekilde yürütülebilmesi, mükellefleri caydıracak nitelikte olmasına bağlıdır. Vergi ceza sisteminin caydırıcı nitelikte olabilmesi de; vergi denetimlerinin sık ve tabana yayılmış olmasına, vergi cezalarının yeterli ağırlık ve şiddette olmasına, ilgili cezaların kesin olarak uygulanır olmasına, aynı doğrultudaki suç ve kabahatlere eşit ölçüde cezai yaptırımların varlığına bağlıdır. Bu çalışmanın temel amacı, ülkemizdeki vergi cezalarının vergi mükellefleri üzerindeki farklı türlerdeki etkilerini çeşitli yönleriyle ele alarak incelemektir. Bu bağlamda, vergi cezalarının mükellefleri psikolojik olarak etkileyip etkilemediği, mükelleflerin vergi cezalarını caydırıcı bulup bulmadığı, vergi ceza uygulamaları neticesinde vergi adaletine ve vergi sistemine güven algılarının ne yönde değişiklik gösterdiği; psikolojik etki, caydırıcılık etkisi, vergi adaletine güven etkisi ve vergi sistemine güven etkisi olmak üzere dört boyut altında incelenip, bulgu sonuçları analiz edilmiştir. Bu doğrultuda çalışmadaki araştırma yöntemi nicel bir araştırma yöntemi olup, veri toplamaya yönelik anket tekniği ve veri toplama aracı olarak da tarafımızdan ölçek geliştirme süreci ile hazırlanan anket formu kullanılmıştır. Araştırma evrenini Türkiye'nin yedi coğrafi bölgesinde faaliyet gösteren vergi mükellefleri oluşturmaktadır. Anketlerimiz, öncelikle güvenilirliği ve geçerliliğini test edebilmek için 241 mükelleften oluşan pilot bir gruba uygulanmıştır. Söz konusu pilot uygulamadan elde edilen sonuçlar, istatistiki veri analizi programları olan SPSS ve AMOS ile istatistiksel olarak değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Elde ettiğimiz bulgulara uygun bir şekilde anketteki sorular yeniden gözden geçirilerek, asıl uygulamaya geçilmiştir. Asıl uygulamamızın analiz sonuçları, eksik ve yanlış doldurulan anketlerin çıkarılmasıyla kalan 502 mükelleften elde edilen cevaplar doğrultusunda oluşturulmuştur. Bu çalışmayla; vergi cezalarının mükellefler üzerinde psikolojik olarak etkili olduğu, caydırıcılık noktasında karasızlık yaşadıkları, vergi cezalarına ilişkin çeşitli uygulamalar nedeniyle vergi adaletinin bozuluyor olduğu bilincinin oluştuğu ve yine vergi cezalarına ilişkin olarak vergi sistemine güveni zedeleyen bir görüşün ortaya çıktığı sonucuna ulaşılmıştır.
Kamu giderlerinde yargı denetiminin etkinliği
Günümüz toplumlarının en önemli sorunları arasında kamu kaynaklarının sınırlılığı karşısında kamu giderlerinde artış yönünde gelişmeler yaşanması yer almaktadır. Bu durumun kamu hizmetlerinin finansmanı noktasında var olan sorunların daha da derinleşmesine neden olacağı aşikârdır. Ülkelerin mali yönetimlerinde meydana gelen bu gibi sorunlar kamu mali yönetim anlayışında değişiklik yapılmasını zorunlu hale getirmiştir. Ülkemizde de kamu mali yönetim anlayışındaki dönüşüm 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile gerçekleştirilmiştir. Söz konusu Kanun ile Türk kamu mali yönetim sisteminde köklü değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler arasında, tüm mali işlemlerin kayda alınması, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli kullanılması, mali saydamlığın sağlanması, aktörlerin hesap vermesinin sağlanması, performansa dayalı bütçeleme, çok yıllı bütçeleme, etkin bir iç denetim sistemi kurulması ve geniş kapsamlı bir dış denetim sistemi kurulması yer almaktadır.Kamu mali yönetiminde ve bütçe anlayışında meydana gelen bu gelişmeler yasama organının bütçe aracılığıyla yürütme organına verdiği yetkilerin kendi koydukları ilke ve sınırlar içinde uygulanıp uygulanmadığını denetleme anlayışının da önemini artırmıştır.Kamu kaynaklarının optimal şekilde kullanılması için denetleme yapan en önemli denetim kurumu ise hiç kuşkusuz Sayıştay'lardır. Bir hesap mahkemesi olarak faaliyet gösteren Sayıştay'da, devletin bütçe uygulamalarına ilişkin olarak görev verdiği ve yetkilendirdiği (gelir toplayan, harcama yapan, Devlet malını ve parasını yöneten) memurları ile bu görevlerden dolayı meydana gelen ilişkiler ve uyuşmazlıklar farklı bir yöntemle yargılanmakta ve sonuçlandırılmaktadır. Bu çalışmada özellikle mali yönetimde yaşanılan gelişmelere paralel olarak, Sayıştay tarafından yerine getirilen hesap yargılamasının hangi etkinlikte gerçekleştirildiğini ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu kapsamda sistemdeki problemleri belirlemek ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu'nun hesap yargılaması üzerindeki yansımalarını tespit etmek amacıyla hesapların denetlenmesinden başlayıp hesapların yargılanması, yargı ilamları, ilamların sonuçları ve etkilerine kadar ki tüm süreç etkinlik açısından ele alınmıştır.
Katma değer vergisinde sorumluluk uygulaması
Katma Değer Vergisi'ndeki tevkifat müessesesi tam ve kısmi tevkifat olarak ikiye ayrılmaktadır. Tam tevkifat uygulamasında verginin tamamı, kısmi tevkifat uygulamasında ise verginin bir kısmı kesilerek vergi dairesine beyan edilir. 26.04.2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak ve 01.05.2014 tarihinden itibaren uygulamaya konulan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği ile bugüne kadar yayımlanan 123 adet Katma Değer Vergisi Genel Tebliği yürürlükten kaldırılarak bu alandaki karmaşıklık sona erdirilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde sorumluluk kavramı ve Vergi Hukuku'nda sorumluluk konusu açıklanmaya çalışılacaktır. İkinci bölümde ise, Katma Değer Vergisi'nin teorik yapısı ele alınarak, Katma Değer Vergisi'nde sorumluluğun genel çerçevesine yer verilecektir. Son bölümde ise, Katma Değer Vergisi'nde sorumluluk uygulaması ayrıntılı bir şekilde ele alınarak açıklanmaya çalışılacaktır.
Vergi incelemelerinde ortaya çıkan sorunlar ve çözüm yolları (İzmir ili uygulaması)
Vergi, bir devletin en önemli gelir kaynaklarından biridir. Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi ve bazı devlet politikalarının uygulanması açısından vergilerin zamanında toplanılması gerekmektedir. Devletin faaliyetlerini sürdürebilmesi için sorunsuz bir vergi denetim sistemine ihtiyaç duyulmaktadır. Dolayısıyla, vergi denetim sistemindeki sorunların çözülmesi; devlet gelirlerinin devamlılığının sağlanması böylece kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi ve devlet politikalarının uygulanması bakımından büyük önem arz etmektedir. Türkiye'de, vergi denetim sistemindeki sorunların giderilmesi için 2010 yılında 6009 sayılı kanunla yenilikler getirilmiş ve 2011 yılında 646 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile vergi denetimi yapan kurumlar tek çatı altında toplanmıştır. Söz konusu değişikliklerin ne dereceye kadar başarılı olduğunun incelenmesi çalışmamızın amacını oluşturmaktadır. Bu amaçla, mükelleflere ve mali müşavirlere anket çalışması yapılmıştır. Söz konusu iki gruba da 10 farklı ifade yöneltilmiş ve bu ifadelere katılıp katılmadıkları sorulmuştur. Alınan yanıtlar neticesinde elde edilen veriler; frekans, çapraz tablo ve iki değişkenli korelasyon analizlerine tabi tutulmuştur. Sonuçlar tablolaştırılarak tarafımızca yorumlanmıştır. Elde edilen sonuçlar çerçevesinde, 6009 sayılı kanunla ve 646 sayılı KHK ile yapılan değişikliklerin, vergi denetim sisteminde şeffaflığı arttırdığı ancak etkinliği arttırmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca, mali müşavirlerle ve mükelleflerle yapılan bire bir görüşmelerden, vergi denetim sisteminde yapılan değişiklikler sebebiyle mükellef haklarında belli bir düzeyde ilerleme kaydedildiği belirlenmiştir. Vergi denetimi yapan kurumların tek çatı altında toplanması ve getirilen yenilikler sayesinde eski sisteme dair sorunların çözüldüğü görülmüştür. Ancak, yeni sistemde göz ardı edilen bazı noktalar nedeniyle yeni sorunlar ortaya çıkmıştır.
Osmanlı'dan günümüze Mali Anayasa uygulamaları
Ekonomide adaletin, mali disiplin ve sürdürülebilirliğin sağlanması için o ekonominin mali sorumluluk bilinci ile yönetilmesi gerekmektedir. Mali sorumluluk beraberinde etkin kaynak kullanımını ve dolayısıyla mali verimi getirecektir. Tüm bunların temelinde ise mali kurallardan oluşan mali anayasa yatmaktadır. Bahsedilen mali kurallar devletin mali verimsizliğe sebep olacak ihtiyari davranışlarını engellemek, mali disiplini ve sürdürülebilirliği sağlayabilmek amacıyla ortaya atılmıştır. Bu çalışma da Osmanlı'dan günümüze kadar olan süreçteki çeşitli dönemlerde uygulanan mali anayasa uygulamaları ve buna bağlı olarak oluşturulan mali kuralların hangi belgelerde geçtiğini, bu belgelerde geçen sınırlamaların içeriğinin hangi kurala dayandığını ve bahsedilen kuralları ne kadar kapsadığını ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Osmanlı Devleti'nde çeşitli belgelerle padişahın vergi yetkisinin kısıtlandığı, Türkiye'de ise anayasalar, yasalar, programlar ve anlaşmalar ile birtakım mali kural uygulamalarının olduğu belirlenmiştir. Ancak bu mali kuralların katı kararlarla belirlenmediği sonucuna varılmıştır. Türkiye'nin ekonomik göstergelerine bakılarak mali kural önerileri getirilmiştir.
Türkiye'de Vergi Hukuku kaynağı olarak bağlayıcı yargı kararlarının analizi (1950-2010 dönemi itibariyle)
Pozitif hukukun kaynaklarını bağlayıcılıkları bakımından asli ve yardımcı kaynaklar olarak ikiye ayırmak mümkündür. Aynı ayrım vergi hukukunda herhangi bir kaynağın yeni bir vergi normu ortaya koyup koymadığı ölçütüne göre de uygulanabilir.Genel olarak pozitif hukukun tüm kaynakları vergi hukuku için de geçerli olmakla birlikte, bu kaynakların bir kısmı vergi hukukunun niteliği gereği bazı ayırıcı özellikler taşır. Pozitif hukuktakilere ek olarak, özelge gibi vergi hukukuna özgü bazı yardımcı kaynaklar da bu alanda görülür. Danıştay içtihadı birleştirme kararları ile Anayasa Mahkemesi iptal kararları pozitif hukukun olduğu gibi vergi hukukunun da asli kaynakları arasındadır.Bu çalışmada, 1950-2010 döneminde Türkiye' de vergi hukuku kaynağı olarak bağlayıcı yargı kararları olan Danıştay içtihadı birleştirme kararları ile Anayasa Mahkemesi iptal kararları ilgili oldukları vergi türü, lehine sonuçlandıkları taraf ve dava tarihi ile karar tarihi ve resmi gazetede yayımlanma tarihleri arasında geçen gün sayıları gibi yönlerden analiz edilmiştir.