Mystic

520 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

İslam yazı sanatının Erol Akyavaş eserlerindeki soyut sanat anlayışına etkisi

İnsanlar var olduklarından bu yana farklı iletişim yolları aramışlardır. Ama en verimli iletişimini sağlayacak olan görsel anlatım biçiminden faydalanmışlardır. İlk zamanlardan günümüze kadar gelen mağara resimleri ise bunun kanıtı niteliğindedir. Bu resimlerde ise en çok göze çarpan dertlerini anlatabilmek için çizdikleri şeyleri olağanca sadeleştirmeleridir. Dünyada soyut sanatın doğuşu bu mağara resimlerinden ortaya çıkmaktadır. Türkler İslamiyet öncesi dönemlerinde de kendileri için kutsal saydıkları gök, doğa, ay, yıldız, güneş, Türk mitleri gibi unsurlardan faydalanarak savaş aletlerinin, yemek kaplarının, çadırların, kıyafetlerinin bezemesinde de soyut bir yaklaşımda bulunarak, kültürlerini sergilemişlerdir. Ülkemizde modern sanat anlayışı Batılı tekniklerin alınıp ülkeye getirilmesiyle oluşturulmuştur. Zamanla çeşitli akımlarda eserler veren sanatçılar çok geçmeden kendilerini, kültürel yapılarını ortaya koyacak eserler üretmeye başlamışlardır. Eserlerinde köklerine inmeye ve geleneksel motiflerin yanı sıra geleneksel sanatların birçok dalını resim sanatıyla sentezlemişlerdir. Bunların arasında en çok etkinlik gösteren geleneksel sanat ise İslam yazı sanatıdır. Bu sanatçıların özüne dönerek kendini bulma yolculuğunda gelenek ve öz önemli bir yere sahip olmuştur. Yapılan bu çalışmada Türk resim tarihinden başlanılarak modern resme geçiş ve daha sonrasında Türk soyutunu oluşturma gayretlerinden bahsedilmiştir. Daha sonra sanatçı Erol Akyavaş'ın sanatında eserleri üzerinde İslam yazısının soyut sanat anlayışına nasıl destek verdiğine dair kapsamlı bir araştırma yapılmıştır.

Akyavaş, ErolSoyut resimSoyut sanat+4
Berrin Us Gündüz
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Erken dönem fıkıh-tasavvuf ilişkisi

ÖZET Bu çalışma, erken dönem temelinde fıkıh ve tasavvuf disiplinleri arasındaki ilişkiyi, teklif merkezli bir bakış açısıyla değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Modern literatürde genellikle birbirinden bağımsız veya çatışmalı iki ayrı disiplin olarak ele alınan fıkıh ve tasavvuf, bu çalışmada şer'î teklif sisteminin iki tamamlayıcı yüzü olarak yeniden konumlandırılmaktadır. Bu kapsamda, fıkıh tanımlarında geçen amelî ve fer'î niteliklerin yalnızca dış fiillerle sınırlı kalmadığı; bilakis kalbî amellerin de aynı sorumluluk zemini içinde değerlendirilebileceği vurgulanmıştır. Çalışmada, klasik fıkıh tanımlarından sûfîlerin kalp merkezli sorumluluk anlayışlarına kadar geniş bir kaynak taraması yapılmış; niyet, ihlâs, takvâ, zühd, tevbe gibi kalbî fiillerin fıkhî ve tasavvufî bağlamda nasıl ele alındığı analiz edilmiştir. Fıkhın zâhirî hükümlerle sınırlı tutulmadığını, kalbin teklifin başladığı ilk alan kabul edildiğini vurgulayan yaklaşımlar, Ebû Hanîfe, (v. 150/767) Debûsî, (v. 430/1039) Serahsî (v. 483/1090 [?]) gibi fakihlerle Cüneyd-i Bağdâdî, (v. 297/909) Hâkim et-Tirmizî, (v. 320/932) Gazzâlî (v. 505/1111) gibi sûfîlerin metinlerinden hareketle temellendirilmiştir. Ayrıca ilmin türleri, bâtınî bilgi kaynakları, keşf ve ilhâm gibi kavramlar da teklifin epistemolojik boyutuyla ilişkilendirilmiş; "fıkh-ı bâtın" anlayışı klasik metinler üzerinden yeniden yapılandırılmıştır. Sonuç olarak, fıkıh ve tasavvufun birbirinden bağımsız disiplinler şeklinde ele alınamayacağı; zâhir ve bâtın boyutlarını birlikte içeren bütüncül bir teklif sistemine karşılık geldiği ortaya konmuştur.

FıkıhTasavvufTasavvufi yaşam+2
Muhammed Uzunyol
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Seyyid Abdulhakîm Arvâsî'nin eserlerindeki temel tasavvufi öğretilerin hadislerdeki dayanakları

ÖZET Hz. Peygamber'in vefat etmesinden sonra İslâm öğretileri çeşitli ilmî dallara ayrılmıştır. Bu ilimler içerisinde ahlâkî/manevî öğretiler, hadis ve tasavvuf ilminin konusu olmuştur. Şüphesiz diğer dini ilimler gibi tasavvufta Kur'an ve sünnet çerçevesinde teşekkül etmiştir. Her ne olursa olsun mutasavvıfların kendine has bazı delillendirme yöntemleri olsa da sahih bilginin kaynağını tespit bağlamında tasavvufun öğretilerinin temelleri kitap ve sünnette aranmıştır. Seyyid Abdülhakîm Arvâsî, 1860 tarihinde Van'ın Başkale ilçesinde dünyaya gelmiş, ilk eğitimini babasından aldıktan sonra çeşitli âlimlerin dini ve fenni ilimler tahsil etmek için ders halkalarına katılmıştır. Bunun yanı sıra muhtelif tarikatlardan icazet alarak Nakşîbendiyye'nin Hâlidiye koluna müntesip olmuştur. Osmanlı devletinin son yılları ile yeni kurulan Cumhuriyet döneminin ilk başlarında hayat sürmüştür. Başkale'de medrese ve kütüphane kurarak İslâmî eğitimler vermiş, bölgedeki Şiilik yayılmasına karşı önlemler alarak karşı koymuştur. Rusların bölgeyi işgal etmesinin ardından Musul'a göç etmiş, daha sonra Adana ve Eskişehir'de bir süre yaşadıktan sonra İstanbul'a göç ederek buraya yerleşmiştir. İstanbul'da Kaşgarî dergâhında şeyhlik görevini yaparken tekkeler kapatılmıştır. Bunun üzerine Beyoğlu Ağa ve Beyazıt Camii'nde dersler vermiştir. Seyyid Abdülhakîm Arvâsî önemli ilmî çalışmalar yapmıştır. Türkiye Cumhuriyet'inde bazı dönüşümlerin ve karışıklıkların olduğu bir dönemde yaşayan Arvâsî, tasavvuf ve diğer ilimlerde yazdığı çalışmalar ve nüfuz ettiği fikir adamları vasıtasıyla etkisi günümüze kadar devam etmiştir. Bu çalışmada başta er-Riyâzü't-Tasavvufîyye adlı eserindeki temel tasavvufî kavramlar ile ilgi nakledilen hadis rivâyetlerinin sıhhat durumunu tespit etmek amaçlanmıştır. Müellif, er-Riyâzü't-Tasavvufîyye adlı eserinin dışında birçok risale, mektup ve müstakil eserlerinde de temel tasavvufî kavramlara değinmiştir. Mezkûr eserlerinde on beş temel tasavvufî kavramı açıklarken bazı hadislere yer verilmiş, ancak hadislerin kaynağına ya da sıhhat durumuna değinilmemiştir. Bu durum genel olarak tasavvuf ehlinin hadislere yaklaşımını göstermektedir. Hadislerin senedsiz rivâyet edilmesi, mana ile aktarılması ve keşf/ilham ve benzeri yollarla sıhhatini belirlenmesi, ehli tasavvufun yöntemleri arasındadır. Bu araştırmada temel hadis kaynaklarına başvurulmuştur. Bu sahada yapılan güncel çalışmalar da göz ardı edilmeden, gerekli durumlarda istifade edilmiştir. Çalışmada genel olarak hadislerin tespiti noktasında birincil kaynaklara müracaat edilmiş ayrıca müellifin eserleri hakkında bazı bilgilere de yer verilmiştir. Türkiye Cumhuriyet'inde bazı dönüşümlerin ve karışıklıkların olduğu bir dönemde yaşayan Arvâsi, tasavvuf ve diğer ilimlerde yazdığı çalışmalar ve nüfuz ettiği fikir adamları vasıtasıyla etkisi günümüze kadar devam etmiştir. Bu çalışmada başta er-Riyâzü't-Tasavvufiyye adlı eserindeki temel tasavvufi kavramlar ile ilgi nakledilen hadis rivayetlerinin sıhhat durumunu tespit etmek amaçlanmıştır. Müellif, er-Riyâzü't-Tasavvufiyye adlı eserinin dışında birçok risale, mektup ve müstakil eserlerinde de temel tasavvufi kavramlara değinmiştir. Mezkûr eserlerinde on beş temel tasavvufî kavramı açıklarken bazı hadislere yer verilmiş, ancak hadislerin kaynağına ya da sıhhat durumuna değinilmemiştir. Bu durum genel olarak tasavvuf ehlinin hadislere yaklaşımını göstermektedir. Hadislerin senetsiz rivayet edilmesi, mana ile aktarılması ve keşf/ilham ve benzeri yollarla sıhhatini belirlenmesi, ehli tasavvufun yöntemleri arasındadır. Bu araştırmada temel hadis kaynaklarına başvurulmuştur. Bu sahada yapılan güncel çalışmalar da göz ardı edilmeden, gerekli durumlarda istifade edilmiştir. Genel olarak hadislerin tespiti noktasında birincil kaynaklara müracaat edilmiş ayrıca müellifin eserleri hakkında bazı bilgilere de yer verilmiştir.

Arvasi, AbdulhakimiHadisTahric+1
Ahmet Göktürk
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessAR

الشيخ عبدالرحمن التاغي ومكتوباته(تحقيقاً ودراسة)

The mission of purifying people's souls, reforming their morality , and guiding them to their creator is considered the most important mission of the prophets. Second only to the prophets in regards to Islamic instruction and traditions were the Islamic scholars , who spared no effort to enlighten the hearts of humanity by putting to pen the words and practices of the prophet and the first muslims. One of those great scholars was Sheikh Abdulrahman Altaghy Alnoorshini , who was the sheikh of all sheikhs of the Naqshbandi method of his time and the founder of takiyat Noor sheen in the Turkish state of Bitlis . God has honored me to discover the handwritten manuscripts of this great Islamic author which were 82 writings. His successor Alsheikh Abdalqahar Alduqidi collected all of them. These writings were very significant because it documents an important stage of spreading Sufism in this region of the Islamic world, it started through letters which were sent by the Sheikh to his students. These letters gave them instructions which taught them how to hold on to the etiquettes of Sunnah and to the richness of religion. Some of these letters also solve social problems such as reconciling between people. When I saw that the Arabian library was lacking these precious treasures, I strived to enrich it to benefit all avid readers and knowledge seeking individuals . Keywords: Naqshabandi method, the writings, Alsheikh Abdulrahman Altaghy, Takiyat Noorsheen

Mohammad Hasan
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tasavvufta ilâhî aşk: Sultan Memdûh Tillovî'nin Dîvânü'l-Münîbî örneği

Aşk, tasavvuf geleneğinde ilgiyle karşılanan kavramlardan biri olmuştur. Bu kavram özellikle Ahmed el-Gazzâlî (v. 520/1126) ve sonrasındaki sûfîler tarafından sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Sûfîler, aşkı genellikle ilâhî olma yönüyle ele almışlardır. Bu konudaki düşüncelerini eserlerinde belirtmişlerdir. Sûfîlerin aşka dair yazdıkları gerek nesir gerek nazım türündeki eserler geniş bir literatür meydana getirmiştir. Eserlerinde ilâhî aşk konusuna geniş yer ayıran sûfîlerden biri de Sultan Memdûh Tillovî'dir (v. 1263/1847). Sultan Memdûh, Siirt'in Tillo ilçesinde yaşamış olup İsmâil Fakîrullah'ın (v. 1147/1734) torunu ve Erzurumlu İbrâhim Hakkı'nın (v. 1194/1780) talebesidir. Tamamı manzum olup Arapça, Farsça ve Türkçe şiirlerden oluşan geniş bir külliyatı vardır. Bu çalışmada Sultan Memdûh'un ilâhî aşk anlayışı Dîvânü'l-Münîbî bağlamında incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde Sultan Memdûh'un hayatı ve eserleri hakkındaki bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde tasavvuf geleneği çerçevesinde aşk kavramı incelenmiş, sûfîlerin aşk kavramına bakışları ele alınmış ve bazı sûfîlerin ilâhî aşk anlayışları açıklanmıştır. Üçüncü bölümde de Sultan Memdûh'un ilâhî aşk anlayışı Dîvânü'l-Münîbî'de geçen şiirlerden hareketle ele alınmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler sonuç kısmında aktarılmıştır.

AşkDini edebiyatEski Türk edebiyatı+5
Muhammed İkbal Ekinci
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İmâm-ı Rabbânî Mektûbâtı'nda şerîat-tarîkat ilişkisi

Bu çalışmada İmâm-ı Rabbânî Ahmed Sirhindî'nin, şerîat ve tarîkata dair görüşleri, en önemli eseri olan Mektûbât çerçevesinde incelenmeye çalışılmıştır. Şerîatı temel almış bir tasavvuf anlayışını benimseyen İmâm-ı Rabbânî'nin din, tarîkat ve hakikati bir bütünün parçaları olarak ele aldığı görülmektedir. İmâm, her fırsatta şerîat, tarîkat ve hakikatin birbirini tamamlayan unsurlar olduğunu dile getirmiştir. İmâm-ı Rabbânî, şerîat mı-tarîkat mı tartışmalarından arınmış, kitap ve sünnet ile temellendirilmiş bir tasavvuf anlayışını insanlar arasında hâkim kılmaya çalışmıştır. İçinde bulunduğu coğrafyada meydana gelen çalkantılar neticesinde İslâm esaslarının yerini bid'at ve hurafelerin aldığını gören İmâm, buna sebep olan fırkalara karşı büyük mücadeleler vermiş ve tecdid hareketini yaymaya çalışmıştır. İmâm, aklın ön plana çıkarılıp vahyi ve nübüvveti itibarsızlaştırmaya çalışanlar, Şîa propagandası yapanlar, tasavvufa şerîat esaslarına uymayan bazı inanç ve uygulamaları yerleştirerek meşru göstermeye çalışanlara karşı büyük mücadeleler vermiştir. İmâm-ı Rabbânî'nin Mektûbât'ı, her bakımdan büyük önem arz etmektedir. Mektuplarında Hz. Peygamber'e (s.a.v) tâzim, sünnete ittibâ, ashâb-ı kirâmın fazileti gibi birçok konuda eksik ve yanlış inanışları ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Müslümanları bid'atlardan sakındırmaya ve sünnet-i seniyyeyi uygulamaya teşvik etmiştir. Çalışmamızda bu konularla alakalı mektuplar da İmâm'ın şer'î ve tasavvufî hassasiyetleri çerçevesinde ele alınmıştır. Çalışmamızdaki esas gayemiz, İmâm-ı Rabbânî'nin Kur'ân ve sünnet çerçevesinde yapılandırdığı tasavvuf ile şerîatın irtibatını incelemektir. Şerîat- tarîkat arasındaki ayrılığı ortadan kaldırmayı amaçlayan İmâm, şerîata riayet konusunda dönemin bazı sûfîlerinin, şerîatı yok sayan bir tasavvuf anlayışını benimsemelerine ve meşrulaştırmalarına izin vermemiştir. Şerîatın şekilden ibaret olduğunu savunup, hakikatten uzaklaştırdığını iddia edenlere karşı, tasavvufun mahiyeti konusunda mektuplar yazmış ve hatalı olan sûfîleri eleştirmiştir. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, Şerîat, Tarîkat

MektubatTarikatlarTasavvuf+3
Edibe Şifa Apaydın
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bitlis'te bir Kadiri Şeyhi: Şeyh Safiyuddin Geylani'nin hayatı, eserleri ve tasavvuf anlayışı

Şeyh Safiyuddin 1934 yılında Bitlis'in Mutki ilçesine bağlı Nizin (Yenibağ) köyünde dünyaya geldi. Kadiri silsilesinden gelen Şeyh Muhammed Efendi'nin oğludur. İlim tahsiline kadim medrese geleneğiyle ilk olarak Şeyh Fethullah Verkanîsî'nin talebesi Molla Ahmet Hizanî'nin yanında başlamış, daha sonra başta babası olmak üzere birçok alimden ders almıştır. İcazeti aldıktan sonra tasavvufi hayata yönelen Şeyh Safiyuddin Bitlis ve İstanbul olmak üzere irşad faaliyetlerine başlamış, geniş bir kitleye hitap etmiştir. Ayrıca tasavvufa ve Kadirî tarikatına dair eserler kaleme alan Şeyh Safiyuddin eserlerindeki Arapça, Osmanlı Türkçesi, Farsça ve Kürtçe dil zenginliğinin yanı sıra şairliği de dikkat çekicidir. Bu araştırmada öncelikle literatürde pek bilinmeyen Bitlis ve çevresindeki Kadiri tekkelerine değindik. Daha sonra bu tarikatın bölgedeki temsilcilerinden Şeyh Safiyuddin'in hayatını ve tasavvufi yönünü ele aldık. Şeyh Safiyuddin'in tasavvufi görüşlerini incelerken onun Ed-Dürretü'n-nefîsetü'l-mardiyye fî Sülâleti'l-Kâdiriyyeti'l-Haseniyye, vasiyyetü's-safiyye fî'l-işaretî'l-akli'l-müfîd ve Mecmuu'l-efkâr ve kuyûdu'l-eşyâ, adlı eserlerinden faydalandık.

Geylani, SafiyuddinKadiriTarikatlar+3
Rıdvan Geylani
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Seyid Qedrî Haşimî'nin Dîwana 'Irfan adlı eserindeki tasavvufî görüşleri

Seyid Qedrî Haşimî, günümüzde Şırnak ilinin sınırları içinde bulunan Cizre'de 1898 yılında dünyaya gelmiştir. Dindar bir aileye mensup olan Seyid Qedrî Haşimî, ilk eğitimini âlim ve aynı zamanda sûfî bir şahsiyet olan babasından almıştır. Seyid Qedrî Haşimî'nin, Arapça ve Farsçayı çok iyi derecede bildiği ifade edilmiştir. Seyid Qedrî Haşimî'nin Kürtçe kaleme aldığı Dîwana 'Irfan adlı eseri 80 şiirden oluşur. Dîwana 'Irfan'da Allah ve peygamber sevgisi, müellifin Ehl-i Beyt'e duyduğu muhabbet, mürid-mürşid ilişkisi, tasavvufî meseleler işlenmiştir. Tasavvufî görüşlerine geniş yer verdiği divanında sağlam bir dil ve üslup kullanmıştır. Çalışmamız Seyid Qedrî Haşimî'nin hayatı ile ilgili bilgiler içermekte ve çalışmamızda Seyid Qedrî Haşimî'nin divanında geçen tasavvufî görüşleri ele alınmaktadır.

DivanlarHaşimi, Seyid QedriKur'an-ı Kerim+5
Feyzullah Arslan
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Karabaş Velî ve Tarîkatnâme isimli eseri (Metin-inceleme)

Osmanlı Devleti'nin XVII. yüzyılda "duraklama dönemi" olarak adlandırılan sürecinde, dönemin en yaygın tarikatı olan Halvetiyye'nin önemli bir kolunun başında bulunan Karabaş Velî'nin tasavvuf literatürüne kazandırdığı eserlerden biri Tarîkatnâme'dir. Bu eser, İslam'ın şartlarını; halktan (avâm) başlayarak seçkinlere (havâs), oradan da seçkinlerin en seçkinlerine (ehassü'l-havâs) ulaşan bir müridin manevî yolculuğu çerçevesinde ele almaktadır. Bu çalışmada, Tarîkatnâme'nin günümüz harflerine aktarılması ve incelenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda eserin dört farklı nüshası karşılaştırılmış, içerdiği konular analiz edilmiştir. Çalışma, hem eserlerinde hem de hayatında şeriat ile tasavvuf arasındaki dengeyi önemseyen Karabaş Velî'nin düşünce dünyasını anlamaya ve aktarmaya imkân sunmaktadır. Birinci bölümde, Karabaş Velî'nin hayatı, eserleri, tasavvufî görüşleri ve Karabaşiyye kolu hakkında genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, Tarîkatnâme'nin seçilen nüshalar esas alınarak günümüz Türkçesine aktarılan metnine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise bu metin, Karabaş Velî'nin düşünsel sistematiği bağlamında değerlendirilmiştir. Çalışma, genel bir değerlendirme ile sonlandırılmıştır.

HalvetiyyeTasavvuf
Sedanur Küçükeskici
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

20. yüzyıl İngiliz oryantalizminde tasavvuf: Arthur John Arberry örneği

Tasavvuf gerek ilgilendiği konular gerek etkilediği kitleler dolayısıyla yalnızca Müslümanlara arasında değil, Batı dünyasında da ilgi görmüş; özellikle oryantalist araştırmaların önemli araştırma konularından biri olmuştur. Batılı ilim çevreleri, tasavvufu hem teorik hem de pratik boyutlarıyla anlamaya çalışmıştır. 20. yüzyılda İngiliz oryantalizminin önde gelen isimlerinden biri olan Arthur John Arberry, bu bağlamda dikkat çeken çalışmalara imza atmıştır. Bu çalışmada Arberry'nin hayatı ve eserleri bir bütün halinde değerlendirilmiş ve telif eserleri üzerinden onun tasavvufa ve tasavvufi kavramlara yaklaşımı analiz edilmiştir. Arberry'nin Arapça ve Farsça üzerindeki yetkinliği, onun tasavvufî metinleri birincil kaynaklardan hareketle doğrudan incelemesine olanak tanımış; aynı zamanda tasavvuf literatürünün İngilizce'ye aktarılmasında da önemli katkılar sunmuştur. Arberry, tasavvufu İslam'ın mistik ve evrensel yönü olarak değerlendirmiştir. Bu yaklaşımı doğrultusunda tasavvufun tarihsel gelişimini klasik dönemlendirme çerçevesinde, yani zühd, tasavvuf ve tarikatlar dönemlendirmesiyle ele almıştır. Zühd dönemini bireysel arınma ve zahitlik anlayışıyla özdeşleştiren Arberry, tasavvuf dönemini teorik derinliğin arttığı ve mistik öğretilerin sistemleştirildiği bir evre olarak görmüş; tarikatlar dönemini ise bu öğretilerin kurumsallaşarak geniş kitlelere yayıldığı bir aşama olarak değerlendirmiştir. Arberry, tasavvufun temel iki dayanağının Kur'an ve Sünnet olduğunu vurgulamakla birlikte, zühd döneminden tasavvufa geçiş sürecinde Hristiyanlık ve Neoplatonizm gibi dış etkenlerin etkili olduğunu düşünmektedir. Tasavvuf terminolojisini incelerken daha çok Kuşeyrî'den (ö. 465/1072) hareketle kavramların anlamlarına atıfta bulunmuş, derin analizlere girmemiştir. Arberry'nin öne çıkan görüşlerinden biri de tasavvufun zaman içinde bozulduğunu ve önemini yitirdiğini ileri sürmesidir.

OryantalizmSufiTasavvuf
Meşkure Zehra Yıldız
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Dergâh dergisinde tasavvufî muhteva

Bu çalışma, 1990–2022 yılları arasında yayımlanan Dergâh Edebiyat, Sanat ve Kültür Dergisi'nde yer alan tasavvufî içerikleri tespit etmek, bu içerikleri türlerine, konularına ve yazarlarına göre sınıflandırmak ve zaman içindeki değişimi analiz etmek amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmada, tasavvufun güncel meselelerle nasıl ilişkilendirildiği ve modern bireye nasıl hitap ettiği araştırılmıştır. Dergide yayımlanan yazılar, tasavvufun günümüz yorumlarına dair önemli veriler sunmakta; dönemin sosyo-kültürel bağlamı içinde yeniden yorumlanmasına imkân tanımaktadır. Araştırma üç bölümden oluşmaktadır: İlk bölümde derginin yapısı, yayın politikası ve genel içeriği ele alınmıştır. İkinci bölümde tasavvufla ilgili metinler; türlerine, sayılara ve yazarlarına göre tasnif edilmiştir. Üçüncü bölümde ise bu veriler grafikler eşliğinde analiz edilerek zaman içindeki değişim ve yönelimler değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, Dergâh dergisinde yer alan tasavvufî yazılar; geleneksel mirasın modern dünyada nasıl temsil edildiğini göstermesi açısından önemlidir. Bu çalışma, edebiyat ve tasavvuf ilişkisine dair yapılacak ileriki araştırmalara katkı sunmayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Dergâh dergisi, Tasavvuf, Süreli Yayınlar

Tasavvuf
Ali Adam
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessEN

On the road to heaven: An evaluation of spirituality in the works of Jack Kerouac

ON THE ROAD TO HEAVEN: AN EVALUATION OF SPIRITUALITY IN THE WORKS OF JACK KEROUAC ABSTRACT In this thesis study, Jack Kerouac's spirituality is investigated in his two important novels: On the Road and Desolation Angels. Jack Kerouac had been accused of writing indecent, obscene, and worthless. The literary critics of the time of publishing of On the Road, find the book also not to mention as literary work. All the comments about On the Road were derogatory, pejorative and belittling. Nobody mentioned the book's highly spiritual content and the author's thought sphere, philosophy and spirituality and mysticism. In fact On the Road was highly spiritual and the author was really in relationship with mysticism and other religions other than his familial and national involvement. And Kerouac's another book, Desolation Angels was proof of his deep understanding of spirituality with giving his discourse on notion of his spiritual road with highs and lows. But that book was lately published in 1965 and Kerouac was well known so far with his other explanations and interviews, so the comments were not so far from the reality and then the Kerouac's spirituality. But On the Road was scapegoat of its time. All the negativity of the time was emerging from the novel, or the novel's author's so called "rebellious understanding of life". Jack Kerouac's spirituality is not suitable to a certain religion or a spiritual sect. He had accepted all of them by heart in spite of their paradoxical position as in Buddhism vs. Christianity (at least on reincarnation matter). But many think he was devoted Catholic. I argued also this is not a true comment in this thesis. If that allegation was true he wouldn't so keen to investigate other religions or spiritual thought systems. He could only make some improvisations on Catholicism. Yet he even didn't make any pure investigation solely on body of Christianity. He always searched what he thought was missing, and that was purely spirituality. The other concerns were only details, collateral involvements. The core, the essence of his search for was the spirituality itself. And he found that spirituality from time to time as it is written in his different novels. These moments were not only possess certain religion. Then, one could even find some Islamic spirituality, without Kerouac's authentic considerations because he was not an advocator of a certain religion in spite of his deep concern of Catholicism. He was only a champion of spirituality. The proof was also his novel On the Road because it is not even accepted as a decent novel at the publication time but all the details in the book rounding around spirituality. And institutional reaction moreover religious rejection was obvious on the face of the current criticism at that time. On the Road from the beginning to the end filled with author's spiritual concerns which are defined in various ways. This spirituality is not really related to any religion. But in Desolation Angels the religious concerns are much visible. The attachment of Christianity and Buddhism is obvious while effects of Islam are not exposed. On the Road is not dealing with spirituality directly—apart from an unnamed quest, but overall tone with aura encompasses the reader with spirituality. The author's attempts, madly mobility with words along with earthly movement make sense with transcending voice. Kerouac makes this by words, connotations, intonations, variations of words, with a brilliant word reservoir, and with his immense energy. Keywords: Spirituality, Mysticism, The Beats, Jack Kerouac

American literatureAmerican novelKerouac, Jack+3
Cüneyd Atamal
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Mustafa Fevzi bin Numan'ın mirac-namesi

Türklerin İslâmiyet'i kabul etmesinin akabinde sosyal, siyasal ve kültürel alanda pek çok değişim yaşanmış, bu değişim edebî alana da yansımıştır. İslâmiyet'in önemli bir yerini teşkil eden Hz. Muhammed'in hayatı ve mucizeleri de manzum ve mensur olarak ele alınmıştır. Mucizeler arasında mièrâc da önemli bir yerde durmaktadır. Çalışmamıza konu olan eser, Risâle-i Mir'âtü'ş-Şühûd fî Mes'eleti Vahdeti'l-Vücûd, 19. yy'da yaşamış, Osmanlı'nın son dönem mutasavvıf şairlerinden Mustafa Fevzî bin Numan tarafından kaleme alınmıştır. Bu eserinin bir bölümü tezimizin konusu olan mièrâc-nâme türünün bir örneğidir. Çalışmamızda öncelikle müellifimizin hayatından, edebî şahsiyetinden ve eserlerinden bahsettik. Akabinde tezimin konusunu da içinde barındıran eseri dil, üslup, tür ve şekil özelliklerini de kapsayacak şekilde ele aldık. Müellifimizin hikâyeleştirerek anlattığı seyr u sülûktan söz ettik. Mevcut metni transkripsiyonlu bir şekilde Latin alfabesine aktardık. Mièrâc-nâme içinde yer alan motifleri ve bu motiflerin hangi beyitler arasında yer aldığını belirledik. Son olarak da tezin okunması esnasında kolaylık sağlayacağını umduğumuz için metnin aslını ekledik. Bu çalışmamızın amacı, incelediğimiz eserin edebiyat tarihimizdeki yerini tespit etmek, edebiyat tarihinde adı ve eserleri hiç zikredilmeyen Mustafa Fevzî bin Numan'ın adını ve eserlerinden birini gün ışığına çıkarmaktır.

MiraçMiraç-nameMustafa Fevzi bin Numan+5
Melike Kapıcıoğlu
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ahmet Yesevî'nin hikmetleri ile Yunus Emre Divânı'nın hayatın geçiş dönemleri açısından karşılaştırılmalı olarak incelenmesi

Hoca Ahmet Yesevî ve Yunus Emre edebi değerleri olduğu kadar şahsi ve manevi değerleri ile de bizleri biz yapan, çağına ve sonrasına yol gösterip açan, aklen ve ruhen insanlığı arındırıp besleyen iki büyük gönül insanıdır. Ömürlerini aşk, hoşgörü, din, ahlak, tasavvuf, iyilik ve güzellik gibi yüce değerler uğruna adamışlar, yaşamış ve yaşatmışlar ayrıca vefatlarından sonra da öğretileri ve eserleri ile insanlığa ışık tutmuşlardır. Çalışmamız da bu iki güzide şahsiyetin hayatları ile birlikte, hayatları ışığında eserlerine yansıyan geçiş dönemlerine vurgu yapılmaktadır. Doğum, hayat ve ölüm esasları üzerinden eserler incelenmiştir. Her iki sanatkârın benzer ve farklılıklarıyla birlikte, etkileri ve fikri yapıları da ele alınmıştır. Örnekler ile birlikte, şahsiyetlerin özellikleri de ön planda tutulmuştur. Yaratan ve yaratılan nazarındaki duruşları, tutumları ve sunuşları ortaya konulmuştur. Bu çalışma şahsiyetlerin sanatkârane kişilikleri ile birlikte birer derviş ve manevi gönül insanı olmaları hasebiyle tasavvufi bir çalışma olarak da düşünülebilir. Bilim ve gönül birlikteliği içerisinde sunulan eserler üzerine çalışmalar da bu yönde değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ahmet Yesevî, Yunus Emre, Aşk, Tasavvuf, Hayat, Din, Hoşgörü, Geçiş Dönemleri

Ahmed YeseviDivan şiiriDivanlar+3
Talha Sert
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

17. ve 18. yüzyıl tasavvuf edebiyatında na'tlar

Na'tlar, tevhid ve münacaatlardan sonra şairlerin şiirlerinde en çok kullandıkları türler arasında yer almıştır. Gerek tasavvufî edebiyatta gerekse divan edebiyatında kullanılan bu türde şairlerin amacı, Hz. Muhammed (a.s.)'i övmek ve O'na olan sevgilerini dile getirmektir. Özellikle 17. ve 18. yüzyıl tasavvuf edebiyatında şairlerin artışıyla sıkça kullanılan bu tür, divanlarda sayıca farklılıklar göstermektedir. Çalışmamızda 17. ve 18. yüzyıl tasavvuf edebiyatı birlikte ele alınmıştır. Bu iki yüzyıl hakkında genel bilgiler verildikten sonra şekil ve muhteva bakımından incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Na't, 17. ve 18. Yüzyıl, Şairler…

17. yüzyıl18. yüzyılDini edebiyat+4
Emin Saraç
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Asaf Hâlet Çelebi'nin şiirlerinde varlık, yokluk ve benlik

Asaf Hâlet Çelebi'nin şiirleri genellikle mistisizm bağlamında ele alınmıştır. Bu bakış açısı kabul edilebilir olmakla birlikte, onun şiirlerini farklı bir açıdan değerlendirmek de mümkündür. Bu amaç doğrultusunda, tasavvufi ve mistik unsurların öne çıktığı bu şiirleri anlamlandırmak için şu iki soru sorulabilir: Bu şiirlerde nasıl bir mistisizm vardır? Tasavvuf ve mistisizm ile ilişkili şiirlerde başka hangi mevzular öne çıkar? Bu soruları tartışmaya açmak İslam tasavvufu ve Budizm'e ait belirli konuları incelemeyi gerekli kılmaktadır. Bu çalışmada, zikredilen iki gelenek bağlamında incelenen mistik unsurlarla dünyevi imajlar arasındaki ilişki metin merkezli bir yaklaşımla değerlendirilmiştir. Çelebi'nin mistisizm temalı şiirlerindeki dünyevilik ele alınmış; bu şiirler her ne kadar mistik bir bağlamda yazılmış olsalar da, onların dünyevi bir bakış açısını da kendiliğinden ihtiva ettiği vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Varlık, Yokluk, Benlik, Mistiszm, Dünyevilik

TasavvufTürk şiiriVarlık+3
Meliha Özhan
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Gazzâlî'nin kelâm ve tasavvuf eserlerindeki ulûhiyet anlayışının mukayesesi

Gazzâlî'nin, hayatının muhtelif dönemlerinde yöneldiği ve aralarında yöntemsel farklılıklar bulunan kelâm ve tasavvuf, onun yaşam serüveninin neredeyse tamamında önemli rollere sahip iki temel disiplindi. Onun kelâm ve tasavvuf alanında yazdığı eserlerinde Allah'ın zatı, sıfatları ve fiilleri gibi temel konular Sünnî akideye bağlı kalınarak ele alınmış ancak iki disiplin arasındaki yöntem farklılığı metafizik önermelerinde çeşitliliğe yol açmıştır. Bu çeşitliliğe Allah'ın varlığının ispatı ve tevhid ilkesinin açıklandığı yerlerde rastlamak mümkündür.

GazzaliKelamKur'an-ı Kerim+4
Mardiye Bağaç
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Menkıbe-i Fahr-i Kâinat/ Hikâyet-i Hadice: İnceleme, metin ve dil içi çeviri

Bu tezin amacı, H. 1181 yılında istinsah edilen Menkıbe-i Fahr-i Kâinat/Hikâyet-i Hadice isimli eserin metnini transkripsiyon harfleriyle ve dil içi çevirisiyle beraber şekil ve muhtevâ özellikleri açısından incelemek; bunun sonucunda, aruz vezni ile yazılmış dini içerikli bir eseri tanıtarak, tasavvuf edebiyatına katkı sağlamaktır. Bu doğrultuda, Hz. Peygamber'in hayatından kısa bir kesit sunan ve özellikle Hz. Hatice ile tanışmaları ve evlenmelerini anlatan eser, yazıldığı dönemin dil özellikleri kapsamında değerlendirilerek okunup, günümüz Türkçesi'ne çevrilmiştir. İlk olarak eserin türü olan "menkıbe"ye ve menkıbede gerçekliğe değinilmiş, ardından eser, nazım şekli, vezin, kafiye, dil ve anlatım alt başlıklarıyla şekil ve üslup özellikleri yönünden değerlendirilmiştir. Muhteva bölümünde, genel olarak eserin konusu ve içeriğinden söz edilerek, sırasıyla ayrı başlıklar altında, olay örgüsü, olayların gerçeklikle ilişkisi ve metin içerisinde yer alan salavatlarda geçen Hz. Peygamber'e ait isimlerin değerlendirmesi yapılmıştır. Sonuç kısmında ise, menkıbenin şekil ve içeriğinin incelenmesinden elde edilen çıkarımlar sıralanmıştır. Son bölümde metnin nasıl oluşturulduğu açıklanmıştır. Ardından, transkripsiyon alfabesi ile Latin harflerine aktarılan metin, dil içi çevirisiyle karşılıklı gelecek şekilde verilmiştir. Yazma nüshanın tıpkıbasımı da çalışmanın sonuna eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Menkıbe, Fahr-i Kâinat, Hz. Hadice, şiir.

Dil bilgisiDil bilimDini edebiyat+6
Ayşe Nur Kalkan
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hicri ilk üç asırda yazılan akîde risâleleri ve bu risâlelerde ele alınan temel meseleler

Akâid risâleleri İslâmî ilimlerin inanç esasları konusunda kaleme alınmış önemli klasiklerdendir. Çeşitli inanç ve fikir akımlarına karşı savunma hattını belirleyen tezler akâid risâlelerinde işlenmiştir. Akâid risâlelerinin yalnızca yabancı inançlara karşı savunma amaçlı olmadığı, İslâm'ın inanç esaslarını ortaya koyma gayesiyle te'lif edildikleri çeşitli tabakat kitaplarında ve İbnü'n-Nedîm'in Fihrist'inde ilk dönem müelliflerine nisbet edilen eserlerde görülmektedir. Özellikle ilk üç asırda yazılan bu risâleler, İslâmî fikriyatın teşekkülünde oldukça önemli bir yere sahiptir. "Hicri İlk Üç Asırda Yazılan Akîde Risâleleri ve Bu Risâlelerde Ele Alınan Temel Meseleler" adlı tez çalışmasında evvelâ inanca dair yazılan ancak günümüze ulaşmayan metinler çeşitli tesbit edilmiş ve zikredilmiştir. Daha sonra hicrî ilk üç asırda yazılmış risâlelerden günümüze ulaşanlar tespit edilerek te'lif/tasnif türlerine ve mezhebî oluşuma göre sınıflandırılmıştır. Hicri ilk üç asırda kaleme alınmış risâlelerde işlenen konular bâtıl inanç ve fırkalara karşı yazılan reddiyeler, Kitâbü'l-Îmân, Kitâbü's-Sünne türü eserler, Kitâbü't-Tevhîd, Fıkh-ı Ekber Risâleleri, Mu'tezilî, Mürciî, Şiî, Hâricî akâid risâleleri, hadis, tefsir ve tasavvuf literatüründe akâide açılan bölümler çerçevesinde incelenmiştir. Tespit edilen risâlelerin öncelikle yazarının hayatından kısaca bahsedilmiş, ardından eserin kendi dönemindeki yeri ve ele aldığı meselelerin tematik değerlendirilmesi yapılmıştır. İkinci bölümde ise söz konusu metinlerde ele alınan kelâmî meseleler izah edilmiştir. Meseleler, günümüz perspektifinden yaklaşılarak ulûhiyyet, nübüvvet, sem'iyyât, insan fiilleri, imâmet ve iman başlıkları altında ele alınmıştır. Bilhassa dönemlere göre risâlelerde meydana gelen çerçeve genişlemesi ve bunun arka planı çalışmamızın mihenk taşı mahiyetindedir. Anahtar Kelimeler: Hicri ilk üç asır, akâid, risâle, literatür, tefsir, hadis, tasavvuf, ilahiyyat, nübüvvet, sem'iyyât, insan fiilleri, iman, imâmet

Akaid risalesiHadisRisale+7
Beyzanur Yaya
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kelâm ve tasavvuf ilimlerinde delil anlayışı: Fahreddin er-Râzî ve Sadreddin el-Konevî örneği

İslâmî ilimlerin teşekkülünden itibaren ortaya çıkan problemler hakkında görüş bildiren âlimler, mensubu oldukları ilimlerin bilgi sistemlerine göre delil üretmiş ve muhataplarının delillerini geçerli gördükleri kendi bilgi sistemlerine göre değerlendirmişlerdir. Böylece delil, tarafların görüş beyan etmesini sağlamış ve bu beyanlar kullanılan delillerin bilgi değeri ölçüsünce itibar görmüştür. Kelâm ve tasavvuf ilimleri erken dönemden itibaren tartıştıkları meselelerde birbirlerinin delillerini geçerli görmeyen iki muhalif ilim olarak konumlanmıştır. İlimlerin çeşitli konularda birbirleri ile ihtilaf edişlerinin en temel gerekçelerinden birisi bilgi anlayışlarındaki farklılıktır. Bu çalışmada onların bilgi bahsindeki görüşlerinin farklı olmasının pratik bir sonucu olan "delil" anlayışlarındaki farklılıklar gündeme getirilmiştir. Bunun için ilk aşamada delilin mahiyeti incelenmiş ve İslâmî ilimlerdeki genel kullanımıyla açıklanmıştır. Ardından kelâm ve tasavvuf ilimlerinden örnek olarak seçilen Fahreddin er-Râzî (ö. 606/1210) ve Sadreddin el-Konevî'nin (ö. 673/1274) delil anlayışları açıklanmış, onların görüşleri üzerinden belirli gerekçelere bağlanarak mensubu oldukları ilimlere genelleme yapılmıştır. Son olarak örnek aldığımız iki âlimin delil anlayışları mukayese edilmiş ve her iki âlimin kesin vasfıyla sundukları delillerin mukayesesinin imkanı sorgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Delil, Fahreddin er-Râzî, Sadreddin el-Konevî, Kelâm, Tasavvuf, Akıl, Kalp.

DelilKelamRazi+3
Sadiye Seymen
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

"Sitting onto the soul" - inner experiences of modern Iranians with sufi poetry

This thesis aims at exploring the inner experiences of Iranians when reading or listening to Persian-language Sufi Poetry in modern Iran. Iranians have access to a large body of spiritual poetry that was composed on the fertile grounds of Sufism. Based on interviews and participant observation conducted during three months of field work, the study presents poetry as being experience itself rather than just a linguistic medium to transport fixed messages. Apart from investigating different kinds of poetic experiences, this thesis explores the various ways in which Sufi poetry creates experience in the reader and the listener, in both individual and collective settings. Being the first anthropological study on the experiential dimension of reading Sufi poetry in contemporary Iran, my thesis contributes to our understanding of Persian poetry, but also to our perspective on the medium of poetry as a whole. It also shows how a culture, even in the fast-paced 21st century, has managed to preserve its literary-spiritual heritage to an extent that it continues to provide meaning and direction to those who intentionally turn to it for guidance.

MysticIranPoem
Marıan Pascal Brehmer
Ibn Haldun University · Medeniyetler İttifakı Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessEN

"Münazara" and the internal dimension of argumentation ethics: A translation and commentary on Ahmed Cevdet's Adab-i Sedad in the light of sufism and western argumentation theories

Münazara is a contraction of Adab al-Bahs ve al-Münazara that could be translated as "Applied Ethics of Argumentation and Deliberation". It refers to an institutionalized discipline of disputation that started from al-Sarmaqandi's Risala fi Adab al-Bahs (mid. 13th century), comprehending juridical dialectics, philosophical dialectics and Sufi criticism of dialectics. After demonstrating the relation between Sufism and Münazara, I compare this eristic tradition with Western theories of argumentation, especially the New Dialectical School and the New Rhetorical School. I show that the main differences between these theories concern the understanding of "truth" and "ethics". Based upon Ahmed Cevdet Paşa's Adab-ı Sedad, I argue that argumentation discipline of Münazara does not only involve an external approach of ethics (i.e. etiquette) but also an internal one requiring from every discussant the control of their inner-self in order to implement a proper debate. I claim this internal dimension of argumentation ethics has not only a procedural role (conducting a proper debate) but also an epistemic one (defining what is not true).

Ahmet Cevdet PashaDebateDiscussion+1
Leonard Jean Charles Faytre
Ibn Haldun University · Medeniyetler İttifakı Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessEN

The making of an order: An ethnography of Romani sufis in Uskudar

This thesis traces the formation and transformation process of the Gulsheni-Sezai Sufi order in Selami Ali neighborhood in Uskudar, known for its Romani inhabitants. Three components of a representative Sufi group have been determined to be a charismatic leader, a sacred space and a set of beliefs reified with rituals. Throughout this study the establishment of these three components are examined within the Selami Ali context; and the reconciliation of the heterodox Sufi identity with Romani identity is analyzed with a conclusion that contrary to stereotypical view that the Romani people are discordant with religion, the Sufi Muslim identity and Romani identity have more parallelism than difference and this is why the neighborhood could easily embrace the newly founded Gulsheni order. The fieldwork was carried out in a period of 18 moths between 2018-2019 with intervals not longer than a month, during which the data for this study was collected via in-depth oral interviews and participant observation. Keywords: Sufism, Romani Identity, Sacred Space, Charisma, Ritual

Religious identityEthnic identityCharisma+7
Haktan Tursun
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bâyezîd-i Bistâmî ve tasavvuf anlayışı

Ebû Yezîd Tayfûr b. Îsâ b. Surûşân (ö. 234/848 [?]), Türk tasavvuf edebiyatı ve kültüründeki yaygın haliyle Bâyezîd-i Bistâmî hicri üçüncü asırda yaşamış sûfîlerden biridir. Bistâm'ın Mobedan adlı bir kasabasında doğan Bâyezîd-i Bistâmî bu coğrafyada yetişmiştir. Kaynaklarda birçok üstada hizmet ettiği bilgisi olmakla birlikte, Ca'fer es-Sâdık (ö. 148/765) ve Ebû Ali es-Sindî kendisine hocalık eden isimler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bâyezîd-i Bistâmî, Melâmet ve fütüvvet anlayışının hâkim olduğu Nîşâbur tasavvuf ekolünün önemli isimlerinden biridir. Ayrıca tasavvufun zühd, tevekkül, riyazet, mücâhede, sekr, fenâ ve tevhîd gibi önemli konularında ortaya koyduğu öğretisiyle ilk dönem sûfîleri arasında önemli bir yere sahiptir. Kendi yaşadığı dönem ve çevrenin tasavvufî akımlarından haberdar bir şekilde, zühd ve tevekkül gibi konularda eleştirel ifadeler de kullanan Bâyezîd-i Bistâmî, tasavvufun kurucu isimlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bâyezîd-i Bistâmî erken dönemde şatahâtı ile de öne çıkan bir sûfîdir. Bâyezîd-i Bistâmî'nin şatahâtı ve tevhîd, marifet gibi konulardaki sözleri bazı oryantalistlerce tasavvuf üzerindeki Hint mistisizmi etkisi iddiasını temellendirmek için ele alınmıştır. Kaynaklarda hatırı sayılır miktarda şatahâtına ulaşabildiğimiz Bâyezîd-i Bistâmî, bu sözleri sebebiyle gerek yaşadığı dönemde gerek sonraki dönemlerde eleştirilere hedef olmuştur. Bâyezîd-i Bistâmî şatahâtındaki iddialı sözleri hulûl ve ittihat iddiası olarak değerlendirilmiş ve bu gerekçeyle bazı âlimlerce sert bir şekilde eleştirilmiştir. Yine bu sözler sebebiyle bazı tasavvuf ehli tarafından da tenkit edilen Bâyezîd-i Bistâmî, zaman zaman bu sözlerinde hatalı bulunmuştur. Ayrıca bazı sûfîlerce Bâyezîd-i Bistâmî'nin bu söylemleri, kendisinin sekr ve telvîn ehli olarak addedilmesine sebep olmuştur. Ancak tasavvuf ehlinin gerek Bâyezîd-i Bistâmî'nin gerek diğer sûfîlerin şatahâtına karşı genel tavırları, bu sözleri tevil etmek yönünde olmuştur. Bu noktada Ruzbihân Baklî'nin (ö. 606/1209) şatahât şerhleri, Bâyezîd-i Bistâmî'nin söz ve halini anlamak hususunda önemli bir kaynaktır.

Bayezid-i BistamiSekrSeyr u süluk+2
Hasan Basri Demir
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2020
00

Related subjects