Obligation

55 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Avrupa Birliği ülkelerinde ve Türkiye'de işverenin iş sağlığı ve güvenliği eğitim yükümlülüğü

Her geçen gün gelişen ve değişen ileri teknolojik gelişmeler bağlamında çalışma yaşamında karşılaşılan yeni riskler, iş sağlığı ve güvenliği konusunda ileri düzeyde önlemler almayı gerektirmekte ve bu önlemler içerisinde işverene getirilen yükümlülükler önemli bir yer tutmaktadır. İşverenin iş sağlığı ve güvenliği sağlama borcu kapsamında eğitim verme yükümlülüğü ise iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili sorunların çözümünde öncelikli bir yere sahiptir. Türkiye ölümlü iş kazalarında Avrupa'da ilk sırada yer almaktadır. Ölümcül iş kazalarının bu denli yüksek olmasının nedenleri arasında iş sağlığı ve güvenliği konusunda yeterli derecede bilgi sahibi olunmaması, çevresel etkenler ve kazaları önleyici tedbirlere gerekli önemin verilmemesi gibi faktörler yer almaktadır. Yapılan araştırmalar eğitim eksikliğinin iş kazaları ve meslek hastalıklarının gerçekleşmesinde büyük öneme sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye'de iş sağlığı ve güvenliği eğitim uygulamaları değerlendirildiğinde, ölümlü iş kazası oranlarının çok düşük olduğu Avrupa ülkelerine göre oldukça geride kaldığı görülmektedir. Türkiye'deki iş sağlığı ve güvenliği eğitimi uygulamalarının iyileştirilmesi amacıyla yapılan bu çalışmada, öncelikle iş sağlığı ve güvenliği eğitimine yönelik mevzuat AB Direktifleri çerçevesinde ayrıntılı bir şekilde AB ülkeleri ile karşılaştırmalı olarak ele alınıp incelenmektedir. Ardından Türkiye'deki iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının Avrupa Birliği Direktiflerine uyum düzeyi değerlendirilmekte ve yaşanan sorunlar tespit edilerek bu sorunların çözümüne yönelik iyileştirme önerileri sunulmaktadır. Anahtar Sözcükler: ĠĢ sağlığı ve güvenliği, Eğitim yükümlülükleri, ÇalıĢan eğitimleri.

Avrupa BirliğiTürkiyeYükümlülük+6
Berrin Gökçek Yılmaz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İşletme yöneticilerinin ve yükümlülerin KDV uygulamasındaki tepkilerinin analizi Ankara ili uygulaması

Bir mükellefin vergisi başkalarına devrediliyorsa, mükellef vergisini kendisi ödemiyorsa devredilen vergi dolaylı vergi olarak adlandırılır. Diğer bir anlatımla vergi, belirli olmayan zamanlarda ve mükellefe bağlı olmaksızın tarh, tahakkuk ve tahsil ediliyorsa dolaylı yapıdadır. Dolaylı vergiler mal ve hizmetlerin tüketimi üzerinden alınırlar. Katma Değer Vergisi' de (KDV) bunlardan biridir.KDV kayıtlı mükelleflerle birlikte toplumun tümünü ilgilendiren çok geniş tabanlı ve kapsamlı bir dolaylı vergi türüdür. İnsan ihtiyaçlarının neredeyse hepsinde KDV yükümlüsünün rızası gözetilmeksizin, şart koşularak belirli ve/veya değişken oranlarda KDV istenmektedir. KDV talebinde bulunan iradenin bunu iradi bir kuvvetle istemiş olması bu uygulamanın hakkaniyetsizliğinin en çarpıcı yönü olmakla birlikte bir de bu uygulamanın ihtiyaçlar hiyerarşisine göre anlamsız ve çarpık örneklerinin olması diğer sıkıntı verici yönünü açığa çıkarmaktadır.Kuşkusuz ki KDV, zorunlu bir yükümlülüktür ve diğer tüm vergiler gibi devletin egemenlik hakkına dayanılarak yasa ile istenmektedir. Bu durumda, vergileme yetkisinin kullanımının bir sınırının olup olmayacağının veya hangi düzeyde olacağının araştırılması, hem KDV ödevinden beklenen en verimli hâsılatın elde edilmesi, hem de kayıtlı mükelleflerin ve yükümlülerin KDV'ye olan olumsuz tepkilerinin minimuma indirilmesi bakımından oldukça önem arz etmektedir. İşte bu çalışmada yapılan anket uygulamasıyla da bu önemlilik gösterilmeye ve KDV uygulamasına karşı hem kayıtlı mükelleflerin hem de tüketicilerin tepkilerinin ölçümü yapılmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: İşletme Yöneticileri, Yükümlüler, KDV Uygulaması, Tepkiler, Analiz

Dolaylı vergilerFinansKatma değer+6
Burhan Dursun
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hukuku açısından bölünmüş hastaneye kabul sözleşmesi

Bu çalışmada uygulamada sıklıkla karşılaşılmaya başlanan bölünmüş hastaneye kabul sözleşmesi incelenmektedir. Sözleşme hasta, hekim ve özel hastane üçgeninde meydana gelen akdi ilişkilerden oluşmaktadır. Taraflar arasında çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümüne ışık tutması amacıyla sözleşmenin taraflarının aralarındaki ilişki, ilişkilerin hukuki nitelikleri, tarafların akdi yükümlülükleri ve sona erme halleri öğretide yer alan görüşler ve yargı kararları ile birlikte ele alınmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Hasta, Hekim, Özel Hastane İşletmecisi, Sözleşme, Hukuki Nitelik, Yükümlülük, Yükümlülüklerin İhlali.

Hasta kabulHastalarHastaneler+6
Tuğçe Kılıçgil Çiçek
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sigorta sözleşmelerinde sigorta ettirenin beyan yükümlülüğü

Bu çalışmamızda Türk Ticaret Kanunu Sigorta Hukuku kitabında yer alan sigorta sözleşmelerinin en önemli konularından kabul edilen sigorta ettirenin beyan yükümlülüğüne ilişkin hususlar ele alınmıştır. Sürekli edim borcu yükleyen sigorta sözleşmelerinde sözleşmenin tarafı olan sigorta ettirenin beyan yükümlülüğü yerine getirilmediğinde sigorta ettirenin hak kayıpları hatta hakkından tamamen mahrum kalması söz konusu olabilmektedir Sigorta ettirene beyan yükümlülüğü sözleşmenin kurulması aşamasında, sözleşme devam etmekte iken ve sigorta sözleşmesinin rizikonun gerçekleşmesi ile sona ermesi gibi üç durumda yüklenmiştir. Kanun koyucu kanunda yer alan her bir dönem için, her dönemde de farklı durumlar için ayrı ayrı düzenleme getirmiş olup, çalışmamızda kanun sıralamasına göre konular işlenmiştir. Sözleşmenin kurulmasından sona ermesine kadar olan beyan yükümlülüğünün ihlali açıklanmış, ihlali durumunda sonuçlarının neler olacağı detaylandırılmıştır. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için sigorta sözleşmesine ilişkin genel başlıklara çalışmamızda yer verilmiş, yargı kararları ile örneklendirilmiştir.

BeyanSigorta hukukuSigorta işlemleri+5
Hasan Şahin
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Banka teminat mektuplarının ödenme süreci

Küreselleşen dünyada, ulusal ve uluslararası ticari sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesi, dolayısıyla bu yükümlülüklerin teminat altına alınması gereksinimi banka teminat mektuplarının sıklıkla kullanılmasına yol açmıştır. Banka teminat mektubu genel olarak, lehtarın bir sözleşme ile bir malın teslimi, bir işin yapılması veya bir borcun ödenmesi şeklinde üstlendiği yükümlülüğü yerine getirmemesi ihtimaline karşı, genellikle lehtarın talebi üzerine, muhatap lehine, banka tarafından teminat mektubunda belirtilen meblağın garanti altına alınması ve hiçbir itiraz ve hükme gerek duymadan, derhal ödenmesi taahhüdü içeren garanti belgesi olarak tanımlanabilir. Güvenilir olma, hızlı bir şekilde elde edilebilme ve paraya çevrilebilme özellikleri nedeniyle ticaret uygulamasında oldukça tercih edilen banka teminat mektupları hakkında, uygulanacak hukuk bakımından ayrı ve özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Banka teminat mektuplarına ilişkin, Yargıtay'ın 1967 ve 1969 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararları doğrultusunda garanti sözleşmesi olduğu kabul edilerek uygulamada birlik sağlanmıştır. Banka teminat mektuplarının garanti sözleşmesi olduğu kabulü ile çalışmamızda banka teminat mektuplarının unsurları, tarafları, geçerlilik koşulları, sözleşmenin kuruluşu ve çeşitleri, ödeme talebi, ödeme talebinin reddine dayanak def'i ve itirazlar ve tarafların ödeme güçlüğünün banka teminat mektuplarının ödenmesi sürecine etkisi garanti sözleşmesi çerçevesinde incelenmiştir. Banka teminat mektupları, ticaret uygulamasında yaygın bir şekilde kullanılmaya devam etmektedir. Bu bağlamda banka teminat mektubuna uygulanacak hukuk bakımından özel düzenleme gereksinimi devam etmektedir. Anahtar kelimeler: Banka teminat mektubu, ödeme süreci, lehtar, muhatap.

BankalarLehdarMuhatap+3
Ecem Doğru
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Sigorta ettirenin beyan yükümlülükleri ve ihlâline bağlanan hukukî sonuçlar

Sigorta sözleşmeleri, sürekli bir borç ilişkisi içerisinde karşılıklı güvene dayanan, içinde taraflar için birçok hak ve borçlar barındıran sözleşmelerdir. Tarafların birbirlerine karşı hak ve borçlarından belki de en önemlisi dürüstlüktür. Dürüstlük ilkesi gereğince kanunkoyucu, sigor-ta konusunda uzman olan sigortacıya aydınlatma yükümlülüğü nasıl getirmişse, sigortaya konu rizikonun içeriği konusunda da daha fazla bilgiye sahip olan sigorta ettirene, bazı beyan yü-kümlülükleri yüklemiştir. Bir başka anlatımla kanunkoyucu, taraflar arasındaki asimetrik bilgi-yi, simetri bilgi düzeyine getirmek için taraflara karşılıklı yükümlülükler getirmiştir. Buna göre sigorta ettiren, sözleşmenin kurulma aşamasından (sözleşme öncesi de dâhil) sözleşmenin sona ermesine kadar sigortacıya, sigorta sözleşmesini ve rizikoyu etkileyecek her türlü gelişmeyi bildirmekle yükümlüdür. Sigorta ettirenin vereceği bilgilere göre belki sigortacı, sigorta sözleşmesini hiç yapmayacağı gibi başta prim tutarı olmak üzere daha farklı şartlarda yapmak isteyebilir. Bu nedenle sigortacı açısından, sigorta ettirenin vereceği doğru bilgiler büyük önem arz etmektedir. Kanunkoyucu bu bağlamda yükümlülüklerini yerine getirmeyen sigorta ettirene karşı, rizikonun gerçekleşmesi durumunda sigorta sözleşmesinin kendisine ta-nıdığı haklardan faydalanmamasının yanı sıra sigorta sözleşmesinin feshi sonucunu doğurabi-lecek birtakım yaptırımlar öngörmüştür. Kanunumuzda sigorta ettirenin beyan yükümlülükleri, TTK'nın 1435 ilâ 1446'ncı maddeleri arasında üç aşamalı olarak yerini almıştır. Düzenleme ile eTTK'den farklı olarak sigorta ettirene, sigorta sözleşmesi boyunca birtakım "beyan yükümlülükleri" getirilmiştir. Bu beyan yükümlülükleri, sigorta sözleşmesinin yapılması esnasında, sigorta sözleşmesinin devam ettiği aşamada ve son olarak da rizikonun meydana gelmesi aşamasında kendini göstermekte-dir. Sigorta sözleşmeleri konusunda, Alman Sigorta Sözleşmesi Kanununda (VVG), 2008 yılında yapılan reform niteliğindeki değişikliklerle, sigortacı ve sigorta ettiren arasında çıkabi-lecek birçok ihtilafın kolayca çözümünü sağlayacak maddeler kabul edilmiştir. Ancak 13.01.2011 tarihinde kabul edilen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 2008 tarihli Alman Sigorta Sözleşmesi Kanunundan daha sonra yürürlüğe girmesine rağmen bu kanunu değil bir asır hiz-met eden ve Almanya'nın ilga ettiği eski Alman Sigorta Sözleşmesi Kanununu (a.F VVG) mehaz almıştır. Böylece ülkemiz, gerçek anlamda sigorta sözleşmeleri konusunda bir devrim olan bu kanundan, birtakım sebeplerden dolayı mahrum bırakılmıştır. Yüz yıldan fazla bir geçmişi olan mehaz kanunla, hukukî sorunların çözümü tercih edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sigorta Hukuku, Sigorta Sözleşmesi, Beyan Yükümlülüğü, Riziko.

BeyanRiskSigorta+3
Hakan Gencer
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Savunma sanayiindeki uluslararası ticari sözleşme müzakerelerinden doğan yükümlülüklere aykırılık

Savunma sanayii faaliyetlerinin giderek devletin tekelinden çıkması ve özel hukuk kişileri tarafından bu faaliyetlerin üstlenilmeye başlanması, bu alanda özel hukuk kişileri arasında özel hukuka tabi sözleşmelerin akdedilmesini yaygınlaştırmıştır. Savunma sanayiinin son teknoloji ile uyumlu olması gerekliliği ise bu alanda akdedilen uluslararası sözleşmelerin sayısını artırmıştır. Savunma sanayiindeki uluslararası ticari sözleşmelere doğrudan uygulanacak hükümlerin bulunmadığı günümüzde, bu sözleşmelerin müzakerelerine doğrudan uygulanacak hükümler de henüz varlık kazanmamıştır. Bu sebeple bu tür sözleşmeler ve bu sözleşmelerin müzakerelerine genel hükümler bu alanın özellikleri göz ardı edilerek doğrudan uygulanmakta veya taraflar arasındaki uyuşmazlıklar çoğunlukla bir tarafın tamamen aleyhine olacak şekilde herhangi bir hukuki incelemeden geçmeksizin sonuçlanmaktadır. Bu durum somut durum adaletini ve hakkaniyeti sağlamaktan uzaktadır. Nitekim savunma sanayii sözleşmelerinin ve bu sözleşmelerin müzakerelerinin devletlerin savunması, güvenliği, diplomasisi ve uluslararası ilişkileri ile doğrudan ilgili olması sebebiyle kendine özgü özellikleri bulunmaktadır. Herhangi bir uyuşmazlık halinde bu özellikler göz önünde bulundurularak hukuki bir çözüme gidilmesi somut durum adaletini ve hakkaniyeti sağlamak için önem arz etmektedir. Somut durum adaletinin ve hakkaniyetin tesis edilmesi için savunma sanayiini, bu alandaki sözleşmeleri ve bu sözleşmelerin müzakere süreçlerini tanımlamak gerekmektedir. Bu sebeple müzakere aşamaları, bu süreçte taraflarca hazırlanan metinlerin hukuki niteliği ve bağlayıcılığı, diğer alanlardaki sözleşmelerin müzakereleri ile farklı yönleri, tarafların bu süreçte herhangi bir yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı hukuk sistemlerine göre karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Yükümlülüklere aykırılığın yaptırımı noktasında sözleşme müzakerelerindeki kusurlu davranıştan sorumluluk diğer adı ile culpa in contrahendo sorumluluğu incelenmiştir. Culpa in contrahendo sorumluluğu halinde uygulanacak olan hukuki yaptırımlar karşılaştırmalı olarak incelenmiş, son olarak tarafların yükümlülüklerini belirlemede önem arz eden müzakere sürecine uygulanacak hukukun tespiti ve tayini incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Savunma Sanayii, Culpa in Contrahendo, Uluslararası Ticari Sözleşme

Culpa in ContrahendoHukuki sorumlulukMüzakere+5
Büşra Nur Tire
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mükellef hakları ve yükümlülüklerinin bilinmesinde ve korunmasında Vergi İletişim Merkezi Müdürlüğünün önemi

İnsanlık tarihinde eski çağlardan beri bulunan vergi kavramı, günümüz toplumları açısından da önemli bir kavram olmaya devam etmektedir. Vergi koyma ve toplama yetkisini elinde bulunduran otorite ile vergi vermekle yükümlü olan mükellefin ilişkisi pek çok düzenlemeye konu olmuştur. Bu kapsamda; mükellef hak ve sorumlulukları ile çeşitli ilkeler ortaya konmuş, kanun, tüzük, genelge veya özelge gibi yasal düzenlemeleri yapılmış ve bunların yanı sıra, vergi idareleri ve bu idarelere bağlı çeşitli kurumlar oluşturulmuştur. Çağımızda yaşanan sosyal ve ekonomik gelişmeler doğrultusunda yaygınlaşmaya başlayan mükellef odaklı bakış açısı ise vergi idarelerini daha açık, erişilebilir ve mükellefle güven temelinde ilişki kuran kurumlar olmaya yönlendirmektedir. Vergi İletişim Merkezi (VİMER), ülkemizde bu tür bir anlayışın sonucu olarak oluşturulmuş olan bir kurumdur. Gelir İdaresi Başkanlığına bağlı olarak faaliyette bulunan VİMER temelde bir iletişim merkezidir. VİMER ile sunular hizmetler sayesinde mükelleflere kesintisiz hizmet sunulmasının yanı sıra, vergilerin zamanında, doğru ve kolay bir biçimde ödenmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışmada mükellef hakları ve yükümlülüklerinin bilinmesinde ve uygulanmasında VİMER'in öneminin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda VİMER, i) bir iletişim merkezinin bileşenleri, ii) mükellef hakları, iii) mükellef sorumlulukları ve iv) diğer ülkelerdeki vergi iletişim merkezleri açılarından ele alınmıştır.

Mükellef haklarıVergi mükellefiVergi İletişim Merkezi+2
Elif Cansu Kesim
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kat mülkiyeti hukukunda hâkimin müdahalesi

Şehirleşmenin beraberinde getirdiği sonuçlardan biri de kat mülkiyetinin yaygınlaşmasıdır. Tamamlanmış bir yapının kat, daire, iş bürosu, dükkân, mağaza, mahzen, depo gibi bölümlerinden ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli olanları üzerinde, o gayrimenkulün maliki veya ortak malikleri tarafından, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerine göre, bağımsız mülkiyet hakları kurulabilir. Bu çerçevede, bağımsız mülkiyet hakkına sahip olanlar, birlikte yaşamak zorunda oldukları diğer maliklere karşı bazı borç ve yükümlülükler ile yüklenir. Nitekim özel bir mülkiyet türü olan kat mülkiyeti, bu bağlamda birlikte yaşamak zorunda olanların hukukunu da teşekkül ettirmiştir. Gerek bağımsız bölümlerin gerek ortak yerlerin kullanımı hususundaki uyuşmazlıklara sıklıkla karşılaşılmaktadır. Söz konusu uyuşmazlıkların çözümü noktasında hâkimin müdahalesi bazen kaçınılmazdır. Çalışmamızın konusunu oluşturan "hâkimin müdahalesi", 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu m. 33'te düzenlenmiştir. İlgili hüküm gereğince, kat maliklerinden birinin yahut onun katından kira akdine, oturma hakkına veya başka bir sebebe dayanarak devamlı surette faydalanan kimsenin, borç ve yükümlerini yerine getirmemesi yüzünden zarar gören kat maliki veya kat malikleri, ana taşınmazın bulunduğu yerin sulh mahkemesine başvurarak hâkimin müdahalesini isteyebilir.

BorçlarHakimim müdahalesiHakimler+3
Ömer Delikaya
Ankara Hacı Bayram Veli University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Marka lisansı sözleşmeleri

Marka lisansı sözleşmesi, lisans verenin sözleşme hükümleri çerçevesinde markadan doğan kullanma hakkını lisans alana verdiği ve buna karşılık lisans alanın ise bir bedel ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği bir sözleşmedir. Tarafların yükümlülükleri süreye yayılmış olduğundan, marka lisansı sözleşmesi taraflar arasında sürekli borç ilişkisi kurmaktadır. Marka lisansı sözleşmesinde, marka hakkının devri değil, bu hakkın kullanılmasının devri söz konusu olduğu için, sözleşmenin borçlandırıcı işlem niteliğinde olduğu kabul edilmektedir.Tescilli veya tescilsiz bir markanın ya da bir marka tescil başvurusunun lisans sözleşmesine konu olması mümkündür. Bugün yürürlükte olan yasal mevzuatta, tescilli bir markanın lisansa verilebileceği öngörülmüş ve buna ilişkin çeşitli hükümler sevk edilmiştir. Buna karşın, lisans sözleşmesi bir bütün olarak düzenlenmemiştir. Bundan dolayı, lisans hakkının ve marka lisansı sözleşmesinin hukuki niteliği doktrinde tartışılmış, ancak görüş birliği sağlanamamıştır.Marka lisansı sözleşmesi isimsiz sözleşmeler arasında yer alan, kendine özgü yapısı olan bir sözleşmedir. Doktrinde baskın görüş, lisans hakkını nispi bir hak olarak değerlendirmektedir. Marka lisansı sözleşmesinin, sözleşmenin tarafları arasında nispi nitelikte hak ve borç yaratan, üçüncü kişilere karşı etki doğurmayan, marka hakkının sağladığı korumadan lisans alana yararlanma imkânı vermeyen ancak kanunda öngörüldüğü ölçüde hakkı ihlal eden herkese karşı ileri sürülebilecek sözleşmesel bir ilişki olduğu kabul edilmektedir.Bu çalışmada, marka lisansı sözleşmesinin tanımı, unsurları, türleri, şekli ve tescili, hukuki niteliği ve benzer sözleşmelerle arasındaki ilişki üzerinde durulmak suretiyle, sözleşmenin yapısına ve sözleşme hukuku içerisindeki yerine açıklık getirilmeye çalışılmıştır.

MarkaMarka lisans sözleşmeleriSözleşmeler+2
Hande Ölmez
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Incoterms 2010 kuralları çerçevesinde CIF (SIF) satışta tarafların yükümlülükleri

Milletlerarası ticarette malların farklı ülkelere taşınması ve tarafların birbirlerini tanımamaları sebebiyle pek çok sorun ortaya çıkmaktadır. Bu sorunların önüne geçebilmek için ICC Incoterms kurallarını oluşturmuş ve tacirlerin kullanımına sunmuştur. Incoterms kuralları ticari hayatın gereksinimlerine ve teknolojideki gelişmelere göre yenilenmektedir. Incoterms son olarak Kasım 2010'da güncellenmiştir ve 1 Ocak 2011'den itibaren tacirler tarafından kullanılabilmektedir.Incoterms kurallarının kullanılabilmesi için tarafların bu yöndeki iradelerini aralarındaki sözleşmede açıkça belirtmeleri gerekmektedir. Bunun yanı sıra Incoterms kurallarının hangi versiyonunu uygulayacaklarını da göstermelidirler.Incoterms kurallarının kullanılması tarafların hak ve yükümlülüklerini etkileyeceği için ticari terimlerin içeriklerinin anlaşılması ve taşımacılık şekline uygun olan ticari terimin kullanılması önem arz etmektedir. Bu amaçla Incoterms 2010'taki teslim şekilleri her türlü taşıma yöntemine uygun olanlar ve sadece deniz ve iç su taşımacılığına uygun olanlar şeklinde iki gruba ayrılmıştır.CIF teslim şekli de Incoterms'te düzenlenen teslim şekillerinden birisidir ve denizaşırı ticarette çok yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Incoterms 2010 kurallarının CIF teslim şekline uygulanabilmesi için tarafların aralarındaki sözleşmeye açıkça CIF (Belirlenen Varma Limanı) Incoterms 2010 kaydını koymaları gerekmektedir.CIF teslim şekli yüklemede satış türüdür ve satıcının malları sözleşmede belirlenen yükleme limanında tayin ettiği gemide taşıyıcıya teslimiyle satıcı teslim borcunu ifa etmektedir. Hasarın satıcıdan alıcıya geçmesi de bu anda gerçekleşmektedir.CIF teslim şeklinde taşıma ve sigorta sözleşmeleri yapmak da satıcının asli yükümlülükleri arasındadır.Bu tez çalışmasında CIF teslim Incoterms 2010 kurallarına göre incelenmiştir. Tezin birinci bölümünde genel olarak Incoterms ve CIF teslim şekli incelenmiş, ikinci bölümünde ise satıcının ve alıcının hak ve yükümlülükleri ele alınmıştır.Anahtar Sözcükler1.CIF2.Incoterms 20103.ICC Kuralları4.Milletlerarası Ticaret5.Deniz Ticaret Hukuku

CIF teslimDeniz ticaretiDeniz yolu taşımacılığı+5
Işınsu Hamşıoğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kamulaştırmada malikin hakları ve yükümlülükleri

Kamulaştırma, İdare ve Anayasa Hukuku'nun temel konuları arasında yer almaktadır. Küreselleşme ile birlikte yabancı yatırımcıların faaliyetlerini gerçekleştirmek için yatırım yaptığı ülkelerdeki taşınmazlara ihtiyaç duyduklarında, kamulaştırmaya başvurulacaktır. Hal böyle olmakla birlikte kamulaştırma işlemiyle bireyin gerek Anayasada gerekse yasalarda güvenceye bağlanan en temel haklarından biri olan mülkiyet hakkına müdahale edilecektir. Bu nedenle kamulaştırmanın ön koşulu olan kamu yararı ile bireyin kamulaştırmaya konu taşınmaza malik olmasından kaynaklı bireysel yarar arasında bir denge gözetilmelidir.Kamulaştırmayla ilgili konularda ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesi önem arz ettiğinden, mevzuatta ortaya çıkacak tereddütler yasal düzenlemeler ile giderilmeli böylece mülkiyet hakkı asgari düzeyde ihlal edilmelidir.Çalışmamızın amacı, İdare ve Anayasa Hukuku'nun temel konularından biri olan kamulaştırmayı, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu ile 1982 Anayasası'nda 2001 yılında yapılan köklü değişiklikler çevresinde tezimizin konusu kamulaştırmada malikin hakları ve yükümlülükleriyle bağlantılı olarak incelemek; tartışmalı konuları ortaya koymak, değerlendirmek ve bir nebze olsun çözüme yönelik görüşleri ortaya koyabilmektir.Anahtar Sözcükler1.Kamulaştırma2.Kamu Yararı3.Bedel Tespiti ve Tescil Davası4.Hak5.Yükümlülük

Anayasa hukukuBedelKamu yararı+6
Muhammed Taha Büyüktavşan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası Hukukun emredici normlarından doğan yükümlülük ihlallerinden devletin sorumluluğu

Devletin sorumluluğu, Uluslararası Hukuk Komisyonu'nun, uluslararası hukukun tedrici gelişmesi ve kodifikasyonu bağlamında seçtiği konulardan biri olmuştur. Komisyon, konuyla ilgili olarak 1949 yılında çalışmalarına başlamış, 2001 yılında Nihai Metin olarak adlandırılan Taslak Maddeler, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda onaylanmıştır. Nihai Metin'de, uluslararası haksız fiilin sonuçları olarak sorumlu devlete, yükümlülüğüne devam etme, haksız fiile son verme, haksız fiilin tekrar etmeyeceğine ilişkin garantiler sunma ve giderimde bulunma yükümlülükleri yüklenmiştir.Uluslararası hukukun emredici normlarından doğan yükümlülüklerin ciddi ihlalleri için ise, bu sonuçlara ek olarak bütün devletlere, bu normların ihlallerini hukuka uygun yollarla sonlandırmak için işbirliği içinde olma, bu normların ciddi ihlalleri tarafından yaratılan durumu hukuka uygun olarak tanımama ve bu durumun sürdürülmesi için yardımda bulunmama yükümlülükleri yüklenmiştir. Çalışmamızda, uluslararası sorumluluğun, uluslararası hukukla birlikte bir evrim geçirdiği, uluslararası toplum, uluslararası kamu düzeni, normlar hiyerarşisi, emredici normlar gibi kavramların geliştiği ve sorumluluğun işlevine uluslararası hukukun korunmasının da eklendiği iddia edilmiştir. Bu nedenle, uluslararası hukukun sıradan normlarının ihlalleri halinde de, devletlerin bu ihlale hukuka uygun yollarla son vermek için işbirliği içinde olma, uluslararası hukukun sıradan normlarının ihlallerini hukuka uygun olarak tanımama ve bu durumun sürdürülmesine yardımda bulunmama yükümlülükleri olduğu savunulmuş, dolayısı ile uluslararası hukukun emredici normlarından doğan yükümlülüklerin ciddi sonuçları için getirilen ilave sonuçların yetersizliği sonucuna ulaşılmıştır. Nihai Metin'de, uluslararası hukukun emredici normlarından doğan yükümlülüklerini ciddi şekilde ihlal eden sorumlu devlet için herhangi bir yükümlülük getirilmemesi tezimizi desteklemiştir. Uluslararası sorumluluğun uygulanması ile ilgili, doğrudan zarar gören devlet dışındaki devletlerin sorumluluğu başlatma ve tedbir alma hakları aksi bir yargı oluşturmaya yetmemiştir. Çalışmada, uluslararası toplum, uluslararası kamu düzeni, sorumluluk teorileri incelenmiş, devletin uluslararası sorumluluğunun nev'i şahsına münhasır olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Borçlar hukukuDevlet idaresiEmredici norm+8
Ümmühan Elçin Ertuğrul
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Zekâtın verileceği yerler ve zekât yükümlülüğü bakımından borçluluk

Zekât İslam hukukunda çeşitli alt başlıkları olan geniş kapsamlı mali bir ibadettir. Bu çalışma hem zekât yükümlülüğü açısından borçluluğu ele alarak, hem zekâtın verileceği yerler bakımından borçluluk durumunda zekâtın nasıl uygulanabileceğini incelemektedir. Borçluluk bireylerin veya kurumların finansal yükümlülüklerini yerine getirememesi durumunu ifade eder. Bu çalışma ilk olarak, İslam hukukunda zekâtın verileceği yerler ve kişiler belirlenirken hangi kriterlerin göz önünde bulundurulması gerektiği üzerine odaklanmaktadır. Bunun yanı sıra borçluluğun zekât yükümlülüğünü nasıl etkilediği ve borçluların zekât alabileceği durumlar ve sınırlar incelenmektedir. Bu çalışmanın amacı, zekâtın verileceği yerler ve zekât yükümlülüğü açısından borçluluğun ele alınarak İslam hukukuna göre borçluluğun zekâta tesirini açıklamaktır. Borçluluk fakihlerin çoğunluğuna göre zekât yükümlülüğüne belirli şartlar çerçevesinde tesir etmektedir. Aynı şekilde borçlular zekât sarf yerleri açısından da belirli şartlarla zekâta konu olmaktadır.

BorçlulukYükümlülükZekat+2
Muhammed Mazhar Ogul
Gaziantep Islam Science and Technology University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de sosyal parafiskal yükümlülüklerin yerine getirilmesine ilişkin usul hukuku hükümlerinin incelenmesi ve değerlendirilmesi

Sosyal parafiskal gelirler, birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ile birlikte ülkemizde de sosyal güvenliğin finansmanında kullanılan en önemli kaynaklardan birisidir. Sosyal parafiskal gelirlerin ödenmesi, beraberinde mükellef ve sorumluya bazı şekli yükümlülükler de getirmektedir. Söz konusu sosyal parafiskal yükümlülüklerin yerine getirilmesinde sosyal güvenlik usul hukukuna ilişkin kaynaklar belirleyici olmaktadır.Bu çalışmada Türkiye'de sosyal parafiskal yükümlülüklerin yerine getirilmesine ilişkin usul hukuku uygulamaları incelenmiştir. Ayrıca Almanya, Hollanda ve İsveç gibi bazı ülkelerdeki uygulamalar, karşılaştırma ve değerlendirmelerde yararlanmak amacıyla araştırılmıştır. Türkiye'de sosyal parafiskal yükümlülüklere ilişkin usul hukuku uygulamalarının 5510 sayılı Kanun'dan kaynaklanan birçok hata ve eksikleri bünyesinde bulundurduğu anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda tezimiz, sosyal parafiskal yükümlülüklere ilişkin olarak bağımsız bir usul kanunu düzenlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

AlmanyaFinansmanHollanda+6
Mehmet Bulut
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

İşçinin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerine aykırılığının İş Kanunu'nun 25/I-A ve 25/II-I maddeleri kapsamında hukuki sonuçları

Çalışmanın konusunu, "İşçinin İş Sağlığı ve Güvenliği Yükümlülüklerine Aykırılığının İş Kanunu'nun 25/I-a ve 25/II-ı Maddeleri Kapsamında Hukuki Sonuçları" oluşturmaktadır. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kavramların tespit edilmesi amacıyla iş sağlığı ve güvenliğinin temel kavramları ele alınmış, ardından iş sağlığı ve güvenliğinin amaçlarının neler olduğu taraflarının kimlerden oluştuğu hakkında açıklamalar yapılmıştır. Devamında iş sağlığı ve güvenliğinin ulusal hukuki kaynakları üzerinde durulmuştur. Bu bölümde son olarak iş sözleşmesinden ve iş sağlığı mevzuatından doğan yükümlülük ihlallerinin daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla işveren ve çalışanların iş sağlığı ve güvenliği kapsamında olan yükümlülükleri ele alınmıştır. Çalışmanın asıl konusunu oluşturan ikinci bölümde ise iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerine aykırılığın hukuki sonuçları bağlamında işverenin iş sözleşmesini haklı nedenle derhal fesih hakkı üzerinde durulmuş, iş güvenliği yükümlülüklerine aykırı hareket eden işçinin sözleşmesinin İşK. md. 25/I-a ve İşK. md. 25/II-ı kapsamında işveren tarafından derhal feshedilip edilemeyeceği hususu Yargıtay kararları ışığında ele alınmıştır.

Hukuka aykırılıkYükümlülükİş Kanunu+5
Cihan Kırpık
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Müdafilik ve müdafi ile savunulma hakkı

Ceza muhakemesinde adil bir yargılanmanın yapılabilmesi ve sağlıklı bir hüküm kurulabilmesi için suç isnadı ile karşılaşmış şüpheli veya sanığa savunma hakkının tanınması gerekir. Şüpheli veya sanık, kamusal gücü elinde bulunduran iddia ve yargılama makamları karşısında zayıf konumda olduğundan, müdafi tarafından savunulmaya ihtiyaç duymaktadır. Ceza muhakemesinde savunma makamını işgal eden müdafi, soruşturma aşamasında şüphelinin, kovuşturma aşamasında ise sanığın haklarını koruyan, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına yardımcı olan, silahların eşitliği ilkesinin gerçekleşmesini sağlayan, uluslararası sözleşme ve yerel hukuk tarafından kendine özgü hak ve yetkiler ile donatılmış bir süjedir.Bu çalışmanın birinci bölümünde; savunma hakkının önemine, savunma hakkının niteliği ve kapsamına, savunma makamı ve süjeliğine, müdafi ile savunulmanın neden gerekli olduğuna dair konulara değinilmiştir.Çalışmanın ikinci bölümünde; müdafilik kurumunun tarihsel gelişimi, müdafiin ceza muhakemesindeki hukuki niteliği ve müdafi olabilme koşulları incelenmiştir.Çalışmanın üçüncü bölümünde; müdafiin yetkilerinden olan dosya inceleme ve dosyadan örnek alma, hazır bulunma, şüpheli veya sanıkla görüşme ve yazışma, soru sorma, işlemlerin kendisine bildirilmesini isteme, kanun yollarına başvurma ve vazgeçme yetkileri ile müdafiin yükümlülüklerinden olan savunma görevini dürüstlükle ve özenle yapma, sır saklama ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına yardım etme yükümlülükleri irdelenmiştir.Çalışmanın dördüncü bölümünde ise müdafiin uygulamada karşılaştığı sorunlara ve sorunların giderilmesi için çözüm önerilerine değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Savunma, Savunma hakkı, Müdafi, Müdafiin yetki ve yükümlülükleri

Ceza muhakemesi hukukuKamu hukukuMüdafaa+4
Tansu Sert
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ödev ve sorumluluklarının ihlali halinde kamu görevlilerinin görevden uzaklaştırılması

Kamu hizmeti, toplum için gerekli olan sağlık, eğitim, güvenlik gibi önemli konularda üretilen hizmetleri kapsamaktadır. Devletin yaptığı bütün faaliyetleri birer kamu hizmeti olarak nitelemek mümkündür. Devlet, kamu hizmetini, kamu görevlileri aracılığıyla yerine getirmektedir. Kamu görevlileri, belli haklara ve yükümlülüklere sahiptir. Kamu hizmetlerini de bunları gözeterek yerine getirmekle yükümlüdür. Devlet memurlarının içinde bulunduğu statü ve ayrıldığı kategoriler detaylı bir biçimde incelenmelidir. Bu çalışmada devlet memurları devlet memurlarının ödev ve sorumlulukları detaylı bir biçimde ele alınmış devlet memurlarının sahip oldukları haklardan bahsedilmiştir. Ayrıca konuyla ilgili olarak 1961 ve 1982 Anayasalarındaki düzenlemeler ele alınmıştır. Kamu görevlisinin ne olduğu ve kapsamı yanında kamu görevlilerine uygulanacak görevden uzaklaştırma tedbirinden bahsedilmiştir. Devlet memurlarının sahip oldukları bazı haklar yalnızca görev başında bulundukları zaman değil haklarında görevden uzaklaştırma kararının verildiği durumlarda da geçerliliğini korumaktadır. Bir devlet memurunun ödev ve sorumluluklarını ihlal etmesi halinde başvurulan ve tedbir niteliği taşıyan görevden uzaklaştırma kararının söz konusu memur açısından bir cezai yaptırıma dönüşmemesi gerekmektedir. Bu çalışmada, tedbir niteliğindeki ve bir yönüyle disiplin cezasına benzeyen görevden uzaklaştırma kurumu devlet memurlarının ödev ve sorumluluklarının ihlali kapsamında ele alınmıştır.

Devlet görevleriGörevden uzaklaştırmaHukuki sorumluluk+5
Ada Dengiz
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
10
Master'sOpen AccessTR

İş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerinin yerine getirilmemesinin idari yaptırımları

İş kazaları ve bu kazalarda yaşanan kayıplar dikkate alındığında iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınması gereken tedbirlerin ne denli büyük öneme sahip olduğu daha net görülmektedir. İnsan sağlığı ve hayatını yakından ilgilendirmesi nedeniyle biz de çalışma konumuzu bu alanda belirlemiş bulunmaktayız. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde genel olarak iş sağlığı ve güvenliği kavramlarına değineceğiz. Burada iş sağlığı ve güvenliğinin kavramsal çerçevesini çizip, iş sağlığı ve güvenliğinin önemine, hukuki niteliğine, Türkiye'deki tarihsel gelişimine ve sorumlu kuruluşların hangileri olduğuna değineceğiz. İkinci bölümde iş sağlığı ve güvenliği konusunda işverenin ve çalışanların ne gibi hak ve yükümlülüklerinin bulunduğunu açıklamaya çalışacağız. Bu bölümde ağırlıklı olarak işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği konusundaki yükümlüklerine değinmekle birlikte iş görenlerin hak ve yükümlülüklerine de değineceğiz. İlk iki bölümde iş sağlığı ve güvenliği konusunu açıklayıp işverenin yükümlülüklerini belirledikten sonra üçüncü ve son bölümde iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini yerine getirilmeyen işverenlerin ne gibi idari yaptırımlarla karşılaşacaklarını açıklayacağız. Bu anlamda mevcut sistemimizde yer alan işin durdurulması, idari para cezası, işçilerin çalışmaktan alıkonulması ve ölümlü iş kazası sebebiyle kamu ihalesinden yasaklanma idari yaptırımlarına ayrıntılı bir şekilde değineceğiz. İş yerine, işverene ve çalışmalara etkisi bakımından son derece geniş ve büyük etkiye sahip olması bakımından işin durdurulması ve idari para cezası yaptırımlarına diğer konulara nazaran biraz daha ayrıntılı değineceğiz. Bunun yanında çalışmamızın gerekli yerlerinde son yıllarda mevzuatımıza dahil olan teşvik niteliğindeki düzenlemelere de yer vereceğiz. Çalışmamızı şuan yürürlükte bulunan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çerçevesinde oluşturacak olmakla birlikte mülga kanunlar ve diğer mevzuata da gereli yerlerde değinmekten kaçınmayacağız. Mevzuatın yorumlanmasında doktrin ve yargı kararlarından da faydalanacağız.

Kanunlar 6331 sayılıYaptırımlarYükümlülük+7
Fatma Paşaoğlu
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası mal satımına ilişkin Viyana Sözleşmesi ve Türk Borçlar Kanunu ışığında satım sözleşmelerinde alıcının yükümlülükleri

Uluslararası mal satımına ilişkin sözleşmeler, sözleşmenin tarafları olan alıcı ve satıcı açısından çeşitli haklar ve yükümlülükler doğurur. Uluslararası nitelik taşıyan satım sözleşmelerine dair devletlerin iç hukuk kurallarının birbirleriyle uyumlu olmaması, çeşitli problemlerin doğumuna neden olmaktadır. Söz konusu sorunları gidermek amacıyla uluslararası alanda ortak bir hukuksal zemin oluşturma çabaları "Uluslararası Mal Satım Sözleşmeleri Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması" (Vienna Sales Convention) ortaya çıkarmıştır. Günümüzde 89 ülkenin taraf olduğu Sözleşme Türkiye tarafından 1 Ağustos 2011 tarihinde onaylanmıştır. Dört kısımdan ve 101 maddeden oluşan Viyana Satım Sözleşmesi'nin, üçüncü kısmı esas olarak alıcı ve satıcının haklarını ve yükümlülüklerini, bununla birlikte sözleşmeye aykırı tutumlarla ilgili düzenlemeleri içermektedir. Sözleşme md.53 alıcıya ait yükümlülükleri ana hatlarıyla ifade etmiş ve alıcıya "semeni ödemek" ve "malları teslim almak" gibi iki temel yükümlülük yüklemiştir. Söz konusu bu iki yükümlülük, bünyesinde birden çok hukuksal işlemi barındırmaktadır. Sözleşme, diğer maddelerde bedelin ödenmesi yükümlülüğü ve malların teslim alınması yükümlülükleri ile ilgili detaylandırmaya giderek bu yükümlülüklerin çerçevesini çizmiştir. Bu çalışmada alıcının yükümlülükleri, sözleşmeye aykırı davranışları ve satıcının hakları ile ilgili "Türk Borçlar Kanunu" hükümleri ile Viyana Sözleşmesi hükümleri karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır.

Borçlar KanunuBorçlar hukukuSatış sözleşmeleri+5
Yasin Tay
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adli kontrol

Adli Kontrol tutuklamaya alternatif olarak 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 109. ve 115. maddeleri arasında bağımsız olarak düzenlemiş, Türk ceza muhakemesi hukuku için yeni bir koruma tedbiridir.Adli kontrol, asıl amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olan ceza muhakeme hukukunda, bu amaca hizmet eder ve muhakeme sonucunda verilecek hükmün infazını sağlar. Kişi hakkında kanunda öngörülen cezası 3 yıl veya daha az hapis cezası olan bir suçtan dolayı yürütülen soruşturmanın her aşamasında, tutuklama sebeplerinin bulunması durumunda, kanunda yazılı belli yükümlülüklerin yerine getirilmesi şartıyla adli makam ve mercilerin denetimi ve kontrolü altında, hâkim kararıyla kişinin serbest bırakılması şeklinde uygulanır.Adli kontrol tutuklamaya göre özgürlüğü daha az kısıtladığından, bu tedbirin koruma tedbiri olmasının yanında insancıl yönü de vardır. Tutuklamaya alternatif olması itibariyle tutuklamayla ulaşılmak istenen amaca daha özgürlükçü olan adli kontrol ile ulaşılabilir. Uygulamasının yaygınlaşması ile cezaevlerinin dolmasının önüne geçilebileceği gibi tutuklanmayıp, adli kontrol altına alınan şahıslar için kişisel ve sosyal faydaları olacaktır. Yaptığımız bu çalışmada, adli kontrolün ne olduğunu, uygulanması için gereken şartları ve uygulama usulünü ayrıntılı bir şekilde ortaya koymaya çalıştık. Çalışma sonunda bu koruma tedbirinin henüz yeterince uygulanamadığı ve uygulanmasına yönelik bazı kanuni eksikliklerin giderilmesi gerektiği kanaatine ulaştık.

Adli kontrolCeza Muhakemeleri Usul KanunuCeza muhakemesi hukuku+6
Necip Sarı
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Hekimlerde malpraktis kaynaklı defansif tıp davranışları

Günümüzde hasta hekim ilişkisi, bütün dünyada yaşanan insan hakları gelişmelerinden etkilenerek hasta haklarında da değişiklik göstermeye devam etmektedir. Tıp Hukukunun ve tıbbi malpraktis uygulamalarının gelişmesi hasta haklarının yaşamakta olduğu bu süreç ve ivme sonucunda ortaya çıkmıştır. Hekimler Defansif tıp uygulamaları sayesinde kendilerini korumaktadırlar. Hekimlerin kendileri için risk oluşturan konulardaki endişeleri ile defansif tıp uygulamalarının bağlantısı bulunmaktadırBu çalışma; sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde ana unsurlardan olan hekimlerimizin defansif tıp uygulamaları ve bu konuda ulaşılmış olan seviyeyi görebilmek, sağlık sektöründe hasta-hekim ilişkileri yönetiminin önemli göstergelerinden ve ölçütlerinden biri olan defansif tıp uygulamaları ile hasta ilişkilerinin incelenerek değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Ülkemizde hekimlerin, artan tıbbi malpraktis davalarının farkında olmalarına rağmen, bu farkında olmanın gereklerini tıp hukuku konularına gereken önemi vermeyerek yerine getirmemektedirler. Komplikasyon-malpraktis ayrımının kesin olarak yapılamaması, tıbbi malpraktis sigortası hakkında tam olarak bilgi sahibi olunmaması defansif tıp uygulamalarının iyi yönetilemediğini göstermektedir. Defansif tıbbın hekime, hastaya, sağlık sistemine ve ekonomiye zararı bulunmaktadır. Bu durum tıbbi malpraktis probleminin iyi idare edilemediğini göstermektedir. Defansif tıbbın direkt kendisinin önlenmesi için yapılacak mevzuat ve hukuki yaptırımlarla ilgili çalışmaların problemi kötüleştirme olasılığı yüksektir. Yapılacak çalışmalarda sağlık çalışanının tedirginliğinin ve risk algılamasının dengede tutulması gerekmektedir. Yapılacak tüm yasal düzenlemelerin temel kuralının bu olması önemlidir.

Doktor-hasta ilişkileriDoktorlarHasta hakları+4
Selma Aydaş
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

İş sağlığı ve güvenliğinde çalışanların yükümlülükleri ve hakları

20.06.2012 tarihinde 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kabul edilmiştir. Buna göre tüm çalışanlar, söz konusu Kanun kapsamına alınmıştır. Çalışmamızın konusunu, çalışanların iş sağlığı ve güvenliği açısından yükümlülükleri ile hakları oluşturmaktadır. Çalışanların ve işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerine uyması, hem sağlıklı hem de güvenli bir çalışma ortamının sağlanması için son derece önemlidir. Bu nedenle öncelikle tarafların bu yükümlülükleri ve hakları iyi bilmesi gerekir. Çalışanlar, işverenin aldığı önlemlere uymazsa çeşitli yaptırımlar uygulanabilir. Bunlar disiplin cezası, tazminat, iş sözleşmesinin feshidir. İşverenler de çalışanlarını denetlemeli ve gözetmelidir. Çalışmamız dört bölüm içermektedir. Birinci bölümde, iş sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili kavramlara, iş sağlığı ve iş güvenliğinin amacına ve kaynaklarına yer verdik. İkinci bölümde, konumuzla iç içe olan işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği yükümlüklerini ele alarak söz konusu yükümlülüklerin çalışanlar üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi uygun gördük. Çünkü işverenlerin söz konusu yükümlülüklerinin, çalışanların iş güvenliği ve sağlığı ile ilgili haklarının karşılığını oluşturması sebebi ile ayrı bir konu olarak değerlendirilemeyeceğini düşünmekteyiz. Ayrıca konuyu yeri geldikçe geçici iş ilişkisiyle çalışanlar, alt işveren işçileri ve uzaktan çalışanlar açısından da inceledik. Üçüncü bölümde, öncelikle çalışanların iş güvenliği ve iş sağlığı açısından yükümlülüklerine daha sonra da bu konudaki haklarına değindik. İşçi ve işverenin sorumluluklarını, hukuki niteliğini ve kusur kavramını değerlendirdik. Son bölüm olan dördüncü bölümde ise çalışanların, söz konusu yükümlülükleri yerine getirmemiş olmaları halinde uygulanabilecek yaptırımlara değindik. 6331 sayılı Kanun, tüm çalışanlar için geçerli olduğundan yaptırımlar konusunda, Devlet Memurları Kanunu'ndaki ilgili hükümlere de yer verdik. Ayrıca çalışmamızda, çalışanlardan bahsederken bazı hallerde, Türk Borçlar Kanunu'ndaki şekli ile "çalışan" ifadesi yerine "işçi" ifadesini kullandık.

Kanunlar 6331 sayılıYükümlülükÇalışanlar+4
Cansu Adsoy
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İşçinin işverenin talimatlarına uyma yükümlülüğü

Çalışma hayatında işçi ve işveren arasındaki hukuki ilişkinin temelinde iş sözleşmesi yer almaktadır. İş sözleşmesi, niteliği itibariyle her iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğundan hem işçi hem de işveren açısından birtakım hak ve yükümlülükler öngörmüştür. Bununla birlikte, iş sözleşmesinde, taraflarca edimin ifası ile borç sona ermez, süreklilik arz etmektedir. Bu doğrultuda, işçi tarafından sözleşme gereği yerine getirmek zorunda olduğu yükümlülükler, işverenin etkisi altında işyerinin içerisinde veya dışarısında, iş organizasyonu çerçevesinde ifa edilir. İş sözleşmesinin İş Kanunu'nda yapılan tanımından yola çıkıldığında, işçinin asıl borcunun, bir işi görme yükümlülüğü altına girmesi olarak değerlendirilmiştir. İlgili mevzuatlar veya taraflar arasında akdedilen sözleşmede işin ne olduğu, nasıl veya nerde görüleceği gibi durumlar belirli çerçevede belirlenmiş olsa dahi; iş ilişkisinin tüm ayrıntıları ile düzenlenmesi mümkün değildir. Bu durumlarda, işverenin yönetim hakkı karşımıza çıkmaktadır. Nitekim, sınırları yasalarda veya sözleşmede belirlenmeyen konularda, işçi tarafından iş görme yükümlülüğü yerine getirilirken işveren, yönetim hakkını (talimat verme hakkını) kullanarak, işçisini yönlendirmektedir. İşçi ise, işverenin belirli sınırlar çerçevesinde vermiş olduğu talimatlara, iş sözleşmesini diğer sözleşme türlerinden ayıran bağımlılık unsurunun doğal bir sonucu olarak uymak zorundadır. Çalışmada, işçinin itaat yükümlülüğünün geniş bir çerçevede araştırılması açısından, öncelikle işverenin yönetim hakkının ne olduğundan ve bu hakkı ile işçinin görmekle yükümlü olduğu işin ifası sebebiyle işçiye vereceği talimatlardan, bu talimatların neler olabileceğinden ve talimat vermenin sınırlarından bahsedilmiş; akabinde ise, işçinin bu talimatlara uyma yükümlülüğünün ne olduğu ve sınırları ile bu yükümlülüğe uyulmaması durumunda işçinin karşılaşılabileceği müeyyideler üzerinde durulmuştur. Bu doğrultuda, öncelikle çalışmanın ilk bölümünde; iş hukukunun temel kavramlarından olan işçi, işveren, işyeri kavramlarına ve taraflar arasındaki hukuki ilişki gereği yüklendikleri borçların neler olduğu incelenmiştir. Kavramlara yer verilmesinin akabinde, çalışmanın ikinci bölümünde, işçi tarafından iş görme yükümlülüğünü yerine getirirken işverenin talimat vermesini sağlayan yönetim hakkından bahsedilmiştir. İşverenin iş sözleşmesinden kaynaklanan haklarından biri olan yönetim hakkının tanımı, kapsamı, sınırları ve yönetim hakkını nasıl kullanabileceği konusu üzerinde durulmuştur. Nitekim, işveren, elinde bulundurduğu yönetim hakkı ile, işçinin görmekle yükümlü olduğu bir işi nasıl, nerede veya ne şekilde ifa edeceğine ilişkin vereceği talimatlarla işçiyi yönlendirmektedir. İşveren yönetim hakkı gereği işçiye iş ile ilgili talimatlar verebileceği gibi; işyerinin düzenine ilişkin talimatlar da verebilmektedir. İşçi, işverenin yönetim hakkı çerçevesinde verdiği talimatlara uymakla yükümlüdür. Bu doğrultuda, çalışmanın üçüncü bölümünde, esas araştırma konusu olarak belirlenen işçinin talimatlara uyma yükümlülüğü detaylı olarak araştırılmış olup; öncelikle talimat kavramının ve türlerinin neler olduğu, talimatlara uyma yükümlülüğünün hukukumuzdaki yeri ve nasıl ifa edileceği, talimatlara uygun olarak işçinin iş görme yükümlülüğü ve bu yükümlülüğüne aykırı olarak davranabileceği istisnai haller incelenmiştir. Her iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerden biri olan iş sözleşmesinde, sözleşmenin taraflara yüklediği sorumlulukların yerine getirilmemesi durumunda, çeşitli müeyyideler bulunmaktadır. Bu doğrultuda işçi, istisnai haller haricinde iş görme ve talimatlara uyma yükümlülüğüne aykırı hareket etmesi durumunda birtakım müeyyidelerle karşılaşabilecektir. Çalışmanın son bölümünde ise, işçinin karşılaşabileceği bu müeyyidelerden bahsedilmiş olup, işveren tarafından başvurulabilecek hukuki ve sözleşmesel haklara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: İş Görme, Yönetim Hakkı, Talimat, Yükümlülük

TalimatYönetim hakkıYükümlülük+5
Gözde Sevil Yaşar
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00

Related subjects