Left ideologies
57 theses under this subject heading
1970'li yıllar gençliğinde siyasal ideolojinin düşünsel ve eylemsel oluşumu
Geçirdiği tarihsel süreç içerisinde birbirinden farklı anlamlar içeren ideoloji kavramı daha çok sahip olduğu siyasal içerikli anlamı ile siyaset sosyolojisinde merkez kavramlardan olmuştur. Bireylerin hayatlarında yol haritası sunan ideoloji toplumların kendi dönemsel özelliklerine göre şekillenmiş ve toplumsal siyasal alanda varlığını sürdürmüştür. Türkiye'de 1970'li yıllarda gençlik hareketlerinin siyasallaşması ile birlikte, siyasal ve toplumsal alanın merkezinde olan ideoloji ve siyasal gruplar, gençler üzerinde etkili olmuştur. Araştırmanın amacı, 1970'lerde Türkiye'de etkili olan Milliyetçilik, Sosyalizm-Komünizm ve İslamcılık ideolojileri ile bu ideolojilere aracılık eden Ülkü Ocakları, Devrimci Yol ve Milli Görüş siyasal gruplarının bu gruplar içerisinde aktif olarak hareket eden üniversite öğrencileri üzerindeki etkilerini incelemektir. Araştırmanın temel sorusu birey ideoloji ve siyasal grup ilişkisinin birey üzerindeki etkilerinin neler olduğudur. Bu bağlamda, bireylerin siyasal grup içindeki konumları, kendilerini grup içinde nasıl gördükleri ve bu ilişkinin sonuçları ele alınacaktır. Araştırma, fenomenoloji yönteminin kullanıldığı nitel bir çalışma özelliğini taşımaktadır. Bu yöntem ve tekniklere bağlı kalınarak hazırlanan yarı yapılandırılmış sorular ile 28 görüşme ile elde edilen veriler betimsel olarak analiz edilerek, araştırma sonuçları sunulacaktır. Anahtar Kelimeler: İdeoloji, Gençlik, Siyasal Grup, Siyasallaşma, Toplumsallaşma
Siyasal katılım: Zeytinburnu örneği
Bu tezde 1970'li yıllarda İstanbul'un Zeytinburnu ilçesinde Kıvılcım Hareketi örneğinde siyasal katılımın özellikleri incelenmiştir. Siyasal katılım, sadece devletle ilgili etkinliklerle sınırlı görülmeyip, toplumsal yaşamdaki iktidar ilişkilerini ve toplumsal kaynakların dağılımım etkileyen ve kamusal alanda gerçekleşen tüm eylemler siyasal katılımın tanımı içinde değerlendirilmiştir. Bu anlamda sadece oy verme ya da seçim kampanyalarında görev alma değil protestolar, grevler, şiddet içeren eylemler, sosyal ve ekonomik sorunların çözümü için geliştirilen inisiyatifler de siyasal katılım biçimleri olarak ele alınmıştır. Tezde siyasal katılım çalışmalarında geliştirilen modeller gözde geçirilmiş ve Mobilizasyon Modeli'nin öncüllerinden hareket edilmiştir. Ayrıca toplumsal hareket teorilerinden de yararlanılmıştır. Önce 1970'li yıllarda sol hareketin gelişimi ve hareketin pratiğinde gerçekleşen siyasal katılımın temel özellikleri, daha sonra Zeytinburnu ilçesinin sosyal ve siyasal yaşamı hakkında bilgi verilmiştir. Doktorcu Hareket ve Kıvılcım Grubu hakkında verilen genel bilginin ardından Kıvılcım Grubu'nun Zeytinburnu'ndaki örgütlenme süreci siyasal katılım teorileri çerçevesinde incelenmiştir. Tezde ABD ve Batı Avrupa'da yapılan siyasal katılım çalışmalarında geliştirilen modellerin örneğimizdeki siyasal katılımı açıklamada eksik kalacağı iddia edilmiş, toplumsal ve tarihsel koşulların dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. IV
Türkiye'de sosyal demokrasinin kuramsal sorunları
Sosyal demokrasi, siyasal, toplumsal ve tarihsel boyutlarıyla büyük bir akımdır. Yaklaşık bir buçuk yüzyıldan beri dünyanın çeşitli ülkelerinde farklı değişim evreleri yaşamış ancak sosyalist içeriğini kısmen de olsa korumuştur. Türkiye'nin sosyalizmle ilk tanışması Yirminci yüzyılın başında olmuştu. Çok uluslu imparatorluktan ulus-devlete geçiş süreci kültürel, ekonomik ve toplumsal alanlarda bir çok değişikliği gündeme getirmiştir. Tek parti döneminde siyasal ve toplumsal muhalefete izin verilmemiş, sol yaşam alanı bulamamıştı. Çok partili hayata geçiş ve demokratikleşmenin ivme kazanmasıyla Türkiye kendini "ortanın solu"nda, "demokratik sol"da ve nihayet "sosyal demokrat" olarak tanımlayan siyasal akımlara sahne olmuştur. Bu çalışmanın ilk amacı Türkiye'de kendini sosyal demokrat olarak adlandırma eğiliminde olan akımların doğasını incelemektir. Bunu yaparken, öncelikle evrensel sosyal demokrasinin gelişim çizgilerini gözden geçirmek ve Türkiye'deki manzaranın özgünlüğünü göstermek istedim. Bana göre, sosyal demokrat siyasal teoriyi kapsamlı bir şekilde değerlendirmek kısmi ya da yanıltıcı yargılara varmamızı engelleyebilir, daha sağlıklı sonuçlara ulaşmamızı sağlayabilirdi. İlk olarak dünya ölçekli sosyal demokrat hareketin temel ilkelerini siyasal tarih ve sosyal demokrat siyaset teorisi bağlanımda açıklamaya çalıştım, ikinci olarak, Türkiye solunun kökenlerini tarihsel/siyasal bağlamı içinde ele aldım. Tarihsel, kültürel ve toplumsal konulan incelerken Türkiye'deki parti elitlerinin siyasal kültürüne özel bir yer ayırmayı gerekli gördüm. Çalışmam Avrupa sosyal demokrasisiyle onun Türkiye'deki benzeri arasındaki en önemli farkları açığa çıkarmaya çalışmaktadır. Bunu yaparken özellikle istediğim bir şey Türkiye'deki deneyimi tarihsel ve eleştirel bir paradigma içinden ele almaktı. Bu amaçla betimleyici, çözümleyici ve eleştirel yöntemleri kullandım; ve -umut ediyorum ki- şu sonuca ulaşabildim: Türkiye'de sosyal demokrasinin temel sorunları esasen teorik ve entelektüel düzeydeki sorunlardır.
Türk basını'na göre sol'da birleşme çabaları (12 eylül 1980 darbesinden 20 ekim 1991 seçimlerine)
Demokrasi ile yönetilen sistemlerde siyasi partilere dayalı çok seslilik esas unsurdur. Türkiye'de çok partili hayat döneminde demokrasinin temel ilkeleri kimi zaman iktidar ki-mi zaman ise askeri kanat tarafından çiğnenmiştir. Fakat sistem koşullara göre varlığını sür-dürebilmiştir. Özellikle çok partili hayata geçiş çok sancılı olmuştur. Mustafa Kemal Ata-türk döneminde çok partili hayata geçiş denemeleri başarısız olurken, İsmet İnönü dönemin-de ise ancak 1945 yılı itibariyle çok partili hayata geçilebilmiştir. 1945 yılı ve sonrasında kurulan sol partiler Türkiye'nin dış politikada Batı bloğuna yaklaşması ile tehdit unsuru olarak görülmüştür. Bu evrede devletin resmi organı olan Cumhuriyet Halk Partisi de sol eğilimli partilerin bizzat yargı erki tarafından kapatılmasına ön ayak olmuştur. CHP'nin iktidar koltuğunu 1950 yılında Demokrat Parti'ye bırakmasından sonra da bu durum değiş-memiştir. Buna karşın 27 Mayıs 1960 Darbesinden sonra 1961 Anayasası'nın verdiği ser-bestlik ortamında sol partilerin kurulması ve faaliyet göstermesi etkin bir hal almış ve Tür-kiye İşçi Partisi solda büyük bir atılım gerçekleştirmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi bu koşul-lar altında 1965 yılında kendini ortanın solu stratejisine kaydırarak iç politikadaki yeni ko-numunu ifade etmiştir. CHP'de İsmet İnönü'nün koltuğu yeni genel başkan Bülent Ecevit'e bırakması ile solun tanımı da genişlemiştir. Ancak diğer sol partiler bu aşamada büyük bir başarı gösterememiştir. 12 Eylül 1980 Darbesi ise sol için tam bir yıkım olmuş ve sol akım kendi içinde bölünmeler yaşamıştır. Bu bölünmüşlük sol partilerin kimi zaman birleşmesi ile kimi zaman da temel ilkelerden dahi uzak kalan ayrışmalar ile neticelenmiştir. Bu çalış-mada esas olarak 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında bölünen solun birleşme, bütünleşme ve ayrışma süreci dönemin süreli yayınlarından olan Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet ve Tercü-man gazeteleri ile Yankı dergisi ele alınarak incelenmiştir.
Demokrat Parti iktidarı döneminde sol hareketler (1950-1960)
Türkiye, İkinci Dünya Savaşı'na girmemiş ancak çevresindeki tehlikelere karşı tedbiri de elden bırakmamıştır. Her an meydana gelecek olumsuzluklara karşı güvenliği amacıyla hazır bir ordu bulundurmuş ve ülke içi denetimi sağlamak amacıyla etkin bir polis teşkilatı oluşturmuştur. Bunun yanı sıra savaşın dünya ekonomisinde yarattığı olumsuz hava Türkiye'yi de etkilemiş ve halk oldukça sıkıntılı bir süreç geçirmiştir. Karaborsacılıktan yeni zenginler doğmuştur. Toplum içerisinde meydana gelen huzursuzluk neticesinde CHP iktidarına karşı olumsuz bir hava oluşmaya başlamış, savaş ortamını fırsat bilen zenginler yönetimde söz sahibi olmaya çalışmıştır. Tek parti iktidarı, halkı baskı altında tutmanın yanı sıra ülkede oluşan zengin sınıfın tepkisini çekecek kararlar da almıştır. Örneğin 1945 yılında ortaya atılan toprak reformu fikri, parti içerisinde muhalefetin oluşmasına neden olmuştur ve parti grubuna verilen "Dörtlü Takrir" sonrasında ise CHP'den kopmalar yaşanmıştır. Dörtlü Takrirde imzaları bulunan kişilerin öncülüğünde Demokrat Parti kurulmuştur. Bundan sonra Türkiye'de çok partili hayat başlamıştır. İç ve dış politikada yepyeni bir sürece girilmiştir. Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle birlikte ortaya çıkan iki kutuplu soğuk savaş döneminde Türkiye, batı bloğunun öncüsü ABD ve sosyalist bloğun lideri SSCB arasında kalarak dış politikasını şekillendirmiştir. Bu süreçte ABD'den yana bir tavır sergilemeye başlamıştır. Dış politikadaki bu tutum ülke iç siyasetine de tesir etmiş, sol hareketlere karşı olumsuz bir tutum kendini göstermiştir. Solcular "kızıl ajan" olarak tanımlanmış, 1945 yılında sol hareketlere karşı baskı ciddi derecede artmaya başlamıştır. 1950 yılında Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle iç ve dış politikada bu tutumdan vazgeçilmemiştir. Kore Savaşı'nın başlamasıyla, batı bloğunun desteğini tam manasıyla almak amacıyla meclis kararı olmadan Kore'ye asker gönderilmiştir. Hatta Kore Savaşı'na karşı yapılan eleştiriler baskıyla susturulmuştur. Savaşa muhalif solcular tutuklanmış ve yayın organları kapatılmıştır. Daha sonraki yıllarda solculara karşı olumsuz tutum giderek artmıştır. Devlet solcu hareketlerin tümüne savaş açmış ve geniş soruşturmalar başlatmıştır. Hatta solcuların kolay yargılanabilmesi amacıyla Ceza Kanunu'nda değişiklik yapılmıştır. DP iktidarı döneminde meydana gelen 6-7 Eylül olaylarının sorumlusu iktidar ve yanlıları tarafından komünistler olarak gösterilmiştir. Türkiye'nin öğretmen ihtiyacını karşılamak için büyük hayallerle kurulan Köy Enstitüleri de solcu yetiştirdiği gerekçesiyle kapatılmıştır. On yıllık iktidar sürecinde kurulan solcu partiler kısa süre içerisinde kapanmış ya da kapatılmıştır. Zaten bu dönemde sol bir parti kuracak insan sayısı çok azdır. Önde gelen solcu isimlerin büyük çoğunluğu tutuklanarak hapishaneye gönderilmiştir. Kurulan dernek, gazete ve dergilerin durumu da kurulan solcu partilerden çok farklı olmamıştır. Çünkü bunlar arasında solcu propaganda yaptığı tespit edilenler devlet tarafından kapatılmış, bu yapılar içerinde faaliyet gösteren kişiler de tutuklanmıştır. Türkiye'de sol hareketler ancak 27 Mayıs 1960 darbesi sonrasında gerçek manada canlanmaya başlamışlardır. Anahtar Sözcükler: Sol Hareketler, Demokrat Parti, 1950-1960
Kimlik siyasetinin ötesinde Türkiye'de Müslüman-sol: Emek ve Adalet Platformu
Within the scope of this thesis, it was questioned whether the Labor and Justice Platform, conceptualized as Muslim-Left, adopted a politics beyond the politics of identity. In this context, first of all, it was emphasized that Islamist and leftist movements in Turkey were different from those in other Muslim-majority countries, and reasons about that were presented. By reviewing the political history of Turkey on the basis of the state-society relationship, it has been observed that the expression of right-left political distinctions on the basis of identities rather than socio-economic foundations is an important reason. In this context, the positioning of Islamists and leftists as the other to each other prevented Islamists and leftists from acting on a common ground in Turkey until the 2000s. Secondly, a historical and conceptual analysis of Islamist movements in Turkey has been made and classified according to the distinction between protest and emancipatory movements / identity movements. Radical Islamist movements from the late 1960s to the 1990s have been classified as both protest and emancipatory movements and identity movements. The moderate Islamist movement represented by the National Outlook Movement and its parties has been classified as an identity movement. For the Justice and Development Party, the concepts of post-Islamism before 2011 and Muslimism (Muslim Nationalism) after 2011 were used and the Islamist movement it represented was classified as an identity movement. Organizations such as the New Politics Initiative and People's Voice Party that brought together Islamists and leftists in the 2000s, and the Labor and Justice Platform and Anti-Capitalist Muslims that emerged in the early 2010s were conceptualized as Muslim-Left. After that, the Labor and Justice Platform, which was established in 2011 to bring Islamists and leftists together on a common ground, was examined. There is a website that contains a regular archive of discussions, explanations, actions, news and comments about the Platform. For this reason, the website of the Platform was analyzed qualitatively by thematic content analysis method. In this context, the contents shared by the Platform members and the Platform's statements were divided into thematic issues in order to understand the Platform's political thought and attitude. As a result, it has been revealed that the Labor and Justice Platform, as a Muslim-Left movement, goes beyond the politics of identity for two reasons. First, the Labor and Justice Platform has been evaluated in the context of protest and emancipatory Islamist movements, with its structure prioritizing class politics. Secondly, although the Platform prioritizes class politics, it does not subordinate identity politics, adopting the principle of "the identity of the oppressed is not asked". Therefore, they embrace the struggle for justice for all, being aware of the fact that there are those who suffer injustice and discrimination because of their ethnic and religious identities and gender. The attitude of the Platform on this issue has been examined through its approaches, actions, discourses and discussions on the Kurdish issue and gender equality.
Tudeh Partisi'nin 1979 İran Devrimindeki rolü
Bu tezin amacı, İran toplumunun farklı nedenlere ve farklı siyasi hedeflere sahip birçok kesiminin katıldığı geniş bir toplumsal koalisyonun gerçekleştirdiği popüler bir devrim olan 1979 İran Devrimi'nin, nasıl bu toplumsal koalisyonun unsurlarından yalnız biri olan fundamentalist İslamcıların etkisi altında İslam Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla sonuçlandığı sorusu çerçevesinde, yine bu toplumsal koalisyonun unsurlarından ve İslamcıların rakiplerinden biri olan Marksist hareket içinde yer alan Tudeh Partisi'nin, devrim sürecinde ve devrim sonrasındaki faaliyet ve politikalarıyla devrimin sonucunu şekillendirmekte oynadığı rolü ortaya koymaktır.Bu çerçevede, öncelikle Tudeh Partisinin devrim sürecindeki konumunu belirleyen içsel ve dışsal etkenlerin tespitine çalışılmıştır. Bu maksatla, aynı zamanda bu konumun dışsal belirleyicileri olan, devrime yol açan toplumsal hoşnutsuzluğun nedenleri ve bu süreçte Tudeh'in rakipleri olan siyasi hareket ve gruplar, temel ideoloji, politika ve faaliyetleri ile devrimin İslam Cumhuriyeti ile sonuçlanmasında oynadıkları rolü kapsayacak şekilde ele alınmıştır. Tudeh'in devrim sürecindeki konumunun içsel belirleyicileri ise yaklaşık yarım asırlık tarihinde yatmaktadır. Bu nedenle Tudeh'in kuruluşundan devrime kadar olan süreç, partinin geçirdiği ideolojik ve örgütsel değişim ve/veya süreklilik dâhil olmak üzere incelenmiş, devrim sırasında ve sonrasında Ayetullah Humeyni'ye verdikleri koşulsuz destekle İslamcıların iktidarını sağlamlaştıran ve böylece kendi sonunu hazırlayan politikalarının ardında yatan ideolojik ve yapısal özellikler ele alınmıştır.Tezin vardığı sonuç, Tudeh'in devrimin İslam Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla sonuçlanmasında iki farklı düzlemde rol oynadığıdır. Birinci düzlem, Tudeh'in devrim sırasında sahip olduğu sınırlı kaynak ve destekle, devrimin liderliğini veya iktidarı ele geçirmekteki başarısızlığına ilişkindir. İkinci düzlem ise Tudeh'in, iktidar bloğunda yer alan Ayetullah Humeyni liderliğindeki fundamentalist İslamcılara anti-emperyalizm saplantısıyla verdiği destek muhalefetin bölünmüşlüğünü ve böylece İslam Cumhuriyetini güçlendirdiği için, muhalefetin İslam Cumhuriyeti tarafından adım adım yok edilmesinde oynadığı role ilişkindir. Devrimin liderliğini veya iktidarı ele geçirmekteki başarısızlığın nedenleri, Şah rejiminin baskısı, İslamcıların örgütsel avantajları, İran toplumunun yapısı ve bu yapı içinde özellikle işçi sınıfının niteliği, Marksist rakiplerin varlığı, Tudeh'in 1953 darbesindeki tutumunun ve SSCB'yle ilişkilerinin olumsuz etkileri ve halka hitap etmekten uzak siyasi dili gibi etkenlerden kaynaklanan örgütsel güçsüzlüklere bağlıdır. Tudeh'in daha ölümcül olan ikinci düzlemde oynadığı sadık muhalefet rolünün altında ise Tudeh'in Stalinist düşünce yapısı ve tüm İranlı Marksistleri esir almış olan anti-emperyalist paradigma gibi ideolojik ve yapısal özellik ve zayıflıklar yatmaktadır.
Türkiye'de ulusalcı solun tarihsel kökenleri: 1932-1971
Bu çalışmanın konusu içinde öncelikle Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren genel hatları çizilmiş ve sol ve/veya sosyalist hareketlerin Türkiye'de neden gelişim gösteremediği incelenmiştir. Daha sonra sol içinde ulusallaşma eğiliminin somut görünümü olan Kadro Hareketi ile başlayıp, Yön ve Milli Demokratik Devrim ile devam ettirilen ulusalcı sol çizginin ortaya koyduğu iktidar stratejileri ve bu akımları besleyen farklı kaynaklar incelenmiştir.Ulusalcı sol hareketin, 1932 yılı itibariyle somut görünümüne ulaştığı Kadro Hareketi, içinde bulunduğu tek partili dönemin iktidarını sağlamlaştırma görevini üstlenmiştir. Ancak 1960 yılından sonra görülen Yön ve MDD hareketleri iktidarı ele geçirme eğilimlerinde bulunmuştur. Bunu yaparken hem Atatürk'ün önderliğindeki Kurtuluş Savaşı'ndan hem de dünya üzerinde önemli devrimler gerçekleştirmiş olan, Çin, Küba, vb. gibi ülkelerden ilham almışlardır. Ayrıca bu hareketlerin diğer bir ortak noktası gerçekleştirilecek devrimin ülke koşullarına uygun olmasına özen göstermeleridir. Yine bu dönemde önemli bir sol oluşum olan Türkiye İşçi Partisi hakkında yeri geldikçe bilgi verilmiştir.Çalışmanın ilk bölümünde, ideoloji kavramı tanımlanarak, sağ-sol ideolojilerin ayrımı yapılmış ve sol kutupta yer alan ideolojiler kısaca açıklanarak, Marksizm'in Türk sol hareketleri içindeki etkisi tartışılmıştır. Türk sol hareketleri anlatıldıktan sonra, son bölümde Türkiye'deki ulusalcı sol ideolojiler ele alınmıştır. Söz konusu hareketlerin, 1932 ? 1971 yılları arasındaki ideolojileri doğrultusunda, toplumsal sınıflar hakkındaki görüşleri, Kemalizm ile ilişkileri ve sosyalizmin nasıl kurulacağı yönünde izledikleri yol belirlenip, tezin sonuç kısmında ortaya konmuştur.
Kıbrıs adasında sol ideoloji ve işçi hareketlerinin incelenmesi
Bu tez çalışmasında 1974 yılına dek genel bir Kıbrıs tarihi işlenmiş ve Türkiye ile tarihsel pek çok yönden kuvvetli bağına rağmen Türkiye kamuoyunda ve akademik literatüründe yeterince yer verilmeyen bir konu mercek altına alınmıştır; Kıbrıs'ta Sol ideoloji ve işçi hareketleri. Kıbrıslılar tarih boyunca kötü çalışma koşulları ve hayat standartlarına sahip olmuş, yönetici sınıflar tarafından süregelen bir sömürü çarkının içerisinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Irk veya din fark etmeksizin her iki ulusun da kurbanı olduğu bu düzen, iki ulus arasındaki bağları geliştirmiş ve ortak bir mücadele pratiği ortaya koyulmasına olanak sağlamıştır. Ortak eylem ve grev organizasyonları düzenlenmiş, aynı siyasal parti ve sendika çatıları altında örgütlenilmiştir. Bu süreçte sınıf hareketleri bu organizasyonlarda dikkate değer başarılar elde etmiştir. Ancak ilerleyen süreçte iki halk arasında ortaya çıkan gerginlik ve çatışma ortamı ve buna ek olarak yükselen milliyetçiliğin sol-sosyalist partileri de etkisi altına alışı bu birlikteliği de ortadan kaldırmış, çift başlı bir yeni işçi hareketi oluşturmuştur. Bölünüp parçalanan bu yeni hareket işverenler karşısında gücünü ve caydırıcılığını kaybetmiş ve eski kazanımlarını yeniden elde etmesi mümkün olmamıştır. Yükselen milliyetçilik ve savaş ortamı işçi sınıfını parçalamış ve güçsüzleştirmiştir. Ortaya çıkan çatışma ortamından karlı çıkan ise bölünmüş ve gücünü kaybetmiş bir işçi sınıfı karşısında, keyfi yönetim ayrıcalığına sahip olan sermayedarlar olmuştur.
Soğuk Savaş Döneminde Çekoslovakya müdahalesi ve müdahalenin Türkiye sol hareketine yansıması
1968'de Çekoslovakya'da Prag Baharı diye adlandırılan bir değişim hareketi başlamıştır. Bu değişim hareketini sosyalist dünya için tehdit olarak algılayan Sovyetler Birliği, Varşova Paktı ile birlikte 21 Ağustos 1968'de Çekoslovakya'ya askeri müdahalede bulunur. Bu çalışmada, müdahalenin gerçekleştiği uluslararası atmosfer ve müdahalenin uluslararası toplumda yansıması ve Türkiye'deki yansımasının sol açısından değerlendirilmesi yapılmıştır.
Türkiye'de halen etkin olarak faaliyet gösteren yasadışı sol yapılanmaların kurucu görüşlerinin mukayesesi
İbrahim Kaypakkaya 1972'de kurmuş olduğu Türkiye Komünist Partisi / Marksist Leninist adlı örgüt çatısı altında yürüttüğü teorik ve politik faaliyetlerle adını duyurmuştur. Ölümünden sonra da takipçileri Marksist Leninist Komünist Parti'yi ve Maoist Komünist Parti'yi örgütleyerek Kaypakkaya'nın düşüncelerini canlı tutmuşlardır. Dursun Karataş ise 1970'li yıllarda politik faaliyete başlayarak önce Devrimci Sol sonra da Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi adlı örgütlere yön vermiştir. Her ikisi de Türkiye'ye maddi ve manevi zararlar vermiş olan örgütleri etkileyen kişilerdir. Bu çalışmada resmi makamlarca terörist örgüt sayılan oluşumların ideolojilerini canlı tutan kurucuların düşünceleri tespit edilip karşılaştırılmıştır. Kaypakkaya ve Karataş; bu tezde savundukları ideoloji, takip ettikleri amaç ve stratejiler, Kemalist devrim ilkelerine ve ulusal soruna bakış açıları, Türkiye'deki sol hareketlere yaklaşımları ve devrimci duruşları yönünden ele alınmıştır. Marksizm-Leninizm-Maoizmi esas alan Kaypakkaya hem Kemalizm ve ulusal soruna yaklaşımları hem de ideolojisinden ödün vermemesiyle radikal bir portre sergilemiştir. Marksizm-Leninizmi esas alan Karataş ise Kaypakkaya kadar net olmasa da belli ölçüde Kemalizm ve ulusal soruna eleştirilerde bulunmuştur. Karataş öncülüğünü yaptığı sansasyonel eylemlerle öne çıkarken Kaypakkaya daha çok düşünceleri ve devrimci duruşuyla önem kazanmıştır.
Milliyetçilik ve ulusal sol tartışmaları ışığında Türkiye'de Cumhuriyet mitingleri
2007 yılında, ülke gündemi, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine odaklanmış ve ülke genelinde bazı toplumsal ve siyasi kamplaşmalar meydana gelmişti. Toplumun geniş kesiminde siyasi bir hareketlenme başlamıştı. 14 Nisan 2007 tarihinde Ankara'da başlayıp İstanbul, Çanakkale, Manisa, İzmir ve Samsun'da devam eden Cumhuriyet Mitingleri, katılımcı boyutuyla, ideolojik arka planıyla ve ?görünür? hale gelen milliyetçilik vurgusu ile çeşitli tartışmaları beraberinde getirmiştir.Cumhuriyet Mitingleri'nde bayrakların, Atatürk rozetlerinin, ay yıldızlı tişörtlerin kullanımı çok büyük boyutlara ulaşmıştır. Cumhuriyet Mitingleri'ni, sloganlar, resmi milliyetçiliğin kalıpları ve katılımcı profili ile birlikte değerlendirdiğimizde, ?Atatürkçülük-Kemalizm-Ulusalcılık? anlayışları temelinde ve her pozisyonun kendi içinde gösterdiği çeşitlilik ortaya çıkmıştır.Bu çalışmada, milliyetçilik kuramları ve türleri, İzmir Gündoğdu Cumhuriyet Mitingi Mülakatı ile Cumhuriyet Mitingleri, ?milliyetçilik ve ulusal sol? bağlamında değerlendirilmeye çalışılacaktır.
Türkiye'de 1960'larda sol düşünce ve Milli Demokratik Devrim
27 Mayıs 1960 askeri darbesi Türk siyasetinde bir dönüm noktasını oluşturmuştur. Darbe sonrasında askeri yönetim yeniden bir Demokrat Parti (DP) vakası yaşamamak ve devleti korumak adına başa geçecek olan hükümetleri hukuk devleti ilkesine uygun kısıtlamalar getirmiştir. Bu kısıtlamalar ise siyasi katılımın genişlediği, farklı kesimlere yayıldığı bir özgürlük ile sonuçlanmıştır. Yaratılmış olan bu özgürlük ortamında sol düşünce ve onun Türkiye'deki en baskın bileşenlerinden sosyalizm kendini tanıtma ve örgütlü bir şekilde siyasette var olabilme şansını yakalamıştır. Bu gelişmeler aracılığıyla parlamenter sistemde kendisine yer bulan sol düşünce, mevcut sistemden ve ekonomik gidişattan memnun olmayan kitlelere yeni umut olmuştur. Bu tezde amaç 1960-1970 yılları arasında sol düşüncenin Türkiye'de izlediği yolu ve yaşadığı kırılma noktalarını Milli Demokratik Devrim (MDD) hareketi üzerinden açıklamaktır. Türkiye'de sol ile ilgili yapılan çalışmalar dönemsel olarak ya 12 Eylül 1980 asker darbesi sürecini ya da DP'nin etkin olduğu yılları ele almış, sol düşüncenin ne olduğu ve neyi savunduğu belirsiz kalmıştır. Bu tezde belirtilen dönemde, MDD tezinin Sol düşünce içerisinde yerinin belirlenmesiyle söz konusu boşluk doldurulmaya çalışılacaktır. Çalışmada belge analizi ve karşılaştırmalı yöntemler uygulanmıştır. Bu çerçevede 1960-1970 yılları arasındaki çeşitli gazete makaleleri, sol tabanlı partilerin programları ve bildirileri taranarak analiz edilmiştir. Demokrasi, enternasyonalizm-milliyetçilik, toplumun sınıfsal yapısı gibi konularda, Türk solu içerisinde genel bir uzlaşı mevcuttur. Farklılık ise iktidara "nasıl" gelineceği ve devrimin nasıl olacağıdır. MDD tezinin temeli "sivil-asker aydınlar" öncülüğünde gerçekleştirilecek "eylemde radikal kalmış", "Aşamalı Devrim"dir. MDD, milliyetçilik ve Kemalizm kavramlarını kullanarak kitleselleşebilmiştir. Ancak işçiye duyulan güvensizlik, Kemalizm ve Sovyet Rusya'nın etkisi sebebiyle MDD'nin Türk soluna özgü sorunları devam ettirmiştir. Ayrıca MDD, kitleselleşebilmek için sosyalist mücadeleyi ulusal anti-emperyalist mücadeleye çevirmiştir. Ülke şartlarının uygun olması sayesinde özellikle gençlik arasında rağbet görmüş olan bu hareket 1960'ların sonundan itibaren başlayacak ve önü alınamayarak 12 Eylül 1980 darbesi ile sonuçlanacak gençlik eylemlerinin de ateşleyicisi olmuştur. Anahtar Sözcükler: Yön-Devrim Hareketi, Milli Demokratik Devrim, Doğan Avcıoğlu, Mihri Belli, 1968 Gençlik Hareketi.
Avrupa'da yeşil hareketlerin gelişimi ve Avrupa Birliği bütünleşmesi
Yeşil hareketler altmışlı yıllarda Batı'nın varsıl ülkelerinde doğup tüm dünyaya yayıldı. Ekolojik tahribata dikkat çeken, modern sanayi toplumunun eleştirisini yapan, ekolojik ve toplumsal uyumu hedefleyen bu hareketler yaşadıkları dönüşüm süreci sonunda partileşip siyaset sahnesindeki yerini aldı. Yeşiller diye adlandırılan bu partiler, seksenlerden günümüze, yeni ve farklı birer aktör olarak hem yerleşik siyasal partileri hem de toplumu derinden etkiledi. Bu çalışmanın birinci bölümünde, yeşil hareketi anlayabilmek için, ilk olarak "ekoloji" ile bağlantılı kavramlar açıklanmış; ardından ekolojik tahribatın tarihsel arka planı çıkartılmıştır. Kronolojik olarak tahribatın dökümü ortaya konulurken düşünce dünyasına da değinilmiş; çevre kirliliğine atıfta bulunan eserler de birer örnek olarak sunulmuştur. Bu bölümde, çevre tahribatının -sanılanın aksine- yeni bir olgu olmadığı; modern topluma özgü bir sorun gibi değerlendirilmesinin tarihsel gerçeklikle bağdaşmadığı ortaya konulmuştur. İkinci bölümde, bilim alanında kullanılan bir terimin (ekoloji) nasıl siyasallaşıp bir ideoloji haline geldiğine bakılmış; toplumsal hareket teorileri ve postmateryalizm tezine başvurarak, her bir Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkede yeşil hareket ve partilerin ortaya çıkışı ve buna sebep olan faktörler incelemeye alınmıştır. Eski Doğu Bloku ülkelerinde karşımıza çıkan faktörlerin Batıdakilerden farkı izah edilmiş; postmateryalizm tezinin Doğu Avrupa'daki yeşil hareketleri açıklamak için kullanmanın çok sağlıklı olmayabileceği veriler ışığında anlatılmıştır. Bölümün sonunda ise 1989'da orta ve doğu Avrupa'da yaşanan rejim değişikliklerinde yeşillerin oynadığı başat role değinilmiştir. Toplumsal hareket olarak ortaya çıkıp zamanla partileşen; parlamentolarda ve hükümetlerde yer alan yeşiller üçüncü bölümde, AB kapsamında incelenmiştir. Avrupa'daki yeşil partilerin oluşturduğu "Avrupa Yeşil Partisi" tetkik edilmiş; partinin tarihsel gelişimi, yapısı, Avrupa Parlamentosu'ndaki yeri, politikaları ve AB ile olan ilişkisi değerlendirmeye tabi tutulmuş; yeşillerin AB bütünleşmesinde sergiledikleri tavır değişikliği vurgulanmıştır.
Social democratization of Republican Peoples's Party (RPP) and universal social democratic principles
Social democracy has emerged as a new ideological orientation in Turkey, in the mid - 1960's and it has been adopted by Republican People's Party (RPP) which is founder – Kemalist party of Turkey. After 1965, RPP has declared that "RPP is a center – left party in Turkish politics" and tried to build a social democrat bloc in politics. My central research question is that "RPP's social democratization reflects universal social democratic values or not?" and I have some sub-questions: Has Turkish social democracy a consistent discourse and policy in the context of universal social democratic values? How can be defined the Turkish social democrat position scientifically and politically? It will be tried to show that historical Kemalist and founder values are more effective and decisive than social democratic political values for RPP and can be defined as obstacle for social democratization of RPP. The thesis aims to show that contradictions between universal social democrat paradigms and historical values of RPP, from 1965 to today. Keywords: Republican People's Party, Social Democracy, Turkey, Kemalism.
Türkiye sosyalist solu ve milliyetçilik (1960-1971)
1960-1971 arası dönem sosyalizmin siyasal olarak yükselişinin yanı sıra entelektüel / düşünsel zeminde de belirginleşmeye başladığı bir aralığı ifade etmektedir. Bu süre zarfında sosyalizmin kamusal görünümü artacak, çok sayıda süreli yayın ile teorileştirme faaliyeti yürütülecektir. Bununla birlikte Türkiye'de sosyalizmi savunan entelektüellerin çok büyük bölümünün evrensel standartlarda bir sosyalizm tartışması yapmadıklarını; 1960'lı yıllarla birlikte yükselişe geçen Üçüncü Dünyacılık / Bağlantısızlık hareketinin etkisiyle alternatif bir kalkınma stratejisi arayışı içerisinde oldukları söylenebilir. Milliyetçi bir retorik benimsenmiş, bir Türk sosyalizmi oluşturulmaya çalışılmıştır. Diğer taraftan Atatürkçülük, söz konusu entelektüeller tarafından kendi düşünsel dinamikleri bağlamında yeniden inşa edilmekte ve Türk sosyalizminin kurucu unsuru haline getirilmektedir. Milli Mücadele süreci Birinci Kurtuluş Savaşı olarak adlandırılmakta, Türk sosyalizminin 1960'lı yıllarda Atatürk devrimlerinden uzaklaşılması dolayısıyla ikinci kurtuluş savaşını gerçekleştirdiği savunulmakta ve kendileri için kullanılan "devrimci" sıfatıyla Erken Cumhuriyet Dönemi devrimleriyle irtibat kurulmaktadır. Türk sosyalizminin bir diğer belirgin vasfı ABD'nin dış politika pratikleri ve ABD karşıtlığı üzerinden tanımlanan anti-emperyalizmdir. Bu çalışma Türkiye'de sosyalist solun bu ideolojik angajmanlarını milliyetçilik nokta-i nazarından ele almaktadır. Çalışma 27 Mayıs 1960-12 Mart 1971 tarihleri ile sınırlanmıştır.
Birikim dergisi örneğinde Türk solunun Kürt meselesine bakışı
Kürt meselesi yıllardır konuşulan ve tartışılan bir konudur. Özellikle Türkiye Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren bu sorunun varlığı daha belirgin hale gelmiştir Uzun süredir Türkiye gündeminde önemli bir yer teşkil eden bu mesele birçok kesim tarafından incelenmiş ve farklı bakış açıları ve çözüm önerileri ortaya konmuştur. Son dönemlerde ise meselenin çözümü için adımlar atılmıştır. Bu çözüm arama çabaları Kürt meselesinin siyasi arenada daha fazla tartışılmasını da beraberinde getirmiştir. Türk solu içerisinde yer alan Birikim Dergisi'nin Kürt meselesi ile ilgili olarak ortaya koydukları düşünceler çalışmanın konusudur. Bu çalışmada, derginin önde gelen isimlerinin yazılarının yanı sıra dergide bu mesele ile ilgili diğer yazılar da incelenmiştir. Bu yazılarda Birikim Dergisi'nin Kürt meselesi konusunda nasıl bir bakış açısı içerisinde olduğu ve zaman içerisinde görüşlerinde bir farklılık olup olmadığı da araştırılmıştır. Bütün bunlarla birlikte Birikim Dergisi'nin Kürt meselesi hakkındaki görüşleri analiz edilerek çalışma hazırlanmıştır.
Türkiye'de sol: 1960-1971
Bu çalışmanın konusu 1960-1971 arası dönemi kapsayacak şekilde Türk Sol'unun yasallaşma süreçlerini ve bu süreçte sol hareketlerin izledikleri farklı yolları incelemektir. Sol hareketlerden kasıt, Yön Hareketi, Türkiye İşçi Partisi, Milli Demokratik Devrim Hareketi ve 1971 devrimciliği diye bilinen Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu, Türkiye Halk Kurtuluş-Cephesi ve Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist cephelerdir. Türkiye'de sol hareketler cumhuriyet tarihinden 1960 yılına kadar yok denecek kadar azdır. İlk defa 1960 yılından sonra sol hareketler yasallaşma sürecine girerek yasal yollardan iktidara gelmeyi amaçlamışlardır. Fakat 1971 devrimciliği olarak bilinen cepheler yasal bir yol izlemeyi tercih etmediler. 1960'lı yıllarda gerek iç dinamikler olsun gerek dış dinamikler olsun Dünya ve Türk Sol'unda bir yükseliş söz konusudur. Özellikle Türkiye'de son Osmanlı Dönemi dâhil en radikal şekilde sol rüzgârın estiği dönemdir. Bu dönemde sol hareketler farklı yollar izleyerek bir türlü birleşememişlerdir. Bu hareketlerin farklı yollar izlemesi sol rüzgârın kısa bir süre esmesine neden olmuştur. Bu çalışmanın ilk bölümünde sosyalizm ve sol kavramı üzerinde durularak tarihsel çerçeveleri çizilmiş. Daha sonra Osmanlı döneminde sol hareketlerin üzerinde durulmuştur. Akabinde Türk solunun baş gösterdiği ve Türk tarihinde ilk defa ciddi görülecek düzeyde bir halk tabanına ulaşan parti ve cepheler ele alınarak söz konusu parti ve cephelerin izledikleri stratejiler ve yöntemler tespit edilmeye çalışılmıştır. Sonuç kısmında ise bu dönemin izledikleri stratejiler ve bu stratejilerin Türk Sol'una kazandırdıkları ve kaybettirdikleri olgularla beraber dönemim evrimsel ve devrimsel süreçlerin yanlış okunmasının yol açtığı sonuçlar üzerinde durulmuştur.
Türk solunun din algısı
Marksizmin dinsel olanı tanımlamak ve dinsel olanın işlevini ortaya koymak için kullandığı ?afyon? sıfatının göndermede bulunduğu durumun, salt bir olumsuzluk içerdiğine ilişkin bir ön kabul vardır. Bu algının oluşmasına neden olan kolaycı bir yorumun benimsenmesi ve mevcut teolojik alanın siyasete aracılık etmesi topyekun bir din reddiyesine yol açmıştır.Türkiye'de Cumhuriyetin kurulmasıyla başlayan toplumsal dönüşüm, din konusundaki tartışmalarda kendini var etmiştir. Dinin toplumsal tezahürlerinin yadsınması süreci, İslam' ın yorumlanmasında halkın ve devletin karşı karşıya gelmesine yol açmıştır. Bu gerilim kendisini birçok alanda dışa vurmuştur. Bu noktada Türk solunun da din karşısında ki tutumu devletin tutumuyla ortaktı. Önyargılar dahilinde geliştirilen bu keskin tutum, toplumu analiz etmede jakoben bir anlayışla birleşince, Türk solu kendi içinde çarpık bir tutuma sahip olmuştur.Katı bir laisizm temelinde din algısını oluşturan Türk solu, hem toplumsal hem de siyasal bazda gelişen olaylara bu algı temelinde bakmıştır. Bu doğrultuda politika üreten Türk solu, kendi dinamiklerine uymayan kimi reflekslerde geliştirmiştir.
2000'li yıllarda Birikim dergisinde sosyal demokrasi tartışmaları
Bu çalışmada Birikim Dergisi'nin 2000'li yıllar içerisinde yer alan sosyal demokrasiye yönelik tartışmaları ele alınmaktadır. Sosyal demokrasi ortaya çıkışından bu yana farklı kaynaklardan beslenerek günümüze kadar ulaşmakta, günümüzde de varlığını koruyarak devam eden bir düşünce olarak yer almaktadır. Özellikle küreselleşmeyle birlikte Üçüncü Yol yaklaşımı sayesinde sosyal demokrasinin seyri değişerek çeşitli tartışmalar da beraberinde gelmektedir. "Aylık sosyalist kültür dergisi" olarak kendini tanımlayan Birikim Dergisi, Türkiye'de sol düşünce içinde köklü bir yer edinmektedir. Bazı güncel durumlara da sol perspektiften bakarak tartışmalar kaleme alınmaktadır. Sosyal demokrasiye yönelik belirli tartışmalar da Birikim Dergisi'nde kendini gösterebilmektedir. "Sosyal demokrasi nedir? Türkiye'de sosyal demokrasi nasıl gelişmiştir?", "Birikim Dergisi'nin fikirleri sosyal demokrasiye yönelik düşünceleri nelerdir?" ve "2000'li yıllarda Birikim Dergisi'nde sosyal demokrasiye yönelik tartışmalar ne şekilde kendini göstermektedir?" çalışmanın araştırma soruları olarak belirlenmiştir. Çalışmada öncelikle sosyal demokrasi teorisi ve Türkiye'deki sosyal demokrasinin durumu açıklanmaya çalışılmıştır. Ardından Birikim Dergisi'nin kuruluşu ve amaçları ortaya çıkarılarak derginin önde gelen isimlerinin sosyal demokrasiye yönelik düşünceleri açıklığa kavuşturulmuştur. Son olarak sosyal demokrasinin belirli konu başlıkları altında 2000'li yıllarda Birikim Dergisi'nde yer alan değerlendirmeler analiz edilmiştir. Çalışmanın asıl amacını Birikim Dergisi'ndeki bu tartışmaların ortaya çıkarılması, yazarlar tarafından nasıl tartışıldığı ve sosyal demokrasiye yönelik bakış açılarının analizi oluşturmaktadır. Çalışmanın sonucunda ise sosyal demokrasiye yönelik değerlendirmelerin farklı olduğu, özellikle siyasal alanda sosyal demokrasinin temel değerleriyle birlikte Üçüncü Yol pratikleri de savunulurken iktisadi alanda Üçüncü Yol'a eleştirel bakıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın yönteminde ise literatür taraması ve doküman analizi kullanılmıştır.
Türkiye'de Milli Mücadele döneminde sol-sosyalist hareketler
Fikri alt yapısı Fransız İhtilali öncesinde Saint Simon, Robert Owen gibi isimlerin temellendirdiği sosyalizm düşüncesi somut olarak güçlü bir şekilde sistematize edilmesi Fransız İhtilali sonrasında Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından gerçekleştirilmiştir. En temel olarak üretim araçları mülkiyetinin küçük bir kesim olan burjuvazinin elinde değil, asıl üretim ve emeği yapan işçilerin ellerinde olması gerektiği düşüncesiyle sosyalist teoriyi Marx ve Engels üretmişlerdir. Bu teoriyi üretirken faydalandıkları yöntem Hegel'in diyalektiği olmuştur. Bu yöntemi Tarihsel Materyalizm anlayışına çevirerek kendi ideolojilerine uygulamışlardır. 18. ve 19. yy'da öncelikle sanayi devrimi ve ardından gelen sömürgecilik anlayışıyla birlikte ciddi anlamda yükselen burjuvazi sınıfı ve burjuvalar için çalışan bir işçi sınıfını beraberinde getirmiştir. Bu doğrultuda da Marx ve Engels tarihin ilerlemesini bu iki sınıfın birbirleriyle çatışması olarak görmüşlerdir. Nihayetinde bu çatışmadan işçi sınıfının galip çıkacağını savunmuşlardır. Sosyalist ideoloji ilk somut yansımasını 1833 yılında İngiltere de işçilerin çalışma şartlarının iyileştirilmesi için yapmış oldukları eylemle elde etmişlerdir. Bu eylemlerin yansıması ülkemize çok sınırlı olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu döneminde sosyalist bir örgütlenme veya buna benzer büyük bir hareketten bahsetmek pek mümkün değildir. Osmanlı Devletinde birinci ve ikini meşrutiyet arası dönemde yalnızca birkaç grup fabrika işçisinin yapmış oldukları grevlerden bahsedilebilir. Sosyalist hareketlerin hız kazanması cumhuriyet döneminde olmuştur. Bu dönemde kurulan Türkiye Komünist Partisi, Aydınlık Grubu gibi oluşumlar, sosyalist hareketlere örnektir. Ayrıca cumhuriyetin ilk yıllarında sosyalist hareketle Kemalist düşünceyi sentezleyerek ortaya bir görüş koyan Kadro ve Yön dergileri de bu dönemde etkili olmuştur.
1960'lı yıllarda sol entelektüeller ve siyaset: Yaşar Kemal ve Çetin Altan
1961 Anayasası'nın oluşturulmasından sonra sol-sosyalist düşünce sivil toplum alanında ve siyasi alanda görünürlük kazanmıştır. Bu dönemde özellikle 1961 Anayasası'nın kazanımlarına yoğunlaşan sol-sosyalist hareket, kalkınma düşüncesine de merkezi bir önem atfetmiştir. Türkiye'de kalkınmanın yöntemini izaha girişen sol-sosyalist düşünce devletçilik, halkçılık ve milliyetçilik kavramlarını da kalkınma bağlamında yeni bir yoruma tabi tutmuştur. Sol-sosyalist düşünce içerisinde öne çıkan akımlar olarak Yön Hareketi ve TİP, Türkiye için kapitalist olmayan bir kalkınma yöntemini önermiştir. Bunun yanı sıra bu iki akım içerisinde geniş bir sol-sosyalist aydın toplamı da yer almıştır. Bu çalışmada da 1960'lı yıllarda öne çıkan, sırasıyla, yazar ve gazeteci olan Yaşar Kemal ve Çetin Altan'ın kalkınma düşüncesiyle ve buna paralel olarak sol-sosyalist siyasetle hangi unsurlar üzerinden bağ kurduğu incelenecektir. Bu amaca uygun olarak da Yaşar Kemal ve Çetin Altan'ın devletçilik, halkçılık ve milliyetçilik kavramlarına nasıl bir içerik kazandırdığı ortaya konacaktır. Bu doğrultuda Yaşar Kemal ve Çetin Altan'ı konu eden bölümlere geçmeden önce Yön dergisinin ve TİP'in kalkınma söylemlerine yer verilecek ve bu iki hattın söylemleri belirginleştirilecektir. Yaşar Kemal'in ve Çetin Altan'ın başta Yön dergisi ve Ant dergisinde yazdığı yazıların yanı sıra 1960'lı yıllar içerisinde kalkınma, devletçilik, halkçılık ve milliyetçilik temalarını konu eden kitaplarına başvurulacaktır. Anahtar Kelimeler: Kalkınma, sol-sosyalist siyaset, Yaşar Kemal, Çetin Altan, anti-kapitalizm, anti-emperyalizm
Türkiye İşçi Partisi 1961-1971
Bu çalışma ile 27 Mayıs askeri darbesinin ardından yürürlüğe giren yeni anayasanın güvencesi altında kurulan ve Türk siyasi hayatında kendine önemli bir yer edinerek meclise girmeyi başaran Türkiye İşçi Partisi'nin, diğer sosyalist akımlardan/oluşumlardan farkının ve Türkiye İşçi Partisi'ni bu başarıya götüren etmenlerin neler olduğunun ortaya konması amaçlanmıştır. Bu amaçla geniş bir literatür taraması yapılmış ve TİP'i başarıya götüren etmenler arasında; 1961 Anayasası'nın güvencesinde oluşan özgürlük ortamı, seçim sisteminde küçük partilere de temsil imkânı getiren milli bakiye sisteminin kabulü ile uygulamaya geçirilmiş olması, partinin süreç içerisinde oluşturduğu Türkiye Sosyalizmi ile ulusal bağımsızlık anlayışı doğrultusunda geliştirdiği dış politika ilkeleri, Anayasa çerçevesince oluşturduğu ve Atatürk ilke ve devrimleri ile uyumlu olarak geliştirdiği tüzük ve programının yanı sıra partinin bu doğrultuda yapmış olduğu yazılı ve sözlü beyanlarının, faaliyetlerinin, çeşitli söylev ve demeçlerinin etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
1970'ler Türk solunda Kürt sorununun tartışılması: 1970'lerdeki sol dergilerin metin analizi
This thesis aims to investigate the origins of identity politics by focusing on its lasting relationship between ideological politics. Concerning the literature of the left theories on the question of identity and the political context of the 1970s Turkey, which is identified by the factionalization of the ideological politics and the proliferation of the ethnic-identity based organizations, this study asks the following question: "How was the Kurdish question discussed among the 1970s Turkish Left?" To answer this question, the study conducted thematic analysis of the written texts that were generated through three periodicals of the 1970s left, namely İlke, Ürün and Yürüyüş. The analysis shows that the approach of the Turkish left to the Kurdish question affected the disengagement of the Kurdish-identity based organizations from the socialist left in Turkey. Keywords: 1970s Turkish Left, Kurdish Question, Textual Analysis