Intensive care units
375 theses under this subject heading
Yoğun bakım hastalarında fiziksel kısıtlama uygulanan ekstremitelerde komplikasyon gelişme durumunun değerlendirilmesi
Başlık: Yoğun Bakım Hastalarında Fiziksel Kısıtlama Uygulanan Ekstremitelerde Komplikasyon Gelişme Durumunun Değerlendirilmesi Amaç: Bu araştırma yoğun bakım ünitesinde yatan, fiziksel kısıtlama uygulanan ekstremitelerde komplikasyon gelişme durumu ve komplikasyonların gelişmesini etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapıldı. Yöntem: İleriye yönelik, analitik tasarımda araştırma Eskişehir'de bir hastanede 1 Eylül 2022- 31 Mart 2023 tarihleri arasında yoğun bakım ünitesinde yatan, hekim istemi doğrultusunda fiziksel kısıtlama uygulanan hastaların izlemi ile yürütüldü. Araştırma verilerinin toplanması ve hastaların izleminde Birey Tanıtım Formu, Glaskow Koma Skalası (GKS), Yoğun Bakım Ağrı Gözlem Formu (YBAGÖ), Fiziksel Kısıtlama Takip Formu kullanıldı. Yoğun bakım hemşireleri hastaların fiziksel kısıtlama bölgesini, bilinç düzeyini ve ağrı durumunu saatlik takip ederek elde ettikleri bilgileri Fiziksel Kısıtlama Takip Formuna kaydetti. Tüm izlemlerde fiziksel kısıtlama bölgesinde en az 1 kez gelişen komplikasyonlar analize dahil edildi. Bulgular: Araştırmada fiziksel tespit bölgesinde ortalama 230,12 kez yapılan değerlendirmede 112 hastadan 11'inde fiziksel kısıtlama bölgesinde gelişen komplikasyona bağlı fiziksel kısıtlamanın sonlandırıldığı saptandı. Fiziksel kısıtlama bölgesinde komplikasyon gelişme oranı endotrakeal tüp bulunan, GKS puanı düşük olan, INR değeri yüksek olan hastalarda daha fazlaydı. Kısıtlama bölgesinde cilt ülserasyonu olan hastalara daha fazla masaj ve krem uygulaması yapıldığı saptandı. Nazogastrik sonda takılı olanların ağrısının daha fazla olduğu ve bu hastalara krem uygulamasının daha fazla uygulandığı saptandı. Sonuç: Araştırmada yoğun bakımda yatan hastalara uygulanan fiziksel kısıtlamaya bağlı kısıtlama bölgesinde komplikasyon gelişebilir. Kısıtlama bölgesinde komplikasyon gelişmesini önlemek için hemşireler hastaları yakın takip etmeli, olası komplikasyonları önlemek ve iyileştirmek için bakım girişimlerini uygulamalıdır. Anahtar Kelimeler: Fiziksel kısıtlama, komplikasyon, yoğun bakım ünitesi, hemşire.
İç hastalıkları yoğun bakım ünitesine kabul edilen akut böbrek hasarı olan ve olmayan hastalarda serum ürik asit/albumin oranı ve fosforun erken dönem mortalite ile ilişkisi
Akut böbrek hasarı (ABH) saatler ve günler içerisinde ortaya çıkan, sıvı-elektrolit ve asit-baz homeostazının düzensizliği ile sonuçlanan ani böbrek fonksiyon kaybıyla karakterize bir durumdur. Günümüzde yaşam süresinin uzaması ve artan komorbid hastalıklar nedenli yoğun bakım gereksiniminde artış olmuştur. Artan bu gereksinimle birlikte, mortalite ve morbiditeyi tahmin edecek yöntemlere ihtiyaç duyulmuştur ve çeşitli skorlama sistemleri kullanılmıştır. Çalışmamıza Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesine 01.05.2020-.01.11.2021 tarihleri arasında kabul edilen toplam 1016 hastayı dahil ettik. Serum ürik asit/albumin oranı ile fosforun mortalite üzerine ilişkisini ABH olan ve olmayan hastaları ayrı ayrı değerlendirmeye alarak ortaya koymaya çalıştık. Hastaların ayrım yapılmadan değerlendirilmesinin genel ortalamayı değiştireceğini düşündüğümüzden; ABH'da zaten yüksek olmasını beklediğimiz ürik asit ve fosforun akut böbrek hasarı olmayan hastalarda da mortalite ile ilişkisini gösterebilmektir. Çalışmamızda hem ABH olan (n=449) hastaların hem de ABH olmayan (n=567) hastaların serum ürik asit/albumin oranını 28 günlük mortalite ile ilişkili bulduk. ABH olan hastalarda 28 günlük mortalite ile ilişkili serum ürik asit/albumin oranının en iyi kesme değeri 3,59 mg/g, ABH olmayanlarda ise 2,28 mg/g olarak bulundu. ABH olan hastalarda yüksek serum fosfor değerini 28 günlük mortalite ile ilişkili bulduk. Ancak ABH olmayan hastalarda hiperfosfatemi ile mortalite arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Çalışmamızda serum ürik asit/albumin oranı ve fosforun hem ABH olanlarda hem de olmayanlarda 28 günlük mortalite ve APACHE-II skoru ile arasında korelasyon saptanmıştır. Çalışmamızda serum ürik asit/albumin oranının başvuru anında ABH olmasa bile erken dönem mortalitenin bir göstergesi olarak kullanılabileceği kanısına vardık. Anahtar Kelimeler: akut böbrek hasarı, yoğun bakım ünitesi, serum ürik asit, albümin, fosfor
Yoğun bakım hastalarında ventilatör ilişkili pnomoninin önlenmesinde kullanılan demetlerin pnomoni gelişiminin önlenmesi ve mortalite üzerine etkisinin değerlendirilmesi
ÖZETGiriş ve Amaç: Hastane enfeksiyonları arasında önemli yer tutan, mortalite vemorbiditesi yüksek olan ventilatör ilişkili pnömoni (VİP)'nin önlenmesine yönelik birçok önleme stratejileri geliştirilmiştir. Son yıllarda bu önlemlerin tek tek uygulanmasıyerine, VİP önleme demeti (bundle) oluşturularak uygulanması üzerinde durulmaktadır.Hastanemizde önemli bir sorun olan VİP'in azaltılmasına yönelik VİP önlemedemetinin VİP gelişimi ve mortalite üzerine etkisini araştırmak amacıyla bu çalışmaplanlandı.Gereç ve Yöntem: Mart 2011 ile Nisan 2012 tarihleri arasında ReanimasyonYoğun Bakım 1ve 2 ünitelerinde prospektif, vaka kontrol çalışması gerçekleştirildi. VİPtanısı, CDC önerileri doğrultusunda nosokomiyal PNÖM-1 kriterlerine göre kondu.Hastalar VİP gelişmesi yönünden ve VİP önleme demetlerini oluşturan parametrelereuyum yönünüden günlük olarak değerlendirildi. VİP önleme demeti; subglottikaspirasyonlu endotrakeal tüpün (SSD-ETT) kullanımı, kaf basınıcının ölçülmesi, yarıoturur pozisyon, klorheksidinli ağız bakımı, sedasyona günlük ara verilmesi, peptikülser proflaksisi, orogastrik kateterin nazogastrik katetere tercihi ve derin ven trombozuproflaksisi şeklinde oluşturuldu. Çalışma 2 dönemde gerçekleştirildi. İlk 6 aylıkdönemde SSD-ETT ve kaf basınç ölçerlerin olmaması nedeniyle kontrol grubu vakalarıağırlıklı bu dönemde çalışmaya dahil edildi ve bu iki parametre dışında kalanlara uyumyönünden hastalar izlendi. İkinici dönemde SSD-ETT ile entübe edilen hastalar vakagrubunu oluştururken standart endotrakeal tüple entübe edilen hastalar kontrol grubuna71dahil edildi. Vaka ve kontrol grupları VİP gelişimi, mortalite ve demete uyum yönündenizlendi.Bulgular: Vaka grubunda 37, çalışma grubunda 96 olmak üzere 133 hastaçalışmaya dahil edildi. Grupların yaş ortalamaları vaka ve kontrol grubunda sırasıyla60,3 ve 61,3, (p=0,7) geliş APACHE II skoru ortalamaları ise 29,3 ve 28,9 (p:0,7)olarak saptandı . Vaka grubunda kontrol grubuna göre VİP insidansında 1000 ventilatörgününde 41,86'dan 22,16'a gerileme (P<0,05) saptandı. Ortalama VİP gelişme günüvaka grubunda 17,33±21,09 olurken, kontrol grubunda 10,43±7,83 olduğu tespit edildi(p:0,04). Demetlere uyum oranı; kaf basınç ölçer için vaka ve kontrol grubundasırasıyla %50,1 ve %6,6, klorheksidinle ağız bakımında ise %37,4 ve 18,6 olaraksaptandı (p<0,05). Bu iki parametre dışında uyum oranlarında anlamlı fark tespitedilmedi (p>0,05). Her iki grupta da tüm demete tam uyum sağlanan hasta olmadı.Vaka ve kontrol grubu arasında 14. gün ve 30. gün mortaliteleri yönünden farksaptanmadı (p>0,05).Sonuç olarak; SSA-ETT kullanımının, kaf basınç ölçümünün ve klorheksidinliağız bakımının dahil edildiği ve SSD-ETT'nin tam kullanımının sağlandığı VİP önlemedemetleri VİP hızını azaltmada etkilidir. Ancak mortalite üzerine etkisi saptanmadı.Demetlere uyum oranları düşük olup artırılmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır.Anahtar kelimeler: Ventilator ilişkili pnömoni, VİP Önleme, VİP önlemedemetleri, subglottik sekresyon drenajı ve kaf basınç monitorizasyonu.
Yoğun bakımda yatan hastalarda nozokomiyal çoklu ilaç dirençli acinetobacter enfeksiyonlarındaki risk faktörlerinin belirlenmesi ve izolatların genotiplendirilmesi
Bu çalışma ile erişkin yoğun bakım üniteleri (YBÜ)'nde hastane kökenli çoklu ilaç dirençli (ÇİD) Acinetobacter enfeksiyonları, özellikle Acinetobacter baumannii, gelişiminde etkili olabileceği düşünülen risk faktörlerini belirleyerek Acinetobacter enfeksiyonu oranlarını azaltmak için görüş ve önerilerde bulunmak ve antimikrobiyal duyarlılığın değerlendirilmesi ile tedavi protokollerinin geliştirilmesi ve izolatların genotiplendirilmesi amaçlanmıştır.Araştırma ileriye dönük vaka-kontrol çalışması olarak yapılmış olup, Nisan 2011-Mart 2012 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Turgut Özal Tıp Merkezi erişkin YBÜ'de yatan ve hastane kökenli Acinetobacter enfeksiyon atağı saptanan 108 vaka ile aynı dönemde erişkin YBÜ'de takip edilen ve kültürlerinde üreme olmayan 105 kontrol grubu hastası karşılaştırılarak enfeksiyon gelişiminde rol oynadığı düşünülen risk faktörleri belirlenmeye çalışıldı. Tek ve çok değişkenli regresyon analizi yapılarak hastane kökenli Acinetobacter enfeksiyon atağı gelişimini ve mortaliteyi etkileyen risk faktörleri belirlendi.Çok değişkenli regresyon analizi sonrasında son modelde yaş, mekanik ventilatör uygulaması, trakeotomi uygulaması, PEG uygulaması, karbapenem kullanımı ve 3. kuşak sefalosporin kullanılmaması hastane kökenli Acinetobacter enfeksiyon atağı gelişimi için bağımsız risk faktörü olarak bulunmuştur. Mortalite için yapılan çok değişkenli lojistik regresyon analizinde son modelde, mortaliteyi etkileyen bağımsız risk faktörleri ise enteral beslenme şekli ve APACHE II skoru tespit edilmiştir. Bu risk faktörlerinin kontrolü, özellikle karbapenem gibi geniş spektrumlu antibiyotik kullanımının kısıtlanması ve ampirik tedavide 3. kuşak sefalosporinlerin uygun durumlarda tercih edilmesi desteklenmelidir.İzolatların %94'ünde çoklu antibiyotik direnci saptanmıştır. İmipenem direncinin %82.4 ve meropenem direncinin %88 oranında olduğu gözlenmiştir. Kolistin duyarlılığı %100 ve tigesiklin duyarlılığı %99,1 olarak bulundu.Çalışmamızda en fazla izolat sayısına sahip klonun hastanemizde yaklaşık 14 ay varlığını sürdürdüğü tespit edildi. Bu veri ile özellikle ÇİD Acinetobacter baumannii salgın klonlarının önlem alınmadığı durumda hastane ortamında uzun yıllar kalabileceği ve hastadan hastaya taşınabileceği ortaya konulmuştur.
Yoğun bakım hemşirelerinin hasta transferine ilişkin düşünce ve deneyimleri
Araştırma, yoğun bakım hemşirelerinin hasta transferine ilişkin düşünce ve deneyimlerinin değerlendirilmesi amacıyla hazırlanan çalışma nitel araştırma tasarımlarından birisi olan fenomelojik olarak yapıldı. Bu çalışma, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 18 yoğun bakım hemşiresi ile yapıldı. Çalışmanın verileri Ağustos - Eylül 2021 tarihleri arasında toplandı. Çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan ve %5 hata payı ile çalışmaya katılmaya gönüllü olan 18 hasta çalışmanın örneklemini oluşturdu. Hemşirelere ilişkin bilgiler; hemşirelerinin tanıtıcı bilgi formu ve yoğun bakım hemşirelerinin hasta transferine ilişkin düşünce ve deneyimlerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından literatürden yararlanarak geliştirilen görüşme formu ile birebir derinlemesine yapılandırılmış görüşme yöntemiyle toplandı. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde, içerik analizi yöntemi kullanıldı. Araştırmanın bulguları sayı, yüzdelik ve temalar olarak verildi. Çalışmaya katılan yoğun bakım hemşirelere göre; transfer öncesi hastanın nakil edileceği birimlerle haber verilmeli ve eksiksiz iletişim kurulmalıdır. Hastanın transfer kararı verilmeden, hasta takip edildiği birimden ayrılmadan önce hastaya eşlik edecek malzeme ekipmanların işlevi, çalışabilirliği, şarj ömürlerine dikkat edilmelidir. Transfer öncesi doğru yapılmış protokoller, iletişim, dökümantasyon ve uygun malzeme seçimi ile hastaların transferi zamanı birçok sorunların önüne geçilebilir. Anahtar kelimeler: Hemşirelik, Kritik hasta transferi, Yoğun bakım üniteleri, Yoğun bakım
Yoğun bakım hemşirelerinin empatik eğilim düzeylerinin fiziksel tespite yönelik tutum ve uygulamaları üzerine etkisi
Çalışma, yoğun bakım hemşirelerinin empatik eğilim düzeylerinin fiziksel tespite yönelik tutum ve uygulamalarına etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayacı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini, Çekirge Devlet Hastanesi erişkin yoğun bakım ünitelerinde çalışmakta olan hemşireler oluşturdu (n=123). Araştırmada örneklem seçimi yapılmayarak evrene ulaşılması hedeflendi. Araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 105 hemşire ile araştırma tamamlandı. Çalışmanın verileri, hemşirelerin sosyodemografik özelliklerini, çalışma özelliklerini ve fiziksel tespit ile ilişkili verileri içeren "Hemşire Bilgi Formu", "Hemşirelerin Fiziksel Tespit Edici Kullanımına İlişkin Bilgi Düzeyi, Tutum ve Uygulamaları Ölçeği" ve "Empatik Eğilim Ölçeği" ile toplandı. Verilerin analizi, SPSS versiyon 21 kullanılarak yapıldı. Tanımlayıcı istatistiklerde normal dağılıma sahip sürekli değişkenlerde ortalama ve standart sapma, normal dağılıma sahip olmayan sürekli değişkenler için ise ortanca, minimum maximum değerleri incelendi. Kategorik değişkenlerde sayı ve yüzde kullanıldı. Çalışmamızın bulgularında, yoğun bakım hemşirelerinin fiziksel tespite yönelik tutum puan ortalaması 31,1±5,9, uygulama puan ortalaması 36,6±3,8 ve empatik eğilim puan ortalaması 69,0±9,7 olarak bulundu. Bulundukları birimde çalışmaktan memnun olmayanların ve fiziksel tespit uygulaması öncesinde hasta ailesinden izin belgesi alanların tutum ölçeği puan ortalaması anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Bulundukları birimde çalışmaktan memnun olan hemşirelerin uygulama puan ortalamaları anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0,05). Fiziksel tespit konusunda eğitim alan hemşirelerin eğitim almayanlara göre uygulama puan ortalamalarının anlamlı olarak yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Fiziksel tespit uygulama nedeninde hekim isteminin olması ve tespite karar veren kişinin hekim olması ile uygulama puanı arasında anlamlı ilişki tespit edildi (p<0,05). Sonuç olarak, hemşirelerin fiziksel tespite yönelik tutumları olumlu, uygulamalarının yüksek olduğu ve empatik eğilimlerinin orta düzeyde olduğu saptandı. Yoğun bakım hemşirelerinin empatik eğilim düzeyleri ile fiziksel tespite yönelik tutum ve uygulamaları arasında ilişki bulunamadı. Anahtar Sözcükler: Yoğun Bakım, Hemşire, Fiziksel Tespit, Empatik Eğilim
Yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerde çalışma ve dinlenme zamanları arasında kalp hızı değişkenliğinin karşılaştırılması
Amaç Vücudun fonksiyonel görevlerinin düzenlenmesinde otonomik sinir sisteminin önemli etkileri vardır. Otonomik sinir sistemi birbirinin çalışmasını dengeleyen sempatik ve parasempatik sinir sisteminden oluşur. Nöbet sistemi ile çalışan sağlık personelinde gündüz stres ve gece uykusuzluk nedeniyle bu otonomi bozulmaktadır. Özellikle nöbet geceleri baskın olması gereken parasempatik sistem baskılanmakta ve sonuçta vücutta stres ortamı oluşmaktadır. 24 saatlik elektrokardiyografi(EKG)-holter ile ölçülen kalp hızı değişkenliği sempatik ve parasempatik sistemin çalışmasını gösteren kolay ve girişimsel olmayan bir yöntemdir. Bu çalışmada nöbet ve istirahat olmak üzere 2 farklı günde yoğun bakım hemşirelerinin EKG Holter kaydını alarak aradaki kalp hızı değişkenliği farkını ölçmeyi planladık. Böylelikle nöbetlerinin vücudun çalışması üzerine oluşturduğu olumsuz durumları ve arttırdığı riskleri göstermeyi amaçladık. Yöntem Çalışmaya Dumlupınar Üniversitesi Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakım ünitelerinde çalışan 51 hemşire dâhil edildi. Yoğun bakımda çalışan hemşireler vardiya sistemine göre çalışmaktadırlar. Nöbet günlerinde 24 saatlik (09.00-09.00) vardiya uygulanmakta ve nöbet ertesi günlerde ise nöbet izni kullanmaktadırlar. Bu çalışma hemşirelerin 24 saatlik hafta sonu vardiyası ve izin günlerinde istirahatteki 24 saatlik zaman diliminde yapıldı. Yirmidört saatlik vardiya günü çalışma grubunu ve istirahat günü ise kontrol grubunu oluşturmaktadır. Bu holter kayıtlarından ise kalp hızı değişkenliği parametleri olan 5 adet zaman alanı ve 7 adet frekans alanı değerleri elde edildi. Bulgular Kalp hızı parametreleri olan ortalama kalp hızı ve minimum kalp hızı değerleri nöbet günü lehine değeri anlamlı yüksek olacak şekilde saptandı. Toplam ortalama NN, gündüz ortalama NN ve gece ortalama NN değerleri ise istirahat günü lehine değeri yüksek olacak şekilde anlamlı çıkmıştır. Yirmidört saatlik kalp hızı değişkenliği parametrelerinden SDNN, SDANN, pNN50, TP, VLF, rMSSD, HF ve HFnu parasempatik sistemin indirekt belirteçleridir ve istirahat günü nöbet gününe kıyasla anlamlı olarak yüksek çıkmıştır. LFnu ve LF/HF oranı ise sempatik sistemin indirekt belirteçleri olup nöbet gününde istirahat gününe göre yüksek saptanmıştır. Gündüz vakti ve gece vakti kalp hızı değişkenliği parametreleri kıyaslandığında ise nöbet gününde istirahat gününe göre sempatik baskınlık görüldü. Ayrıca kalp hızı parametreleri 24 saat bazında kıyaslandığında ise nöbet günü sempatik sistemin, istirahat gününe nazaran daha yüksek olduğu görüldü. İstirahat ve nöbet günlerinin her ikisinde de gündüzleri geceye göre sempatik baskınlık olduğu izlendi. Nöbet gecelerinde sempatik baskınlığın oluşmasının, istirahat gecelerine nazaran daha erken saatlerde başladığı görüldü. Sonuç Sonuç olarak nöbet günlerinde sempatik aktivasyon artmaktadır. Bu etki 24 saaat boyunca devam etmektedir. Nöbet ya da istirahat gününden bağımsız olarak gündüz sempatik baskınlık, geceye göre daha fazla olmaktadır. Bu da sirkadiyen etkinin olduğunun göstergesi olarak yorumlandı. Ayrıca nöbet günlerinde geceleri sempatik etkinin başlama zamanının, istirahat gününe nazaran daha erken başlaması ise kortizol salınım zamanının daha erken başlamasıyla ilişkili olabileceği düşünüldü. Çalışmanın önemli kısıtlılıklarından biri katılımcı sayısının az olmasıdır ve daha ideal sonuçlar için geniş katılımcı grupları ile yapılacak çalışmalara ve yeni verilere gereksinim vardır. Anahtar kelimeler: Kalp hızı değişkenliği, otonom sinir sistemi, nöbet ve istirahat zamanı, yoğun bakım hemşiresi
Geriatrik yoğun bakım hastalarında deliryumun tanılanması ve deliryum ile ilişkili klinik özellikler
Yaşlı bireylerde deliryum işlevsel gerilemenin ve bağımsızlık kaybının nedeni olabilir. Nihayetinde deliryum ölüme yol açan olaylar zincirini başlatabilir. Birçok yaşlı hastada ve bilişsel bozukluğu olan bireylerde, deliryum yeni bir ciddi hastalığın ilk belirtisi olabilir. Çalışmanın amacı Hemşirelik Deliryum Tarama Ölçeği (H-DTÖ)' nin iç tutarlık güvenirliliğini tekrar test etmek, geriatrik yoğun bakım hastalarında deliryumu tanılamak ve deliryum ile ilişkili klinik özellikleri belirlemektir. Araştırmaya; başka bir yoğun bakım ünitesinden transfer edilmeyen, 65 yaşından büyük, yoğun bakımda en az 48 saattir yatmakta olan ve komada olmayan (GKS:10 ve üzeri olan), deliryum tanılamasında yanıltıcı olabilecek önceden tanı konmuş nörolojik ve psikiyatrik hastalık (demans, psikoz, mental retardasyon, nöromüsküler hastalık; kafa travması, beyin cerrahi ameliyatı, inme) öyküsü olmayan, demansı olmayan (IQCODE puanı <3.4 hastalar) ve ölümcül olmayan (24 saatten fazla yaşaması beklenen) 150 geriatrik yoğun bakım hastası katılmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanmış olan Hasta Tanıtım Formu, Glasgow Koma Skalası (GKS), Standardize Mini Mental Test (SMMT), Hemşirelik Deliryum Tarama Ölçeği Türkçe Formu (H-DTÖ) ve Yoğun Bakım Ünitesi Konfüzyon Değerlendirme Ölçeği (YBÜ-KDÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerle (frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma) beraber İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik Testi kullanıldı. Çalışma sonucunda H-DTÖ'ye göre hastalarımızın gündüz %53.3' ünde (n=80), gece %74.0' ında (n=111) deliryum saptanmıştır. Deliryumla ilişkili klinik özelliklerden olan hipertansiyon, yakın zamanda ameliyat olma ve hastaların kullandığı yardımcı kişisel ekipmanlardan takma diş kullanımı ile deliryum gelişimi arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. H-DTÖ için Cronbach Alpha iç tutarlılık katsayısı 0,868 bulunmuştur. Anahtar sözcükler: Deliryum, geriatri, güvenilirlik, hasta, yoğun bakım.
Yoğun bakım ünitesinde 2012-2019 yılları arasında yatan mülteci hastaların geriye doğru değerlendirilmesi
Yoğun bakım ünitesinde 2012-2019 yılları arasında yatan göçmen hastaların geriye doğru değerlendirilmesi Dr. Mehmet Ali TURGUT Tıpta uzmanlık tezi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon ana bilim dalı Danışman: Prof. Dr. Süleyman GANİDAĞLI Haziran 2021, 43 sayfa Giriş: Kritik olarak hastalanan göçmenlerin özellikleri hakkında çok az bilgi vardır. Bir dizi faktör göçmenleri kritik bakım hastalığı için yüksek risk altına sokabilir. Göçmenlerde kritik bakım hastalığının görülme sıklığı, yoğun bakım ünitesine kabul nedenleri, dikkate alınması gereken spesifik teşhisler nedeniyle ortaya çıkan terapötik zorluklar ve beklenen sonuçlar bilinmemektedir. Çalışmamızda 2012-2019 yılları arasında Anesteziyoloji Yoğun Bakım kliniğimizde tedavi gören göçmen hastaların özelliklerini ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Gaziantep Üniversitesi hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon yoğun bakımda yatan 198 göçmen hastanın verileri restrospektif olarak tarandı. Yirmi hasta veri eksikliği nedeniyle çalışma dışı bırakıldı. Hastalarda demografik özellikleri, yatış nedenleri, yatış süreleri, gelişen komplikasyonlar, sonuçlar, mortalite ve yatış süresine etki eden faktörler değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda erkek/kadın oranı 0.5 idi. Medyan yaş 34, medyan YBÜ yatış süresi 120 saat, medyan APACHE skoru ise 17 idi. En sık yatış nedeni jinekolojik/obstetrik hastalıklar idi, göçmen hastaların %78'i taburcu oldu, %21.9 hastada exitus gelişti, 29 günlük mortalite %17.9 (n=32), 90 günlük mortalite oranı ise %21.9 (n=39) olarak bulundu. Hastalarda en sık komplikasyon ventilatör ilişkili pnömoni (VIP) idi. VIP gelişen hastalarda en sık etken Acinetobacter baumanii (%34.1) idi. YBÜ'ne yatış nedenleri ile yatış süresi ve mortalite arasında anlamlı farklılık yoktu (p>0.05). APACHE skoru yüksek olan ve mekanik ventilasyon ihtiyacı duyulan gün sayısı fazla olan hastalarda mortalite oranı daha yüksekti (p=0.001). Mekanik ventilasyon ihtiyacı ve mekanik ventilasyondaki gün sayısının hastalarda gelişen komplikasyon riskini artırdığı saptandı. Sonuç: Yüksek APACHE skoru ve mekanik ventilasyon, göçmenlerde mortalitenin bağımsız risk faktörleridir. Göçün sağlık üzerindeki sonuçlarını net bir şekilde ortaya çıkarmak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.
Yoğun bakım takibindeki pnömoni tanısı alan hastalarda diyastolik kalp yetmezliği parametrelerinin değerlendirilmesi
Amaç: Merkezimizde pnömoni tanısı ile yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların demografik verilerinin, biyokimyasal parametrelerinin, diyastolik kalp yetmezliği parametrelerinin diğer değişkenleri ile ilişkisini analiz edip bir merkezin deneyimi olarak sunmayı planladık. Gereç ve Yöntem: Çalışma; 01.03.2019- 01.03.2020 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi 16 yataklı İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesinde yatmakta olan 18 yaş üstü 63 hasta (pnömoni tanısı bulunan hastalarda) üzerinde yapıldı. Sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu ShaphiroWilk testi ile test edilmiştir. Normal dağılmayan değişkenlerin iki grupta karşılaştırılmasında Mann whitney U testi kullanılmıştır. Sağkalım sürelerinin hesaplanmasında Kaplan Meier yöntemi kullanılmıştır. Analizlerde SPSS 22,0 Windows versiyon paket programı kullanılmıştır. P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Hastaların ortanca yaşı 70 olup %54'ü (35) erkek ve %46'sı (29) kadındı. Ek hastalık olarak çalışma grubunun %31,7'sinde hipertansiyon (HT), %25,4'ünde diyabetes mellitus (DM) %36,5'inde koroner arter hastalığı (KAH) saptandı. Sağ olan hastalar ile sol ventrikül diyastol sonu çapı (LVEDD) ve sol ventrikül sistol sonu çapı (LVESD) yüksekliği arasında anlamlı ilişki bulunamadı (p:0,215), (p:2,029). İnotrop tedavi almıyor olmak ile düşük SMARTCOP skoru arasında anlamlı ilişki bulundu (p:0,015). KAH olmayan hastalarda A' dalgası hızı yüksek E/A oranı ise düşük bulundu (p:0,027), (p:0,046), Akut Fizyoloji ve Kronik Sağlık Değerlendirme 2 skoru (APACHE2) ile LVEDD arasında negatif yönde zayıf bir korelasyon izlenmiştir (r: -0,295), (p:0,019). Ortalama sağkalım 1 aylık %54.8 olup 1 yıllık sağkalım %30,6 olarak tespit edildi. Sonuç: Genel sonuçlara bakıldığında hastalarda DM varlığı, brain natriüretik peptit (proBNP) düzeyi ve hastanede kalma süreleri ile diyastolik kalp yetmezliği parametreleri arasında ilişki bulunamadı. Hastaların yaşıyor olması ile E deselerasyon zamanı artması ve A dalgasının hızının artması arasında anlamlı ilişki bulundu. Diyastolik dolumun restriktif tipinde ve anormal relaksasyonda E deselerasyon zamanı kısaldığı için bu sürenin uzaması sağkalım ile ilişkili olarak değerlendirildi. Septal S' dalga hızının ve E/A oranının artması ile invaziv mekanik ventilasyon desteğine ihtiyaç olmaması arasında anlamlı ilişki tespit edildi. Hastalarda diyastolik kalp yetmezliği ile ekokardiyografi parametreleri arasında anlamlı ilişki bulunamadı. Anahtar Kelimeler: Pnömoni, diyastolik kalp yetmezliği, ekokardiyografi, SMARTCOP skoru
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde uygulanan invaziv işlemlerde kullanılan iki farklı antiseptik solüsyonun etkinlik ve yan etkiler açısından karşılaştırılması
Yenidoğan yoğun bakım ünitesindeki (YYBÜ) hastaların kateter yerleştirilmesi ve kültür alınması gibi girişimsel işlemlerinde dezenfektanlar sıklıkla kullanılmaktadır. Bu işlemlerde güvenilir antiseptik solüsyonlar ile dezenfeksiyonun sağlanması, enfeksiyonların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Bu hastalara yatışları süresince venöz kateterizasyon, kan ve idrar kültürü alınması, lomber ponksiyon yapılması gibi işlemler uygulanmaktadır. Dünya genelinde YYBÜ'lerde povidon iyot çözeltileri veya klorheksidin bazlı çözeltiler bu amaçla kullanılmaktadır. Povidon iyot çözeltilerinin tiroid fonksiyonlarını baskıladığı, klorheksidin bazlı çözeltilerin ise cilt yan etkileri olduğu bilinmektedir. Klorheksidin çözeltilerinin, prematürelerde güvenilir olduğunu gösteren yeterli çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada, etkinlik ve yan etkiler açısından hangi dezenfektanın daha üstün ve güvenilir olduğu araştırılmıştır. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 15.07.2018 – 26.03.2020 tarihleri arasında doğan ve YYBÜ'de majör operasyon geçirmeden en az 7 gün süreyle prospektif olarak izlenmiş olan 208 bebek çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalar iki gruba randomize edilmiştir: Yüz dört hastanın tüm girişimsel işlemlerinde %10 povidon iyot çözeltisi (%10 PI) kullanılırken diğer 104 hastada %2 klorheksidin glukonat + %70 izopropil alkol (%2 CHG + %70 IA) içeren çözelti kullanılmıştır. Hastaların yatış süreleri, yatışları boyunca kaç kez antiseptik solüsyon uygulandığı, tiroid fonksiyon testi sonuçları, kültür üremesi durumu ve yatışında geçirmiş olduğu diğer hastalıklar kaydedilmiştir. Çalışma, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan 19.06.2018 tarih ve 2018-11/16 sayılı onay alındıktan sonra başlatılmıştır. %10 PI kullanılan 104 bebekten 77'si (%74) prematüre, 27'si (%26) term bebeklerdi. %2 CHG +%70 IA kullanılan 104 bebekten 75'i (%72,1) prematüre, 29'u (%27,9) term bebeklerdi. %10 PI kullanılan bebeklerden %31,7'sinde, %2 CHG +%70 IA kullanılan bebeklerden ise %17,3'ünde kültür üremesi saptanmıştır (OR=2,22; p= 0,024). Kontaminasyon lehine değerlendirilen olgular çıkarıldığında sepsis oranı %10 PI grubunda %8,7, %2 CHG + %70 IA grubunda ise %4,8 olarak hesaplanmıştır (p=0,406). Kültür kanıtlı sepsis olgularına yönelik yapılan lojistik regresyon analizinde dezenfektan seçiminin, kültür kanıtlı sepsis gelişme oranlarını etkilemediği görülmüştür. Olguların tiroid fonksiyon testleri değerlendirildiğinde %10 PI grubunda olan 98 bebeğin ortanca tiroid stimülan hormon (TSH) değeri 4,05 mIU/L, %2 CHG + %70 IA grubunda olan 97 bebeğin ortanca TSH değeri ise 3,09 mIU/L olarak saptanmıştır (p=0,016). %2 CHG + %70 IA çözeltisi kullanılan gruptaki hiçbir bebekte cilt yan etkisi veya nörolojik yan etki gözlemlenmemiştir. %2 CHG + %70 IA çözeltisi, %10 PI içeren çözelti ile kıyaslandığında enfeksiyonlardan koruyuculuk açısından benzer etkiye sahiptir. %10 PI çözeltisi, özellikle prematüre bebeklerde iyot içeriğinin emilimi nedeniyle geçici hipotiroidiye neden olabilmektedir. %2 CHG + %70 IA çözeltisi, hem hipotiroidi gelişimine neden olmadığı için, hem de belirgin bir cilt yan etkisi görülmediği için yenidoğanların cilt dezenfeksiyonunda %10 PI çözeltisi yerine güvenle kullanılabilecek bir çözeltidir.
SARS-Cov-2 tanısı ile yoğun bakım ünitesinde takip edilen hastalarda modifiye NUTRIC skorun prognoza etkisi
COVID-19 büyük oranda solunum yollarına saldıran bir viral enfeksiyondur. COVID-19 nedeniyle yoğun bakımda takip edilen hastalar, daha yüksek beslenme yetersizliği riski taşırlar ve beslenme durumu, COVID-19 hastaları için hastalık seyrinde önemli bir faktördür. Kritik COVID-19 hastalarının tedavisi uzun bir süreçtir ve beslenme desteği tedavinin önemli bir parçasıdır. Epidemiyolojik verilere göre malnutrisyon, enfeksiyon riski ve şiddetini büyük oranda yükselterek mortalite ve morbiditeye sebep olmaktadır. Kritik Hastada Beslenme Riski (NUTRIC) skoru, Kanadalı araştırmacılar tarafından yoğun bakım hastaları için geliştirilmiştir. Amerikan parenteral ve enteral beslenme topluluğu (ASPEN), NUTRIC skorun yoğun bakım takibindeki hastalarda kullanımını önermiştir. Bu skorlama sistemi yaş, Acute Physiology, Age, and Chronic Health Evaluation skoru (APACHE II skoru), The Sequential Organ Failure Assessment skoru (SOFA skoru), ek hastalık sayısı, yoğun bakım öncesi hastanede yatış süresi ve serum interlökin-6 (IL-6) seviyelerinden oluşur. NUTRIC skorun başka bir versiyonunda serum IL-6 seviyesi bizim gibi birçok merkezde ölçülmediği için skorlamadan çıkarılmış, modifiye NUTRIC (mNUTRIC) skor olarak adlandırılmıştır. Çalışmamız, SARS-CoV-2 tanılı hastalarda, modifiye NUTRIC skorun prognoza etkisini araştırmak amacıyla, retrospektif ve tek merkezli olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya, 69 erkek ve 44 kadın olmak üzere 113 hasta dahil edilmiştir. Modifiye NUTRIC skor açısından değerlendirdiğimiz 113 hastanın istatistiki verilerine göre; cinsiyet, diyabet varlığı, hipertansiyon varlığı, öksürük semptomu varlığı, antihipertansif ilaç kullanımı, exitus olma, yaş, kan kreatinin düzeyi, diyaliz ihtiyacı, vazopressör ihtiyacı, Glaskow koma skalası skoru verileri APACHE II skor, SOFA skor, DIC skor, diyastolik kan basıncı, kan şekeri düzeyi, BUN düzeyi, üre düzeyi, kan pH seviyesi, kan nötrofil sayısı, kan monosit sayısı, kan bazofil sayısı parametrelerine göre modifiye NUTRIC skor 5 üstü ve altı olan hastalar arasında istatistiki olarak anlamlı fark gözlemlenmiştir ve bu durum immünite ve beslenme ilişkisini desteklemektedir. Özellikle viral hastalıklar açısından yüksek riskli olan immün süpresif bireylerde, primer koruma olarak beslenme önerilerinde bulunmak ve beslenme yetersizliğin tanımak, sağlık harcamalarını ve popülasyon bazında mortalite ve morbiditeyi düşüreceğinden klinik pratiğimize entegre edilmelidir.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde izlenen kültürle kanıtlanmış neonatal sepsis vakalarının retrospektif incelenmesi
Amaç: Yenidoğan sepsisi, yaşamın ilk 28 günündeki en sık ve hayatı tehdit edici hastalıklarından biridir. Uygun antibiyotik tedavisine rağmen yüksek morbidite ve mortaliteyle seyredebilmektedir. En çok neden olan etkenler ve sıklıkları farklılık gösterebilmekte ve zaman içinde aynı hastane içinde dahi değişebilmektedir. Bu çalışmada, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde takip ve tedavi edilen kültürle kanıtlanmış sepsis tanılı yenidoğan bebeklerin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Ocak 2012-Temmuz 2015 tarihleri arasında 1,2 ve 3. düzey yenidoğan yoğun bakımda takip ve tedavi edilmiş olan 1735 hasta retrospektif olarak incelendi. Kültür ile kanıtlanmış neonatal sepsis tanısı almış 56 hasta çalışmaya alındı. Bulgular: Hastaların %55,4'ü erkek, %44,6'sı kız idi. Doğum haftaları ortalama 31,77 ±5 idi. Doğum ağırlıkları ortalama 1654,07 ±906,6 gramdı. Hastaların %76,8'i preterm, %23,2'si term idi. Hastaların %14,3'ünün erken başlangıçlı neonatal sepsis, %85,7'sinin geç başlangıçlı neonatal sepsis olduğu saptandı. Erken başlangıçlı neonatal sepsiste en sık etken Stenotrophomonas maltophilia, geç başlangıçlı neonatal sepsiste ise koagülaz negatif stafilokoklar ve Klebsiella pneumonia idi. Erken başlangıçlı neonatal sepsiste mortalite %12,5 ve geç başlangıçlı neonatal sepsiste de %12,5 idi. Her iki sepsis grubunda da ölen bebeklerin hepsi preterm idi. Gram pozitif mikroorganizmalarda vankomisin direnci saptanmadı. Gram negatif mikroorganizmaların antibiyotik dirençleri değerlendirildiğinde meropenem direnci saptanmazken imipenem direnci en fazla %50 idi. Sonuç: Neonatal sepsisli hastalarda sepsis tipi, etken mikroorganizmalar ve antibiyotik dirençleri üniteler arasında ve zamanla ünite içerisinde de farklılıklar gösterebilir. Bu nedenle, aktif sürveyans uygulanarak tedavi protokolleri sıklıkla güncellenmelidir. Anahtar Kelimeler: Sepsis, Yenidoğan, Prematürite, Kan Kültürü, Antibiyotik Direnç
Çocuk yoğun bakımdaki refakatçi annelerin kaygı, depresyon ve yaşam kalitesinin incelenmesi
Bu çalışma, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Yoğun Bakım'da ve Çocuk Servisi'nde yatmakta çocukların refakatçi annelerinin kaygı, depresyon ve yaşam kalitesi düzeylerini belirleyerek etki eden faktörleri incelemek için planlandı. Her iki grupta 20 anne değerlendirilmeye alındı; toplam 40 kişi araştırmaya dahil edildi. Refakatçi annelere Beck Depresyon Envanteri (BDE), Nottingham Sağlık Profili (NSP), Spielberger Sürekli Kaygı Envanteri (STAI) uygulandı. İstatistiksel analiz için Windows tabanlı SPSS programı 21 sürümü (Statistical Package for the Social Sciences) analiz programı kullanılmıştır. Çocuk yoğun bakımı refakatçi anneleri ile çocuk servisi refakatçi annelerinin verileri; ortalama, sayı ve yüzdelik dağılımları, Student-t ve Kruskal Wallis testleri ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. ÇYBÜ ve serviste yatan çocuklar yatış sebeplerine göre üç alt gruba (nörolojik, cerrahi, solunum yetmezliği) ayrılmışlardır. Bu alt gruplardaki annelerin kaygı, depresyon ve yaşam kalitesi düzeyleri birbirleri ile karşılaştırılmasında "tek yönlü varyans analizi (Anova) test tekniği" uygulanmıştır. Farklı hastalık gruplarındaki çocukların annelerinin kaygı, depresyon ve yaşam kalitesi düzeyi ölçümleri bağımsız gruplarda tek yönlü varyans analizi ile kıyaslandığında, hastalık grupları arasında annenin kaygı, depresyon ve yaşam kalitesi düzeyleri ölçümleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Çocuk yoğun bakımdaki refakatçi annelerin kaygı, depresyon ve yaşam kalitesi düzeyleri servisteki refakatçi annelerininki ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.001). Yoğun bakımdaki refakatçi annelerin çocuklarının durumlarının daha kritik olması, ortamın daha fazla karmaşık olması, daha fazla invaziv işlemi gördükleri ile ilişkili olduğunu düşünmekteyiz.
Yoğun bakım hemşirelerinin parenteral beslenme ve uygulamaları ile ilgili bilgi düzeyleri
Bu araştırma, yoğun bakım (YB) hemşirelerinin parenteral beslenme (PB) ve uygulamaları ile ilgili bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Bu kesitsel araştırma, 15.08.2017 – 08.10.2017 tarihleri arasında İstanbul'da 7 devlet hastanesinde çalışan 234 YB hemşiresi ile gerçekleştirildi. Veriler yoğun bakım hemşirelerinin PB ve uygulamaları ile ilgili bilgi düzeyleri soru formu kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel testler, Kolmogorov Smirnov testi, Anova, Tukey HSD testleri ve Student's t testi kullanıldı. YB hemşirelerinin yaş ortalaması 27,68±4,57 olup, %81,6'sı kadındı. YB hemşirelerinin %88,9'unun PB konusunda bilgi aldığı ve %62,4'ünün bu bilgiyi mesleki eğitim sırasında, %37,2'sinin bilgiyi birlikte çalıştığı sağlık ekibinden, %32,9'unun bilgiyi hizmet içi eğitimlerden, %25,6'sının bilgiyi katıldığı kongre, seminer ve kurslar sırasında aldığı tespit edildi. YB hemşirelerinin PB ve uygulamaları ile ilgili soruları %19,7 ile %98,7 arasında doğru cevaplandırdığı saptandı. YB hemşirelerinin PB bilgi soruları puanları 12-65 arasında olup, toplam bilgi puan ortalaması ise 49,95±8,93'dür. YB hemşirelerinin PB tanımı alt boyutu puan ortalaması 0,98 ± 0,11, PB endikasyonlar alt boyutu puan ortalaması 5,28 ±1,71, PB kontrendikasyonlar alt boyutu puan ortalaması 1,56 ±0,92, PB avantajlar alt boyut puan ortalaması 3,10 ±1,03, PB komplikasyonlar alt boyut puan ortalaması 4,76 ±1,54, PB klinik hemşirelik uygulamaları alt boyut puan ortalaması 19,45 ±4,03, PB hemşirelik girişimleri alt boyut puan ortalaması 12,88±2,23 ve PB sorun giderme alt boyut puan ortalaması 1,89±0,42 bulundu. 25 yaş üstü ve evli olan YB hemşirelerinin PB avantajları puan ortalamaları, kadın YB hemşirelerinin ise PB endikasyonları bilgi puan ortalamaları daha yüksek bulundu (p<0,05; p<0,05; p<0,01). Lisans ve yüksek lisans mezunu YB hemşirelerinin PB endikasyonları ve avantajlarını, 6 yıl ve daha fazla süredir çalışanların ise PB avantajları bilgi puan ortalamaları daha yüksek bulundu (p<0,05; p<0,05). Çocuk ve genel YB hemşirelerinin PB bilgi toplam puan ortalamaları diğer YB hemşirelerine göre daha yüksek bulundu (p<0,05). Daha önceden PB eğitimi alan ve PB ile ilgili yeterli bilgiye sahip olduğunu düşünen YB hemşirelerinin PB bilgi toplam puan ortalamaları daha yüksek bulundu (p<0,001; p<0,01). Hizmet içi eğitimle PB eğitimi alan, kongre, seminer, kurs sırasında PB eğitim alan YB hemşirelerin ve birlikte çalıştığı sağlık ekibinden PB eğitimi alan YB hemşirelerinin PB bilgi toplam puan ortalamaları daha yüksek bulundu (p<0,05; p<0,05; p<0,001). Araştırma sonucunda, YB hemşirelerinin PB ile ilgili bilgi düzeylerinin orta ve üstünde olduğu saptandı. PB ile ilgili daha önceden, hizmetiçi eğitim, kongre kurs ve sağlık ekibinden eğitim aldığını ifade eden YB hemşirelerinin, PB ile ilgili bilgi düzeylerinin daha yüksek olduğu saptandı.
Pediatrik kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım hastalarının santral venöz kateter uygulamalarının değerlendirilmesi
Bu araştırma pediatrik kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım ünitesinde tedavi gören hastaların santral venöz kateter (SVK) uygulamalarındaki enfeksiyon gelişimi ve nedenlerinin değerlendirilmesi amacıyla retrospektif olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, özel bir hastanede 1 Ocak-31 Aralık 2017 tarihleri arasında pediatrik kardiyovasküler yoğun bakım ünitesinde tedavi gören 300 hasta verisi oluşturdu. Örneklemini ise, evren içindeki hastalardan santral venöz kateter uygulanan hastalar ile ilgili veriler oluşturdu (N=70). Araştırmanın verileri; araştırmacı tarafından hazırlanmış olan Hasta Bilgi Formu, Santral Venöz Kateterlere Yönelik Bilgi Formu aracılığı ile toplandı. Kurum arşivinden temin edilen hasta dosyaları tek tek tarandı ve ilgili bilgiler veri toplama formlara aktarıldı. Çalışma kapsamındaki pediatrik hastaların yaş ortalamasının 2,21±1,14 ay olduğu belirlendi. Pediatrik hastaların %37,1'nin 0-1 ay aralığında, %41,4'ünün kız, %58,6'sının erkek olduğu saptandı. Hastaların büyük çoğunluğunun (%57,1) siyanotik kalp hastalığı nedeni ile ameliyat olduğu, ortalama 1,37±0,48 gündür yoğun bakımda tedavi gördüğü ve SVK kalış süresinin ortalama 1,54±0,50 gün olduğu belirlendi. Hastaların büyük çoğunluğunda SVK giriş bölgesinde (%62,9) ve genel enfeksiyon (%55,7) belirti-bulgusunun olmadığı belirlendi. Oluşan enfeksiyonların ise; büyük çoğunluğunun bakteriyel kaynaklı olduğu (%38,6) saptandı. Pediatrik hastaların yoğun bakımda kalış süresi ve santral venöz kateter kalış süresi ile enfeksiyon varlığı arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Yoğun bakımda kalış süresi ve kateter kalış süresi attıkça bakteriyel enfeksiyon görülme oranının istatistiksel açıdan çok ileri düzeyde anlamlı olarak arttığı belirlendi (p≤0,001). Hastalarda yoğun bakımda kalış süresi ve SVK kalış süresi ile kateter giriş yerinde enfeksiyon varlığı arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Buna göre yoğun bakımda kalış süresi ve SVK kalış süresi arttıkça, kateter giriş yerinde enfeksiyon görülme oranını da anlamlı olarak arttığı saptandı (p≤0,05). Sonuç olarak yoğun bakımda kalış ve santral venöz kateter kalış sürelerinin uzun olmasının kateter ilişkili enfeksiyonunu arttırdığı söylenebilir.
Pediatri yoğun bakım ünitelerinde ventilatöre ilişkin pnömoninin (VİP) önlenmesinde ağız bakımının önemi
Araştırmamız çocuk yoğun bakım ünitesinde mekanik ventilatöre bağlı hastalarda gelişebilen ventilatör ilişkili pnömonin önlenmesinde kapsamlı ağız bakımı/ hijyeninin önemini değerlendirmek amacıyla yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesine Temmuz 2018-Mart 2019 tarihleri arasında en az 48 saat mekanik ventilatöre bağlı olan, 0-18 yaş arası pnömoni öyküsü olmayan 112 çocuk hasta oluşturdu. Araştırmada 33 çocuk hastada VİP gelişti. Araştırmada elde edilen bulguların değerlendirilmesinde SPSS v21 (SPSS Inc., Chicago, IL, USA) programı kullanıldı. Değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilk testi ile değerlendirildi. Normal dağılım varsayımı sağlamadığı görülen değişkenlerin analizi Mann Whitney U testi ile yapıldı. p<0,05 değerleri istatistiksel olarak önemli kabul edildi. Sonuçlardan elde edilen verilere göre küçük yaş grubu çocuk hastalarda VİP insidansı daha yüksek bulundu. VİP gelişimi en çok akciğer hastalığı ile başvuran hastalarda görüldü (%32,9). PRISM skoru, enteral beslenmeye başlama zamanı, mortalite, başvuruda enfeksiyon varlığı açısından VİP gelişen ve VİP gelişmeyen hastalarda benzer görüldü. Antibiyotik kullanımının VİP gelişen ve VİP gelişmeyen hastalarda benzer oranda olduğu görüldü. En çok kullanılan antibiyotiğin seftriakson olduğu saptandı. VİP gelişen hastalarda yoğun bakımda yatış süresi, hastanede kalış süresi ve ventilatörde kalış süresinin VİP gelişmeyen gruba göre daha yüksek olduğu saptandı. VİP gelişen hastalarda oral mukoza değerlendirme puanının yüksek olduğu görüldü. VİP gelişen hastalarda en yüksek oranda görülen mikroorganizma Klebsiella pneumoniae'dır. VİP insidansı 2018 yılı ocak-şubat-mart aylarında 6,3/1000 ventilatör gününden 2019 yılı Ocak-Şubat-Mart aylarında 0/1000 ventilatör gününe düştüğü saptandı. Hemşirelere ağız bakım uygulamaları hakkında eğitim verilmesi, ağız bakım protokolünün oluşturulması ile hastaya verilen bakım kalitesini arttırmıştır.Etkin ve kapsamlı ağız bakımı vermek VİP gelişme riskini yüksek oranda önlemektedir. Anahtar kelimeler: mekanik ventilatör, ventilatör ilişkili pnömoni, ağız bakımı, VİP insidansı.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan ve oksijen desteği alan yenidoğanların ebeveynlerinin stres ve kaygı düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan ve oksijen desteği alan yenidoğanların ebeveynlerinin stres ve kaygı düzeylerini belirlemek amacıyla kesitsel tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. 1 Ağustos 2020-1 Mayıs 2021 tarihleri arasında özel bir vakıf üniversitesi hastanesinin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde uygulanmıştır. Çalışma örneklemini 123 ebeveyn oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Ebeveyn Bilgi Formu", "Bebek Bilgi Formu", "Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği", "YYBÜ Anne Baba Stres Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için Bezmialem Vakıf Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan etik kurul izni ve araştırmanın yürütüleceği Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nden yazılı kurum izni alınmıştır. Araştırma verileri 22.0 SPSS programıyla analiz edilmiş ve geçerlik güvenilirliği kanıtlanmıştır. Araştırma sonucunda ebeveynlerin durumluk kaygı puanı ortalamaları 48,26±10,21 ve sürekli kaygı puanı ortalamaları 47,52±8,46 olarak her ikisinde de algılanan "orta düzeyde kaygı" olduğu belirlenmiştir. YYBÜ Anne-Baba Stres Ölçeği toplamından aldıkları puan ortalamaları 104,38±31,58; ölçeğin alt boyutlarından Görüntü ve Sesler puan ortalaması 16,21±6,12; Bebeğin Görünümü ve Davranışları puan ortalaması 52,53±19,19; Bebeğinizle İlişkiniz puan ortalaması 35,62±13,42 bulunmuş olup, ölçek toplam ve alt puan ortalama değerlerinin "orta derecede stresli" olduğu söylenebilir. Ebeveynlerin sahip olduğu çocuk sayısı, çalışma durumu, bebeğin cinsiyeti, doğum şekli, yoğun bakım ortamının özellikleri, ebeveynlerin sağlık personelleriyle iletişimi, bebeğin sağlık durumu gibi özelliklerin ebeveynlerin stres ve kaygısını etkilediği bulunmuştur. Bu süreçte aile merkezli yaklaşım ile yenidoğanların en değerlileri olan ebeveynlere destek olunması önerilmektedir.
COVID-19 pandemisi döneminde yoğun bakımda artan iş yüküyle hemşirelerin tükenmişlik düzeyi arasındaki ilişki
Araştırma, Covid-19 yoğun bakımlarında artan iş yükü ile hemşirelerin tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkiyi inceleyen kesitsel ve tanımlayıcı tipte araştırmadır. Araştırmanın evrenini Covid-19 yoğun bakımında çalışan hemşireler oluşturmaktadır. Örneklemi, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Covid-19 yoğun bakımında çalışan, araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan, çalışmaya katılmaya gönüllü hemşireler oluşturmuştur. Veriler 1 Kasım 2022- 1 Şubat 2023 tarihlerinde toplanmıştır. Veriler; Hemşire tanımlayıcı bilgi formu, MTÖ ve BİYAÖ kullanılarak toplanmıştır. Veriler değerlendirilirken, yüzde, frekans ortalama, standart sapma, Kolmogorov- Smirnov Testi, Mann-Whitney U Testi, Kruskal-Wallis H testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular; MTÖ alt boyutlarından Duygusal Tükenme alt boyutunda hemşirelerin medeni durumları, çocuğu olma, meslekteki çalışma yılı açısından istatistiksel anlamlılık olduğu (p<0,05), MTÖ alt boyutlarından Duyarsızlaşma alt boyutunda hemşirelerin çocuğu olma, nöbetli çalışma, açısından istatistiksel anlamlılık olduğu (p<0,05), BİYAÖ alt boyutlarından Meslektaş Desteği alt boyutunda hemşirelerin genel olarak meslek memnuniyeti, çocuğu olma açısından istatistiksel anlamlılık olduğu (p<0,05), BİYAÖ alt boyutlarından Genel Hemşire Memnuniyeti alt boyutu açısından hemşirelerin medeni durum, çocuk sahibi olma, çalışma şekilleri arasında istatistiksel anlamlılık olduğu (p<0,05), MTÖ alt boyutlarından Duygusal Tükenme alt boyutu ile BİYAÖ alt boyutlarının puan dağılımları arasında 0,01 anlam düzeyinde negatif yönlü anlamlılık olduğu saptanmıştır (p<0,05). Hemşirelere destek programlarının verilmesi ve yoğun bakımlara yönelik personel istihdamının arttırılması önerilmiştir.
Yetişkin yoğun bakım birimlerinde çalışan hemşirelerin fiziksel kısıtlamaya yönelik aldıkları eğitimin bilgi tutum ve uygulama üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Yetişkin yoğun bakım birimlerinde çalışan hemşirelerin fiziksel kısıtlamaya yönelik aldıkları eğitiminin bilgi, tutum ve uygulama üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılan ön test- son test düzeninde, prospektif, randomize kontrollü bir araştırmadır. Bir eğitim araştırma hastanesinin yetişkin yoğun bakım birimlerinde çalışan 85 hemşire örneklemi oluşturmuştur. Araştırmanın başında girişim ve kontrol grubu homojen dağılım göstermiştir (p>0.05). Ocak- Mart 2023 tarihleri arasında yürütülen çalışmanın verileri Sosyodemografik ve Fiziksel Tespit Uygulamaya Yönelik Özellikler Anketi ve Hemşirelerin Fiziksel Tespit Edici Kullanımına İlişkin Bilgi Düzeyi, Tutum ve Uygulamaları Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, t testi, ANOVA testi, Bonferroni testi, Ki-Kare, Fisher exact testleri kullanılmıştır. Girişim grubunda yer alan hemşirelerin eğitim öncesine göre, eğitim sonrası ve 1. ay izlemde fiziksel tespit uygulamaya yönelik bilgi, tutum ve uygulama puan ortalamasında anlamlı düzeyde artış olduğu belirlenmiştir (p>0,001). Girişim grubunun bilgi ve tutum puan ortalaması eğitim sonrası ve 1. ay izlemde, uygulama puan ortalaması 1. ay izlemde kontrol grubuna göre daha yüksektir (p<0,001). Sonuç olarak fiziksel kısıtlamaya yönelik verilen yapılandırılmış eğitim programları hemşirelerin bilgi, tutum ve uygulamalarını olumlu yönde etkilemektedir. Bu uygulamaların hizmet içi eğitimlerle sürdürülmesi ve belirli aralıklarla tekrarlanması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Fiziksel Kısıtlama, Yetişkin Yoğun Bakım, Hemşirelik, Eğitim.
Yoğun bakıma yatırılan sirozlu olgularda prognozu belirleyen risk faktörleri
Yoğun bakıma yatan sirozlu hastaların prognozunu değerlendirmek önemlidir. Sirozlu hastaların prognozu hepatik yetmezliğin derecesi, sirozun komplikasyonları ve eşlik eden karaciğer dışı nedenlere bağlıdır. Sirozlu hastalarda prognozu daha objektif değerlendirmek için çeşitli skorlama sistemleri kullanılmaktadır. Bu çalışmada amaç yoğun bakıma yatan sirozlu hastaların prognozunu tayin etmek için kullanılan Child-Turcotte-Pugh (CTP) skoru ve Model for End-stage Liver Disease (MELD) skoru ile yoğun bakıma yatan hastaların prognozunu tayin etmek için kullanılan prognostik modellerden Acute Pysiology and Chronic Healt Evaluation (APACHE) II ve Sequential Organ Failure Assesment (SOFA) skorunun kullanılabilirliğini göstermek ve birbirine üstünlüklerini karşılaştırmaktır.Çalışmamıza, Dahiliye yoğun bakım ünitelerine Ocak 2004- Aralık 2006 tarihleri arasında yatırılarak izlenen 130 (% 64,7) erkek, 71 (% 35,3) kadın olmak üzere toplam 201 sirozlu hasta dahil edildi. Hastalarda mortaliteyi etkileyen risk faktörleri kullanılan belirteçler olarak; yaş, cinsiyet, Child-Turcotte-Pugh skoru, Model for End-stage Liver Disease skoru Acute Pysiology and Chronic Healt Evaluation II skoru, Sequential Organ Failure Assesment skoru, serum laktat, kan üre azotu, kreatinin, bilirübin, protrombin zamanı, protein elektroforezi, sirozun etyolojisi, mekanik ventilatör ihtiyacı, yoğun bakımda kalış süresi, sirozun komplikasyonları olan Hepatosellüler kanser, hepatik ensefalopati, gastrointestinal kanama, hepatorenal sendrom, spontan bakteriyel peritonit ve diğer enfeksiyonlar değerlendirildi. Bu belirteçlerin bunların prognoza etkileri araştırıldı.Sonuç olarak yoğun bakım ünitesine yatan sirozlu hastalar ileri evre hastalığa sahiptir. Bu hastalar genelde sirozun komplikasyonları nedeniyle yoğun bakıma yatırılmaktadır. Mortalite oranı oldukça yüksektir (% 41,8). Prognozu tahmin etmek için Child-Turcotte-Pugh, Model for End-stage Liver Disease, Acute Pysiology and Chronic Healt Evaluation II ve Sequential Organ Failure Assesment skoru kulanılabilir. Prognozu tahmin etmede Sequential Organ Failure Assesment ve Acute Pysiology and Chronic Healt Evaluation II skoru, Model for End-stage Liver Disease ve Child-Turcotte-Pugh skorundan üstündür (AUROC değerleri sırasıyla 0,847, 0,821, 0,790 ve 0,724). Sequential Organ Failure Assesment skoru kolay uygulanan prognozu en iyi tahmin eden skordur. Sirozun prognozunu saptamada en sık kullanılan skorlama sistemi olan Child-Turcotte-Pugh skorunun prognozu değerlendirme gücü düşüktür. Laktat düzeylerinin yüksek olması kötü prognozla ilişkilidir. Laktat prognostik parametre olarak kullanılabilir.Anahtar kelimeler: Dahiliye yoğun bakım, prognoz, Laktat, Siroz, SOFA skoru
Yoğun bakım hemşirelerinin yaşadıkları etik sorunlar konusunda Adana ölçeğinde bir araştırma
Etik sorunların sağlık profesyonelleri tarafından yaşanma sıklığı ve önemsenme derecesi klinik etik açısından irdelenmeye değer konulardır. Tez çalışması çerçevesinde yürütülen araştırmanın amacı, Adana ölçeğinde yoğun bakım hemşirelerinin etik sorunlarla ne sıklıkla karşılaştığını ve bunları nasıl bir önem sıralamasına soktuklarını saptamaktır. Tanımlayıcı nitelikteki araştırmanın üç bölümde 22 soru içeren veri toplama formu, Adana merkezinde bulunan kamu hastanelerinin yoğun bakım birimlerinde çalışan hemşirelere uygulanmıştır.Dörtte üçü üniversite mezunu olan ve üçte ikisi dahiliye yoğun bakım birimlerinde çalışan katılımcıların en sık karşılaştığı sorun, durumu daha kritik olanlara yer açmak için stabil hastaların servise transferidir (% 97,0). Sık karşılaşılma sıralamasında ilk beşte yer alan diğer sorunlar, hekim görevlerinin hemşireye devredilmesi (% 88,0), mesleki hiyerarşide alt basamaktakilere fazla iş verilmesi (% 87,0), hastanın veya yakınlarının tedaviyi reddetmesi (% 85,0) ve hayati tehlikeye rağmen taburcu edilme talebidir (% 80,0). Son üç sırada ise solunum desteğinin hangi hastaya verileceğinin belirlenmesi (% 42,0), iyileşme olasılığı kalmayan hastanın solunum desteğinin kesilmesi (% 32,0) ve ötanazi talebiyle karşılaşılması (% 17,0) yer almaktadır. Önemsenme puanı sıralamasın ilk beşinde ise stabil hastaların servise transferi (8,40), beyin ölümü gerçekleşen hastanın yakınlarına organ bağışı önerisi götürme (7,69), beyin ölümü teşhisinin konulması (7,50), hiyerarşinin alt basamaklarındakilere fazla iş verilmesi (6,80), hekim görevlerinin hemşireye devredilmesi (6,79) bulunmaktadır. Bu sıralamanın son üç basamağında hastalara yönelik yaklaşımın adil olmaması (5,63), ötanazi talebiyle karşılaşılması (5,48), hekimler arasında görüş ayrılığı yaşanması (5,20) vardır.Katılımcıların sık yaşadığı ve önem verdiği sorunların derin değer çatışmalarından çok birimlerin olanaklarındaki eksikliklerden, koşullarındaki olumsuzluklardan, ilişki düzenlerindeki aksamalardan kaynaklandığını söylemek mümkündür.Anahtar Sözcükler: Yoğun Bakım, Tıp Etiği, Hemşirelik Etiği.
Müziğin yoğun bakım ünitesinde serebro vasküler olay tanısıyla yatan hastalarda konfor, anksiyete ve ağrıya etkisinin incelenmesi
Yoğun bakım üniteleri, fiziki durumu ağır olan hastaların monitörize edilerek, yaşam fonksiyonlarının desteklendiği özel dikkat gerektiren bölümlerdir. Bu ünitelerde hastalar sıklıkla ağrı, anksiyete yaşamakta ve bu durum konforlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çalışma, yoğun bakımda Serebro Vasküler Olay (SVO) tanısıyla yatan hastalarda müziğin ağrı, anksiyete ve konfor üzerine olan etkisini araştırmak amacıyla kendinden kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapılmıştır.Araştırma Adana Devlet Hastanesi yoğun bakım ünitesinde az iki gün yatan bilinci açık, işitme sorunu olmayan, Türkçe konuşabilen, 24 saat içerisinde analjezik, sedatize edici ilaç almamış, araştırmaya katılmayı kabul eden, erişkin, serebro vasküler hastalığı olan hastalarda yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, yedi ayrı form kullanılmıştır. Hastaların tanıtıcı özellikleri ve yaşam bulguları ile ilgili olan birinci ve ikinci form literatürden yararlanılarak araştırmacı tarafından geliştirilmiştir. Üçüncü form, ağrı şiddetini ölçmede kullanılan Visual Analogue Scale (VAS); dördüncü, beşinci ve altıncı form, anksiyete düzeyini ölçmede kullanılan yüz skalası ile durumluk (STAI-1) ve sürekli (STAI-2) kaygı envanteri; yedinci form, hastaların genel rahatlığını belirlemede kullanılan genel konfor ölçeğidir. Elde edilen veriler SPSS for Windows 11.5 (Statistical Package for Social Sciences) bilgisayar programında değerlendirilmiş ve t-testi yapılmıştır.Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, müziğin hastaların sistolik tansiyon arteriyel değerini, ağrı ve anksiyeteyi azaltarak pO2 ile konfor düzeyini arttırdığı saptanmış olup sonuçlar istatistiksel olarak da anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, müziğin ağrı, anksiyete ve konfora olumlu etkisi nedeniyle, uygulama alanında kullanılmasının hasta yararına katkı sağlayacağı ve bağımsız hemşirelik uygulamaları arasına dahil edilmesine yönelik önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Sözcükler: Ağrı, anksiyete, konfor, müzikle tedavi, yoğun bakım.
Acil servisten dahiliye yoğun bakıma yatan hastalarda tiroid hormon düzeyleri ile mortalite arasındaki ilişki
Acil Servisten Dahiliye Yoğun Bakıma Yatan Hastalarda Tiroid Hormon Düzeyleri İle Mortalite Arasındaki İlişkiAmaç: Yoğun bakımda yatan yaşlı hastalarda mortalite oranı oldukça yüksektir. Bu çalışmada dahiliye yoğun bakıma yatan 55 yaş üstü hastaların mortalitesini tahmin etmede yardımcı olan tiroid hormonları ve glasgow koma skalası, akut fizyoloji ve kronik sağlık değerlendirmesi II, basitleştirilmiş akut fizyolojik skor II, kullanılarak bunların birbirleriyle olan ilişkisi saptanmaya çalışıldı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, 48'i (% 65,8) erkek, 25'i (% 34,2) kadın olmak üzere toplam 73 hasta alındı. Hastalarda mortaliteyi tahmin etmek için kullanılan belirteçler olarak; yaş, akut fizyoloji ve kronik sağlık değerlendirmesi II, basitleştirilmiş akut fizyolojik skor II, glasgow koma skalası, serumda lökosit sayısı, hemoglobin, c reaktif protein, serbest triiyodotironin, serbest tiroksin, tiroid stimüle edici hormon, protrombin zamanı, aktive parsiyel tromboblastin zamanı, albumin, ferritin belirlendi.Bulgular: Eksitus ve taburcu olan hastalar arasında yaş ortalaması istatistiksel olarak anlamlı değildi. Ortalama yatış süresi ise anlamlı bulundu.Prognostik belirteçlerinden, akut fizyoloji ve kronik sağlık değerlendirmesi II, lökosit sayısı, c reaktif protein, protrombin zamanı, serbest triiyodotironin, serbest tiroksin, tiroid stimüle edici hormon ve hemoglobin'in istatistiksel olarak mortalite ile ilişkisi bulunamadı. Ferritin, aktive parsiyel tromboblastin zamanı, glasgow koma skalası, basitleştirilmiş akut fizyolojik skor II'nin yüksekliği ve albümin düşüklüğü ile mortalite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu.Sonuç: Dahiliye yoğun bakım ünitesi'ne yatan 55 yaş üstü hastaların mortalite tahmininde; basitleştirilmiş akut fizyolojik skor II, glasgow koma skalası, ferritin, albümin, aktive parsiyel tromboplastin zamanı, ölçümlerinin kullanılabileceği tespit edildi.