Forensic medicine

195 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kemik kırık ve çıkıklarının adli tıp açısından değerlendirilmesi

Giriş: Adli travmatoloji alanında kemik kırıkları sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Kemik kırıklarının değerlendirilmesi TCK'nın ilgili maddelerinde ceza artırıcı unsur olarak önem taşımaktadır. Ülkemizde iskelet sistemi travmalarını değerlendiren adli travmatoloji çalışmasına çok fazla rastlanmamaktadır. Bu çalışmada hem anatomik hem de etiyolojik değerlendirmelere yer verilmiş olup olgulara ilişkin demografik bilgiler de bu çerçevede ayrıca değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Adli Tıp Anabilim Dalımızca 01.01.2016-31.12.2018 tarihleri arasında rapor düzenlenen tüm olgular retrospektif olarak incelenerek, yaralanma sonucu kemik kırık veya çıkığı meydana gelmiş 606 olgu çalışmamıza dahil edilmiştir. Bulgular: Olguların; ortalama yaşı 32.71 olup, %52.5'inin (n=318) 18-39 yaş arasında olduğu, %80.2'sinin (n=486) erkek olduğu, olay türleri arasında en sık trafik kazası (%59.9, n=363) sonrası başvuru yapıldığı, en sık %34.5 (n=209) ile alt ekstremitede kırık oluştuğu, bunu %26.6 (n=161) ile üst ekstremite kırıklarının takip ettiği, %27.9'unda (n=169) hayati tehlike, %12.7'sinde (n=77) merkezi sinir sistemi yaralanması oluştuğu, tüm olgular için ortalama kemik kırık sayısının 2.40 olduğu (min=1, maks=18), ortalama kırık ağırlık derecesinin 3.54 (min=1, maks=6) olduğu görüldü. Sonuç: Olguların yarısından fazlasının hayatın aktif çalışma döneminde yer alması, dörtte birinden fazlasında hayati tehlike oluşması, ortalama kırık ağırlık düzeyinin yüksekliği, kemik kırıklarının önemini ortaya koymakta, etiyolojiye ilişkin bulgular ışığında gerekli önleyici tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir. Anahtar kelimeler: adli travmatoloji, kemik kırıkları, iskelet sistemi travmaları.

Adli tıpKemik ve kemiklerKırıklar-kemik+2
İsmail Mehmet Demirci
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı'na 2008-2010 yılları arasında gelen adli otopsilerde histopatolojik incelemenin nihai ölüm nedenine katkısının retrospektif değerlendirilmesi

Giriş ve amaç: Otopsi, tıp bilimindeki hızlı gelişime, günümüzde yeni katılan görüntüleme tekniklerine rağmen, bilgi toplama ve aktarmadaki önemini halen korumaktadır. Bu çalışma, otopsi olgularının ölüm nedenlerini belirlemek, yaş ve cinsiyete göre dağılımını saptamak, ölüm nedenlerini organ sistemlerine göre sınıflamak ve histopatolojik incelemenin ölüm nedenine katkısını ve adli karar mekanizmasındaki yerini araştırmayı amaçlamıştır.Gereç ve yöntem: İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı'nda 2008-2010 yılları arasında incelemesi yapılan 465 adli otopsi olgularının daha önce rapor edilmiş histopatolojik incelemeleri tekrar değerlendirilerek, nihai ölüm nedeni, ölü muayene ve keşif tutanakları, adli otopsi raporları ve toksikoloji sonuçlarıyla beraber yorumlandı.Bulgular: Adli otopsilerin en sık 15-49 yaş aralığında ve erkekleri kapsadığı, en sık doğal ölüm nedenlerine rastlanıldığı, doğal olmayan ölümlerde ateşli silah yaralanmasının ilk sırada olduğu görüldü. Histopatolojik incelemenin ölüm nedenine %36,13 oranında belirleyici, %53,97 destekleyici sonuç verdiği görüldü. Olguların %6,45'inde ölüm sebebinin belirlenemediği anlaşıldı (negatif otopsi).Sonuç: Adli ölüm olgularında kişi ve olay yeri ile ilgili öykü, incelemeler, keşif tutanakları, otopsideki makroskopik bulgular, toksikolojik analiz sonuçlarının yanısıra organların histopatolojik incelemelerinin de bir arada değerlendirilmesi kesin ölüm sebebini belirleyebilir. Serimizde ölüm nedenlerinin tespitinde histopatolojik incelemelerin doğrudan katkısı % 36.13 olarak yüksek bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Adli otopsi, ölüm sebebi, histopatoloji

Adli tıpHistopatolojiOtopsi+1
Sadegül Sayın
İnönü University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kafatası ve omurga sütununun yaralanması sonucu meydana gelen travmalarda bilgisayarlı tomografi görüntüleme tekniği ile hasarlı yapıların morfolojik açıdan incelenmesi

Kafatası ve omurga travmaları, ülkemiz de dahil olmak üzere dünya genelinde can ve mal kaybı ile bunların yanı sıra ekonomik açıdan da kayıplara sebebiyet veren ciddi problemlerdir. Çoğunlukla motorlu taşıt kazaları kaynaklı olmak üzere; bu durumu düşme, darp, ateşli silah yaralanmaları, kesici ve delici alet yaralanmaları, iş kazaları gibi nedenler izlemektedir. Çalışmamızda; kafatası ve omurga travmasına bağlı yaralanma ve ölümler incelendi. Travmaya bağlı meydana gelen kırıkların çeşitli derecelerde sekele sebebiyet verme durumu ve ölümle ilişkisi belirlenerek, adli tıp polikliniğinde kayıtlı hastaların raporlarındaki travma nedenleri, travma bölgesi, kırık tipi ve eşlik eden patolojiler tanımlanarak, bunların birbirleriyle olan ilişkisini analiz etmeyi amaçladık. 01.01.2017 – 31.12.2020 tarihleri arasında Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Polikliniği veri tabanında kayıtlı kafatası ve omurga travmasına maruz kalmış 18 – 75 yaş arasındaki 24 kadın ve 81 erkek olmak üzere toplamda 105 hastanın dosyasını ve BT raporlarını incelemek amacı ile 384 numaralı etik kurul izni ve Çorum İl Sağlık Müdürlüğü' nden hasta bilgilerine erişim izni alındı. Olgularda; cinsiyet, travmanın meydana geliş mekanizması, yaralanma bölgesi, çoklu bölge yaralanmalarının varlığı ve birbirleri ile ilişkisi, travmaya eşlik eden patolojilerin varlığı değerlendirildi. Excel'de hazırlanan verilerin analizi IBM SPSS Statistics 22.0 istatistik programı ile gerçekleştirildi. Chi Square (ki kare) ve Fisher Exact testleri ile kategoriler arası analiz gerçekleştirildi. Pearson korelasyon testi ile veriler arası analiz gerçekleştirildi, istatistiksel olarak p<0.05' i sağlayan değerler anlamlı kabul edildi. Çalışmamızda, en sık travma 51-60 yaş aralığında ve erkek bireylerde hesaplandı. En sık travma nedeni %48,6 (51 olgu) oranla trafik kazalarıydı. Kafatasında en çok lineer kırık tespit edildi. En fazla os frontale'de kırık gözlemlendi. Komplikasyon olarak en sık pnömosefali saptandı. Omurga bölgesinde en çok korpus bölgesinde kompresyon tipi kırık meydana geldi. En fazla lumbal vertebralarda kırık gözlemlendi. En çok eşlik eden komplikasyon medulla spinalis hasarı ve paraplejiydi. Tromboemboli ile C1, C4, C5 omurları arasında pozitif yönde, çok yüksek düzeyde, istatistiksel açıdan anlamlı (r=1,000; p<0,001) ilişki tespit edildi. Çalışmamızın hastanelerin Adli Tıp ve Acil Tıp birimlerine başvuran hastaların gözlem, tanı, tedavilerinde hekimlere yol göstermesi açısından fayda sağlayacağını düşünmekteyiz.

Adli tıpBilgisayarlı tomografiKafatası kırıkları+3
Büşra Betül Kaya
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ateşli silah atış artığının atış sayısı ve farklı mermi çekirdeklerine bağlı nicel değişiminin araştırılması.

Ateşli silah atış artıkları (ASAA) olarak adlandırılan organik ve inorganik kalıntılar (tipik olarak Antimon, Baryum, Kurşun), ateşli silah ile işlenen suçlarda olayın aydınlatılabilmesi açısından değerli bilgiler sağlamaktadır. Bu alanda pek çok çalışma bulunmakla birlikte, şüphelinin ateşli silah ile kaç defa ateş ettiğini tespit etmeye yönelik uygulama ve araştırmalar sınırlıdır. Bu çalışmada, Canik S/120 model yarı otomatik tabanca kullanılarak farklı marka mermiler ile kapalı atış poligonunda yapılan ardışık sayıda atışlar sonrasında atış yapan el üzerinde biriken inorganik ateşli silah atış artığı (İASAA) (Sb, Ba, Pb) konsantrasyonları İndüktif Eşleşmiş Plazma – Kütle Spektrometresi (ICP-MS) yöntemi ile analiz edilmiştir. Elde edilen kantitatif bulguların değerlendirilmesi çoklu regresyon modeli (MLR) ve korelasyon analizi ile gerçekleştirilmiş olup İASAA konsantrasyonlarına bağlı olarak atış sayısının tahminine olanak sağlayan MLR modeli geliştirilmiştir. Çalışmada 3 farklı mermi türü ile yapılan ardışık seri atışlar ile bu atışlardan elde edilen İASAA arasında doğrusal bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Atış artığının el üzerinde kalmasını etkileyen diğer faktörler de göz önünde bulundurularak, farklı ortam koşullarında ve daha fazla sayıda mermi türü ile yapılacak çalışmalar sayesinde bu çalışmadan elde edilen ilişkinin daha somut şekilde ortaya koyulması ve rutin uygulamada yerini alması öngörülmektedir.

Adli bilimlerAdli tıpAteşli silahlar+1
Murat Yayla
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çorum ilinde basına yansıyan cinayetlerin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Dünya'da her 1 dakika da 1 kişi cinayet sonucu yaşamını kaybetmektedir. Dünya genelinde cinayete kurban giden mağdurların sayısı çatışmaların ve savaşların yaşandığı yerlerde yaşamını kaybedenlerin sayısından beş kat daha fazladır. Bu çalışmada Çorum ilinde meydana gelen cinayet vakalarını çeşitli tanımlayıcılar bakımından saptayarak, demografik verileri ortaya koymak ve ortaya çıkan sonuçların analizi ile riskli durumları araştırmak amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem: Bu çalışmada yer alan veriler başta Çorum iline ait yerel gazeteler olmak üzere ülke genelinde yer alan diğer gazeteler de kullanılarak oluşturulmuştur. Çalışmamızdaki veriler 19 Nisan 2018 ve 3 Temmuz 2022 tarihleri arasında yer alan cinayet haberleri incelenerek, analiz edildikten sonra tasnif edilmiştir. Verilerinin değerlendirilmesinde, istatistiksel analizler SPSS (Versiyon 22.0, SPSS Inc., Chicago, IL, USA, Lisans: Hitit Üniversitesi) paket programı ile gerçekleştirilmiştir Bulgular: Çorum ilinde mağdur sayısının Çorum ili nüfusuna oranı, küresel çapta mağdur sayısının Dünya nüfusuna oranına göre düşüktür. Cinayet mağdurlarının büyük bir çoğunluğu erkektir. Mağdurların en yoğunlukta olduğu yaş grubu aralığı 10 ile 29 yaş aralığı iken faillerin en yoğun olduğu yaş grubu 30 ile 44 yaş aralığıdır. Cinayet vakalarının çoğu ateşli silah kullanılarak işlenmiştir. Husumetli olunan biri tarafından işlenen cinayet en çok işlenen cinayet nedenidir. Mağdurlar en fazla arkadaş ya da tanıdıkları tarafından öldürülmüşlerdir. Sonuç: Elde ettiğimiz verilerimizin sonuçlarına göre Çorum ilinde cinayet prevalansinin Dünya ortalamasının altında olduğu, erkeklerin kadınlara göre daha fazla cinayet işlediği ve daha fazla cinayete maruz kaldığı görülmüştür. Cinayet verilerinin analiz edilmesi ile risk durumların tespit edilerek önleyici tedbirler alınabileceği ayrıca adli merciler ile işbirliği yapılarak daha geniş veri elde edilenebileceği kanaatindeyiz.

Adli bilimlerAdli tıpCinayet+2
Ebru Hatice Demirelli
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2018-2021 yılları arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından düzenlenen maluliyet raporlarının retrospektif olarak incelenmesi ve güncel yönetmelik/cetvellere göre yeniden değerlendirilmesi

Maluliyet raporlarının düzenlenmesi Adli Tıp pratiğinde önemli bir yer tutmaktadır. Trafik kazası, iş kazası gibi travmatik olaylara bağlı maluliyet hesabında olayın meydana geldiği tarihe göre farklı yönetmelikler kullanılmaktadır. Bu sebepten dolayı, aynı olay ve aynı yaralanmalara sahip kişiler arasında olay tarihi farklı olduğu için farklı maluliyet oranları hesaplanmaktadır. Bu çalışmada maluliyet hesabında kullanılan bu yönetmelikler incelenerek aralarındaki farkların saptanması ve bu farkların nasıl giderileceği hususunda çözüm önerileri sunulması amaçlandı. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından 2018-2021 yılları arasında düzenlenmiş 359 olguya ait maluliyet raporları incelendi. Raporlarda yer alan tıbbi veriler ve hastane bilgi yönetim sisteminde yer alan tıbbi kayıtlar incelenerek her olgu için yaş, olay türü, ameliyat sayısı, hastane yatışı sayısı gibi olaya ait tıbbi özgeçmişi ve hangi arızalardan oran verilebileceğine ait veriler elde edildi. Her olgu için Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Tespit İşlemleri Yönetmeliği (ÇGMK cetveli) ve Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik (Engelli cetveli) hükümleri dikkate alınarak maluliyet oranları hesaplandı. Elde edilen veriler istatistiksel analiz yöntemleri ile analiz edildi. ÇGMK yönetmeliğinden alınan maluliyet oranların ortalamasının 16,9±24,7, Engelli yönetmeliğinden alınan maluliyet oranların ortalamasının ise 13,1±20,4 olduğu saptandı ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. ÇGMK cetvelinden alınan maluliyet oranları ile Engelli cetvelinden alınan maluliyet oranları arasında pozitif yönde güçlü düzeyde korelasyon (rho=0,808) olduğu saptandı. Oran verilerin arızaların dağılımına bakıldığında eklem hareket kısıtlılığı başta olmak üzere en sık lokomotor sistem arızalarından oran verildiği görüldü. Olgular onarlı yaş gruplarına ayrılarak incelenmesinde her iki cetvelde de yaş grupları arasında maluliyet oranı açısından anlamlı fark olmadığı saptandı.

Adli tıpBursaMaluliyet değerlendirmesi+5
Ali Metin Düzcan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2018-2020 yılları arasında Adli Tıp Kurumu Bursa Grup Başkanlığında otopsisi yapılan olgularda alkol, uyutucu- uyuşturucu ve uyarıcı madde tespit edilen vakaların retrospektif olarak incelenmesi

Alkol, uyutucu-uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımı, ülkemizde ve dünya genelinde ciddi bir halk sağlığı sorunu olup önemli morbidite ve mortalite nedenidir. Uyuşturucu madde kullanımına bağlı ölümlerin otopsileri, tedavi görmeyen ve başka yerde kayıtlı olmayan madde kullanıcıları hakkında değerli bilgi kaynağı olması nedeniyle yerel ve ulusal düzeyde madde kullanım profillerinin belirlenebilmesi ve buna göre alınacak tedbirlerin genişletilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmada Adli Tıp Kurumu Bursa Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi'nde 2018-2020 tarihleri arasındaki 3 yıllık sürede otopsisi yapılmış olan olgulara ait otopsi raporları incelenmiştir. Alkol ve/veya madde tespit edilen olguların sosyodemografik özellikleri, mortalite nedenleri ve buna ilişkin verilere katkı sağlamak, elde edilen verileri literatür eşliğinde tartışmak amaçlanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 3764 olgunun %80,8'inin (n=3041) erkek, yaş ortalamasının 48,4±21 olduğu saptanmıştır. En sık ölüm sebebi %35,7 (n=1342) ile doğal nedenli ölümler olup bunu %13 (491) ile trafik kazasına bağlı ölümler izlemektedir. Olguların %9,7'sinde (n=366) etanol, %0,9'unda (n=33) metanol saptanmıştır. Etanol ile birlikte en sık saptanan maddenin benzodiazepin (%7,9) olduğu, etanol tespit edilen olgularda ateşli silah yaralanması, penetran yaralanma, trafik kazasına bağlı ölümler etanol tespit edilmeyen olgulara göre anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Madde kullanımına bağlı 58 ölüm olgusunun %36,2'sinin (n=21) çoklu madde kullanımına bağlı meydana geldiği, madde kullanımına bağlı ölümlerin %98,3'ünün erkek olduğu saptanmıştır. Madde kullanımı nedenli ölümlerdeki yaş ortalaması (28,4±8,8) diğer olgulardan anlamlı şekilde düşük bulunmuştur. Bölgeler arasındaki ekonomik, sosyal ve kültürel farklılıklar göz önünde bulundurularak farklı bölgeleri içerecek şekilde çok merkezli iii çalışmalar yürütülmesi, alkolün etkilerinin ortaya koyulması ve uyuşturucu madde ile ulusal mücadelede yol gösterici veriler sağlayacaktır.

Adli tıpAlkollerMadde kullanım bozuklukları+4
Emine Türkyılmaz Temel
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Suça sürüklenen çocuklarda suça eğilim ile triptofan hidroksilaz 2 ve SLC6A4 genleri arasındaki ilişkinin araştırılması

Her yıl milyonlarca çocuk suça sürüklenmektedir. Bu çocukların suça sürüklenmesine neden olan risk faktörlerini belirlemek, çocukların neden suça yöneldiğini anlamamıza yardımcı olacaktır. Bu risk faktörlerine yönelik koruyucu önlemlerin alınması, çocukların suç olgusundan uzak tutulabilmesine ve toplumsal barışa katkı sağlayacaktır. Suça sürüklenen çocuklarda suça eğilim ile Triptofan hidroksilaz 2 ve SLC6A4 genlerinin ekspresyonları arasındaki ilişkinin etkisi araştırılarak bu genlerin suçun oluşumuna katkısının olup olmadığı tespiti amaçlanmıştır. Gaziantep Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulundan gerekli izinler alındıktan sonra Gaziantep Üniversitesi hastanesine başvuran gerekli kriterleri sağlayan çocuklar çalışmamıza davet edilmiştir. Vaka ve kontrol gruplarımız 50'şer çocuktan oluşmaktadır. Bu çocuklardan kan örnekleri toplanmıştır. TPH2 ve SLC6A4 genlerinin ekspresyonlarını belirlemek için öncelikle toplanan kan örneklerinden genlerin mRNA'sı elde edilmiş ve bu elde edilen mRNA'ların kalitesi ve miktarı belirlenmiştir. Bu mRNA'lardan cDNA elde edilmiştir. Bu çocuklara ÇDŞG-ŞY DSM-V el kitabı ve sosyodemografik verileri içeren anket uygulanmıştır. Çalışmamıza katılan vaka grubu çocuklarının ΔCт medyan ortalaması SLC6A4 geni için 7.99, TPH 2 geni için 9.27, kontrol grubu çocuklarının ΔCт medyan ortalaması SLC6A4 geni için 5.59, TPH 2 geni için 5.35 olarak tespit edilmiştir. Vaka grubunun kontrol grubuna göre TPH 2 geninin ekspresyonunun 15,12 kat daha az olduğu ve 3,91 katlık bir kat değişimi olduğu, SLC6A4 geninin ekspresyonunun 7,06 kat daha az olduğu ve 2,82 katlık bir kat değişimi olduğu saptanmıştır. Ayrıca çalışmamızda suça sürüklenen çocuklarda kardeş sayısının çok olduğu, parçalanmış aile yapısının daha çok görüldüğü, ailelerinde daha önce suç işleyen kişilerinin varlığının daha fazla olduğu saptanmıştır. Bu çocuklarda kötü alışkanlık, şiddette maruz kalma ve silah taşıma oranlarının daha yüksek olduğu, babanın eğitim düzeyinin ve çocuğun eğitim hayatına devam etme oranlarının daha düşük olduğu, annenin eğitimi düzeyi ve ailenin gelir düzeyi arasında bir fark olmadığı saptanmıştır. Suça sürüklenen çocukların büyük çoğunluğunda aktif psikopatoloji olduğu saptanmıştır. Çalışmamızda hem THP2 hem de SLC6A4 genlerinin düşük ekspresyonu ile suça eğilim arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Sosyodemografik verilere göre ve gen ekspresyon düzeylerine göre risk grubunu oluşturan çocukların tespit edilerek onlara yönelik özel rehabilitasyon programların düzenlenmesi suça sürüklenmenin önlenmesine çok önemli katkılar sunacaktır.

Adli genetikAdli tıpEğilim+6
Mehmet Kılıç
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Polikliniğine gönderilen adli psikiyatrik olgularda sosyodemografik, klinik ve suça ilişkin özelliklerin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'na adli makamlar tarafından gönderilen olguların sosyodemografik özellikleri, gönderilme nedenleri, psikiyatrik tanıları, kullanılan tanı ölçekleri, madde kullanımı ve tekrarlayıcı suç öyküsü, yapılan konsültasyonlar, değerlendirme sonucu oluşan tıbbi kanaatler ve suça ilişkin özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız hakkında adli rapor düzenlenmiş hasta dosyalarının incelendiği retrospektif, tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışmanın evreni, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Polikliniğine yönlendirilen ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan, 01.01.2014-31.12.2020 tarihleri arasında hakkında rapor düzenmiş olan 1444 olgudan oluşmaktadır. Olguların tıbbi dosyaları, gelen, gönderilen evrak kayıtları ve adli raporları geriye dönük olarak incelenmiştir. Olguların tanı ve suç türleri ile eğitim, ikamet bölgeleri, göç durumları, yaş grupları, gönderilme nedenleri, gönderen kurumlar, tanılar, tıbbi kanaatler, uyuşturucu madde kullanım durumları, tekrarlayıcı suçluluk ile arasındaki ilişki incelendi. Tanımlayıcı istatistikler kategorik değişkenler için sayı veya yüzde ile verilmiştir. Kategorik değişkenler arasındaki ilişkiler Ki-kare testi ile test edilmiştir. Analizlerde SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya dahil edilen olguların %80,2'si ceza hukuku (n=1158), %19,8'inin ise medeni hukuk (n=286) kapsamında olduğu, %62,5(n=902)'unda faillerin, %17,3(n=250)'ünde mağdurların değerlendirildiği, %64,1(n=925)'inin yetişkin, %35.9(n=519)'unun çocuk, %75,5'i (n=1090) erkek, %24,2'si (n=349) ise kadın, en fazla olgunun 18-35 yaş aralığında (n=721, %49,9), en az olgunun ise 60 yaş üstü aralığında olduğu, % 35,5(n=433)'inin birden fazla kez suça karışmış, % 65,5(n=821)'inin ilk defa bir suça karıştığı, %53,9(n=778)'unu sosyoekonomik seviyesi düşük bölgelerde ikamet edenlerin, %60,5(n=874)'ini Gaziantep iline kayıtlıların, %2,5(n=36)'ini Suriye'den gelenlerin, eğitim durumuna göre en kalabalık grubu (%64,9 n=764) 'unu ilkokul ve ortaokul mezunlarının, en seyrek grubu (%2,8 n=34) üniversite mezunlarının oluşturduğu, en fazla cezai ehliyet hususunda(n=877, %60,7), ikinci sıklıkta TMK 432 kapsamında rapor istendiği, en fazla yaralama suçu (n=309, %21,4), ikinci sıklıkta mala karşı işlenen suçlar (n=290, %20,1) ve sonra cinsel suçlar (n=288, %19,9) en az ise terör suçu (n=25, %1,7) işlendiği, tüm olgularda en fazla sağlıklı (n=604, %41,8) tanısı, sonra mental retardasyon (n=185, %12,8) ile şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar(n=139, %9,6) ve bipolar bozukluk (n=126, %8,7) tanılarının, en az konulan tanının DEHB (n=11, %0,8) tanısı, eşlik eden en sık tanının kişilik bozukluğu (n=18,%40) olduğu, uyuşturucu-uyarıcı madde bakılan 484 olgunun %25(n=121)'inde uyuşturucu-uyarıcı madde pozitif, %75(n=363)'inde negatif saptandığı, medeni hukuk kapsamındaki olgulardan %43(n=123) 'ünün TMK 432 kapsamında, %15(n=43)'inin akıl hastası olup olmadığı, %19(n=55)'unun evlenmeye veya cinsel ilişkiye engel patolojisi olup olmadığı, %7(n=21)'sinin vesayet hususlarında değerlendirildiği saptanmıştır. Sonuç: Kişilerin suç işlerken, suçun mağduru olurken veya medeni haklarını kullanırken içinde bulundukları ruhsal durumların hukuki süreçlerde raporlanma süreci ile muayenede dikkat edilecek hususlar ve suçun önlenmesi ile ilgili öneriler ele alındı. Literatürde Adli tıpa gönderilen tüm olguların bütüncül olarak değerlendirildiği araştırma sayısının yok denecek kadar az olması çalışmamızın kıymetlendirilmesi açısından önemli bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Adli Tıp, Adli Psikiyatri, Suç, Ruhsal patoloji

Adli psikiyatriAdli tıpGaziantep+3
Ramazan Yeter
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kafatası kaide kırıklarının adli tıp açısından retrospektif olarak değerlendirilmesi

Adli literatürde kafatası kaide kırığı hakkında çok az sayıda çalışma bulunmaktadır. Amacımız kafatası kaide kırığının prevalansını, paternini ve bu kırığın ölüm ve intrakraniyal yaralanma ile ilişkisini araştırmaktır. Bu çalışma 01.01.2010-30.11.2019 tarihleri arasındaki 10 yıllık süreçte izole kafa travması nedeniyle yaralanmış olan toplam 1260 olguyu içermektedir. Olgularımız fatal kafa travmalı (n=783) ve non-fatal kafa travmalı (n=477) olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Tüm bu olgular yaş, cinsiyet, orijin, travma nedeni, kafatası kaide kırığı, kafatası kubbe kırığı, yüz kemiği kırığı, kafa içi yaralanması, skalp yaralanması ve saçlı deri altı yaralanması gibi hususlar açısından retrospektif olarak incelenmiştir. Fatal kafa travmalı olguların %87,5'inde, non-fatal kafa travmalı olguların %32,3'ünde kaide kırığı gözlendi. Kaide kırığı oranı, fatal grupta non-fatal gruba göre anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,001). İzole ön fossa, izole orta fossa ve izole arka fossa kırık oranı non-fatal grupta fatal gruba göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulunurken; ön ve orta fossanın birlikte kırığı oranı ile ön, orta ve arka fossanın birlikte kırığı oranı fatal grupta non-fatal gruba göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0,05). Orta fossa iki grupta da ön ve arka fossaya göre daha çok kırıldı. Kafatası kaide kırığı ölüm ile güçlü ilişkili bulundu (OR:15,253). Kafa içi yaralanma oranı, kaide kırığı olanlarda olmayanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0,001). Sonuç olarak çalışmamızda kafatası kaide kırığının özellikle fatal kafa travmalarına oldukça sık eşlik ettiği ve bu kırığın ölüm ile güçlü bir şekilde ilişkili olduğu görülmüştür. Kafa travması nedeniyle yaralanmış olguların antemortem ve postmortem muayenesinde kafatası kaide kırığı olup olmadığı yüksek dikkatle araştırılmalıdır. Kırık saptanan olgularda kırığın boyutu, tipi ve kırıkla ilişkili olabilecek kafa içi lezyonlar açısından da ayrıntılı bir inceleme yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Kafatası kaide kırığı, fatal, non-fatal, adli tıp

Adli tıpKafa yaralanmalarıKafatası+2
Emir Bayram Malcı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pandemi adli vakalar üzerine etkisi

Covid- 19 pandemi döneminde, sosyal izolasyon önlemleri ve karantina uygulamaları ile birlikte dünyanın çeşitli yerlerinde, toplumsal suç oranlarının düştüğü tespit edilmiştir. Sokağa çıkma kısıtlamaları ile yine dünyada ve ülkemizde trafik kazaları azalmaktadır, diğer taraftan ev içi izolasyonun olması gibi birçok faktörün etkisiyle ev kazaları, aile içi şiddet, suistimal gibi olaylarda artış olduğuna yönelik araştırmalar da mevcuttur. Ülkemizde bu konuda yeterince araştırma yapılmaması bize pandeminin adli başvuru oranına nasıl bir etki oluşturduğunu araştırma düşüncesi doğurmuştur. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi bilgisayar kayıt sisteminde acil servise adli vaka olarak başvuran vakalar retrosepektif olarak incelenmiştir. Ülkemizde pandeminin ilan edildiği 11.03.2020- 10.03.2021 (Dönem II) tarihleri arasındaki adli vakaları inceleyip 11.03.2019- 10.03.2020 (Dönem I) tarihleri arasındaki pandemi öncesi döneme ait adli vakaların sayıları ve içerikleri açısından farklılıkları karşılaştırılmıştır. Dönem I ve II adli vaka başvuru sayıları sırasıyla 3384 ve 2425'tir. Her iki dönem toplamında en sık karşılaşılan olay türü trafik kazası (%40,76) iken en az oranda yanık (%0,36) olmuştur. Olaylar daha çok sokağa çıkma yasağının olmadığı (%81,94) ve hafta içi günlerinde (%69,59) meydana gelmiştir. Dönemler arası cinsiyetler kıyaslandığında Dönem II' de Dönem I' e göre erkek cinsiyet başvurularında anlamlı artış olup (%69,15; %65,16; sırasıyla), kadın cinsiyet başvurularında ise anlamlı bir azalma görülmüştür (%30,85; %34,84; sırasıyla) (p:0,001). Dönem II' de erkek cinsiyette en sık başvuru nedeni trafik kazası iken; kadın cinsiyette ise darp olmuştur. Literatürde pandemi başlangıcında hastane kullanım anlayışının değişmesi birçok faktöre bağlanmış olup; bunlardan bazıları: bireylerin enfekte olma korkusu, yaşlı bireylerin aile yakınlarına erişiminin kısıtlanmasının sonucu olarak hastane kullanım sıklıklarının değişmesi, sokağa çıkma yasaklarının uygulanması, acil olmayan durumlar halinde acil servisin kullanımının azalması olarak sayılabilir. Pandemi sürecindeki hareket kısıtlamasının toplum genelinin psikolojisine etkisi olarak birçok çalışma ve yine bizim çalışmamız da adli vaka olaylarından özellikle darp, iş kazası, intihar girişimi, kesici-delici alet yaralanması ve ateşli silah yaralanması artması, özellikle kadınlarda darp ve intihar girişimlerinin artması kanısını desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: Yakın Partner Şiddeti, COVİD-19, Acil Servis, Aile İçi Şiddet, Kısıtlama

Acil servis-hastaneAcil tıpAdli tıp+6
Bilge Durucu
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2017-2021 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına "yaralanma" nedeniyle başvuran ve duyu veya organlardan birisinin işlevinin sürekli zayıflamasına veya yitirilmesine neden olduğu hususunda görüş bildirilen olguların, Amerikan Tıp Birliği (American Medical Association) yaralanma kılavuzu ile ülkemizde yürürlükte olan "Türk Ceza Kanunu" nda tanımlanan yaralama suçlarının adli tıp açısından değerlendirilmesi rehberi" ve "çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü tespit işlemleri yönetmeliği cetveli" ile karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Yaralama suçlarında, cezaların belirlenmesinde; oluşan yaralanmaların tipi, bölgesi ve sekel bırakıp bırakmayacağı, kısaca yaralanmaların ağırlığı dikkate alınan en önemli unsurlar arasında yer almıştır. Duyu veya organların birinin işlevinde zayıflama/yitirilme olduğu hususunda görüş bildirilen 126 olgunun retrospektif olarak değerlendirilmesi, rapor hazırlanmasında karşılaşılan sorunların tespiti, yaralanma ve sekellerinin "Amerikan Tıp Birliği (American Medical Assocination) Kalıcı Engellilik Değerlendirme Kılavuzu"ndaki oransal karşılıklarının belirlenmesi, bununla beraber ulusal ve kişisel farklılıkların, Adli Tıp Anabilim Dalınca değerlendirilmesi ve sonuçların "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Tespit İşlemleri Yönetmeliği" cetveli ile karşılaştırılması ile ortaya çıkan sonuçlara göre çelişkilerin giderilmesine yönelik öneri ve değişiklikler cetveli sunulması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Duyu veya organların birinin işlevinde zayıflama/yitirilme olduğu hususunda görüş bildirilen 126 olgu retrospektif olarak vii incelenerek, adli raporlardaki hastaların; yaşları, cinsiyetleri, "Amerikan Tıp Birliği (American Medical Assocination) Kalıcı Engellilik Değerlendirme Kılavuzu" ve "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Tespit İşlemleri Yönetmeliği" kullanılarak elde edilen oranlarının tespiti, kayıp yüzdeleri, % 10-50 arasında "işlevde sürekli zayıflama", % 50'nin üzerinde "işlev kaybı" olarak tanımlanarak oluşan tıbbi kanaat veri formuna kayıt edildi. Analizler SPSS Windows versiyonu 22 programı kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: 126 olgunun %88.1'inin erkek, %11.9'unun kadın olduğu, ortalama yaş 40.5, standart sapma ±16.9 saptandığı, en yüksek başvuru nedenini %34.9 ile trafik kazalarının oluşturduğu, en yüksek yaralanma oranının %27 ile göz yaralanmalarına ait olduğu, izole üst ekstremite yaralanmalarında hayati tehlike verme oranının düşük, batın yaralanmalarında ise hayati tehlike varlığının diğer bölgelere göre yüksek olduğu, Kullanılan yönetmelikler ve cetvellerden elde edilen kayıp yüzdeleri arasında yaralanma bölgeleri dikkate alındığında anlamlı fark olduğu saptandı (p<0,01). Sonuç: Türk Ceza Kanunu'nda Tanımlanan Yaralama Suçlarının Adlî Tıp Açısından Değerlendirilmesi Rehberi"nin bilimsel, objektif, güvenilir ve uluslararası standartlara uygun bir şekilde yeniden düzenlemesi gerekmektedir. Bu düzenlemede; anatomik kayıp ve fonksiyonel kısıtlılığa ait sonuçlar bir arada değerlendirilebilir olmalı, geçerliliği ve güvenilirliği kabul edilmiş uluslarası uygulamalar ve ölçekler kullanılmalı, çıkan sonuçlar işlevselliğe dayalı olarak hesaplanmalıdır. Ceza hukuku açısından "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Tespit İşlemleri Yönetmeliği"nin yetersiz ve güncel olmadığı, pratikte kullanılmasının mümkün olmadığı, "Amerikan Tıp Birliği (American Medical Assocination) Kalıcı Engellilik Değerlendirme Kılavuzu"nun ise tamamının kullanımının mümkün olmadığını düşünmekle birlikte özellikle bazı ortopedik arızaları tanımlayan kısımlarının yeni oluşturulacak rehberde veyahut revizyon çalışmasında mutlaka göz önüne alınması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Adli tıp, duyu-organ, AMA kılavuzu, yitirilme, Türk Ceza Kanunu

Adli tıpRehber kitaplarRetrospektif çalışmalar+4
Halil Kalkan
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2018-2021 tarihleri arasında "sinir sistemi" yaralanması nedeniyle "çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü tespit işlemleri yönetmeliği cetveli"ne göre maluliyet raporu düzenlenmiş olguların Amerikan Tıp Birliği (American Medical Association) yaralanma kılavuzuna göre değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Adli Tıbba göre özürlülük; vücutta meydana gelen ya da getirilen yaralanmaların veya kişilerin çalıştıkları meslek ile ilgili fiziksel ve kimyasal etkenlere bağlı olarak meydana gelen rahatsızlıkların iyileşme döneminden sonra, olaya bağlı sekel halindeki arızaların, kişinin mesleği ve yaşı göz önüne alınarak değerlendirilmesidir. Bu çalışmada; 2018-2021 tarihleri arasında sinir sistemi yaralanması nedeniyle Gaziantep Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalında "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre maluliyet raporu düzenlenmiş 219 olguya ait yaralanma ve sekellerinin uluslararası alanda kabul görmüş Amerikan Tıp Birliği(American Medical Assocination) Kalıcı Engellilik Değerlendirme Kılavuzuna göre yeniden değerlendirilerek muayene ve oransal standardın sağlanmasına ışık tutmak ve uluslararası nitelikte ihtiyaç duyulan yeni düzenlemelere önerilerde bulunmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 2018-2021 tarihleri arasında sinir sistemi yaralanması olan adli makamların istemiyle maluliyet raporu düzenlenmiş 219 olguya ait cinsiyet, olay tarihindeki yaş, olay türü, olay tarihi ile değerlendirme arasında geçen süre, başvuru merkezi, yaralanma türü, operasyon öyküsü, epileptik nöbet geçirme öyküsü, trepenasyon operasyonu eşlik edip etmediği, yaralanma ve sekellerinin "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" D ve E cetveline göre oransal karşılıkları, oran tespitinde takdir kullanılıp kullanılmadığı retrospektif olarak tarandı ve değerlendirildi. Amerikan Tıp Birliği(American Medical Assocination) Kalıcı Engellilik Değerlendirme Kılavuzu 5. Baskı kullanılarak yeniden oransal hesaplamala yapıldı. Veriler SPSS programında değerlendirildi. Bulgular: Çalışma kapsamında değerlendirilen 219 olgunun %69.4'ünün erkek, %30.6'sının kadın olduğu, en yüksek başvuru nedenini %95.89 ile trafik kazalarının oluşturduğu, en yüksek yaralanma oranının %44.75 ile izole kafatası yaralanmalarına ait olduğu, maluliyet oranı hesaplanan olguların %17.35'inin olaydan sonra en az 1 kez epileptik nöbet geçirdiği belirlendi. "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" D ve E cetveli ile AMA kılavuzuna göre elde edilen fonksiyon kayıp oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi. Sonuç: Elde edilen bulgular ışığında "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" cetveli, birçok ülkede kullanımda olan uluslararası nitelikteki AMA kılavuzuna göre eksiklikler barındırmaktadır. Ülkemiz için kişinin mesleğine ve yaşına göre maluliyet oranının tayin edilebileceği, ancak bunu yaparken sorgulamaya ve takdir kullanımına mahal vermeyen, trafik kazaları, iş kazaları, meslek hastalıkları, terör, vazife ve harp mallüllüğü gibi durumlarda tek başına kullanılabilecek, objektif ve güncel normlara uygun bir kılavuz oluşturmanın en doğru yaklaşım olacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Adli Tıp, maluliyet, yönetmelikler, AMA kılavuzu, trafik kazası

Adli tıpKazalarMalullük+5
Mehmet Sadık Yarımay
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep ilinde bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinden mandibula ramus, frontal sinüs ve kraniyofasiyal morfometrik ölçümlerin, yaş ve cinsiyet tayininde kullanılabilirliği

Giriş ve Amaç: Cinsiyet ve yaş tayini, adli bilimlerde özellikle ileri derecede çürümüş cesetlerde ve çok sayıda insanın öldüğü olaylarda kimlik tespitinin önemli adımlarındandır. İskelet kalıntılarından cinsiyet tayininde, daha önce pek çok kere üzerinde çalışılmış olan ve güvenirliliği kanıtlanmış kafatası ve pelvis kemiği kullanılır. Kemiklerden yapılacak incelemelerde metrik veya morfolojik yöntemlerden faydalanılmaktadır. Metrik ölçümlerde BT gibi radyolojik yöntemlerin kullanımı son yıllarda artmıştır. BT'ler arşivlenebilir olması nedeniyle yapılacak ölçümlerde tekrarlanabilirlik ve birden fazla gözlemcinin erişebilirliğinin yanında, analiz için gereken sürenin azalması ve maliyetin düşmesi gibi avantajlar da sunmaktadır. Bu çalışmada, kimliklendirmede sık kullanılan bazı kraniyofasiyal noktalar, frontal sinüs ve mandibula ramus ölçümlerinin değerlendirilerek, bu ölçümlerin karşılaştırılması; ayrı ayrı ve birlikte yaş ve cinsiyet tahmininde kullanılabilirliğinın araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 100 adet kadın ve 100 adet erkek olmak üzere ikiye ayrılan olgular, kendi içinde 20-29, 30-39, 40-49, 50-59 ve 60-75 olacak şekilde yaşlarına göre on yıl aralıklı 5 alt gruba ayrılmıştır. Beyin BT ve BT anjiyografi görüntüleri kullanılarak kraniyumda 7, frontal sinüste 3 adet metrik ölçüm ve mandibula ramusunda 1 adet uzunluk ölçümü yapılmış olup, bu görüntüler Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Radyodiognastik Anabilim Dalı'nda rastgele ve geriye dönük olarak elde edilmiştir. Elde edilen ölçümlerin analizleri SPSS 22.0 programı yardımıyla gerçekleştirilmiştir. Sayısal değişkenler cinsiyete ve yaş gruplarına göre karşılaştırılmıştır. Cinsiyeti tahmin etmek için Kuadratik Diskriminant Analizi yöntemi kullanılarak farklı modeller oluşturulup, modeller karşılaştırılmış ve cinsiyeti tahmin etmede en önemli parametreler belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda değerlendirilen mandibula ramus uzunluğu, frontal sinüs ve kraniyofasiyal parametre ölçümlerinin erkeklerde kadınlara göre daha yüksek olduğu, ölçümlerin tamamının cinsel dimorfizm gösterdiği saptanmıştır. İnterorbital genişlik dışında hiçbir ölçüm 20-75 arası yaş gruplarını ayırmada başarılı olamamıştır. İnterorbital ölçüm ise belirlenen yaş gruplarından 60 ve üzeri yaş grubundaki bireyler ile 20-29, 30-39, ve 40-49 yaş aralığındaki bireyleri ayırt edebilmiştir. Cinsiyet tespitinde ise, kraniyal metrik ölçümlerden bizigomatik genişliğin; frontal sinüs ölçümlerinden frontal sinüs ön-arka çapının en kıymetli değişkenler olduğu görülmüştür. Ölçülen yedi kraniyal parametrenin %86 doğrulukla, mandibula ramus uzunluğunun tek başına %75 doğrulukla, frontal sinüs yüksekliği, genişliği ve ön-arka çapının %73,5 doğrulukla cinsiyeti ayırt edebildiği, bu ölçümlerin tamamının birlikte kullanıldığında ise cinsiyeti ayırma gücünün %89'a ulaştığı tespit edilmiştir. Ayrıca mandibula ramus uzunluğnun, 20 yaş üzeri bireylerin %57'sinde 6-6,9 cm aralığında olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızın verileri; BT tekniğiyle yapılan mandibula ramus, frontal sinüs ve kraniyofasiyal morfometrik ölçümlerin, yüksek doğruluk oranlarıyla cinsiyet tayininde kullanılabileceğini desteklemektedir. Kafatasında yapılacak bu ölçümlerin çalışmamızda oluşturulan diskriminant formüllerine uygulanması ile cinsiyet yüksek güvenilirlikle tahmin edilebilecektir. Ancak aynı yöntemin, yaş tayininde belirgin ayırt edicilik gücüne sahip olmadığı belirlenmiştir. Çalışmamız, cezai soruşturmalar ve kitlesel felaketlerde kurbanların tanımlanmasında faydalı olabilecek Türk popülasyonuna özgü verileri ortaya koymuştur. Anahtar Sözcükler: iskeletten yaş tespiti, iskeletten cinsiyet tespiti, frontal sinüs, kraniyometrik paramatreler, mandibula ramus uzunluğu, adli tıp, radyoloji

Adli antropolojiAdli tıpCinsiyet tayini+7
Emine Dursun Kalkan
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2021 yılında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına başvuran geçici koruma kapsamındaki Suriyeli mülteci olguların retrospektif analizi

Göç, tarih boyunca her topluluğun yaşadığı, savaş, açlık, refah ve kötü koşullardan uzaklaşma ihtiyaçları insanları yaşadığı yerleri değiştirmesine yol açan durumdur. Ülkemiz sınır komşusu Suriye'de 2011 yılında başlayan iç savaş sonrası milyonlarca insan ülkesini terk etmek zorunda kalmış, bu göç dalgasından en fazla etkilenen ülke ise Türkiye olmuştur. Çalışmamızda 2021 yılı içerisinde Gaziantep Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalına ve Adli Toksikoloji laboratuvarına gönderilmiş tüm Suriyeli mülteci adli olguların geriye yönelik incelemesi yapılmış, düzenlenen adli raporlar incelenmiştir. Çalışma kapsamında değerlendirilen adli olguların %74,6'sının erkek olduğu, en sık başvuru nedenleri incelendiğinde; uyuşturucu madde kullanımı nedenli başvuruların tüm başvurular içerisinde %60,2 ile en sık neden olduğu, 2. En sık başvuru nedeninin ise yaş tespiti olduğu tespit edilmiştir. Erkeklerin en sık uyuşturucu madde kullanımı, kadınların ise yaş tespiti için başvurduğu bulunmuştur. Uyuşturucu madde kullanan bireylerin yaş dağılımı değerlendirildiğinde 20-40 yaş arası genç ve genç erişkin nüfusun ön plana çıktığı, uyuşturucu madde kullandığı tespit edilen olgularda en sık saptanan madde %68'lik oranıyla amfetamin grupları olduğu tespit edilmiştir. Yaş tespiti için başvuran olguların Anabilim Dalımıza gönderilme nedenleri incelendiğinde %95,4 ile en sık erken evlenme nedeni ile gönderildiği bulunmuştur. Mültecilerin uyuşturucu madde kullanımı nedenli başvurularının yüksekliği, madde tespit edilen olgulardaki amfetamin ve türevlerinin çokluğu ülkemizde mültecilerin yoğun yaşadığı yerlerde çeşitli riskleri beraberinde getirmekte, mültecilerin uyuşturucu temin ettikleri yerlerin tespit edilerek engelleyici çalışmaların yapılması gerektiği kanaatindeyiz. Ayrıca erken evlenme nedenli yaş tespiti başvuruları; savaşın üzerinden 10 yıldan fazla süre geçmesine rağmen ülkemiz kanunlarında suç olan çocuk yaşta evliliklerin mülteciler tarafından devam ettirildiğini ortaya çıkarmıştır. Mültecilerin ülkemizde barındıkları süre boyunca kanunlara uymaları konusunda daha fazla eğitici ve caydırıcı yöntemlerin kullanılması gerekmektedir

Adli tıpGaziantepMülteciler+2
Ferit Çot
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adli makamlarca 2020-2022 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalımıza uyuşturucu madde kullanımı şüphesi nedeniyle yönlendirilen Türk vatandaşı olgularına ait adli toksikoloji raporlarının retrospektif değerlendirilmesi

Uyuşturucu madde kullanımı ülkemizde ve dünyada her geçen gün artış gösteren, morbidite ve mortalite yaratan ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Çalışmamızda 2020-2022 yılları arasında uyuşturucu madde kullandığı iddiasıyla Anabilim Dalımız Adli Toksikoloji Laboratuvarına gönderilen olgulara yönelik düzenlenen raporlar geriye dönük olarak incelenmiş, Türk vatandaşı olguların sosyodemografik özellikleri ve madde kullanım alışkanlıkları ile ilgili epidemiyolojik verilerin ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında değerlendirilen 7734 raporun %85,6'sında madde kullanımı tespit edildiği, madde kullanan olguların %96,1'inin erkek olduğu, madde kullanımının en yaygın 19-29 (%52,1) yaş aralığında dağılım gösterdiği, olguların %89,4'ünün tek bir sınıf uyuşturucu madde kullanımı olduğu, tek bir sınıf uyuşturucu madde kullanan olguların %94,5'inin amfetamin tipi stimülan maddeleri kullandığı, birden fazla uyuşturucu madde sınıfını birlikte kullanan olguların %96'sının iki farklı sınıfı kombine kullandığı, ikili eş zamanlı kullanımlarda en sık (%45,3) Amfetamin tipi stimülanlar ile opioid grubu uyuşturucu madde birlikteliği saptanmıştır. Gaziantep ilinin amfetamin tipi stimülanların üretim merkezlerinin bulunduğu belirtilen Lübnan ve Suriye'ye yakınlığı ve bu maddelerin kaçakçılığında sık kullanılan uyuşturucu rotaları üzerinde bulunması nedeniyle il genelinde amfetamin tipi stimülan maddelere erişimin kolaylaştığı, uyuşturucu ile mücadele kapsamında yürütülecek çalışmalarda amfetamin tipi stimülan maddelere ağırlık verilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Bu alanda yapılacak benzer çalışmalar ile kullanım açısından riskli gruplar saptanarak madde kullanım sorununun tüm yönleriyle ortaya konulması, çözüm yollarının tespitine ve alınacak önlemlere katkı sağlayacaktır.

Adli kollukAdli raporlarAdli toksikoloji+4
Burak Ak
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep doğumlu 15-18 yaşlarındaki Türk çocuklarında el ve el bileği grafilerinden Gök, Greulich-Pyle ve Gilsanz Ratib atlaslarına göre yaş tespitindeki korelasyonun değerlendirilmesi

Bireylerin kimliklerinin belirlenmesinde önemli bir unsur olan yaş tespiti Adli Tıp ve hukukun en önemli konularından biridir. Nüfus kayıtlarının düzenli tutulmamasına bağlı olarak adli, hukuki ve sosyal gerekçelerle yaş tespiti yapılmaktadır. Yaş tespitinde sıklıkla radyolojik, morfolojik ve histolojik yöntemler kullanılmaktadır. Toplumların coğrafi, genetik, ırksal, ekonomik ve sosyodemografik farklılıkları kullanılan yöntemlerin topluma özgü olmasını gerektirmektedir. Kullanımı yaygın olan Greulich-Pyle Atlası, Gök Atlası ve Gilsanz-Ratib Atlası arasındaki korelasyon 15-18 yaşları arasındaki 200 kız ve 200 erkekten oluşan toplam 400 Türk bireyin el ve bilek grafileri üzerinden değerlendirildi. Gök Atlası'nın kızlarda -0,38/+1,02 yıl, erkeklerde -0,87/+0,35 yıl; Greulich-Pyle Atlası'nın kızlarda -0,67/+0,70 yıl erkeklerde -0,28/+0,80 yıl, Gilsanz-Ratib Atlasının kızlarda -0,39/+0,88 yıl, erkeklerde -0,25/+0,38 yıl arasında değişen farklarla sonuç verdiği bulundu. Atlaslar arasındaki kemik yaşı dağılımının kronolojik yaşa göre ileride yoğunlaşması neticesinde coğrafik, ırksal, genetik, sosyokültürel özellikleri ile birlikte toplumumuza özgü bir yaş tespiti atlası oluşturulması gerektiği sonucuna varıldı.

Adli tıpBilekBilek eklemi+4
Mücahit Koçulu
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rastgele seçilmiş adli otopsi olgularında aterosklerozis zemininde Chlamydia Pneumonia'nın histokimyasal ve immünohistokimyasal yöntemlerle araştırılması

ÖZET Ani-beklenmedik şüpheli ölümlerin önemli bir kısmım kardiovasküler sistem hastalıklarının oluşturduğu, bunların gelişiminde ise aterosklerotik değişikliklerin belirgin bir yerinin olduğu bilinmektedir. Son yıllarda ateroskleroz etyopatogenezinden Chlamydia pneumonia 'yi sorumlu tutan çok sayıda yayın bulunmaktadır. Ani-beklenmedik şüpheli ölümler içerisinde ateroskleroz ve komplikasyonlarının yer alması nedeniyle ateroskleroz geUşiminde Chlamydia pneumonia 'nın rolünün araştırılması amacıyla bu çalışma planlandı. Bu çalışmaya 10-30 yaş arası 25 adli otopsi olgusu ölüm nedenlerine ve cinsiyetlerine bakılmaksızın alındı. Olguların otopsilerinde 4 ayrı arterden alman örneklere, histokimyasal boyalar ve Chlamydia pneumonia 'ya spesifik monoklonal antikorlarla immünoenzimatik boyama uygulandı. Olguların hiç birinde makroskobik aterosklerotik değişiklik olmamasına rağmen 25 olgunun 21'inde mikroskobik olarak köpük hücrelerinin varlığı saptandı. Bu olguların 7'sinde subendotelial alanda değişik şiddetlerde pozitivite gösteren Chlamydia pneumonia 'ya ait immünoenzimatik boyanma görüldü. Genç erişkinlere ait mikroskobik düzeyde aterosklerotik değişikler bulunan arterlerde Chlamydia pneumonia 'ya spesifik monoklonal antikorlarla pozitif immünoenzimatik boyanma izlenmektedir. Saptadığımız bulgular ateroskleroz ile Chlamydia pneumonia'mn ilişkisini düşündürmekle birlikte kesin yorum yapabilmek için yeterli değildir. Bulgularımızın otopsinin hastalıkların etyopatogenezinin araştınlmasmdaki önemi göstermesinin yanısıra, ülkemizde bu konudaki ilk veri tabam oluşturması nedeniyle de önemli olduğu düşüncesindeyiz. Bu çalışmaların geniş klinik ve otopsi serilerinde, değişik arterlerde çok sayıda örnekte çalışılması gerektiği kanısındayız Anahtar Sözcükler: Adli Tıp,Otopsi, Patoloji, Aterosklerozis, Chlamydia pneumonia.

Adli tıpAterosklerozKlamidofila pnomoni+1
Ahmet Hilal
Çukurova University
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Çukurova yöresinde haptoglobin gen frekanslarının saptanması

ÖZET Çukurova Yöresinde Haptoglobin Gen Frekanslarının Saptanması Adli Seroloji, biyolojik kökenli doku ve sıvılar ile bunlara ait leke ve artıkların tanımlanmasında ve kimliklendirilmesinde uygulama alanı bulmuştur. Günümüzde bu amaçlarla eritrosit antijenleri, eritrositlerin ve serumun genetik kontrollü polimorfik enzim ve proteinleri, lökosit antijenleri (HLA) ve DNA analizleri kullanılmaktadır. Bir serum glikoproteini olan haptoglobin a ve p polipeptid zincirinden oluşan tetramerik bir proteindir, a ve p zincirlerinin genetik kontrolü 16. kromozomda (16q22) lokalize olmuştur. Karaciğerde sentez edilmekte ve plazmadaki serbest hemoglobini bağlamaktadır. Popülasyonda genetik kontrollü, Hp1-1, Hp2-1, Hp2-2 olarak saptanan üç fenotipi saptanmıştır. Haptoglobin akut faz proteinlerindendir. Bu nedenle serumdaki seviyesi malignitelerde, enfeksiyonlar ve travmalarda artış göstermektedir. Haptoglobin polimorfizm göstermesi, fenotiplerinin kolaylıkla ayırt edilebilmesi ve kan lekelerinde çok stabil olması nedeniyle adli bilimlerde önemli olan bir markırdır. Adli amaçlı analizlerde, paternite testlerinde ve popülasyon çalışmalarında oldukça sık kullanılmaktadır. Bu çalışmada Çukurova Yöresinde yaşayan 100 sağlıklı vericiden alınan kan örneklerinde Hp fenotiplerini saptamak amacıyla nişasta jel elektroforezi kullanıldı. Elde edilen sonuçlar ile Hp gen frekansları hesaplanmıştır. Çalışmamızda haptoglobin fenotipleri 11 kişide Hp1-1, 36 kişide Hp2- 1, 53 kişide Hp2-2 olarak saptandı. Gen frekanstan ise Hp*1: 0.29, Hp*2: 0.71 olarak bulunmuştur. Elde ettiğimiz sonuçlar Hardy-Weinberg Eşitliği ile uyumlu bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Adli Seroloji, Haptoglobin, Nişasta Jel Elektroforezi. viii

Adli tıpHaptoglobinlerSeroloji
Hüsniye Dağ
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1999
00
DoctorateOpen AccessTR

Çukurova yöresinde HumvWa lokusu allel frekans dağılımı

ÖZET Çukurova Yöresinde HumvWA Lokusu Allel Frekans Dağılımı Short tandem repeat (STR) lokusları, insan genomunda 2-6 baz çifti uzunluğundaki DNA dizilerinin birbirlerine baş-kuyruk olacak şekilde ardarda tekrar ettiği bölgelerdir. Bu bölgeler tekrar ünite sayılarındaki varyasyonlara bağlı olarak uzunluk polimorfizmi oluşturmaktadır. STR lokuslarının polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ve poliakrilamid jel elektroforezi (PAGE) ile analizi biyolojik vücut sıvı ve lekelerinin adli identifikasyonunda tercih edilmektedir, insan genomunda çok fazla miktarda STR lokusu bulunması, adli amaçlı kullanımda seçme şansını artırmaktadır. Amplifikasyon esnasında enzim kayması sonucu oluşan artık ürünlerin daha az olması nedeniyle, genellikle tetramerik STR lokusları kullanılmaktadır. Bu çalışmada Çukurova yöresinde yaşayan bireylerden alınan kan örneklerinde HumvWA lokusu allel frekans dağılımının saptanması ve veri tabanı oluşturulması amacıyla 110 kan örneği kullanıldı. Rastgele seçilen ve aralarında akrabalık bağı bulunmayan sağlıklı vericilerden alınan örneklerde; PCR, horizontal discontinuous PAGE ve gümüş boyama yöntemleri ile 8 (13-20) HumvWA alleli ile 23 farklı HumvWA fenotipi saptandı. Gözlenen fenotip frekans dağılımının Hardy-Weinberg Dengesine uyumu x2 testi ile değerlendirildiğinde, gözlenen fenotip frekans dağılımının Hardy-Weinberg Dengesi ile uyumlu olduğu saptandı (x2=8.9365, d.f=14, p>0.05). Ayrıca HumvWA lokusunun adli etkinlik değerleri (gözlenen heterozigotluk yüzdesi 0.7182, ortalama dışlama şansı 0.56822 ve ayırt etme gücü 0.92149) saptandı. İstatistiksel değerlendirmeler sonucunda, Çukurova yöresinde HumvWA lokusunun PCR'a dayalı allel frekans dağılımlarının kimliklendirme değerlendirmelerinde veri tabanı olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Adli etkinlik, Çukurova yöresi, HumvWA, PCR, populasyon genetiği. IX

Adli tıpDNADNA parmak izi+4
Ayşe Altun
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1999
00
Master'sOpen AccessTR

Adli bilim uzmanları ve teknikerlerinin küresel pandemi yönetim stratejileri hakkındaki görüşlerinin SARS-CoV2 pandemisi üzerinden değerlendirilmesi

Severe Acute Respiratory Syndrome – Corana Virus2 (SARS-CoV2) pandemisi milyonlarca insanın hayatını tehdit eden bir pandemi olarak hayatımıza girmiştir. Bu çalışma, adli bilimler alanında çalışan uzman ve tekniker tüm Adli Tıp Kurumu personelinin, SARS-CoV2 pandemisi sürecinde uygulanan stratejiler, teknolojik gelişmeler ve gelecek senaryoları hakkındaki görüşlerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Ayrıca bu çalışma, prospektif, tanımlayıcı bir araştırma olup ATK'de görevli 244 (adli tıp uzmanı, adli tıp uzmanlık öğrencisi, tekniker, diğer uzman/görevli, diğer uzman doktor) kişiye uygulanan anket formu ile gerçekleştirilmiştir. Oluşturulan 40 soruluk anket, katılımcıların pandemi hakkındaki bilgi düzeyi algıları, önlemlerin yeterliliği/gerekliliği, teknolojik uygulamalar ve küresel yönetim stratejilerinin geleceği ile ilgili tutumları hakkında sorular içermekteydi. Katılımcıların %24,2'si (n=59) adli tıp uzmanı, %29,5'i (n=72) adli tıp uzmanlık öğrencisi, %18,9'u (n=46) tekniker, %17,2'si (n=42) diğer uzman doktor ve %10,2'si (n=25) diğer uzman/mühendis idi. Katılımcıların %93,8'inin (n=229) pandemi ve bulaş yolları hakkında bilgi sahibi olduğunu düşündüğü, %54,1'inin (n=132) uygulanan pandemi yönetim stratejilerini etkin ve doğru bulduğu ve %76,6'sı (n=187) gelecek senaryoları içinde teknolojik altyapıların kullanılmasının gerekli olduğunu belirttiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, toplamda eğitim düzeyi, meslek türü ve meslek deneyimi parametrelerine göre sınıflanmış 80 tabloda yüzlerce tanımlayıcı istatistik sonucu ile, ATK adli bilim uzmanları arasında bazı faktörlere göre grup eğilimleri farklılıklar göstermekle birlikte genel anlamda pandeminin rutin gereklerine uyum gösterilmesi yanında, küresel stratejilere tereddütlü bir yaklaşımın olduğu; alışılmış teknolojik gelişmelerin kullanılmasına daha sıcak bakılırken, hiç günlük hayatta var olmamış teknolojilerin daha uzak görüldüğü; fikrim yok yanıtlarının birçok grup soruda büyük yüzdelerde yer almasının çoğu bireyin kanıtlanamayan olasılıklar içinde yoluna el yordamıyla kararlar almak zorunda hissettiğini ya da oluşan fikri varsa da ifade etme konusunda tereddütlerinin olduğunu düşündürmüştür. Ayrıca, sonuçlara göre, spesifik özelliklere göre dizayn edilmiş dünyada herhangi bir grupta, kolayca toplum mühendisliğinin uygulanabileceği değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler : Pandemi, SARS-CoV2, adli bilimler, adli tıp, anket

Adli bilimlerAdli tıpAfet yönetimi+2
Mehmet Ulutaş
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Adli bilim uzmanları ve teknikerlerinin SARS-CoV2 pandemisi hakkındaki bilgi ve anksiyete düzeylerinin değerlendirilmesi

Bu araştırma T.C. Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığında çalışan adli bilim uzman ve teknikerlerin Severe Acute Respiratory Syndrome – Corona Virus2 (SARS-CoV2) Pandemisi bilgi ve anksiyete düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla prospektif, tanımlayıcı ve kesitsel olarak gerçekleştirildi. Araştırma verileri 01/10/2020 – 30/11/2020 tarihleri arasında İstanbul'da Adli Tıp Kurumu Başkanlığı içerisinde çalışan 295 kişi üzerinde uygulanan kişisel bilgiler, Koronavirüs 19 Fobisi (C19P – S) ölçeği, literatür doğrultusunda oluşturulan bilgi düzeyi sorularını içeren bir anket formu ile toplanarak elde edildi. Kaydedilen yanıtlara göre oluşan değerler, IBM SPSS 20.0 (IBM Corp.,Armonk,NY,USA) programı kullanılarak analizleri yapıldı. Veri analizlerinde, tanımlayıcı istatistik uygulamaların yanı sıra, verilerin normal dağılıma uygun olup olmadığını kontrol için Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk testleri ve karşılaştırma analizlerinde Spearman's korelasyon katsayısı, T testi, Mann Whitney U testi ve Kruskall-Wallis testi uygulandı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Araştırmaya katılan adli bilim uzmanları ve teknikerlerinin %56,3'ünün erkek, %43,7'sinin kadın olduğu, %60'ının lisansüstü, %20,3'ünün lisans, %19,7'sinin ise önlisans mezunu olduğu, %24,4'ünün 18-27 yaş, %51,2'sinin 28-37 yaş, %13,6'sının 38-47 yaş, %8,1'inin 48-57 yaş aralığında, %2,7'sinin ise 58 yaş üzeri olduğu, %67,8'sinin ihtisas dairelerinde, %32,2'sinin ise ihtisas kurullarında görev yaptığı, %17,3'ünün adli tıp uzmanı, %26,8'inin adli tıp uzmanlık öğrencisi, %8,1'inin diğer uzman doktor, %10,8'inin diğer uzman / görevli, %12,2'sinin mühendis, %24,7'sinin tekniker olduğu tespit edildi. Katılımcılara bilgi değerlendirmesi amacıyla yöneltilen sorulara verilen cevaplarda cinsiyete, çalıştığı birime göre anlamlı bir ilişki ve fark bulunamadı. Eğitim durumuna göre bilgi değerlendirmesinde lisans mezunu(16,57±7,51) katılımcıların bilgi toplam puanları önlisans(23,74±6,52) ve lisansüstü(23,29±6,63) gruplardan düşük olarak bulundu. Meslek grubuna göre bilgi değerlendirmesi toplam puanı en düşük olan grubun mühendis(12,00±4,95) katılımcılarda olduğu tespit edildi. Sağlık ile direkt ilişkili olan adli tıp uzmanı(24,78±5,98), adli tıp uzmanlık öğrencisi(24,78±5,53) ve teknikerlerin(23,84±6,61) bilgi toplam puanında diğer meslek gruplarından daha yüksek puan aldığı bulundu. Katılımcıların psikolojik alt boyut puan ortalaması 18,69±5,73, psikosomatik alt boyut puan ortalaması 8,93±3,72, sosyal alt boyut puan ortalaması 14,65±4,47, ekonomik alt boyut puan ortalaması ise 8,54±3,39 olarak bulundu. C19P – S ölçeği toplam puan ortalaması 50,80±14,56 olarak bulundu. Kadın katılımcıların psikolojik ve toplam C19P – S ölçek puanları erkeklere göre daha yüksek, ihtisas dairelerinde çalışan katılımcıların C19P – S toplam puanı ihtisas kurulunda çalışan katılımcılardan yüksek bulundu. En yüksek C19P – S ölçeği toplam puanı tekniker olarak görev yapan katılımcılarda tespit edildi. Katılımcıların eğitim durumuna göre C19P – S toplam puanı karşılaştırmasında istatiksel anlamlı fark bulunamadı. Çalışmada adli bilim uzman ve teknikerlerinin bilgi ve anksiyete düzeyleri "orta" olarak saptandı. Bu çalışmanın bulguları adli bilim çalışanlarının salgın sürecinde yüksek bulaş riskiyle çalışmanın getirdiği stresin yanında, enfeksiyon kontrol önlemleri kapsamında ertelenen uygulamalar, dolayısıyla birikebilen iş yükü vb. nedenler ile psikolojik olarak etkilenebildiğini, ancak başa çıkma oranlarının da stres düzeyini "orta" seviyesinde tutmaya yetecek güçte olduğunu; bilgi puanlarının da orta düzeyde bulunmasının bireylerin SARS – CoV2 özelinde daha fazla sağlık okuması ve araştırması yapması gerekliliğini ortaya koyabileceği gibi, SARS – CoV2 süreçleri ile ilgili belirgin bilgi kirliliği de bilgi puanları üzerinde etkin olabilir şeklinde yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: SARS – CoV2, pandemi, adli tıp, adli bilimler, anket

Adli bilimlerAdli tıpBilgi düzeyi+3
Mustafa Arslan
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Medikolegal otopsilerde erken miyokart enfarktüsünün triphenyl tetrazolium chloride, immünohistokimya ve histokimya yöntemleri ile değerlendirilmesi

ÖZET Adli tahkikat ve dış muayenede ölüm nedeni hakkında fikir verecek bulgu saptanamayan ve ölüm nedeninin bu aşamada anlaşılamadığı ölümler "Ani Beklenmedik Şüpheli Ölüm" olarak tanımlanmaktadır. Ani ölüm genellikle kardiyak kaynaklı akut bir olaym başlamasından saniyeler, dakikalar veya saatler sonra ortaya çıkan bir ölümdür. Akut miyokart enfarktüsü; koroner kan akımında azalma ya da tamamen kesilmeye bağlı olarak miyositlerde meydana gelen nekroz olarak tanımlanmaktadır. Nekrozu tanımaya yarayan morfolojik yöntemlerin gerçekleşmesi için bireyin yaşaması gerekmektedir. Doku preparatlannın optimal düzeyde sağlandığı çalışmalarda bu sürenin 4-6 saat olduğu belirtilmektedir. Miyokart enfarktüsünün postmortem tanımlanabilmesi için ile histokimyasal, immünoenzimatik ve makroskobik olarak enfarktüs alanının gösterilebilmesi amacı ile TTC, NBT gibi solüsyonların kullanıldığı bildirilmektedir. Bu çalışmada, Adli Tıp Kurumu Adana Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesinde otopsileri yapılan, makroskobik olarak eski veya yeni enfarktüs alanı saptanan veya şüphelenilen 30 olgudan örnekler alındı. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Patoloji laboratuarında erken miyokart enfarktüsünün; TTC morfolojik tanı yöntemi, histokimyasal ve immünoenzimatik yöntemler kullanarak postmortem tanısı araştırıldı. Sonuç olarak TTC morfolojik tanı yöntemi ile yeni olarak şüphelenip örneklediğimiz 23 olgunun 16'sında ve yeni enfarktüs görmediğimiz 7 olgunun 3'ünde toplam 19 olguda, yapılan H+E, histokimyasal ve immünoenzimatik boyalar ile TTC sonuçlarının paralellik gösterdiğim saptadık. Bu çalışmanın amacı; Adli Tıp günlük uğraşısında sorun oluşturan "Ani Beklenmedik Şüpheli Ölümlerde" erken miyokart enfarktüsü'nün tanımlanması ve böylece ölüm nedenin belirlenmesini sağlayarak, adli olgulara açıklık getirmek, erken miyokart enfarktüsü mekanizması hakkında bilgi edinmek ve halk sağlığına yönelik veri tabanı oluşturmaktır. Anahtar sözcükler: Ani Ölüm, Miyokart Enfarktüsü, İmmünohistokimya, Otopsi, TTC. vn

Adli tıpMiyokard enfarktüsüOtopsi+2
Nursel Bilgin
Çukurova University
2000
00
DoctorateOpen AccessTR

Postmortem rat serum ve dokularında parasetamol dağılımı ve stabilitesinin araştırılması

Parasetamol, analjezik etkili ilaçlar arasında yaygın kullanımı ve reçetesiz kolaylıkla elde edilebilmesi nedeni ile kaza ve intihar amaçlı ölümlere sıklıkla neden olur. Adli olgularda ölüme neden olan akut zehirlenmelerin uygun biyolojik örneklerde gösterilmesi ve postmortem toksikolojik analizi yapılan bu örneklerin yasa ile belirlenen süre saklanması zorunludur. Bu saklama süresi boyunca örnek içindeki madde miktarı çeşitli nedenlerden dolayı (saklama koşulları, koruyucu konulmaması v.b) değişebilir. Yapılan çalışmada, Wistar Albino cinsi ratlardan akut parasetamol zehirlenmesi sonucu elde edilen postmortem serum ve karaciğer örneklerinin değişik saklama koşullarında (serum örnekleri, +40C ve -200C'de, karaciğer örnekleri -200C'de, katı faz ekstraksiyon ve GC/MS cihazı kullanılarak) parasetamol stabilitesinin araştırılmasının yanı sıra postmortem serum, böbrek, beyin ve karaciğer dokularında dağılımının gösterilmesi amaçlanmıştır.Çukurova Üniversitesi Tıbbi ve Deneysel Araştırmalar Merkezinden elde edilen 42 adet Wistar Albino cinsi rat gavaj yöntemi kullanılarak akut parasetamol zehirlenmesine uğratılmıştır. Serum örnekleri +40C ve -200C'de 30 gün bekletilerek parasetamol stabilitesi değerlendirilmiştir (başlangıç,1., 2., 3., 10., 14., 21. ve 30. günlerde yapılan ölçümlerle). Serum parasetamol konsantrasyonlarının, günlere bağlı olarak değişim gösterdiği gözlenmiştir. Buna göre 30. gün değişim değerlerinin diğer günlerdeki değişimden istatistiksel olarak farklı olduğu bulunmuştur. (p<0.001).Serum örneklerinin saklanma koşulları çalışma sonucunda sadece 30. gün ölçümünde anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0.05). 30. gün değerleri için saklama koşullarına göre yüzde değişimi -20oC'de %33.78, +4oC'de %66.30 olarak belirlenmiştir. -20oC'de saklanan karaciğerdeki parasetamol stabilitesi de 30 gün için değerlendirilmiştir. 1. gün karaciğer örneğinde parasetamol konsantrasyonu değişimi % 30.26, 30. gün karaciğer örneğinde parasetamol konsantrasyonu değişimi %94.97 olarak belirlenmiştir. Yapılan çalışmada parasetamolün organ dağılımı; karaciğer örneklerinde 2.68 mg/g, böbrekte 1.11 mg/g ve beyinde 0.68 mg/g olarak ölçüldü.Sonuç olarak, akut parasetamol zehirlenmelerinde serum ve karaciğer örneklerindeki parasetamol miktarı, 30. güne kadar ölçüldüğünde başlangıç değerine göre anlamlı farklılık göstermemiştir. Serum ve karaciğer örneklerinin, 30 günden fazla saklanması konusunda ileri çalışmalar yapılmalıdır.

Adli tıpAsetaminofenKromatografi-gaz+3
Dilek Battal
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2009
00

Related subjects