Animals
123 theses under this subject heading
19. yüzyılda Avrupa resim sanatında hayvan imgesi
Hayvanlar, tarih boyunca insanlık deneyiminin onunla birlikte var olan, ayrılmaz bir parçasıdır. Hayvan tasvirlerinin M.Ö. 32000"e kadar yaşamlarını avlanma ile geçiren insanların mağara duvarlarındaki hayvan resimlerine kadar uzandığı görülmektedir. Hayvanların beslenme ve giyim başta olmak üzere sosyal statü ve zenginlikle ilişkilendirilen ihtiyaçlar için değerli kaynakları oluşturmuştur. Bizlerin hayvanlarla olan bu denli yakın ilişkisi onları daima hayatımızın ayrılmaz bir parçası yapmıştır. Hayvan imgeleri, Bulgaristan, Fransa ve İspanya da yapılan keşiflerde mağara duvarlarında çoğunlukla avcılık sahnelerini anlatan çizimlerde betimlenmiştir. Tarihsel süreçte hayvan imgesinin gelişimi, insanlığın kültürel gelişimiyle paralel bir yol izlemiştir. Başlangıçta av sahneleriyle başlayıp daha sonra yaşam biçimleriyle devam eden süreçte hayvanlar, zamanla mitolojik, dini ve sombolik olarak Antik Yunan, Mısır ve Roma medeniyetlerinde tasvir edilmştir. Bu süreçte hayvan imgeleri mezar taşlarında, mozaiklerde, duvar süslemlerinde ve devlet konutlarında karşımıza çıkmaktadır. Antik medeniyetler boyunca, bulunduğu bölgenin dini, sosyal ve kültürel, etkenleri doğrultusunda hayvanlar farklı anlamlar ve semboller ile ifade edilmiştirler. Mısır mitolojisinde kutsal bir canlı formunu alan hayvanlar, Roma mitolojisinde ise daha çok duvar süslemelerinde, sevilen evcil hayvanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Antik yunanda ise hayvanlar, farklı oluşum ve biçimlerle mitolojik türde yer almıştırlar. Hem Yunan hem de Mısır mitlerinde hayvanlar, insan-hayvan karışımı bir forma bürünen betimlemelerle karşımıza çıkar. 14. ve 15. yüzyıllarda Avrupa bölgesinde baş gösteren dini baskılar, Katolik ve Protestan Kiliselerin savaşı nedeniyle sanatçılar üzerinde baskı oluşturmuş ve bu durum sanata da etki etmiştir. Bu doğrultuda, Maniyerizm ve Rönesans döneminde daha çok dini konulu yapıtlarda ve mekânlarda, ifade biçimi olarak kullanılan hayvanlar, dinin anlatımı ve aktarımı hususunda önemli bir sembolik tasvir olarak kullanılmıştır. Toplumsal gelişmelerle birlikte kendinden bir önceki üsluba tepki olarak yeni akımlar ortaya çıkmıştır. Barok ve Rokoko dönemlerinde resimde hareketin ve ışığın etkin kullanımı hayvan tasvirlerindeki oluşumu ve desensel gelişimi hızlandırmıştır. Bu dönemlerde hayvanlar, mitolojik ve dini temalı eserlerde daha çok kullanılmıştır. Dönemin atölyede çalışan sanatçıları eserlerinde hayvan imgelerine çoğunlukla kapalı mekânlarda, natürmort veya evcil hayvan olarak yer vermişlerdir. 19. yüzyıla gelinmesiyle toplumsal olaylar, savaşlar, sömürgeciliğin getirmiş olduğu keşifler, Fransız devrimi ve İngiliz sanayi devriminin yaşanması sanatı ve sanatçıyı da derinden etkilemiştir. Boyaların taşınabilir olması, sanatçıları doğaya yöneltmiş ve bunun sonucunda hayvanlar, manzara eşliğinde sahnelenen ortamlada konumlandırılmıştır. Neoklasizm döneminde dini ve mitolojik yapıtlarda karşımıza çıkan hayvan imgeleri, Romantizm döneminde ise daha çok savaş ve toplumsal olayları betimleyen sahnelerde yer almıştırlar. Realizm ve dönem içerisinde önemli bir ekole sahip olan Barbizon okulu sanatçıları, hayvanları hayatın günlük yaşantısında önemli bir yardımcı figür olarak resimlerinde kullanmışlardır. Empresyonizm dönemiyle beraber izlenimci ressamların hayvanları, sosyo-kültürel bir imge olarak görüp, sosyal statü imgesi olarak eserlerinde hayvan imgesini betimlemişlerdir. İzlenimci ressamlar, hızlı fırça darbeleri ve duygusal çağrışımların etkisinde hayvanları, anlık bir olay örgüsünde veya konunun tamamlayıcı öğesi olarak kompoze edilmiştirler. Anahtar Kelimeler: İmge, Hayvan, Resim, Sanat
Karşılıklı inşacılık miti bağlamında doğanın modellendirilmesi
Bu tezin tartışma konusu olan canlı hayvanların bulunduğu sanat yapıtlarını, çağdaş sanatın deneyselliği düşünüldüğünde, yalnızca etik, hayvan hakları ya da insan merkezci bakışla ele almak yetersiz görünmektedir. "Hazır nesne"nin "hazır canlı"ya nasıl dönüştüğü incelenirken, yeryüzü ve ekoloji temelli, kültürleri, coğrafyaları, canlıları ve hatta teknolojiyi de kapsayan, dil odaksız, eril odaksız ve insan merkezcilikten uzak bir alana ihtiyaç duyulmuştur. Bu yüzden karşılıklı bağlılık ilkesini benimseyen, insan ahlakının ne olduğunu soran, tüm öteki olarak adlandırılan öznelerin bütünlüğünü ve ortak yaşamını kabul eden "posthümanist ekoeleştiri" çerçevesinde, hazır canlının sanat olma ikilemi ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Karşılıklı inşacılık miti, doğal olarak tahakkümsüz bir birliktelik anlamına gelir. Tez kapsamında yapılan uygulama çalışmaları canlı hayvanlarla ortaklık kurmanın deneyimini paylaşmaktadır. Bu karşılıklılık yalnızca hayvanlar ve insan arasında geçmemiş, hayvanların oluşundan, bireysel olarak edinilen bilgilerden, deneylerden, insan yapımından ve ardından tekrar hayvanların yaptıklarından oluşan ve henüz devam etmekte olan devinimin parçasıdır. "Hayvanlarla ortaya çıkan sanat yapıtının öznesi olarak sanatçı, hayvanla nasıl rolünü paylaşır ve burada etikten bahsedilebilebilir mi?" sorusundan yola çıkılarak özne, paylaşma ve etik sorunu, hazır canlı özelinde yeryüzü temelli bir tartışmaya açılmıştır.
Terra sigillata ve tiffany vitray teknikleri ile doğayı dönüştürme
Bu sanat çalışmasında, Terra Sigillata ve Tiffany Vitray teknikleri kullanılarak doğal öğelerin sanat eserine nasıl dönüştürüldüğü incelenmektedir. Seramik sanatında, kil ya da sır gibi inorganik bileşenlerin pişirilmesiyle biçimler oluşturulurken, Tiffany Vitray tekniğinde renkli camlar kesilir ve bir araya getirilerek biçimler oluşturulur. Her iki teknik de doğal öğelerden esinlenerek; örneğin doğadaki hayvan biçimlerini, sanat eserine dönüştürmek için kullanılmaktadır. Bu tekniklerin kullanımı ile doğal öğelerin esiniyle sanat eserine nasıl dönüştürüldüğü ve sonuçta elde edilen eserlerin düşünsel alt yapısı ve teknik aşaması ele alınmaktadır. Bu kapsamda oluşturulan eserlerin seramik kısmında Terra Sigillata tekniği uygulamaları ön plana çıkmaktadır. Doğal öğeler, insanlık tarihi boyunca sanatın bir parçası olmuştur. Doğa, sanatçılar için sonsuz esin kaynağıdır. Terra Sigillata ve Tiffany Vitray teknikleri de doğal öğelerin esere dönüştürülmesinde sıkça kullanılmaktadır. Bu gibi teknikler yardımıyla birçok sanatçı doğanın güzelliğini yansıtmak, ölümsüzleştirmek ve doğal olanı kendi yorumlarıyla kalıcı hale getirmek istemiştir. Bu sanat çalışması raporunda da bu yaklaşım benimsenmektedir. Terra Sigillata ve Tiffany Vitray teknikleri ile doğal öğelerden esinlenerek çeşitli hayvan biçimleri yorumlanmaktadır. Sanat çalışması raporunda yer alan kişisel hayvan yorumlarıyla; hayvanların, üretim makinalarına dönüştürülmesine dikkat çekilmek istenmektedir. Bu nedenle besi hayvanları gözlemlenmiş ve incelenmiştir. Besi için yetiştirilen hayvan bedenlerinin, kullanılan teknikler yardımıyla esere dönüştürülmesi amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Dönüştürme, Doğa, Hayvan, İnsan, Tiffany Vitray, Terra Sigillata
İstanbul Büyükşehir Belediyesi hayvan aşılama ve tedavi ünitesi hizmet kalitesinin servqual ölçeği ile ölçümü
Bu araştırma, hizmet kalitesi ölçümünde pek çok sektörde sıklıkla kullanılan SERVQUAL ölçeğini İstanbul'da bulunan bir hayvan aşılama ve tedavi ünitesine uygulayarak ünitedeki hizmet kalitesini ve hayvanları için sağlık hizmeti alan hayvan sahiplerinin algıladıkları hizmet kalitesini ölçmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada ilk olarak hizmet, kalite ve hizmet kalitesi konusunda bilgi verilerek bir arkaplan sağlanmış, ilerleyen kısımlarda ise hizmet kalitesi ölçüm modelleri ele alınmıştır. Araştırmanın uygulama kısmında hayvan sahiplerinin sosyodemografik özellikleri Sosyodemografik Bilgi Formu ile toplanmış olup, hayvan aşılama ve tedavi ünitesinin hizmet kalitesi SERVQUAL ölçeği ile ölçülmüş ve hizmet kalitesi ölçeğin alt boyutları olan fiziksel özellikler, güvenilirlik, heveslilik, güven ve empati altında değerlendirilmiştir. Araştırma 6 Haziran-6 Ağustos 2018 tarihlerinde gerçekleşmiş olup, 304 farklı hayvan sahibinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Ölçeğin uygulanmasından sonraki değerlendirme kısmında verilerin analizi farklı istatiksel yöntemlerle yapılmış ve SERVQUAL skorları hesaplanmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda, hayvan aşılama ve tedavi ünitesinin hayvan sahiplerinin beklentilerini tam anlamıyla karşılayamadığı, fakat sağlanan hizmet kalitesinin hayvan sahiplerininin beklentilerine çok yakın olduğu görülmüştür.
Klasik tefsirlerde Hz. Süleyman'ın hayvanlarla muhaveresi
Tefsir literatürünün önemli bir kısmını oluşturan peygamber kıssalarından bir tanesi de Hz. Süleyman kıssasıdır. Bu tezde, klasik tefsirler bağlamında Neml sûresinde geçen Hz. Süleyman kıssasının hayvanlarla muhavere kısmı ele alınmaktadır. Öncelikle tezin birinci bölümünde Hz. Süleyman kıssasının Kur'an'da nasıl ele alındığı ve hangi bağlamlarda aktarıldığı incelenmekte ve farklı sûrelerde yer alan Hz. Süleyman kıssasının ihtiva ettiği tüm konular klasik tefsirler nazarından ayrıntıya çok girilmeden aktarılmaktadır. Tezin ana kısmını oluşturan ikinci bölümde ise Hz. Süleyman'ın hayvanlarla muhaveresinin nasıl yorumlandığına dair ilk tefsir olarak nitelenen Mukâtil b. Süleyman'ın (ö. 150/767) Tefsîr-i Kebîr isimli tefsirinden İsmâil Hakkı Bursevî'nin (ö. 1137/1725) Rûhu'l-Beyân adlı tefsirine kadar belirlenen yaklaşık otuz klasik tefsir tarihsel sırayla birbirleriyle mukayeseli olarak incelenmektedir. Söz konusu hayvanlarla muhavere üzerinden klasik tefsirlerde tarihi süreç içerisinde rivayet malzemesi, yorum ve görüş bakımından oluşan paralellikler ve farklılıklar ve tefsir metodundaki kırılmalar ortaya çıkarılmaktadır.
Çağdaş Türk sanatçısı Cihat Burak resimlerinde kadın ve hayvan temasının kurgulanışı
Bu yüksek lisans tezi çağdaş Cihat Burak'ın resimlerindeki kadın ve hayvan imgelerinin ortaklığı ve bu ortaklığın plastisitesi üzerinde durmuştur. Kadın, ataerkil toplumlarda hane içinde nasıl evcilleştirilmişse; hayvanın da aynı evcilleştirme süreci içinde içinde oluşuna mizah ve hiciv ile yaklaşan Cihat Burak, bu ortaklığı görsel bir üsluba dönüştürmüştür. İlk olarak sanatçının resmettiği hayvanların dünya tarihindeki bir çok kültürde nasıl anlamlar ifade ettiği, sanat tarihine nasıl yansımış olduğu ve Cihat Burak'dan önce ve sonra en çok hangi dönemlerde ve hangi sanatçılar tarafından kullanılmış olduğu incelenmiştir. Cihat Burak'ın resimleri arasında sıkça odalık türünde resimlerin bulunması ve bunu kadın hayvan ilişkisi üzerinden anlatmış olması, sanatçının kadın ve hayvan resimlerini oryantalizm ile ilişkilendirdiği sonucunu doğurmuştur. Bu yüzden kadının nesne olması ve erkeğin özne olması durumunun Cihat Burak'ın kendine has ironik anlatım biçimi ile nasıl aşıldığı tartışılmış, sanat tarihinde oryantalist örneklerle odalık kavramı incelenmiş ve Cihat Burak resimlerindeki odalık geleneğine karamizah ile yapılan göndermeler örneklerle gösterilmiştir.
Doğu ve batı kültürlerinde başlıca hayvan mitleri
İnsan varoluşunun başlangıcından beri insan ve hayvan yakın bir temas içinde yaşamıştır. İlk başta av olan insan daha sonra avcı toplayıcı ve çiftçi konumuna gelmiştir. Büyük şehirler kurulmuş pek çok uygarlığın doğmuş ve çökmüştür. Tüm bu aşamalarda insanlar mitler üretmiş, en büyüğünden en küçüğüne kadar tüm canlıları dinlerinin, mit ve efsanelerinin içinde yer vermiştir. Mitlerde var olan hayvanlara sıra dışı özellikler verilebilirken, hayal ürünü hayvanlar veya hibritlerden de söz edilmiştir.
Çağdaş sanatta 2000 sonrası karnofallogosantrik bakışın silinişine dair anlatılar; Posthümanist sanat anlayışı
Bu araştırma bir gelecek tahayyülü kurmak amacıyla posthümanist bir sanat anlayışı geliştirmeyi amaçlar. Düalist evrenin dışından düşünmek için bedenselliği, türleri ve cinsiyetler arasılığı çağdaş sanat üzerinden keşfe çıkar. Sahiplendiği queerleştirme pratiğini posthümanist geleceğin bir parçası olarak görür. Birçok soruya yanıt ararken merkezdeki soru hep şudur: "Hangi yaşamlar yası tutulabilecek kadar değerlidir?" Bu çalışma queer teoriyi ve hayvan çalışmalarını bir diyaloğa sokarak çağdaş sanat alanında karnofallogosatrik bakışın izini sürer ve nasıl silindiği veya silinebileceğine dair bir teori geliştirmek ister. Merkezine 2000'lerden itibaren aldığı yaklaşık 20 yıllık süreçte egemen özneden kendini sıyıran kültürel kuramların gelişimiyle paralel ilerleyen çağdaş sanat eserlerini alır. Geçmişin hayaletleri olan çeşitli ceset parçalarını içeren sanat eserlerini eleştirel ve dönüştürücü bir söylemle gözden geçirir ve sanatsal üretimin olumlayıcı etik etrafında gelişmesi gereken anlayışı şekillendirmeye girişir. Kendisini Eleştirel Post-Beşeri Bilimler'in bir parçası olarak düzenler. Bu sebeple de posthümanist etiği benimsemiş eserler üzerinden, geleceği şimdinin sanatında kurar. Çağdaş sanatta karnofallogosantrik egemen öznenin izlerini sürerken onu dağıtır ve yeni yollar keşfetmeyi amaçlar.
Çağdaş sanatta içkinlik felsefesi: İnsan ve hayvana posthümanist yaklaşım
Bu tez çalışmasında 21. yüzyıl sanat nesneleri içkinlik felsefesinin kavramları etrafında ontolojik, epistemolojik ve etik açıdan eleştirilmiştir. Hümanizmin yarattığı insan merkezciliğini eleştiren bu çalışma, tüm aşkınlıklara karşı varlığın içkinliğini savunan sanat nesnelerini Martin Heidegger'den Jacques Derrida'ya, Donna Haraway'den Bruno Latour'a kadar uzanan düşünürlerin kavramları ile tartışmaya açmıştır. Haraway'in yoldaş türler, birlikte-oluş, siborg gibi kavramları; Latour'un ağ-aktör teorisi ve Antroposen'e dair anlatıları; Deleuze ve Guattari'nin oluşu; Heidegger'in ontolojisi gibi felsefi nosyonlar tartışılmıştır. Geleneksel felsefenin süregiden insan merkezli perspektifini yıkan Seol Lee, Boris Labbé, Anicka Yi, Petrit Halilaj, Pierre Huyghe ve Anthea Hamilton adlı sanatçıların insan ve hayvan başta olmak üzere canlı yaşamını merkeze alan çalışmaları incelenmiştir. Bu sanatçıların, varoluşu rizomatik ağlarla birbirine bağlı failler olarak tanımladığı ve varoluşun bu faillerin kurduğu ittifaklar üzerinden anlaşılması gerektiğini savundukları iddia edilmiştir.
Yaban hayvanlarının doğal yaşam ortamlarında fotoğraflanması
Türkiye'deki yaban hayatı fotoğrafçılığı faaliyetlerinin, II. Dünya Savaşı öncesinde ülkeye göç eden Alman bilim insanları ile başladığı kabul edilmektedir. Batı ölçeğinde, bu konudaki faaliyetlerin, nerede ise fotoğrafın bulunuşuna kadar geriye götürülebildiği düşünüldüğünde, ülkemiz için sözü edilen bu tarih çok geç sayılmalıdır. Üstelik, yurdumuzdaki çalışmalar, 2000'li yıllardaki sayısal fotoğraf devriminden sonra bir miktar artış gösterse de hala istenilen düzeylerde olmaktan çok uzaktır. Öyle ki, kendi içinde, memeli, kuş, makro fotoğrafçılık gibi alt dallara da ayrılabilen yaban hayatı fotoğrafçılığı alanında, tek bir kuş fotoğrafçılığı tezi dışında başka bir tez çalışması bulunamamıştır. Yaban hayatı fotoğrafçılığının, olası bilimsel, belgesel, sanatsal, ekonomik ve turistik faydaları ve işlevleri düşünüldüğünde, bu kabul edilebilir bir durum değildir. Bunun altında yatan sebepler, yüksek maliyetli ekipmanlar, hatırı sayılır seyahat masrafları veya faaliyetin hakkıyla icrasının geniş bir zamana ihtiyaç duyması olabilir. Sahada karşılaşılması olası güç koşullar, karmaşık ekipmanların işleyişinin öğrenilmesindeki zorluklar, geniş tecrübe ve bilgi birikimi gerekliliği de bu konudaki diğer olumsuz etkenlerdir. Üzerinde çalışılan hayvan türleri ve bu türlerin davranışlarının çözülmesi de ayrı bir ihtisas ve araştırma konusudur. Bu hayvanların yaşadıkları yerlerin sadece bilinmesi yetmez, bu hayvanların sahada bulunması ve tespit edilmesi de gerekir. Bu konularda yerel insanlar ve rehberlerle kurulması gereken ilişkiler ise işin başka bir sosyal yönünü oluşturur. Açık arazide yaşamanın ve çalışmanın kendine mahsus birçok zorlukları ve sağlık riskleri söz konusudur. Ayrıca görüntülenen hayvanlar da kırılgan varlıklardır; kolayca zarar görebilir, huzursuzluk yaratıldığında kendi yavrularını bile yuvada bırakıp bölgeyi terkedebilirler. Yaban hayatı fotoğrafçılığına ilişkin, yukarıda bahsi geçen bütün bu konularda, güvenilir, geniş ve yetkin bir bilgi birikimi meydana getirmek amacıyla hazırlanan bu akademik çalışma, daha çok Türkiye doğal alanlarına ve hayvan türlerine odaklanmıştır. Konular oldukça detaylı incelenmekle beraber, işleniş sırasında, her yerde kolaylıkla bulunabilecek temel fotoğrafçılık bilgilerinin, yaban hayatı platformu üzerinden bir kere daha tekrar edilmesinden özellikle kaçınılmış ve tez hacminin aşırı büyümesinin önüne geçilmek istenmiştir. Yaban hayatı fotoğrafçılığının alt dallarını oluşturan memeli, kuş ve makro fotoğrafçılığının kendine özgü yönleri ve ekipmanları mevcuttur. Bu durum, bu alt dalların kendi başlıkları altında, ayrı ayrı incelenmelerini gerektirmiştir. Ayrıca, daha önce, akademik anlamda üzerinde hiç çalışılmayan bir yaban hayatı makro video bölümü, pratik saha uygulamaları gözetilerek hazırlanmıştır. Dalış ve özel fotoğraf ekipmanlarının birlikte geliştirilmesini gerektiren ve ayrı bir tarihsel gelişim süreci izleyen sualtı fotoğrafçılığı konusuna ise girilmemiştir. Teze eşlik eden sahada görüntüleme çalışmaları sırasında elde edilmiş ve doğada serbest yaşayan ve çoğu yurdumuzdan seçilmiş hayvan türlerinden oluşan bir fotoğraf portfolyosu da ana metne ek olarak sunulmaktadır. Sonuç olarak bu tez, ülkemiz özelinde, kendi alanındaki ilk kapsamlı akademik çalışmayı temsil etmekte ve konuyu, uzun zamandır yurdumuz doğal alanlarında çalışan ve doğa korumacı zihniyete sahip bir yaban hayatı fotoğrafçısının bakış açısından ele almaktadır.
Türklerde ikonografi (hayvan üslubu) ve grafik tasarımında uygulanması
Sanat Tarihi'nin en önemli dallarından biri olan İkonografi, toplumların ilk oluşmaya başladığı dönemlerden itibaren kullanılmıştır. İnsanların inançlarını, gündelik hayatlarını, ritüellerini resme, sembollere ve figürlere yansıtması bir iletişim aracı haline gelmiş ve etkileri günümüze kadar uzanmıştır. Grafik tasarım ise, bir mesaj iletmek, bir görsel ortaya çıkarıp geliştirmek ya da bir fikri veya düşünceyi bir görsel haline getirmek gibi konuları içeren bir sanat dalıdır. Bu iki dal, birbiri ile iç içedir. Bu çalışmada, ikonografi sanatının grafik tasarımında uygulanması konusu, geçmişten günümüze uzanan bir süreçle birlikte anlatılmıştır. Toplam iki bölümden oluşan tezin birinci bölümünde ikonografi ile ilgili bilgiler verilmiş ve özellikle Türk ikonografisinde yaygın olarak kullanılan pek çok hayvan figürü detaylı olarak anlatılmıştır. Tezin asıl konusunu kapsayan ikinci bölümde ise grafik tasarımın ana araçlarından biri olan logonun tanımı yapılmış ve birinci bölümde anlatılan ikonografik figürlerin günümüz logolarına uyarlanması hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. Logoların görselleri, açıklamaları ile birlikte kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: İkonografi, Sembol, Figür, Grafik, Logo
Antropolojik araştırmalarda hayvan modelleme: Sıçanlarda flor maruziyeti örneği
Gerçekleştirilen çalışmada; ölçülebilen önemli bir element olan florun farklı doz ve sürelerde uygulanmasının ağırlık kaybı, kas ve hareket direnci, kemik ve diş dokularında nasıl bir birikim ve deformasyona neden olduğu deney hayvanı modeliyle incelenmiştir. Araştırmada 150-200 gr ağırlığında Wistar-albino cinsi erişkin erkek sıçanlar kullanıldı. Sıçanlar, toplamda 56 adet olacak şekilde 7 farklı gruba ayrılmıştır. Her bir grupta toplamda sekiz sıçan bulunmakta (n=8) ve kontrol grubu dışında kalan diğer altı gruba farklı sürelerde ve farklı dozda florür uygulanmıştır. Her bir grubun 1, 30, 60 ve 90. günlerde ağırlık ölçümleri yapılmış ve gruplar arasında ağırlık kaybı açısından anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Ayrıca flor maruziyetinin sıçanların hareket direncine etkisinin ölçülebilmesi için rotarod testi uygulanmıştır. Bu uygulama ile florun hareket sistemine negatif yönde etki ettiğini ve uygulanan florun doz ve zamana bağlı olarak lokomotor aktiviteyi azalttığı tespit edilmiştir. Gerçekleştirilen bu modelleme çalışmasında femur kemiğinin baş kısmı (trabeküler doku) kadar boyun kısmının (kortikal doku) da önemli bir flor birikim alanı olduğu gözlenmiştir. Aynı zamanda kaburga kemiğinin de önemli bir flor birikimi alanı olduğu ve bu nedenle ölçümlerde dikkate değer bir doku olduğu gerçekleştirilen çalışma ile ortaya konmuştur. Bununla beraber flor maruziyetinde süre ve miktarın artmasına paralel olarak femur başı, femur boynu ve kaburga kemiklerinde dikkate değer flor artışı olduğu ve bu artışın konsantrasyon bağımlı olduğu gözlenmiştir. Her ne kadar kemiklerde dikkate değer flor artışı gözlenmişse de deney gruplarından elde edilen kemiklerde (femur, humerus, kaburga ve diş) makroanalizle tespit edilen herhangi bir deformasyon gözlenmemiştir. Makroanalizle herhangi bir yapısal değişiklik gözlenmemesine rağmen ışık mikroskobu (Leica DM 1000) ile femur kemik dokusunda gerçekleştirilen mikroanalizlerde epifizeal büyüme plağında ve kemik trabeküllerinde şiddetli düzeyde incelme tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Antropoloji, Paleopatoloji, Dental florozis, İskelet florozisi
Tarım sigortaları havuzu kapsamında devlet destekli hayvan hayat sigortalarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada, tarımsal sigortacılık alanında önemli mesafe almış ülkelerin tarım sigortası havuz sistemleri incelenmiş, onların sahip oldukları deneyimlerinin kılavuzluğunda, Türkiye'deki tarımsal sigorta uygulamasının eksik kalmış yönlerine değinilerek, hem sigorta şirketlerine hem de yetiştiricilere tarım sigortacılığı ve risk yönetiminin önemi ve fırsatları hakkında gerekli bilgiler sunulmaya çalışılmıştır. Çalışmada, Türkiye'deki tarım sigortaları havuz sistemi'nin yapısal oluşumu ve işleyişi modelinin, ispanya modeline benzerlik gösterdiği, Türkiye'de tarım sigortası havuz sisteminde prim desteklemesinin ön planda olduğu, hayvan hayat sigortasının uygulamaya konulmasıyla nitelikli hayvan sayılarında ve hayvansal ürün miktarlarında artış olduğu belirlenmiştir. Bu kapsamda, stratejik önem taşıyan tarım sigortaları havuzu sisteminde, hayvan hayat sigortalarının, devlet tarafından desteklenmeye devam edilmesi, ayrıca yetiştiricilerin, hayvan hayat sigortası hakkında kapsamlı bilgilendirilerek, sigorta sistemine katılımlarının daha fazla sağlanması durumunda, hayvan hayat sigorta sisteminin, hayvancılık sektörünün daha fazla gelişmesine katkı sağlayacağı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tarımsal Risk Yönetimi, Tarımsal Sigorta Programları, Tarım Sigortaları Havuz Sistemi, Hayvan Hayat Sigortası
Van ili Tuşba ilçesinde yeni doğan buzağıların bakım ve barınak şartları
Bu çalışmada Van ilinde büyükbaş hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı ilçelerden biri olan Tuşba ilçesinde büyükbaş hayvan işletmeleri ve buzağıların bakımı ve barınak şartları incelenmiştir. Bu maksatla Van ili Tuşba ilçesinde 227 adet büyükbaş hayvan işletmesi sahiplerine buzağıların bakım ve barınma şartları ile ilgili soruları içeren anket uygulaması yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre; işletme sahiplerinin %17'sinin okul okumadığı, %45'inin ise sadece ilkokul mezunu olduğu görülmüştür. Yetiştiricilerin %62'sinin birliğe üye olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca %32'sinde 11-20 arası doğum yapan hayvan olduğu, %62'sinde son bir yılda 1-3 arası buzağı ölümü olduğu, %58'inde buzağı ölümlerinin ishal kaynaklı olduğu, %30'unda göbek kordonu bakımının sadece antiseptikli iple yapıldığı, %61'inin buzağı bölmesi bulundurmadığı, %38'inin kuru dönem aşılaması yapmadığı tespit edilmiştir. Bunların dışında işletmelerin %34'ünde buzağıların ilk 6 saatte 1-2 litre kolostrum tükettiği, işletmelerin %29'unda buzağılara 20. gün su ve kesif yem verilmeye başlandığı ve %40'ında ise 60. gün kaba yem verilmeye başlandığı, ortalama buzağı ölümlerinin ise %10.97 olduğu saptanmıştır. Bu bilgiler ışığında buzağılar işletmelerin devamlılığı bakımından en önemli unsurdur. Bu nedenle buzağıların bakım ve barınak şartlarının daha da iyileştirilmesi ile buzağı kayıplarının en aza indirilmesi gerekmektedir.
Urartu'da hayvanlar ve karışık yaratıklar üzerinde duran Tanrı tasvirleri
Bu çalışmada, bugüne değin ortaya çıkarılmış Urartu tasvirli sanat eserleri üzerinde görülen Hayvanlar ve Karışık Yaratıklar Üzerindeki Tanrı Tasvirleri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızda yer alan tanrı tasvirleri, bu tasvirli eserlerin üzerindeki tanrının ikonografyası ve yapıldığı malzemenin cinsi hakkında bilgi verilmiştir. Urartu tasvirli sanat eserleri üzerindeki tanrı tasvirleri detaylandırılarak ayrıntıya inilmiştir. Urartu Tanrı tasvirlerinde Tanrı Haldi, Tanrı Teişeba ve Tanrı Şivini en sık işlenen tanrılardandır. Tanrılar genellikle aslan ve boğa, üzerinde gösterilmiştir. Hangi tanrıyı temsil ettiğini kesin olarak bilmediğimiz bir grup tanrı karışık yaratıklar üzerinde tasvir edilmiştir. İşlenen tanrılar genellikle ya savaş pozisyonunda ya da selamlama jest pozisyonunda gösterilmiş. Tanrıların başlarında farklı şekillerde mertebeye göre polos başlıklarda çıkınılar gösterilmiş olup ellerinde çeşitli nesneler tutarken tasvir edilmiştir. Yaptığımız bu çalışmada genel itibarıyla Urartu kemerleri, kalkanları, adak levhaları, mühürler ve mimari yapılar üzerinde işlenmiş hayvan veya karışık yaratıklar üzerinde duran tanrı tasvirleri işlenmiştir. Yaptığımız çalışmada Urartu sanatının farklı eserler üzerindeki tanrı tasvirlerinin işlenişi, analizi, ikonografyası uygun olarak ele alınıp değerlendirmeler yapılmıştır. Bu değerlendirmeler sonucunda Urartuların sanatsal faaliyetler içerisinde kayda değer gelişmeler görülmektedir.
Türkiye sahası Türk halk danslarında hayvan sembolizmi
İnsanın hayvan ile olan ilişkisi tarihöncesi zamanlara dayanmaktadır. Çünkü insanın zorlu tabiat koşullarında hayatta kalabilmesi ancak çevresindeki hayvanlardan yararlanması ile mümkün olmuştur. İnsanın hayvanla olan tarihi birlikteliği sonraki süreçte insan topluluklarının düşünce dünyasına, kültürüne ve sanatına yansımıştır. Nitekim göçebe bozkır geleneğine sahip olan Türkler de hayatlarının her aşamasında çevresindeki hayvanları, sözlü anlatılarından yazılı eserlerine, inanç ritüellerinden el sanatlarına kadar birçok soyut ve somut folklorik uygulamada sembol olarak kullanmıştır. Bu folklorik uygulamalardan biri de çalışmamızın ana konusunu teşkil eden halk danslarıdır. Bu çalışmanın temel hedefi güncel kaynaklardan elde edilen yazılı ve görsel veriler ışığında Türkiye sahası Türk halk danslarında yer alan hayvanları tespit etmek ve bu hayvanların Türk kültür dünyasındaki algılanışını inceleyerek hayvanların halk danslarında ne şekilde sembolize edildiğini bilimsel yöntemler kullanarak irdelemektir. Türk halk oyunlarında hayvan taklidine dayalı dansları görselleriyle ortaya koymayı hedeflediğimiz bu çalışma kapsamında güncel kaynaklardan elde edilen 2263 dans incelenmiş ve bu danslardan 81'inin hayvan taklidi dansı olduğu belirlenmiştir. Daha sonrasında bu danslar Türkiye sahasında görülen dans türlerine göre sınıflandırılmış ve elde edilen veriler ışığında tablolaştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda ise Türk halk danslarında çok sayıda ve farklı türde hayvanın taklit edildiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Halkbilimi, Halk Dansları, Sembolizm, Hayvan.
İnsan-hayvan ikiliğinde tahakküm ilişkisi ve sanattaki görünürlüğü
Tahakküm "baskı ile hükmetme veya hüküm sürme" (Kılıçoğlu, Araz, Devrim, 1973, c.11, s.684) anlamlarına gelmektedir ve temeli doğrudan 'sahip olmak' ve 'mülkiyet' kavramlarına dayanmaktadır. Tahakküm ilişkisi; bir kişinin başka bir kişiyi kendi mülkü haline getirerek onun özgürlüğüne 'sahip' olması ve bu durumu dilediği gibi kötüye kullanmasını ifade eder. Fromm, 'sahip olmak' ve 'olmak' kavramlarının arasındaki farkı açıklar. 'Sahip olmak', insanın yaşamı boyunca her zaman daha fazlasını istemesi, her şeye sahip olma hırsıyla hükmetme, egemen olma arzusudur (2003, s.48). Ancak, sahip olmak eğilimindeki kişi hiçbir zaman yeterli şeye sahip olarak bir doyum içerisinde olamamaktadır. Sartre'ın düşünceleri de bu yöndedir: "sahip olmak arzusu kendi-içini dünya üstünde, dünyanın içinde ve dünya boyunca hedef alır" (2010, s.739). 'Olmak' ise sahip olmanın tam tersidir. Bu durumda kişi 'sahip olmak' arzusuyla her şeyi elde etmeye ve ona hükmetmeye çalışmaz. Hayvanlar üzerindeki tahakküm kapitalizmin ve endüstrileşmenin büyümesiyle geniş bir alana yayılmaktadır. Öyle ki günümüzde insanın hayvanlara hükmetme hakkının olduğu düşüncesi yaygın bir ideoloji haline gelmiştir. Bu nedenle, Singer, insanların büyük bir bölümünün türcü olduğunu belirtmiştir (2018, s.56). Birinci ve ikinci bölümlerde tahakküm üzerine yürütülen kuramsal analiz, sadece tahakküm altındaki canlının değil, aynı zamanda tahakkümü kuran kişinin de yıkıcı bir eylemle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Kişinin; sahip olmak eğilimli düşünceleri ile kurduğu tahakküm nedeniyle, dünyaya ve kendisine verdiği zarar dönüp dolaşıp yine kendisini bulmaktadır. Dolayısıyla, aslında kendi uyguladığı tahakküm ile kendisini de tahakküm altına almış olmaktadır. Tahakkümün nedenleri incelendiğinde; 'ölüm korkusu', 'yabancılaşma', 'kendini var etme', 'türcülük' ve 'insan-merkezcilik' gibi olgular ön plana çıkmaktadır. Bu olgular; üçüncü bölümde, seramik heykel, yerleştirme, fotoğraf, video, performans gibi sanat alanlarında yapılmış temsili örnekler üzerinden incelenmiştir. Kimi sanatçılar çalışmalarını hayvanları nesneleştirerek ya da hayvan sömürüsünden faydalanarak gerçekleştirirken, başka sanatçılar ise çalışmalarında hayvanların insanların çıkarları ve hizmeti için var olmadığı gerçeğinden hareketle, bu olguları eleştirmekte, dolayısıyla hayvanları araçsallaştırmamaya çalışmaktadır. Sonuç olarak, bu kuramsal ve sanatsal araştırmalar üzerinden elde edilen çıktılar dördüncü bölümde uygulanan sanat çalışmalarına aktarılmıştır. Buna göre; insan-hayvan ikiliğindeki tahakküm süreci – nasıl başladığından nasıl son bulduğuna kadar- sanatsal olarak işlenmeye çalışılmıştır. Kişinin kendi yarattığı tahakkümün işgali altında kalma durumu 'tavla' ve 'satranç' gibi oyunların dinamikleri ile tasvir edilmiştir. Tahakkümün evreleri video, seramik heykel ve enstalasyon gibi disiplinlerde uygulanmış sanat eserlerinde somutlaştırılmıştır. Böylece, özgürlüğü tek taraflı hale getiren ve nihayetinde kişinin kendisine geri dönen bir bumerang olarak kendi özgürlüğünü de baskı altına alan kendi yarattığı tahakküm, hayvan olgusunu ya da imgesini araçsallaştırmadan görünür kılınmaktadır.
Evcil hayvan sahibi olan ve olmayan bireylerin bağlanma stilleri ile algılanan stres düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Giriş: Hayvan destekli tedaviler, herhangi bir kronik hastalığa sahip veya psikolojik açıdan sorunlar yaşayan kişilerde hayat standardını yükseltmek ve hatta kişiyi iyileştirmek amacıyla ana tedavinin yanında kullanılan alternatif bir yöntemdir. Yaygın gelişimsel bozukluklar, çeşitli kanserler, alzheimer, demans gibi hastalıkların yanı sıra, özellikle yalnızlık duygusunun tetiklediği anksiyete ve depresyon gibi ruhsal sıkıntılarda kullanılan hayvan destekli terapilerin son derece başarılı olduğu görülmektedir. Hayvan destekli terapiler özellikle gelişmiş ülkelerde üzerinde en çok araştırma yapılan konulardan biridir. Ülkemizde ise bu konu son yıllarda akademik çevrenin ilgisini çekmekle birlikte, yapılan derleme çalışmaları yerini yavaş yavaş deneysel çalışmalara bırakmaya başlamıştır. Amaç: Bu çalışma, hayvan destekli tedavi alanında deneysel bir çalışma olma niteliğine sahiptir. Araştırmanın amacı; evcil hayvan sahibi olan bireyler ile olmayan bireylerin bağlanma stilleri ve algılanan stres düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bununla birlikte evcil hayvan sahibi olan bireyler ile olmayan bireylerinin algılanan stres düzeyleri ve bağlanma stilleri cinsiyetleri, birlikte yaşadığı kişi ya da kişiler, eğitim düzeyleri ve gelir düzeylerinden oluşan sosyo-demografik özellikler açısından da karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Evcil hayvan sahibi olan ve olmayan bireylerin bağlanma stilleri ile algılanan stres düzeyleri arasındaki ilişkinin incelendiği bu araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Ayrıca iki örneklem grubu bazı demografik özellikler açısından da incelenmiştir. Bu modelde, iki veya daha fazla değişkenin aralarındaki ilişkileri ölçmek amaçlanmış olup, sadece evcil hayvan sahiplerine evcil hayvanlara bağlanma ölçeği verilmiş, bireylerin evcil hayvanlara bağlanma düzeyleri de belirlenen değişkenler açısından incelenmiştir. Evcil hayvan sahibi olan ve olmayan bireylerin bağlanma stilleri ile algılanan stres düzeyleri arasındaki ilişkinin incelendiği bu araştırmanın örneklemini sosyal medya platformlarını kullanan 900 kişi oluşturmuş olup, çalışma 18-65 yaş aralığındaki bireyler ile sınırlandırılmıştır. Pandemi durumundan dolayı yüz yüze anket dağıtılmamış olup, veriler internet ortamı üzerinden 'Google Docs' hizmeti aracılığıyla toplanmıştır. Bulgular: Araştırma sonucunda evcil hayvan sahibi olan bireylerin algılanan stres düzeylerinin daha düşük, korkulu bağlanma puanlarının ise daha yüksek olduğu bulunmuştur. Güvenli bağlanma, kayıtsız bağlanma ve saplantılı bağlanma puanlarının evcil hayvan sahibi olup, olmama durumuna göre farklılaşmadığı görülmüştür. Bununla birlikte evcil hayvan sahibi olan bireylerin, evcil hayvanlarına genel bağlanma düzeyleri ile korkulu bağlanma ve saplantılı bağlanma arasında pozitif yönde, güvenli bağlanma arasında ise negatif yönde; hayvan hakları ile saplantılı bağlanma ve korkulu bağlanma arasında pozitif yönde; insan yerine koyma ile ise korkulu bağlanma arasında pozitif yönde, algılanan stres arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişkinin bulunduğu görülmüştür. Sonuç: Evcil hayvan sahibi bireylerin algılanan stres düzeyleri, bağlanma stilleri, olmayan bireylere göre farklılaşmaktadır. Araştırma sonuçlarına göre, algılanan stres düzeyinin evcil hayvan sahibi olan bireylerde daha düşük olduğu istatistiksel açıdan ortaya çıkmaktadır. Ayrıca evcil hayvan sahibi bireylerin evcil hayvanına bağlanma düzeyleri ile bağlanma stilleri arasında ilişki olduğu gözlenmiştir. Bu nedenle üzerinde çalışılması ve hayvan destekli terapiler açısından incelenmesi çok önemlidir. Anahtar sözcükler: Evcil hayvanlar, Hayvan Destekli Tedavi, İnsan-Hayvan Etkileşimi, Algılanan Stres, Bağlanma Stili
Hayvan folkloru bağlamında Türk dünyası ekolojik destanları
Günümüzde insanın doğayla olan ilişkilerinin sorgulanması son iki yüzyılda insansonrası sürecin başlamasında neden olmuştur. İnsanın doğa ve hayvanlar karşısındaki tek taraflı, tüketime ve tahakküme dayalı anlayışı ekolojik sorunlarla birlikte insanmerkezciliği gün geçtikçe daha fazla gündeme getirmiştir. İnsanmerkezci dünyanın sorgulandığı bu süreçte doğamerkezci ve türlerarası birçok yaklaşım ortaya çıkmıştır. Pek çok disiplin gibi halkbilimi de insansonrası düzene geçişte kendine yer bulmuştur. Ekolojik sorunlara çözüm için başvurulan geleneksel ekolojik bilginin ve halkın ekolojik bilincinin incelenmesinin yanı sıra insansonrası hayvan folkloru da türlerarası bir yaklaşımla halkbilimi disiplininde ortaya çıkmıştır. İnsan binlerce yıllık düşünsel serüveninde doğadan soyutlanarak kendi mantıklı gerekçeleriyle yarattığı yapay dünyanın en üstüne otursa da halk felsefesinin sahip olduğu kültürel refleks ve bunun kültürel ifadeleri insanın doğayla olan etkileşiminde uyarıcı, eğitici ve yapıcı işlevlere sahip olmuştur. Halkın var olma ve yaşama çabasının yanında var etme ve yaşatma çabasının da dışavurumsal ifadelerini her türlü halkbilimi malzemesinde görmek mümkündür. Ekolojik ve türlerarası dünya görüşü ve halk felsefesini yansıtan kültürel kodlar tüm yönleriyle destanlarda yer almaktadır. Ekolojik destanlar olarak kabul edebileceğimiz bu tür destanlar geçmişte halkın anayasaları niteliğinde olduğu gibi günümüzde de türlerarası ve ekolojik bilincin pekişmesini sağlayarak insansonrası dünya görüşüne ve ekolojik düzene katkı sağlama potansiyeline sahiptirler. Bu çalışmada tarih öncesi dönemlerden günümüze dek insanın doğayla ve buna bağlı olarak hayvanla kurduğu iletişim ve etkileşim süreçlerine bağlı ortaya çıkan düşünsel eğilimler doğrultusunda, Türk halk felsefesinin kültürel ifadeleri olan Türk dünyası ekolojik destanları halkbilimsel olarak incelenecektir. Aynı zamanda "insansonrası hayvan folkloru" ve "ekolojik destan" kavramlarının Türk halkbilimi çalışmalarına tanıtılması ve Türk halkbiliminde yer edinmesi amaçlanmıştır. Bu sayede çalışma, binlerce yıllık birikimle şekillenen Türk halk felsefesinin kültürel ifadelerini çağdaş yaklaşım, kavram ve kuramlar bağlamında yeniden değerlendirerek hem farklı bir bakış açısı hem de mevcut insanmerkezci sorunlara çözüm önerisi sunmaktadır.
Kant'ın pratik felsefesinde beden problemi
Bu çalışma, Kant'ın pratik felsefesinde akıl ve beden kavramını ele alışından hareketle "beyaz erkek" bedenlerinden farklı bedenleri temsil eden hayvan, kadın ve siyahi bedenlerinin, Kant'ın pratik felsefesinde nasıl konumlandırıldığını eleştirel bir okumayla ele almayı amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde Kant öncesi felsefede akıl ve beden arasındaki ilişkinin ele alınışı doğrultusunda farklı bedenlerin nasıl konumlandırıldığı, Kant'a zemin oluşturması bakımından; Platon, Augustinus, Descartes ve Hobbes'un düşünceleri doğrultusunda araştırılacaktır. İkinci bölümde Kant'ın ahlak, hukuk ve politika alanlarında bedeni nasıl konumlandırdığı akıl kavramıyla karşılaştırmalı bir şekilde serimlenecektir. Üçüncü bölümde Kant'ın beden ve aklı pratik felsefesinde konumlandırış biçimi doğrultusunda hayvan, kadın ve siyahilerin Kant'ın pratik felsefesinde nasıl konumlandırıldığı araştırılacaktır. Bu sayede Kant'ın, pratik felsefesinin evrenselliğini şüpheye düşürebilecek bir yanının olup olmadığı tartışılacaktır.
The agency and recognition of animals in the first world war and its aftermath in Michael Morpurgo's War Horse and Megan Rix's a Soldier's friend
This thesis aims to discuss the contribution of Michael Morpurgo's War Horse (1982) and Megan Rix's A Soldier's Friend (2014), both portraying animal characters in leading roles, towards the recognition of the actions of animals in warfare and the agency ascribed to animals in these novels. In this study the concept of agency is introduced from different perspectives ranging from the classical approaches focusing only on the willful actions of humans, to the more encompassing ones focusing on the effect of the actions. This approach makes it possible that animals also could be regarded as active agents in certain conditions, particularly in warfare. The presence of different species of animals in the wars throughout history shows that their capabilities and actions have a significant importance to humans in war. Certain research efforts began in the 1990s attempt to understand the factors that affect the dynamics of warfare in a different light by not only analyzing tactics, weapons and terrain but also animals and their roles in the fighting. While these studies based on facts enable contributions of animals to the war efforts to be officially recognized, the fictional works reach wider audiences affecting public opinion and bring about a change towards an encompassing attitude. In this thesis the focus is to illustrate how that change in opinion might be affected through the employment of animal characters in the selected novels. This mentioned effect can be achieved in two ways. Firstly in War Horse, it is shown that this change is affected by emphasizing an emotional bond and similarities between the human and animal characters to get recognition via sympathy. Differently, as exemplified in A Soldier's Friend, a change in opinion can be actualized by the utilization of strategic events and conversations to didactically illustrate the agency and significance of animals.
Görsel sanatlarda doğa ve arı figürü
İnsan yaşamı, ilk çağlardan bugüne kadar, doğa ile beraber dönüşmüş ve ilerlemiştir. Doğanın bir parçası olan insan ilk önce, doğadan korkmuş ve özenmiş, sonra ona karşı mücadele vermeye çabalamıştır. İnsan, kimi zaman doğaya tapar olmuştur, kimi zamansa ona benzemeye çalışmıştır. Doğa her daim insan için, kuşatıcı bir mekân rolünü üstlenmiştir. Doğadaki renkler, biçimler ve formlar ya da canlıların yaşayış biçimleri, sanatçı için esin kaynağı oluşturmuştur. Özellikle sanayi devrimi sonrasında, insan ve doğa arasındaki ilişki kopukluklar gösterse de, doğa sanatçı için geri dönülmesi gereken bir kaynak olarak görülmüştür. Günümüzde ise doğa, insan için öncesinden daha mühim hale gelmiştir. Çünkü el değmemiş bakir olan doğanın kendi dönüşümünün içine, insanın dönüştürdüğü ve kendine alan açtığı ve bir bakıma tükettiği, ikinci doğa kavramı da eklenmiştir. Tükenmeye yüz tutmuş doğanın en önemli imgelerinden biri ise arıdır. Koloni düzenleriyle, dengenin ve uyumun sembolü olan arılar, anaerkil toplum yapılarıyla berekete ve mucizeye işaret ederler. İnsan mimarisi ile yaşam şekilleri ve arı toplumu arasındaki benzerlikler birbirine kolaylıkla uyarlanabilirler. Bu yapılarıyla arılar ve arıların ürettiği malzemeler, birçok öncü sanatçıya da esin kaynağı olmuştur. Arı kovanındaki karmaşık görünen yaşam, insanın yaşayış biçimine uyarlandığında, ideal bir dünyaya işaret eder.
Karşılaştırma nesnesi olarak hayvanın başkalık durumları
İnsan, kurduğu dünyada kendini ''ben'' olarak var edebilmesi için, bir ''başka''ya ihtiyaç duymaktadır. ''Ben''in kendini karşılaştırdığı varlığın da onun gibi duygu ve davranış becerilerine sahip olması gerekmektedir. Bu nedenle, doğada insana en yakın varlık olan hayvan, ''ben''in karşılaşacağı ''başka'' olarak konumlanmaktadır. Bu tez çalışmasının konusu, tarihsel süreçte doğayı ve diğer varlıkları inceleyerek özbilinç geliştiren insanın, kendi karşısında hayvanı konumlandırdığı durumları, konu ile ilgili felsefecilerin düşünceleri ve sanatçıların eserleri ışığında incelemektir. Hayvan, insanın kendini tanımlarken başvurduğu bir kaynak olmanın yanı sıra, sanatçının dünyasında da güçlü bir etki sahibidir. İnsanın sosyal ve kültürel olarak kendini tanımlarken başvurduğu hayvanın nitelikleri, sanatçıların ifade dilinde de yer bulmaktadır. Yaşanılan teknolojik, bilimsel, sanatsal ve felsefi dönüşümler, "ben"in hayvan algısını değiştirdiği gibi, her dönemde sanatçıların imgelem dünyasını da etkilemektedir. Bu tez çalışması için yapılan resimler, insanın hayvana yani "başka"ya göre kendini konumlandırma çabasının yanı sıra, "ben"in hayvan imgesiyle yaptığı karşılaştırmaları görselleştirmeyi de amaçlamaktadır. Konu ile ilgili felsefecilerin düşüncelerini geçmiş ve güncel olaylar ile ilişkilendirilerek, tez bağlamındaki resimler meydana getirilmiştir.
Aristoteles'te ve Derrida'da hayvan sorusu
Bu çalışma hayvan sorusunu biri klasik biri çağdaş iki filozof üzerinden ele almaktadır. Çalışmanın ilk bölümünün odak filozofu Aristoteles'in hayvan üzerine görüşleri, onun canlılık çalışmaları ve diğer eserleri üzerinden ele alınacaktır. Böylece Aristoteles'in hayvan üzerine görüşlerindeki uyumsuzluğa işaret edilecek ve onun hayvan sorusuyla ilgilenirken karşılaştığı kimi sorunlar serimlenecektir. İkinci bölümde Derrida'nın hayvan sorusuna olan ilgisi ele alınacaktır. Derrida'nın felsefe tarihinde hayvan sorusuyla ilgili tespit ettiği kimi sorunlar gösterildikten sonra Derrida'nın kendi hayvan görüşü ve bu soruyu nasıl geliştirdiği tartışılacaktır. Böylelikle hayvan sorusuna birbirine çağca uzak iki alternatif cevap karşılaştırılacaktır.