France

145 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Voltaire ve Diderot'nun din anlayışları

Kant'ın "aklını kullanma cesareti göster" mottosu ile özdeşleşen aydınlanma, Avrupa tarihi açısından belli bir dönemin adı olduğu kadar; bir düşünüş tarzı, birey, toplum ve siyaset tasarımı anlamına da gelmektedir. 18. yüzyıla damgasını vuran aydınlanma dönemi için söylenebilecek ilk şey tek bir aydınlanmanın değil, farklı ülke gelenekleri ile şekillenmiş aydınlanma düşünüşlerinin olduğudur. Aydınlanma dönemi olarak bahsedilen 18 yy'da farklı değerlerin ve ilkelerin daha fazla öne çıkarıldığı Fransız, Alman, İskoç, Amerikan tarzı aydınlanmalardan bahsedilebilir. Her bir aydınlanma geleneği kendi toplumuna damgasını vurmuş, kendi toplumunun kültürel, siyasal ve birey anlayışını yansıtmış, önemli felsefecilerin çalışmaları ile şekillenmiş, kendine özgü ilkeleri öne çıkartmıştır. Farklı aydınlanmaların ortaya çıkışında toplumların tarihi, kültürel yapısı, siyasal yapısı, sınıfsal yapısı hatta ekonomik yapısındaki değişim dönüşüm belirleyici olmuştur. Farklı noktalarla birlikte her bir aydınlanma akılcılığı öne çıkartarak, bireyci düşünceyi, geleneksel politik ve toplumsal yapıları dönüştürmeyi ve metafizikten kurtulmayı murat etmiştir. Her bir aydınlanma belirlediği temel ilkeler çerçevesinde toplumun, bireyin ve politik yaşamın farklı yöntemlerle yeniden şekillendirilebileceğini düşündürtmek istemiştir. Tezin konusu, salt akıl, mantık, bilimsel yöntem, dinin sorgulanması temalarını öne çıkartan Fransız aydınlanması ve onun iki önemli temsilcisi Voltaire ve Diderot'nun düşüncelerinde din, birey, toplum, akıl, hoşgörü, özgürlük kavramlarının nasıl ele alındığının incelenmesidir. Her iki düşünür aklı öne çıkartarak politik ve toplumsal yapıyı dönüştürmek istemiştir. Voltaire din konusunda daha deist çizgide yer alırken; Diderot din konusundaki farklı görüşlere saygı duymakla birlikte fikren ateizme daha yakın bir yerde durmaktadır. Anahtar Kelimeler: Fransız Aydınlanması, Voltaire, Diderot, Din, Özgürlük

AydınlanmaAydınlanma felsefesiDiderot, Denis+5
Seray Altun
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessFR

Communication interculturelle dans l'enseignement de langue etrangere : Analyse des opinions des enseignants à travers les exemples de la France et de la Turquie

Nowadays, the borders among countries are gradually disappearing by the effects of communication technologies and globalization. Therefore, intercultural communication is now a necessity in the international platform. To preserve cultural diversity by developing the concepts of "other" conscious and "respect" to different cultures, with reference to be aware of his/her own culture and to identity-conscious, is among the motives forming the basics of intercultural communication. In that point, as it is stated in The Common European Framework of Reference for Languages (CEFR), current foreign language curriculum should be prepared appropriate to the goal and practices of acquiring intercultural communication skills. Without doubt, the teachers have the biggest responsibility in making students attain these skills as well as in every educational process. The aim of the study is to define, to investigate, and to compare the views of foreign language teachers on international communication. A qualitative case study, which enabled us to define the views of foreign language instructors on international communication skills in foreign language teaching, was carried out to reach that aim. The instructors were chosen from France and Turkey. In this context, twenty instructors, seven instructors from the Department of French Language and six instructors from the Department of English Language of Jean Jaurès University in France, Toulouse, six instructors from the Department of French Language of Anadolu University School of Foreign Language Teaching, in Turkey, were firstly given a questionnaire to obtain their general opinions on the issue. Then, a semi-structured interview, based on the questionnaire, was applied in order to examine the opinions in details. The data was obtained in eighteen months. At the end of the data analysis, five main themes (relationship language-culture, intercultural communication practices in foreign language teaching, difficulties in intercultural communication practices, pedagogic documents, teacher and intercultural communication) and twenty seven subthemes were determined. It was found that cultural identity is an important factor that affects the world view, thought system, language use, and behaviour pattern in society. Nonverbal cues also carry meaning and convey messages between speakers during communication, such as verbal cues. References, arising from cultural differences that vary from culture to culture, sometimes cause different interpretations and even misunderstandings. In foreign language education, intercultural communication skill contributes to the development of the other consciousness that leads the student to recognize and to interact with what is different from himself. Teachers who are an intermediary also among all students who come from different cultures as well as the target and source culture play a leading role in the development of intercultural communication skill in foreign language teaching process. Teacher is responsible for students' recognising their own identity by discovering their cultural codes, and developing the consciousness of other and relativity through the target language-culture. In this regard, all the teachers who participated in the study were observed to have experienced difficulties in including the intercultural approach into their courses, even though they were aware of the function of foreign language teaching of intercultural communication to a certain level. On the other hand, it was revealed that none of the participants received any training on intercultural communication. In our study it was found that the teachers in three different contexts generally agreed upon language-culture relation, intercultural communication practices, difficulties they encountered in these practices, and course materials although each of the teachers gave examples from their own contexts; however, they were found to have disaccorded on the issues such as teacher competence, abroad experience, objectivity and impartiality within the scope of intercultural communication. However, these differences were not found in the comparison groups but among the participants of within each group. Keywords: Intercultural communication, Communication skill, Foreign language teaching, Teachers' opinions

Gizem Köşker
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Girişimcilik eğitiminin ilköğretim programlarına konulmasına yönelik model önerisi

Giderek artan bir değer olarak girişimcilik, ekonomik kalkınmanın ve yeniliğin yapıtaşı olarak görülmektedir. Girişimcilik becerilerinin küçük yaşlardan itibaren kazandırılmaya başlanması, gençlerin yeni işler kurma eğilimlerini güçlendirecektir. Bu araştırmada, ilköğretim düzeyinde girişimcilik derslerinin tasarlanıp, eğitim programlarına dâhil edilmesi ve böylece girişimcilik kültürünün yaygınlaştırılmasına katkı sağlamak amaçlanmıştır. Bundan dolayı, girişimcilik eğitimini ilköğretim programlarında uygulayan ülkeler ve çocuk girişimciliği üzerine yazılmış kitaplar incelenerek karşılaştırmalar yapılmıştır. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması desenine göre desenlenmiştir. Almanya, Avusturya, Fransa, Finlandiya ilköğretim girişimcilik eğitimleri bütüncül çoklu durum desenine uygun olarak incelenmiş, Türkiye'deki eksik uygulamalar tespit edilerek Türkiye için bir model önerisi sunulmuştur.

AlmanyaDers programlarıEğitim+7
Burcu Uğur
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ülke imajı ve etnosentrizmin marka imajı üzerindeki etkisi: Peugeot örneği

Günümüz gelişen dünyasında markaların piyasada pazar payı elde edebilmeleri ve elde ettikleri pazar paylarını güçlendirmeleri için çeşitli çalışmalar yaptıkları bilinmektedir. Marka, işletmenin sahip olduğu en büyük varlıklarındandır. Marka imajı ise işletmenin müşteriler tarafından nasıl algılandığını anlatan bir terim olarak karşımıza çıkmaktadır. Marka imajı çeşitli faktörlerden etkilenmektedir. Özellikle uluslararası pazarlarda bu faktörlerden en önemlileri, ülke imajı ve etnosentrizmdir. Ülkenin sahip olduğu imaj, markalarını da etkilemektedir. İyi bir imaja sahip ülkelerin markaları da tüketiciler tarafından olumlu algılanmaktadır. Tüketicilerin sahip oldukları etnosentrik düşünceler de yabancı markaların tüketiciler tarafından algılanma şekline yön verebilmektedir. Etnosentrik düşüncelere sahip tüketicilerin, kendi ülkesinde üretilmiş mal ve hizmetlere olumlu yaklaşırken, yabancı ülke mallarına karşı önyargıyla yaklaştıkları ve ekonomik nedenler yüzünden yabancı ürünler kullanmadıkları düşünülmektedir. Araştırmada nicel araştırma yaklaşımı benimsenmiştir. Nicel araştırma yöntemlerinden anketten yararlanılmıştır. Oluşturulan anket 400 katılımcıya uygulanmıştır. Fransa ülke imajı, Fransız ürünleri genel imajı ve etnosentrizmin Fransız markalarından Peugeot marka imajını etkileyip etkilemediğini ve eğer etkiliyorsa nasıl etkilediği incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre Fransa imajının, Peugeot ürününe özel imajı etkilemediğini fakat Peugeot pazar konumuna özel imajı etkilediğini; Etnosentrizmin ise Peugeot ürününe özel imajı ve Peugeot pazar konumuna özel imajı etkilediği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ülke imajı, Marka imajı, Etnosentrizm, Peugeot, Fransa

EtnosentrizmFransaMarka imajı+5
Deniz Kırmızı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

34-2/11 numaralı Düveli Ecnebiye Defterine göre H 1155-1169 yılları arasında Osmanlı-Fransız ticari ilişkileri

Osmanlı-Fransız ticari ilişkilerinde kapitülasyonlar önemli bir yere sahiptir. İki devlet arasında yapılan kapitülasyon anlaşmasıyla birlikte sosyal, ekonomik ve siyasi ilişkiler kurulmuş ve yenilenen kapitülasyonlarla da bu ilişkiler daha da gelişmiştir. Fransızların elde ettiği 1740 kapitülasyonlarının diğer Avrupalı devletlerle yapılanlara oranla daha kapsamlı oluşu Osmanlı Devleti ile olan ticari ilişkilerinde onları daha ayrıcalıklı bir konuma getirmiştir. Çalışmamızda 34/2 no'lu Fransa Ahkam defterinde bulunan ferman kayıtları esas alınarak ve konu ile alakalı farklı kaynaklardan da yararlanılarak. Osmanlı-Fransız ilişkileri ve Fransızlara verilen en kapsamlı kapitülasyon olan 1740 Kapitülasyonlarının özellikleri ve nasıl uygulandığı, özellikle ihlali durumunda ortaya çıkan sorunlar üzerinde durulmuştur. Yine bu bağlamda Fransız yetkililer (elçi, konsolos), tercüman, tüccar ve vatandaşların konumu ve statülerinden bahsedilmektedir.

DefterlerDüvel-i Ecnebiye DefteriFransa+5
Nergiz Şahin
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Endülüs-Fransa bölgesi ilişkileri

Emeviler'in kuzey Afrika fetihlerinin sonucunda İspanya'da kurmuş olduğu medeniyet uzun yıllar yaşamıştır. Ancak tarih tekrar tekerrür etmiş ve kurulan bu medeniyet zirveye ulaştığı bir dönemde yıkılmaktan kurtulamamıştır. Müslümanların Fransa'da bulunan Narbonne bölgesini üst edinmesiyle beraber, Kuzey Endülüs'te ve çoğunlukla bugün ki Fransa topraklarında varlıklarını arttırmışlardır. Marsilya, Lyon, Toulouse gibi şehirlerde uzun yıllar kalan Endülüslü Müslümanlar buralarda önemli zaferler kazanmışlardır. Şam merkezli Emevi devletinin yıkılmaya yüz tutmasıyla beraber ortaya çıkan Endülüs Emevi devleti de Fransa topraklarında kalabilmiştir. Ancak Endülüs Emevi devletinin de gerilemeye başladığı bu dönemde, bir grup Müslüman denizci Fraxinetum'da küçük bir emirlik kurmuş ve Güney Fransa'da hatırı sayılır işler yapmışlardır. Son olarak hem güney Fransa'da hem de İspanya'da ki güçlerini kaybeden Müslümanlar, sürgün edilmeye başlamıştır. İspanya'dan kara yoluyla Fransa'ya göç eden Moriskolar, Fransa'da da umduğunu bulamayınca Osmanlı devletinden yardım talebinde bulunmuştur. Osmanlı devletini girişimiyle de Fransa'da yaşayan Moriskolar güvenli bir şekilde farklı yerlere göç edebilmiştir. Fakat ne acıdır ki büyük başarılar kazandıkları Endülüs'te, Müslümanlar artık mülteci konumuna düşmüş ve nice eziyete maruz kalmışlardır.

EndülüsFransaMorisko+3
Bahadır Şahin
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gabriel Faure'nin müziği ve 1. keman sonatı

Faure vokal müzik ve oda müziği alanlarında önemli eserler veren gelişmekte olan çalgı müziğine yazmış olduğu sonatları ile büyük katkı sağlayan bir bestecidir. Fransız müzik ekolünün oluşmasına ve gelişmesine katkı sağlayan en önemli isimlerden biridir. Bu çalışmada ele alınan Faure'nin (op.13) 1. Keman sonatı, keman edebiyatının önemli eserlerinden biridir ve günümüzde de en çok çalınan keman sonatları arasında yer alır. Türkiye'de de sık sık seslendirilen sonat ile ilgili herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Çalışmanın ilk bölümünde Faure'nin kısaca hayatı ve müziği, ikinci bölümde 19.yüzyılda Fransa'daki müzik hareketleri ve çalgı müziğinin gelişimi, son bölümde de Faure'nin 1.Keman Sonatı incelenmiştir.

Faure, GabrielFransaFransız müziği+3
Özgür Özkök
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Turizm gelirleri ve yoksulluk riski arasındaki ilişkiyi belirlemeye yönelik bir araştırma: İspanya ve Fransa örneği

Yoksulluk dünyada büyük bir sosyal ve ekonomik sorundur. Hükümetler ve politika geliştiriciler bu sorunun her biçimiyle her yerden ortadan kaldırılmasını hedeflemektedir. Ancak yoksulluk literatürüne bakıldığında yeni bir kavram olmadığı çok eski topluluklarda bile yoksulluğun var olduğu bilinmektedir. Başka bir ifadeyle yoksulluktan kaçış, dünyanın kalkınma gündeminin hala en üstünde yer almaktadır. Turizm sektörünün ekonomiye olan etkileri farklı araştırmalarla ortaya konmuştur. Ancak turizmin yoksulluğu gidermedeki rolü tüm Dünya'da farklı yönleriyle hala tartışılmaktadır. Bu yönüyle gerçekleştirilen çalışmada turizm gelirleri ile yoksulluk riski arasındaki ilişki ortaya konmuştur. Bu kapsamda Avrupa'da en fazla turizm gelirine sahip olan Fransa ve İspanya'ya odaklanılmıştır. Araştırma sonucunda Fransa'nın turizm geliri ile gini katsayısı, yoksulluk riski ve kişi başı gayri safi yurt içi hasıla arasında herhangi bir nedenselliğin olmadığı görülmüştür. Bununla birlikte İspanya'ya ait değişkenlere bakıldığında turizm geliri ile kişi başı gayri safi yurt içi hasıla değişkeni arasında nedenselliğin olduğu görülmüştür. Ancak turizm geliri ile gini katsayısı ve yoksulluk riski arasında bir nedenselliğin olmadığı tespit edilmiştir.

Ekonomik etkiFransaTurizm+3
Buşra Yüksel Sürme
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa'da Endülüs Yahudileri ve İslâm biliminin Avrupa'ya aktarılmasına katkıları (XI.-XV. yüzyıllar)

Avrupa'da Endülüs Yahudileri ve İslâm Biliminin Avrupa'ya Aktarılmasına Katkıları (XI.-XV. Yüzyıllar) Yahudi halkı dünyanın en eski topluluklarından birisi iken Yahudilik de günümüzdeki üç semavi dinden en eski olanıdır. Yahudi toplumu geniş bir coğrafyaya yayılarak farklı halklar ve kültürler içerisinde yaşamışlardır ve kendi içerisinde kapalı bir toplum hâlini almışlardır. Bu farklı kültürler, onlarda çeşitli etkiler yapmıştır. Özellikle birbirleri ile iletişimini sağlayan seyahatleri ve göçleri onların bu etkileşiminde önemli diğer bir faktördür. Yahudilerin yaşadıkları coğrafyalardan birisi olan İber Yarımadası'ndaki Endülüs toplumu ve kültürünün Yahudi halkı üzerinde oluşturduğu etki ve XI.-XV. yüzyıllar arasında gerek seyahat gerekse göç yoluyla bu etkinin Yahudiler tarafından Hıristiyan Avrupa'ya taşınması, orada yaşayan Hıristiyanlar ve Yahudi halkı üzerindeki etki, tezimizin konusunu oluşturmaktadır. Endülüs Yahudileri hakkında çeşitli araştırmalar bulunmaktadır. Ülkemizde Endülüs Yahudilerinin Avrupa'daki faaliyetleri ve özellikle de Endülüs medeniyetinin Avrupa'daki Yahudi halkına taşınması konusunda müstakil bir tez çalışmasına rastlanılmamıştır. Bu sebeple araştırmamızın konusu olarak seçilmiştir. Endülüs Yahudileri Endülüs'ten ayrılarak İtalya ve Güney Fransa gibi ülkelere seyahat amacıyla gitmiş veya göç ederek bu ülkelere yerleşmişlerdir. Böylece Endülüs'te edindikleri birikimleri bu topraklarda yaşayan insanlara özellikle de buralardaki Yahudi halka aktarmak için büyük çaba sarf etmişlerdir. Bu çabalar bilhassa tercüme faaliyetleri olarak karımıza çıkmaktadır. Kendi telif kitaplarını da yazan bu tercümanlar, Müslüman ilim insanlarının ve Endülüs'te yetişmiş Yahudi bilginlerinin, fikirlerinin yaşadıkları coğrafyalara ulaştırılmasında önemli rol oynamışlardır. Anahtar Kelimeler: Endülüs, Güney Fransa, İbn Tibbon, Josef Kimhi, İbn Ezra.

AvrupaEndülüsFransa+4
Duygu Kaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
DoctorateOpen AccessTR

Avignon Papalığı: 1305-1378

V. Clemens'in bir alternatif olarak küçük Avignon'u seçmesi, XI. Gregorius'a kadar, toplam yedi papanın Roma Kilisesi'ni buradan idare etmesinin yolunu açmıştır. Bu süreçte hüküm süren papalar Roma'ya uğramadan, Roma Kilisesi ve Batı Hıristiyanlık dünyasını Avignon'dan yönetmişlerdir. Hepsi hukuk eğitimi almış olan papalar, Roma Kilisesi'nin politikasını 14. yüzyılın gerçeklerine göre şekillendirmek için uğraş vermişlerdir. Ancak dönem kendi içerisinde pek çok sorunu bünyesinde barındırmaktadır. Bavyeralı Ludwig ile olan mücadeleler, İtalya meseleleri, Yüzyıl Savaşları, veba salgınları, Kilise'nin doktrinel meseleler haricinde ilgilenmek zorunda olduğu ciddi sorunlardan sadece bir kaçıdır. Papalığın İtalyan arenasından uzaklaşması, onun Avignon merkezli yeni dinamikler üzerine Kilise politikası inşa etmesini beraberinde getirmiştir. Birkaç örnek hariç Avignon papaları, Papalığın kalıcı olarak Roma'ya dönmesinin askeri operasyonlar ile mümkün olduğu sonucuna ulaştıklarından bölgeyi şekillendirmede bu politikayı takip etmişlerdir. Diğer Avrupa ulusları ile ilişkiler de birkaç gerilim anı haricinde dostane bir şekilde seyretmiştir. Roma'dan uzakta olmak beraberinde merkezileşme kaygılarını da getirmiştir. Merkezileşme ile özellikle XXII. Ioannes'in titiz gayretleri sonucunda var olan ofislere işlevsellik getirilmiştir. Papalık, Kilise ofisleri ve idari kadronun şekillenmesi adına Avignon papalarına çok şey borçludur. Ancak merkezileşme çabalarının en önemli ayağının etkin vergi ve fon toplama gerçeği olduğu önemli bir husustur. Bu durumda bir kurum olarak Papalık sarayının laiklerin saraylarıyla aynı görünüme kavuşması, halkın Kilise politikalarından soğumasına sebep olmuştur. Anahtar Kelimeler: Papalık, Avignon Papalığı, V. Clemens, Roma, Fransa.

AvrupaDinler tarihiFransa+3
Asiye Abdurrahmanoğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessFR

Etude semiologique comparative du language corporel dans le programme televise Turc et Français

Quand on parle d'une langue elle fait souvent allusion â la communication c'est pourquoi nous avons prefere de parler d'abord de la communication puisque notre travail se base en general sur la communication interhumaine et en particulier sur la communication corporelle dont les recherches scientifiques sont encore nouvelles. Ces recherches ont prouve la superiorite de celle-ci par 700000 mouvements corporels ce qui est les multiples du nombre des mots d'une culture existant dans son dictionnaire. Pour mieux comprendre le langage corporel nous avons donne quelques definitions generales de la communication puis nous avons etudie la communication non verbaie dont le passe remonte au debut de I'histoire de 1'homme, son importance, son systeme, son evolution historique, les travaux faits dans ce domaine, les differences entre la communication verbaie et nous avons vu que le langage corporel constituait les 60 % de toute la communication. A la suite d'une comparaison effectuee avec les mouvements corporels des animaux nous avons remarque les points communs entre les deux. Sous titre du langage corporel nous avons parle des gestes et mimiques, des organes contributives, des postures et des facteurs influençant ces mouvements qui sont le statut social, la situation economique, le niveau educatif, le passe, la psychologie, le sexe, l'âge, la culture, les sentiments personnels etc. Pour baser notre travail aux theories linguistiques nous nous sommes referes aux theories de Greimas, â Lipps, â Fieldman, aWilson, â Schleidt et âV Tinbergen defendeurs de la theorie affective, â la theorie cognitiviste qui considere la perception d'autrui comme un jugement et enfin â la theorie corporeiste qui insiste sur la communication directe de corps â corps et parmi les modeles de communication linguistique nous avons parla du schema jakobsonnien pour montrer le systeme de communication et nous i'avons adopte â celui de non verbale. Pour la pratique de nötre etude comparative, nous avons choisi deux programmes tâlevises intitules Loft pour la culture française et Otel pour la culture turque de meme categorie et par les images visuelles decoupees selon les organes communicatives, semiologiquement, nous avons essaye d'evaluer les ressemblances et les divergences de mouvement et de signification. Mots Cles : Langage corporel Kinesique Signe non linguistique Communication non verbale Semiologie Gestes Posture Expression corporelle Gestualite Samiotique corporelle

Mehmet Kurt
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Fransa Kralı IX. Louis Dönemi (1226-1270)

Bu çalışma Fransa tahtına on iki yaşında çıkan IX. Louis'in hayatı ve döneminde yaşanan olayları birçok açıdan ele almak amacı ile hazırlanmıştır. IX. Louis 25 Nisan 1214'de dünyaya gelmiştir. Taç giydiği 1226 yılından ölüm yılı olan 1270'e kadar Fransa için iyi bir hükümdar olmuştur. Halkına ve tanrıya karşı beslediği büyük sevgi uğruna birçok kez ölüm tehlikesi atlatmıştır. Bu da Fransız toplumunun krallarına olan sevgisini ve saygısını daimi kılmıştır. Haçlı seferlerindeki başarısızlıkları dahi Kralın toplumun gözündeki değerine etki etmemiştir. Çünkü kral her koşulda halkının iyiliğini istemiş ve bu amaçla bir çok çalışma yapmıştır. Yayınladığı fermanlar ve adil yönetim şekli ile ülkesinin modern Fransaya evrilmesinde önemli rol oynamıştır. Ard arda iki Haçlı seferi gerçekleştiren kral ilk Seferdeki yenilgisinin ardından utanarak pes etmemiş Avrupa kralları arasından bu inanç ve dirayeti sayesinde sıyrılabilmiştir. Düşmanı olan Müslümanları dahi dürüst davranışları ile etkileyebilmiştir. Tanrı'nın emirlerine sonuna kadar itaat etmesi sebebiyle tarihte Dindar Louis olarak anılan bu Kral'a ölümünden sonra Papa IV. Martin ve kardinaller tarafından hak ettiği şekilde Azizlik unvanı verilmiştir. IX. Louis'in erken dönem hayatı ve isyanları haricinde çalışmamızın önemli bir kısmını ele alan Haçlı seferleri konusunda Türkçe'ye çevrilmiş ya da yazılmış pek çok kaynak olsa da IX. Louis'in VII. ve VIII. Haçlı Seferi konularına çok az bir kısım yer verilmiştir. Ayrıca IX. Louis dönemi hakkında yabancı birçok eser bulunmasına karşı Türkçe bir çalışma mevcut değildir. Yapılan bu çalışmanın bu iki konu ile ilgili araştırmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu sebeple araştırmada çok az bir miktar Türkçe kaynaktan faydalanmakla beraber daha çok yabancı ana kaynaklardan ve araştırma eserlerden yararlanılmıştır. Hazırlanan bu çalışma özgünlüğü açısından Türk araştırmacılar için bir kaynak olarak literatüre katkı sağlayacaktır.

FransaHaçlı seferleriLouis IX
Büşra Gerz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye ve Fransa'da korunan alanlarda yönetim sürecinde katılımcılık: Kazdağı Milli Parkı-Seine Normande menderesi bölge tabiat parkı örnekleri

Günümüzde korunan alanların yönetiminde katılımcı yönetim anlayışı yer almaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'nin Kazdağı Milli Parkı ve Fransa'nın Le Parc naturel regional des Boucles de la Seine Normande (Seine Normande Menderes Bölge Tabiat Parkı) alanlarında yönetim sürecinde katılımcılığın belirlenmesi amaçlanmıştır. İki ülkenin korunan alanlarında yönetim sürecinde uygulanan katılımcı yaklaşımın mevcut durumu değerlendirilmiştir. Her iki alan için yerel halk ve ziyaretçilerden oluşan ilgi grupları ile anket çalışması yapılmıştır. Yapılan anketler kapsamında; milli parkla ilgili bilgi düzeyine, milli parka bakış açısına ilişkin ve milli parkın yönetimine katılım ile ilgili görüşler belirlenmiştir. IUCN'e bağlı WCPA'nın geliştirmiş olduğu, Yönetim Etkinliğini İzleme Aracı (METT) yöntemi her iki alanda da uygulanmıştır. Yönetimin etkinlik düzeyinin, Seine Normande Menderesi Bölge Tabiat Parkı'nda Kazdağı Milli Parkı'na göre %5 daha fazla olduğu saptanmıştır. Türkiye'deki korunan alanlar ve katılımcılık ile ilgili yasal düzenlemelerin çoğunluğunda alan yönetimine katılımı gerektiren bir hüküm bulunmamaktadır. Buna karşılık, ilgili yasal düzenlemelerde katılımı engelleyecek bir hüküm de yer almamaktadır. Fransa'daki ilgili yasal düzenlemelerde alan yönetimine katılımı gerektiren hükümler yer almaktadır. Katılımcılık ilkesine yer verilmiştir. Türkiye'deki konuya ilişkin yasal düzenlemelere göre çok daha kapsamlıdır. Kazdağı Milli parkı planına göre, Seine Normande Menderesi Bölge Tabiat Parkı planında yönetime katılımın daha sistemli bir şekilde olduğu görülmüştür. Türkiye'de korunan alanlarda paydaşlar için alan yönetimine katılımının yeterli olmadığı görülmektedir. Paydaşların katılımının mevzuat ve planlarda yer alması sağlanmalıdır. Fransa'da korunan alanlarda katılım açısından iyi bir yasal çerçeve vardır. Fakat uygulamada eksiklikler bulunmaktadır. Genel olarak bakarsak Fransa korunan alanlarda yönetim sürecinde katılımcılık açısından Türkiye'ye göre daha ileridedir. Çalışmada, Türkiye'de korunan alanlarda yönetim sürecinde katılımcılığın sağlanabilmesine ilişkin öneriler de geliştirilmiştir.

FransaKoruma alanlarıPaydaşlar+1
Safiyet Ayla Deniz Izyajen
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Fransa'nın Afrika'daki varlığı: Fransa ve Gine arasındaki ilişkiler

Afrika kıtası beşeri ve doğal kaynak bağlamında oldukça zengin bir bölgedir. Afrika kıtası beşinci yüzyıldan önce çok az biliniyordu, ancak yedinci yüzyıla gelindiğinde özellikle Avrupalılar tarafından düzenlenen çeşitli seferlerle bu kıta keşfedilmiş ve yıllarca sömürülmüştür. Afrika kıtası kolonyal süreç öncesi birkaç krallık ve imparatorluğa ev sahipliği yapmaktaydı. Avrupalıların Afrika kıtasına keşif amacıyla gelmesiyle imparatorluk ve krallıkların topraklarının yağmalandı ve insanlar sömürüldü. Bununla beraber, kıta muazzam bir misyoner, tüccar ve kaşif akınına tanık oldu. Afrika kıyıları, derin bölgelere ilerlemeye başlamadan önce Avrupalılar tarafından uzun süre ziyaret edilmiştir. Avrupalılar, gözlemler ve keşifler sonucunda bu bölgelerde yerleşkeler kurmuşlardır. Özellikle Batı Afrika'da Songhay, Sosso, Mali ve Gana imparatorlukları ile Bambara, Oyo, Kanem-Bornou, Dahomey, Futa, Masina krallıkları vardı ve bunlar kültür ve inançlarına bağlı siyasi yönetim sistemleri ile yönetiliyordu. Ancak Avrupalıların gelişiyle birlikte var olan kültürden gelen misafirperverlik davranışı tam tersi bir davranış şekline doğru değişmeye başladı. Bunun temel sebebi ise misyonerlerin, tüccarların ve kaşiflerin asıl amacı kaynakları ve insanları sömürmek olmasıdır. Kıtadaki diğer sorun ise, Avrupalı güçler arasındaki rekabetti. "Hangi emperyal güç için hangi sömürü bölgesi?" Sorusuna cevap bulmak gerekiyordu. Bu soruya cevap vermek için 1884-1885 yılları arasında 14 Avrupalı gücün bir araya geldiği Berlin Konferansı gerçekleşti. Bunların arasında İngiltere başta olmak üzere Fransa, Portekiz, İspanya, Belçika, Almanya, Hollanda ve İtalya Afrika'da toprak elde etme arzusu gösteren ülkelerden bazılarıdır. Konferanstan sonra gecikmeden sömürge programlarını uygulamaya başladılar ve bu programın bir sonucu olarak resmi dillerinde kesinlikle farklı olan birkaç Afrika devletinin ortaya çıkmasıyla sonuçlandı. Avrupalı güçlerin Afrika'daki varlığı, kıtanın daha sonra bağımsız devletler haline gelecek birkaç bölgeye bölünmesine neden oldu. Bu bölünme, aralarında var olan kültür, dil, inanç veya akrabalık bağlarını dikkate almamıştır. Bu Avrupalı kâşiflerin çabalarının ve sömürgeci gücün iradesinin sonucudur. Özellikle Fransa, İngiltere ve Portekiz'e ek olarak Afrika'daki en fazla sayıda bölgeyi sömürdü. Fransa böylelikle Afrika'nın tüm bölgelerinde ve özellikle Fransız Batı Afrikası ve Fransız Ekvator Afrikası'nın bulunduğu Batı ve Ekvator Afrika'da uyguladığı sömürge politikasıyla topraklar aldı. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra tetiklenen dekolonizasyon hareketleriyle, kuzey'deki Fransa topraklarında yer alan ülkeler (Fas, Tunus ve Cezayir) bağımsızlık taleplerinde başı çekti. 1958'de, Sahra-altı tarafında Fransız egemenliği bulunan bir bölge, Beşinci Fransa Cumhuriyeti'nin Afrika'da bir Fransız topluluğu öneren referandumunda "Hayır" oyu kullanmıştır. Böylece sömürgeleştirmeden önce "Güney Nehirleri", sömürgeleştirme sırasında "Fransız Ginesi" olarak bilinen bu bölge, bağımsızlığının ilk yıllarında "Gine Halk ve Devrimci Cumhuriyeti" oldu. Bu çalışmada Avrupalı güçlerin Afrika'ya gelişleri üzerinden varlıkları, varlık nedenleri, varlıklarına karşı direniş hareketleri, Berlin konferansı ve sömürgeciliğin başlaması, İkinci Dünya Savaşı sonrası bağımsızlık hareketleri anlatılacaktır. Gine ile onun sömürgeci gücü olan Fransa arasındaki ilişki üzerine özel bir çalışma yapılacaktır.

Afrika ülkeleriBağımsızlıkBağımsızlık mücadelesi+4
Boubacar Houdy Barry
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Avrupa'da yükselen popülist radikal sağ ve Avrupa Birliğine etkisi: Avusturya, Hollanda ve Fransa örnekleri

Batı Avrupa'da 1980 sonrası ortaya çıkan popülist radikal sağ, 1990'lı yıllarla beraber Avrupa siyasi sahnesinde görünür bir hal almıştır. Bu parti ailesi yerel, ulusal ve Avrupa düzeyinde elde ettiği oy oranları ve kazandığı sandalyeler ile güçlü siyasal aktörler haline gelerek, günümüzde Batı Avrupa'da mevcut siyasal gelişmelerin ana öznesi konumunda bulunmaktadırlar. Popülizm ve yerlilik siyaseti temelinde toplumu biz ve onlar olarak iki kutba ayıran program ve söylemleri ile, bu marjinal söylemlerin ana akım bir konjonktüre dönüşmesi, bu partilere olan ilginin artmasının sebebidir. Ayrıca farklı düzeylerde aldığı yüksek oy oranları dikkatleri bu partilerin başarısına etki eden faktörlere yöneltmiştir. Bu çalışma "popülist radikal sağ partilerin ideolojisi nedir" ve "popülist radikal sağ partilerin 1990 sonrası yükselişine etki eden faktörler nelerdir" sorularına cevap aramaktadır. Bu çalışmanın amacı, popülist radikal sağ partilerin "öteki" algısına yönelik yabancı karşıtı, göçmen karşıtı ve İslam karşıtı popülist söylemlerini analiz etmektir. Örnek olay incelemesi yapılan çalışmada, Avusturya'da Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ), Hollanda'da Özgürlük Partisi (PVV) ve Fransa'da Ulusal Birleşme (RN) partilerinin söylemleri analiz edilmiştir. Analiz sonucunda incelenen üç partinin yabancı, göç ve İslam karşıtı söylemlerinin benzer olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda bu partilerin programlarındaki diğer konuların göç ve İslam karşıtlığını meşrulaştırmak amacıyla bir araç olarak kullanıldığı saptanmıştır. Popülist radikal sağ partilerin, Avrupa Parlamentosu'nda Demokrasi ve Kimlik (ID) grubu şemsiyesinde bir araya gelmeleri, sadece ulusal değil, ulus-üstü bir etkiye de sahip olduklarını kanıtlamaktadır. Bu sebeple çalışmada popülist radikal sağ partiler hem ulusal düzeyde, hem de Avrupa düzeyinde incelenmiştir Bu doğrultuda Avrupa şüphecisi popülist radikal sağın Demokrasi ve Kimlik Grubu üzerinden Avrupa Birliği'ne olan etkisi analiz edilmiştir.

Avrupa BirliğiAvrupa ParlamentosuAvusturya+5
Pınar Yılmaz
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul gazetelerinde Sedan Muharebesi (1-2 Eylül 1870)

Sedan Muharebesi, 1870-1871 Fransa-Prusya Savaşı'nın etki ve sonuçları itibariyle en önemli muharebesidir. Fransız ve Alman toplumlarında derin izler bırakan muharebe, Avrupa'nın güç dengelerini değiştirmiştir. Almanya, Prusya önderliğinde birleşerek Alman İmparatorluğuna, Fransa ise birkaç gün içerisinde Üçüncü Cumhuriyet'e dönüşmüştür. Avrupa'da yaşanan bu değişim, kuşkusuz Osmanlı Devleti ve kamuoyunda ciddi yankı uyandırmış, Sedan Muharebesi, İstanbul gazetelerinde geniş yer bulmuştur. Bu tez çalışması, İstanbul gazetelerini kullanarak Sedan Muharebesinin Osmanlı Devleti ve kamuoyunda nasıl değerlendirildiğini analitik bir bakış açısıyla ortaya koymayı amaçlamaktadır.

FransaGazetelerOsmanlı Devleti+6
Çağlar Akuş
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de sağlık turizmi: Ülkeler arası bir karşılaştırma

Sağlık turizmi, fizik tedavi ve rehabilitasyon gereksinimi olan hastalarla birlikte uluslararası hasta potansiyelini kullanarak sağlık kuruluşlarının büyümesine olanak sağlayan bir turizm türüdür. Sağlık turizmi hastaların rahatlığını sağlamak için tıbbi seçenekleri sunmayı hedeflemektedir. Gelişmiş ülkelerdeki eğitim ve refah seviyesinin yüksek olmasına paralel olarak sağlık hizmetleri sunumu da yüksek maliyetli olmaktadır. Bu ülkelerde yaşlanan nüfusun sağlık ihtiyaçları ve sağlık giderlerinin payı sürekli artmaktadır. Sosyal güvenlik maliyetlerinin sürekli artması, sosyal güvenlik kurumlarını zorlamaktadır. Bu zorlukları aşmak için, gelişmiş ülkelerde bulunan sosyal güvenlik kurumları ve özel sigorta kurumlarının kaliteli tıbbi hizmet sunan ve coğrafik bakımından yakın olan ülkelerle paket anlaşmalar yaparak sağlık hizmetlerini düşük maliyetli alma çabaları görülmektedir. Bu çerçevede araştırmanın temel amacı; sağlık turizmin alanında Türkiye'nin hem coğrafi konumu hem de önemli maliyet avantajına sahip olduğu bazı gelişmiş ülkelerle SWOT analizi ile karşılaştırılarak sağlık turizminin gelişme olanaklarını ortaya koymaktır.

AlmanyaFransaSWOT analizi+7
Asiye Gölpek Karababa
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessFR

Fransız aydınlanma döneminin Türk aydınlanmacılar Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa üzerindeki etkileri

Le Siècle des Lumières français (le XVIIIème Siècle) a suscité de grands échos dans le monde tout entier. Après que le grand changement était réalisé en France, le monde tout entier était aussi influencé de ce changement. Pour comprendre l'écho de ce siècle dans notre pays, cette thèse est une analyse des influences françaises sur le Tanzimat. Les relations exécutées avec l'Europe, particulièrement avec la France et les travaux entretenus pour suivre le progrès là-bas font cette période de Tanzimat comme l'une des phases importantes de notre histoire. Notre étude se compose de cinq parties. La première partie est l'introduction. Dans la deuxième partie, nous étudions les conditions formant le Siècle des Lumières; la religion, le XVIIème Siècle, la Renaissance, l'autorité de l'église, le rationalisme et la modernité. Nous expliquons le XVIIIème Siècle, l'importance de la raison, les philosophes connus de ce siècle en question et la Révolution française. En touchant aux pensées sociales, politiques, philosophiques des intellectuels français comme Montesquieu, Voltaire, Rousseau et Diderot dont les apports nous sommes témoins dans le Siècle des Lumières et dans le processus arrivant à la Révolution, nous présentons aussi la société française et sa structure politique. Dans la troisième partie, nous étudions les facteurs formant le Tanzimat dans notre pays, les changements et les apports de Şinasi, de Namık Kemal et de Ziya Paşa. Les influences du Siècle des Lumières sont davantage vus au XIX ème siècle dans notre pays. Cette période est nommée Tanzimat. En 1839, il est dit que l'Etat ottoman annonce le Tanzimat dans le but de faire une réforme. Pour certains, le Tanzimat dure jusqu'au Premier Meşrutiyet annoncé en 1876 et pour d'autres, jusqu'au Deuxième Meşrutiyet annoncé en 1908. Avec le Tanzimat la science, l'art, la littérature, les visions du monde subissent un changement, dans l'Etat ottoman, auparavant l'Orient était la source pour ces domaines mais désormais l'Occident. En se trouvant en Europe et en France, ces trois intellectuels, nommés comme Jeunes Ottomans, Şinasi, Namık Kemal et Ziya Paşa deviennent les initiateurs soit dans le domaine de littérature soit dans la politique en apportant dans notre pays leurs pensées et leurs expériences acquises sur la modernité qu'apportent le Siècle des Lumières et la Révolution. Nous présentons les idées de ce trois intellectuels devenus, avec leurs articles de journal et leurs œuvres, avant-coureurs du développement social, politique, littéraire et économique pour que le changement fondamental, la modernité se réalisent dans notre pays. Dans la quatrième partie, en traitant les œuvres de Şinasi, de Namık Kemal et de Ziya Paşa, nous montrons les empreintes littéraires et intellectuelles des influences du Siècle des Lumières. Comme les empreintes littéraires, dans les pièces de théâtre de Şinasi et de Namık Kemal nous trouvons les traits du mélodrame apparu avec la Révolution. Avec la Révolution, l'individu, sa vie, ses sentiments et ses pensées gagnant l'importance, en se trouvant dans les mélodrames, forment les traits importants de ce genre. Comme les empreintes intellectuelles, dans les pièces et les poèmes de ces trois intellectuels, se trouvent le rationalisme devenu important avec le Siècle des Lumières, les notions comme la nation, le droit et la liberté s'étendant avec la Révolution. Dans la dernière partie, en arrivant à la conclusion nous précisons une proposition et la bibliographie. Mots-Clés: Le siècle des Lumières, le Tanzimat, Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa

Bircan Gürkal
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Mekân ve ziyaretçi arasındaki etkileşimin Fransa Mimarlık ve Milli Miras Müzesi özelinde değerlendirilmesi

Mekân ve ziyaretçi arasındaki etkileşimin Mimarlık Müzeleri özelinde ele alındığı bu çalışmada, mekân kurgusunun ziyaretçi davranışı üzerindeki etkileri saptanmaya çalışılmıştır. Altı bölümden oluşan çalışmanın giriş niteliğindeki birinci bölümünde; problem, araştırmanın amacı, araştırmanın önemi ve sınırlılıklar açıklanmıştır. Müze kavramı ve Mimarlık Müzeleri odaklı ikinci bölümde; müze kavramı ve müzecilik açıklanmış, mimarlık müzesinin tanımı yapılarak dünyadaki mimarlık müzelerinden örnekler verilmiştir. Gidilerek yerinde inceleme yapılan mimarlık müzeleri kapsamında olan bu örnekler, çalışmada yer verildiği sırayla: Schusev Devlet Mimarlık Müzesi-MA (Schusev State Museum of Architecture), Finlandiya Mimarlık Müzesi–MFA (Arkkitehtuurimuseo), Alman Mimarlık Müzesi-DAM (Deutsches Architektur Museum), İsviçre Mimarlık Müzesi-SAM (Schweizerisches Architektur Museum) ve Fransa Mimarlık ve Milli Miras Müzesi (Cite de l'architecture et du Patrimoine) şeklindedir. Bölümün son kısmında ise, Türkiye'de mimarlık müzesi hakkında yapılan çalışmalara değinilmiştir. Çalışmanın kuramsal bölümlerinden biri olan üçüncü bölümde mekân-insan etkileşimi üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda, mekânsal algı, mekânsal biliş, mekânsal davranış ve çevre psikolojisi gibi kavramlar çalışmanın konusuyla ilişkilendirilerek açıklanmaya çalışılmıştır. Dördüncü bölümde, mimarlık müzelerinde mekân-ziyaretçi etkileşimi irdelenmiştir. Öncelikle, mimarlık müzelerinde sergilenen ürün ve mekân ilişkisi ve mimarlık müzelerinde ziyaret deneyimi ortaya koyulmuştur. Ardından, müzelerde ziyaretçilerin sergiledikleri davranışların başında gelen yön bulma davranışı araştırılmış ve yön bulmayı etkileyen kişisel ve çevresel etkenler incelenmiştir. Yöntem ve alan çalışmasının yer aldığı beşinci bölümün ilk aşamasında mekân dizim analizi yöntemi açıklanmıştır. Bu kapsamda; mekansal dizim kuramı ve kurama ait kavramlar, analizin kullanım alanları konu edilmiştir. Bölümün ikinci aşamasında, Fransa Mimarlık ve Milli Miras Müzesi 'nde (Cité de l'Architecture et du Patrimoine) yürütülen alan çalışmasının amacı, kapsamı, çalışmada izlenen süreç ve müze hakkında detaylı bilgilere yer verilmiştir. Üçüncü aşama, alan çalışmasına ait gözleme dayalı analizlerin bulunduğu bölümdür. Dördüncü aşamada ise; agraph ve depthmap yazılımları aracılığıyla geçirgenlik ve görünür alan analizleri gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın altıncı ve son bölümü olan sonuç bölümünde ise, çalışmada yer verilen kuramsal bilgilerle yapılan tüm gözlem ve analizlerin sonuçları yorumlanarak, önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: Mimarlık müzesi, Cité de l'Architecture et du Patrimoine, Mekan dizim analizi, Depthmap yazılımı, Agraph yazılımı

FransaMekanMimarlık müzesi+4
Gözde Altıparmakoğlu Sakarya
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Fransa'da Beşinci Cumhuriyet Dönemi'nde siyasi muhalefetin rekabet edebilme kapasitesi

Bu tezin amacı, Fransa'da Beşinci Cumhuriyet Dönemi'nde siyasi muhalefetin iktidar karşısında rekabet edebilme kapasitesini tespit etmektir. Günümüzde siyasi muhalefetin varlığı ve fonksiyonlarını etkin bir şekilde yerine getirebilmesi, demokratik rejimlerin en belirgin özelliğidir ve bu özellik, bu tür rejimlerin sürdürülebilirliği noktasında zorunlu bir unsurdur. Siyasi muhalefetin varlığı ve fonksiyonlarını etkin bir şekilde yerine getirebilmesi ise anayasal/yasal düzenlemeler ile toplumun siyasi kültürünün demokratik ve çoğulcu niteliği ile yakından ilişkilidir. Bu tez kapsamında, demokratik rejimlerde siyasi muhalefetin kavramsal ve kuramsal temelleri araştırılmakta, Fransa'da anayasal ve siyasi gelişmeler ele alınmakta ve iktidar-muhalefet ilişkileri bağlamında siyasi rejimin demokrasiye evrilme serüvenine yer verilmekte, son olarak ise Fransa'da demokrasi-muhalefet ilişkisi bağlamında anayasa, meclis içtüzüğü, seçim ve siyasi parti uygulamaları ile siyasi kültür incelenmekte ve Fransa'da Beşinci Cumhuriyet Dönemi'nde siyasi muhalefetin rekabet edebilme kapasitesi ortaya konulmaktadır. Fransa'da Beşinci Cumhuriyet Dönemi'nde siyasi muhalefetin fonksiyonlarını etkin bir şekilde yerine getirmesini sağlayacak güçlü ve etkili yasal araçlarla donatıldığı ve bu araçları anlamlı ve sürdürebilir kılacak ve iktidar-muhalefet ilişkilerinin demokratik bir zeminde sürdürülmesini sağlayacak olan bir siyasi kültüre sahip olduğu görülmektedir. Bir demokratik rejim olarak Fransa'da anayasal/yasal düzenlemeler ile siyasi kültürün demokratik ve çoğulcu niteliğinin oldukça belirgin ve muhalefeti önceleyici olduğu ve siyasi muhalefetin mevcut sistemde fonksiyonlarını etkin bir biçimde yerine getirebilmesi, varlık gösterebilmesi ve iktidar karşısında rekabet edebilmesi için uygun bir ortamın var olduğu tespit edilmektedir. Bu bağlamda, Fransa'da Beşinci Cumhuriyet Dönemi'nde siyasi muhalefetin iktidar karşısında rekabet edebilme noktasında yüksek bir kapasiteye sahip olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Ancak Fransa'da siyasi kültürün demokratik niteliğinin zayıflama eğilimi göstermesi nedeniyle hem demokrasinin hem de siyasi muhalefetin varlığı ve rekabet edebilme kapasitesi açısından önemli bir tehdidin var olduğu da dikkat çekmektedir.

Beşinci Cumhuriyet DönemiDemokrasiFransa+3
Pelin Aliyev
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

28/3 numaralı Fransa Atik Ahkam Defterinin transkripsiyon ve değerlendirmesi

Osmanlı Devleti'nin adalet ve kontrol sistemini yansıtan en önemli arşiv kaynaklarından biri ahkâm defterleridir. Bunlardan tezimizin konusu olan 28/3 Numaralı Fransa Atîk Ahkâm Defteri H. 1099-1113 / M. 1687-1701 tarihlerini kapsamaktadır. Ana kaynağımız olan ahkâm defterindeki hükümlerin analiz edilmesi neticesinde belirlediğimiz dönemin incelenmesi Osmanlı-Fransa siyasal ilişkilerinin daha nesnel algılanması açısından ve Osmanlı Devleti'nin Avrupa ilişkilerinde kendini nerede ve nasıl gördüğünü göstermesi bakımından son derece önemlidir. Bu çalışmanın amacı, belirlenen kronolojik dönemde Osmanlı - Fransa ilişkilerinin arşiv belgeleri ışığında ele alınıp incelenerek siyasi, idari, askeri ögeler etrafında örülen sosyal ve kültürel süreçlerin değerlendirilip bilim dünyasına sunulması olmuştur. Çalışmamızda esas olarak incelemesini yaptığımız defter sayesinde hükümlerin tetkik edilmesi ve ulaştığımız bilgiler neticesinde ilişkilerin hangi alanlarda gerçekleştiğinin tespiti ile kapitülasyonlardan dolayı özellikle ekonomik ilişkilerin boyutları belirlenmeye çalışılmış olup Fransa ile Osmanlı devletleri arasındaki siyasi, ekonomik, kültürel ve güvenlik meseleleri yanında din ve ibadet gibi konularda Osmanlı'nın Fransızlara tutumu, miras meseleleri, korsanlık, borç davaları gibi konulara ait problemlerin çözümlerini içeren hükümler incelenerek, değerlendirilmiştir. Aynı zamanda çalışmamızın konusu ile ilgili literatür ve arşiv belgesi toplanarak "Tüme Varım" metodu ile malzemelerin değerlendirilmesi şeklinde çalışılmıştır. Bu anlamda 17. yüzyılda söz konusu ilişkilerin nasıl seyrettiği, Osmanlı Devleti'nin aynı dönemde dünya siyaseti üzerinde ne tür tesirlerde bulunduğu gibi sorulara belli ölçülerde cevap verebilmek maksatlı belirlediğimiz defterin transkiripsiyon ve değerlendirilmesi yapılmıştır.

Ahkam DefterleriFransaKapitülasyonlar+2
Gülnur Koç Çelik
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Milli Mücadele'de Magrip'in yeri (1919-1922)

Libya, Tunus, Cezayir, Fas ve Moritanya'nın bulunduğu Kuzey Afrika coğrafyasına atfen Magrip tanımı kullanılmaktadır. Bu coğrafyada yaşayan ulusların Osmanlı yönetimine girmeleri, nüfuzundan çıkmaları ve sonra Anadolu'da gelişen Milli Mücadele'ye yaklaşımları ele alınmıştır. Bu ülkelerden Libya ve Fas; Anadolu'da, 1918 yılının sonlarına doğru başlayan Milli Mücadele ile aynı dönemde emperyalist güçlere karşı mücadele vermekte, kendi ulusal direnişlerini yer yer ve aralıklarla sürdürmekteydiler. Cezayir, Moritanya ve Tunus ise o dönemde, Fransa'nın himaye ve sömürge yönetimleri altındaydılar. Söz konusu bütün bu coğrafyada özellikle İtalya ve Fransa'nın nüfuzuna karşı direnme arzuları devam ederken; o ülkeler halklarının kısmen İtalyan ordusunda, önemli bir miktarda ise Fransız ordusunda asker olarak görev yapmaları nasıl mümkün olmuş ve Türk Milli Mücadelesi'ne nasıl bir etkisi olmuş, gibi hususlar çalışmada analiz edilmiştir.

CezayirFasFransa+7
Faruk Türközü
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Vergenes Charler Gravier Kont'un 1767 tarihli raporları çerçevesinde XVIII. yüzyıl denge politikası ve Osmanlı-Fransız ilişkileri

Çalısmamızın özünü olusturan elçi Vergenes'in raporu, Avrupa'nın XVIII. yüzyıl denge politikası çerçevesinde Osmanlı-Fransız-Rus iliskilerinin geçirdigi dönüsüm üzerine önemli analizler sunmaktadır. Osmanlı-Fransız iliskileri kapitülasyonlar ile birlikte dost olarak baslamıstır. XVIII. yüzyıl sonlarına kadar kadim Fransa dostlugu devam etmekle birlikte, dönem dönem söz konusu dostlukta, menfaat iliskilerinden dolayı sapmalar yasanmıstır. Osmanlı-Fransız iliskileri baglamında ele aldıgımız rapor, dönem itibarı ile 1730- 1774 yılları arasındaki siyasi gelismeler üzerinde durmaktadır. Özellikle Rusya'nın Avrupa koridoruna dogru genislemek istemesi, bu amaç ile Osmanlı Devleti'nin alanı içerisinde bulunan Lehistan'a saldırması, dönemin Fransa'sını önemli oranda endiselendirmistir. Fransa bu hedef baglamında, diplomasi atakları ile Osmanlı Devleti'ni Rusya'ya karsı savasmaya tesvik etmistir. Elçi Vergenes, bu noktada kendisini bu görevle yükümlü görmektedir. Raporunda da bu misyonu yönünde, Osmanlı yönetiminin neden Rusya'ya karsı durması gerektigi yönünde gerekçeler sunarak ve bunları açıklayarak, savası çıkısını desteklemektedir. Elçi Rusya'ya karsı, dönem itibarı ile zayıf bir görünüm sergileyen Osmanlı Devleti'ni ?savas yeterliligi? açısından güçlü gördügünü sık sık vurgulayarak, özellikle sultanın, halkın ve devlet adamlarının muhtemel bir savas karsısındaki duruslarının nasıl olması gerektigi yönünde de bilgiler vermektedir. Sonuç olarak, Vergenes, Fransa tarafından ?politik bir figür? olarak 1755'te stanbul'a gönderilmis, ülkesi açısından görevini basarı ile tamamlayarak, 1768-1774 Osmanlı-Rus Savası'nın çıkısında etkinligini göstermistir. Fakat savasın sonucu, Fransa'ya istedigi kazanımları getirememistir.

Fransa
Sıdıka Eser
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessEN

The rise of nationalism and immigration influx in europe

This study weighed renaissance in European nationalism and the challenges of influx in Europe- France. It attempted to find out the attitude of French towards immigrants and the reason why immigrants face intolerance and discrimination from the French. The French government on the other hand engage in political rhetoric to induce nationalism in France. immigration to Europe in general and to France in particular is on the rise and it has been a discursive phenomenon in world politics but France is a different case, owing to the fact that North Africans and French colonized Africans in West Africa especially always resort to France as heaven of opportunities. This happen though both legal and illegal channels, a process that pushed France into taking stringent policies against immigration over time. This research adopted the theories of nationalism as rhetorical pedestal to study nationalism and immigration influx in France, also those policies did not integrate the immigrants nor stabilized the situation in France. The policies failed to that even through it was capable of doing it and also the study also confirmed that France is turning into one of the toughest countries in western Europe concerning its immigration laws and measures. Furthermost, there no change in welfare system to facilitate the organization of immigrants the way that is beneficial to the economy of France., The study conclude that there is paradigm shift in understanding of immigration as a concept, throughout the 20th century it was considered to be a positive factor that proves France's attractiveness, with that changed the perception of nation and citizenship. France should lessen its policies, laws measures on immigration, the influx , of course must be controlled yet it should be put to better economic use as not all immigrants are liabilities - Mamoudou Gassama ,an illegal immigrant who recently saved a four year old is a case in point.

EuropeanFranceEmigrants+5
Othman Abdullahı Lıman
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Related subjects