Statistical methods
56 theses under this subject heading
Sıkıştırmalı ateşlemeli motorlarda tasarım ve işletme koşullarına yönelik parametrelerin performans ve emisyona etkilerinin istatistiksel yöntemlerle incelenmesi
Doğalgazın ana yakıt olarak kullanıldığı sıkıştırmalı ateşlemeli motorların yanma sürecinde, performans ve emisyon oluşumuyla ilgili önemli problemler oluşabilmektedir. Sorunun temel nedenlerinden biri, piston geometrisi ve yanma sürecine ait parametrelerin etkileridir. Bu parametreler, hava ve doğalgazın karışım yüzdesini, homojen karışımın oluşmasını, yanmanın başlayacağı piston içi bölgeyi, tutuşma zamanı ve yanma hızı gibi önemli faktörleri belirler. Tasarım ve işletme koşullarına yönelik parametrelerin etkileri, deney ve sayısal akışkanlar dinamiği (computational fluid dynamics-CFD) temelli verilere ait gerçek modellerden istatistiksel yöntemlerle kurulan vekil modellerle açıklanabilmektedir. Bu yöntemlerin avantajları; daha fazla parametre kurulan az sayıdaki veriden yeterli sayıda tahmin bilgisi elde edilmesi, gerçek deney maliyetinin azaltılmasının ve CFD sayısal analiz için geçen bilgisayar süresinin kısaltılmasıdır. Bu çalışmada, metan yakıtlı sıkıştırmalı ateşlemeli motorlarda performans ve emisyon oluşumunu etkileyen piston geometrisi ve yanma süreci parametrelerinin etkileri incelenmiştir. Bu etkileri incelemek için, Deney Tasarımı metodu ile verimli örneklem noktalarından oluşturulan ait CFD verilerine, lineer regresyon ve Kriging istatistiksel yöntemleri kuruldu. Piston geometrisi ve yanma sürecine ait toplam 6 parametrenin; indike güç, özgül yakıt tüketimi ve emisyon oluşumlarına etkileri incelendi. Seçilen iki istatistiksel yöntemin modellerine ait hata oranları belirlenerek doğrululuğu test edilmiştir. Çalışma, üç önemli kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısım, gerçek veriler elde etmek için Deney Tasarımı yönteminin üç boyutlu CFD temelli yanma analizi ile birleştirilmesidir. Gerçek verilerin verimli örneklem noktalarından oluşması için sınırları belirlenen 6 adet motor tasarım ve işletme koşullarına yönelik parametrelere, Latin Hiperküp Örnekleme uygulandı. 35 adet örneklem noktaları, AVL Fire yanma analizi programında modellenerek CFD gerçek verileri elde edildi. İkinci aşama, gerçek CFD verilerine, Lineer Regresyon ve Kriging yöntemi uygulayarak vekil modellerin kurulmasıdır. Bu aşamada, kurulan istatistiksel modellerin doğrululuğunun test edilerek hata oranları belirlendi. Tahmin hata oranları karşılaştırıldığında, Kriging yönteminin daha az tahmin hatası verdiği belirlendi. Son aşama, daha az hata oranına sahip Kriging yöntemine ait sonuçlarının değerlendirilmesidir. Ayrıca Kriging yöntemi sonuçları yeni bir yaklaşımla değerlendirildi. Lineer Regresyon modelinin kurulma amacı, daha basit yapısıyla daha hızlı çözümler üretme avantajını test etmekti. Basit polinom fonksiyonu yapısı ile kurulumu daha kolay olan lineer regresyona ait hata oranları yüksek çıkmıştır. Bu çalışmada, düşük hata dağılımından ötürü motor tasarım ve işletme koşullarına yönelik parametrelerin etkilerini tahmin etmek için Kriging yöntemi seçilmiştir. Kriging modeli verilere göre şekillendiğinden temsil ve tahmin kabiliyetinin lineer regresyon modelinden çok daha güçlü olduğu ortaya çıkmıştır. Kriging modeli ise veriye göre şekil alan bir model olduğu için temsil ve tahmin yeteneğinin lineer regresyon modeline göre çok daha güçlü olduğu ortaya çıkmıştır. Kriging modellerinin hata oranlarının düşük olmasından dolayı, bu çalışmada Kriging yöntemi uygulandı. Elde edilen Kriging haritalarından parametrelerinin etkilerini tahmin edebilmek için yeni ve basit değerlendirme yöntemi geliştirildi. Elde edilen tahmin bilgilerinin literatürde benzer çalışmalarla uyumlu sonuçlar verdiği belirlenmiştir. Bu çalışmanın en önemli özelliği, 6 boyutlu karmaşık bir yapıya sahip parametre uzayı Kriging yöntemi ile daha basit hale getirilerek genel bilgilere ulaşılmıştır. Ayrıca bu çalışmanın sonuçlarının, performansın ve emisyonun iyileştirilmesiyle ilgili metan yakıtlı sıkıştırmalı ateşlemeli motor çalışmalarına katkısı olacağı değerlendirilmektedir.
Veri madenciliğinde farklı karar ağaçları ve k-en yakın komşuluk yöntemlerinin incelenmesi: kadın hastalıkları ve doğum verisinde bir uygulama
Veri madenciliğinde, sınıflandırma amacıyla kullanılan algoritmalar genel olarak; "denetimsiz (unsupervised)" ve "denetimli (supervised)" olmak üzere iki başlık altında incelenebilir. Denetimli veri madenciliğinde "karar ağaçları (decision trees)" ve "k-en yakın komşu (k-nearest neighbor | KNN)" algoritmaları; parametrik olmayan yöntemler arasında olup, tahmin edici özelliğe sahiptir. Sınıflandırma amacıyla uygulanan bu algoritmalarla, çalışmadaki cevap değişkeni (bebeklerin doğum ağırlığı) üzerine etkili olan açıklayıcı değişkenler belirlenmiştir. Karar ağaçlarından; "CART, CHAID, Ayrıntılı CHAID, QUEST, Rastgele Orman ve C4.5" algoritmaları kullanılmıştır. K-en yakın komşu algoritmasında; "Öklid" ve "Manhattan (City block)" uzaklık ölçüleri kullanılarak uygulama yapılmıştır. Sınıflandırma performansları göz önüne alınarak, en iyi tahmin değerini veren algoritmalar belirlenmeye çalışılmıştır. Bu sonuçlara göre; Duyarlık (Sensitivity) ölçütü bakımından en yüksek tahmin oranı %88.4 ile "CART" algoritmasında gözlenmiştir. Özgüllük (Specificity) ölçütü bakımından en yüksek tahmin oranı %98.2 ile "Rasgele Orman" algoritmasında görülmüştür. Genel doğruluk ölçütü bakımından ise en yüksek tahmin oranı %94.5 ile "C4.5" algoritmasında gözlenmiştir. Risk (hata) tahmin ölçütü bakımından en düşük algoritma, %5.6 ile "C4.5" algoritması olmuştur. Genel olarak sonuçlar incelendiğinde; tüm algoritmaların "iyi sınıflandırma, yüksek tahmin ve düşük hata oranı" ile çalıştığı söylenebilir. Ayrıca bu çalışma, yeni doğacak bebeklerin doğum ağırlığının, düşük doğum ağırlığında olup olmayacağına erken karar verme ve böylece koruyucu tedbirlerin alınması açısından araştırmacılara katkı sağlayabilir. Anahtar kelimeler: Çapraz Geçerlik, Denetimli Yöntemler, Öklid Uzaklığı, Risk Tahmini, Sınıflama
Faktör analizinin SF-36 yaşam kalitesi ölçeğine uygulaması
Faktör analizi, sürekli değişkenler arasındaki korelasyon veya kovaryans yapısına etkili olduğu düşünülen ve faktör olarak adlandırılan ortak değişkenleri bulma sürecidir. Amacına göre açıklayıcı (Açımlayıcı, keşfedici, exploratory) faktör analizi ve doğrulayıcı (confirmatory) faktör analizi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Açıklayıcı faktör analizinde, değişkenler arasındaki ilişkilerden hareketle faktörler bulunurken, doğrulayıcı faktör analizinde değişkenler arasındaki ilişkiye dair daha önce saptanan bir hipotezin test edilmesi yapılır. Çalışmada, Faktör analizi hakkında bilgiler verilmiş, eğik ve dik faktör döndürme yöntemleri açıklanmış ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği üzerine uygulama yapılmıştır. 107 birey ile yapılan ankette 8 değişken yer alırken ölçekte 8 alt boyut alınmış ve böylece faktör analizine toplam 16 değişken dahil edilmiştir. Analiz sonucunda 16 değişken 5 faktöre indirgenmiştir. Beş faktöre, eğik döndürme yöntemlerinden; Promax ve Direk oblimin yöntemleri, dik döndürme yöntemlerinden ise Varimax ve Quartimax döndürme yöntemleri uygulanmıştır. 5 Faktöre ait toplam açıklanan varyans oranı %73.40 olarak bulunmuştur. Döndürme yapılmadığı durumda; 8 boyut birinci faktörde yer alırken, döndürme sonrası boyutların faktörlere göre dağılımında değişiklikler olmuştur. Benzer değişiklikler, demografik özelliklerde de gözlenmiştir. Sonuç olarak, demografik özellikler ve 8 alt boyutun faktörlerle olan ilişkilerinin döndürme yöntemleri ile değişiklik gösterdiği gözlenmiştir.
Multiple skleroz hastalarının yaşam kalitesinin çoklu uyum analizi ile incelenmesi
Multiple Skleroz (MS) kronik nörolojik bir hastalık olup, bazı belirtilerle birlikte kişide sekel bırakabilir. Hastalığın, yaşam kalitesi ile ilgili olarak hastalar üzerinde gözlenebilir etkileri vardır. Çoklu uyum analizi, kategorik değişkenler arası ilişkileri genel olarak iki boyutlu uzayda görsel olarak sunan bir analiz yöntemidir. Çoklu uyum analizi, iki kategorik değişken arası ilişkiyi iki boyutlu uzayda gösteren basit uyum analizinin genel halidir. Çalışmada, MS hastalarında yaşam kalitesi ölçeği üzerine çoklu uyum analizi uygulanmıştır. Çalışmanın verileri, Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi'nde tedavi olan MS tanısı konulmuş hastalardan anket ve SF-36 ölçeği ile elde edilmiştir. Ankette 15 soru yer alırken, ölçekte 36 madde bulunmaktadır. Çalışmaya 103 birey dahil edilmiştir. Her soru ile 8 kategorik değişken arası ilişki incelenerek iki boyutlu uzayda sunulmuştur. İki boyut ile orijinal değişkenlere ait toplam açıklanabilen varyans oranı %45 ile %57 arasında değişim göstermiştir. Sonuç olarak; başta "SF-36 Ölçeği olmak üzere, diğer ölçeklerde de ölçeği oluşturan maddeler ile demografik özellikler arası ilişkilerin ayrıntılı incelenebilmesi ve kolay yorumlanabilir şekilde görsel olarak sunulabilmesi açısından Çoklu uyum analizinin kullanılabileceği önerilmiştir.
Karasal rüzgâr enerji santrallerinin kurulum ve kullanımında gerçekleşen iş sağlığı ve güvenliği risklerinin belirlenmesi ve değerlendirmesi
Dünyanın üretim biçimleri açısından geldiği nokta, gerekli önlemler alınmadığı takdirde yaşadığımız ekolojiye geri dönülmesi güç zarar verme potansiyeli taşımaktadır. Bu ekolojik tahribatı önlemek adına Türkiye'nin de aralarına dahil olduğu gelişmiş ülkeler Paris İklim Anlaşması ve Avrupa Birliği Yeşil Dönüşüm Projesi çerçevesine taraf olmuşlardır. Taraf olunan bu sözleşmeler ülkeleri yenilenebilir enerji kaynakları alanındaki projelere destek vermeye yönelmektedir. Rusya ve Ukrayna arasında yaşanan savaşın ortaya çıkardığı jeopolitik riskler, başka ülkelerden ithal edilen enerji arzının sekteye uğraması ile enerji arzının başka ülkelerin yer altı ve yer üstü enerji kaynaklarına bağımlı kalınarak tedarik edilmesinin devletler için sürdürülebilir bir durum olmadığı gerçeğini ortaya koymuştur. Yaşanan gelişmeler, ülkelerin kendi yenilebilir enerji kaynaklarını kullanarak enerji ihtiyaçlarını karşılamalarının daha fazla geciktirilemeyecek bir noktaya geldiğinin göstergesidir. Rüzgâr Enerji Santrallerine (RES) birçok ülke tarafından yaygın olarak yatırım yapılan yenilebilir enerji kaynağıdır. Diğer ülkelere paralel olarak, Türkiye'de son yıllarda RES'lere olan ilgi artmakta ve verilen teşviklere santral sayısında bir artış söz konusudur. RES'lerin yapım, kurulum, bakım ve onarım ve işletme safhaları kendine ait birçok iş sağlığı ve güvenliği riskini barındırmaktadır. Bu nedenle, RES'lerin kullanım ömrü süresince gerçekleşebilecek iş sağlığı ve güvenliği risklerinin belirlenmesi ve değerlendirilmesi gereklidir. Bu tez çalışmasının amacı, Karasal RES'lerin kullanım ömrü sürecinde gerçekleşebilecek iş sağlığı ve güvenliği risklerin belirlenmesi ve değerlendirilmesidir. Çalışmada, kapsamlı bir literatür taraması ile RES'lerin kullanım ömrü sürecinde gerçekleşebilecek iş sağlığı ve güvenliği riskleri belirlenmiştir. Belirlenen iş sağlığı ve güvenliği riskleri, (1) Nakliye, (2) Kurulum, (3) Devreye Alma, ve (4) İşletme-Bakım-Onarım olmak üzere dört safhaya ayrılarak kategorize edilmiştir. İş sağlığı ve güvenliği risklerinin önem düzeyleri uzman görüş alınarak değerlendirilmiştir.
Farklı dönüşüm yöntemleri için shapiro-wilk test istatistiği ile dönüşüm parametresinin kestirilmesi
Birçok istatistiksel yöntemin temeli normal dağılıma dayandığı için normallik varsayımı son derece önemlidir. Normallik varsayımı sağlanmadığı durumlarda değişkenler üzerinde dönüşüm uygulanır. Bu çalışmada Log-shift, Bickel-Docksum, Yeo-Johnson, Square Root (shift), Manly, Modulus, Dual, Gpower dönüşüm yöntemlerinin Shapiro- Wilk normallik test istatistiğini maksimize eden dönüşüm parametresi kestirilecektir. Monte Carlo benzetim çalışması ile performansları incelenecektir. Önerilecek olan yöntemlerin kodları R yazılımında araştırmacıların kullanımına sunulacaktır. Geliştirilecek olan yöntemin uygulaması açık erişimli bir veri seti üzerinde gösterilecektir.
Doğrusal olmayan kanonik korelasyon analizi ve Türkiye sağlık araştırması verilerine uygulanması
Bu çalışmada, kategorik değişkenlerin de yer aldığı iki veya daha fazla değişken kümesi arasındaki ilişkileri analiz eden çok değişkenli bir istatistik yöntemi olarak tanımlanan "Doğrusal Olmayan Kanonik Korelasyon Analizi"ni (DOKKA) incelemek amaçlanmıştır. Çalışmada uygulama verisi olarak Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen 2019 yılı Türkiye Sağlık Araştırması (TSA) mikro veri seti kullanılmıştır. Böylelikle TSA'dan elde edilen veriler doğrultusunda kişilerin sosyo-demografik özellikleri, sağlık sorunları, fonksiyonel yeterlilikleri ve sağlık tutumlarına ilişkin değişken setleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve söz konusu verilerin bütünsel bir yaklaşımla daha kolay yorumlanmasını sağlamak; bu sayede genellikle temel tanımlayıcı istatistiklerle kullanılan kategorik araştırma verilerinin değerlendirilmesine yeni bir bakış ve yaklaşım kazandırmaya çalışmak temel yaklaşım olmuştur. Analizlerde yaş, çalışma durumu, engellilik gibi değişkenler dikkate alınarak özelleştirilmiş nüfus grupları incelenmiştir. Bunun sonucunda, seçilen kitle için genel sağlık durumu belirleyicilerinin genel olarak bel, boyun, hipertansiyon, eklem ve mafsal hastalıkları olduğu; bahsedilen hastalığa sahip olmayan kişilerin beden kitle endekslerinin normal olduğu ve bu kişilerin uyku sorunu yaşamadıkları ve reçeteli ilaç kullanmadıkları belirlenmiştir. Ayrıca, eşi ölmüş, yalnız yaşayan, eğitimsiz ve yaşlı kişilerin sağlık hizmeti almada uzaklık veya ulaşım problemleri kaynaklı gecikme yaşadıkları; düşük hanehalkı gelirine sahip, düşük eğitim seviyesinde, boşanmış, 25-54 yaş grubundaki kadın nüfusun; tıbbi bakım, diş bakımı, ruhsal tedavi ve ilaç ihtiyacını ödeme güçlüğü nedeniyle karşılayamadıkları saptanmıştır.
9-13 yaş gruplarındaki yüzme faaliyetlerinde bulunan öğrencilerin fiziki gelişim ve fiziki uygunluk özelliklerinin incelenmesi (Mardin ili uygulaması)
Bu çalışmada yüzme faaliyetlerinde bulunan 9-13 yaş grubundaki kişilerin fiziksel gelişim ve fiziksel uygunluk özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışmaya 9-13 yaş grubunda olup yüzme sporuyla ilgilenen 50 çocuk dâhil edilmiştir. Araştırmanın örneklemi Mardin ili sınırlarında olan, Mardin Spor Kulübü, TOKİ İlk ve Ortaokul öğrencilerinden oluşturmaktadır. Araştırmaya tabi tutulan aday sporculara haftada 2 gün antrenman ve her antrenman 60 dakika olmak üzere toplamda 16 hafta antrenman uygulanmıştır. 16 haftalık antrenman program öncesi ilk fiziksel ölçümler yapılmıştır. Yapılan antropometrik ölçümler ( boy uzunluğu, kilo ağırlığı, göğüs çapı, kulaç boyu uzunluğu, ayak uzunluğu, omuz genişliği, kalça genişliğidir.) Motor beceriler (Birim kuvvet, durarak uzun atlama, esneklik, omuz esnekliği, 100 metre serbest mesafe).16 haftalık çalışma ardından aynı ölçümler tekrar alınıp ilk ve son ölçümler elde edildi. İlk ve son ölçüm sonucunda elde edilen verilen matematik istatistik analizine tabi tutulmuştur. Bu analizler tanımlayıcı istatistikler ve varyans analizleridir. Bu çalışmadan elde edilen veriler il düzeyinde faaliyet gösteren antrenörlere çalışmalarında yardımcı olmakla beraber elde edilen sonuçların yüzme sporunda faaliyet gösteren tüm eğitimcilere antrenman eğitim sürecinin yönetiminde faydalı olacağına inanıyorum.
Faktör analizinde belirli koşullar altında faktör sayısı belirleme yöntemlerinin karşılaştırılması
Sağlık, spor, eğitim ve sosyal bilimler alanında özellikle ölçek geliştirme çalışmalarında sıklıkla kullanılan çok değişkenli istatistiksel yöntemlerden biri olan faktör analizinde kestirim ve döndürme yöntemlerine göre daha önemli olan aşama kabul edilecek faktör sayısının belirlenmesidir. Faktör sayısının belirlenmesinde Kaiser ölçütü (K1), birikimli açıklanan varyans yüzdesi ve yamaç grafiği gibi en fazla bilinen ve kullanılan bazı yöntemler olmakla birlikte bu yöntemlerle elde edilen faktör sayıları her durumda doğru faktör sayısına net cevaplar verememektedir. Bu yöntemlerin dışında son yıllarda kullanılmaya başlanan Horn'un paralel analizi (PA) ve Velicer'in en küçük ortalama kısmi korelasyon (MAP) yöntemleri de bulunmaktadır. Bu çalışmada, doğru faktör sayısının belirlenmesinde K1, PA ve MAP ölçütlerinin performansları, sürekli ve 5'li likert düzeyinde ölçülmüş değişkenler için değişken sayısı (6, 12, 18, 24, 30), örneklem büyüklüğü (30, 50, 100, 200, 300, 500), ortalama faktör yükü (0,10-0,90) ve evren faktör sayısı (1, 2, 3 ve 4) koşulları altında incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. MAP ve PA yönteminin doğru faktör sayısını belirlemede oldukça iyi performansa sahip olduğu, istatistiksel yazılımlarda en fazla kullanılan yöntemlerden olan K1'in ise kötü performansa sahip olduğu, sadece değişken sayısı altı iken iyi performans gösterebildiği ve örneklem büyüklüğündeki değişimden en fazla etkilenen yöntem olduğu görülmüştür. Ayrıca yamaç grafiği, Jolliffe ölçütü, birikimli açıklanan varyans yüzdesi ve K1 gibi klasik öznel ölçütler yerine özellikle son yıllarda kullanılmaya başlanan PA ve MAP gibi daha nesnel ve çağdaş yaklaşımların kullanılması önerilmektedi
Türkiye'de bebek ölüm riskinin mekan-zamansal Bayesci modeller ile incelenmesi
In this thesis, it was aimed to determine relative risk (RR) of infant mortality for each province in Turkey between 2009 and 2017 years by including the concepts of space, time and space-time interaction, to obtain risk maps, and to examine the risk factors affecting. Spatio-temporal Bayesian models were implemented to estimate RR with integrated nested Laplace approximation in R software. Structured spatial and temporal random effects on RR were modeled with Gaussian Markov random fields, using intrinsic conditional autoregressive structure and random walk model, respectively. The best model was determined according to deviance information criterion (DIC). The major contribution to variability of RR explained with the best model was from unstructured spatial and structured temporal interaction random effect. From 2009 to 2017 the number of provinces with high RR, decreased. From 2009 to 2017 in each year consistently; significant risk areas clustered in eastern and southeastern Anatolia regions. Effects of gross domestic product (GDP) per capita, percentage of mothers aged under 20 and percentage of mothers aged over 39 on RR of infant mortality were examined with generalized linear model without concepts of space and time and with the best spatio-temporal Bayesian model. As GDP per capita increased, RR decreased for generalized model and spatio-temporal model. Whereas percentage of mothers aged under 20 and percentage of mothers aged over 39 increased, RR increased for generalized model. But percentage of mothers aged under 20 and percentage of mothers aged over 39 had no effect on RR for spatio-temporal model. Spatio-temporal Bayesian model can be more preferable than generalized model, because of having lower DIC than generalized model. Therefore, while determining the factors that may have an effect on RR of infant mortality, it is also important to consider the effects of space, time and space-time interaction.
Meta analizinde aykırı değerlerin incelenmesi ve aykırı değerlerin olduğu durumda kullanılan yöntemlerin karşılaştırılması
Bu tezde meta analizinde aykırı değerlerin belirlenmesi, aykırı değer olduğu durumda kullanılan yöntemlerden hangisi ya da hangilerinin etki büyüklüğü ve çalışmalar arası varyansın kestiriminde daha etkili olduğunun bulunması amaçlanmıştır. Meta analizi ile aynı araştırma konusuyla ilgili yapılmış bilimsel çalışmalardan elde edilen etki büyüklükleri niceliksel olarak birleştirilir. Çalışmalardan elde edilen etki büyüklüklerinin birbirinden farklılıkları, heterojenlik olarak ifade edilir. Meta analizi çalışmalarında heterojenliğin ortaya çıkma nedenlerinden biri de bir veya birden çok çalışmadan elde edilecek olan etki büyüklüklerinin diğerlerinden farklı olacak şekilde değer alması olabilir. Diğer etki büyüklüklerinden farklılık gösteren bu değerlerin aykırı değer olup olmadığı istatistiksel olarak belirlenmelidir. Bu tez çalışmasında standart etki büyüklüğü birleştirme yöntemleri (sabit etkiler modeli ve rasgele etkiler modeli) ve son zamanlarda geliştirilmiş diğer yöntemler benzetim çalışması ile karşılaştırılmıştır. Benzetim çalışması ile aykırı değer içeren bir meta analizi çalışmasında doğruya en yakın kestirimi veren yöntemin belirlenmesi amacıyla yöntemler yanlılık, hata kareler ortalaması ve kapsama oranı açısından incelenmiştir. Benzetim çalışması sonucunda etki büyüklüğü açısından aykırı değerden en az etkilen yöntemler karışım yöntemi ve t dağılımı yöntemi olarak elde edilmiştir. Çalışmalar arası varyans olarak adlandırılan T² değeri açısından bakıldığında, çalışma sayısı az olduğunda Hunter Schmidt ve en çok olabilirlik yöntemleri etkinliği yüksek kestirimler yapmıştır. Kapsama oranı açısından bakıldığında karışım yöntemi ve t dağılımı yöntemi en iyi sonuçlara sahiptir. Yüksek heterojenlik veya büyük etki büyüklükleri için t dağılımı yöntemini kullanmak daha uygun sonuçlar vermektedir. Çalışma sayısı arttıkça hemen hemen tüm sonuçlar birbirine yaklaşmakta ve yöntemler arasındaki fark ortadan kalkmaktadır.
Referans aralığı belirlemede kullanılan tek değişkenli ve çok değişkenli yöntemlerin karşılaştırılması
Sağlık alanında kullanılan laboratuvar test sonuçları her bir test değeri için kendi referans aralığına bakılarak değerlendirilir. Bu prosedür tekli karşılaştırma olarak bilinmektedir. Genellikle hastalardan birden fazla laboratuvar testi istendiği düşünülürse, sonuca karar vermek için kullanılan yöntem birden fazla tekli karşılaştırmayı içermektedir.Bu karşılaştırmalar sonucu elde edilen referans aralığı görsel olarak dikdörtgen bir alana karşılık gelmektedir. Ama bu prosedür sıklıkla 1. Tip hatanın oluşmasına sebep olduğu için birçok durumda yetersiz kalmaktadır ve uygulamada olan yöntemlerin güvenilirliğini sorgulatmaktadır. Bu sebeple tek bir laboratuvar test sonucu bazen bilinen bir klinik durumu değerlendirmeye yetmeyebilir, bu nedenle birden fazla değişkenin birlikte değerlendirildiği teşhis yöntemlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Birden fazla değişkeni birlikte değerlendirebilmek için literatürde çok değişkenli referans aralığı yöntemi önerilmiştir. Çok değişkenli referans aralığının elde edilmesinde birden fazla bağımsız parametrenin birbirleriyle olan ilişkileri de önem kazanmaktadır. Geleneksel tekli karşılaştırma yöntemi birden fazla laboratuvar testinin kendi içinde değerlendirilmesine dayanmaktadır ancak birden fazla laboratuvar testinin birbirleriyle olan etkileşimleri de göz önüne alınarak elde edilen referans aralığında bir önceki dikdörtgen alanın elipsleştirilmesini gerektirmektedir. Bu tez çalışmasında; sağlık alanına özel kullanılan tıbbi testlerde aynı amaç için kullanılan birden fazla değişken için çok değişkenli referans aralıkları belirleme yöntemleri tanıtılacak ve elde edilen bu çok değişkenli referans aralıkları tek değişkenli referans aralıkları ile karşılaştırılacaktır. Bu tezin amacı çok değişkenli referans aralıklarının tek değişkenli referans aralıklarına göre daha güvenilir sonuçlar ürettiğini göstermektir.
Modeling of mediator and moderator effects
Examining the effects of the variables on each other is one of the research fields in which statistical methods are most frequently used. Various methods such as correlation analysis, regression analysis are used in investigating the relationship between variables. Yet, the connections between variables may not be directly and indirect effects may be observed. Moreover, relationship between variables may occur due to a third variable. In such circumstances, the relationship should be analyzed well and different variable types involved should be named correctly. Even though an indirect variable is determined which affects the relationship between the independent variable and dependent variable, the indirect variable may be defined wrongly. The third variables which take place in the relationship are defined as mediator or moderator according to their relationship between dependent and independent variables. These terms are frequently mixed in researches. The main purpose of this thesis is to ensure that the mediator and / or regulatory variables can be easily distinguished in research and guide the selection of test methods to be used in the analysis of these variables. In this thesis study, mediators and moderators are introduced, the differences between them are discussed and the methods used to analyze the effects of these variables are examined. In addition, mediators and moderators as well as methods used to analyze their effects are compared in the study by carrying out a simulation study. Whether the results obtained from our study are consistent with the literature were also examined.
Epidemiyolojik araştırmalarda yakala-tekrar yakala yönteminin kullanımı
Gelişmiş ülkelerde bile doğum ve ölüm gibi demografik kayıtların oldukça iyi olduğu bilinmesine rağmen HIV enfeksiyonu gibi toplum için büyük önem taşıyan kayıtların eksik olduğu görülmektedir. Toplumlarda hastalıkların, kazaların, madde bağımlılıklarının ve sağlığı ilgilendiren benzer konuların devletlere getirdiği yükler ihmal edilemezler. İlgilenilen popülasyonların geniş olması, sayma imkanının olmaması, kayıtların yetersiz kalması durumlarında gerçek yükün tespit edilmesi mümkün olmamaktadır. Böylece konu ile ilgili yürütülecek politikalar ya yetersiz kalacak ya da kaynak israfına neden olacaktır. Hem rutin bildirimlerin hem de ulusal düzeyi temsil eden örneklem seçilerek yapılan sağlık anket çalışmalarının kısıtlılıklarından dolayı alternatif bir yaklaşım olarak kullanılan yakala-tekrar yakala yöntemleri popülasyon büyüklüklerini tahmin etmekte güvenilir tahminler sunmaktadır. Orjinalinde, doğal yaşamdaki hayvanların popülasyon büyüklüğünü tahmin etmek için geliştirilen bu yöntemler topluluğu, daha sonraki yıllarda ihtiyaçlar doğrultusunda insan popülasyonları için de uygulama alanı bulmuştur. Bu alandaki bir çok epidemiyolojik çalışmanın amacı, hedef popülasyona ait tam olmadığı varsayılan birden fazla listeden yararlanarak gerçek popülasyon büyüklüğünü tahmin etmektir. Çalışmada öncelikle ikili liste sistemi için; Lilcoln-Petersen, Chapman, Horvitz-Thompson, Zelterman, Chao Alt Sınır tahmin edicilerinin teorik alt yapısından bahsedilmiştir. Çoklu liste sistemi için ise logaritmik doğrusal modeller ve sample coverage yaklaşımı anlatılmıştır. Simülasyon çalışması ile türetilen veri setleri üzerinden bağımsızlık ve bağımlılık durumlarında tahmin ediciler incelenmiştir. Yöntemlerin birbirinden farklılıkları, avantajları, dezavantajları değerlendirilmiştir. Literatürle uyumlu sonuçlar elde edilmiştir.
Farklı etki büyüklüğü ölçülerinin aracılık analizi performansına etkisi
Klinik araştırmaların çoğunda, bir müdahalenin veya maruziyetin ilgilenilen sonucu etkileyip etkilemediği değerlendirilmektedir. Bununla birlikte, söz konusu müdahalenin sonucu nasıl etkilediğine ilişkin mekanizma ya da mekanizmaları anlamak için ileri araştırmalar yapmak klinik araştırmaların önemli ve yeterince takip edilmeyen bir unsurudur. Etken ve sonuç arasında gözlemlenen ilişkinin altında yatan mekanizmayı araştırmak ve bu mekanizmanın bir takım ara değişkenlerle nasıl bir ilişkisinin olduğunu incelemek amacıyla aracılık analizi yöntemleri kullanılmaktadır. Aracılık analizinde, değişkenler arasındaki ilişkinin gücünü ve yönünü daha iyi anlamak ve aracı değişken etkisinin önemini belirlemek için çeşitli etki büyüklüğü ölçüleri geliştirilmiştir. Son yıllarda aracılık analizi yönteminin kullanıldığı çalışmalar artmış olsa da çok az sayıda araştırma aracılık analizi için etki büyüklüğü ölçümlerine odaklanmıştır. Araştırmalarda, aracılık analizi için en sık kullanılan etki büyüklüğü ölçüsü aracılık oranıdır. Ancak bu ölçü, küçük örnek genişliklerinde yeterince iyi performans gösterememekte ve sonuçlar yanlılık içerebilmektedir. Gerçekleştirilen simülasyon sonuçlarına göre örnek genişliğinin 500' ün altında olduğu durumlarda aracılık oran ölçülerinin beklenen değerden uzak olduğu ve yanlılığın fazla olduğu görülmüştür. Yanlılığın minimuma indirilerek gerçekçi çıkarımlarda bulunabilmek için alternatif etki büyüklüğü ölçülerinden faydalanılması gerekmektedir. Aracılık oranının yanı sıra kullanılması önerilen R2 regresyon açıklama katsayısının 100 ve 300 gibi küçük örnek genişliklerinde dahi iyi bir performans sergilediği ve minimum yanlılığa sahip olduğu gözlenmiştir. Bu sebeple, aracılık modelinin kurulduğu çalışmalarda tek bir etki büyüklüğü ölçüsüne odaklanmadan alternatif ölçülerin de birlikte ele alınması araştırma bulgularını daha güvenilir kılacaktır.
Lojistik regresyon analizi ile elde edilen beta katsayısına, odds oranına ve makine öğrenme algoritmaları ile elde edilen ağırlıklandırılmış skorlara dayalı klinik tahmin modellerinin başarılarının karşılaştırılması
Klinik tahmin modelleri, yaş, cinsiyet ve biyobelirteçler gibi tahmin edici sayısının birden fazla olduğu durumlarda prognostik veya risk faktörlerini kullanarak bir birey için gelecekteki bir olayın veya hastalığın riskini tahmin etmek amacıyla yaygın olarak kullanılmaktadır Literatürde klinik tahmin modellerinin oluşturulmasında yaygın olarak β katsayıları, odds oranları ve bunların tamsayıya yuvarlanmış skorları kullanılmaktadır Bazı çalışmalarda makine öğrenme algoritmaları ile ağırlıklandırılmış skorlar da kullanılmaktadır. Ancak klinik tahmin modellerinde hangi skorlama sisteminin kullanılmasının daha iyi sonuç vereceği hakkında bir fikir birliği bulunmamaktadır. Bu tez çalışmasında lojistik regresyondan elde edilen β katsayıları, odds oranları, bu değerlerin tamsayıya dönüştürülmesi ile elde edilen skorlar ve makine öğrenme algoritmaları (rastgele orman, destek vektör makineleri vb.) ile ağırlıklandırılarak elde edilen skorlar aracılığıyla farklı senaryolar kullanılarak oluşturulan tahmin modellerinin performanslarının değerlendirilmesi ve en iyi tahmin modelinin oluşturulması amaçlanmıştır. Çalışmamızda iki düzeyli sonuç değişkene sahip klinik tahmin modellerinde risk faktörlerinin skor değerlerini belirlemek için benzetim ile üretilen veri seti ve gerçek veri seti kullanılarak lojistik regresyon analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışmada farklı senaryolar için benzetim yöntemi kullanılmıştır. Hangi senaryoda hangi klinik tahmin modelinin daha başarılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Gerçek veri setinde pediatri alanında 522 çocuktan toplanan kapsamlı bir veri seti ile benzetim çalışmasında kullanılan tüm yöntemler ile malnütrisyon durumunu tahmin eden klinik tahmin modeli geliştirildi. Model performanslarını karşılaştırmak için duyarlılık, seçicilik, PTD, NTD, doğruluk, F1 skorları, AUC ve MCC değerleri hesaplandı. Araştırma bulgularımız birlikte değerlendirildiğinde çalışmamızda öncelikle doğrudan makine öğrenme algoritmaları ile sınıflama yaparak model kurmak yerine iki düzeyli bir yanıta sahip tanı konulacak klinik tahmin modellerinde lojistik regresyon modeli ile kurulabilecek tüm modelleri farklı senaryolar ile karşılaştırıldı. Ayrıca lojistik regresyona alternatif olarak klinik skorlama için risk faktörlerine modelde verilecek ağırlıkları veya skorları farklı makine öğrenme algoritmaları ile elde edildi ve tüm model sonuçları karşılaştırıldı. Benzetim veri seti ile oluşturulan klinik tahmin modellerinde tüm senaryolar AUC, duyarlılık F1 skorları ve MCC değerleri ile değerlendirildiğinde ağırlıklı olarak en başarılı modellerin lojistik regresyon ile elde edilen beta, odds oranları, diğer algoritmalardan bayesci GDM ve L1(lasso) olduğu aynı zamanda bunları tamsayıya çevrildiğide çok büyük farklılıklar yaratmadığı için kullanım kolaylığından dolayı tam sayılı beta ve tam sayılı odds son model olarak belirlendi ve makine öğrenme algoritmalarından rastgele orman algoritmalarınn sınıflama başarısının en küçük olduğu belirlendi. Malnütrisyon durumunu tahmin eden klinik tahmin modelinde En iyi başarı lojistik regresyon analizi ile beta katsayıları kullanılarak elde edildi. Ancak klinik tahmin modellerinin kullanılabilirlik özelliği düşünülerek ikincil olarak en başarılı model tam sayılı odds oranlarına dayalı olarak geliştirilen klinik tahmin modeli oldu. Bu çalışmada yeni bir yöntem olarak klinik tahmin modellerinde makine öğrenme algoritmaları ile modeli oluşturmak yerine risk faktörleri için verilecek skorların makine öğrenme algoritmaları ile verilebileceğini öneriyoruz. Sonuç olarak, klinik tahmin modellerinin etkili olması, yalnızca iyi bir performans sergilemekle değil, aynı zamanda gerçek dünya koşullarında uygulanabilir, anlaşılabilir, doğru ve genellemeye açık olma özellikleriyle de ilişkilendirilir.
Meta analizinde yanlılık değerlendirme yöntemlerinin karşılaştırılması
Meta analizi, aynı konu ile ilgili farklı araştırmacıların birbirinden farklı yer ve zamanlarda yapmış olduğu, farklı çalışma sonuçlarını uygun şekilde birleştiren bir yöntemdir. Meta analizi sonucu elde edilen bilgilerin yanlı olup olmadığının belirlenmesi için öznel bir değerlendirme sunan funnel grafiklerinin objektif olarak değerlendirilmesini sağlayan istatistiksel testler, meta analizi sonuçlarının güvenilirliğini değerlendirme imkânı sunar. Yanlılığı tespit etmeye yönelik istatistiksel testlerin performansının incelenmesi, ilgili istatistiksel testlerin kullanım zamanı, şekli ve uygulanmaya uygun oldukları araştırma koşulları hakkında bilgi sağlar. Bu tez çalışmasında, ikili değer alan verilerin meta analizinde funnel grafiği asimetri değerlendirmesinde yanlılık belirlemek için kullanılan literatürde yer alan Begg, Egger, Thompson, Schwarzer ve Harbord testlerinin Tip-Ⅰ hata oranları ve güçleri yönünden performansları incelenmiştir. Testlerin Tip-Ⅰ hatayı koruma ve güçleri yönünden performanslarının farklı çalışma sayıları, farklı örneklem hacimleri, farklı yanlılık dereceleri ve farklı hastalık-sonuç oranları durumlarında nasıl etkilendiği simülasyon senaryoları ile incelenmiştir. Yapılan simülasyon çalışmaları sonucunda Schwarzer ve Harbord testleri funnel grafiği asimetrisini tanımlamak için düşük istatistiksel güce, Begg, Egger ve Thompson testleri ise funnel grafiği asimetrisi olmadığında şişirilmiş Tip-Ⅰ hata oranlarına sahiptir. Ele alınan koşullarda, testler arasında her tür veri için kullanılabilecek yanlılığı saptamak için en iyi test yoktur. Testlerin performansları meta analizine dahil edilen çalışmaların sayısı, yanlılık seviyeleri, hastalık-sonuç oranları ve örneklem hacimleri ile değiştiğinden yanlılığı saptamaya yönelik yöntemler seçilirken bu değişkenlerin dikkate alınması gerekmektedir. Bu tez çalışmasında ele alınan simülasyon senaryoları sonucunda Tip-Ⅰ hata olasılık değerini koruma yönünde en iyi performansı meta analizine alınan çalışma sayısı, örneklem hacmi az ise Schwarzer testi, fazla ise Harbord testinin gösterdiği söylenebilir. Simülasyon senaryoları sonucunda testlerin yanlılığı tespit etme gücü bakımından performansları değerlendirildiğinde, en iyi performansı Egger testi göstermiştir.
Kayıp landmark tahmininde kullanılabilecek yöntemlerin performansının karşılaştırılması ve F yaklaşımının önerilmesi
İstatistiksel şekil analizi; nesnelerden elde edilen geometrik bilginin kullanıldığı yöntemleri içermektedir. İstatistiksel şekil analizinde geometrik bilginin kullanılmasında en önemli girdi landmarklardır. Şekil analizinde kayıp veriler landmark koordinatlarına ait bilgi kaybı olduğu durumda ortaya çıkmaktadır. Landmarkların kartezyen koordinatlarında veri kaybı meydana gelmesi o landmarkı kullanılamaz hale getirerek ilgili birimin araştırmadan çıkmasına yol açmaktadır. Tez çalışmasında kayıp landmarkların tahminine yönelik kullanılan EM algoritması, çoklu regresyon atama, Bayes yaklaşımlı temel bileşenler analizi, olasılıksal temel bileşenler analizi, ters doğrusal olmayan temel bileşenler analizi ve iteratif kısmi en küçük kareler ile doğrusal olmayan tahmine dayalı temel bileşenler analizi yöntemleri ve amaca yönelik olarak tez çalışması kapsamında önerilen min(F) ve max(F) yaklaşımının performansı değerlendirilmiştir. Simülasyon senaryosunda landmark sayıları 3, 6, 9 ve 12 ve örneklem büyüklükleri 30, 50 ve 100 olarak alınmıştır. Çok değişkenli normal dağılımdan isotropik ve isotropik olmayan modellere dayalı olarak veri türetilmiş ve 10 farklı simülasyon senaryosu dikkate alınmıştır. Küçük, orta ve büyük örneklem büyüklükleri dikkate alındığında, performans değerlendirmesinde en iyi ve en farklı sonucu, tez çalışmasında önerilen F-yaklaşımı algoritması Min(F) ölçütü vermiştir.
Basit aracılık analizi ve tıpta bir uygulaması
Herhangi bir bilim dalında bir araştırmacının temel amacı değişkenler arasında bir ilişki olup olmadığını test etmek ve eğer herhangi bir ilişki varsa bu ilişkilerin yapısını incelemeye çalışmaktır. Ancak uygulamada genellikle sonuç değişkenlerini etkileyen faktörler arasındaki ilişkiler yeterince incelenmemektedir. Kurt Lewis tarafından bu durum "kara kutu modeli" olarak tanımlanmıştır. Buna göre bağımsız değişkenler bir kara kutu içinde bilinmeyen bir takım işlemlerden geçtikten sonra bir sonuç değişkeni üretmektedir. Bu model çıktının bağımsız değişkenlerle nedensel olarak ilişkili olduğunu söyleyebilse bile bunun nasıl ve neden ortaya çıktığı hakkında yeterli bilgi vermez. Elbette bu durum önemli bir kısıtlamadır. Aracılık analizi bağımsız (işlem) değişkenlerin bağımlı (sonuç) değişken üzerinde etkilerini nasıl gösterdiğini araştırır. Hayes'e göre aracılık analizinde bazı işlem değişkenleri bir veya daha fazla aracı değişken aracılığıyla sonuç değişkenini etkilemektedir. Dolayısıyla "X" ile gösterilen bir işlem değişkeninin "Y" ile gösterilen sonuç değişken üzerindeki etkisi iki ayrı yoldan incelenmektedir. Bunlardan birincisi X işlem değişkeninin "M" aracı değişken yoluyla Y üzerinde yapmış olduğu "dolaylı" etki (X --> M --> Y) ve X işlem değişkeninin Y sonuç değişkeni üzerindeki "doğrudan" etkisidir(X --> Y). Bu araştırma için son 6 aydır kronik ağrı kriterlerini karşılayan romatolojik hastalıkları olan klinik örneklemden elde edilen veriler kullanılmıştır. Veri setindeki değişkenler arasında, klinik teoriler de dikkate alınarak, çeşitli basit aracılık modelleri oluşturulmuştur. Modelleme sırasında değişken türleri arasındaki tüm olası kombinasyonlar düşünülerek basit aracılık modelleri oluşturulmuştur. Her bir model ayrı ayrı analiz edilmiş elde edilen sonuçlar ayrı ayrı yorumlanmıştır. Geleneksel yöntemlerin sınırlılıkları da düşünüldüğünde basit aracılık analizi ve daha karmaşık ya da ileri aracılık modelleri önümüzdeki yıllarda daha da önemli bir yer edinecek gibi durmaktadır. Anahtar Kelimeler: Aracılık analizi, doğrudan etki, dolaylı etki, istatistiksel modeller, R programı .
Etki büyüklüğü yöntemlerinin karşılaştırılması
Etki büyüklüğü, istatistiksel anlamlılıktan ziyade bir müdahalenin büyüklüğüne daha bilimsel bir yaklaşım sağlamaktadır. Etki büyüklüğünün üç farklı yönü vardır. İlk yönü, ilgilenilen bilgi türü; ikinci yönü, istatistik veya parametreleri etki büyüklüğüne bağlayan denklem aracılığıyla etki büyüklüğünün işlevselleştirilmesi ve üçüncü yönü ise etki büyüklüğünün değeridir. İki bağımsız grubun normal dağılım varsayımı altında Cohen d, Glass delta ve Hedge g olmak üzere üç standart etki büyüklüğü tahmincisi vardır. Normallik varsayımı olduğu sürece Cohen d, Glass delta ve Hedge g etki büyüklüğü tahmincileri tutarlı ve asimptotik tahmincilerdir. Popülasyonların normal dağılıma sahip olmadığı durumda iki bağımsız grup için parametrik olmayan etki büyüklüğü ölçüleri önerilmiştir. Bu etki büyüklüğü ölçüleri Cliff delta, Glass Rank Biserial Korelasyon Katsayısı ve Vargha ve Delanay A (VDA)'dır. Bu çalışmada Cohen d, Hedge g, Glass delta, Cliff delta, VDA ve Rank-Biserial Korelasyon Katsayısı etki büyüklüğü yöntemleri açıklanmış ve simülasyon çalışması ile referans aralıkları değerlendirilmiştir. Parametrik olmayan etki büyüklüğü yöntemleri için değişen çarpıklık ve basıklık değerlerinde yöntemlerin performansları ve referans aralıkları değerlendirilmiştir. Varsayımlardan bağımsız olan ve iki bağımsız grup için kullanılan parametrik ve parametrik olmayan etki büyüklüğü yöntemlerinin birleştirilmesi ile Meta Bulanık Etki Büyüklüğü Fonksiyonu (MBEBF) olarak adlandırılan yeni bir etki büyüklüğü yaklaşımı önerilmiştir. Simülasyon çalışmasından elde edilen sonuçlara göre parametrik ve parametrik olamayan etki büyüklüğü yöntemlerinin referans değerleri literatüre göre farklılık göstermiştir. Bu tez çalışmasında önerilen MBEBF etki büyüklüğü yaklaşımı ise değerlendirilen yöntemlere göre en düşük ortalama mutlak yüzde hata ile en iyi performansı göstermiştir.
Mediation analiz yöntemlerin karşılaştırılması
Yapılan araştırmaların çoğunda, iki veya daha fazla değişken arasındaki ilişkilerin incelemeyi amaçlanmaktadır. Değişkenler arasında eğer herhangi bir ilişki tespit edilirse, ilişkinin yapısını ve yönünü belirlemek için araştırmacılar çeşitli istatistiksel yöntemlere başvurmaktadır. Bağımsız ile bağımlı değişken ilişkisine üçüncü bir değişkenin eklenmesi ile ilişkinin yönü, yapısı ve durumu bakımında daha fazla bilgi elde edilmektedir. Mediation analizde mediator değişken olarak adlandırılan üçüncü değişken, bağımsız bir değişkenin bir bağımlı değişkenini nasıl veya neden etkilediğini açıklamaktadır. Mediation analizi, bir bağımsız değişkenin toplam etkisini doğrudan ve dolaylı bileşenlerine ayırarak, bağımsız bir değişkenin bağımlı değişken üzerindeki etkisinin ne kadarının mediator yolları ile iletildiğini anlamaya çalışmaktadır. Bu tez çalışmasında mediation analiz yöntemlerinin performansları tam mediation ve kısmi mediation olması durumlarında yöntemlerin farklı çarpıklık ve basıklık katsayısı düzeylerinde, farklı örneklem büyüklüklerinde ve doğrudan ve dolaylı etki büyüklüleri için performansları Tip-I hata oranları ve istatistiksel güç bakımından incelenmiştir. Çalışma sonuçları göz önüne alındığında, araştırmacılar sadece Tip-I hata oranı ile ilgilendiğinde, dolaylı etki katsayıları, α=β=0 olduğunda Temel Mediation Bileşeni (TMB) ve yanlı-düzeltmeli bootstrap yöntemleri önerilmektedir. Dolaylı etki katsayıları α≠0, β=0, olduğunda TMB, Monte Carlo (MC) çarpımı, yüzdelik bootstrap ve yanlı düzeltmeli bootstrap yöntemleri önerilmektedir. Dolaylı etki katsayıları α=0, β≠0 durumlarda ise TMB, yüzdelik bootstrap ve yanlı düzeltmeli bootstrap yöntemleri önerilmektedir. Eğer sadece istatistiksel güç ile ilgilendiğinde, tam ve kısmi mediation durumlarına göz önüne alındığında, Freedman & Schatzkin, Clogg, TMB, Yüzdelik Bootstrap, yanlı-düzeltmeli bootstrap yöntemleri önermektedir. Araştırmacılar hem nominal değere yakın Tip-I hata oranı hem de yüksek istatistiksel güç ile ilgileniyorsa TMB ve Yanlı-düzeltmeli bootstrap yöntemleri önerilmektedir.
Sıralı üç sınıflı tanı grubu olması durumunda kullanılan üç boyutlu ROC analizi yöntemlerinin karşılaştırılması
Hastalık durumu üç sınıflı olduğunda bir tanı testinin performansının değerlendirilmesinde üç boyutlu ROC analizi kullanılmaktadır. Üç boyutlu ROC analizinde tanı testinin performansı ROC yüzeyi ve yüzey altında kalan hacim (ROC yüzeyi altındaki hacim-VUS) ile değerlendirilmektedir. Bu tez çalışması ile sağlık alanındaki çalışmalarda sıklıkla karşılaşılan üç sınıflı sıralı bir hastalık durumu olduğunda, hastaları bu sınıflardan birine ayırmada kullanılacak sürekli bir tanı testinin performansının değerlendirilmesinde kullanılan üç sınıflı ROC analizi yöntemleri incelenmiş, VUS için kullanılan tahmin edicilerin performansları farklı senaryolar altında simülasyon çalışması ile karşılaştırılmıştır. Simülasyon çalışmasından elde edilen sonuçlara göre her üç grubun da normal dağılıma sahip olduğu ve tanı testinin orta, yüksek ve çok yüksek düzeyde bir tanısal performansa sahip olduğu senaryolar için, VUS'un tahmininde kullanılan parametrik yöntemin parametrik olmayan yönteme göre belirgin bir üstünlük sağlamadığı görülmüştür. Ayrıca üç grubun da normal dağılımdan geldiği ve çok yüksek VUS değeri veren durumda; parametrik ve parametrik olmayan yöntemler arasındaki farkın tamamen ortadan kalktığı, örneklem büyüklüğünün HKOK ve yanlılık bakımından yöntemlerin performanslarına bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Sağlıklı grubun tanı testinin normal, hasta grubun tanı testinin ise sağa çarpık dağılım gösterdiği orta düzeyde performansa sahip üç sınıflı bir tanı testi için, bütün örneklem büyüklüklerinde parametrik olmayan yöntemin parametrik yönteme göre daha iyi sonuç verdiği ve örneklem büyüklüğündeki artışla birlikte parametrik olmayan yöntemin parametrik yönteme göre üstünlüğünün arttığı görülmüştür.
Deneysel tasarımlarda örneklem büyüklüğü azaltma yaklaşımı:Basket tasarımı
Bu tez çalışmasında; ilaç geliştirme araştırmalarının erken evre klinik çalışmalarında sıklıkla kullanılan Simon'un Optimal İki Aşamalı Tasarımı (SOT) ile kişiselleştirilmiş tıbbın gelişmesiyle ilaç geliştirme sürecine yön vermeye başlayan Bayesci Basket Tasarımı (BBT) yöntemlerinden elde edilen örneklem genişliği sonuçlarında minimum ve maksimum örneklem genişlikleri incelenmiştir. Çalışmada, ilacın etkin kabul edilmesi için gerekli minimum başarı olasılığı (p1), ilacın faydasız kabul edilmesi için gerekli maksimum başarısızlık olasılığı (p0) ile tip-I ve tip-II hata oranları kullanılarak SOT'a ait 9 senaryo tanımlanmıştır. BBT için p0, p1, basket sayısı (K), basketlerin tamamen ilişkili olma olasılığı (λ) ve herhangi bir baskette ilacın etkin olmasına ilişkin önsel olasılık (γ) kullanılarak 27 senaryo oluşturulmuştur. BBT'de her bir senaryo için 1000 MCMC tekrar yapılmıştır. Her iki tasarım için maksimum örneklem genişliği 100 ile sınırlandırılmıştır. Her bir senaryoda en küçük ve en büyük örneklem genişliklerini veren senaryolar tablolarda belirtilmiştir. SOT'de p1-p0 farkı arttığında örneklem genişliğinin azaldığı, BBT'de ise (λ=0.1; γ=0.1) ve (λ=0.8; γ=0.8) olduğunda örneklem genişliklerinin en düşük seviyede olduğu görülmüştür. Her iki tasarım karşılaştırıldığında (λ=0.5; γ=0.5) iken SOT'nin BBT'ye göre örneklem genişliğini daha düşük hesapladığı, aksi durumda ise BBT'nin kullanılması gerektiği saptanmıştır. Bu çalışmada BBT yönteminde basket başına düşen örneklem genişliğinin SOT yöntemine göre daha az olduğu fakat önsel bilgilerin orta düzeyde olduğu durumlarda SOT yöntemini kullanmanın daha yararlı olabileceği sonucuna varıldı.
İstatistiksel proses kontrol ile HIV ve tüberküloz insidanslarının yıllara göre değerlendirilmesi
Son yıllarda birçok ülkede sağlık verileri kayıt altına alınmaktadır. Oldukça fazla miktardaki bu veriler izlenerek HIV ve tüberküloz insidanslarının zaman içindeki seyri hakkında bilgi sağlanmaktadır. İstatistiksel proses kontrol grafikleri enfeksiyon hastalıklarının belli bir zaman dilimindeki seyrini izleyerek süreci anlamayı, kontrol etmeyi ve geliştirmeyi sağlamaktadır. Küresel taşımacılık ağı geliştikçe bulaşıcı hastalıkların yayılması da bir o kadar hızlı gerçekleşmektedir. Bu durum önlemlerin alınması zorunluluğunu gerektirmektedir. En eski hastalıklardan birisi olan tüberküloz (TB) günümüzde hala ölümcül hastalıklar arasında bulunmaktadır. Dünya nüfusunun dörtte biri latent TB enfeksiyonuna sahiptir. Bağışıklığı zayıf olan kişiler, HIV virüsüne sahip kişiler, yetersiz beslenme, diyabet hastaları, tütün ürünleri kullanan kişiler TB enfeksiyonunun hastalığa dönüşmesinde yüksek risk grubundadır. HIV ve TB hastalıklarının bir arada bulunması ölümle sonuçlanmaktadır. HIV enfeksiyonunun henüz bir çaresi bulunmamakla birlikte kontrol altında tutulması son derece önemlidir. Tez çalışmasında nicel ve nitel özellikler için istatistiksel proses kontrol grafikleri anlatılmıştır. Avrupa kıtası ülkelerindeki HIV ve Tüberküloz insidanslarının 1990 – 2016 yılları arasındaki seyri izlenmiş, analizler yapılmış ve uygun kontrol grafikleri çizilmiştir. Hastalar enfekte olmuş / enfekte olmamış şeklinde iki duruma sahiptir. Öncelikle verilerin aşırı yayılım ve az yayılım gösterip göstermediğini belirlemek için grafik yöntemi ile analizler yapılmıştır. Analiz sonucuna göre Laney P veya Shewhart P kontrol grafiği çizilmiştir. Çizilen kontrol grafikleri yorumlanarak ülkelerin HIV ve TB enfeksiyonuna karşı kontrol altında olup olmadığı belirlenmiştir.