Vitamin D

335 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Periton diyalizi yapan kronik böbrek yetmezliği hastalarında vitamin D ile immün sistem arasındaki ilişki

Vitamin D `nin kemik metabolizması üzerindeki klasik rolü dışında birçok biyolojik fonksiyonun olduğu oldukça iyi bilinen bir durumdur. Bu çalışmanın amacı vitamin D eksikliği olan peritoneal diyaliz hastalarına kolekalsiferol desteği yapılmasının, pro-inflamatuvar sitokin IFN-? ve anti-inflamatuvar sitokinler IL-4, IL-10 ve pentraxin-3 ve serum total lökositlerin yüzdesinde, granülositler, lenfositler ve periferal kan mononükleer hücre alt gruplarında (CD3, CD4, CD8, CD45) ve CD4/CD8 oranında herhangi bir değişikliğe sebep olup olmadığını bulmaktır. Biz 31 sürekli ayaktan periton diyaliz hastalarının (15 erkek, 16 kadın, yaş ortalaması 48,6±14,8 yıl ) vitamin D durumu (serum 25-hidroksivitamin D3 [25(OH)D3)]) ve spesifik plazma sitokin konsantrasyonları (interferon-gamma [IFN-?], interleukin [IL]-4, ve IL-10), pentraxin-3, CD3, CD4, CD8 ve CD45 seviyesi için açlık kan örnekleri alarak analiz ettik. 25(OH)D3?ün bazal ortalama seviyesi 6,1±2,1 ng/dL ve kolekalsiferol desteğinin ardından 25(OH)D3?ün ortalama seviyesi 39,7±10,9 ng/dL (p<0,05). Hastalarımızın 24 tanesi (%77,4) paratiroid hormonu kontrol altında tutmak için alfacalsiferol almaktaydı. Alfa-kalsiferol alan ve almayan hastaların kolekalsiferol desteği öncesi ya da sonrası süreçlerinde hastaların CD4, CD8, CD4/CD8 oranı ve CD45, serum IL-4, IL-10, interferon-?, pentaxin-3 seviyelerinde bir farklılık olmadı (p>0,05). Vitamin D desteğinin ardından CD3, CD4, CD8, CD4/CD8 oranında ve CD45, serum IL-4, IL-10 ve pentraxin-3 seviyelerinde bir değişiklik olmadı ancak beyaz kan hücre sayısında, IFN-? seviyelerinde anlamlı bir düşüş oldu (p < 0.05). Sonuçlar: Bizim çalışmamızda kolekalsiferol desteği sonucunda proinflamatuvar sitokin IFN-? seviyesinde düşüş olurken kolekalsiferol tedavisi antiinflamatuvar sitokin IL-4 ve IL-10 serum seviyelerinde artışa neden olamamıştır. Görülmektedir ki, birçok sitokin üretimini aynı anda stimule eden bir uyaran olduğu halde, her bir sitokinin vitamin D?nin farklı şekillerde etkileyebileceği başka yollardan da türeyebileceği söylenebilir.

Böbrek yetmezliği-kronikDiyalizPentraksin 3+6
İbrahim Orman
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik obstruktif akciğer hastalığı olan hastalarda senesans ve hastalık şiddeti ile karotis damar değişiklikleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Senesans, kişinin homeostaz dengesinin progresif olarak bozulması sonucu hastalık veya ölüm riskinin artması durumudur. Her hücre bölünmesinde genetik bilginin değişmeden korunmasını sağlayan telomerler yaşlanmayla kısalır ve bu kısalmayı yavaşlatan enzim telomerazdır. Bu çalışmada, KOAH'da hücresel yaşlanma ile ilişkili serum telomeraz aktivitesi, inflamasyon belirteçleri, cilt elastikiyeti ve karotis kominis arterin intima-media kalınlığı araştırılmış, normal yaşlanma sürecinden olan farklılıkların tartışılması amaçlanmıştır. Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları polikliniğinde takip edilen ve onam formu alınan 44 KOAH (60.4±7.51) ve kontrol grubu olarak 42 olgu (57.9±8.23) çalışmaya dahil edildi. Çalışma grubundaki tüm olgulara solunum fonksiyon testi yapılarak SGRQ, CAT ve mMRC anketleri uygulandı. LDL, HDL, TSH, trigliserit, telomeraz, Nrf2, sürfaktan protein-D, ve Vitamin D düzeyleri için açlık kan örnekleri alınarak, Doppler USG ile arteria carotis communis'ten intima-media kalınlığı ölçümü yapıldı, MPA-5 deri elastikiyetini ölçen prob ile deri elastikiyet düzeyi ölçüldü. KOAH ve kontrol grubunda sırasıyla ortalama Nrf2 (4,84 pg/mL ve 13,77 pg/mL), sürfaktan protein-D (1908,64 pg/mL ve 1577,72 pg/mL), telomeraz (25,39 pg/mL ve 34,13 pg/mL) ve Vitamin D (31,98 ng/mL ve 54,26 ng/mL) olup, gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (telomeraz için p=0,007; SP-D, Nrf2 ve Vitamin D için p<0.01). Karotis kommunis arterden ölçülen intima-media KOAH'ta daha kalın bulundu (p=0,02). İki grup arasında cilt elastikiyet düzeyi, serum LDL, HDL, trigliserit, TSH anlamlı fark gözlenmedi. Sonuç olarak, yaşlanma ile ilişkili çalışmada değerlendirilen endotipik ve fenotipik özelliklerin benzer yaş gruplarına göre KOAH'ta daha belirgin olduğu, enflamasyon ve yaşlanma süreci arasındaki kısır döngünün hastalık sürecini daha da olumsuz etkileyebileceği düşünüldü.

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifAteroskleroz+6
Dicle Akcan Kahvecioğlu
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Demir ve vitamin d düzeylerinin febril konvülziyon ile ilişkisi

Şentürk, M. Demir ve Vitamin D Düzeylerinin febril konvülziyon ile İlişkisi. DPU Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Tıpta Uzmanlık Tezi, Kütahya, 2018. Febril konvülziyonlar (FK) benign karakterde, ateşle birlikte görülen çocuklardaki en yaygın nöbet tipidir ve tüm çocukların % 2-5'inde görülür. FK etyopatogenezinde ateş, yaş ve genetik eğilimin önemli rolleri vardır. Pediatrik hastalarda en sık rastlanan nutrisyonel eksiklik olan demir (Fe) eksikliğinin bir çok nörolojik problemde etkin rol oynadığı bilinmektedir. İnsanlarda D vitamini eksikliğinin erken beyin gelişimi üzerine olan etkisi konusunda yeterli çalışma olmamakla birlikte, in vitro olarak D vitamininin beyin hücreleri üzerine nöroprotektif etkisi olduğu gösterilmiştir. Çalışmamızın amacı FK nedeniyle başvuran hastaların demir ve vitamin D düzeylerini retrospektif olarak inceleyip, FK ile aralarındaki bağlantının varlığını, FK etyopatagenezindeki yerlerini göstermektir. Çalışmanın hasta grubunu DPÜ Tıp Fakültesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği'ne Ocak 2015 – Aralık 2016 tarihleri arasında basit ve komplike FK tanıları ile başvuran 6 ay - 5 yaş arasındaki afebril konvülziyon, serebral palsi, mental retardasyon gibi nörolojik bozukluğu, kan elektrolit dengesizliği olmayan, antiepileptik ilaç kullanmayan ve santral sinir sistemi (SSS) enfeksiyonu olmayan 78 hasta oluştururken, kontrol grubunu aynı tarihler arasında aynı yaş grubunda FK haricinde ateşli hastalıklar nedeniyle takip edilen 118 hasta oluşturdu. Hastaların retrospektif olarak klinik, sosyo-demografik özellikleri ve labaratuar sonuçları hasta dosyalarından ve hastane otomasyon sisteminden bulunarak kaydedildi. Vitamin D seviyelerinin FK grubunda farklılık göstermediği, diğer taraftan demir eksikliği ve demir eksikliği anemisinin FK grubunda daha sık izlendiği görüldü. Konvülziyon riskini arttırması nedeniyle demir eksikliği anemisinin özellikle 6 ay - 5 yaş arası çocuklarda tedavi edilmesinin, febril hastalıkların nöbetle birlikte seyretmesini engelleyeceği düşünüldü. Anahtar kelimeler: Febril konvülziyon, Vitamin D, Demir Eksikliği

Anemi-demir eksikliğiDemirNöbetler-febril+2
Merve Şentürk
Kütahya Dumlupınar University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Keratokonus'un farklı evrelerindeki hastaların kornea endotelyal hücre değişiklikleri, serum D vitamin düzeyi ve serum eozinofil sayısı açısından karşılaştırılması

Çalışmamızda Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği'nde Ocak 2021-Aralık 2021 tarihleri arasında keratokonus tanısı ile takip edilen 80 hastanın dosya verileri ve topografi bulguları geriye dönük incelendi. Keratokonuslu hastalarda evrelere göre kornea endotel hücrelerinde yapısal ve kantitatif değişiklikleri ve serum D vitamin düzeyi ile serum eozinofil sayılarındaki değişiklikleri karşılaştırmayı amaçladık. Bu hastalardan daha önce herhangi bir nedenle kan vermiş ve sistemde serum D vitamin düzeyi ve serum eozinofil sayısı olan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmada hastaların otorefraktometreden elde edilen verileri, düzeltilmemiş ve düzeltilmiş görme keskinlik değerleri, Scheimpflug kamera ve Plasido disk teknolojisinin kombine edildiği Sirius topografi cihazı ile korneal topografik özellikleri, Nidek CEM 530 cihazı ile elde edilen speküler mikroskopi sonuçları kaydedildi. Speküler mikroskopi ölçümünden çalışmada değerlendirilen parametreler endotel hücre yoğunluğu (EHY), endotel ortalama hücre alanı (EOHA), varyasyon katsayısı (VK) ve altıgen hücre yüzdesi (AHY) olarak belirlendi. Hastalar Amsler Krumeich Sınıflamasına göre 4 evreye ayrıldı. Evre 4 hastalar, korneal opasitelerinden kaynaklı optimal bir speküler mikroskopi ve korneal topografi ölçümü alınamadığı için çalışma dışı bırakılmıştır. Çalışmaya dahil edilen hastaların ortalama yaşı 23 ± 4,15'dir (aralık 18-35 yıl). Çalışmaya toplam 47 (%58,7) erkek ve 33 (%41,3) kadın dahil edilmiştir. Keratokonus'un farklı evrelerinde gruplar arasında EHY (p=0,144), ortalama hücre alanı (p=0,594), VK (p=0,199) ve AHY (p=0,195) açısından istatistiksel anlamlı bir fark saptanmadı. Keratokonuslu hastalarda evre ilerledikçe EHY'de azalma, VK'de artma ve AHY'de azalma saptanmasına rağmen bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı saptanmadı. AHY hafif-orta keratokonus (evre 1 ve evre 2) grubunda (n=60) şiddetli keratokonus (evre 3) grubuna (n=20) göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük saptandı (p=0,048). Serum vitamin D düzeyinde evre ilerledikçe düşüş saptanmasına rağmen serum D vitamini açısından evrelere göre istatistiksel anlamlı bir farklılık saptanmadı (p=0,486). Serum vitamin D düzeyinin dağılımı (eksik, yetersiz ve optimal) açısından eksiklik (≤10 ng/mL) en fazla evre 3'te saptanmasına rağmen serum vitamin D düzeyinin dağılımı açısından da evreler arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p=0,571). Serum eozinofil sayısı açısından keratokonus'un farklı evreleri arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p=0,535). Sonuç olarak speküler mikroskopi kullanılarak yapılan bu çalışmamızda keratokonus'un farklı evrelerinde kornea endotelinde yapısal ve kantitatif değişiklikler olduğu saptanmıştır. Ayrıca keratokonusta evre ilerledikçe serum D vitamin düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı olmasa dahi azalma saptadık; ancak serum D vitamin düzeyi ile keratokonus patofizyolojisi ve D vitamin takviyesinin keratokonus tedavisinde kullanılabilirliği açısından daha fazla hastanın olduğu daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Keratokonus, Vitamin D, Speküler Mikroskopi, Eozinofil

Endotelyal hücrelerEozinofillerKeratokonus+2
Mehmet Fatih Yıldırım
Gaziantep University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

All-trans retinoik asit ve 1,25-dihidroksi vitamin D3'ün SARS-COV-2 hedef ve aracı molekülleri üzerine etkilerinin incelenmesi

Şiddetli akut solunum sendromu koronavirüs tip 2 (SARS-CoV-2) yeni bir koronavirüs olup, şiddetli akut solunum yolu hastalığının (Covid-19) etkeni olan RNA virüsüdür. ACE2, TMPRSS2, TMPRSS11D ve CD147 SARS-CoV-2'nin aktivasyonu, enfeksiyonu ve iletimi için gerekli proteinlerdir. ACE2 reseptörleri akciğer, bağırsak, kalp ve böbrek gibi birçok dokuda bulunmaktadır. Endotel hücrelerinde de ACE2 reseptörü bulunmaktadır. SARS-CoV-2 enfeksiyonu sırasında hücrelerde başta ACE2 olmak üzere diğer aracı moleküller hastalığın seyrini belirleyebilirler. ATRA ve vD3 moleküler etkilerini hücre içinde bulunan reseptörler aracılığıyla gösteren, hücre çekirdeğinde transkripsiyonu düzenleyerek gen düzeyinde etki gösterebilen nükleer hormon reseptörleridir. Yaptığımız literatür taramasında ATRA ve vD3'ün SARS-CoV-2 enfeksiyon mekanizmasına aracılık eden molekül ekspresyonları ile ilgili bir çalışmaya rastlanmamıştır. Ayrıca, Covid-19 hastalığına sahip hastalara birçok klinikte tedavi olarak yüksek doz Vitamin D3 verilmektedir. Biz bu çalışmada nükleer hormon reseptör ligandları olarak ATRA ve vD3 uygulayacağımız endotel hücrelerinde SARS-CoV-2 ile ilişkili hücresel moleküllerin ekspresyonlarını analiz edeceğiz. Bu amaçla, endotel hücrelerinde hem ATRA hem de vD3 muamelesi sonucunda ACE2, TMPRSS2, TMPRSS11D, CD147, CD26, CYPA gibi hedef genlerinin ifade değişimleri, hücre proliferasyonu ve migrasyonu araştırılmıştır. Bu genler SARS-CoV-2'nin hedef hücreye giriş mekanizmasının aydınlatılmasında birer potansiyel hedef olabilir. Ayrıca hedef genlerin ifadelerindeki farklı sonuçların analizleri, endotel hücrelerin gen ifade seviyesi üzerindeki etkisine dair literatüre katkıda bulunacaktır. Bunun yanında ATRA endotel hücrelerinde migrasyonu ve hücre proliferasyonunu baskılamıştır. Aynı zamanda vD3 endotel hücrelerinde migrasyonu arttırmış ve hücre proliferasyonunu ya baskılamamış ya da etkilememiştir. Bu bakımdan bulgularımız endotel hücrelerinde SARS-CoV-2'nin mekanizmasının aydınlatılmasına katkı sunacak ve COVİD19 hastalığın tedavisinde literatüre katkı sağlayacaktır.

COVID 19Endotelyum-vaskülerSARS virüsü+2
Uğur Arslanyürekli
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklarda serum D vitamini, iskemi modifiye albumin ve oksidatif stres düzeylerinin vücut kitle indekslerine göre değerlendirilmesi

Bu çalışmada çocuklarda serum D vitamini, iskemiye modifiye albumin (IMA) ve oksidatif stres düzeylerinin vücut kitle indeksine göre değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Polikliniği'ne başvuran obezite ya da başka bir şikayet ile gelen, yapılan tetkik ve fizik muayenelerinde obezite saptanan ya da vücut kitle indeksi obezite kriterleri altında olan çocuklar dahil edilmiştir. Çalışma kapsamında toplam 120 çocuk değerlendirilmiş olup bunların 77'si (%64.2) kız, 43'ü (%35.8) ise erkekti. Çalışma sonucunda insülin, glukoz, HOMA IR, trigliserid, Total kolesterol, ALT ve AST düzeyindeki farklılığın normal kilolu çocuklar ile fazla kilolu, obez ve morbid obezler arasında olduğu, LDL'deki farklılığın morbid obez olanlar ile normal kilolu olanlar arasında olduğu, HDL'deki farklılığın ise obez olanlar ile normal kilolu ve fazla kilolu olanlar arasında olduğu görüldü. Aynı zamanda obez olanlar ile morbid obez olanlar arasında Trigliserid ve LDL düzeyleri açısından farklılık olduğu, obez olanlar trigliserid düzeyinin morbid obez olanlara göre anlamlı şekilde yüksek, LDL düzeyinin ise anlamlı şekilde düşük olduğu saptandı. Normal kilolularda TAS düzeyinin anlamlı şekilde yüksek olduğu, TOS düzeyindeki farklılığın ise Morbid obez olanlar ile normal, fazla kilolu olanlar arasında olduğu ve morbid obez olanlarda TOS düzeyinin anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. OSI ve ariltesteraz düzeylerinin de obez ve morbid obez olanlarda normal ve fazla kilolu olanlara kıyasla anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Çalışmamız sonucunda normal kilolu olanlarda IMA düzeyinin anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Morbid obez olanlarda ve obez olanlarda D vitamini düzeyinin fazla kilolu ve normal kilolu olanlara göre anlamlı şekilde düşük olduğu görüldü.

AntioksidanlarOksidanlarOksidatif stres+5
Simay Akhan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik böbrek hastalığında vitamin D düzeyi ile klinik ve laboratuvar parametreleri arasındakii ilişki

Kronik böbrek hasarı (KBH) üç aydan uzun süren glomerüler filtrasyon hızı (GFH)<60mL/dk ve/veya GFH bağımsız böbrek hasar belirteçlerinin bulunması ile tanımlanır. Vitamin D eksikliği hem toplumda hem de KBH hastalarında önemli bir problemdir. KBH'de artmış FGF-23 salınımı, yetersiz beslenme, idrarla vitamin D bağlayan protein atılımı,1-a hidroksilaz aktivitesinin baskılanması buna etki eden olası faktörlerdir. KBH'de evre ilerledikçe vitamin D eksikliği artmaktadır. Vitamin D'nin proteinüri, inflamasyon, insülin direnci, kardiyovasküler sistem üzerine etkilerini gösteren birçok çalışma vardır. Çalışmamıza kliniğimize gelen vitamin D bakılan KBH olan 160 hasta dahil edildi (82 erkek, 78 kadın). Retrospektif olarak hastaların verileri tarandı. Hastane veri tabanı üzerinden çalışmada kullanılmak üzere hastaların; yaş, cinsiyet, ek hastalık (diyabet, hipertansiyon vs.), GFH, vitamin D, kalsiyum, fosfor, parathormon düzeyi (PTH), Hba1c,C-reaktif protein(CRP), albümin, proteinüri miktarı ve diyalize girip girmediği bilgilerine ulaşıldı. Vitamin D düzeyi hastanede bakılan ilk değer olarak alınmış olup, replasman sonrası takipler düzenli olmadığı için çalışmaya alınamamıştır. Diğer laboratuvar parametreleri vitamin D düzeyinin alındığı tarihlerdeki değerlerdir. Çalışmamız sonucunda GFH'ye göre KBH evreleri ile vitamin D düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmamıştır (p=0.235). Yine primer hastalık ile vitamin D seviyeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0.447). Hastaların proteinüri miktarıyla D vitamini seviyesi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0,001). CRP seviyeleri ile D vitamini arasında, D vitamini ile PTH, kalsiyum fosfor, albümin düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (sırasıyla p=0,024 p= 0,020 p= 0,025 p=0,001). D vitamini ile diğer değişkenler arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmamıştır. Sonuç olarak çalışmamız kronik böbrek hastalığı ile vitamin D arasındaki ilişkinin önemini vurgulamakta, ancak bu konuda daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Kronik böbrek hastalığı, vitamin D3, proteinüri

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronikProteinüri+1
Mehmet Karaçalı
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obstrüktif meibomian bez disfonksiyonuna bağlı kronik blefaritli hastalarda serum D vitamini ve lipit profili düzeylerinin değerlendirilmesi

Çalışmamız prospektif kesitsel gözlemsel olup Nisan 2023-Ekim 2023 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz hastalıkları polikliniğine başvuran 18- 65 yaş arasındaki 35 OMBD tanılı hasta ile Göz hastalıkları polikliniğine rutin göz taraması amacıyla başvuran bilinen herhangi bir sistemik hastalığı bulunmayan 35 sağlıklı gönüllü olarak çalışmamıza dahil edildi. OMBD tanılı hastalar ile sağlıklı gönüller arasında serum D vitamini ve lipit profili düzeylerinin karşılaştrımasını amaçladık. Çalışmaya katılan tüm olguların detaylı oftalmolojik muayenesi yapıldı, oküler yüzey hasar indeksi (OSDİ) testi, gözyaşı kırılma zamanı ve schirmer testi yapıldı. Oküler yüzey (korneal ve konjonktival boyanma) boyanması Oxford şemasına göre değerlendirildi. Aynı zamanda Meiboimian gland disfonksiyonunu doğrudan gösteren Meibmain salgı kalitesi, kapak kenarındaki morfolojik değişklikler ve Meibomian salgının iletilebilirlik derecesi değerlendirildi. Tüm olgulardan serum D vitamini ve lipit profili [Trigliserid(TG), Total Kolesterol, yüksek dansiteli lipoprotein (HDL), düşük dansiteli lipoprotein(LDL)] düzeylerine bakıldı. OMBD grubundaki hastaların Lipit profili değerleri ortalama Trigliserid TG (168±118), Total kolesterol (183±49), Yüksek dansiteli lipopretein HDL (53±9), Düşük dansiteli lipoprotein LDL (123± 31) olarak saptandı. Sağlıklı kontrol grubundaki olguların Lipit profili değerleri ortalama Trigliserid TG (150±75), Total kolesterol (175±39), Yüksek dansiteli lipopretein HDL (52±8), Düşük dansiteli lipoprotein LDL(117± 28) olarak saptandı. Total kolesterol, HDL ve LDL değerleri açısından iki grup arasındaki fark anlamlı bulunmadı. Sadece Trigliserid(TG) değerleri açsısndan ise iki grup arasındaki fark anlamlı bulundu.(p=0.001). OMBD grubu ile sağlıklı kontrol grubu arasında serum D vitamini açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p=0.112). Serum D vitamini düzeylerinin dağılımı (eksik, yetersiz ve optimal) açısından da iki grup arasında anlamlı fark bulunmadı (p=0.273).

BlefaritGaziantepLipidler+2
Ramzı Saleem
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut lenfoblastik lösemili çocuklarda avasküler nekrozun vitamin D reseptör gen polimorfizmleriyle ilişkisi ve asemptomatik avasküler nekroz tanısındaki rolü

Amaç: Avasküler nekroz gelişiminin, akut lenfoblastik lösemili hastalarda tedavi boyunca oluşan önemli bir komplikasyon olduğu görülmüştür. Avasküler nekroz; lösemik sürecin kendisine ve kemoterapinin hücresel toksisite ve vasküler hasar oluşturmasına bağlı olarak gelişmektedir. Çalışmamızda, akut lenfoblastik lösemili hastalarda avasküler nekroz gelişiminin vitamin D reseptör gen polimorfizmleri ile ilişkisinin belirlenmesi; elde edilen sonuçlardan yeni tanı alan hastaların takip ve tedavi süresinde yararlanılabilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bezmi Alem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Çocuk Hematoloji-Onkoloji Bölümlerinde takipli akut lenfoblastik lösemi tanılı, tanı yaşları 0-18 yaş arasında olan 71 hasta çalışmaya dahil edildi. Alınan kanda; deoksiribo nukleik asit izolasyonu yapıldı ve vitamin D reseptör gen bölgeleri olan BsmI, ApaI ve TaqI polimorfizmleri polymerase chain reaction-Restriction fragment length polymorphism yöntemi ile çoğaltılarak değerlendirildi. Kalsiyum, fosfor, alkalen fosfataz, 25 Hidroksi Vitamin D, 1,25-Dihidroksi Vitamin D biyokimyasal parametreleri çalışıldı. Bulgular: 1. Akut lenfoblastik lösemi tanılı çocuk hastalarda avasküler nekroz gelişimi ile BsmI, ApaI, TaqI polimorfizmleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı ilişki bulunmamıştır (sırasıyla p=0.819, p=0.731, p=0.623). 2. Akut lenfoblastik lösemi tanılı çocuklarda akut lenfoblastik lösemi tanı yaşının daha büyük olmasının avasküler nekroz gelişimi ile istatistiksel olarak anlamlı ilişkisi olduğu gösterilmiştir (p<0.001). 3. Akut lenfoblastik lösemi tanılı çocuklarda avasküler nekroz gelişme oranı kızlarda erkeklere göre istatiksel açıdan anlamlı olarak fazla bulunmuştur (p<0.05). 4. Avasküler nekroz tanılı hastalarda en sık kalça eklemi, ikinci sıklıkta diz eklemi, üçüncü sıklıkta ise ayak bileği eklemi tulumu olduğu görülmüştür. 5. Avasküler nekroz varlığı ile ortalama kalsiyum, fosfor, alkalen fosfataz, 25 Hidroksi Vitamin D, 1,25-Dihidroksi Vitamin D değerleri arasında anlamlı ilişki gösterilememiştir. 6. Avasküler nekroz tanısı alan grupta semptomatik avasküler nekroz tanısı almayan gruba kıyasla ortalama fosfor değeri anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p=001). 7. Avasküler nekroz nedenli cerrahi uygulanan akut lenfoblastik lösemi hastaların hepsi kız hastaydı ve tamamında kalça eklem tutulumu mevcuttu. Sonuç: Çalışmamızda, akut lenfoblastik lösemi hastalarında bakılan vitamin D reseptör geninin BsmI, ApaI, TaqI polimorfizmleri ile avasküler nekroz gelişimi arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Ancak avasküler nekroz gelişiminde belirti göstermeyen lezyonların oranı yüksektir ve bu nedenle erken teşhis ve tedavi büyük öneme sahiptir. Akut lenfoblastik lösemi tedavisinde bireysel yaklaşım önemlidir, bu hastalarda özellikle farmakogenetik risk faktörlerinin kapsamlı çalışmalarda prospektif olarak araştırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

LösemiNekrozNeoplazmlar+3
Nurhan Aruçi Kasap
Bezmialem Vakıf University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

10-18 yaş arası vitamin d eksikliği olan hastaların 3 aylık vitamin D ve vitamin D + K tedavisi sonrası kan parametrelerinin retrospektif olarak karşılaştırılması

10-18 Yaş Arası Vitamin D Eksikliği Olan Hastaların 3 Aylık Vitamin D Ve Vitamin D + K Tedavisi Sonrası Kan Parametrelerinin Retrospektif Olarak Karşılaştırılması Giriş: D vitamini eksikliği, ülkemizde ve dünyada oldukça yaygın şekilde görülmektedir. Kemik ve iskelet sistemi sağlığında kilit rol oynayan bu vitaminin eksikliğinin önlenmesi amacıyla sıklıkla çocuk ve yetişkinlere D vitamini takviyesi yapılmaktadır. Bu takviyenin etkisinin arttırılması amacıyla, vitamin D'nin kemik metabolizmasına etkisini artırdığı düşünülen K vitamininin tedaviye eklenmesinin, D vitamini ve kemik metabolizması biyobelirteçlerindeki düzelmeye etkisi araştırılmak amaçlanmıştır. Çalışmamızda D vitamini eksikliği olan 10-18 yaş arası çocuklarda D+K vitamini tedavisinin yalnız D vitamini tedavisine üstünlüğü araştırılmıştır. Gereç ve Yöntemler: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerine başvuran, D vitamini eksikliği saptanan 77 pediatrik hastanın verileri çalışmaya dahil edilmiştir. Çocuklardan 39 tanesine yalnızca D vitamini (günlük 1000 mg kolekalsiferol oral) tedavisi 3 ay boyunca verilmiş, 38 tanesi ise 3 ay boyunca D+K (günlük 1000 mg kolekalsiferol oral + 200 mg menakinon oral) vitamini tedavisi almıştır. Çalışmaya katılan çocukların tedavi öncesi kan parametreleri alınmış, tedavi bitiminde de bu parametreler tekrar edilmiştir. Bulgular: İstatistiksel çalışmada (R v4.1.2 yazılım dilinde tidyr v1.1.4, dplyr v1.0.7, ggplot v2.3.3.5, tidyverse v1.3.1, fBasics v4021.92, rstatix v0.7.0 kütüphaneleri kullanılmıştır.) Yalnızca D vitamini tedavisi alan hastalar ile D+K vitamini tedavisi alan hasta grubunun serum D vitamini, kalsiyum, fosfor, alkalen fosfataz, parathormon, B12 vitamini, demir, total demir bağlama kapasitesi, lökosit, hemoglobin, hematokrit platelet, albümin ve osteokalsin düzeyleri incelenmiştir. İki grup arasında serum D vitamini düzeyi, serum kalsiyum düzeyi ve serum parathormon düzeyi ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. (sırasıyla p=0.029, p=0.007, p=0.036). D+K vitamini tedavisi alan grupta yalnızca D vitamini tedavisi alan gruba göre ortalama serum D vitamini düzeyi %19, serum Ca düzeyi %0.3 daha yüksek ölçülürken serum parathormon düzeyi %5.8 daha düşük görülmüştür. Kemik metabolizması biyobelirteçlerinden fosfor, alkalen fosfataz, osteokalsin düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşmamıştır. Sonuç: Çalışma sonucunda D vitaminiyle birlikte K vitamini kullanımının serum D vitamini düzeyini ve kemik metabolizması göstergelerini iyi yönde etkilediği görülmüştür. Klinik kullanıma girmeden önce geniş örnekleme sahip randomize kontrollü çalışmalar ve meta-analizlere ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: D vitamini, K vitamini, osteokalsin, parathormon, kalsiyum

KalsiyumOsteokalsinParatiroid hormon+4
Eser Tekin
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

1-2 yaş arası sağlıklı çocuklarda vitamin D düzeylerinin saptanması

Amaç: D vitamininin kalsiyum homeostazı ve kemik sağlığındaki önemi bilinmektedir. Bunun yanı sıra eksikliği ve yetersizliğinin yaygın maligniteler, kardiyovasküler hastalıklar, metabolik hastalıklar, enfeksiyöz ve otoimmun hastalıkların dâhil olduğu pek çok kronik hastalıklarla ilişkisi de bildirilmektedir. Ülkemizde çocuklarda serum D vitamin düzeyi saptanması ile ilgili bir çok çalışma bulunmakla birlikte 1-2 yaş grubunu kapsayan spesifik bir çalışma bulunmamaktadır. Çalışmanın amacı D vitamini eksikliği ve yetersizliğinin prevalansının belirlenmesi, 0-1 yaş arası çocuklara sağlanan D vitamini desteğinin 1 yaşdan sonra da devam edip etmeme gerekliliğinin saptanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 1 Mayıs 2022 – 1 Temmuz 2022 tarihleri arasında Bezmialem Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerine başvuran 1-2 yaş arası sağlıklı, bilinen kronik hastalığı olmayan, 97 kız ve 103 erkek toplam 200 çocuk alındı. Çocuklardan rutin tetkikler için alınan kanlardan serum 25 (OH) D, parathormon, alkalen fosfataz, kalsiyum ve fosfor düzeyleri çalışıldı. D vitamini düzeyi <11 ng/mL eksiklik, 11-20 ng/mL yetmezlik, >20 ng/mL normal olarak tanımlandı. Bulgular: Çocukların ortalama D vitamin düzeyinin 28.9 ± 13.2 ng/ml olduğu bulundu. En düşük D vitamin değerinin 9.1 ng/ml iken, en yüksek değerin ise 145 ng/ml olduğu saptandı. D vitamini eksikliği oranı %1,5, D vitamini yetersizliği oranı %19,5, D vitamini normal olma oranı %71,5, D vitamin düzeyleri yüksek olma oranı ise %2,5 olduğu görülmüştür. Yaş ile kalsiyum (r-0.265) ve fosfor (-0.460) düzeyleri arasında anlamlı negatif korelasyon gözlenmiştir (p < 0.05). Sonuç: Çalışmamızda 1-2 yaş arasında her 5 çocuktan birinde D vitamini yetersizliği saptanması vitamin D profilaksisinin 1 yaşından sonra da devam edilmesi gerekliliğine işaret etmektedir. Anahtar sözcükler: Vitamin D eksikliği, 1-2 yaş arası çocuklar, vitamin D profilaksisi

ProfilaksiVitamin DVitamin D eksikliği+1
Turkay Babayeva
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Obezite ile D vitamini reseptör geninin moleküler korelasyonunun incelenmesi

The present study aimed to predict the concentration of vitamin D and to examine the molecular association of the vitamin D receptor gene with obesity. Our study was carried out in private laboratories in Baghdad, Iraq, on a total of 100 subjects, 30 healthy people and 70 obesity patients, as the control group, between January 2022 and May 2022. Electrophoresis was used to detect a beam size of the result of PCR interaction on agarose gel, to detect DNA fragments after the extraction procedure or to detect results of PCR interaction when standard DNA was present. This was done so that the results could be compared with standard DNA. Current findings have shown that the concentration of vitamin D3 in the serum of obesity patients (25.17±4.04) ng/mL, and the concentration in the control sample (25.17±4.04) ng/mL. The results of the statistical analysis showed that there was a significant decrease in D3 concentration between that obesity and the control sample and below the probability level of P < 0.05. It was determined that 20 (29.6%) of 70 patient subjects had CC homozygous genotype, 22 (31.4%) had TC heterozygous genotype and 28 (40%) had TT Wiled genotype. In the control group of 30 people, 15 (50%) CC genotype, 6 (20%) TC genotype and 9 (30%) TT genotype were detected.

ElectrophoresisGenotypeCorrelation+2
Mohammed Dadoosh Nayyef Al-msarı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The prognostic value of interleukin 6 in patients with soft tissue sarcoma

This study was aimed to evaluate the prognostic values of IL-6 in patients with soft tissue sarcoma and some biochemical parameters in experimental tests. The results showed the female patients groups excel significantly in male patients with soft tissue sarcoma (STS) recorded 36 females with a percentage 60 % while the male recorded 24 with a percentage 40 %, also the female of control group recorded 42 female with percentage of 70 % while the male recorded 18 with the percentage of 30 %. Results revealed that the patients group significantly reduced the average age as compared to control group which recorded 42.30 years while in control group recorded 67.35 respectively. The tumor size of the patient's group was recorded 10,71 cm with a standard deviation 3.05. The results to important of RBC, HbA1c, GOT, GPT and CRP serum when compared to the control group. The correlation between ALP and STS showed that the patient group had significantly higher mean ALP in serum blood than the control group. The patient group recorded 136.40 U/L of ALP, whereas the control group recorded 68.05 U/L. The results showed that no significant correlation between total bilirubin, IL8 and hemoglobin, Vitamin D, WBC, platelet, and STS between the two tested groups.

PrognosisSarcomaVitamin D+2
Alı Sabrı Jebur Al-baloottı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik böbrek yetmezlikli ve normal şahıslarda verilen oral ve intravenöz D vitaminine paratiroid hormon cevabı

ÖZET Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Nefroloji Bilim Dalında izlenmekte olan hafif ve orta derecede kronik böbrek hastalığı olan 30 olguda ve 30 sağlıklı kişiden oluşan kontrol grubunda oral kalsiyum, vitamin D3'ün oral ve intravenöz formlarının paratiroid hormon üzerindeki etkileri kıyaslandı. 3.6 mmol oral kalsiyum verilen hasta ve kontrol gruplarında, 3.6 mmol oral kalsiyum ve 0.5 pıg intravenöz kalsitriol verilen hasta ve kontrol gruplarında, 3.6 mmol oral kalsiyum ve 0.5 pig oral kalsitriol verilen hasta ve kontrol gruplarında serum iyonize kalsiyum değerlerinde 180'inci dakikada bazal değere göre istatistiksel olarak anlamlı artış gözlendi. Ancak serum iyonize kalsiyum değerlerindeki artış yönünden hasta ve kontrol grupları arasında farklılık saptanamadı. Sadece kalsiyum verilen gruplar ile, kalsiyum yamsıra kalsitriol (oral veya intravenöz) verilen gruplar arasında serum iyonize kalsiyumunda artış yönünden anlamlı farklılık bulunamadı. 3.6 mmol oral kalsiyum verilen hasta ve kontrol gruplarında serum paratiroid hormon düzeylerinde 180'inci dakikada bazal değere göre sırası ile %46.32± 19.63, %56.61 ±91.90 azalma bulundu. Aradaki farklılık istatistiksel olarak anlamlı değildi. 3.6 mmol oral kalsiyum ve 0.5 fig intravenöz kalsitriol verilen hasta grubunda serum paratiroid hormon düzeylerinde 180'inci dakikada bazal değere göre %59.9±26.9, kontrol grubunda ise %63.27 ±26.59 baskılanma bulundu. 3.6 mmol kalsiyum ve 0.5 fig kalsitriol verilen hasta ve kontrol gruplarında ise sırası ile %44.42±26.81, %70.92± 19.97 baskılanma bulundu. Aradaki farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı değildi, serum paratiroid hormon düzeylerinde baskılanma yönünden oral kalsiyum, kalsitriol (oral veya intravenöz) verilen gruplar arasında da istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanamadı.

Böbrek yetmezliği-kronikKalsiyumParatiroid hormon+1
Hülya Taşkapan
Çukurova University
1996
00
Master'sOpen AccessEN

The relationship between nesfatin-1, vitamin D and oxidative stress in women with polycystic ovarian syndrome

This Study on the roles of total oxidant status (TOS), malondialdehyde (MDA), nesfatin-1, and vitamin D in women with polycystic ovarian syndrome involved 130 participants (PCOS). 80 women with a body mass index (BMI) of 27.54±1.74 kg/m2 were identified as having PCOS, while 50 healthy women with a BMI of 25±48 2.81 kg/m2 served as controls. The results indicated significant increase in the levels of TOS and MDA with a decrease in the levels of vitamin D and nesfatin-1 in PCOS women compared to control. Moreover, the blood glucose level was observed to be higher in PCOS compared to control. Testosterone and Luteinizing Hormone were increased also in PCOS women. On the other hand, Follicle Stimulating Hormone level was non- significantly different between PCOS women and control. Also, PCOS women have shown negative correlation between nesfatin-1 and BMI, and positive correlation between TOS and MDA.

MalondialdehydeNesfatin 1Oxidants+2
Murtadha Tareq Hasan Hasan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The study of role apelin, glucose, vitamin D and some biochemical parameters in children with KFD

At the current research we attempt to study the change in apelin, vitamin D, and arginase as principal biomarkers in children and teenagers with renal failure (RF) disease. Two groups of control were enrolled according to their age to get an optimum comparison strategy, leaving the effect of age (especially the changes that happen during puberty) out of the study. The results have shown non-significant change of apelin level between patients and control neither in children nor in teenagers. While serum vitamin D level was reduced in RF patients of both children and teenagers compared to the corresponded control, whereas the level of vitamin D was non-significantly differed between children and teenagers. Serum arginase level was increased significantly in RF patients of both children and teenagers compared to control, and the teenagers have shown significant higher levels of arginase compared to children with RF disease. Vitamin D was correlated negatively with arginase in children with RF disease. At last, vitamin D and arginase can be used to monitor the RF cases in children and young people to avoid the health consequences arises from the upregulation of these two parameters, while apelin was found to be unassociated with the pathophysiology of renal failure in children and teenagers.

ApelinBiochemical phenomenaKidney failure+2
Amanı Sabah Muttashar Al-nafaeı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the relationship between vitamin d and osteoporosis in patients individuals with gout

Low serum levels of 25-hydroxy vitamin D (Vit. D) and hyperuricemia (HU) may cause bone-related diseases such as osteoporosis. The relationship between Vit. D and osteoporosis among Iraqi patients with HU have not been reported so far, although HU and Vit. D deficiency is common. In this study, it is aimed to investigate the relationship between Vit. D with elevated serum uric acid (SUA) among patients in Salahaddin Province, Iraq. The data were collected from 120 participants attending laboratories in Tikrit Teaching Hospital in Iraq from October 2022 to February 2023. 60 hyperuricemic patients with SUA levels above the upper limit of the reference values as patients group and 60 individuals (volunteers) with average SUA values as controls were enrolled in the study. Traditional biomarkers such as fasting plasma calcium (Ca+2), C Reactive protein (CRP), and erythrocyte sedimentation rate (ESR) were measured and compared between the two groups. The studied parameters and parameter levels were analyzed according to gender. The mean age of the studied patients was 61.50± 9.2 years, while in the control group, it was 52.2 ± 6.4 years. The SUA levels of patients and control groups were 7.51 ± 0.93 mg/dl and 4.40 ± 0.98 mg/dL, respectively. Vit. D level is a mean of 20.39 ± 13.26 ng/mL in patients with elevated SUA and 36.22 ± 7.26 ng/mL (at normal levels) in the control, and therefore Vit. D deficiency was prevalent in patients with high SUA. Moreover, the HU patients had a lower level of Ca+2 with a mean of 8.49 ± 0.73 mg/dl and higher levels of CRP with a mean of 18.06 ± 9.44 mg/dl and ESR levels with a mean of 35.50 ± 13.98 mm/hr than those with normal SUA levels (Ca+2; 9.11 ± 0.384mg/dl, CRP; 2.36 ± 1.716mg/dl, and ESR; 9 ± 4mm/hr., respectively). Vit. D level was significant positively associated with Ca+2 (r= 0.434, p=0.001), and non-significantly inversely correlated with SUA (r=-0.042, p=0.753), CRP(r=-0.155, p=0.238), and ESR(r=-0.123, p=0.349). These data show that Vit. D and Ca+2 deficiencies are important risk factors for osteoporosis, and both are essential for bone health. Moreover, Vit. D and Ca+2 are very important for patients suffering from hyperuricemia. Osteoporosis can occur in both men and women, and there are differences significantly. However, female patients with low vitamin D and Ca2+ and high CRP values as well as high ESR values have a higher risk than male patients with HU or gout. The results of our current study confirm that female sex, older age, amount of SUA, elevated ESR and CRP, decreased Vit. D and Ca+2 levels are all correlated variables for assessing osteoporosis risk. These findings confirm the need for Vit. D and Ca+2 supplementation. To fully understand the mechanisms and clarify the association between Vit. D deficiency and hyperuricemia, it is also necessary to investigate how Vit. D supplementation affects uric acid and therefore whether this supplementation treatment can prevent osteoporosis.

GoutOsteoporosisVitamin D
Jamal Younıs Mustafa Albıro
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of the relationship between some antioxidant parameters and heavy metals concentrations in some Iraqi teenage patients with (PCOS)

The aim of the study is to study the change and effect of some hormones on Iraqi girls in adolescence and how they affect the ovaries, as well as the effect of some heavy metals such as lead and cadmium on the uterus and their effect on the ovaries. This study will include two groups, the first group consisted of 40 healthy people and the second group consisted of 80 patients with (PCOS). Age and FSH, LH had significant clinical significance for women with PCOS. So was the testosterone. estradiol. AMH and Catalase are statistical, but at lower levels. For cadmium and Pb, they were not statistically significant. There was no statistical significance or differences for women with PCOS. There is a need for more study in this matter. Keywords: PCOS, FSH, LH, Testosterone, Estradiol, AMH, Blood glucose test, Hemoglobin A1c, Vitamın D

Antimullerian hormoneAntioxidantsHeavy metals+7
Noor Ahmed Mohsın Atbınah
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Determination of erythropoietin and cystatinc and some biochemical parameters in patients with chronic renal failure

This study has been designed to research in the role of anemia associated chronic kidney disease (CKD), and the vitamins D and C. The study has included 80 subjects with CKD, 40 male and 40 female of different stages of the disease and controlled with 40 un-diseased subjects of match ages. The results have shown a significant increase in the level of urea, creatinine, cystatin C, and ferritin in CKD patients compared to control. Additionally, the levels of erythropoietin, transferrin, hemoglobin, vitamin D, and vitamin C were reduced significantly in CKD patients compared to control. In CKD patients, cystatin C was correlated proportionally with creatinine and inversely with vitamin C. Also, vitamin C was correlated inversely with urea in CKD patients. Erythropoietin level has shown proportional correlation with ferritin and inverse correlation with hemoglobin in CKD patients. Furthermore, receiver operating characteristic (ROC) curve has indicated that cystatin C has very excellent sensitivity in the diagnosis of CKD. Vitamin D and vitamin C were shown excellent sensitivities in the diagnosis of CKD, while erythropoietin was shown fair sensitivity. In conclusion, anemia is frequently associated with CKD.

ErythropoietinChronic painVitamin D
Aymen Abdulkadhım Nadhım Al Mohammed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of the role of preptin with vitamin D and parathyroid hormone in patients with renal failure

In our investigation, preptin levels were estimated in patients with complications of chronic renal disease, along with some biochemical indicators as vitamin D, calcium, blood urea, serum creatinine, and parathyroid hormone. The study included 40 healthy individuals as the control group and 60 patients with chronic renal disease, both of whom shared the same demographic characteristics. vitamin D levels are low on average compared to the control group, and they are significantly higher (P 0.002) in people with chronic renal disease. the mean of parathyroid hormone is above high compared with a control group and significant (P < 0.006) with chronic kidney disease, the mean of urea is high compared with a control group and it is significant (P < 0.004) with chronic kidney disease and creatinine mean is high compared with a control group and significant (P < 0.003) with chronic kidney disease, the mean of preptin was above the normal reference compared with a control group and it is significant (P < 0.007) with chronic kidney disease. Patients with chronic renal failure made up the experimental group in our study, which produced these results. Serum preptin concentrations correlated with blood urea r = 0.505, creatinine, r = 0.503, vitamin D r = - 0.452, and parathyroid hormone r = 0.322.

CalciumChronic kidney disease-mineral and bone disorderParathyroid hormone+1
Abdulrahman Hashım Mohammed Mohammed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The role of vitamin D hyperglycemia and hypoglycemia in women with heart disease

In this study, hyperactivity, low sugar, vitamin D levels, and some chemical factors in the blood were evaluated in women with heart disease and compared to control groups. Determine the function of vitamin D and the function of the fat file using women with heart disease and compare them to control groups. Study the links between vitamin D in the blood serum and other study standards in women with heart disease and control. In this study, 110 topics (55 women with blood sugar, the blood sugar level in 55 women) decreased when changing the disease effectiveness and monitoring the group that has forty good health. The results of the study indicated the importance of age in the development of diabetes and changes in the concentrations of vitamin D in women with heart disease. The levels and changes in blood sugar were in women who had more affected heart diseases. The levels of albumin and white blood cells have not changed in patients. Vitamin D levels have changed slightly and more studies can be conducted between vitamin D and heart disease. Fat levels are greatly affected by women who have heart disease, and vitamin D levels were greatly affected by the change in fat levels.

HyperglycemiaHypoglycemiaHeart diseases+1
Inas Ibrahım Waheed Al-azzawı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation the role of interleukin-17 and interleukin 37 in pathogenesis of type-2 diabetes

Diabetes is a serious non-communicable disease of two types of different pathophysiology. Since they cause a great impact on health, thus no effort is spared in investigating the risk factors of the disease. In this thesis was aimed to determine the correlations between diabetes and interleukins (17 and 37). 140 persons from Al-Jamhoury general hospital in Kirkuk in Iraq were randomly selected, were 70 of them had the disease and another 70 were free of the disease, 35 of each group were females and 35 of them were males, after ethical approval. Each blood samples were investigated for vitamin D level, blood urea level, serum creatinine, lipid profile test (cholesterol, triglycerides, high-density lipoprotein, and low-density lipoprotein) in addition to patients' glycemic status (fasting blood glucose and hemoglobin A1C) and interleukins 17 and 37. Results showed that interleukin 17 and 37 were found to be significantly higher in the patients' group and were correlated with fasting blood sugar and hemoglobin A1C with a negative correlation with both age and body mass index. It also determined the glycemic status to be negatively correlated with age, weight, vitamin D, blood urea, and dyslipidemia.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-type 2Lipids+3
Ahmed Mohammed Alı Alı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation and association of some biochemical parameters in patients with renal diseases in fallujah city in Iraq

Renal diseases are spread in the city of Fallujah in Al-Anbar Governorate-IRAQ, so it is important to study their effect on human health. This is significant as renal diseases raise the risk of heart attack and stroke, as well as kidney failure needing dialysis or transplantation.This study was aimed to determine the level of vitamin D, thyroid hormones, and some other parameters associated with chronic kidney disease and to know the extent of the effect of chronic kidney disease on their levels in patients with chronic renal disease in Fallujah, Iraq (Al-anbar governorate). Samples were collected at Fallujah General Hospital, in cooperation with the Department of Nephrology Consultation and the Laboratory Department. The samples of patients with chronic kidney disease were 60 (30 men and 30 women). The control group samples were taken from 50 healthy people (30 men and 20 women). Laboratory tests were carried out in the laboratories of Fallujah General Hospital. Results of age did not show between the patients group and and the control group any significant differences P-value( P>0.5). Blood urea and serum creatinine showed highly significant increase(P<0.05) in CKD patients compared to controls. uric acid result showed significant increase(P<0.05) between the patient group compaired to the control group. Albumin results showed significant decrease (P<0.05) in the patient group compared to control groups. T3 and T4 results showed significant decrease(P<0.05) in the patient group compared to control group.TSH results did not showed any significant differences(P>0.05) between the patient group compared to the control group. 25(OH) D results showed significant decrease(P<0.05) in the patient group compared to the control group.

Biochemical propertiesKidneyKidney diseases+5
Mohammed Dahham Mohammed Al-alwanı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment and association of some biochemical parameters in patients with liver cirrhosis in baghdad city

Cirrhosis of the liver is characterized by the pathological creation of regenerating clusters ringed by fibrous bands as a consequence of chronic liver injury, which results in portal congestion and end-stage fatty liver. Therefore to conduct a field study to find out the causes of liver cirrhosis and to find the most susceptible age range to the disease among women and men and to find the most accurate tests to diagnose the disease. The study included (100) samples (59) men and (49) women in the age range between 45-66 years old. Divided into two groups known as patient group and control group. The control group included 29 healthy men and 21 women. The patient men group divided into 15 suffered from hepatitis disease, 10 suffered from fatty liver, 5 were alcoholic hepatitis while the patient women group divided into 15 suffered from hepatitis disease, and 5 suffered from fatty liver. Some significant chemical tests were performed such as AST, ALT, Bilirubin, FBS, CHO, TG, HDL, LDL, D3, and B12. It can be concluded that there are significant differences for all chemical tests mentioned.

Liver function testsLiver diseasesLiver cirrhosis+3
Marwah Khudhur Mawla Ibadı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00

Related subjects