Development

337 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessEN

The effects of the renewable energy investments on sustainable development

Energy is one of the most important inputs of the contemporary economies. In order to produce goods and services, human beings need more energy than before. Parallel to the technological and economic development, the energy needs of human beings have been increasing steadily since the industrial revolution. Although the population and energy needs of the world have been increasing steadily, the world's energy needs have been mainly met by the fossil based energy resources. Since the distribution of the fossil based resources is not equal in the world, the countries having lack of fossil based energy resources are highly dependent on those countries having rich reserves. Therefore, any political or social instability can directly affect the supply of the energy and the price of these commodities can easily be hiked like being in 1974 and 1979 crisis. This reality, however, creates energy dependency for the countries which do not have enough energy resources and make their economy more fragile against the energy supply and price shocks. Therefore, to maintain energy security, reliable and cheap energy supply become priority of policy makers of the many developed and developing countries in the globalized world. Apart from the amount and distribution of fossil based reserves in the world, sustainability of the development depending on these energy types has been questioned since the beginning of the 1970s, because of the harmful environmental effects of fossil based energies. Global warming, climate changes, environmental pollution forced the United Nation to take precaution against the excessive usage of the fossil based resources. In this context, to decrease the gas emission and to limit the harmful effects some summits were organized by the UN. As a result of these summits, "Our Common Future" report was prepared and Kyoto Protocol was accepted by the UN members. Turkey is a poor country in terms of fossil-based energy sources. Therefore, the country's energy needs are met by paying at about 50 billion dollars to the importer countries every year. The country has experienced 15 economic crises throughout the republic periods and nearly all economic crises are directly or indirectly related with the current account deficit. As a result of economic crises, the social and political stability of the country was deeply affected and some undesired political coup or social events were lived in our country. However, when the energy import is excluded, the trade balance of Turkey is relatively balanced. Turkey does not have enough fossil based resources but its renewable energy potential is very high comparing with the European Union. Hence, it is believed that if they can be evaluated efficiently, renewable energy resources can make significant contribution to the sustainable development and growth of the country. In this study, the effects of the renewable energy investments, made under the sustainable development concept, on the social and political stability of Turkey were investigated. The analysis was based on the effects of the renewable energy investment to the current account deficit of Turkey. To make the concept more understandable, the renewable energies, their potential, current account deficit and economic crises experienced throughout the republic periods were investigated in detail. As a result of the study findings some recommendations were made in the conclusion section.

Electrical energyEnergy policiesSolar energy+6
Ömer Demirdaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessEN

Development & strategic planning; a comparative study of Kenya, South Korea and Turkey

This research seeks to examine a problematic yet critical question that continues to fascinate researchers in social science. Why are some countries rich while some are poor yet structurally, politically, demographically and geographically they have immense similarities? By looking at the historical and contemporary political, economic and planning experiences of three case study samples namely Kenya, Turkey and South Korea; the author attempts to answer the question why some countries have benefited from planning by looking at the similarities and differences in formulation, implementation and the structural environment in which the plans are implemented. This is done through empirical methods and rigorous review of government planning documents as well as academic materials related to the subject matter. In the process, the author also looks at the historical evolution of strategic and development planning in these countries, challenges faced and success achieved. SWOT concept is also examined as a key component of planning. The results show that beyond having well-documented strategies and development plans, a country needs to establish not only efficient and responsive human-made political and economic institutions that are able to formulate and implement these plans with precise accuracy.

EconomyEconomic policiesDevelopment+7
Nyadera Israel Nyaburi
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Dar bölgeli seçim sistemi ve bölge kalkınması üzerindeki etkileri

Seçimler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından bir tanesidir. Seçim sistemleri, anayasalarda adaletli bir temsil ve istikrarlı bir yönetim çerçevesinde kanunla düzenlenmiştir. Seçim sistemleri temelde nispi temsil sistemi ve çoğunluk sistemi şeklinde iki gruba ayrılmıştır. Türkiye'de 1946'dan itibaren çok partili sisteme geçilmiş ve günümüze kadar birçok seçim modeli denenmiştir. Son 50 yıldır ülke barajıyla birlikte d'Hondt sistemi uygulanmış ve genellikle sonuçlar güçlü partilerin lehine olmuştur. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ihtiyaç duyulan model, seçmen ile temsilcilerin arasındaki mesafenin kapandığı, ülke barajının olmadığı veya minimuma çekildiği, seçim çevrelerinin nüfusları oranında adil bir şekilde temsil edildiği, seçmenlerin kaygılarının olmadığı bir sistemdir. Türkiye'nin kronik sorunlarından birisi de bölgeler arası gelişmişlik düzeyi farklılıkları ve bölgeler arasındaki dengesizliktir. Bu çalışmada, evvela demokrasi çerçevesinde seçim sistemleri, akabinde bölge kavramı, bölgesel gelişme ve bölgeler arasındaki dengesizlikler üzerinde durulmuştur. Adaletli temsilin olduğu bir meclis için seçmenin baraj kaygısı taşımadan arzu ettiği ve desteklediği partiye oy verebileceği en az kusura sahip bir seçim sisteminin demokratik bir toplum için yerinde bir uygulama olacağı söylenebilir. Bu anlamda seçim barajının söz konusu olmadığı, seçim çevrelerinin daraltıldığı, iki turlu dar bölgeli seçim sisteminin seçmen davranışları ve ülkenin seçim sistemi açısından yararlı olacağı önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Seçim Sistemleri, Demokrasi, Dar Bölgeli Seçim Sistemi, Bölge Kavramı, Bölgesel Kalkınma

Bölgesel kalkınmaDar bölgeli seçim sistemiKalkınma+3
Mesut Tokur
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Birleşmiş Milletler sürdürülebilir kalkınma amaçlarının belediyelere yansıması: Türkiye, Almanya ve İngiltere uygulamaları

Kalkınmanın dünya çapında gerçekleşmesini öngören, 17 amaçtan ve bunlarla bağlantılı 169 hedeften oluşan sürdürülebilir kalkınma amaçları (SKA), Birleşmiş Milletlere üye olan 193 ülke tarafından 2015 yılında kabul edilmiştir. Toplumsal, çevresel ve ekonomik sorunların çözümüne yoğunlaşan sürdürülebilir kalkınma amaçlarına 2030 yılına kadar ulaşılması beklenmektedir. Belirli mali kaynaklara, yetkilere ve görev alanlarına sahip belediyelerin sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşılması bakımından dikkat çekici konumu bulunmaktadır. Bu çalışmada, sürdürülebilir kalkınma amaçlarının ve bu amaçlara ait hedeflerin tüm detaylarıyla ele alınarak kavranması, bu konuda belediyelerin rollerinin vurgulanması ve belediyelerin önemine dikkat çekilmesi, Türkiye, Almanya ve İngiltere'deki belediye uygulamaları incelenerek bu alandaki tecrübelerin anlaşılması ve karşılıklı politika transferlerine temel oluşturulması amaçlanmıştır. Ayrıca sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşılması için belediye yönetimlerinin karar alma süreçlerinde aktif rol oynamalarının teşvik edilmesi, sürdürülebilir kalkınma amaçlarının gerçekleştirilmesine katkı sağlayacak politikaları destekleyici ve güçlendirici önerilerde bulunulması amaçlanmıştır. Üç bölümden oluşan bu çalışmada, konuyla ilgili teorik altyapı oluşturulmuş, 17 sürdürülebilir kalkınma amacı ve bunlarla bağlantılı 169 hedef detaylıca incelenmiş, sürdürülebilir kalkınma amaçlarının belediyelerle olan ilişkisi ortaya konmuştur. Sürdürülebilir kalkınma amaçlarının belediyelere olan yansıması Türkiye, Almanya ve İngiltere'deki uygulama örnekleri kapsamında ele alınmıştır. Çalışmanın tamamlanmasıyla, Türkiye, Almanya ve İngiltere'nin sürdürülebilir kalkınma amaçlarına tam anlamıyla ulaşamadıkları belirlenmiştir. Belediyelerin uyguladığı projelerin bazılarının sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşılması yönünde katkı sağladığı ancak yetersiz kaldığı sonucuna varılmıştır.

BelediyelerBirleşmiş MilletlerKalkınma+2
Eren Tozak
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bir sürdürülebilir kalkınma göstergesi olarak ekolojik ayak izi ve Türkiye

Sürdürülebilir kalkınma, bugünkü toplulukların ihtiyacı olan ekonomik gelişmenin gelecekte dünya üzerinde yaşayacak olan toplulukların ihtiyaçlarını karşılamada engel oluşturmayacak şekilde olmasını gerektirmektedir. Geleneksel enerji üretim ve tüketim alışkanlıklarının çevre ve doğal kaynaklar üzerinde yerel, bölgesel ve küresel ölçekte olumsuz etkilere neden olduğu bilinmektedir. Fosil yakıtların kullanımına bağlı olarak başta karbondioksit olmak üzere sera etkisi yaratan gazların atmosferde hızla artması insanlığın karbon ayak izini arttırmakta ve Türkiye'nin de aralarında bulunduğu gelişmiş ve gelişmekte olan bir çok ülkede ekolojik açık sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'nin karbon ayak izini azaltmaya yönelik yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesinin ne derece gerekli olduğuna vurgu yapılmıştır. Temiz enerji üretim ve tüketiminin yaratacağı pozitif etkilerin çevresel, sosyal ve ekonomik yönleri sürdürülebilirlik yolunda büyük değer kazanmaktadır. Bu doğrultuda enerji kaynaklarından gerçekleştirilen enerji üretiminin yüksek verim ve temiz teknolojilerle gerçekleştirilmesi, fosil yakıtların yerine çevre dostu yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasının teşvik edilmesi günümüzün en önemli hedefleri arasında yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Kalkınma, Ekolojik Ayak İzi, Karbon Ayak İzi, Türkiye

Ekolojik ayak iziKalkınmaKalkınma politikaları+5
Ahmet Dinç
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık sektörü harcamalarının Türkiye'nin kalkınmasındaki rolü

Bu tezde ülkemizdeki sağlık harcamaları kalkınma bağlamında değerlendirilmiş ve sağlık harcamaları ile kalkınma ve büyüme arasındaki ilişki sorgulanmıştır. Birinci bölümde öncelikle sağlıkla ilgili genel kavramlar tanımlanmış ve ekonomi açısından sağlık harcamalarının ne şekilde ele alındığı beşeri sermaye tanımı çerçevesinde irdelenmiştir. İkinci bölümde, ülkemizdeki sağlık sistemi ve bileşenler tanımlanmıştır. Finansman ve hizmet sunumu açısından yaşanan son değişikliklere de vurgu yapılarak, ülkemizde gerçekleşen sağlık harcamaları hem fonksiyonel hem de idari ayrımları açısından analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde uluslararası, ulusal ve bölgesel çerçevede sağlık harcamaları ve kalkınma ilişkisine değinilmiş ve ekonomik göstergeler ile sağlık göstergeleri insani gelişim yönünden değerlendirilmiş ve OECD ülkeleri ile Türkiye'nin durumu karşılaştırılmıştır. Üçüncü bölümün sonunda bir genel değerlendirme yapılmış ve sağlık harcama bileşimi ile harcama düzeyleri konularında tespit ve önerilerde bulunulmuş ve sağlık harcamalarının hane halkları üzerinde yoksullaştırıcı etkisi incelenmiştir. Sonuç bölümünde çalışma sonucunda ulaşılan bulgular çerçevesinde sağlık harcamalarının kalkınma ile genel sağlık düzeyini ne şekilde etkilediği sorunsalı üzerinde durulmuş ve konuya ilişkin tespit ve önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sağlık, Ekonomi, Kalkınma, Büyüme, Sağlık Harcamaları

Ekonomik kalkınmaKalkınmaKamu harcamaları+2
Engin Alacahan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Telafi edici çok kriterli karar verme yöntemleri ile Türkiye ve AB ülkelerinin insani gelişmişlik düzeylerinin belirlenmesi

İnsanı ve yaşadığı toplumu sadece sayısal verilerle değerlendirmek, tek değişkenli bir fonksiyonunun bize verdiği değer kümesine razı olmaktır. Oysa insan ve toplumu ilgilendiren konularda karar verme, içinde insani birçok değişkeni barındıran çok değişkenli bir fonksiyonla tanımlanabilir. Bu bağlamda ülkeleri ve toplumları ilgilendiren durumları sadece sayısal verilerle değerlendirmek, resmin sadece bir parçasını görmektir. Bu çalışmada, 28 AB ülkesi ve Türkiye'nin gelişmişlik düzeylerini belirlemek amacıyla, sayısal veriler ve toplumun tutumunu yansıtan veriler beraber değerlendirilmiştir. Bu amaçla "İnsani Gelişmişlik Endeksi" (İGE) göstergeleri ile beraber, Avrupa Komisyonu tarafından yaptırılan; "Quality of Life in European Cities 2015" (flash eurobarometer 419) anketindeki sorular birer gösterge olarak ele alınarak, ülkelerin gelişmişlik düzeyleri belirlenmeye çalışılmıştır. Ülkelerin insani gelişmişlik düzeylerinin belirlenmesinde, telafi edici ÇKKV yöntemleri olan Gri İlişkisel Analiz (GİA) ve MOORA (Multi-Objective Optimization on basis of Ratio Analysis) yöntemleri kullanılmış, bu yöntemlerle elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır. Toplumun insani gelişmişlik düzeyini en çok belirleyen göstergelerin hangileri olduğunu belirlemek amacıyla, Entropi ve CRITIC nesnel ağırlıklandırma yöntemleri kullanılmıştır. 29 ülkenin insani gelişmişlik düzeyleri, 27 gösterge seti kullanılarak, EXCEL 2016 ile analiz edilmiştir. Elde edilen ülke sıralamaları ve gösterge ağırlıkları yorumlanmıştır.

Avrupa BirliğiGelişmeTürkiye+2
Erhan Orakçı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yönetişim-kalkınma ilişkisi: Bölgeler arası gelişme farklılıklarının analizi

Yönetişim-kalkınma ilişkisi son dönemde siyaset bilimi, yönetim bilimi, iktisat ve ilişkili literatürde artan bir ilgiyle karşılaşmaktadır. Özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin politika tercihlerindeki yanlışlıkların kalkınmaya ket vurduğu görüşü yönetişim kurumlarının önemini ortaya çıkarmıştır. Küreselleşme olgusu ve Post-Washington Uzlaşısının genel kabul görmesiyle birlikte kalkınmayı teşvik edecek yönetişim kurumlarına standart bir çerçeve çizilmiştir. Oysa ki yönetişim yapısı, ilgili ülkenin/bölgenin tarihsel geçmişi, kültürü, inançları gibi içsel etkenler etrafında şekillenmektedir. Bu çalışmada, Post-Washington Uzlaşısının çerçevesini oluşturduğu ve uluslararası ekonomik örgütler eliyle de adeta bir kalkınma reçetesi olarak öne sürülen Küresel Standart Kurumların (KSK) var olup olmadığı araştırılmıştır. Bu bağlamda yönetişim-kalkınma ilişkisine ait kurumsal bileşenlerin bölgeler arasında nasıl farklılaştığı ve bu farklılaşmanın nedenleri de diğer araştırma konularıdır. Bütün bu soruların araştırıldığı ana materyal Heritage Vakfı'nın her yıl düzenli olarak yayımladığı Ekonomik Özgürlük Endeksi raporlarının Bölgesel Gelişmeler kısımlarıdır. Söz konusu doküman nitel analiz yöntemlerinden doküman analizi ile çözümlenmiş ve yönetişim kurumlarının kalkınma üzerindeki etkileri bölgeler özelinde analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, her bir bölge için kalkınmayı teşvik edecek standart kurumların olmadığını, her bir bölge için farklı kapsayıcı ve dışlayıcı kurumların öne çıktığını göstermektedir. Kapsayıcı yönetişim kurumlarının bireylerin ekonomik aktiviteye katılımını teşvik ederek, dışlayıcı kurumların ise bireyleri süreçlerin dışına iterek bölgesel kalkınma üzerinde farklılaşan etkiler gösterdiği anlaşılmıştır.

KalkınmaKalkınma finans kurumlarıYönetişim+1
Samet Ölmez
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de bölgesel kalkınma politikaları ve kalkınma ajansları

Helsinki Zirvesi ile Avrupa Birliği'ne adaylığının teyidinden sonra Türkiye, yarım yüzyıla yakındır uygulamakta olduğu merkezi planlamaya ve teşvik sistemine dayalı bölgesel gelişme politikalarını terk ederek yeni bir anlayışa yönelmiştir. Bu yeni anlayış yerel dinamiklerin harekete geçirilerek bölgelerarası farkların azalacağını, bölgedeki ekonominin canlanacağını öne sürmektedir. Politikanın uygulanmasının formülü ise, kamu- özel- sivil toplum kuruluşlarının ortaklığı olarak gösterilmektedir. Kalkınma ajansı benzeri yapılar Türkiye dâhil çoğu ülkede uzun yıllar önce kurulmuştur. Avrupa Birliği'nde merkez ülkeler Bölgesel Kalkınma Ajansı Sistemi'ni yerleştiren ilk ülkeler olmuştur. Gerek merkez ülkelerde gerekse birliğe sonradan üye olan çevre ülkelerde bu kurumlar olumlu sonuçlar aldığı kadar olumsuz eleştirilerle de karşılaşmıştır. AB'nin adaylık sürecinde bütün aday ülkelere benimsettiği bu politika bölgesel rekabet ve yönetişim anlayışıyla sermayeyi ön planda tutmaktadır. Bu çerçevede çoğu ülkede bu kurumlar kamu ve özel sektör eliyle yürütülen işletmeler olarak iki yapılı olarak oluşturulmuştur. Türkiye'de de bu politikaların yansıması olan Kalkınma Ajansları 2006 yılından itibaren kurulmaya başlandı ve 26 NUTS 2 düzeyinde, 26 Kalkınma Ajansı kuruldu. Gerek planlı dönem öncesinde gerek ise planlı dönemde üretilen politikalara rağmen bölgelerarası farkların ortadan kaldırılamaması sorununun çözümü yeni süreçte bu 26 ajansa devredilmiş oldu. Rekabet unsuruyla bölgenin kalkındırılmasını hedefleyen bu kuruluşların ise, yapısal olarak Türkiye'ye tam uygun olmaması ve bölgesel potansiyellerin göz ardı edilmesinden dolayı çözüm yolunda nasıl bir etki gösterecekleri belirsizdir. Bu noktada merkezi planlama anlayışının yarım yüzyıldan fazla hüküm sürdüğü post-komünist ülkelerde yaşanan deneyimler ve alınan sonuçlar, yaşanan hızlı değişimin rahatlıkla incelenebilmesi açısından önem teşkil etmektedir.

Bölgesel kalkınmaEkonomik kalkınmaEkonomik kalkınma ajansları+3
Yunus Emre Ayna
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

0-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgi ve anksiyete düzeyleri

Sıfır-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişim dönemlerine ilişkin doğru bilgi sahibi olması; çocuklarının sağlıklı büyüme ve gelişmesini takip edebilmesi, var olan veya gelişebilecek sorunları erken belirleyebilmesi, annelik rolüne uyumu daha kolay sağlaması ve çocuk sahibi olmanın sebep olduğu anksiyeteyi kontrol edilebilmesi açısından önemlidir. Yapılan bu çalışmada 0-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgi ve anksiyete düzeylerini belirlemek ve aralarındaki ilişkinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olan bu çalışma, Şubat 2021-Ekim 2022 tarihleri arasında İç Anadolu Bölgesi'nde bir ilde bulunan eğitim araştırma hastanesinin çocuk polikliniklerine başvuran, çalışmaya katılmayı kabul eden ve yaşları 0-36 ay arasında çocuğu olan 139 anne ile yürütülmüştür. Araştırma verileri "Anne ve çocuk bilgi formu", "Ailelerin Gelişim Bilgisi Ölçeği (AGBÖ)" ve "Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ)" ile toplanmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri SPSS paket programı ile yapılmıştır. Bağımsız iki grup arasındaki ölçek puanlarının karşılaştırılmasında bağımsız gruplarda t-testi ve Mann-Whitney U testi, bağımsız üç ve daha fazla grup arasındaki ölçek puanlarının karşılaştırılmasında Tek yönlü ANOVA testi ve Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır. Toplam puanlar arasındaki korelasyon analizi Spearman Korelasyon analizi ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamındaki annelerin çocuklarının %60,4'ü erkek, yaş ortalaması 22,41±10,13 ay idi. Annelerin AGBÖ puan ortalamasının 20,07±6,37, çocuk gelişimiyle ilgili bilgilerinin orta düzeyde olduğu, BAÖ puan ortalamasının 11,31±9,46 ve anksiyetelerinin hafif düzeyde olduğu saptanmıştır. Annelerin; yaş, gelir durumu, aile tipi, planlı gebelik durumuna göre AGBÖ puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olmadığı (p>0,05), öğrenim durumları, çalışma durumları ve sahip oldukları çocuk sayılarına göre AGBÖ puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olduğu (p<0,05) saptanmıştır. Annelerin bazı tanımlayıcı özelliklerine göre BAÖ puan ortalamaları arasındaki fark ile çocukların bazı tanımlayıcı özelliklerine göre annelerin AGBÖ ve BAÖ puan ortalamaları arasındaki fark anlamlı değildir (p>0,05). Annelerin AGBÖ ile BAÖ toplam puanları arasında düşük düzeyde, negatif yönlü ve anlamlı olmayan bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir (r=-0,082, p>0,05). Sonuç olarak 0-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgilerinin orta düzeyde olduğu ve hafif düzeyde anksiyetelerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Çocukların sağlıklı büyüme ve gelişmesinin takibi ile primer olarak anneler ilgilendiğinden, annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin tam ya da tama yakın bir bilgi düzeyine sahip olması beklenmektedir. Bu çalışmada annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgileri beklenilen düzeyde olmadığından, annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgi düzeylerinin artırılması ve anksiyetelerinin azaltılması için çocuk hemşireleri tarafından bireysel ve toplu eğitim programları ile bilgilendirme çalışmalarının yapılması önerilmektedir. Anahtar Kavramlar: Anksiyete, anne, bilgi düzeyi, büyüme-gelişme, çocuk hemşiresi

AnksiyeteAnnelerBilgi düzeyi+5
Esmanur Çınar Akbulut
Hitit University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Geçiş döneminde kullanılan bir karaciğer destekleyici yem katkı maddesinin, siyah alaca ineklerin ve buzağılarının performansı üzerine etkileri

Bu çalışma iki aşamadan oluşmaktadır. Çalışmanın birinci aşamasında, süt ineklerinin beslenmesinde kuru dönemin son üç haftalık (21 gün) bölümünde kullanılan karaciğer destekleyici bir yem katkı maddesinin; kolostrum kalitesine, buzağı kan parametrelerine ve buzağı performans parametrelerine olan etkileri incelenmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında ise doğum sonrası ineklere 21 gün boyunca verilmeye devam edilen söz konusu yem katkı maddesinin, süt verimi ve süt beta hidroksi bütirik asit (BHBA) düzeyi ile sağlık parametrelerine olan etkisi incelenmiştir. Çalışmada geçiş dönemi boyunca (buzağılama öncesi 21 gün buzağılama sonrası 21 gün) kullanılan yem katkısı, selenyum (kaplanmış), niasin, biotin, kolin klorid, betain hidroklorid ve proviox nükleus (vitamin E ikamesi) içeriğine sahiptir. Çalışma Konya ili Ereğli ilçesine bağlı Bilimsel Süt ve Besi İşletmesinde yürütülmüştür. Çalışmada, toplam 82 baş Holstein inek ve toplam 85 baş buzağı kullanılmıştır. Doğum sonrası, kolostrum kalitesi ölçümü ile bu kolostrumu tüketen buzağıların serum toplam protein, immünoglobulin G seviyeleri, buzağının doğum ve gelişim dönemlerinde sağlık ve diğer performans parametrelerine etkileri izlenmiştir. Ayrıca buzağılarda doğumu takiben yaşama gücü skorlaması yapılmıştır. İneklerde kuru dönemde grup bazında yem tüketimleri takip edilmiştir. Doğumu takiben ineklerin belirlenen zamanlardaki süt verim düzeyleri, kan BHBA düzeyleri, üreme ve sağlık parametreleri de kayıt altına alınmıştır. Çalışmanın sonucunda, kullanılan karaciğer destekleyici yem katkı maddesi ineklerin üreme sağlığı ve süt verim performanslarını geliştirirken, buzağılarda kolostrum kalitesi, kan parametreleri, buzağı doğum ağırlığı ve buzağı gelişimini etkilemediği belirlenmiştir (P>0,05). Anahtar Kelimeler: Geçiş dönemi, Kolostrum, Buzağı gelişimi, Karaciğer desteği, Süt verimi

BuzağılarGelişimGeçiş dönemi+2
Elif Kovanlıkaya
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Dış ticaretin ekonomik kalkınma üzerindeki etkisi: 1981-2005 Türkiye üzerine bir uygulama

İkinci dünya savaşı sonunda ortaya çıkan yeni ekonomik düzen; sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda büyük bir yıkım yaşamış ülke ekonomilerinin yoğun bir sanayi hamlesi ile kalkınmasını hedefliyordu.Geçmişten günümüze bakıldığında ortaya konan tüm kalkınma hamlelerinin belirli dış ticaret stratejileri öncülüğünde uygulamaya konduğu görülmektedir. Bu bağlamda ülkeler açısından dış ticaret, dünya konjonktüründe her zaman anahtar bir rol üstlenmiştir. Bu rol özellikle kalkınmanın artık bir gereklilik haline geldiği gelişmekte olan ülkeler için, zaman zaman ihracat ağırlıklı olurken kimi zamanda ithal ikamesine yönelik bir hal almıştır. Ancak her iki durumda da amaç, gelişmiş ülke ekonomilerinin refah düzeyini yakalamak olmuştur.Bu çalışmada 1981-2005 yılları arasında Türk dış ticaretinin Türkiye'nin ekonomik kalkınmışlığı üzerindeki etkisi incelenmiştir.Çalışmanın birinci bölümünde; dış ticaret teorileri açıklanmış ve kalkınma kavramı tanımlanarak, teorik altyapısı ortaya konmuştur. Bunu yaparken azgelişmişlik ve büyüme olguları üzerinden bir değerlendirmeye gidilmiştir. Ayrıca dış ticaret ve kalkınma ilişkisi; dış ticaret stratejileri yönünden gerek teorik gerekse uygulamadaki tecrübelerden yola çıkarak değerlendirilmiştir.Çalışmanın ikinci bölümünde; Türkiye'nin kalkınma süreci; tarihsel bir bakış açısından cumhuriyet dönemi, planlı ve 1980 sonrası dönem gibi üç ana başlık altında incelenmiştir.Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise; 1981-2005 yılları arasında Türk dış ticaretinin ekonomik kalkınma üzerindeki etkisi test edilmiştir. Çalışmada, bağımlı değişken olarak 4 farklı kalkınmışlık göstergesi olan sağlık, iletişim, eğitim ve ulaşım değişenleri ve bağımsız değişken olarak da dış ticaretin bir bütün olarak gsyih içindeki payı kullanılmıştır. Çalışmada dış ticaret ve kalkınma arasındaki ilişkiyi ölçmek amacıyla Granger nedensellik ve Johansen koentegrasyon testleri uygulanmıştır. Granger nedensellik ve Johansen koentegrasyon testleri, Türkiye dış ticaretinin kalkınma üzerinde etkili olmadığı sonucunu ortaya çıkarmıştır.

Beşeri sermayeEkonomik büyümeEğitim+2
Ümit Dumlupınar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi programı ve bu çerçevede proje uygulama örneği

Kırsal alanlar, doğa ile çok yakın ilişkide bulunulan yerler olup; buralarda yaşayan insanlar yaşamını doğrudan doğaya bağlı ve katma değeri düşük ekonomik faaliyetlerle sürdürmektedir. Gelir dağılımının düzenlenmesi ve toplumsal barışın sağlanması için dünyadaki tüm ülkeler kırsal alanlarını güçlendirmek ve buralarda yaşayan insanları çeşitli şekillerde ekonomik olarak desteklemek zorundadır.Türkiye'de kırsal alanlar ekonomik ve sosyal denge içerisinde önemli bir yere sahiptir. Kırsal alanlara yönelik geliştirilen kalkınma projeleri ve çeşitli tarımsal desteklemelerle kırsal kesimi geliştirerek buralardaki nüfusun ekonomik yönden kalkındırılmasına çalışılmaktadır.Bu yönde uygulamaya konulan Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programıyla, özellikle kırsal kesimde gerçek veya tüzel kişi yatırımcıların, belirlenmiş kriterlere uygun olarak hazırladıkları projelerin belirli oranlarda finansmanı yoluyla desteklenerek; bu kesimde sosyal ve ekonomik refahı arttırmak hedeflenmiştir. Ayrıca bu projeler Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım politikasının bir parçası olarak, Avrupa Birliği fonlarının kullanım potansiyelini geliştirmek amacıyla uygulamaya konulmuştur.Bu tez çalışmasında Kırsal Kalkınma kavramı ve Türkiye'deki Kırsal Kalkınma Politikalarına değinilerek, ?Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı? kapsamında proje hazırlama ve değerlendirme kriterleri incelenmiş ve bu doğrultuda örnek bir proje uygulaması yapılmıştır. Böylelikle Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde kırsal alanların kalkındırılmasında uygulanacak projeler için bir proje hazırlama rehberi oluşturulmaya çalışılmıştır.

KalkınmaProjelerSiyaset+1
Hakan Beycan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Doğrudan yabancı yatırımların belirleyicilerine yönelik kümeleme analizi ve 1980-2005 dönemi homojen ülke gruplarının belirlenmesi

Bu çalısmada, teorik ve ampirik literatürde doğrudan yabancı yatırımlarınbelirleyicisi olarak bir çok çalısma tarafından desteklenmis değiskenler belirlenmistir.Bu değiskenler 1980?2005 genel periyodu ve 1980?1989 dönemi, 1990?1999dönemi, 2000?2005 dönemi olarak 3 alt periyot seklinde ele alınmıstır. Öncedenbelirlenen seçme kriterlerine göre birbirine çok benzeyen birey ya da nesneleri aynıküme içinde gruplandıran Kümeleme Analizi uygulanmıs ve seçilen değiskenlere görebenzer özellikler gösteren ülkeler aynı kümede yer almıstır. Aynı zamanda AyırmaAnalizi ile küme ayrımlarının istatistiki anlamlılıkları sınanmıstır.Analizin tüm asamalarında seçilmis değiskenler tarafından kesin bir sekildeayrılan ABD ve gelismis Avrupa ülkelerinin bulunduğu küme üst düzey yabancıyatırım yapısına sahip olan küme olarak isimlendirilmistir. Tüm periyotlarda kararlıolan bu kümeden herhangi periyotta düsük düzey kümelere bir geçis olmamıstır.Ancak 2000?2005 periyodunda bu küme elemanlarının arttığı gözlenmistir. Türkiye,Polonya, Portekiz, Slovakya, Meksika, Güney Kore, Çek Cumhuriyeti ve Macaristangibi ülkelerin 2000?2005 periyodunda ABD ve gelismis Batı Avrupa Ülkeleri arasınagirdiği görülmektedir. 1990?1999 döneminde bir alt kümede yer alan bu ülkeler2000?2005 döneminde gelismis ülkeler kümesinde yer almıslardır.1980?1989, 1990?1999 ve 2000?2005 dönemleri için üst düzey doğrudanyabancı yatırım yapısına sahip küme istikrarlı olup ABD ve gelismis Batı Avrupaülkelerinden olusmaktadır. Düsük ve alt-orta doğrudan yabancı yatırım yapısına sahipülkelere bakıldığında, değiskenlerin çoğunun bu iki kümeyi birbirinden ayırmaktazorlandığı görülmüstür. Bu gruptaki ülkeler genel olarak az gelismis Afrikaülkelerinden olusmaktadır. Alt-orta grubuna 2000?2005 döneminde Beyaz Rusya,Bosna, Tacikistan, Ukrayna ve Kazakistan gibi ülkelerin de katılmıs olması nedeniylebu grubun kararlı olmadığı gözlenmistir. Benzer sekilde düsük doğrudan yabancıyatırım yapısına sahip olan küme de kararlı değildir. Ancak alt-orta yabancı yatırımyapısına sahip guruba göre daha kararlı oluğu söylenebilir.Çalısmada tüm periyotlar için; kisi basına GSMH, gelismislik sınıflaması,ülkenin yükselen piyasa olup olmaması, OECD üyeliği, 1000 kisiye düsen sabit hatlıve mobil telefon sayısı, küme ayrısmasında en etkili olan değiskenler olarak ortayaçıkmıstır.Anahtar Kelimeler: Doğrudan Yabancı Yatırım, Yatırım Kalkınma Asamaları,Kümeleme Analizi, Çok Değiskenli Varyans Analizi, Ayırma Analizi.

Diskriminant analiziDoğrudan yabancı sermaye yatırımlarıKalkınma+4
Ercan Yaşar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite paradigmasında değişim: Dünya üniversitesi DPÜ örneği

Geleceğin şekillenmesinde önemli bir yere sahip olan üniversiteler bu rollerini yerine getirebilmek amacıyla küreselleşen dünyada değişimin öncü kuruluşları haline gelmeye başlamıştır. Üniversiteler, geleceği hedef alan, bilgi odaklı, toplumsal sorumlulukları olan ve hayat boyu eğitimin gerçekleştirildiği kurumlar olmaya başlamışlardır. Küreselleşme ile üniversiteler değişen paradigmalara adapte olmaya ve değişimleri bünyelerinde barındırmaya başlamışlardır.Bu çalışmada üniversitelerin gelişen dünyada dünya üniversitesi olmaları için nelere sahip olmaları gerektiği ve bunlara ne kadar ayak uydurabildikleri incelenmiştir. Dumlupınar üniversitesinde gerçekleştirilen uygulama ile Dumlupınar Üniversitesinin dünya üniversitesi olma yolundaki çabaları incelenmiştir. Uygulama bölümünde üniversitenin bugünü ve geleceği hakkında ilgili kişilerden bilgiler alınmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden mülakat tekniği kullanılmıştır. İlk bölümde üniversiteyi ilgilendiren kavramlar açıklanmış, ikinci bölümünde ise dünya üniversitesinin sahip olması gereken kavramlar incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise bu olguların hepsi değerlendirilip Dumlupınar Üniversitesine indirgenmiş ve Dumlupınar Üniversitesi hakkında çıkarımlarda bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Dünya Üniversitesi, Bilgi, Yükseköğrenim.

Dumlupınar ÜniversitesiDünya üniversitesiGelişme+3
Akın Harman
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Gelir dağılımının iyileştirilmesinde mikrokredilere kaynak oluşturabilecek finansal araçlar

Bilgi ve teknolojideki ilerlemeler ile birlikte enformasyon iletimindeki artış dünya gelir düzeyinde artış kaydedilmesini olanaklı kılmış ve geneli itibari ile refah seviyesine katkıda bulunmuştur. Ancak toplam gelirde elde edilen artış adaletli bir dağıtımın sağlanamaması nedeni ile zengin ? yoksul ayrımında gittikçe derinleşen bir uçurumun oluşmasına da engel olamamıştır.Bu çalışma, özünde dünya refah seviyesindeki artışın devamlılığını gelir dağılımındaki adaletsizliği azaltarak sağlama olanağını konu edinmektedir. Bu sebeple yoksul kesimler için geliştirilen mikrokredilerin sermaye piyasalarının bir konusu haline getirilebilineceği düşünülmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde konu ile ilgili genel tanım ve kavramlara yer verilmektedir. İkinci bölümde mikrofinansman sektörünün gelişimine zemin hazırlayan etkenlere değinilmektedir. Son kısımda ise mikrofinans sektöründe finansman temininde finansal araçlardan yararlanılmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Gelir, Gelir Dağılımı, Gelir Eşitsizliği, Yoksulluk, Kalkınma, Büyüme, Mikrokredi, Mikrofinans, Yatırım, Refah

BüyümeBüyüme kaynaklarıBüyüme politikaları+10
Orhan Yaz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Cumhuriyet Dönemindeki hâkim sermayenin oluşumunda Türkiye İş Bankası'nın rolü: 1924–1938

Bu çalışmada Đş Bankası ve iştirakleri, kökeni Veblen'in iş dünyası ve endüstri ayrımına dayanan güç olarak sermaye teorisi çerçevesinde analiz edilmiştir. Bankanın 1924-1938 dönemindeki söz konusu faaliyetleri sanayileşme, kalkınma ya da sermaye birikimi kavramlarıyla sıkça değerlendirilmiştir. Ancak Đş Bankası bugüne kadar sermayeyi güç olarak kabul eden bir teorik çerçevede analiz edilmemiştir. Bu açıdan Đş Bankası'nın faaliyetlerini açıklayabilmek için iş dünyasının kapitalizasyon, sabotaj ve farklılaşmış birikim kavramları kullanılmıştır. Buna göre bankanın amacının sanayileşme, kalkınma ya da sermeye birikimi değil, yalnızca finansal değer artışları olduğu saptanmıştır. Đster iştirakler olsun, ister her tür bankacılık faaliyetinde, bankanın kullandığı temel algoritma kapitalizasyondur. Kapitalizasyonu mümkün kılan ise sabotaja dayalı olarak işleyen farklılaşmış birikim mekanizmasıdır. Cumhuriyetin kurumları hatta Osmanlı'da yaşanan dönüşüm, bu algoritmanın işleyişine dayalı olarak şekillenmiştir. Bunun da ötesinde bu çalışmanın konusu olan Đş Bankası, sürecin gelişiminde kilit bir rol üstlenmiştir. Bu rol, kapitalizasyon sürecindeki merkezi konumundan kaynaklandığı için, hâkim sermayenin oluşumunda ve tüm toplumsal yapının inşasında bankayla özdeşleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sanayileşme, Kalkınma, Đş Dünyası, Güç Olarak Sermaye Kapitalizasyon, Sabotaj, Farklılaşmış Birikim, Hâkim Sermaye.

BankalarEkonomik kalkınmaEndüstrileşme+5
Özgür Çetiner
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'nde ve Türkiye'de sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir bankacılık uygulamaları

ÖZET AVRUPA BİRLİĞİ'NDE VE TÜRKİYE'DE SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BANKACILIK UYGULAMALARI KILIÇ, Zehra Yüksek Lisans Tezi, İktisat Ana Bilim Dalı Tez Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Ayşen ALTUN ADA Temmuz, 2014, 130 sayfa Sürdürülebilir kalkınma, gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini tehlikeye atmadan, bugünkü neslin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini ifade eder. Bu kavramın temelinde insan yatar. İnsan ile doğa arasında denge kurarak doğal kaynakları bilinçli kullanmayı ifade eder. Sürdürülebilir kalkınma sürecinde başta devletler olmak üzere, şirketlere, sivil toplum örgütlerine ve tüketicilere önemli görevler düşmektedir. Ancak, bankacılık sektöründe çevresel ve sosyal konulara ilişkin farkındalık, diğer sektörlere kıyasla daha geç gelişme göstermiştir. 1990'lı yıllardan sonra sürdürülebilir kalkınma kavramı finansal kuruluşların faaliyetlerinin arasına dahil olmuştur. Sürdürülebilir bankacılık, bankaların finansal ürün ve hizmetlerinin sürdürülebilir kalkınmayı destekleyecek şekilde dizayn edilmesine denir. Sürdürülebilir bankacılık anlayışının günümüzde özellikle de Avrupa Birliği ülkelerinde çok sayıda finansal kuruluşlar tarafından benimsendiği görülmektedir. Türkiye'de ise sürdürülebilir bankacılık anlayışının gelişmesine engel olan nedenler; yasal düzenlemelerin yetersizliği, sürdürülebilir kalkınma politikalarının istikrarsızlığı, siyasal yapının sürekli değişmesi, finansal kuruluşların sürdürülebilir finansa ilişkin bilgi yetersizliği ve toplumun sürdürülebilir kalkınma konusundaki bilinçsiz oluşu olarak dikkat çekmektedir. Çalışmada, Türkiye'de ve Avrupa Birliği'nde faaliyet gösteren bankaların sürdürülebilir kalkınmaya katkıları, sürdürülebilir kalkınmaya destek vermek için hangi yöntemleri kullandıkları ve hedeflerine ulaşabilme konusundaki başarıları incelenmiştir. Bu doğrultuda, sürdürülebilir kalkınma kavramı ve geçmişten günümüze geçirdiği evreleri araştırılıp, Türkiye ve Avrupa Birliği'ndeki bankaların sürdürülebilir kalkınmaya katkıları ortaya konulmuştur. Çalışmanın sonucunda Türkiye'deki bankaların Avrupa Birliği'ndeki bankalara kıyasla sürdürülebilir bankacılık konusunda rakamlarla geride olduğu görülmüştür. Ancak son yıllarda müşterilerin ve bankaların etik bilincinin artmasıyla bankacılık sektörünün sürdürülebilir kalkınmaya katkılarının arttığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Kalkınma, Bankacılıkta Sürdürülebilirlik, Avrupa Birliği, Türkiye

Avrupa BirliğiBankacılıkBankalar+6
Zehra Kılıç
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Mesleki ortaöğretimde yaygınlık ve kalkınma ilişkisi: Türkiye uygulaması

Küreselleşme süreciyle birlikte dünyada, ekonomik, sosyal ve kültürel alanda birçok değişiklikler yaşanmış ve teknolojideki hızlı değişim sonucu nitelikli işgücüne olan talep artırmıştır. Ülkelerin kalkınmasında büyük rol oynayan nitelikli işgücünün yetiştirilmesi ise eğitim, özellikle de mesleki eğitime bağlıdır. Bundan dolayı Türkiye'de mesleki eğitimin yeni baştan değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, 1975-2011 dönemi için Türkiye'de mesleki ortaöğretim ile kalkınma düzeyi arasındaki ilişkiyi tespit etmektir. Araştırmada bağımlı değişken olarak GSYİH, bağımsız değişken olarak ise ilköğretim, genel ortaöğretim, mesleki ortaöğretim, yükseköğretim öğrenci sayıları ve eğitim harcamalarını temsilen bütçeden Milli Eğitim Bakanlığına ayrılan pay alınmıştır. Çalışmada Türkiye'de mesleki eğitim ile ekonomik büyüme arasında pozitif yönlü bir ilişki olup olmadığı Granger nedensellik testi ve regresyon analizi yardımıyla araştırılmıştır. Ekonometrik analizlere göre, mesleki ortaöğretim, GSYİH'nın nedeni çıkmıştır. Dolayısıyla mesleki ortaöğretimin Türkiye'nin gelişmişlik düzeyine katkı sağladığı belirlenmiştir. Yapılan çalışmanın ampirik sonuçları, öğrenci sayılarından hareketle eğitime yapılan yatırımların uzun dönemde ülkenin gelişmişlik düzeyi ile ilişkisinin olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca çalışmanın içeriğine yönelik olarak regresyon analizinden elde edilen verilere göre mesleki ortaöğretimde meydana gelen % 1'lik artış GSYİH'yı yaklaşık % 0.528729 oranında arttırdığı tespit edilmiştir. Yapılan ekonometrik analiz sonucu, Türkiye'de mesleki ortaöğretim ile ekonomik büyüme arasında pozitif yönlü bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Eğitim, Beşeri Sermaye, Mesleki Eğitim, İktisadi Kalkınma

Beşeri sermayeEkonomik etkiEkonomik kalkınma+5
Adnan Çalışkan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya`nın bölgesel kalkınmasında madencilik sektörünün stratejik önemi

ÖZET Küreselleşme sürecinde, ülkelerin kendi varlıklarını devam ettirebilmeleri ve söz sahibi olabilmeleri için mutlaka güçlü olmaları gerekmektedir. Dünya üzerinde, siyasi, sosyo-ekonomik, hukuki ve teknolojik yönlerden güçlü olan ülkeler ve bölgeler daima söz sahibi olacak ve kendi benliklerini muhafaza edeceklerdir. Bu gücü yakalamak, ülke ve bölgelerin belirtilen alanlarda topyekün kalkınmış olmalarına bağlıdır. Bu çalışmada, Kütahya İlinin, bölgesinde, diğer illere nazaran güçlü bir il olması amacıyla madencilik sektörünün nasıl daha etkin kullanılması gerektiği araştırılmıştır. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, kalkınma, bölgesel kalkınma ve doğal kaynaklar kavramları teorik olarak incelenmiştir. Kalkınma politikaları ve bölgesel kalkınma politikaları belirtilerek, doğal kaynaklar yoluyla kalkınmanın gerçekleştirilebilmesi için gerekli stratejiler incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, madencilik sektörünün genel analizi yapılmış; madenciliğin tarihçesi incelenerek, madenlerin ekonomik ve teknik özellikleri belirtilmiştir. Ayrıca Kütahya ili bölgesel jeolojisi ve maden haritası kapsamında, ilin maden potansiyeliyle birlikte madencilik sektörünün Kütahya'daki gelişim potansiyeli analiz edilmiştir. Bu analize bağlı olarak ilin sosyo-ekonomik yapısı da incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, madencilik sektörünün hem Türkiye genelinde hem de Kütahya'da karşılaştığı sorunlar ve çözüm önerileri belirtilmiştir. Ayrıca FÜTZ analizi yardımıyla madenlerin Kütahya'nın kalkınmasında alacağı stratejik rol belirlenmeye çalışılarak, Kütahya'da madencilik sektörünün geleceğine yönelik stratejiler oluşturulmuştur.

Bölgesel kalkınmaKalkınmaKütahya+2
Mehmet Yunus Çelik
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
DoctorateOpen AccessTR

Kalkınma iktisadına oyun teorik yaklaşım: Fakirlik tuzakları üzerine üç makale

Fakirlik tuzakları, bir ekonominin ısrarlı bir şekilde az gelişmişlik kısır döngüsüne yakalandığı, kendi kendini sürdüren mekanizmalardır. Koordinasyon başarısızlığı modelinde ekonominin potansiyel üstün dengesine göre daha düşük bir dengeye yapışması olarak modellenir. Bu mekanizmalarla kalkınmanın farklı bir resmi ortaya çıkar. Buna göre büyüme otomatik değil, başlangıçtaki küçük farklılıklar zamanla büyür ve çoğalır. Yani ülkelerin birbirine yakınsaması imkânsız hale gelir, fakir daha fakirleşerek, zengin daha da zenginleşir. Dolayısıyla, refaha giden yolun ilk adımı, fakirlik tuzaklarının neler olduğunu teşhis etmek ve bunlardan kurtulma yöntemlerini bulmaktır. Bu tez çalışması fakirlik tuzakları üzerine üç makaleden oluşur. Birinci makale ile fakirlik tuzaklarını yapısal, davranışsal ve kurumsal olmak üzere üç grupta toplayarak ve çeşitli ülkelerden örnekler vererek, oyun teorik yapılar ve modeller içinde analiz etmeyi amaçlamaktayız. İkinci makalede, kurumsal bir fakirlik tuzağı olan politik klientelizmi koordinasyon oyunu olarak modelleyerek, bireylerin nasıl klientelizm dengesine tutunduğunu göstereceğiz. Daha sonra ise evrimsel oyun teorisiyle, toplumda tekrarlanarak oynanan bu koordinasyon oyununun sonucunda, toplumun klientelizme doğru nasıl evrildiğini göstereceğiz. Üçüncü makalede ise başka bir kurumsal fakirlik tuzağı olan taşeronluk ilişkilerini, işçi ile işveren arasında oynanan bir koordinasyon oyunu olarak modelleyerek, ajanların nasıl taşeronluk ilişkilerine tutunduğunu göstereceğiz. Sonrasında ise evrimsel oyun teorisiyle, emek piyasasının taşeron ilişkilerine doğru nasıl evrildiğini göstereceğiz. Her iki makalenin sonuçları kurumsal fakirlik tuzakları olan politik klientelizmin ve taşeronluk sisteminin çekim bölgesinde olan bir ekonominin bu tuzaklardan kurtulması için yapılabilecek olan stratejik hareketleri analiz etmek açısından önemlidir. Böylece kalkınma iktisadında, oyun teorisi yaklaşımını kullanarak temel politikalar ve öneriler geliştirilebilir.

EkonomiEkonomi politikalarıEkonomik kalkınma+5
Ü. Oya Cesur Demir
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessEN

Implementation of neuro linguistic programming NLP into personal and professional development programs of English language teachers

In the field of teaching, the importance of change and/or development İs undeniable. At any stage of teacher development, it is essential to take a more humanistic point of view; that is to take into account the "whole teacher", which covers the teacher's personal and professional life: his/her beliefs, values, emotional states, interpersonal world as well as knowledge, skills, and roles in the society. Hence, within the close relationship of personal and professional life, uncovering one's constructs in accordance is of utmost importance to achieve change and/or development. In this respect, Neuro Linguistic Programming (NLP) seemed to be promising to contribute to the personal and professional development of teachers. NLP with its underlying techniques and principles tries to explain how a person structures his/her thoughts, and how this affects his/her behavior. Applying NLP techniques enables the teacher to control mental, emotional and physical resources so that a person can reach his/her potentials. Drawing on the argument above, this qualitative study aimed to design a new teacher development program to support both personal and professional development of EFL teachers, implementing NLP techniques. This study also aimed to investigate the effects of NLP techniques on the personal and professional development of EFL teachers and to see whether NLP techniques enable teachers to develop a system to support for themselves to cope with problems related to their not only professional but also personal life. This qualitative study included six non-native, experienced EFL teachers from various Turkish state schools who participated in the NLP-TD program for over threemonths (12 sessions). In order to see the impact of the NLP-TD program, Repertory Grids, follow-up interviews, questionnaires and reflection sheets were employed in the study. Repertory Grids and follow-up interviews were administered at the beginning and end of the study to observe the changes in the structure and content of the participant teachers' personal theories regarding the personal and professional features of an effective teacher. We also searched into the nature of participant teachers' construction of "self ' as teacher and "ideal" teacher in relation to those features. With the help of the questionnaires and reflection sheets, participant teachers' reactions regarding their experiences of the NLP-TD program were obtained to illuminate teacher educators and INSET providers for future implementations of the NLP-TD program. Preliminary data indicated that the current teacher development opportunities in Turkey are very limited and fall short of meeting the needs and interests of experienced EFL teachers. Accordingly, these teachers claimed to be left on their own in regards to their development. Findings of this study maintain overwhelming positive responses to the effectiveness of the NLP-TD program. This program helped participant teachers to support themselves discovering their subjective world within their personal and/or professional life. Findings especially note that the NLP-TD program was different from other INSET programs as to its emphasizing and connecting both personal and professional theories. As regards to the Repertory Grid, findings suggest that participant teachers' personal theories displayed significant change both in content and structure at the end of the study. In conclusion, the NLP-TD program may be an important example for a successful INSET program that supports life-long learning of EFL teachers through school-university collaboration. KEY WORDS Teacher Development Personal Development Professional Development Neuro Linguistic Programming (NLP) Repertory Grid Technique INSET Constructivism

EducationDevelopmentIn service training+6
Emine Çakır Sürmeli
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
DoctorateOpen AccessEN

An Ownership approach to teacher development: A constructivist view

The purpose of this action research study is twofold: i) to develop in the teachers a heightened understanding of themselves as teachers and their own situations so as to find solutions to the problems that they identify; ii) ii) to develop in the researcher an understanding of how to design and conduct teacher development courses by engaging in the same process as teachers. To achieve the above mentioned aims, it focuses on the following exploratory research questions: i) Does involvement in an action research cycle help teachers become aware of their own strengths and weaknesses as EFL teachers?; ii) What are the factors (regarding the approach employed and the environment created by the teacher development unit) that affect teacher development?; iii) What is the structure and content of the teachers' personal theories regarding the features that lead to teacher development?; iv) Do changes occur in the content of the teachers' personal theories regarding the features that lead to teacher development?; v) Do changes occur in the structure of the teachers' personal theories regarding the features that lead to teacher development?; vi) What is the nature of the teachers' construction of self and ideal self as teacher in relation to different types of teachers they know?VI The data of the study were collected through Repertory grids, Interviews, Diaries, and Questionnaires. Repertory grid data obtained from the teachers were subjected to FOCUS and Exchange grid analyses using the Rep Grid 2 computer programme. Reflections done in Interviews, diaries, and questionnaires were subjected to content analysis. The conclusions drawn from the study were as follows: i) an action research study helps teachers become aware of their strengths and weaknesses as teachers; ii) teachers learn best through personal experience, problem-solving, and discussion rather being told what to do and how to do it; iii) work-shop-oriented approach adopted in teacher development activities contribute to the up-take of the new information as it creates an open and cooperative environment for learning; iv) teachers gain new perspectives on practice by being involved in writing tasks (e.g., diary keeping, project writing); v) skills of Cooperative Development lay in the teachers the grounds to go through the cycles of action research easily; vi) personal theories are idiosyncratic and they are hierarchically and thematically organised; vii) teachers go through a change process within which they elaborate and/or clarify their existing constructs in light of the new experiences they are involved in; viii) teachers' content of personal theories change only a small degree with regards to the new meanings they attach to the already existing labels; ix) teachers' structure of personal theories change significantly in light of the new experiences they gain. Key Words; Teacher Development, Problem-Solving Approach to Learning, Action Research, Change, Repertory Grid Technique

DevelopmentAuthorityProblem solving+1
Hülya Yumru
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2000
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı nitelikteki sulama sularının ve yıkama oranlarının pamuk bitkisinin değişik gelişme dönemlerindeki etkilerinin irdelenmesi

Bu çalışma, elektriksel iletkenlikleri farklı sularla yapılan sulamaların pamuğun su-tuz- yıkama oranı- verim ilişkileri ile kuru madde miktarlarına bağlı olarak tuza dayanım düzeyini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Deneme 1997 ve 1998 pamuk yetişme döneminde Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Deneme Alanında yürütülmüştür. Araştırmada, çizgi kaynaklı yağmurlama sistemi kullanılmış; bitkilere sulama sırasında farklı düzeylerde su ve tuz uygulanmıştır. Pamuk üç gelişme dönemine (vejetatif, çiçeklenme ve koza oluşumu, kozaların açılması) ayrılmış, her dönemde farklı düzeyde sulama suyu verilmiş ve değişik yıkama oranlarının oluşması sağlanmıştır. Araştırmada, 7 ana konuda ilk yıl 28, ikinci yıl 21 alt konu ele alınmıştır. Sonuçta, farklı nitelikteki sulama suları dikkate alınarak yapılan sulamaların pamuk kuru madde ve kütlü miktarlarına etki ettiği; özellikle gelişme dönemlerinin su ve tuz düzeylerinden daha fazla etkilendiği saptanmıştır. Sulama suyu tuzluluğu arttıkça bitki su tüketimi ve kütlü miktarları azalmıştır. Sulama uygulamalarında artan tuzluluk düzeyleri toprakta tuz birikimine neden olmuş ancak hem yıkamalar hem de kış yağışlarının etkisiyle tuzluluk düzeyleri azalmıştır. Yıkama oranlarının yüksek olduğu konularda topraktan arındırılan tuz miktarlarının azaldığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Tuzluluk, Sulama suyu, Drenaj suyu, Pamuk, Yıkama Oranı

Drenaj suyuGelişmePamuk+2
Berkant Ödemiş
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2001
00

Related subjects