Osteoarthritis

165 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Total diz artroplastili hastalarda kinezyofobiyi tetikleyen faktörlerin incelenmesi

Total diz artroplastili (TDA) bireylerde kinezyofobiyi tetikleyen faktörleri preoperatif ve postoperatif 3. ayda incelemeyi amaçlayan bu çalışmaya, unilateral TDA cerrahisi geçirmek üzere hastaneye yatışı sağlanmış yaş ortalaması 64,16±7,50 yıl olan 45 gönüllü birey (33 kadın, 12 erkek) dahil edildi. Kinezyofobiyi değerlendirmek için Tampa Kinezyofobi Ölçeği'nin (TKÖ) diz OA'li bireylerde geçerli olan (1,2,9,10,14 ve 15 nolu soruları) kullanıldı. Bireylerin diz ağrısı ve fonksiyonelliği Oxford Diz Skoru ile, psikolojik durumu Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ) ile, fiziksel performansı 2- Dakika Yürüme Testi (2-DYT) ve Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT) ile diz eklem hareket açıklığı gonyometrik ölçüm ile yapıldı. Cerrahi sonrası kinezyofobi ile cerrahi sonrası düşme korkusu, cerrahi sonrası ekstansiyon limitasyonu, cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası ODS skorları arasında pozitif yönlü orta düzey (rs=0,336, p=0,024; rs=0,418, p=0,004; rs=0,300, p=0,045; rs=0,529, p= 0,000), boy ve cerrahi sonrası aktif fleksiyon EHA'sı arasında negatif yönlü orta düzey (rs= -0,409 , p= 0,005; rs=-0,384 , p=0,009) ilişki bulundu. TKÖ ile yaş, kilo, VKİ, ZKYT, cerrahi sonrası pasif diz fleksiyonu derecesi, cerrahi sonrası aktif ve pasif diz ekstansiyon derecesi, HAD – Anksiyete ve HAD–Depresyon ile 2–DYT arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Çalışmamızın sonuçlarına göre, kinezyofobinin erkeklerde kadınlara göre daha yüksek olduğu, cerrahi öncesi diz eklemi ekstansiyon limitasyonu varlığının, cerrahi sonrası 2-DYT ile yürünen mesafenin az olmasının ve aktif diz fleksiyonu derecelerinin az olmasının, cerrahi sonrası kinezyofobi oluşmasında %70 oranında açıklayan en etkili faktörler olarak bulundu (R2=0,70; p<0,001). Sonuç olarak, kinezyofobiyi tetikleyecek faktörlerin perioperatif dönemde fizyoterapistler tarafından dikkate alınması ve risk faktörlerine uygun bireysel fizyoterapi programları oluşturulması, TDA hastalarında postoperatif dönemde kinezyofobi gelişimini azaltıp fonksiyonelliğine katkı sağlayabilir.

ArtroplastiDizDiz eklemi+3
Defne Demirtunç
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Omuz osteoartritli hastalarda artroplasti öncesi sıfır eko zaman sekanslı manyetik rezonans görüntüleme ile kemik stoğunun ve kas kalitesinin değerlendirilmesi

Omuz osteoartritinin sebeplerinden biri Rotator Manşet Artropatisidir (RMA). Tez kapsamında RMA'lı hastalarda omuzdaki morfolojik değişikliklerin, Sıfır Eko Zamanlı Manyetik Rezonans Görüntüleme (Zero Time Echo MRI-[ZTE]) ile gözlemciler arası ve gözlemci içi ölçümlerin uyumunun değerlendirilmesi ve bu ölçümlerin Rotator Manşet (RM) kaslarının kesit alanları ve omuz fonksiyonel skorları ve aktif eklem hareketleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Gözlemciler arası; glenoid versiyon ve Kritik Omuz Açısı (KOA) ölçümlerinde mükemmel, Humeral Sublüksasyon İndeksi (HSİ), humerus başı medializasyonu, glenoid santral ve posterior kemik kaybı ve tam uyumlu daire glenoid çapı ölçümlerinde iyi, glenoid anterior kemik kaybı, glenoid vault derinliği ve tam uyumlu daire glenoid çap kaybı oranı arasında orta uyum bulundu (p<0,05). Bu ölçümler için gözlemci içi uyum iyi ve mükemmel olarak bulundu (p<0,05). Modifiye walch sınıflandırması için gözlemciler arası ve gözlemci içi uyum orta olarak bulundu(p<0,05). Subskapularis kasının kesit alanı ile aktif öne elevasyon, abdüksiyon ve internal rotasyon arasında orta derecede korelasyon bulundu (p<0,05). Anterior kemik kaybı ile öne elevasyon ve abdüksiyon arasında orta negatif korelasyon, humerus başı medializasyonu, santral kemik kaybı ve posterior kemik kaybı arasında düşük negatif korelasyon bulundu (p<0,05). Glenoid retroversiyonu ile HSİ, humerus başı medializasyonu, tam uyumlu daire çap kaybı oranı arasında düşük ve orta korelasyon bulunmaktaydı (p<0,05). Çalışmada RMA tanısı almış omuzların osseöz morfolojisinin değerlendirilmesinde ZTE MRG'nin kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. RMA'lı hastalarda psödoparezi açısından subskapularis kasının kesit kalınlığının en önemli faktörlerden biri olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Omuz, Rotator manşet, Manyetik rezonans görüntüleme, Sıfır eko zamanlı görüntüleme, Rotator manşet artropatisi

ArtroplastiKas lifleriKaslar+6
Engin Türkay Yılmaz
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Diz osteoartritli hastalarda dizlik ve bantlamanın denge ve fonksiyonellik üzerine etkinliğinin karşılaştırılması

Çalışmamızın amacı; 40-65 yaş arası diz osteoartritli hastalarda dizlik ve bantlamanın, fonksiyonellik, denge ve ağrı üzerine etkilerini karşılaştırmaktır. Çalışmaya diz osteoartrit tanısı alan 34 hasta dahil edildi. Hastalar 2 gruba ayrıldı ve tedaviye alındı. İlk gruba patellar destekli dizlik (6hafta) uygulandı, ikinci gruba ise bantlama (kinesiotape, haftada 2 kere, 6hafta) yapıldı. Ayrıca her iki gruba da 6 hafta boyunca egzersizler verildi. Hastalar tedavi öncesi ve sonrasında, denge, fonksiyonellik, propriyosepsiyon, ağrı, kas kuvveti ve eklem hareket açıklığı bakımından değerlendirildi. Denge için Berg Denge Ölçeği, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi ağrı için Visual Analog Skalası (VAS), fonksiyonellik için WOMAC (Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri) Skorlaması ve Zamanlı Ayağa Kalk ve Yürü Testi (ZAKYT), EHA ve pozisyon hissi dijital gonyometre ile, kas kuvveti "Hand-held" dinomometre (Lafeyette Instrument®, Lafayette, IN) kullanıldı. Grup içi değerlendirmede, Grup-1 ve Grup-2'de denge, fonksiyonellik, ağrı, eklem hareket açıklığı, kas kuvveti, propriosepsiyonda iyileşme bulundu (p<0,05). Gruplar arası değerlendirmede ise; denge ve fonksiyonellikte bantlama grubu lehine anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda diz osteoartritli bireylerde egzersize ek olarak uygulanan bantlamanın denge ve fonksiyonellikte dizlik grubuna göre daha etkin olduğu bulundu. Ayrıca her iki grupta ağrı, eklem hareket açıklığı ve kas kuvvetinde anlamlı bir iyileşme görüldüğü için kliniklerde tedavi seçeneği olarak dizlik veya bantlama tercih edilebilir. Anahtar Sözcükler: Osteoartrit, kinesiotape, fonksiyon, ağrı, denge

AğrıDengeDiz+7
Alper Ayas
İstanbul Aydın University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Diz osteoartrit tedavisinde nörobilimsel ağrı eğitiminin ağrı, fonksiyon, yaşam kalitesi ve hareket korkusu üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı diz osteoartrit tedavisinde nörobilimsel ağrı eğitiminin ağrı, fonksiyon, yaşam kalitesi ve hareket korkusu üzerine etkinliğini araştırmaktır. Özel Mediworld Tıp Merkezi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümüne başvuran ve dahil edilme kriterlerine uyan 80 gönüllü hasta kontrol ve deney gruplarına eşit ve randomize olarak dağıtıldı. Kontrol grubundaki katılımcılara konvansiyonel fizyoterapi protokolleri uygulanırken, deney grubundaki katılımcılara konvansiyonel fizyoterapi protokollerine ek olarak haftada 1 defa nörobilimsel ağrı eğitimi (NAE) verildi. Hastalar tedaviye 5 hafta, haftada 3 gün alındı. Ağrı şiddetleri Numerik Ağrı Skalası (NAS) ile, basınç ağrı eşiği algometre ile, fonksiyonellik Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) ile, yaşam kalitesi SF-36 ölçeği ile, diz eklem hareket açıklığı (EHA) ölçümleri gonyometre ile, hareket korkusu Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ile ve ağrı ile ilgili inanış ve düşünceleri ise Ağrı Felaketleştirme Ölçeği (AFÖ) ile tedavi gruplarına kör bir fizyoterapist tarafından tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerlendirildi. Çalışmanın bulguları değerlendirildiğinde grup içi, kontrol ve deney grubunda ağrı şiddeti, lateral eklem hattı hariç basınç ağrı eşiği ölçümleri, WOMAC skoru, SF-36 skoru, fleksiyon EHA ölçümü, AFÖ skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler bulundu (p<0,05). TKÖ skorunda sadece deney grubunda iyileşme bulundu. Gruplar arası karşılaştırmada, deney grubunun SF-36'nın duygusal ve fiziksel rol alt başlıkları, EHA ve basınç ağrı eşiği hariç diğer tüm parametrelerdeki iyileştirici etkisi kontrol grubundan üstün bulundu (p<0,05). Sonuç olarak diz OA hastalarında konvansiyonel fizyoterapiye ek olarak uygulanan NAE'nin, sadece konvansiyonel fizyoterapiye kıyasla ağrı şiddeti, fonksiyon, yaşam kalitesi ve hareket korkusu üzerine daha etkin olduğu bulundu.

AğrıAğrı yönetimiFizik tedavi+6
Emin Yuşa İnci
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İleri evre diz osteoartritli hastaların günlük yaşam aktivite düzeyinin bakım yükü ve uyku kalitesine etkisinin değerlendirilmesi

Diz osteoartriti ileri yaş popülasyonda sıklıkla görülen kronik ve ilerleyici kemik eklem hastalığıdır. Etkilenen bireylerde şiddetli ağrı, kronik morbitide ve iş gücü ve bakım yükü oluşturmaktadır. Kronik hastalıkların beraberinde getirdiği bakım verenin algıladığı bakım yükü sıklıkla araştırılan güncel konulardandır. Hastaların günlük yaşam aktiviteleri ve uyku kaliteleri hastanın bakım yükünü etkileyen faktörlerdendir. Çalışmanın amacı osteoartritin neden olduğu fonksiyonel kısıtlılığın hastanın uyku kalitesine ve bakım yüküne etkisi olduğunu düşünerek, osteoartritli bireylerin günlük yaşam aktivitelerini bağımsız olarak gerçekleştirmelerinin uyku kalitesi ve bakım veren hasta yakınları için bakım verme yüküne etkisini incelemektir. Çalışmamızı gözlemsel tasarımla tanımlayıcı kesitsel olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evreni ortopedi ve travmatoloji polikliniğine başvuran ileri evre diz osteoartrit hastalarından oluşturuldu. Hastaların sosyo-demografik özelliklerini belirleyen Hasta Tanıtıcı Anket Formu, KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (GYA), Uyku Kalitesi Ölçeği ve hastaya bakım veren yakınları için Bakım Verme Yükü Ölçeği' nden, yararlanıldı. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri yapıldı. Çalışma örneklemi 160 kişiden oluşmakta ve ortalama yaşı 68.6±5.8 yıl olduğu görüldü. Hastaların %69.4(n=111) kadınlardan oluşmaktaydı. Olguların ortalama(minimum-maksimum) bakım verme yükü ölçeği değerleri 58.9±12(30-80), KATZ GYA ortalama(minimum-maksimum) ölçeği değeri 4.3±1(2-6), Pittsburgh uyku kalitesi ortalama(minimum-maksimum) ölçek değeri 9.6±4(2-18) olduğu gözlendi. Hastaların KATZ GYA ölçek değerleri ile bakım verme yükü arasında negatif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. (P=0.000) Pittsburgh uyku kalitesi uyku ölçeği değerleri ile bakım yükü arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (P=0.002). Ancak, KATZ GYA ölçek değerleri ile Pittsburgh uyku kalitesi uyku ölçeği değerleri arasında negatif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (P=0.006)

Bakım verenlerBakım verme yüküGünlük yaşam aktiviteleri+4
Dilan Ergün
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Diz osteoartriti olan orta yaş kadınlarda intramüsküler yağ oranının iskelet kası mimari yapısına ve fiziksel performansa olan etkisinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı diz osteoartriti (OA) olan orta yaş kadınlarda kuadriseps femoris ve hamstring kaslarının intramüsküler yağ (İMY) oranını sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırmaktır. Ayrıca diz OA olan kadınlarda İMY oranı ile iskelet kasının mimari özellikleri ve fiziksel performans arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Çalışmamıza 40-65 yaş aralığında 31 diz OA olan ve 31 sağlıklı kadın dahil edildi. Katılımcıların demografik verileri (yaş, boy, vücut ağırlığı, vücut kitle indeksi), ağrı durumları ve diz eklemi hareket açıklıkları kaydedildi. Yağ ve kas kütlesinin değerlendirilmesi; Bioelektrik İmpedans Analizi ile, izometrik kas kuvveti; hand held dinamometre ile, diz OA ile ilişkili semptom ve diz eklemi fonksiyonları Diz Yaralanma ve Osteoartrit Sonuç Skoru (KOOS) ile değerlendirildi. Kuadriseps femoris ve hamstring kaslarının mimari özelliklerinden pennasyon açısı, lif uzunluğu ve kalınlığı gibi Ultrasonografi (US) yöntemi ile değerlendirildi. Kasların İMY oranı ise ekointensite (Eİ) ölçümleri kullanılarak analiz edildi. Eİ değerlendirmesi, US yöntemi ile elde edilen görüntülerin ImageJ programı aktarılması ile yapıldı. Katılımcıların fonksiyonel performans değerlendirmeleri, Beş Kere Otur ve Kalk Testi, Zamanlı Kalk Yürü Testi ve Merdiven İnip-Çıkma Testi ile, yürüme hızı ise 20 Metre Yürüme Testi ile değerlendirildi. Diz OA olan hastaların sağlıklı kontrol grubuna göre rektus femoris, vastus intermedius, vastus lateralis, vastus medialis, biseps femoris, semitendinosus ve semimembranosus kaslarının İMY oranı daha fazla idi (p<0,05). Diz OA olan kadınların yaşları, vücut kütle indeksleri, vücut yağ kütlesi arttıkça kuadriseps ve hamstring kaslarının İMY oranı artmakta, iskelet kas kütlesi ve iskelet kas kütle indeksi artıkça İMY oranı azalmaktaydı (p<0,05). Rektus femoris, vastus medialis, biseps femoris ve semitendinosus kaslarının İMY oranı azaldıkça pennasyon açıları artmaktaydı (p<0,05). Rektus femoris ve vastus medialis kaslarının İMY oranı artıkça dizin izometrik ekstansör kuvveti azalmakta, biseps femoris kasının İMY oranı artıkça dizin izometrik fleksör kuvveti azalmaktaydı (p<0,05). Ayrıca vastus medialis ve biseps femoris kasların İMY oranı artıkça KOOS puanları azalmaktaydı (p<0,05). Kuadriseps femoris ve hamstring kaslarının İMY oranı arttıkça diz OA olan kadınların fiziksel performansları ve yürüme hızları da kötüleşmekteydi (p<0,05). Diz OA olan orta yaş kadınların kuadriseps femoris ve hamstring kaslarının intramuskuler yağ oranı sağlıklı kontrol grubuna göre daha fazla olup, bu hastalar için intramüsküler yağ dokusunu azaltmaya yönelik egzersiz ve tedavi stratejileri belirlenmelidir.

Adipoz dokuDizDiz eklemi+7
Merve Karapınar
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Diz osteoartritli hastalarda vücut farkındalık düzeyi ile ağrı, postür, denge, fonksiyonel durum ve eklem pozisyon hissi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, diz osteoartritli (OA) bireylerde vücut farkındalık düzeyi ile ağrı, postür, denge, fonksiyonel durum ve eklem pozisyon hissi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışma, Kellgren-Lawrence kriterlerine göre Evre 2-3, unilateral diz osteoartriti tanısı alan ve yaşları 45-70 yılları arasında değişen (55,5±7,57 yıl) 24 kadın gönüllü birey ve benzer yaş grubundaki kontrol (57,2±6,6 yıl) grubu üzerinde gerçekleştirildi. Bireylerin fiziksel özellikleri ve sosyodemografik bilgileri kaydedildi. Vücut farkındalık düzeyini değerlendirmek için Vücut Farkındalık Anketi, ağrı şiddeti için Visüel Analog Skalası, postür için Corbin Postür Skalası kullanıldı. Dengenin değerlendirilmesinde Balance Check Screener (Bertec Corporation) cihazı, fonksiyonel durum için Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) ve Zamanlı Kalk Yürü Testi kullanıldı. Eklem pozisyon hissi (EPH) ise dijital gonyometre yardımıyla sırtüstü 15°, 30°, 45°, 60°'lik diz açılarında, ayakta ise 30° ve 60°'lik açılarda değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda postür ve denge parametrelerinden gözler açık ön arka salınım mesafesi haricindeki tüm parametrelerde diz OA'lı bireylerin kontrol grubuna göre negatif yönde etkilendiği görüldü (p<0,05). Diz OA'lı bireylerde vücut farkındalık düzeyi ile dinlenme ve aktivite sırasındaki ağrı şiddeti (r: -0,654, r:-0,557), hastalık semptomu başlama süresi (r:-0,680) ve postür (r:-0,617) arasında negatif yönde iyi düzeyde, gözler açık ve kapalı ön arka salınım mesafesi (r:-0,456, r:-0,738), sırtüstü 15°,30°,45°,60° ve ayakta 30°,60°lik diz açılarında eklem pozisyon hissi (r:-0,490, r:-0,434, r:-0,509 r:-0,541 ve r:-0,549, r:-0,579) ile birlikte WOMAC toplam skorları (r: -0,513) arasında negatif orta düzeyde bir ilişki tespit edildi (p< 0,05). Vücut farkındalık düzeyi ile zamanlık kalk yürü testi (r:-0,261) arasında ise ilişkiye rastlanmadı. Diz OA'lı bireylerde vücut farkındalık düzeyinin ağrı, hastalık semptomu başlama süresi, postür, ön-arka postüral salınım, eklem pozisyon hissi ve WOMAC skorları ile ilişkili olduğu sonucuna varıldı. Diz OA'lı hastalarda vücut farkındalığı ile ilişkili faktörlerin ortaya konulması oldukça önemlidir. Çalışmamızın sonuçlarının; diz OA'lı bireylerin vücut farkındalık düzeyi ile ilişkili faktörler belirleyerek, klinik yetersizlikleri geliştirecek, iyileştirecek ve farkındalığı artıracak eğitimlerin oluşturulmasını sağlayan bir bütüncül bakış açısının oluşması için yararlı olacaktır.

AğrıBedensel farkındalıkDenge+4
Muharrem Gökhan Beydağı
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hacettepe üniversitesi ağrı kliniğinde sigara içen ve içmeyen hastaların kronik bel ağrısı tedavisi için faset eklem enjeksiyonundan fayda görme oranının kıyaslanması

Hacettepe Üniversitesi Ağrı Kliniğinde Sigara İçen ve İçmeyen Hastaların Kronik Bel Ağrısı Tedavisi İçin Faset Eklem Enjeksiyonundan Fayda Görme Oranının Kıyaslanması Giriş ve amaç: Faset eklem kaynaklı kronik bel ağrısı tüm toplumlarda sık rastlanan yaygın klinik durum olarak ortaya çıkmaktadır. Sigara içenler içmeyenlerle kıyaslandığında bel ağrısı ve spinal hastalıklar açısından daha büyük risk altındadır. Sigara içen hastalarla içmeyen hastalar arasında faset eklem sendromu olan ve aynı şekilde tedavi edilen hastalarda işlemden fayda görme açısından karşılaştırmaktır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre sigaranın hastalarımızın girişimsel ağrı tedavisi üzerinde etkilerini inceleyip, bu etkiler üzerine daha farklı çalışmalar için fikir sahibi olmak ve benzer çalışmalara faydalı olmak amacı taşıyoruz. Gereç ve Yöntem: 1 Ocak 2019 – 31 Aralık 2019 tarihleri arasında Kronik Bel ağrısı tedavisi için faset eklem enjeksiyonu yapılan 18 yaşından büyük hastalar dahil edildi. Hastaların onamı alınarak demografik verileri ve ağrı skorlamalarının dosya taraması yapıldıktan sonra hastalarla irtibata geçilerek işlem öncesi ve işlem sonrası 6. ay NRS skorları, sigara içme öyküleri alınıp veri toplama formlarına kaydedildi (Ek 2). Hastalara NRS ağrı skorlamasına göre işlem öncesi ve sonrası ağrı değerlerini 0-10 arası 5 kategoride değerlendirmeleri istendi, "0 – 2 arası (1) - ağrım yok veya (bazen) çok hafif, 2-4 arası (2) - hafif –orta şiddetli ağrım var, 4-6 arası (3) – orta şiddetli ağrım var, 6 –8 arası (4) çok şiddetli ağrım var, 8-10 arası (5) – çok şiddetli ve bazen dayanılmaz ağrım var" şeklinde değerlendirmeler veri tabanına eklendi. Telefonda katılımcılara onam metni okunarak, sözlü onam için ses kayıtları alınacağı bildirildi. Çalışmaya katılım tamamıyla gönüllük esasına dayalıydı. Sözlü onam vermeyi reddeden, dosyası kaybolan, kontrol muayeneye gelmeyen, ex olan ve ulaşılamayan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Bulgular ve Tartışma: Çalışmamızda 1 Ocak 2019 -31 Aralık 2019 tarihleri arasında 18 yaşından büyük, faset eklemden kaynaklanan kronik bel ağrısı MRG görüntüleme ve fizik muayene ile doğrulanarak işlem yapılmış hastalar gözlendi. Hastaların demografik verileri ve ağrı skorlarının dosya taraması yapılarak hastalarla telefonla irtibata geçildi. İşlem öncesi ve işlem sonrası 6. ay NRS skorları, sigara içme öyküleri alınıp veri toplama formlarına kaydedildi. Telefonda katılımcılara onam metni okunarak, sözlü onam için ses kayıtları alınacağı bildirildi, reddedenler çalışma dışı bırakıldı. Toplam 234 hasta istatiksel analize dahil edildi. Hastaların yaş dağılımına baktığımızda işlem yapılmış en genç hastamız 20 yaşında, en yaşlı 90 yaşında olmakla, median yaş grubu 60.6 olarak gözlendi. Hastalardan işlem öncesi ve sonrası NRS ağrı skorlarını 5 kategoride belirtmeleri istendi. İkiden fazla kategorik bağımlı iki grubun istatistiksel analizi için marjinal homojenlik testi kullanarak faset eklem enjeksiyonu öncesi ve sonrası uyguladığımız işlemin etkiliğini değerlendirdik. Hipotez test sonuçlarımız p‹0.01, anlamlı kabul edilerek, istatistiksel olarak işlemden sonra ağrı skorlarında ciddi düşüş gözlendiği sonucuna varıldı. Sigaranın işlem öncesi ağrı skorlarına etkisini değerlendirmek için yaptığımız istatistiksel analiz sonuçlarına göre, sigaranın işlem öncesi ağrıyla ilişkisi gözlenmedi. (p=0,976) Faset eklemlerden kaynaklanan kronik bel ağrısının tedavisi için uyguladığımız faset eklem enjeksiyonun sonrasında işlemden fayda görme oranlarını kıyasladığımızda, sigara içme öyküsüyle işlem sonrası NRS skorları arasında ilişki bulunmadı. (p=0.649) Ancak , işlem öncesi istatistiksel analiz sonuçlarımızdan farklı olarak, işlem sonrası p değeri 1'e değil, alfaya yakın olduğundan örneklem büyüklüğü artarsa, sigara ve işlem sonrası ağrı skorları arasındakı ilişki anlamlı olabilir. Yaş ve işlem öncesi ağrı skorlarının istatistiksel analizinde, işlem öncesi NRS skor grupları arasında yaş değişkeni ortancaları bakımından istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunamadı. (p=0.605) Yapılan tek yönlü varyans analizi sonucunda işlem sonrası NRS skor gruplarında yaş değişkeni ortalamaları bakımından farklılık gözlenmedi. (p=0,709) Sonuç: Faset eklem enjeksiyonları sonrası ağrı skorlarında anlamlı düşüş gözlenen hastalarda, işlem öncesi ve sonrası ağrı skorlarıyla sigara içme öyküleri arasında istatistiksel anlamlı ilişki bulunamamıştır. Bizim çalışmamızda çalışmaya başlamadan önce yaptığımız güç analizi çalışma sırasında NRS skorlarının kategorik değerler şeklinde sistematize etmemiz nedeniyle anlamlı olmadığı için, bulgularımızın istatistiksel analizi sonrası post-hoc güç analizi yaptık. Bulunan değerin Power=0.601 olması çalışmanın gücünün 234 hastayla %61 olmasını ortaya koydu. Güç analizinin %80'nin üzerinde olacağı ileri dönemde yapılacak çalışmalarda örneklem sayısının artırılmasıyla sigara içme ile NRS skorları arasında ilişki bulunabilir. Çalışmamızın sonuçlarına göre faset eklem enjeksiyonları etkin bir tedavi yöntemi olarak hastaların bel ağrılarını belirgin azaltmaktadır. Hastaların yaş, cinsiyet ve sigara içme öyküsünün işlem öncesi ve sonrası ağrı skorları üzerine anlamlı etkisi olmamakla birlikte örneklem genişliği daha büyük olan hasta popülasyonlarında anlamlı sonuçlar ortaya çıkabileceği öngörülmektedir. Anahtar kelimeler: Faset eklem osteoartriti, Sigara ve kronik bel ağrısı, Faset Eklem Enjeksiyonu

AğrıBel ağrısıEnjeksiyonlar+5
Turana Rasulova
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sinoviyum ve yağ dokusudan elde edilen allojenik mezenkimal kök hücrelerin normal ve osteoartritli kondrosit hücre hatları üzerine olan etki ve etki mekanizmasının in vitro ortamda incelenmesi

Osteoartrit (OA) yavaş gelişen, ilerleyici eklem ağrısı ve hareket kısıtlılığı ile karakterize, ek morbiditelere neden olabilen kronik bir hastalıktır. OA tedavisinde kullanılan çeşitli tedavi seçenekleri, fizik tedavi yöntemleri, rehabilitasyon egzersizleri, basit analjezikler, nonsteroid anti-inflamatuvar ilaçlar, intraartiküler kortikosteroid, trombositten zengin plazma (TZP) ve hyaluronik asit enjeksiyonları ve çeşitli cerrahi yöntemlerdir. Son yıllardaki güncel bir diğer tedavi seçeneği ise mezenkimal kök hücre (MKH) uygulamalarıdır. OA tedavisinde MKH uygulamalarının etkisini ve bu etkiyi hangi yollarla gerçekleştirdiğini göstermek ve farklı dokulardan elde dilen MKH'lerin etkilerini karılaştırmak adına OA'lı kondrositler ile üç sağlıklı bireyden elde edilmiş patella altı (P) ve cilt altı (C) yağ dokusu ve sinoviyum (S) kökenli MKH'ler birlikte kültüre edildi. 7. ve 14. günlerde ko-kültür süpernatanları analiz için toplandı. ELISA yöntemi ile OA'lı kondrositlerde P ve S kaynaklı MKH'ler ile birlikte kültüre edilince 14. günde TNFα konsantrasyonunda azalma (sırası ile 156,6±79, 42,1±6 ve 35,5±3 pg/ml, p=0,036) aynı gruplarda MMP3 düzeyinde 7 günde (sırası ile 87,4±43,7, 23±8,9 ve 14,7±3,3 pg/ml, p=0,043) ve 14. günde (sırası ile 29,1±11,2, 28,3±18,5 ve 20,3±16,2 pg/ml, p=0,043) azalma gözlendi. MKH'lerin kontrole göre COMP konsantrasyonlarında neden oldukları değişim istatistiksel olarak anlamlı değildi. Metabolom analizinde gruplar arasında 1,5 kattan fazla değişiklik gösteren ve değişimi istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) olan metabolitler tespit edildi. Sonuç olarak, farklı dokulardan elde edilen MKH'ler arasında OA'lı kondrositlere etkileri açısından farklılıklar tespit edilmesine rağmen, tüm gruplarda anti-inflamatuvar, yıkımı inhibe edici ve sentezi uyaran yönde bir etki gözlemlendi.

Kök hücrelerOsteoartritOsteoartrit-diz+1
Levend Karaçoban
Hacettepe University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Evre I,II ve III diz osteoartritli hastalarda diz içi hyalüronik asit enjeksiyonunun Ağrı, yaşam kalitesi ve fiziksel performans üzerinde etkinliğinin incelenmesi

Bu çalışma, diz içine uygulanan hyaluronik asit enjeksiyonunun diz osteoartriti (OA) tedavisinde ağrı, yaşam kalitesi ve fiziksel performans üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 45 yaş üzeri ağrı ve hareket kısıtlılığı ile başvuran Kellgren-Lawrence radyolojik evrelemesine göre evre 1,2 ve 3 olan 60 kişi dahil edilmiştir. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası sonuçları ağrı şiddeti Vizüel analog skalası (VAS) ile yaşam kalitesi ve fiziksel performans değerlendirmeleri SF-36 ile değerlendirilmiştir.

AğrıAğrı ölçümüDiz+6
Damla Dedeoğlu
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bı̇lı̇şsel Egzersı̇z Terapı̇ Yaklaşımı Değerlendirme Ölçeğı̇'nı̇n diz osteoartrit tanısı alan bı̇reylerde geçerlı̇ğı̇, güvenı̇rlı̇ğı̇ ve duyarlılığının belı̇rlenmesı̇

Bu çalışma diz osteoartrit (OA) tanısı alan bireylerde Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı (BETY) Ölçeği'nin geçerlik, güvenirlik ve duyarlılığının incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya Kellgren-Lawrence skalasına göre Evre 1 veya 2 düzeyinde diz osteoartrit tanısı almış olan 150 birey dahil edildi. Hastaların değerlendirilmesinde günlük yaşam aktiviteleri için Sağlık Değerlendirme Anketi (SDA); yaşam kalitesi için Kısa Form 36 (KF-36) Yaşam Kalitesi Ölçeği, anksiyete ve depresyon düzeyleri için Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası (HADS), hastalık şiddeti için Western Ontario and McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC), biyopsikososyal etkilenim için BETY ölçeği kullanıldı. BETY ölçeği ile diğer ölçekler arasındaki korelasyona Spearman korelasyon analizi ile bakıldı (r=-0,252; 0,633). Güvenirlik yöntemi olarak Cronbach Alfa Katsayısı ve madde toplam korelasyonu kullanıldı. Ölçeğin iç tutarlılığının incelenmesi için Cronbach's Alfa katsayısına bakıldı ve tüm bireylerde ilk değerlendirme için Cronbach's Alfa Katsayısı 0,887, 1 hafta sonraki ölçümlerde 0,917, 3 ay sonraki ölçümlerde 0,843 olarak mükemmel iç tutarlılık bulundu. Güvenirliğin bir başka göstergesi olan madde toplam korelasyonu ise (item total korelasyon) 0,632 ile 0,854 arasında değişmekteydi (p<0,05). BETY ölçeğinin duyarlığının incelenmesi için geçerlik çalışmasında diz OA tanısı alan bireylerde sıklıkla kullanılan ölçeklerle, BETY ölçeğinin katılımcılar tarafından doldurulan ilk ölçüm ile 3 ay sonra doldurulan ölçeklerin sonucundaki değişim Wilcoxon Eşleştirilmiş İki Örnek Testi ile incelendi. Çalışmamızın sonucunda BETY ölçeğinin diz OA tanılı bireylerde geçerli, güvenilir ve duyarlı olduğu sonucuna varıldı. Bu sonuç BETY ölçeğinin OA' lı bireylerde biyopsikososyal etkilenimi ve tedavi etkinliğini değerlendirmek için klinikte uygulanabilir olduğunu gösterdi.

Bilişsel becerilerBilişsel davranış terapileriDuyarlılık+3
Zeynep İrem Bulut
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartritinde nöropatik ağrı değerlendirmesi: Yaşam kalitesi ve fonksiyonel durum ile ilişkisi

Giriş: Diz osteartritinde (OA'sında) ağrı en önemli yakınmadır. Bu ağrı genellikle nosiseptif bir ağrı olarak sınıflandırılır. Ancak, radyolojik bulgular ile hasta yakınması arasındaki zayıf ilişki, ağrı kaynağının multifaktöriyel olduğunu göstermektedir. OA'da intraartiküler somatosensoriyel yapılarda plastisite geliştiği ve nöropatik ağrı bulgularının meydana gelebileceği gösterilmiştir. Çalışmanın amacı; semptomatik primer diz OA'sı olan hastalarda nöropatik ağrı komponentinin varlığını araştırmak ve nöropatik ağrı ile fonksiyononel durum ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine diz ağrısı ile başvuran 40 yaş üstü, ACR (American College of Rheumatology) kriterlerine göre primer diz OA tanısı olan 87 hasta dahil edildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, boy ve kilo değerleri sorgulanarak kaydedildi. Nöropatik ağrı tarama anketi olarak DN4 ve PainDETECT skalaları kullanıldı. Ağrı ve fonksiyonel durum VAS (Visual Analog Scala) ve WOMAC (Western Ontario and McMaster Universities Arthritis Index) ile, yaşam kalitesi de SF-12 (Short Form 12) ile değerlendirildi. Bulgular: Seksen yedi hastanın 72'si (%82.75) kadın 15'i (%17.25) erkekti. Ortalama yaş ve VKİ (Vücut Kitle İndeksi) değerleri 64.04±9.37 ve 30.64±5.18 olarak bulundu. DN4'e göre hastaların % 39,08'inde nöropatik ağrı komponenti mevcuttu. Nöropatik ağrısı olan grup (n=34) ile nöropatik ağrısı olmayan grup (n=53) arasında cinsiyet, yaş, VKİ, VAS, radyolojik evre açısından anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Nöropatik ağrısı olan grubun WOMAC-ağrı, WOMAC-fonksiyon, WOMAC-tutukluk ve WOMAC-toplam skor ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek ve SF-12 mental skor ortalaması istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük saptandı (p<0.05). PainDETECT'e göre nöropatik ağrı komponenti %21.90 hastada pozitif, %19.50 hastada belirsiz ve % 59.60 hastada negatifti. Gruplar arasında cinsiyet, yaş, VKİ, VAS, radyolojik evre ve SF-12 skorları açısından anlamlı fark saptanmazken (p>0.05); WOMAC-ağrı, WOMAC-fonksiyon ve WOMAC-toplam skor ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0.05). Sonuç: Semptomatik primer diz OA'da nöropatik ağrı komponentinin görülme sıklığı DN4 ve PainDETECT'e göre sırasıyla %39,08 ve %40.40 olarak bulundu. Nöropatik ağrı bileşeni olan hastaların, dejeneratif değişikliklerden bağımsız diz ağrısı şiddeti daha yüksek, fonksiyonel durumları daha düşüktür. Primer diz OA tedavisinde nöropatik ağrının mevcut olabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Diz, osteoartrit, nöropatik ağrı, fonsiyonel durum, yaşam kalitesi

AğrıDiz eklemiFonksiyonel yetkinlik+4
Savaş Özdemir
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klinik ve radyolojik olarak diz osteoartriti tanısı almış olan hastalarda serum COMP ve MMP-3 düzeylerinin hastalık evresi ve günlük yaşam aktiviteleri ile ilişkisi

Giriş: Osteoartrit en sık görülen eklem hastalığı olup, en fazla diz eklemini tutmaktadır. İnsidansı giderek artmakta ve özellikle yaşamın ikinci yarısında önemli ölçüde morbiditeye yol açarak yaşam kalitesini olumsuz olarak etkilemektedir. Günümüzde osteoartritte düşük dereceli kronik inflamasyonla seyreden multifaktöriyel bir sürecin rol oynadığı kabul edilmektedir. Çalışmanın amacı; klinik ve radyolojik olarak diz osteoartriti tanısı almış hastalarda serum COMP (Kıkırdak Oligomerik Matriks Proteini) ve MMP-3 (Matriks Metalloproteinaz-3) düzeyleri ile, hastalık evresi ve günlük yaşam aktiviteleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine başvuran, ACR (Amerikan Romatoloji Derneği) kriterlerine göre primer diz osteoartriti tanısı alan 85 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, kilo, boy, eğitim durumları, meslekleri, ek hastalıkları ve kullandıkları ilaçlar kaydedildi. Ayrıntılı fizik muayene yapılarak diz osteoartriti değerlendirildi. Ayrıca serum COMP ve MMP-3 ölçümleri için hastalardan kan örneği alındı. Ağrının şiddeti ve günlük yaşam aktivitelerindeki fonksiyonel durumları VAS (Görsel Analog Skala), WOMAC (Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi), Lequesne ve KOOS-PS (Diz yaralanması ve osteoartrit sonuç skoru-fiziksel fonksiyon kısa form) ölçekleri ile değerlendirildi. Bulgular: Hastaların 75'i (%88.2) kadın, 10'u (%11.8) erkekti. 85 hasta, Kellgren-Lewrence radyolojik evreleme sistemi (K-L) ne göre 3 gruba ayrıldı. K-L evre-I hastalar grup 1' e, K-L evre-II ve III olan hastalar grup 2' ye, K-L evre-IV olan hastalar ise; grup 3' e alındı. Yaş ortalaması grup 1' de 57.17±9.37, grup 2' de 64.73±9.48 ve grup 3' te 68.17±10.27 yıl olarak bulundu. Çalışmamızda hastaların serumda ölçülen COMP ve MMP-3 düzeyleri her üç grupta benzer saptandı. Kanda bakılan bu biyobelirteçler ile fonksiyonel test skorları karşılaştırıldığında, serum COMP düzeyi ile VAS skoru arasında orta derecede korelasyon, WOMAC ile orta derece negatif korelasyon, KOOS-PS ile düşük-orta derecede negatif korelasyon görüldü. Serum MMP-3 düzeyi ile VAS, WOMAC, KOOS-PS skorları arasında korelasyon görülmezken, Lequesne skoru ile düşük düzeyde korelasyon saptandı. Sonuç: Serum COMP ve MMP-3 ölçümlerinde farklı evrelerdeki diz OA' sı grupları arasında anlamlı fark görülmemiş olup, serumda ölçülen bu biyobelirteçler ile ilgili OA tanısı ve bu belirteçlerin prognostik değeri adına daha büyük örneklem gruplarında ileri çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.

DizDiz eklemiGünlük yaşam aktiviteleri+6
Vildan Yıldız
Hacettepe University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

PRP uygulanmış diz osteoartritli hastalarda fizyoterapinin ağrı, fiziksel fonksiyon ve yaşam kalitesine etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; PRP enjeksiyonu yapılmış olan diz osteoartritli (OA) kadın hastalara uygulanan fizyoterapinin ağrı, fiziksel fonksiyon ve yaşam kalitesine etkisini incelemekti. Diz OA'i nedeniyle PRP enjeksiyonu yapılmış yaşları 46-65 yıl arasında değişen 28 kadın hasta, tabakalı randomizasyon yöntemiyle PRP+fizyoterapi grubu ( n=14 ortalama yaş: 55,00 ± 4,81 yıl) ve PRP (kontrol) grubu ( n=14 ortalama yaş: 55,35 ± 6,19 yıl) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. PRP+fizyoterapi grubundaki hastalara, haftada 2 gün olacak şekilde 6 hafta boyunca diz çevresi gergin yapılara manuel gevşetme uygulamaları, patellar mobilizasyon ve fizyoterapist eşliğinde bireysel egzersiz programı uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara ilave bir tedavi verilmedi. Tüm hastalar başlangıçta (PRP enjeksiyonundan 3 gün sonra) ve 6. hafta sonunda değerlendirildi. Aktivite, dinlenme ve uyku sırasındaki ağrı şiddeti Görsel Analog Skala (VAS) ile; fiziksel fonksiyon Western Ontario ve McMaster Universities Osteoartritis Index (WOMAC) ile; fonksiyonel performans süreli kalk yürü (SKY) testi, merdiven çıkma ve inme testleri ile; kuadriseps femoris ve hamstring kas kuvvetleri izokinetik kas kuvvetleri 90°/sn ve120°/sn hızlarda Biodeks System 3® (Biodex Corp, Shirley, NY) ile ve sağlıkla ilişkili yaşam kaliteleri SF-36 kısa form ile değerlendirildi. Hastaların fiziksel aktivite düzeyleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Formunun kısa versiyonu (IPAQ-SF) kullanılarak sorgulandı. Çalışmanın sonucunda PRP + Fizyoterapi grubunda 6 haftanın sonunda incelenen tüm parameterlerde anlamlı gelişmeler bulunurken, kontrol grubunda SKY testi ve yaşam kalitesinin enerji/yorgunluk ile sağlık değişimi parametrelerinde gelişme olduğu tespit edildi (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada aktivitedeki ağrı şiddeti, kas kuvvetleri, fiziksel fonksiyon puanları, basamak inme ve çıkma testleri süreleri, yaşam kalitesi toplam puanı ve fiziksel aktivite düzeylerinde PRP + fizyoterapi grubu lehine anlamlı fark olduğu bulundu (p<0,05). Bu çalışma ile diz OA'lı hastalarda PRP enjeksiyonu sonrası fizyoterapinin ağrı, kas kuvveti, fiziksel fonksiyon, fonksiyonel performans, yaşam kalitesi ve fiziksel aktivite düzeyi üzerine olumlu etkileri gösterildi. Tedavinin başarısını arttırmak için PRP enjeksiyonu yapılan diz OA'lı hastaların fizyoterapiste yönlendirilmesi ve yapılandırılmış bireysel egzersiz programına dahil edilmesi büyük önem taşımaktadır.

AğrıDiz eklemiEgzersiz+6
Sibel Bozgeyik
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı Lamiaceae familyası bitkilerinin osteoartrite karşı etkilerinin matriks metalloproteinaz-3 (MMP-3) inhibitör etki tayini ile tespiti

Lamiaceae (Ballıbabagiller) familyası, dünyanın birçok bölgesinde yaygın olarak bulunan geniş bir familyadır. Taşıdıkları uçucu yağlar ve çeşitli fenolik bileşikler sayesinde ilaç ve kozmetik endüstrisinde, gıda ve baharatçılıkta, özellikle de parfümeride önemli bir yere sahiptirler. Osteoartrit, hayat kalitesini düşüren, yaygın bir eklem rahatsızlığıdır. Osteoartrit oluşumu ile birlikte matriks metalloproteinaz-3 (MMP-3) enziminin seviyesi artmaktadır. Tedavide sıklıkla MMP-3 enzim inhibitörleri kullanılmaktadır. Bu çalışmada Lamiaceae familyasına ait Ajuga chamaepitys (L.) Schreber, Lamium purpureum L., Phlomis pungens Willd., Salvia cryptantha Montbret & Aucher Ex Bentham, Scutellaria orientalis L., Sideritis montana L., Stachys annua (L.) L., Teucrium chamaedrys L. ve Thymus longicaulis C. Presl. bitkileri ile okaliptüs, kekik, Niaouli, limon, servi, akgünlük, zencefil, mercanköşk, ardıç ve Romen papatyası uçucu yağlarının MMP-3 enzimini hangi oranda inhibe ettiği ilk kez tayin edilmiştir. Sonuçlar osteoartritte yaygın olarak kullanılan Abelmoschus esculentus L. (bamya) tohumu ve glukozamin içeren ürünlerle (Osteobi-flex® ve Glukorax®) karşılaştırılmıştır. Bamya tohumu ve glukozamin içeren ürünlerin MMP-3 inhibitör etkileri bu çalışma ile ilk kez tespit edilmiştir. Tüm sonuçlar, test edilen materyallerin glukozamin içeren ürünler (Osteobi-flex® ve Glukorax®) kadar güçlü MMP-3 enzim inhibitör etkiye sahip olduklarını göstermiştir. Sonuç olarak; çalışmaya konu olan Lamiaceae familyası bitkilerinden elde edilen ekstrelerin ve test edilen uçucu yağların osteoartritte önemli bir potansiyele sahip oldukları bulunmuştur.

EnzimlerLamiaceaeMatriks metalloproteinaz 3+2
Lina Tahravi
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Total kalça ve diz protezi yapılan osteoartritli yaşlı kadınlarda ağrı, fonksiyonel durum ve günlük yaşam aktivitelerinin belirlenmesi

Çalışma total kalça ve diz protezi yapılan osteoartritli yaşlı kadınlarda ağrı, fonksiyonel durum ve günlük yaşam aktivitelerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı şekilde yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Ankara Üniversitesi İbni Sina Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Polikliniğine Ağustos 2017- Kasım 2018 tarihleri arasında başvuran total kalça ve diz protezi ameliyatı olan 290 osteoartritli yaşlı kadın hasta oluşturmuştur. Çalışmanın verileri Tanıtıcı Bilgi Formu, Görsel Analog Skala (VAS), Fonksiyonel Değerlendirme Formu ve Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma, ortanca, minimum, maksimum) ve Wilcoxon testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda total kalça ve diz protezi yapılan hastalarda artroplasti sonrası 6. haftada tüm hastaların hafif düzeyde devam eden ağrısı olduğu; ağrı, enfeksiyon, dislokasyon korkusu, artrodez, düşme korkusu gibi nedenlerden dolayı mobilizasyon kısıtlılığı olduğu belirlenmiştir. Ayrıca hastaların fonksiyonel düzeylerinin artroplasti öncesine göre daha iyi hale geldiği, buna bağlı olarak Fonksiyonel Değerlendirme puan ortancası ve Barthel İndeksi puan ortancasının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı görülmüştür. Çalışma sonuçlarına göre hastalar artroplasti öncesine göre daha az olmakla birlikte ağrı ve fonksiyonel kısıtlama yaşamaktadırlar. Bu nedenle işlem sonrası akut dönemde hemşirelik bakımında semptom yönetimine önem verilmesini önermekteyiz. Anahtar Kelimeler: Fonksiyonel durum, hemşirelik, mobilite, osteoartrit, total kalça ve diz artroplastisi

AğrıDiz proteziGünlük yaşam aktiviteleri+6
Merve Akıncı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diz osteoartritli hastalarda kinezyofobi, ağrı, fonksiyonel durum ve öz-etkililik arasındaki ilişkinin incelenmesi

Korkmaz N., Diz Osteoartritli Hastalarda Kinezyofobi, Ağrı, Fonksiyonel Durum ve Öz-Etkililik Arasındaki İlişkinin İncelenmesi. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Programı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2019. Bu çalışmamızın amacı diz osteoartritli hastalarda kinezyofobi, ağrı, fonksiyonel durum ve öz etkililik arasında ilişkinin incelenmesi ve bu parametrelerin diz osteoartritinin radyolojik şiddeti ile orantılı olup olmadığını araştırmaktır. Çalışma Nisan 2018 – Şubat 2019 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi'nde Kellgren Lawrence sınıflamasına göre Evre 2 ve Evre 3 diz osteoartriti tanısı konmuş ve kontrol grubu gönüllü bireyler üzerinde gerçekleştirildi(n=108). Bireylerin fiziksel özellikleri ve sosyodemografik bilgileri kaydedildi. Kinezyofobi Tampa Kinezyofobi Ölçeği(TKÖ), ağrı Vizüel Analog Skalası(VAS) ile değerlendirildi. Fonksiyonel durum için The Western Ontario and McMaster Universities Arthritis Indeks (WOMAC), 30 sn otur kalk testi(OKT), Manuel Kas Testi, Universal Gonyometre, 10 m Yürüme Testi(10mYT), Tinetti Denge ve Yürüme Testi(TDYT), Tek Ayak Üzerinde Durma Testi kullanıldı(SLST). Öz etkililik Artritte Öz Etkililik Ölçeği(AÖÖ) ile değerlendirildi. Sonuç olarak diz OA'lı bireylerin WOMAC ile TKÖ sonuçları arasında pozitif orta düzeyde ilişki saptandı(p=0,048; r=0,332). AÖÖ sonuçlarının TKÖ ve WOMAC ile negatif orta düzeyde ilişkili olduğu görüldü(p=0,002; r=0,499, p=0,000; r=0,580). WOMAC ile TDYT arasında da negatif orta düzeyde ilişki görüldü (p<0,05). Tek ayak üzerinde durma testi WOMAC ile negatif orta düzeyde, AÖÖ ile pozitif orta düzeyde ilişkili görüldü(p<0,05). Evre 3'ün VKİ, TKÖ değerleri Evre 2'ye göre daha yüksek, AÖÖ ve TDYT sonuçları ise daha düşük bulundu(p<0,05). Çalışmadan elde edilen sonuçların diz osteoartritli hastaların fiziksel performansının aslında korku ve kaçınmaya, kişinin kendi yapabileceğine olan inancına göre değişebileceği, radyolojik sonuçların kişinin fiziksel durumuna ne derecede yansıdığı konusunda fizyoterapistlere ve diğer sağlık profesyonellerine bilgi vereceği düşünülmektedir.

AğrıFonksiyonel özelliklerHareket korkusu+4
Nurhayat Korkmaz
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartritinde interferansiyel akımın etkinliği: Farklı giriş akımlarının karşılaştırılması randomize, çift kör çalışma

Amaç: Diz osteoartriti olan hastalarda analjezi sağlamada seçilen farklı interferansiyel giriş akımlarının (IFA) ağrı için vizuel analog skala (VAS), The Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Index (WOMAC), 10 metre yürüme testi ve parasetamol kullanım miktarı üzerine etkisini araştırmak amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, polikliniğimize diz ağrısı ile başvuran ve Kellgren-Lawrence skalasına göre diz osteoartrit (OA) evresi 2 veya 3 olan 61 hasta dahil edildi. Hastalar interferansiyel giriş akımı 2000 Hz, 4000 Hz ve 8000 Hz olmak üzere üç tedavi grubuna randomize edildi. 3 hafta boyunca haftanın 5 günü 20 dk boyunca, her iki dize interferansiyel akım (IFA) tedavisi uygulandı. Ayrıca tüm gruplara ev egzersiz programı verildi. Hastalar başlangıçta, 3. hafta ve 7. haftada değerlendirildi. Bulgular: IFA tedavisinin diz OA her üç grupta da VAS ağrı, WOMAC ağrı, WOMAC fonksiyon parametrelerinde anlamlı bir iyileşme sağladığı görüldü fakat gruplar arası kıyaslamada fark saptanmadı. WOMAC tutukluk parametresinde sadece birinci grupta, on metre yürüme testinde ise bir ve üçüncü grupta grup içi anlamlı iyileşme görüldü. Parasetamol kullanım miktarında ise zamanla grup içinde ve gruplar arasında anlamlı değişiklik izlenmedi. Tartışma: Klinik pratikte sık kullanılan elektroterapi yöntemlerinden biri olan IFA, akut veya kronik ağrılı durumların giderilmesinde etkilidir. Önceki çalışmalarda IFA akım ile diz ağrısında belirgin azalma ve fonksiyonlarda artış gözlenmiş olmakla birlikte IFA'nın hangi giriş akımıyla ve ne kadar süre kullanılacağı konusunda fikir birliğine varılamamıştır. Yapmış olduğumuz çalışmada farklı giriş akımlarının ağrı ve fonksiyon üzerine olumlu etkileri saptanmış olmakla beraber grupların birbirine üstünlüğü saptanmamıştır. Bu nedenle daha uzun dönem takipli ve daha fazla hastanın dahil edildiği çalışmalara ihtiyaç vardır.

Akut ağrıAğrıAğrı yönetimi+5
Benil Nesli Ata
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Proloterapi uygulanan diz osteoartritli hastalarda derin ısıtıcının(kısa dalga diatermi) ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine etkisi: Prospektif, randomize, plasebo kontrollü, çift kör çalışma

Amaç: Diz osteoartritinde Proloterapi uygulamasına ek olarak Kısa Dalga Diatermi tedavisinin ağrı, fiziksel fonksiyon ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin gözlenmesi Gereç ve yöntem: Çalışma 2018-2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine diz ağrısı ile başvuran hastalara Amerika Romatoloji Birliği (ACR) klinik/radyolojik tanı kriterlerine göre diz osteoartriti tanısı kondu ve Kellgren-Lawrence (K-L) evresi 2 ve 3 olan 37 hasta çalışmaya alındı, hastalar Proloterapi +Kısa Dalga Diatermi tedavi grubu(n:18) ve Proloterapi + sham Kısa Dalga Diatermi (KDD)(n:19) olmak üzere iki gruba randomize edildi. Her iki gruba ek olarak Kuadriseps izometrik güçlendirme egzersizleri (günde 3 set 10 tekrar olmak üzere hergün, toplamda 6 hafta) verildi. Hastalara 3'er hafta arayla 0, 3, ve 6.haftada 3 defa Proloterapi enjeksiyonu ve her enjeksiyon sonrası 20 dk (gerçek veya sham) KDD verildi. Hastalar tedavi öncesi ve tedavi sonrası (3.enjeksiyon sonrası) VAS, WOMAC ve SF-36 sonuç ölçümleri ile değerlendirildi. Bulgular: Her iki grupta da VAS ve WOMAC alt gruplarında anlamlı düzeyde düzelme gözlendi (p<0,05). Her iki grupta da tedavi öncesine göre SF 36 ölçeğinin alt gruplarınndan fiziksel fonksiyon, emosyonel rol, genel sağlık, vücut ağrısı, sosyal fonksiyon parametrelerinde anlamlı düzelme gözlendi (P<0,05). Gruplar arası karşılaştırmalarda ise değerlendirilen ölçeklerin hiçbirisinde anlamlı farklılık tespit edilmedi (P>0,05). Sonuç: Bu çalışmada, her iki grupta, ağrı, fonksiyonellik ve hayat kalitesi açısından anlamlı düzelme saptanmakla birlikte, gruplar arasında fark saptanmadı. KDD nin proloterapi tedavisine ek katkı sağlayıp sağlamadığı konusunda kesin bir karara varmak güçtür. Bu nedenle, örneklem sayısının büyük olduğu , proloterapi ile diğer tedavi seçeneklerini karşılaştıran , iyi dizayn edilmiş, yeni yüksek kalite çalışmalara ihtiyaç vardır.

AğrıDiyatermiFizik tedavi+5
Rıdvan İşik
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci karpometakarpal eklem osteoartozunda trapeziektomi ve tendon interpozisyon/süspansiyon artroplastisi sonuçları

ÖZET Birinci parmağın karpometakarpal (KMK) eklemi insan elinin kavrama konusundaki üstünlüğünü sağlamada çok önemli ve karakteristik bir fonksiyona sahip, eyer tipinde ve geniş hareket açıklığına sahip bir eklemdir. Başparmağın en tabanında yer alan bu eklem hayat boyu çok farklı fiziksel streslere maruz kalmaktadır. Osteoartroz, romatoid artrit, kapsüler ligamentöz yapıların postmenapozal laksitesi gibi durumlar bu önemli eklem yüzeyinin subluksasyonu ve ilerleyen dislokasyonuna neden olabilmekte, rotasyon aksının yer değiştirmesi ve kas kuvvetlerinin anormal etkilerinin ortaya çıkması ile artroz süreci geri dönülmez bir hal almaktadır. Birinci parmak KMK eklem osteoartrozuna günlük ortopedi kliniğinde çok sık rastlanır ve genellikle postmenapozal kadınlarda görülmesi ile öne çıkan bir patolojidir. Erkeklerde %7 insidansla bildirilmiş olan radyografik osteoartroz prevelansı postmenapozal kadın popülasyonunda %33'e yükselmektedir. Birinci karpometakarpal eklem osteoartrozu nedeniyle ortalama cerrahi uygulanma yaşı 60 olmakla birlikte erkeklere uygulanan cerrahi insidansı radyografik insidansa oranla daha da fazladır. Çalışmamızda bu hastalığın cerrahi tedavisinde uygulanan trapeziektomi ve tendon interpozisyon/süspansiyon artroplastisi operasyonunun sonuçları retrospektif bir olgu-kontrol çalışması ile değerlendirilmiş, değerlendirme genel veriler, hareket açıklığı ve kuvvet değerlendirmesi, ağrı ve memnuniyet skorlamaları üzerinden yapılmıştır. Sonuç olarak çalışmamızda bu operasyonun ağrılı KMK eklem osteoartrozunda doğru endikasyonlarla uygulandığında ağrının %82 oranında azaltılması, % 15,2 fleksiyon kaybı, %19,7 ekstansiyon kaybı, %6,9 abdüksiyon kaybı ile tatmin edici düzeyde hareket açıklığı korunması, farklı gruplarda analiz edildiğinde %71 -%105 oranında kuvvet korunması özellikleri ile son derece etkin ve geçerli bir tedavi yöntemi olduğu gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Birinci karpometakarpal eklem, Rizartroz, Trapeziektomi, Ligaman rekonstrüksiyonu ve tendon interpozisyonu, Süspansiyonplasti.

Başparmak-elBilekBilek eklemi+7
Hakan Aycan
Ege University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Osteoartrit hastalarında triptofan metabolizması, inflamasyon ve oksidatif stres

Osteoartrit (OA) aşınmaya bağlı bir hastalık olmaktan çok daha karmaşık, metabolik ve biyokimyasal mekanizmaların rol aldığı bir eklem hastalığıdır. Hastalığın gelişiminde yaşlanma, obezite ve eklem yaralanması OA için ana risk faktörleridir. Yüksek prevalansa rağmen, şu anda hastalığı tamamen ortadan kaldırıcı ya da onarıcı herhangi bir ilaç mevcut değildir. OA ile ilişkili biyobelirteçlerin tanımlanması, bu hastalığın altında yatan etiyoloji ve patogenezi daha iyi anlamamızı sağlayabilir. Çalışmamızın amacı OA'lı hastalarda triptofan-kinurenin yolunun, inflamasyon ve oksidatif stres ile ilişkisinin olup olmadığını gözlemlemektir. Çalışmaya 52 hasta ve 26 kontrol olmak üzere toplam 78 katılımcı dahil edilmiştir. Hasta ve kontrol gruplarının Triptofan, Kinürenin, TNF-α, IL-36α, Neopterin, Oksidatif stres belirteci olan malondialdehid (MDA), süperoksid dismutaz (SOD) ve katalaz (CAT) düzeyleri ölçülmüştür. Ölçülen değerler hasta ve kontrol grupları arasında karşılaştırıldığında, hasta grubunun ve kontrol grubunun değerleri sırasıyla SOD (10,79±3,6 U/L ve 10,39±3,56 U/L), CAT (0,0182±0,0156 U/L ve 0,0115±0,0162 U/L), MDA (5,89±0,83mmol/L ve 5,27±0,99 mmol/L), Kinürenin (86555,15±68721,75 ng/L ve 107489,51±77298,98 ng/L), Neopterin (43,57±57,85 ng/L ve 37,84±44,65 ng/L), IL36α (0,2±0,22 ng/L ve 0,15±0,03 ng/L), Triptofan (20,21±14,64 ng/L ve 22,61±10,4 ng/L) TNF α (43,77±184,13 ng/L ve 95,21±440,82 ng/L) olarak saptanmıştır. Ölçülen bu değerlerden hasta ve kontrol grupları arasında MDA değerlerine benzer bir biçimde, IL-36α, Triptofan değerlerinin de istatistik olarak farklılık gösterdiği görülmektedir (p<0,05). Tez çalışması bulgularına göre OA hastalarında, IL-36α, Triptofan parametrelerinin belirlenmesi ve biyomarker olarak kullanılmasının anlamlı ve değerli olabileceği sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte, elde edilen sonuçların desteklenmesi için daha geniş hasta tabanlı araştırma çalışmalarına gereksinim duyulmaktadır.

Oksidatif stresOsteoartritTriptofan+2
Yasemin Apak
Mersin University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Diz osteoartriti ile ayak bileği ve ayak yapıları arasındaki ilişkinin radyografi/MR görüntüleme ile incelenmesi

Kıkırdak dejenerasyonu ile karakterize osteoartritten diz eklemi sıklıkla etkilenmektedir. Diz osteoartrit hastalarındaki dejeneratif değişiklikler, kapalı kinetik zincir aktivitesi içinde birlikte görev yaptığı ayağın mekanik uyum ve fonksiyonunu etkileyebileceği gibi ayak deformiteleri de diz osteoartritinde etki sahibidir. Bu çalışmada diz osteoartritli bireylerin ayak-ayak bileği yapıları klinik, radyografik ve MRG ile değerlendirilerek diz osteoartriti ile ayak kompleksi arasındaki bağlantının tespit edilmesi amaçlandı. Çalışmaya Necmettin Erbakan Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon kliniğine diz ağrısı şikayetiyle başvuran, 40-69 yaş aralığında, 101 birey dahil edildi. Bireylerden demografik bilgiler elde edildi. Klinik muayene sırasında demografik bilgiler elde edildi ve ayak postür indeksi ile ayak pozisyonu belirlendi. Radyolojik muayene ile diz osteoartriti Kellgren Lawrence skalasına göre derecelendirildi ve ayak radyografilerinden ayak açı ölçümleri alındı. Ayak MRG ile ayakta karşılaşılan patolojiler raporlandı ve MRG görüntülerinden ayak bileği eklemini kateden tendonların kesit alanları ölçüldü. Yaş grubu, eğitim ve meslek parametrelerinde cinsiyetler arasındaki fark anlamlı bulundu (p<0,05). Düşük eğitim seviyesi, diz fleksiyonunu gerektiren meslekler, yüksek vücut kitle indeksi ve kadın olmak diz osteoartriti için risk teşkil ettiği tespit edildi. Ayak postür indeksi ile değerlendirilen diz osteoartritli hastaların sıklıkla nötral ayak postürüne sahip olduğu saptandı. On iki farklı açı ile değerlendirilen radyografilerde sadece talokalkaneal açı verilerine göre hastaların çoğunun ayak pronasyonuna işaret eden valgus deformitesi görüldü. Diğer açılara göre ise klinik değerlendirmeye benzer şekilde ayakların çoğunun nötral pozisyonda olduğu belirlendi. Tibialis anterior ve tibialis posterior kesit alanlarının proksimalden distale doğru azaldığı, flexor hallucis longus, fibularis longus, fibularis brevis ve tendo calcaneus kesit alanlarının ise genel olarak arttığı gözlendi. Tendo calcaneus kesit alanı kadınlarda, tüm yaş gruplarında, hafif simetrik ve ağır asimetrik diz osteoartritli hastalarda, nötral ayaklarda sağ tarafta daha kalındı. Diğer tendon kesitleri ile ilgili farklılıklar saptansa da bu farklılıklar tutarlı ve anlamlı değildi. Diz osteoartritli hastalarda plantar topuk kalınlığı, 1,78 cm olarak tespit edildi. Tedavi edilmediğinde osteoartrit insidansını artıran bazı dejenerasyonların (subkondral ödem, meduller ödem, kemik iliği ödemi, osteokondral lezyon, kistik dejeneratif değişiklik) MRG'de raporlandığı gözlendi. Aynı zamanda osteoartritli bireylerde sinus tarsi sendromu (%13,09), epin kalkanei (%26,19), tarsal koalisyon (%26,78), tenosinovit (%33,33) ve ligament dejenerasyonları (%28,57) tespit edildi. Tenosinovitin çoğunlukla tibialis posterior, flexor hallucis longus, fibularis brevis ve fibularis longus'un tendonlarını tuttuğu gözlendi. Ligament dejenerasyonunda çoğunlukla ligamentum talofibulare anterior ve ligamentum deltoideum'da kalınlaşma ve/veya zedelenme tespit edildi. Diz osteoartritli hastaların ayakları nötral pozisyonda olmasına rağmen, diz-ayak ilişkisinden kaynaklı olarak, patolojiye daha yatkındır. Diz osteoartritli bireylerde oluşan ya da oluşabilecek ayak deformitelerine dikkat çekilmesinin, dizdeki osteoartrit seyrini yavaşlatacağı, ayakta ve dizde sekonder bir problemin oluşmasına engel olacağı kanaatindeyiz. Diz osteoartritli hastaların tedavi protokollerine karar vermeden önce ayak kompleksinin de değerlendirilmesi ile tedavi başarısı da artacaktır.

AyakAyak bileğiKıkırdak+4
Ümmühan Yağmurkaya
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Medial kompartman gonartrozunda oxford faz 3 unikompartmantal protezin orta dönem klinik ve radyolojik sonuçları

İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde Eylül 2005-Mart 2011 tarihleri arasında ameliyat edilip en az 6 aylık takipleri tamamlanan 54 hastanın 72 dizine Faz 3 Oxford Unikompartmantal Diz Protezi (Oxford Partial Knee, Biomet Orthopedics, Bridgend, UK) uygulandı. Hastaların 47'si(%87) kadın, 7'si(%13) erkek idi. Hastaların ortalama yaşı 53,4 (47-79) idi. Hastaların ortalama vücut kitle indeksi 27,62(23,53-30,87) olarak bulunmuştur.Hastaların 15'inin sol dizine, 21'inin sağ dizine, 18'inin her iki dizine unikompartmantal diz protezi ameliyatı uygulandı. Hastaların ortalama takip süresi 39,8 ay (8-72 ay) idi.Hastaların orta dönem klinik ve radyolojik sonuçları değerlendirildi.Oxford Diz Skoru'na göre yapılan değerlendirmede diz skoru, ameliyat öncesi dönemde ortalama 14.18(5-22) idi. Ameliyat sonrası dönemde ise ortalama 43.64(38-48) olarak bulundu.Hospital for Special Surgery Skoru'na göre yapılan değerlendirmede diz skoru, ameliyat öncesi dönemde ortalama 53.21 (38-69) idi. Ameliyat sonrası dönemde ise ortalama 95.74(86-100) olarak bulundu. Hastaların 39'unda (%72.22) mükemmel, 15'inde(%27.78) ise iyi sonuç elde edildi.Diz Cemiyeti Skorlamasına göre yapılan değerlendirmede hastaların ameliyat öncesi ortalama diz skoru 55.11 (43-68) idi. Ameliyat sonrası dönemde ise ortalama 96.71 (88-100) olarak bulundu. Hastaların 51'sinde(%94.44) mükemmel, 3'sinde(%5.56) iyi sonuç elde edildi.Hastaların Diz Cemiyeti Skorlaması fonksiyonel skoru, ameliyat öncesi dönemde ortalama 52.76 (41-67) idi. Ameliyat sonrası dönemde ise ortalama 89.62 (81-99) olarak bulundu.Radyolojik değerlendirmede Oxford değerlendirme kriterleri kullanılmıştır. Radyolojik değerlendirmede en sık yapılan hatanın femoral komponentin sagittal plandaki yerleştirilmesi olduğu saptandı. Hiçbir hastada radyolojik olarak gevşeme bulgusuna rastlanmadı. Radyolojik ölçüm sonuçları ile hastaların klinik sonuçları arasında korrelasyon saptanmadı.Eklem hareket açıklığı ameliyat öncesi dönemde ortalama 120,38 (105-130) idi. Ameliyat sonrası dönemde ise ortalama 129,02 (115-140) olarak bulundu.Sonuç olarak, unikompartmantal diz protezi medial kompartman gonartrozunda düşük morbidite, minimal kemik ve yumuşak doku rezeksiyonu, yüksek hasta memnuniyeti ve en azından mevcut hareket açıklığını koruyabilmesi gibi önemli avantajlara sahiptir. Fakat cerrahi teknik hassasiyetleri nedeniyle, öğrenme eğrisi döneminde komplikasyonlarla göreceli olarak sık karşılaşılabilmektedir. Tecrübe arttıkça bu tip komplikasyonlar da en aza inmekte ve daha iyi klinik sonuçlar elde edilmektedir.

Diz eklemiDiz proteziOrtopedik cerrahi+1
Sinan Karaca
Demiroğlu Bilim University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Simülasyon yöntemiyle, lomber ponksiyon işleminde, konvansiyonel yaklaşım, ultrason eşliğinde statik ve dinamik yaklaşım başarı oranlarının karşılaştırılması

Amaç: Lomber ponksiyon (LP), çocuk ve yetişkin acil servislerde sık kullanılan prosedürlerden birisidir. Bu işlemin hızlı ve başarılı şekilde yapılabilmesi oldukça önemlidir. Acil servislerde sık yapılan bir işlem olmasına rağmen başarılı LP oranı düşüktür ve travmatik LP oranı yüksektir. Başarısız ve/veya travmatik LP işlemi; laboratuvar sonuçların yanlış yorumlanması, gereksiz antibiyotik kullanımı, uzamış hastane yatışı, ağrı, hematom, enfeksiyon ve sinir hasarı gibi komplikasyonlara yol açabilir. Oluşabilecek ciddi komplikasyonlar nedeniyle LP işleminin başarılı bir şekilde yapılması önemlidir. LP işlemi sırasında rutin pratikte kullanılan bazı teknikler mevcuttur. Bunlar konvansiyonel (geleneksel) yöntem ve ultrason kullanılan teknikler olarak tanımlanabilir. Yapılan çalışmalar çocuk ve erişkinde ultrason kullanılan yöntemlerin LP başarı oranını artırdığı göstermiştir. Ayrıca bu çalışmalarda ultrason yardımlı (statik) yöntemin; işlem hızını, ilk giriş başarısını ve hasta konforunu artırdığı, travmatik işlem sayısını ve sinir hasarını azalttığı gösterilmiştir. Literatürde daha çok konvansiyonel yöntem ile ultrason yardımlı (statik) yöntemin karşılaştırıldığı çalışmalar mevcuttur. Yetişkin hastalarda LP işlemi sırasında ultrason kılavuzlu (dinamik) yöntemin kullanılmasına dair çalışmalar literatürde mevcut değildir. Bu çalışmada, acil tıp araştırma görevlilerinin (ATAG) lomber ponksiyon modeli (LPM) üzerinde yaptıkları LP işlemi sırasında kullanılan ultrason kılavuzlu (dinamik) yöntemin, LP başarısı açısından geleneksel ve ultrason yardımlı (statik) yönteme üstünlüğünün olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya dahil olan 24 ATAG temel ve ileri ultrasonografi konusunda yeterlilik sahibi ve eğitici kimliği olan bir acil tıp uzmanı tarafından hem teorik hem de hasta başı uygulamalı olarak farklı yöntemlerle (KY, UYSY, UKDY) LP eğitimi verildi. Daha sonra tarafımızca LPM oluşturuldu ve standardize edildi. Gönüllü katılımcılardan LPM üzerinde KY, UYSY ve UKDY ile LP işlemi yapmaları istendi. LP işlemi, intervertebral aralığın belirlenmesi işlemleri ile başladı ve LPM'den spinal iğnenin tamamen çıkışı ile sonlandırıldı.Araştırma yürütücüsü tarafından işlem başarısı, ilk giriş başarısı, işlem hızı (saniye), travmatik işlem sayısı ve komplikasyon olup olmaması not edildi. Her uygulayıcıya iki girişim hakkı verildi. İğnenin modele girişinden sonra dışarı tamamen çıkması bir girişim olarak değerlendirildi. İğnenin içeride yönlendirmesi ek girişim olarak kabul edilmedi. İşlem başarısı iğneden BOS'u temsil eden serum fizyolojik (SF) gelip gelmemesine göre değerlendirildi. Eğer iki deneme sonucunda SF elde edilemezse işlem başarısız sayıldı. İki işlemin herhangi birinde SF elde edilmesi başarılı olarak kabul edildi. İlk denemede SF elde edilmesi ise ilk giriş başarısı olarak değerlendirildi. Uygulama süresi araştırmacı tarafından kronometre ile takip edildi ve kaydedildi. Uygulayıcı model başına geçip uygun vertebral aralığı bulmak için palpasyon veya ultrason yöntemlerinden birini kullanmaya başladığı an süre başlatıldı. Daha sonra iğne girişi ve başarılı veya başarısız işlem sonucu geçen süre de kaydedildi. Eğer işlem sırasında LPM üzerinden BOS'u temsil eden SF sızıntısı olursa ve/veya iğne hasarlanırsa komplikasyon olarak kabul edildi. ATAG, LP eğitimi alıp LPM üzerinde ilk işlemlerini yaptıktan bir hafta sonra tekrar işleme alındı. Hangi uygulayıcının hangi sırayla hangi yöntemi kullanacağı bilgisayar tabanlı randomizasyon sağlayan bir program üzerinden tekrar belirlendi. Önceki işlemlerdeki ile benzer şekilde veriler toplandı ve kaydedildi. Çalışma sonunda LP başarı oranı, ilk giriş başarı oranı, giriş sayısı, işlem süresi, travmatik işlem sayısı ve komplikasyon oranı değerlendirildi. Ayrıca bir hafta sonra tekrarlayan işlemler sonucunda elde edilen veriler de ilk grubun verileri ile karşılaştırıldı. Burada eğitim sonrası pratik yapılmasının sonradan tekrarlayan işlemlerdeki başarılara etkisine bakıldı. Çalışmanın sonunda ise uygulayıcılara anket uygulandı. Çalışmayla ilgili fikirleri soruldu. Bulgular: Çalışmaya alınan 24 katılımcının 9'u ise kadın (%27,5), 15 ise erkektir (%62,5). 24 katılımcının ortanca yaş değeri 27,5 (27-28) idi. 24 katılımcının asistanlık sürelerine bakıldığında <1 yıl 9 (%37,5) , ≥ 1 yıl 15 (%62,5) olarak dağılım göstermektedir. 24 katılımcı içinde ≥ 5 sayıda LP işlemi yapmış olanların sayısı 10 (%42,7), <5 sayıda LP işlemi yapmış olanların sayısı 14 (%53,7) tür. Çalışmamızın primer sonlanım noktası başarı oranıydı. 24 ATAG birinci işlemde UKDY ile gerçekleştirdikleri LP işleminde 20 başarılı girişim sağlandı (p=0,514). İkinci işlemde 21 başarılı işlem gerçekleştirildi (p=0,692). Birinci ve ikinci işlemde diğer yöntemler ile UKDY arasında başarı açısından anlamlı bir fark saptanmadı. İkinci işlemde artan başarı oranında da istatistiksel anlamlılık bulunamadı (p=0,833). İlk giriş başarısı açısından UKDY kullanılan LP işlemlerine bakıldığında birinci işlemde 15 uygulama, ikinci işlemde 17 uygulama ilk giriş başarısı ile sonuçlandı. Her iki işlemde ilk giriş başarısı açısından istatistiksel anlamlılık saptanmadı. İkinci işlemde artan ilk giriş başarısı iki işlem arası değerlendirmeye tabi tutulduğunda istatistiksel anlamlılık saptanmadı (p=0,166). Birinci ve ikinci işlemde de giriş sayısı daha fazla olan yöntem UKDY'ydi. Ancak istatistiki anlamlılık yoktu. İkinci işlemde girişim sayısı azalmasına rağmen birinci ve ikinci işlem karşılaştırıldığında giriş sayısındaki azalmada istatistiksel anlamlılık saptanmadı (p=0,317). Birinci ve ikinci işlemde işlem hızı saniye olarak en yavaş olan yöntem UKDY'ydi (Median süre 177,5 e karşı 165,5). İkinci işlemde işlem hızında düşüş olmasına rağmen istatistiksel anlamlılık yoktu (p=0,308). Travmatik işlem sayısı açısından UKDY'de birinci işlemde 9, ikinci işlemde 7 travmatik LP kaydedildi. İki işlem karşılaştırıldığında travmatik işlem sayısındaki düşüş istatiksel olarak anlamlıydı (p=0,034). Ancak birinci ve ikinci işlemde yöntemler arası travmatik işlem oranı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. UKDY kullanılan birinci işlemde 2, ikinci işlemde 1 komplikasyon gerçekleşti. Ancak diğer yöntemlerle karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlılık saptanmadı. Başarı oranları açısından 3 yöntem arasında istatistiki anlamlılık yoktu. İlk giriş başarısı açısından birinci işlemde istatistiksel olarak UYSY daha başarılıydı (p=0,042). Ancak iki işlem arasında fark saptanmadı. Giriş sayısı açısından UYSY'de birinci işlem sırasında daha az giriş ile başarılı işlem sağlandı (p=0,042). Ancak birinci ve ikinci işlem arasında anlamlı fark yoktu. Tüm yöntemler arasında KY en hızlı yöntemdi (p<0,005). USG kullanılan yöntemler karşılaştırıldığında UYSY daha hızlıydı (p<0,005). Travmatik işlem ve komplikasyon oranları açısından yöntemler arasında istatistiksel anlamlılık saptanmadı . Uygulayıcıların kıdemli (≥1 yıl çalışma süresi) ve çömez (<1 yıl çalışma süresi) olmasına göre yöntemler arası karşılaştırma sonucunda; kıdemli asistanların birinci işlem sonucunda UYSY ile yapılan LP işlemlerde ilk giriş başarıları daha yüksektir (p=0,042). Kıdemli asistanlar KY ile birinci LP işlemini daha az giriş sayısı ile başarılı olarak gerçekleştirmişlerdir (p=0,042). Medyan işlem hızına bakıldığında ise hem KY'de (p<0,005) hem UYSY'de (p<0,005) kıdemli asistanlar LP işlemini daha hızlı gerçekleştirmişlerdir. Ayrıca ikinci işlemde anlamlı ölçüde KY ve UYSY'de işlemlerini daha hızlı yapmışlardır (p<0,005). Çalışma sonrası uygulanan anket sonuçlarına göre çalışmaya katılan ATAG çalışma öncesi verilen LP ve USG eğitimin faydalı buldu ve eğitim aldıktan sonra ve LPM üzerinde çalışmayı gerçekleştirdikten sonra LP işlemi açısından özgüvenlerinin arttığını belirttiler. Sonuç: LP işlemi sırasında kullanılan üç yöntemden UKDY ile yapılan işlemlerde KY ve UYSY ile yapılan işlemlere göre başarı oranı, ilk giriş başarısı, giriş sayısı, işlem hızı, travmatik işlem oranı ve komplikasyon oranı açısından istatistiksel bir fark saptanmadı. Ancak elde ettiğimiz verilerden yaptığımız çıkarımda LP işlemi sırasında gerçek zamanlı USG kullanımı zor ve zaman alan bir yöntemdir. Bu nedenle acil servis gibi hızlı ve doğru tanı ve tedavinin gerektiği bir klinikte bu kadar zaman alan ve uygulaması zor bir tekniği olan yöntemi önermiyoruz. İleride bu konu ile ilgili yapılacak daha kapsamlı ve örneklem sayısı daha büyük çalışmalar ile tekniğin geliştirilebileceğini ve istatistiksel olarak daha güçlü sonuçlar çıkarılabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: LP, konvansiyonel yöntem, statik ultrason, dinamik ultrason, simülasyon , lomber ponksiyon modeli

BenzetimEnjeksiyonlarOsteoartrit+3
Şefik Meriç Uysal
Ankara University
2023
00

Related subjects