Form
135 theses under this subject heading
Cumhuriyetin ilanından günümüze Türk resminde kadın imgesi ve biçimsel yaklaşımlar
Kadın imgesi; dini bir figür, saraydan biri, veya gündelik hayatın içinden bir figür olarak resim tarihi boyunca farklı amaçlar içinde konu edinilmiştir. Türk resim tarihi içinde ise plastik anlamda bir kadın figürü, cumhuriyet döneminin biraz öncesinde Osman Hamdi Bey' le başlar. Sanayi-i Nefise Mektebi' nin kurulmasıyla birlikte eğitim güçlenerek daha geniş bir kitleye yayılır. Sonrasında devletin sanatı desteklemesiyle Avrupa' ya sanat eğitimi için gönderilen ressamlarla Türk resim sanatı farklı akım ve üsluplarla zenginleşmeye başlamıştır. Çağdaş Türk resminin ilk kadın ressamı olan Mihri Müşfik Hanım' ın da çabalarıyla İnas (Kız) Sanayi-i Nefise Mektebi 1914 yılında kurulmuştur. Cumhuriyet döneminde kadınlara tanınan haklar ve oluşan eşitlik alanıyla 1920' li yıllarda İnas Sanayi-i Nefise Mektebi, Sanayi-i Nefise Mektebiyle birleşerek kadın-erkek birlikte eğitim görmeye başlamıştır. Kadın resmin içinde model olmak dışında sanat üreten birey olarak da yer edinmiştir. Böylelikle bir kadının sanatçı olarak kadın imgesine yaklaşımı ve duyarlılığı görülmüştür. Bu araştırmada, figüratif resmin öncüsü kabul edilen Osman Hamdi Bey' le başlayarak günümüze kadar Türk resim sanatında kadın imgesinin farklı ressamlar tarafından işlenişi konu edinilmiştir. Osman Hamdi Bey ve dönemi ressamları yurtdışında aldıkları eğitimle figüre akademik bir şekilde yaklaşmışlardır. Biçime önem vermişlerdir. Çallı kuşağıyla birlikte günlük hayattan sahneler, renkli bir palet ve belirgin fırça tuşlarıyla işlenmiştir. Genellikle doğada ve hızlı çalışmışlardır. Güzel Sanatlar Birliği, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği gibi gruplar ortak biçimsel anlayış dışında bir araya gelmiş gruplardır. Güzel Sanatlar Birliği göze hoş görünen doğa kopyaları yapmayı amaçlamıştır. Müstakil Ressamlar ise sanatçıların ekonomik özgürlüğünü savunmuşlardır ve farklı eğilimlerdeki ressamların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. D Grubu ressamları, empresyonist eğilimlere karşı gelerek, kübist konstrüktivist anlayışta resimler üretmiştirler. Resme rasyonel yaklaşmış, geometrik yapıyı önemsemişlerdir. Liman (yeniler) Grubu ise D Grubu' nun biçimciliğine karşı, toplumsal içeriğin önemini vurgulamıştır. İnsanı ve çevreyi duyarlı bir biçimde yeniden resmin konusu yapmayı amaçlamıştır. Liman Grubu, insanı konu edinirken genel olarak deseni ön planda tutmuştur. Herhangi bir grup içinde değerlendirilemeyen ressamlar da bir başlık altında toplanarak incelenmiştir. Bunlar arasında soyutlama yapanlar, kübist çalışanlar, renk veya açık-koyuya öncelik tanıyan farklı üsluplardaki ressamlar vardır. Günümüz resim sanatında, daha çeşitli üsluplar görülmektedir. Realist, ekspresyonist, hiperrealist, pop sürreal türlerinde üretim yapan ressamlar vardır. Konuya yaklaşımlar günlük hayatın içinden, düşsel bir sahne veya romantik şekillerde olmuştur. Bu sanatçılarda kadın imgesine yaklaşım genel bir tavır olmaksızın, farklı plastik elemanlarla işlenmiştir. Türk resmindeki bu farklı dönemler ve bu dönemlerdeki eğilimlerle birlikte ressamların biçimsel yaklaşımları verilen örneklerle incelenmiştir. Resimlerin hakim sanat akımı dışında ressamların kişisel duygunluklarıyla konuya yaklaşımları da üretimlerine çeşitlilik kazandırmıştır. Resimler incelenirken içeriğin yorumlanmasının yanında plastik elemanlar açısından değerlendirilmeye önem verilmiştir.
Biçimsel ve kavramsal bağlamda 1950 sonrası soyut resimde espas
Biçimsel ve Kavramsal Bağlamda 1950 Sonrası Soyut Resimde Espas isimli çalışma, soyut resim sanatında diğer resimlerden farklılaşan espas kavramını inceler ve çözümleme arayışına girer. Çalışmanın amacı, soyut resimdeki espası analiz etmektir. Soyut resimde espas çözümlenirken, seçilen sanatçıların 1950 sonrasındaki yapıtları analiz edilerek yüzey espası, çağdaş espas ve kavramsal espas olarak incelenmiştir. Espas; boşluk, mekan veya uzay anlamlarına gelmektedir ve görsel sanatlarda kullanılan biçimlendirme ögelerinden biridir. Bu çalışmada biçimlendirme öğesi olarak espas kullanımının yapıtlar için önemi, kavramsal bir amaç ile ilişkilendirilmiştir. Araştırmada resimde espas çeşitleri açıklanarak soyut resimde seçilen sanatçıların üretimleri; uzam, boşluk, mekan öğeleri değerlendirilerek incelenmiştir. Espas çeşitleri sıralanırken, klasik espastan kavramsal boyuta geçiş araştırılmıştır. Çalışmada espasın geçirdiği değişim, farklı yüzey denemeleri incelenerek çözümlenmiştir. Eserlerin değerlendirilmesi ve çözümlenmesi yalnızca resim yüzeyindeki plastik öğeler üzerinden değil, sanatçıların yaratım amaçları, genel yapısı, sergileme, boyutlar ve eserlerin oluşturulma çeşitleri değerlendirilerek açıklanmaya çalışılmıştır.
ÇETO: Çocuk Edebiyatı Tercüme Ofisi Dergisinin biçim ve içerik açısından incelenmesi
Bu araştırmada, ÇETO (Çocuk Edebiyatı Tercüme Ofisi) isimli derginin biçim ve içerik açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın birinci bölümünde çocuk edebiyatıyla ilgili kavramsal çerçeve bulunmaktadır. Araştırmanın ikinci bölümünde çalışmanın yöntemi, verilerin toplanması ve analizi hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümünde ise ÇETO dergisi hakkında bilgi verildikten sonra biçim özellikleri ve derginin içeriği ele alınmıştır. ÇETO dergisinin biçim olarak çocuk edebiyatı dergisi özelliklerine uygun olmadığı gözlemlenmiştir. Görsel yönden zengin olan derginin kapak görsellerinin çocukların seviyesine uygun olmadığı tespit edilmiştir. İçerik yönünden bakıldığında dergide şiir, masal, deneme, makale gibi çeşitli metin türlerine yer verildiği görülmüştür. Çocuk edebiyatı adını taşıyan dergideki eserler, biçim ve içerik olarak gençlere ve yetişkinlere yönelik ürünlerden oluşmaktadır. Bu yönüyle dergi çocuk dergisi olmaktan çok çocuk edebiyatı alanı ürünlerini içeren bir dergi olmuştur. Dergide yayımlanan çeviri türündeki eserler incelenerek bunların çocuk edebiyatına katkıları araştırılmıştır. Çevirilerde kullanılan dillerde İngilizce, Korece ve Fransızca gibi dillerin ağırlık kazandığı tespit edilmiştir. ÇETO dergisinin çeşitli konularda yazılmış metinleri; görsellerle tamamlayan, birçok edebî türü içinde barındıran bir dergi olduğu anlaşılmıştır. Araştırma sonucunda ÇETO dergisinin çocuk edebiyatı alanıyla ilgilenen yetişkinlere, eğitimcilere ve araştırmacılara yol gösterecek içerik bakımından zengin bir kaynak olduğu görülmüştür.
Hassân Ahmed Kamhiyye'nin şiirsel deneyimi: Motifler ve anlam ilişkileri üzerine bir inceleme
Bu çalışma, çağdaş Suriyeli şair Hassân Ahmed Kamhiyye'nin şiirlerinde yer alan motifler ve anlam ilişkisine odaklanmaktadır. Kamhiyye'nin, Arap ve İslam dünyasının yaşadığı zor yılların yükünü ve gurbetin getirdiği acıları şiirlerine nasıl yansıttığı incelenmiştir. Şairin eserlerinde ortaya koyduğu duygusal deneyimler ve iç dünyasındaki acı ve trajedi, araştırmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Kamhiyye'nin şiirleri, zulüm, baskı ve zorbalığa karşı verdiği mücadelenin bir yansımasıdır. Şiirlerinde samimi bir kaynaktan doğan duygular, onun özgür vicdanı ile olayları gözlemleyip yeniden şekillendirme becerisini göstermektedir. Bu nedenle, Kamhiyye'nin eserleri, hem tarihsel bir belge niteliğinde olup hem de edebi değer taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı, Kamhiyye'nin şiirsel üslubunu, kullandığı temaları ve dilsel özellikleri belirlemek ve analiz etmektir. Ayrıca, şairin İhya ve Yenilik Okulu'na bağlılığının şiirlerindeki yansımaları da ele alınmıştır. Araştırmada, Kamhiyye'nin divanları ve şiirleri üzerinde içerik analizi yöntemi uygulanmıştır. Şiirlerin tematik analizi yapılarak, şairin duygusal deneyimlerinin ve içsel çatışmalarının nasıl dile getirildiği incelenmiştir. Ayrıca, Kamhiyye'nin klasik vezinli şiiri koruma çabası ve İhya ve Yenilik Okulu'na olan bağlılığı da araştırmanın odak noktalarından biri olmuştur. Araştırma sonucunda, Kamhiyye'nin şiirlerinde büyük bir acı ve hüzün temasının hakim olduğu, ancak bu duyguların umut ve aydınlık bir gelecek beklentisi ile dengelendiği görülmüştür. Şairin, klasik Arap şiiri geleneklerine bağlı kalarak, modern temaları ustalıkla işlediği tespit edilmiştir. Ayrıca, Kamhiyye'nin şiirlerinde, zulüm ve baskıya karşı özgürlük mücadelesinin güçlü bir şekilde vurgulandığı belirlenmiştir.
A. Dvorak'ın 9. senfonisinin form analizi ve orkestra şefliği teknikleri açısından incelenmesi
Bu çalışmada, Antonin Dvorak'ın 9. Senfonisinin detaylı form analizi yapılmış ve eser orkestra şefliği teknikleri açısından incelenmiştir. Çalışmada, doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada; Romantik Dönem ve müziği, Çek müziği, Antonin Dvorak'ın hayatı, müzikal yaşamı ve müzikal dili ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Dvorak'ın Op.95 mi minör 9. Senfonisi çeşitli boyutlarıyla ele alınmıştır. Çalışmada, eserin şefler açısından problem olabileceği düşünülen birçok kısmı için vuruş teknikleri önerilerine yer verilirken; Dvorak'ın yazdığı tempolar dışında eserin karakteristik yapısına dayanan tempo ve tempo değişim önerileri ve stil önerilerine de yer verilmiştir. Dvorak'ın partisyonda yazdığı terim ve tempolarla ilgili farklı anlayışların gelenekselleşmiş olduğu tespit edilmiştir. Dinamik önerileriyle birlikte provalar esnasında detaylı çalışılması gerektiği öngörülen kısımlarla ilgili önerilerde bulunulmuştur. Bu çalışma, ülkemizde Dvorak'ın 9. Senfoni ile ilgili yapılmış en ayrıntılı çalışmadır. Teknik olarak bu araştırma, ulusalcı romantik akımın en gözde senfonilerinden birisi olan 9. Senfoninin daha iyi anlaşılmasını, analiz edilmesini ve böylelikle romantik senfoniye farklı bir bakış açısı getirilmesini sağlayacak bilgiler içermektedir. Bu tezin aydınlattığı hususlar doğrultusunda orkestra şefi ve şef adaylarının, bu eseri çok daha bilinçli ve detaylı yönetecekleri düşünülmektedir.
Sergey Prokofyev'in op.67 Peter ve Kurt adlı eserinin besteleme teknikleri yönünden incelenmesi
Yirminci yüzyılın önemli bestecilerinden biri olan Sergey Prokofyev'in Peter ve Kurt adlı eserinin, orkestrasyon, form ve fonksiyonel armoni merkeze alınarak irdelendiği bu sanat çalışması raporunda bestecinin eserdeki leitmotif ile orkestrasyon ilişkisi, armoni ve form kullanımını ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Çalışmanın ilk bölümünde bestecinin hayatı ve erken dönemlerinden itibaren müziğini etkileyen unsurlardan bahsedilmiş, bestecinin müzik dili çerçevesinde kullandığı özgün bir takım besteleme tekniklerine değinilmiştir. İkinci bölümde ise Peter ve Kurt'taki leitmotif anlayışı incelenmiş ve orkestrasyon kullanımı bağlamında değerlendirilmiş, William E. Caplin'in müzik formları kapsamında cümle ögeleri ve yapısal fonksiyonlar bakımından form analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda bestecinin; leitmotif kavramını tematik olduğu kadar tınısal bir bakış açısı ile ele aldığı, armoni ve form kullanımında geleneksel teknikleri kendine göre yorumlayarak özgün bir müzik dili oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Samuel Barber'ın Opus 6 Viyolonsel Sonatı'nın ilk bölümünde biçimsel yapı ve beklenmedik değişimler
Bu çalışmada, 20. Yüzyıl'ın en önde gelen Amerikalı bestecilerinden biri olan Samuel Barber'ın Opus 6 Viyolonsel Sonatı'nın ilk bölümü üzerinde biçimsel yapı ve beklenmedik değişimler temelinde bir analiz gerçekleştirilmiştir. Yapılan literatür taraması sonucunda, bölümün biçimsel yapısını irdeleyen kaynaklar arasında önemli farklılıklar bulunmuştur. Bu nedenle bölüm, aşamalı dört alt boyutu kapsayan bir form analizine tabi tutulmuştur. Ardından, bölümdeki beklenmedik değişimler, iki işlem basamağı izlenerek mercek altına alınmıştır. Analiz sonuçları, bölümde beklenmedik değişimin yaşandığı 10 ânın söz konusu olduğunu ortaya koymaktadır. Bunların 7'si (%70) armonik yapı, 2'si (%20) ritmik yapı, 1'i ise (%10) nüans düzeyi kökenlidir. Buradan hareketle, bestecinin, beklenmedik değişim ânı yaratmada baskın oranda armoniden yararlandığı açıkça görülmektedir.
Yalçın Tura viyolonsel konçertosunun müzik formu ve icra teknikleri açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, Yalçın Tura'nın viyolonsel konçertosunu müzik formu ve viyolonsel çalım teknikleri açısından inceleyerek eseri yorumlamak isteyen viyolonselciler, viyolonsel eğitimcileri ve araştırmacılar için eser ve bestecisi hakkında bilgi sunmaktır. Yapılan literatür taramasında Türk viyolonsel repertuvarında önemli bir yere sahip olan bu konçertonun daha önce akademik olarak incelenmediği görülmüştür. Yöntem olarak nitel araştırma tekniklerinden doküman analizi ve görüşme teknikleri kullanılmıştır. İlk olarak eserin bestecisi ve eseri daha önce yorumlayan iki viyolonselci ile görüşmeler yapılmış, elde edilen veriler betimsel olarak yorumlanmıştır. Ardından eserin piyano ve orkestra eşlikli notalarına ulaşılmış, doküman olarak bu notalar ele alınmıştır. Doküman inceleme kriterleri olarak ise eserin form özellikleri, modal özellikleri, stil özellikleri ve kullanılan viyolonsel çalım teknikleri belirlenmiştir. Bu kriterlere göre analizler yapılıp yorumlanmıştır. Ekte eserin piyano eşlik notası üzerinde form özellikleri gösterilmiştir.
Arda İşkol'un Keman Konçertosu adlı sanat çalışmasının yapısal analizi
Müzik tarihi boyunca birçok besteci kendi müziklerini inceleyerek bu müziklerin anlaşılmasını kolaylaştırmaya çalışmışlardır. Arda İşkol da bu çalışmada kendi bestelediği, 'İKSEV 12. DR. NEJAT F. ECZACIBAŞI ULUSAL BESTE YARIŞMASI' kapsamında yazmış olduğu ve birincilik ödülü alan Keman Konçertosu'nu incelemektedir. Çalışmanın ilk bölümünde bu çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi açıklanmıştır. İkinci bölümde konçerto kavramından, keman konçertolarının günümüze gelene kadar geçirdiği değişimlerden ve Türk bestecilerinin keman konçertosu alanındaki yapıtları anlatılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise bu çalışmada incelenen Arda İşkol'un Keman Konçertosu adlı sanat çalışmasıyla ilgili bilgiler sunulmuş ve müziğin analizi yapılmıştır. Üç bölümden oluşmakta olan bu müziğin birinci ve üçüncü bölümü sonat - allegro, ikinci bölümü ise pasakalya formundadır. Form, altın oran ve simetri gibi kavramların araştırılmasında literatür taraması yapılmış, uygun kaynaklardan yararlanılmıştır. Bu inceleme, Arda İşkol'un Keman Konçertosu'nu çalacak olan icracıların ve şeflerin müziği daha rahat ve detaylı bir şekilde kavrayabilmelerini sağlamak amacıyla yazılmıştır.
Kinetik seramik form ve mekan
Bu çalışma, evrenin oluşumundan günümüze kadar olan süreçte insan ve teknolojinin gelişimi sayesinde sanatın değişim süreci ve bu süreç neticesinde seramik formlarda doğanın bizlere sunduğu hareketi aktarmaya çalışmayı konu edinmiştir. Kinetik Sanatı özgün seramik formlarda uygulamayı amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde form ve biçimi oluşturan temel unsurlar, sanata olan etkisi, sanatta formun hareketi anlatılmaya çalışılmıştır. İnsanın bilinçlenmesi, merak ve ileri gitme arzusu teknolojinin gelişimini sağlamış, bu gelişme sonucunda sanatçılar eser üretimlerinde bu gelişmelerden faydalanmıştır. Kinetik Sanatı oluşturan ana sanat akımları ve görüşleri incelenmiş bu bağlamda çalışan sanatçıların eserleri incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise, insanlık tarihinden bu yana teknolojinin gelişimi ve sanata olan etkisi, plastik ve estetik kaygılar güdülerek, temel amaç olan kinetik hareketi seramik formlarda uygulanması amaçlanmış ve çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler hareket, seramik, kinetik sanat, form
Sanatta biçim - temas ilişkisi
"Sanatta Biçim – Temas İlişkisi" başlıklı raporda nesnenin birey için özdeş bir biçim olduğu, bu özdeş biçimin ise bir tür teması doğurduğu saptanarak bugün bireyin nesneyi nasıl algıladığı, nesneye ve mekâna nasıl temas ettiği incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda birinci bölümde insanın nesneleri salt bir bilme yetisi ile algılamadığı, aksine bir özdeşleyim içtepisi ile nesnelere yaklaştığı, bu özdeşleyim içtepisinin de nesnelere yeni bir anlam kazandırdığı ifade edilmek istenmiştir. Estetik bir tutumla beraber nesnenin değişen kullanım alanları göz önünde bulundurularak sanatçı – nesne ilişkisi incelenmiştir. Sanat yapıtında nesnenin değişen biçimleri üzerinden biçimin yeni yeri sorgulanmıştır. İkinci bölümde biçimin yeni yeri etkileşim, iletişim, rastlantısallık ve karşılaşma gibi faktörler üzerinden incelenerek mekânın da bir ilişkisel dünya olduğu ifade edilmiştir. Değişen biçim anlayışları ile beraber nesne ve mekân, bir tür etkileşim içinde olarak dış / iç dünya verileriyle kendi biçimini yaratmaktadır. Bu doğrulta biçim, nesnel ve mekânsal anlamda bir temasla oluşmakta ve sürekli bir değişim / dönüşüm geçirmektedir. Temas kavramı göz önünde bulundurularak nesnel ve mekânsal anlamda biçimin yeni yeri, uygulamalar ile pekiştirilmiştir
Olimpiyat logo ve piktogramlarında kültürel özelliklerin biçim ve içerik çözümlemeleri
En eski zamanlardan günümüze kültür alışverişi devam ede gelmiştir. Bu alışveriş sırasında ortak dil problemi de kendisini göstermiştir. Mağara döneminde vücut dilini kullanan insan, gelişim süreci içinde simgeler ve yazılı işaretlerle bu ihtiyacını gidermeye başlamıştır. Yaşamın bir parçası olarak süregelen, ve bilgi aktarımını sağlayan semboller, somut ve soyut biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Vücut dilinin yetersiz kaldığı zamanlarda piktografik (görsel) dil devreye girmiştir. Zamanla bu dil önemli bir iletişim aracı haline gelmiştir. Günümüz dünyasında trafik işaretleri, günlük hayatın içinde yer alan ihtiyaçlar da simge buna örnek gösterilebir. Bu iletişim araçlarından logolar önemli yer tutmaktadır. Logo, bir kurumun, bir ürünün veya hizmetin benzerlerinde ayırt edilmesini sağlayan ve ona saygınlık kazandıran; benzersiz,estetik, her türlü reklâm mecralarında kullanılabilen, tipografik kavramlar içeren, evrensel bir dildir Böylece Ülkeler arası etkileşimde bulunan insanlar, ulaşım zorluğu çekmeden piktografik dille kendilerini ifade edebilmektedir. Bu çalışmada, tüm dünya ülkelerinin katılımıyla yapılan olimpiyat oyunlarında kullanılan logo ve piktogramların tarihsel gelişimi biçim ve içerik olarak kronolojik olarak incelenmiştir.
Türk mûsikîsi tarihinde dinî güfte mecmuaları: Tasnif, kaynaklık ve metodoloji
Türk mûsikîsi icra, eğitim ve aktarım metodu olan meşkin en temel yardımcı araçlarından olan güfte mecmuaları, belirli bir amaçla tertip edilen; içeriğinin çoğunun besteli şiirlerden oluştuğu, en azından makam atfı verilerek açıkça veya eserdeki bilgilerinden dolaylı olarak anlaşılan eserlerdir. Söz konusu mecmualar, genel olarak dinî ve din dışı olmak üzere ikiye ayrılır. İçeriğindeki besteli eserlerin çoğunluğu din dışı beste türlerinden oluşanlar din dışı güfte mecmuası diye tanımlanırken büyük kısmı dinî beste türlerinden meydana gelenlere dinî güfte mecmuası denir. Türk mûsikîsinde güfte mecmualarının, üstün kaynak değerinden ziyade bir repertuvar havuzu gibi algılanması, onlardan oldukça sınırlı istifade edilmesine sebep olmuştur. Bu durum, mecmuaların henüz tam anlamıyla anlaşılamamış ve sunduğu birincil verilerin yeterince önemsenmemiş olduğunu göstermektedir. Bu çalışma ise, adı geçen yazmaların Türk mûsikîsi tarihi yazımının temel kaynaklarından olduğunu savunarak alana farklı bir bakış açısı getirmeyi hedeflemektedir. Bu doğrultuda, dinî güfte mecmualarının barındırdığı zengin bilgilerle Türk mûsikîsinin teorik ve pratik yönlerini, tarihsel ve sosyo-kültürel boyutlarını derinlemesine aydınlatan en önemli esaslardan biri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, sahip oldukları çok yönlü içerik sayesinde, edebiyat, tasavvuf ve sosyoloji gibi çeşitli disiplinler için de birer belge niteliği taşıdıkları tespit edilmiştir. Dinî güfte mecmualarını metodolojik bir yaklaşımla analiz eden bu çalışma, ilgili malzemelerin hem sayı hem de içerik açısından son derece kapsamlı bir şekilde incelendiği ilk araştırmadır. Bu bağlamda, bugüne dek detaylıca tanımı yapılmamış, temel kavramlarına ilişkin terminolojisi oluşturulmamış ve tasnif ölçütleri belirlenmemiş olan araştırma alanı, tarafımızca sağlam bir ilmî zeminde oluşturulmuştur. Tarihsel müzikoloji ve belge analizi başta olmak üzere disiplinler arası bir yaklaşımla, dinî güfte mecmuası türleri ve pek çok beste türünün tarihî seyri kaynaklara yansıdıkları ilk andan itibaren detaylıca analiz edilmiştir. Bu analizler neticesinde, beste türlerine ilişkin mevcut bilgilerin sorgulanması ve yeniden değerlendirilmesi gerektiği ortaya konulmuştur. Ayrıca, her bir mecmua türünün kendine has özelliklerini ve konumunu belirleyecek ayırt edici yönleri tespit edilmiştir. Böylece her bir mecmuanın dâhil olduğu sınıflandırma netleştirilmiş; ilgili türün Türk mûsikîsindeki önemi, kapsamı, repertuvar zenginliği ve yaygınlığı ortaya konulmuştur. Bununla birlikte mecmuaları merkeze alan çalışmaların azlığı ve sistemsel bir metodolojinin yoksunluğu tespit edilmiştir. Bu durum göz önüne alınarak, ilgili araştırmacılar için üç aşamalı bir metodoloji önerisi geliştirilmiştir. Sunulan bu metodoloji; bir mecmua özelinde, bir kütüphane özelinde ve bir konu etrafında yapılacak incelemeler için özel olarak geliştirilmiş yöntemler, metotlar ve tablo şablonlarından oluşmaktadır. Bu metodolojik yaklaşımın uygulanmasıyla, güfte mecmualarının temel kaynak seviyesine çıkarılması ve çok daha kısa sürede nitelikli çalışmalara ulaşılması hedeflenmektedir. Sonuç olarak bu çalışma, mecmuaların içindeki en küçük bilgi kırıntısının dahi titizlikle değerlendirilmesiyle, mûsikî tarihi yazımı, nazariyat ve repertuvar tarihi ile eleştirel biyografi açısından önemli birer ilmî vesika olduğu sonucuna varmıştır. Ayrıca, ilgili belgelerin mûsikî, edebiyat ve tasavvuf disiplinlerinde mevcut bilgilere düzeltmeler ve yeni bilgiler ekleyebilecek nitelikte oldukları örneklerle gösterilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Dinî Mûsikî, Müzikoloji, Güfte Mecmuası, Dinî Güfte Mecmuası, Beste Türleri, İlâhî ve Tesbîh Mecmuası, Tasnif, Metodoloji.
Grafiti sanatında yer alan tasarım öğelerinin illüstrasyon, renk ve biçim yönünden incelenmesi
Tarihsel süreci içerisinde graffiti, günümüz modern haline ulaşıncaya dek belli evrelerden ve evrimlerden geçmiştir. Tasarımsal öğelerin etkisinde kalmış, daha modern bir ifade şekli için ilerleme katetmiştir. Evrilme sürecinde modern akımların da etkisinde kalan graffiti, bu akımların teknik ve üsluplarından da etkilenmiştir. Tasarım öğelerinin genişlemesi graffitinin de içinde kullanılan desenlerin gelişmesine ve çeşitlenmesine olanak sağlamıştır. İllüstrasyon bu bağlamda graffitinin ayrılmaz bir parçası olmuş, çizimlerde graffiticilerin sıklıkla başvurduğu bir desen türü haline gelmiştir. İllüstrasyon graffiti içerisinde, harf, yazı ve karakter çizimlerinin gerekli bölgelerinde süsleyici ve tamamlayıcı bir öğe olarak kullanılmıştır. Modern bir başkaldırı sanatı olan graffiti, illüstrasyon deseninin ifadesel gücünü çizimlerde mesaj verici olarak da etkili bir biçimde kullanmıştır. Tipografide ve karakter çizimlerinde biçimsel gelişmeler görülmüş, günümüzde renk skalalarının artması ile çizimde birçok özgün renklere de yer verilmiştir. Renksel ve biçimsel gelişmeler yapılacak çalışmanın kalitesini, orjinalliğini, özgünlüğünü ve görselliğini arttırmaktadır. Özgür renk ve biçim kullanımı ile sanatçı, gelişim göstermiş graffiti sanatı içerisinde kendini ve sanatını daha detaylı, özgün ve yaratıcı şekilde ifade edebilmiştir. Teknolojinin etkisiyle dijital ortamda çalışmalar gerçekleştiren graffiti, sanatçının dijital eskiz defteri görevini görmüştür. Aynı zamanda tez içerisinde günümüz graffiti sanatçılarının eserlerine, bilgilerine ve kendileri hakkındaki ifadelerine de yer verilmiştir.
Şükrî divanı (İnceleme-metin)
Şükrî 19. yüzyılda yaşamış, şiirlerinde dini-tasavvufi konuları işleyen tarikat ehli bir şairdir. Şükrî Divanı'nın metni hazırlanırken Ankara Milli Kütüphane yazma eserler bölümünde 06 Mil Yz FB 275 kayıt numaralı, 20 varaktan oluşan ve talik kırması yazı tipiyle yazılan nüshadan yararlanılmıştır. Yapılan araştırmalar sonunda Divan'ın başka bir nüshası tespit edilememiştir. Şükrî, şiirlerinde muhtevayı şeklin önünde tutmuştur. Muhteva olarak şair Allah sevgisi, peygamber sevgisi, vahdet, ayrılık, kavuşma gibi konularını sıklıkla işlemiştir. İçeriği önemseyen şair, dini-tasavvufi konuların dışına çıkmamıştır. Tasavvuf terimlerinden vahdet ve kesret sözcüklerine şiirlerinde fazlaca yer veren Şükrî, sözcük tekrarlarına sıkça başvurmuştur. Şairin şiirlerinde rindane ve şuhane söyleyişler bulunmaz. Şiirleri daha çok hikemi ve sufiyanedir. Şükrî'nin şiirlerinde aruz kusurları oldukça fazladır. Şükrî, 19. yüzyılda Divân edebiyatının ihtişamını yitirdiği bir dönemde şiirlerini kaleme almış ve şiirlerinde şekil kurallarına çok sıkı bağlı kalmamıştır.
Çömlekçi tornasında eklemeli formlar ve kişisel uygulamaları
İlk bölümde Anadolu'da çömlekçiliğin yeri, tarihcesi ve tarihsel gelişimi ile birlikte çömlekçi tornasının Anadolu'ya gelmesi ile formlarda meydana gelen değişikliklerden ve özelliklerinden bahsedilmektedir. Anadolu'da geleneksel çömlek üretimi yapan Kınık, Karacasu, Sorkun, Menemen, Avanos çömlekçiliğine değinilmektedir. İkinci bölümde ise, tornanın tanımı ve türleri anlatılmaktadır. Seramik sanatında simetrik formların şekillendirilmesinde kullanılan seramik torna, içi boş form olan çömleğin daha hızlı ve simetrik olmasını sağlayan ilkel dönemlerden bugüne kadar gelişen tekniktir. Çömlekçi tornasının türleri; el tornası, ayak tornası, pedallı torna ve günümüzde kullandığımız elektrikli tornadan bahsedilmektedir. Üçüncü bölümde ise, çaydanlık, emzik, kulp yapımı gibi çömlekçi tornasında çekilen formun ekleme yapım aşamalarına değinilmektedir. Kendi üslubuna göre eklemeli form ile sanatsal formlar üreten başlıca sanatçılardan bahsedilmektedir. Çömlekçi tornasında çekmiş oldukları formları birbirine ekleyerek yeni sanatsal kurgularla ortaya koydukları işlerinden örnekler verilmektedir. Dördüncü bölümde ise, yapılan araştırmalar sonucu, çömlekçi tornasında çekilen parçaları bir birlerine ekleyerek yeni çağdaş seramik formlar ortaya konulmuş ve uygulamalarımda sunulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Seramik, Çömlek, Şekillendirme, Torna, Form
Anadolu'da başlangıcından günümüze çanak formunun gelişimi
İlk bölümde seramiğin ve çanak formunun tanımı ile birlikte Anadolu'da çanak formunun dönemsel gelişimi ilk çağlardan itibaren ihtiyaç doğrultusunda kap kacak üretmeye başlamasından, Cumhuriyet Dönemi'ne kadar çanak formunun gelişimi anlatılmıştır. İkinci bölümde kullanım alanı çok fazla olan çanak formunun nasıl sanat objesine dönüştüğü, sanatsal-imgesel yapısı ve içinde barındırdığı kavramlardan bahsedilmektedir. Üçüncü bölümde seramik sanatında çanak formunun şekillendirilmesi, sanatsal seramik tasarımı ve endüstriyel seramik tasarımı olarak iki başlıkta ayrıntılı olarak incelenmiş seramik şekillendirme yöntemleri kısaca anlatılmış ve çanak formuna uygulanabilecek dekor yöntemleri, sıraltı, sırüstü, sıriçi ve yaş çamur dekorları olmak üzere kısa başlıklarda tekniklerden bahsedilmektedir. Dördüncü bölümde günümüz seramik sanatçılarının kendi üslup ve kavramlarıyla oluşturdukları çeşitli çanak yorumlamaları anlatılmış, eserlerinden örnekler verilmiştir. Beşinci bölümde, çanak formunun tanımı, tarihsel gelişiminde ilk çağlardan günümüze kadar olan süreçte hangi evrelerden geçtiği ayrıntılı bir şekilde incelenmiş, uygulanabilecek şekillendirme yöntemleri ve oluşan kavramlar ışığında yapılmış olan araştırma sonucu geleneksel çanak formunun dışına çıkıp çağdaş seramik formlar ortaya konulmuş ve uygulamalarda sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Seramik, Çanak, Şekillendirme, Form,
Günümüz Kütahya çiniciliğinde kullanılan çini formlarının araştırılması ve kişisel uygulamalar
Günümüz çini sanatına bakıldığında; Kütahya 'da başlaması 14. yüzyılda "Milet İşi" olarak adlandırılan kırmızı çamurla başlayarak; İznik ile aynı paralellikte sürmüştür. Beyaz çamur ile üretime geçiş İznik ile aynı dönemde, 16. yüzyılın ilk çeyreğinde başlamış olup; 17.yüzyılın sonuna kadar sürmüştür. Kütahya'daki çini ve seramik üretimlerinin gelişiminin hem sanatsal hem de zanaat olarak anlaşılmasına imkân tanıyan zenginlikte olan eserler aracılığıyla dönemin çini desen ve form çeşitliliği, hamur ve sır kalitesindeki değişim takip edilebiliyor. Yüzyıllardır ayakta kalmayı başarmış bu sanat dalı her dönem farklı yaratıcılık ve üslup tarzı ile günümüzde bile bizlere ışık tutmaktadır. Kütahya'da hala birçok atölye tarafından çini üretimi devam etmektedir. Yapılan araştırmada, günümüz Kütahya'sında çini ve seramik üretim aşamaları incelenmiştir. Osmanlı döneminde ve günümüz Kütahya'sında üretilmiş olan formaların özellikleri incelenmiştir. Kütahya'da çini üretimi süreci boyunca kullanılan formlar, üsluplar, desenler ve dekor teknikleri incelenmiş. Bunların yanında Kütahya'daki atölyelerin kullandıkları teknikler ve teknolojik makineler temin edilerek üretim kapasitesini artıracak yöntemlere çağa uyum sağladıkları görülmekte. Kütahya'da günümüzde üretimini sürdüren atölyelerin üretim tekniklerine bakıldığında, çağın teknik koşullarından (sır, çamur, dekor teknikleri v.b.) yararlanıldığı görülmüştür. Günümüzde popüler olan formları üreten kişi ve işletmelerle görüşülüp isimleri listelenmiştir. Formların birçoğu dekoratif amaçlı üretilirken günümüzde ise üretilen formların işlevselliklerini kullanıma yönelik üretimler yapılarak yeni bir soluk getirilmiştir. Kütahya'da üretimini aktif sürdüren çini ve seramik atölyeleriyle görüşülerek görüşmeler sonucunda değerlendirmelere popüler ürünlerinden örneklere yer verilmiştir. Araştırmamın son bölümde ise; günümüzde çini formlarını yorumlayarak uygulayan sanatçılar ve üretim yapan atölyeler örnekler doğrultusunda incelenmiş görüş ve değerlendirmeler yapılmıştır. Anahtar Kelime:Çini ,Seramik , Form , Dekor ,Kütahya
Anadolu'da geçmişten günümüze çamur tornasında hayvansal figüratif formlar ve yorumlamaları
Birinci bölümde çömlekçiliğin ortaya çıkışı ve Anadolu'daki gelişimine katkı sağlayan Avanos, Menemen, Sorkun, Karacasu ve Kınık merkezlerinde coğrafi konum, seramik ustaların kullandıkları çamur ve amaca uygun üretmiş oldukları seramik ürünler hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde torna kavramının tanımına, çeşitlerine, şekillendirme ve dekor yöntemlerine, sırlanması ve pişirilmesi yer verilmiştir. Simetrik formların şekil verilmesinde kullanılan torna el tornası ile başlayıp ayak tornası, pedallı torna ile gelişim göstererek günümüzde kullandığımız elektrikli tornalardan bahsedilmektedir. Üçüncü bölümde Anadolu'da ve Dünyada hayvan figürlü formların genel tarihi ve günümüze kadar olan kullanımına yer verilmiştir. Günümüzde çamur tornasında hayvan figürlü üretilen formların şekillendirme yöntemlerinden, birleştirme aşamalarına kadar nelere dikkat edilmesi gerekir, bahsedilmektedir. Dördüncü bölümde çamur tornasında çekilmiş seramik formları hayvansal figüratif eserlere dönüştüren sanatçılara değinilmiştir. Beşinci bölümde ise, araştırmalar sonucu, çömlekçi tornasında çekilen parçaların kesilip, birbirlerine eklenerek yeni çağdaş seramik formlar ortaya konulmuş ve bir öneri olarak sunulmuştur.
Kısa filmde biçimsel anlatı öğeleri: Uşak Kanatlı Denizatı Kısa Film Festivali örneği
Sinemanın gelişmesinde ilerlemesinde önemli bir yere sahip olan kısa filmin gösterim alanının kısıtlılığı, yapımcıya verdiği sınırlamalar ile kısıtlı sürede bile olsa içinde barındırdığı anlamlar, kullanılan biçimsel motifler ile sağlanmaktadır. Filmde biçimsel öğelerin eksik olması durumunda izleyicinin tatmin olamayacağı açıktır. Biçimsel bütünlük sağlandığı takdirde film başarılı bir film halini alır. Uşak Kanatlı Denizatı Kısa Film Festivalinde de gördüğümüz gibi ödül alan kurmaca filmler biçimsel bir bütünlük içinde kısa zamanda çok şey anlatır. Çalışmada çok kısa bir süre içerisinde büyük başarılar elde eden Uşak Kanatlı Denizatı Film Festivali'nde ödül alan kurmaca filmler üzerinden kısa filmde biçim konusu detaylı şekilde incelenmektedir. Bu çalışmanın amacı, kısa filmde biçimsel anlatı yapısının oluşumunu incelemektir. Bu amaç doğrultusunda öncelikle biçimsel anlatı kuramı çerçevesinde biçimsel anlatı yapısının oluşmasını sağlayan öğeler detaylı şekilde incelenmektedir. Son olarak, örneklemi oluşturan beş kısa filmin biçimsel anlatı yapısı çözümlenmesi aracılığıyla kısa filmde biçim konusunun oluşumu ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Kısa film, Biçim, Kısa Film Festivalleri, Sinemada Anlatı, Uşak Kanatlı Film Festivali, Uşak
Türk dilinde güzel: Kavramsal bir inceleme
Türk dilinde ''güzel'' anlamında kullanılan ve günümüze ulaşan pek çok sözcük bulunmaktadır. Güzel sözcüğü kısaca ''göze ve kulağa hoş gelen, hayranlık uyandıran, çirkin karşıtı, iyi, hoş, tatlı'' gibi anlamlara gelmektedir. Türk dilinin dönemlerine bakıldığında ''güzel'' anlamına gelen yabancı sözcüklerin de dilimize girdiği görülmüştür. Zamanla ''güzel'' anlamını yitiren sözcüklere de rastlanmıştır. Kavram ise bir nesnenin veya düşüncenin zihindeki soyut biçimidir. Bu çalışmada Türk dilinin dönemlerine ve eserlerine bakılarak öncelikle ''güzel'' anlamına gelen sözcüklerin neler olduğu tespit edilmiştir. Giriş Bölümünde, ''güzel'' kavramı ile ilgili kaynaklara ve çalışmada kullanılan yönteme ilişkin bir değerlendirme yer almaktadır. Birinci Bölümde, incelenen eserlerden hareketle sözcüklerin kökenlerine bakılarak Türkçe, Arapça ve Farsça sözcükler tespit edilmiştir. İkinci Bölümde, bu sözcüklerin hangi ekler ile birlikte kullanılmış olduğu örneklerle gösterilmiştir. Üçüncü ve son bölümde sözcükler, güzel sözcüğünün geldiği anlamlara göre sınıflandırılmış ve örnekler verilmiştir. Sonuç Bölümünde ise tezin genelinde elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir.
Operada reji sanatı ve çalışma prensipleri
Reji sanatı 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılda çalışma prensipleri, zaman yönetimi, dramaturji, form, anlatım ve politik angajman olarak büyük bir değişimden geçmiş ve gelişmiştir. Bu tezde reji sanatının gelişimine ışık tutmuş kişi ve prensipleri incelmiş ve reji sanatına katkıları araştırılmıştır. On dokuzuncu yüzyılın ortasında tahta geçen Saksonya – Meiningen Dükü 2. Georg Sahne sanatlarına tutku derecesinde bağlı bir hükümdardır. Kendi sanat anlayışının beden bulduğu, deneysel reji çalışmalarını sürdürdüğü Tiyatrosu ve Operası, Avrupa'nın büyük sanat merkezlerine yaptığı turnelerle yüzyıl kadar sürecek bir değişim ve gelişim sürecini başlatmıştır. Bu süreçte birbiriyle iletişim ve etkileşim halinde olan Stanislavski, Meyerhold, Brecht ve Grotowski gibi büyük rejisörler, reji sanatını içerik, yapı, amaç olarak tamamen değiştirmişlerdir. Bu tezde opera reji sanatı ve çalışma inceliklerini daha iyi anlamak için yukarıda ismi geçen rejisörlerin yaşamları, eserleri ve çalışma prensipleri incelenmişmiş, aralarındaki benzerlikler, farklar saptanmış ve getirdikleri yenilikler ortaya konlmuştur. Anahtar Kelimeler: Reji, opera, dramaturji, form, anlatım.
Motion predicates in Turkish: A morpho-syntactic treatment
Research on space and language has had fruitful outcomes in the last decades. One of the related domains of study is motion itself, which is central to our experience. Although the work on the semantic analysis of motion events have had a fruitful outcome in typological attempts to motion event encoding, a more recent approach to the field support the idea that motion independent properties which govern the morphological, lexical, and syntactic resources available to languages may determine the selection or tendency in motion framing of languages. The present study sets off to question this recent approach and focuses on actual motion events in Turkish from a structural point of view and investigates motion expressions in relation to subordination and case marking. It aims to understand what kind of case markings and subordinate expressions are used to encode motion events and to describe the relations, if any, between these structural elements and motion expressions. Apart from the structural investigation of motion expressions, the present study also addresses a preliminary analysis of fictive motion in Turkish, which is a totally different travel from the structural analysis. Two tasks were employed for the analysis of actual motion expressions and one task for the description of fictive motion expressions. Due to the nature of the content, no verbal expressions on it, and easy operability, The Pear film was taken as the first task of the study. A follow-up narrational experiment via a set of animated video clips was organized as the second task of the study. In the final section, a drawing task was administered to participants in order to account for the extent to which fictive motion is observable from the drawings. All the tasks are based on language production in their nature. The tasks were carried out online with individual participants (n=60), who are all native Turkish speakers. The findings of the study taken from both tasks found out that participants made use of certain subordinate constructions to elaborate their narrations of motion expressions. Three subordinate types were described from the frequently used ones to the least. Their relations with motion expressions were explained as encoding mainly the manner of motion; modifying the figure and/or ground elements of motion expressions. In regard to the use of case markings, three types of cases were observed in participants' descriptions. The functions of these cases were linked to the translocational dynamics of motion expressions. The findings are in line with similar studies of its kind (e.g. Jackendoff 1990, 1996; Croft et al., 2010; Ibarretxe Antuñano, 2009 and Beavers et al., 2010) which suggest a flexible classification or continuum of motion typology since languages may exhibit more varied motion constructions than they are expected or proposed to in just two- or three-way typology. In terms of the fictive motion analysis, judging from the differences shown in drawings of fictive and non-fictive pairs, the present study suggests that there may be traces of fictive motion as if there was some form of motion effect, but further analyses are needed to make sure about that. Overall, apart from being the first investigation of fictive motion in Turkish, the present study can be regarded to contribute to the studies within the domain of motion in general and in Turkish in two ways: First, the present study tested the use of framework (by Beavers et al., 2010) which highlights the place of linguistic resources in encoding motion events in a language and as the findings suggest, that framework can be really beneficial in using linguistic resources for the analysis of motion events. Second, using tools rich of motion for the analysis of motion events, the present study can shed light on new insights which emphasize the clausal patterns in description of motion events in Turkish where path and manner verbs are used and even supported via additional uses of subordinate clauses for extended motion events and descriptions via case markings.
Diyalektik bağlamda çanak formundan sanat formuna
Evrenin içerisinde yer alan zıtlık kavramı, insanlığı oluşturan ve değerli kılan birçok konunun içerisinde de yer almaktadır. Zıtlık kavramının felsefe alanındaki tanımı, diyalektik (karşıtların birliği) konusuyla da açıklanabilmektedir. İnsan algısına kadar etki eden bu kavram, karşıt kavramların bir araya gelmesiyle yeni bir oluşum ve gelişim yaratmaktadır. Doğa olaylarından, insanı oluşturan temel yargılara kadar etkisi olan zıt birlikteliklerin sonucunda insanda, doğada hatta kavramların birliği ile sanat alanında da değişim ve dönüşüm yaşanmaktadır. Bu çalışmada yer alan çanaklar, sanatın ortaya çıktığı dönem olarak düşünülen insanlığın ilk evreleri ve bu evrelerden itibaren incelenen teknoloji ve insan yaşamının gelişimi ile sanat alanında yer almaktadır. Sanat formu olan bu çanaklar, zıtlık kavramı ve farklı malzemelerin birliği ile özgün çalışmaları oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Zıtlık, Diyalektik (Eytişim), Biçim, İçerik, İmge, Mekân