Republican Period
379 theses under this subject heading
Cumhuriyet Dönemi dil tartışmalarında Güneş Dil Teorisi
Bu araştırmada, Cumhuriyet Dönemi dil tartışmaları arasında önemli bir yere sahip olan Güneş Dil Teorisi incelenmiştir. Araştırma konusu ile ilgili olarak, Tanzimat Döneminden başlayarak Cumhuriyet Döneminde ortaya çıkan Güneş Dil Teorisine kadar olan süreç ele alınmıştır. Araştırma kapsamında, Türk dilinin ortaya çıkışı, Türk dilinin gelişimi, Türk dilinin sadeleştirilme süreci ve bu alanda yapılan faaliyetler incelenmiştir. Araştırmanın birinci bölümünde, Güneş Dil Teorisinin ortaya çıkışı ile ilgili temel sebepler değerlendirilmiştir. Değerlendirmede Fransız İhtilali ile ortaya çıkan uluslaşma süreci ve ulusallaşmanın Osmanlı İmparatorluğu'na etkisi göz önünde tutularak, Tanzimat Dönemi dil çalışmaları ve II. Meşrutiyet'e kadar olan dönem incelenmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde de Güneş Dil Teorisinin zeminini oluşturan sosyal ve siyasal süreç incelenmiş olup, Osmanlı İmparatorluğu'nda ulusallaşmanın etkisi ile gelişen Türkçülük akımının, Türk dili üzerindeki yansıması ele alınmıştır. Ayrıca Birinci Dünya Savaşının ardından yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin dil çalışmalarına ve Latin harflerinin kabulüne değinilmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise, konuyla ilgisi bakımından Türk Tarihi Tedkik Cemiyeti ve Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin Türkçe üzerine yürüttüğü faaliyetler incelenmiştir. Son olarak da Güneş Dil Teorisinin olumlu ve olumsuz yanlarına değerlendirilmiştir. Sonuç olarak da Güneş Dil Teorisinin, teoride başarılı ancak uygulamada ise öncesinin başarısız olduğu kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türk dili, Güneş Dil Teorisi, Türkiye Cumhuriyeti
Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet Döneminde siyasi seçkinlerin Suriye'ye bakışı
Son yıllarda Ortadoğu'daki gelişmelerin etkisiyle Türkiye'nin Erken Cumhuriyet döneminde bu bölgeye sırtını döndüğüne yönelik görüşler akademik çevrelerce sıklıkla dile getirilmeye başlanmıştır. Bu çalışmada söz konusu argümanın ne derece doğru olduğu tartışılmış: bu çerçevede Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet yıllarında kamuoyu tartışmalarında öne çıkan yedi seçkinin günümüzde Suriye, Lübnan, Filistin, İsrail ve Ürdün'ü kapsayan, Osmanlı yıllarında Suriye veya Büyük Suriye (Bilad-ı Şam) olarak adlandırılan coğrafyaya bakışı değerlendirilmiştir. Seçkinlerin görüşlerine başvurulmasının amacı Türkiye'nin Erken Cumhuriyet dönemindeki Bilad-ı Şam politikasının düşünsel alt yapısını çözümlemek, böylelikle Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde Türkiye'nin söz konusu coğrafyaya yönelik siyasetini yalnızca dış politika bağlamında değerlendiren literatüre farklı bir perspektiften katkıda bulunmaktır. Çalışmada Suriye vilayeti/ülkesi ile Suriye/Büyük Suriye bölgesinin karıştırılmaması için söz konusu coğrafya Bilad-ı Şam olarak anılmıştır. Çalışmanın tarihsel aralığı 1908-1939 olarak belirlenmiş; Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde seçkinlerin Bilad-ı Şam'a bakışlarındaki süreklilik ve kopuşlar analiz edilmiştir. Bu dönemde kamuoyu tartışmalarında ve siyasi karar alma sürecinde etkili olan Hüseyin Cahit Yalçın, Falih Rıfkı Atay, Refik Halid Karay, Halide Edib Adıvar, Yusuf Akçura, Mehmed Akif Ersoy ve Mustafa Kemal Atatürk, bu çalışma kapsamında fikirleri irdelenen seçkinlerdir. Seçkinlerin Bilad-ı Şam'a yönelik düşüncelerini çözümlemek için söz konusu tarih aralığında var olan siyasi koşullar ve temel tartışmalar çerçevesinde gazete yazıları, anıları ve biyografilerden elde edilen veriler analiz edilmiştir. Ortaya çıkan temel sonuç, seçkinlerin Bilad-ı Şam'a ilişkin düşüncelerinde kırılmalarla birlikte sürekliliğin de var olduğu, bir başka ifade ile Türkiye'nin Bilad-ı Şam coğrafyasına sırtını döndüğüne ilişkin argümanların tam olarak gerçeği yansıtmadığı yönündedir. Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan yabancılaşma ve Milli Mücadele dönemindeki uluslaşma süreci kırılmanın temel bileşenleri iken, gerek Osmanlı döneminde gerekse Cumhuriyet yıllarında Bilad-ı Şam coğrafyasının modernleşmesine yönelik söylem ve eylemler, seçkinlerin konuya ilişkin düşüncelerindeki sürekliliğe işaret etmektedir.
Dördüncü Umumi Müfettişlik: Kurulması, çalışmaları ve kaldırılması
1927?de kurulan Umum Müfettişlik Teşkilatı daha sonraki yıllarda sayısı arttırılarak Cumhuriyet Dönemi?nin önemli kurumları arasına sokulmuştur. Bulundukları bölgelerde güvenlik, ekonomik, sağlık, sosyal, kültürel açıdan kalkınmayı sağlayan Umumi Müfettişlikler 1947?de fiilen, 1952?de resmen kaldırılmıştır. Dördüncü Umumi Müfettişlik merkezi Elazığ olmak üzere 6 Ocak 1936?da kurulmuş ve Tunceli, Bingöl, Erzincan illerini kapsamıştır. Müfettişliğin başına Korgeneral Abdullah Alpdoğan getirilmiştir. Buradaki çalışmaların temel amacı; aşiret düzenini ortadan kaldırarak bölgeyi ağaların hâkimiyetinden kurtarmak ve buraya Cumhuriyet?in ilkelerini götürmektir. Çalışmam, dönemin koşulları göz önüne alınarak ve neden-sonuç ilişkisi çerçevesinde konuyla ilgili veriler gerek arşiv belgeleri, toplantı tutanakları, gerekse yerel ve ulusal basın sistemli bir şekilde değerlendirilerek hazırlandı. Bu çalışmamda Dördüncü Umumi Müfettişliğin, kurulması ve çalışmaları ele alınarak bölgenin sosyal, ekonomik ve kültürel değişimi irdelenmeye çalışılmıştır
Cumhuriyet Dönemi Türkçe tefsir çalışmalarında müteşâbih âyetlere yaklaşımlar (Elmalılı ve Süleyman Ateş örnekliğinde)
Bu çalışma Osmanlı döneminin sonları ile Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde yaşamış Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır ile Cumhuriyet'in başlarında dünyaya gelmiş Süleyman Ateş'in bir ulûmu'l-Kur'an konusu olan müteşâbih meselesine bakış açılarını ve bu türden kabul edilen âyetleri yorumlama biçimlerini ele almaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde tefsir ilminde tartışmaların odağında olan muhkem-müteşâbih konusu ana hatlarıyla, tartışmalı yönleriyle, fikir akımlarıyla ve problematik zeminde incelenmektedir. İkinci bölümde Cumhuriyet döneminde kaleme alınmış iki önemli tefsir çalışması olan Hak Dini Kur'an Dili ve Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri adlı eserlerde müfessirlerimizin muhkem-müteşâbih konusuna yaklaşımları, müteşâbihâtın varlığını kabul edip etmedikleri ve hangi âyetleri müteşâbih olarak kabul ettikleri gösterilecektir. Müelliflerimizin, müteşâbih âyetlerin anlaşılabilirliği meselesine bakış açıları ve bu tür âyetleri yorumlama biçimleri üzerinde durulurken farklı ve ortak tavırları belirlenecektir.
Cumhuriyet Dönemi Türk şiirinde yol, yolcu ve yolculuk teması
Cumhuriyet yılları, Türk Edebiyatı'nda muhtelif dönüşümlerin, siyasi ve sosyal inkılapların edebiyatımızı da etkilediği dönemlerdendir. Atatürk'ün önderliğinde başlatılan bu süreç yeni bir dönemin işaret fişeği olmuştur. Bu yeni süreçte farklı edebi temalar, yine çeşitli hallerde edebiyatımızda yer almıştır. Yol, Yolcu, Yolculuk teması da Cumhuriyet Dönemi Türk şiiri içinde yer alan en kıymetli temalardandır. Cumhuriyet yılları, Türk Edebiyatı'nda çeşitli anlayışların görüldüğü, zengin bir içerik sunmaktadır. Cumhuriyet döneminde, Tanzimat yıllarından beri devam edegelen batılılaşma ile ehemmiyet kazanan modernleşme, yalnızlaşma, dünyevileşme gibi unsurlarla geleneksel edebiyatımızdan bir kopuş başladığı fikri hâkimdir. Fakat yalnızlaşmanın getirdiği bir atmosfer ile bireyde oluşan bir yol özlemi ya da yolculuk hasleti edebiyatımızda yer yer hüküm sürmeye başlamıştır. Buradan hareketle geleneksel edebiyatta da yer yer karşılaştığımız yol, yolcu, yolculuk motifi Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde de yer tutmaya başlamıştır. Tezimizin muhtevası, Cumhuriyet Dönemi Türk şiirini kapsamaktadır. Amacımız, dönemdeki şairlerden hareketle yol, yolcu ve yolculuk kavramının şiirimize yansımasını irdelemektir. Cumhuriyet dönemi boyunca eser veren şairlerin pek çoğu yol ve yolculuğa dair şiirler yazmıştır. Buna karşın hâlihazırda bu temanın literatürde az rastlanan bir durum olması ise tezimizin önemini gözler önüne sermesi açısından kıymetli bir yer tutmaktadır. Tez çalışmamızın yöntemi tarama, derleme ve inceleme olarak belirlenmiştir. Öncelikle döneme ait bu temayı işleyen şiirler taranıp derlenmiştir. Farklı sosyokültürel çevreden şairlerin yol, yolcu ve yolculuk kavramına şiirlerinde yer verdiği tespit edilmiştir. Haliyle ortaya kapsamlı bir doküman çıkmıştır. Kavramların içerdiği muhteva kapsamlı olduğundan tezin içeriği, şiirlerinde yol, yolcu ve yolculuk kavramını hassaten seçen şairlerden sadece bir kısmını dâhil ederek sınırlandırılmıştır. Tez çalışmamızda özgün ve nitelikli bir bilimsel eser ortaya çıkarmak maksadıyla çalışmamızın kapsam olarak çok dağınıklık göstermemesi için nitelikli örneklemlere yer verilmiştir. Tezin içeriğini en iyi yansıtan şiirlere yer verilmesine özen gösterilmiştir. Yol, yolcu ve yolculuk kavramını özgün bir şekilde eserlerinde yer vermeleri, dönemin öncülerinden olmaları ve seçilen şairlerin dönemin ruhunu yansıtan bir çeşitlilik göstermesi, bu şairlerin bilimsel çalışmamızda yer almasında temel kriterler olarak belirlenmiştir. Bilimsel çalışmamız üç temel bölümden müteşekkildir. Tezin ilk bölümünde "Şiire Genel Bir Bakış" yapılmaktadır. Tezin ikinci bölümünde, "Tematik Unsurlar" ayrı ayrı ele alınmıştır. Tezin üçüncü bölümünde ise "Cumhuriyet Dönemi Türk Şiir'inde Yol, Yolcu, Yolculuk Şiirleri" incelenmiştir. Bu çalışma ile alan yazında, Cumhuriyet Dönemi Türk Şiir'inde Yol, Yolcu, Yolculuk kavramı ve bu temaların şiirimizde açmış olduğu ufukların literatürdeki önemli bir boşluğu dolduracağı hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Yol, Yolcu, Yolculuk, Cumhuriyet, Türk Şiiri. Bilim Kodu: 30201
Cumhuriyet Dönemi Türkçe eserlerde Kur'an kıssalarına yaklaşımlar
Tezimizin konusunu Cumhuriyet Dönemi Türkçe Eserlerde Kur'an Kıssalarına Yaklaşımlar oluşturmaktadır. Tefsir ilminde "Kısasu'l-Kur'an" adı verilen bu terim Kur'an'da geçmiş peygamberlere ve topluluklara ait aktarılan bilgileri içermektedir ki bunlar Kur'an-ı Kerim'in ana konuları arasında önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada kıssaların geçtiği ilgili ayetlerin tefsirleri doğrultusunda kıssaların tarihî gerçekliği yönündeki yaklaşımlar ele alınacaktır. Tezde bütün Kur'an kıssaları değil de sadece Hz. Âdem'in kıssası, Hâbil ile Kâbil, Tâlût ve Câlût ordusu, Bakara kıssası, Hz. Nûh, Ashâb-ı Kehf, Hz. Mûsâ ve Hızır kıssası gibi daha çok meşhur olan kıssalar incelenecektir. Peygamber kıssalarına dair genel bakış açılarına yer verilecek ve Hz. Âdem'in ilk insan olması dolayısıyla onunla ilgili ayetlerin yorumları ayrı bir başlık altında aktarılacaktır. Bununla beraber peygamberler ve onların kavimleriyle olan ilişkileri ile ilgili değerlendirmeler ve helak olan kavimlerin tutumları ile Hz. Peygamber'in gönderildiği toplumun davranışları kıyas edilecektir. Ayrıca müfessirlerin kıssaları ele alış biçimleri ve dayandıkları temeller üzerine görüşler ortaya konularak genel bir analiz yapılacaktır. Tez çalışmamız giriş ve iki ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve tezde kullanılan kaynaklar hakkında bilgi verilecektir. Klasik tefsir usulü kaynakları olarak bu alanda yazılmış bazı eserler şunlardır: Muhammed Abdulazim ez-Zerkani''nin Menahilü'l-İrfan'ı, Zehebî'nin et-tefsir ve'l-Müfessirûn'u, Suyutî'nin el-Hasaisü'l-Kübra, ed-Dürrü'l-Mensûr fi't-Tefsîri'l-Me'sûr, el-itkan fî Ulûmi'l-Kur'an'ı; İbn Teymiye'nin Mukaddime fî Usuli't-Tefsir'i, Zerkeşî'nin el-Burhan fî Ulûmi'l-Kur'an adlı eserler örnek teşkil etmektedir. Ayrıca Kur'an'daki kıssalar hakkında çeşitli eserler meydana getirilmiştir. Bunlardan birkaçı da Es-Sa'lebî'nin el-Arâis adıyla bilinen Kısasu'l-Enbiya'sı ile Mahmud Zehra'nın Kasas mine'l-Kur'an'ıdır. Günümüze gelindiğinde İdris Şengül'ün Kur'an Kıssaları Üzerine, Sadık Kılıç'ın Mitoloji, Kitab-ı Mukaddes ve Kur'an-ı Kerim, Şehmus Demir'in Mitoloji, Kur'an Kıssaları ve Tarihî Gerçeklik, Suat Yıldırım'ın Kur'an-ı Kerim ve Kur'an İlimlerine Giriş, Sadık Kılıç'ın Tarih Felsefesi Açısından Kur'an Kıssaları, Mehmet Sait Şimşek'in Kur'an Kıssalarına Giriş gibi bu konuda yazılmış kitaplar mevcuttur. Mustafa Kara'nın Kur'an Kıssalarında Konu ve Kapsam Merkezli Bir Analiz isimli makalesi, Saliha İnal'ın Tarihselcilik ve Kur'an İlimleri adında yüksek lisans çalışması vardır. Ayrıca bu araştırmanın sınırlılıkları ve kapsamı hakkında bilgi verildikten sonra birinci bölüme geçilecektir. Bu bölümde kıssa kavramı hakkında genel tanımlar üzerinde durulacak modern dönemde kıssa anlayışında meydana gelen değişiklerin arka planı ile kıssalara yaklaşımda etkili rol oynayan isrâiliyat kaynaklı rivayetler hakkında kısa açıklamalardan sonra Batı'da kutsal metinleri anlamaya yönelik çalışmalar ve demitoloji kavramının ortaya çıkış sebepleri kısaca irdelenecektir. Bu konudaki teziyle kıssaların anlaşılmasında farklı bir oluşuma etki eden Halefullah'ın kıssalara yaklaşımı ile ilgili bazı değerlendirmeler yapılacaktır. Tezin ikinci bölümünde ilk olarak Cumhuriyet Dönemi Türkçe eserlerde Kur'an kıssalarının tarihî gerçekliğini kabul edenler ve dayandıkları deliller üzerinde durulacaktır. Ardından kıssaların tarihî gerçekliğini kabul etmeyen alimlerin görüşlerine yer verilerek bu konudaki fikirlerin oluşumunun alt yapısında etkili olan temel faktörler ele alınacaktır. Son olarak bu iki görüşün dışında kalan yani kıssaları tarihî vaka olduklarının dışında ele alıp ona göre bu konuya farklı izahlar getiren müelliflerin yorumlamalarına yer verilecek ve kıssaların yorumunda farklı anlayışların ortaya çıkış süreci arka planıyla birlikte analiz edilecektir.
Hece ölçüsünün milli ve evrensel boyutları ekseninde Erken Dönem Cumhuriyet şairlerinin estetik anlayışı
Hece ölçüsü, yazılı ilk örneklerinin görüldüğü Divan-ı Lügati't Türk'ten günümüze kadar Türk edebiyatında aralıksız olarak kullanılmış bir ölçüdür. 11. yüzyıldan itibaren Arap edebiyatı çıkışlı aruz ölçüsünün daha çok değer kazanmasıyla birlikte aydınlar arasında ikinci plana atılmış olsa da, yüzyıllar boyunca halk şairleri arasında varlığını sürdürmüş ve günümüze ulaşmıştır. Divan edebiyatının başladığı 13. yüzyıldan Tanzimat edebiyatına kadar tartışmasız bir şekilde aruzun üstünlüğü ile geçilirken, yenileşmeyle birlikte divan şekilleri gibi aruz ölçüsü de enine boyuna masaya yatırılmış ve varlığı ciddi bir şekilde sorgulanmaya başlanmıştır. Bu tartışmalarda Osmanlı İmparatorluğunun çözülmeye başlaması süreci ve artan milliyetçilik rüzgârlarının da payını yadsımamak gerek. Çünkü aruza karşı olan edebiyatçılar ona karşı hece ölçüsünü önerirken "millilik" kavramını sıkça vurgulamışlar ve aruzun yabancı olduğu, asıl milli ölçünün hece ölçüsü olduğu tezini ortaya atmışlardır. Ancak bu millilik tezinde de ne yazık ki ölçü kaçmış ve bu iddia hece ölçüsünün güçlenip yaygınlaşmasıyla Cumhuriyet döneminde bile tartışmasız kabul edilen bir olgu haline getirilmiştir. Bu tezde hece ölçüsü, Türk ve dünya edebiyatında kullanılan şekilleriyle karşılaştırmalı olarak ele alınacak, bunun yanı sıra aruzdan hece ölçüsüne geçiş sürecinde yenilik arayışında olan Türk şairlerinin ne gibi kaygılar taşıdıkları tüm yönleriyle yansıtılmaya çalışılacaktır.
Milli Mücadelede ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Denizli sağlık hizmetleri (1919-1938)
Tarihi süreç içerisinde pek çok uygarlığa ev sahipliği yapan Denizli, Osmanlı Devleti teşkilat yapısı içerisinde Aydın Vilayeti'ne bağlı bir sancak durumunda varlığını sürdürürken, Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte il statüsünü kazanmıştır. Yaşanan bu sürecin çeşitli yönleri ve kent tarihine olan etkisi yerel ve ulusal araştırmacılar tarafından birçok kez irdelenmiştir. Pek çok değerli tarihçi tarafından Denizli'nin sosyal, ekonomik, dini, askeri ve kültürel tarihi hakkında belirli dönemleri de içine alan birçok çalışma yapılmasına karşın, "Denizli Sağlık Tarihi/Hizmetleri" özelinde monografik bir çalışma bu güne kadar yapılmamıştır. Bu eksikliği bir ölçüde gidermek amacıyla, "Millî Mücadelede ve Cumhuriyetin İlk Yıllarında Denizli Sağlık Hizmetleri (1919-1938)" konusu tez çalışması olarak seçilmiştir. 1919-1938 dönemini kapsayan çalışmamızda; Denizli'de gerçekleştirilen sağlık hizmetleri, yaşanan bulaşıcı ve salgın vakaları, görev yapan tabip ve diğer sağlık personelleri, hastalıklarla mücadele yöntemleri, Denizli ve kazalarında hizmet veren sağlık kurum ve kuruluşları, Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin bölgedeki faaliyetleri ile sağlık hizmetlerine doğrudan ya da dolaylı yönden etki eden faktörler arşiv belgelerinden de yararlanılarak incelenmiştir. Giriş ile birlikte dört bölüm olan çalışmamızda konunun tarihsel gelişimi, Cumhuriyet yönetiminin Osmanlı'dan devraldığı sağlık kuruluşları ile bulaşıcı hastalıklar ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Denizli, Sağlık Hizmetleri, Denizli Memleket Hastanesi, Salgın Hastalıklar, Cumhuriyet Dönemi.
II. Meşrutiyetten Cumhuriyete (1908-1961) vatandaşlık dersi öğretim programlarının değişimi ve ders kitaplarına yansımaları
Vatandaşlık eğitimi bir toplumun haklarını, sorumluluklarını, bireyin toplum içerisindeki rolünü ve devletlerin yetiştirmek istediği vatandaş modeli açısından son derece önemlidir. Meşrutiyetten Cumhuriyete geçiş sürecinde toplumsal bir mühendislik aracı olarak öğretim programları ve ders kitapları kullanılmıştır. Bu dönemde Türk toplumu kul statüsünden hakları anayasa ile teminat altına alınan vatandaşlar topluluğuna dönüşmüştür. Hem Osmanlı muktedirleri hem de Türkiye Cumhuriyeti'ni inşa eden kurucu kadrolar vatandaşlık eğitimi programları ve ders kitapları aracılığı ile hem ideal/iyi vatandaşlar hem de kendi ideolojileri doğrultusunda itaatkâr/pasif vatandaşlar yetiştirmek istemişlerdir. Bu araştırmada temel amacı vatandaşlık yeterlilikleri kazandırmak olan vatandaşlık eğitimi dersinin, öğretim programları ve ders kitapları aracılığı ile Osmanlıdan Cumhuriyete uzanan süreçte nasıl bir yurttaş profilinin yetiştirilmek istendiğini mercek altına almaktır. Araştırma tarihsel araştırma deseni ile ele alınmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular neticesinde II. Meşrutiyet dönemindeki vatandaşlık algısı haklar temelinde itaatkâr/pasif vatandaşlıktır. Cumhuriyetin ilk yıllarında ulusal bir çizgide itaatkâr/pasif vatandaşlar yetiştirilmek istense de eğitimdeki asıl ulusallaşma 1930'lu yıllardan sonra tam anlamıyla kendini göstermiştir. II. Meşrutiyetten Cumhuriyete geçen süreçte vatandaşlık eğitimi programlarında ve ders kitaplarındaki temel gaye evrensel ve ulusal ahlaki değerler ile bezenmiş, devlet yönetimi, çevre, sağlık ve ekonomik farkındalıklar kazanmış yurttaşlar yetiştirmektir. Anahtar Sözcükler: Cumhuriyet, ders kitapları, eğitim, iyi vatandaş, Meşrutiyet, öğretim programları, vatandaşlık
1925-1928 yılları arası Türkiye Cumhuriyeti Salnameleri (Kütahya)
Çalışmanın temel amacı, Harf İnkılabından önce, Osmanlıca olarak basılmış olan Salnamelerden yararlanarak Cumhuriyetin ilk yıllarında Kütahya'nın sosyal, ekonomik ve demografik yapısını değerlendirmektir. Bu amaç doğrultusunda, 1925-1928 yılları arasında yayımlanmış olan üç adet devlet salnamesinin ve bir adet Türkiye Salnamesinin Kütahya bölümleri, birebir transkribe edilmiştir. Daha sonra bu metinlerdeki verilerden yola çıkılarak Kütahya hakkında değerlendirme yapılmıştır. Salnamelerden yararlanarak, yapılan bu değerlendirmelerde Kütahya'nın tarihi, sınırları, idari taksimatı, nüfus ve nüfus olayları, ticari faaliyetleri, hayvancılık, ormancılık, madencilik, sanayi, tarımsal faaliyetler hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca, o dönemde Kütahya ve ilçelerinde faaliyetlerini sürdüren esnafların isimleri ve uğraştıkları ticari alanlar da tespit edilmiştir. Bunlardan başka Kütahya ve kazalarındaki şirketler, kaplıcalar; Kütahya'yı çevre il ve ilçelere bağlayan yollar; bankalar ve vilayet dahilinde çıkan gazeteler hakkında bilgilere ulaşılmıştır. Salnamelerden elde edilen bir diğer bilgi de Kütahya'da görev yapan devlet görevlilerinin isimleridir. Bu görevlilerden yola çıkılarak Kütahya'daki devlet kuruluşları hakkında da bilgi sahibi olmak mümkün olmuştur. Elde edilen bilgiler değerlendirildiğinde, salnamelerin yerel tarihler için ana kaynak niteliğinde olduğu teyit edilmiştir. Bu doğrultuda salnameler için yerel tarih araştırmacılarının vazgeçilmez kaynaklarından birer arşiv değerinde olduğu kesin olarak söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Kütahya, Salname, Cumhuriyet, Sosyal ve Ekonomik, Demografik, Gediz, Uşak, Simav, Emet, Tavşanlı
İstanbul İstiklal Mahkemesi
Farklı farklı yer ve zamanlarda kurulan İstiklal Mahkemeleri 1920-1927 yılları arasında faaliyet göstererek Türkiye Cumhuriyeti tarihinde büyük öneme sahip olmuştur. İstiklal Mahkemeleri bulunduğu dönemin şartlarına ve kurulduğu bölgenin özelliklerine göre farklılıklar göstermiştir. Fakat genel hatlarıyla mahkemeleri gruplandırmak gerekirse bu mahkemeleri Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet sonrası İstiklal Mahkemeleri olarak ayırabiliriz. Cumhuriyet öncesinde yani Millî Mücadele döneminde faaliyet gösteren mahkemeler var olma mücadelesi niyetiyle kurulduğu için ihtilal mahkemeleri olarak adlandırılırken, Cumhuriyet sonrası İstiklal Mahkemeleri ise Cumhuriyet rejiminin devamını sağlamak ve inkılapların gerçekleşmesine yardımcı olmak maksatlı kuruldukları için inkılap mahkemeleri olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışmada Cumhuriyet Dönemi İstiklal Mahkemeleri'nden olan İstanbul İstiklal Mahkemesi ele alınmıştır. Bu kapsamda mahkemenin kuruluşu öncesi siyasi durum, mahkeme üyeleri, mahkemenin faaliyetleri ve baktığı davalar ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bununla beraber bu çalışmada mahkemenin kuruluş amacı olan halifelik sorunu irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: İstiklal Mahkemeleri, İstanbul İstiklal Mahkemesi, Halifelik
Türkiye'de milli burjuvazi: Tek Parti dönemi
Batı toplumlarında doğal seleksiyon süreci içerisinde ortaya çıkan burjuvazi, Türkiye iktisat tarihi içerisinde bir proje olarak İttihat ve Terakki Fırkası'nın, milli iktisat politikası bağlamında oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu nedenle tasarlanan sınıf milli olarak düşünülmüştür. 1. Dünya Savaşı, İttihatçıların projelerini gerçekleştirmesinde bir şans ortamı yaratmış, fakat Osmanlı İmparatorluğu'nun sonunun gelmesi ile birlikte bu proje en azından Milli Mücadele sona erene kadar askıya alınmıştır. Milli Mücadele'nin zaferle bitişinin ardından Tek Parti Dönemi'nde, İttihatçıların milli iktisat politikaları devam ettirilmiştir. Dolayısıyla bu açıdan Tek Parti Dönemi'nin iktisadi sistematiği içerisinde milli burjuvazi oluşturulmaya çalışılmıştır. Sermayenin yokluğu, 1929 Ekonomik Buhranı gibi sebepler milli burjuvazinin tasarlandığı haliyle, yani güçlü bir sermaye birikimiyle ortaya çıkışını engellemiştir. Fakat bu noktada 2. Dünya Savaşı, milli burjuvazi için bir şans ortamı yaratmıştır. Yürütmüş oldukları karaborsa faaliyetleri ile sermaye birikimlerine ivme kazandırmışlardır. Ancak uygulamış oldukları bu faaliyetleri ile birlikte hem halkın hem de iktidar partisi olan CHP'nin tepkisini çekmişlerdir. Savaş sonrasında SSCB tehdidi nedeniyle, Türkiye ve ABD arasında yakınlaşma sonucu, Türkiye'de liberal politikalar açık bir şekilde uygulanmaya başlamıştır. Bu durum CHP'nin iktidarı, DP'ye devredinceye kadar sürmüştür. Neticesinde milli burjuvazi bu süreçte de güçlenmiş ve Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinden itibaren ortaya çıkarılması hedeflenen milli burjuvazi, Tek Parti Dönemi iktisat politikaları içerisinde de kendisine yer bulmuştur. Anahtar Kelimeler: Burjuvazi, Tek Parti Dönemi, Türkiye Ekonomisi, Milli Burjuvazi.
Cumhuriyet Dönemi ortaokul tarih ders kitaplarında (1931-1960) Osmanlı tarihinin yeri
Bu çalışmada 1930'lu, 1940'lı ve 1950'li yıllarda ortaokullarda okutulan tarih ders kitaplarında Osmanlı tarihine ne şekilde yer verildiği, belirlenen dönem içinde tarih ders kitaplarında Osmanlı tarihine yaklaşımlarda değişim gözlenip gözlenmediği değişiklikler varsa değişimin niceliği ve niteliği tespit edilmeye çalışılmıştır. Tarih ders kitaplarında Osmanlı tarihine dair yaklaşımlarda zaman içerisinde değişim olduğu görülmüştür. 1950 sonrası ortaokul tarih ders kitaplarında önceki dönemlere kıyasla Osmanlı tarihine daha genişçe yer verildiği, padişahları merkeze alan bir anlatımın tercih edildiği, gerek başarıların değerlendirilmesinde gerekse özellikle XVII. yüzyıl sonrası süreçlerle ilgili değerlendirmelerde, oldukça güçlü ifadelerin kullanıldığı tespit edilmiştir.
Osmanlı'dan günümüze Türk bürokratlarının eğitimi ve bürokrasi teorileri çerçevesinde değerlendirilmesi
Her ne kadar olumsuz etkileri en aza indirilmeye çalışılsa da, günümüz dünyasının en etkin yapılarından biri olan bürokrasi, devlet kavramıyla birlikte ortaya çıkmıştır denilebilir. Çalışmamızda bürokrasi ile ilgili birçok tanıma yer verilmiş, tarihî süreç içerisindeki gelişimi ele alınırken, Türk bürokrasisi ve Türk bürokratlarının eğitimi ve yetiştirilmesi konusunun, Osmanlı'dan başlayarak günümüze kadarki seyrinin incelenmesi amaçlanmıştır.Bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde bürokrasi kuramı; tarihçesi, sınıflandırılması ve bürokrasiye dönük yaklaşımlar ele alınmış, ikinci bölümde; Osmanlı Devleti'nde Bürokrasi başlığı altında, Osmanlı devlet yapısındaki bürokratik oluşumlar ve bu dönemin bürokratlarını eğitme işini üstlenen Enderun Mektebi incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, Tanzimat dönemi ve sonrası Türk bürokrasisi çerçevesinde; Tanzimat dönemi, II. Abdülhamid dönemi, II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemi bürokrasileri ve bürokratik eğitimleri irdelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Bürokrasi, Osmanlı Bürokrasisi, Türk Bürokrasisi, Bürokrat, Bürokratların Eğitimi, Enderun, Mülkiye
Türkiye'de Cumhuriyet Döneminde üniversite üzerine tartışmalar (1923?1946)
Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nde, Atatürk tarafından gerçekleştirilmeye çalışılan ilimde ve fende Batı uygarlıklarını yakalama düşüncesi doğrultusunda Osmanlıdan kalan eğitim kurumları yenilenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda üzerinde en fazla durulan ve varlığı en çok tartışılan kurum Darülfünun olmuştur.Cumhuriyet döneminde yükseköğretim üzerine yapılan tartışmaların temelini Darülfünun'un ıslah edilmesi ve ıslahat için yabancı bir bilim adamının (Albert Malche) görevlendirilmesi oluşturmuştur. Tartışılan diğer bir konu ise Darülfünun'da görev yapan çoğu hocanın yeni açılan İstanbul Üniversitesi'ne alınmayarak bunların yerine yabancı hocaların tercih edilmesi olmuştur. Bu seçimlerden dolayı dönemin yöneticileri politik karar vermekle suçlanmışlardır.Üniversite reformu niçin yapıldı tartışmalarına rağmen Türk yükseköğretimi bu dönemden sonra hızlı bir gelişme evresi göstermiştir. İlk önce ülkenin mühendis ihtiyacını karşılamak amacıyla 1944 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi kurulmuştur. İstanbul Teknik Üniversitesi'nin kurulmasından sonra 1946 yılında Türkiye'de ikinci üniversite reformu olarak da adlandırılan 4936 sayılı kanunla Ankara Üniversitesi kurulmuştur.Anahtar Kelimeler: Atatürk, Darülfünun, Medrese, Üniversite Reformu, Albert Malche, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi.
Çocukluk imgesi, oyun ve oyuncak: Sosyo-kültürel bir analiz
Çocukluk imgesi, çocuğa yüklenen anlamı, çocukluk anlayışını ifade eder. Çocukluk imgesi, çağlar boyunca farklı anlamlara sahip olmuştur; dolayısıyla çocukluk imgesi, toplumsal bir kurgudur. Oyun kültürü de, çocuk kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Değişik toplumsal süreçlerde değişik çocukluk imgelerinden bahsedilebildiği gibi, değişik çocuk oyunlarından/oyuncaklarından söz edilebilmektedir. Dolayısıyla çocukluk ve çocuk kültürü, toplumdan topluma, kültürden kültüre farklılık göstermektedir. Çocuk oyunları ve çocukluk imgesi, toplumsal değişimlerden en çok etkilenen ve toplumsalı da en çok niteleyen alanlardan biridir.Günümüzde çocukluk ve çocuk oyunları kültürü hızla değişmektedir. Yaşadığımız küreselleşme sürecinde, post-modern çocukluk imgesinden, sosyal oyunların ve geleneksel oyuncakların ortadan kaybolmasından söz edilmektedir. Dünyada ve Türkiye'de yaşanan toplumsal değişimlerin, çocuk oyun kültürünün ve çocukluk kavramının değişimine etkisi söz konusudur.Bu çalışmada çocukluk'un, oyun ve oyuncağın sosyolojik anlamda neleri ifade ettiği; değişen sosyo-kültürel süreçlerden çocukluk'un ve oyun kültürünün nasıl etkilendiği, değiştiği ve değişimin ne yönde olduğu ele alınmıştır. ?Geleneksel, modern ve post-modern? kavramsallaştırması kullanılarak, çocuk kültürünün toplumsal değişim kaynakları olan sanayileşme, kentleşme, teknolojik ilerlemeler, kapitalizm, tüketim kültürü ve küreselleşme süreçleriyle ne şekilde değiştiği tarihsel karşılaştırmalı yöntemle incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Çocukluk imgesi, oyun, oyuncak, toplumsal değişim, geleneksel, modern, post-modern, sosyo-kültürel analiz.
Kapitalist mülkiyet anlayışının oluşum süreci ve Türkiye'de kapitalist sistemin gelişimi
Bilindiği gibi, tarihsel olarak incelendiğinde, mülkiyet kavramının ortaya çıkışı, ilkel, sınıfsız toplumdan sınıflı topluma geçişi bir zorunluluk haline getirmiştir. Sınıflı topluma geçiş, sermayenin azınlık elinde toplanmasına ve dolayısıyla sömürü kavramının da hayata geçişine neden olmuştur. Toplumsal ve ekonomik dönüşümler mülkiyet ilişkilerine de yansımış, bu değişimler tarihsel olarak önemli olayların da oluşumuna sebebiyet vermiştir.Çalışmanın ilk bölümünde, mülkiyet kavramının tanımı yapılmış, mülkiyet biçimleri ve mülkiyet kavramına ilişkin temel yaklaşımlar ortaya konmuştur. Mülkiyet kavramının tarihsel olarak ortaya çıkmasında yatan nedenler, insanların komün halinde yaşamalarından kapitalist mülkiyet anlayışına kadar olan değişimler, Avrupa'da meydana gelen önemli iktisadi, dini ve siyasi olaylar bağlamında irdelenmiştir. İktisadi yaşama düşünceleriyle katkıda bulunmuş önemli bilim adamları, düşünürlerin mülkiyet kavramına ilişkin bakış açıları ve belli başlı kuramsal mülkiyet anlayışları incelenmiştir.Çalışmanın ikinci bölümünde, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ekonomik yapı, Osmanlı İmparatorluğu'nda iç ve dış ticaret ilişkileri, üretim ilişkilerinin ve sosyal yapısının özellikleri ve Kapitalist Sistem'le olan ilişkisi üzerinde durulmuş, Osmanlı'da mülkiyet ilişkilerine yönelik tartışmalar incelenmiş ve İmparatorluğun çöküşünün Kapitalist üretim ilişkileriyle olan bağlantısı irdelenmiştir.Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşadığı olumsuz ekonomik tablodan başlayarak, ekonomi politikalarda meydana gelen değişiklikler, bu politikaların Türkiye ekonomisinde yarattığı olumlu veya olumsuz sonuçlar ortaya konmuş, Cumhuriyet'in kuruluş yılı olan 1923 yılından başlayarak ekonomik sistemimizin Kapitalist ekonomiye geçiş süreci ve bu süreçte yaşadığı başarı ya da başarısızlıklar incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Kapitalist Mülkiyet Anlayışı, Feodalizm, Tımar Sistemi, İzmir İktisat Kongresi, Düyun-u Umumiye
Hâmit Macit Selekler'in hayatı-sanatı-eserleri
Hâmit Macit Selekler, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı' nda, geniş kültür birikimi doğrultusunda, edebiyatın şiir sahasında başarılı eserler vermiş bir sanatçıdır. Reklama ve gösterişe önem vermeyen, çağdaşlarına göre adı pek bilinmeyen; ancak en az onlar kadar başarılı bir şâir olan Selekler, hayatı boyunca iyilikleri kendisine rehber almış ve sanatının ana perspektifine de iyilikleri koymuş bir şâirdir. Cumhuriyet sonrası dönemde oluşan şiirdeki yozlaşmaya karşı kendince bir cephe alan Selekler, şiirde şekilciliği savunur. Tabiata, insanlara, Antalya'ya, millî kültürümüze son derece bağlı bir şair olan Selekler, bu yönleri ile bize Yahya Kemal Beyath'nın önemli bir takipçisi olduğunu çağrıştırmaktadır. Ancak bugüne kadar Hâmit Macit Selekler'i tüm yönleriyle ele alan bilimsel bir çalışma yapılmamıştır. Bu çalışma, Hâmit Macit Selekler'i, onun eserlerini ve sanatını anlamak ve gücümüz nispetinde anlatmak için kaleme alındı.
Cumhuriyet Dönemi'nde mimarlık akımları ve Adana'daki yansımaları
Bu çalışmada Cumhuriyet Dönemi Türk mimarlığı ele alınarak, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel ortama bağlı olarak mimarlığın gelişim süreci araştırılmıştır. 19. yüzyıl Osmanlı Dönemi dahil olmak üzere, 1900'lerin başlarında bir arayış içerisine girdiği gözlenen Türk Mimarlığının ilk elli yıllık dönemi ele alınarak, Birinci Ulusal Mimarlık Akımı, Rasyonel-Fonksiyoncu ve Kübist Mimarlık Akımları ile İkinci Ulusal Mimarlık Akımları dönemleri dahilinde incelenmiştir. Cumhuriyet Döneminde, Türkiye'de ortaya çıkan mimari akımların perspektiflerinden bakılarak Adana İlindeki Cumhuriyet Dönemi yapılan incelenmiş bu yapılardaki mimari özelliklerinin yansımaları saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Adana Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı, Türk Mimarlık Akımları
Türkiye'de Cumhuriyet Dönemi müzecilik bağlamında butik müze
Osmanlının son döneminde İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin kurulması ile Türkiye'de müzeciliğin kurumsallaşması başlamıştır. Cumhuriyet döneminde İzmir ve Ankara Arkeoloji Müzelerinin kurulmasıyla birçok alanda ve konuda kurumsal müze açılmış ve günümüze kadar gelmiştir. Türkiye'nin ilk özel müzesi olan Sadberk Hanım Müzesi'nin kurulması ile özel müzecilik anlamında ilk adımlar atılmış oldu. Sanat müzeciliği anlamında 2000'den sonra açılan Pera Müzesi, İstanbul Modern Sanatlar Müzesi, Sabancı Müzesi, Doğançay Müzesi ve IMOGA Müzelerinin açılması ile Türk resim sanatına çok büyük katkı sunulmuştur. Bu çalışmamız kapsamında Müze ve özellikle ülkemizdeki Butik Müzeciliği geliştirmek adına, analiz yapılmış, yapısal kimliği üzerinde analizler yapılmıştır.
Türk siyasal hayatında tarım reformları: 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu
Tanzimat döneminden sonra Cumhuriyet tarihinde yapılan Tarım Reformları, bu reformların katma değeri, ne ölçüde başarılı olduğu araştırılacaktır. Üçüncü beĢ yıllık kalkınma planı (1973-1977) içerisinde özellikle toprak ve tarım reformlarına oldukça fazla değer gösterildiği anlaĢılmaktadır. Tarımdaki üretimin sürekliliğini sağlamaya ve tarımsal faaliyetlerde bulunanların ekonomik refahını artırmaya dayalı bu reformlar, tarım sektöründe koruyucu bir rol oynayacaktır. Toprak reformu, düĢük gelirli bir çiftçilik sınıfı yerine geliĢmiĢ bir orta sınıf yaratabilir. Reformun en önemli noktalarından biri, tarım sektöründeki potansiyel iĢsizliğin ekonomik koĢullardaki değiĢiklikler ve diğer değiĢikliklere yanıt olarak diğer sektörlere kaydırılarak ele alınmasıydı. Ek olarak, kooperatifler üzerine araĢtırmalar çiftçilere gerekli desteği sağlayacak ve mahsul üretimini artıracaktır. Üçüncü kalkınma planı, tarım sektöründe iklim koĢullarına bağımlılığı azaltmak için tarımsal faaliyetlere yatırım yapılmasını öngörmektedir. Sulanabilir olan tarım arazilerinin arttırılması ve bu doğrultuda yatırımların yapılması gerekmektedir. Tarımsal yatırım alanında öncelik temel gıda maddeleri, meyveler, sebzeler ve hayvancılığa verilmektedir. ĠĢletme yatırımlarına odaklanır. Tarıma yatırım yapmanın bir diğer nedeni de tarımsal ihracatın artırılmasıdır. Bu bağlamda araĢtırmada 1973 yılında gerçekleĢtirilen Toprak ve Tarım Reformu dönemin gazete haberleri ve TBMM tutanaklarında yer alan bilgiler ışığında incelenmiştir.
Behçet Ünsal (1912-2006): Biyografik ve bibliyografik bir değerlendirme
Erken Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlıının ekillenmesinde rol alan mimarları yaamöyküleri ve ürettikleriyle deerlendirmek, hem bugünü hem de geçmii anlamak adına gereklibir uratır. Sözü edilen dönem incelendiinde karımıza çeitli alanlarda ürünler vermibirçok mimar çıkar. Bu mimarlardan Behçet Ünsal özellikle mimarlık yazını alanında verdiiürünlerle incelenmeye deer bir isimdir.Bu çalımada mimarın hayatı, akademik çalıma ortamı, tasarımları, katıldıı yarımalar,çalıtıı kurumlar, kitapları ve çeitli dergilerde yayımlanan yazıları ile çalımaya yardımcıolabilecek dier kaynaklar incelenerek bir Behçet Ünsal biyografisi ve bibliyografyasıçıkarılmıtır. Çalıma altı bölüme ayrılmıtır. Birinci bölüm olan giri bölümünde konununamacı ve yöntemi ifade edildikten sonra ikinci bölümde mimarın yaam öyküsüne yerverilmitir. Üçüncü bölümde Behçet Ünsal'ın eitimcilii incelenmi; dördüncü bölümde isemimarlık ve ehircilik çalımaları kronolojik olarak ele alınmıtır. Beinci bölümde demimarlık yazını alanında ürettikleri çeitli alt balıklar atında incelenmitir. Altıncı ve sonbölümde ise bu bilgi ve belgeler ııında mimarın genel mimarlık eilimleri ile mimarlık tarihiadına ortaya koydukları, genel bir deerlendirme kapsamında sonuca balanmaya çalıılmıtır.Bu çalıma yapılırken yardımcı olabilecek pek çok tez, makale, kitap ve derginin yanı sıra,kiisel bilgi ve arivlerden de yararlanılmıtır. Kuruluu 1930 yılına kadar uzanan,Türkiye'nin en eski mimarlık dergisi ve dönemin tanıı Arkitekt (Mimar) dergisi bata olmaküzere pek çok süreli yayın kurulu tarihinden günümüze taranmıtır.Bu çalımada yapılan alıntılar, kimi zaman düzeltilen baskı hataları dıında, bire bir orijinalmetne sadık kalınarak kullanılmıtır.Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Dönemi, Türk Mimarlıı, Mimarlık Tarihçilii, MimarlıkYazını.
Erken Cumhuriyet Dönemi Anadolu kentinde bir modernleşme aracı olarak "İstasyon Caddesi"nin incelenmesi: Ankara örneği
ÖZET Kent, modern toplumla birlikte varolur ve onun gelişiminde büyük rol oynar. Türkiye Cumhuriyet de kuruluş yıllarında yüklendiği tüm toplumsal, siyasi, kültürel hedefleri, kentsel alanda görünür kılma amacıyla Anadolu kentini hedef alan bir modernleşme hareketi içine girmiştir. Bu hareketin izlerini takip etmek ise donemin siyasi ve sosyal, resmi ve resmi olmayan tarihini olduğu kadar kentsel ve mimari tarihini de içeren bir yaklaşımla mümkündür. Bu çalışmada genelde, başlıca demiryolunun ulaştığı dört Anadolu kenti: Afyon, Konya, Eskişehir, Ankara ve özelde de başkent Ankara olmak üzere donemin kentsel analizleri "istasyon caddesi" kavramı üzerinden yapılmıştır, "istasyon caddesi", kentsel oluşuma modernleşme bağlamında yaptığı ilk kentsel katkı dolayısıyla ve modernleşme politikaları ve uygulamalarının gündelik yaşamdaki izlerini de içeren çok keskin bir kentsel ön şema oluşturabilmemize olanak sağlar. Bu özellikleriyle "İstasyon caddesi" tezin kavramsal strüktürünün önemli bir parçasıdır. "Ankara" örneği ise başkent olma özelliği dolayısıyla devlet ve halkın kent mekanındaki karşılaşma biçimlerini çok yoğun olarak görmemize yarayan bir araç ve modernleşen Türkiye'nin ve Türk kentinin temel modeli olması dolayısıyla önemlidir. Anahtar kelimeler: İstasyon caddesi, Türkiye'de modernleşme, Demiryolu, Başkent Ankara
Cumhuriyet sonrası Türk mimarlığı ve yabancı mimarların etkileri
Batıya açılma ve batılılaşma çabaları, Cumhuriyet öncesi ve sonrası Türk mimarlığının gelişiminde önemli bir unsurdur. 18.yy.da gerçekleşen Endüstri Devriminin etkisiyle dünya mimarlığında oluşan değişimler, Osmanlı mimarlığını da etkilemiş; geleneksel değerlerden giderek uzaklaştırmıştır. Türkiye'de yaşayan gayrimüslim mimarların egemen olduğu mimarlık ortamı, yüzyılın sonlarında Avrupa'dan getirtilen mimarlarca da paylaşılmaya başlanmış; böylece Türk mimarlığına yabana mimarlar dönemi de başlamıştır. Ancak Avrupa mimarlık biçimlerinin Türk mimarlığına düzensiz bir şekilde girmesi ve 2Ö.yy.ın ballarında Osmanlı Devletinin dağılma sürecine girmesi, Türkçülük düşüncesinin daha baskın gelmesine neden olmuş; dolayısıyla yabancı mimarların Türk mimarlığındaki ilk dönemi uzun sürmemiş ve Ulusal Mimarlık dönemi başlamıştır. Cumhuriyetin ilanı ile, yeni kurulan devletin kendi iç sorunları üzerine eğilmeye başlanmıştır. Bu sorunların mimarlık ile ilgili olanları, yeni devletin örgütlenme gereksinmelerini karşılayacak yönetim yapıları, şehirlerin imar gereksinmesi, devletin yapması gereken hizmet kurumlan binaları, altyapı kuruluşları olarak sıralanmaktadır. Ancak Türklerin daha önceki dönemlerde mimarlık eğitimine gösterdikleri ilginin azlığı, az sayıdaki Türk aydınının 1. Dünya Savaşı'nda kaybedilmesi ve gayrimüslim mimarların ve yapı ustalarının Cumhuriyetin ilanından sonra yurt dışına göçmeleri nedeniyle bu sorunları çözümleyebilecek sayıda mimar bulunmamaktadır. Bir yandan da Ulusal Mimarlık düşüncesi sürmektedir. Ancak I.Ulusal Mimarlık akımı, eski rejimi temsil etmekte, yeni rejimin yani Cumhuriyetin ideolojisjyle bütünleşecek, modern, çağdaş ve yenilikçi bir mimarlığa ihtiyaç duyulmaktadır. Bu dönemin en önemli sorunu olan Ankara'nın imarı sorunu da belirince, olay, Cumhuriyetle birlikte gelen genel batılılaşma eğilimi çerçevesinde çözümlenmeye çalışılmış ve batılı mimarların daveti yoluna gidilmiştir. Ankara'nın iman için Türkiye'ye gelen Clemens Holzmeister'ı, Paul Bonatz, Bruno Taut ve Ernst Egli gibi önemli mimarlar izlemiştir. Türkiye'de eğitim, tasarım ve uygulama alanlarında görev alan batılı mimarîmin, aldıkları eğitim, kendi düşünce sistemleri ve uygulama ilkeleri doğrultusunda Türk mimarlığına hem olumlu hem de olumsuz çok sayıda etkileri olmuştur. Ancak yapıtları günümüzde bile halen kullanılan bu mimarların katkılarını yadsımak imkansızdır.