Papillomaviridae
72 theses under this subject heading
Sağlık çalışanlarında insan papilloma virüsü farkındalık düzeyi
Serviks kanseri Türkiye'de ve tüm dünyada kadınları tehdit eden bir sorundur. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yaklaşık her yıl 600000 yeni vaka bildirilmekte olup, 15 yaş üzeri kadınlarda en mortal 3. kanser olarak görülmektedir. Hastalığın patogenezine bakıldığında yaklaşık %95 oranında İnsan Papilloma virüsünün olduğu görülmüştür. İnsan Papilloma virüsü aynı zamanda her iki cinste de orofaringeal ve anogenital bölgenin kanserlerinden büyük oranda sorumlu tutulmaktadır. Virüsün en sık cinsel yolla temas ile bulaştırıldığı gösterilmiştir. Bu bağlamda cinsel olarak aktif kadın ve erkekler, %80 gibi yüksek bir oranda hayatlarının bir döneminde HPV ile enfekte olmaktadır. Virüs konaktan kaçış mekanizmaları ve vireminin az olması gibi nedenlerle immün sistem tarafından geç tanınır. Bu nedenle konak cevabı geç gelişir, immünite geç oluşur. Bu durum uzun süre immüniteden kaçan virüsün yıllar sonra klinik bulgu vermesine neden olarak gösterilebilir. HPV aşıları konak sisteminin gecikmiş cevabını önlemek için virüsü konağın immün sistemine tanıtmayı amaçlamaktadır. Virüsün kapsid proteinini taklit eden aşı belirli HPV tiplerini konağa tanıtmaktadır. Bu amaçla üç adet HPV aşısı piyasaya tanıtılmıştır. Aşılar içerdikleri HPV alt tiplerine göre bivalan, kuadrivalan ve nonvalan olmak üzere üç çeşit olarak piyasada mevcut olarak bulunabilir. Aşılar hem erkek hem kız cinsiyette önerilmektedir. Aşılar 9-14 yaş aralığında 2 doz olarak (iki doz arasında en az 6 ay olmalı), 15 yaş ve üzerinde 3 doz olarak uygulanır. Dozlar arası 12-15 aydan uzun tutulmamalıdır. Çalışmamızda sağlık çalışanlarında, her iki cinsiyette de büyük öneme sahip olan ancak ulusal aşı programımızda olmayan aşının, bilgi düzeyini ve bu konudaki tutum ve davranışlarını görmeyi amaçladık. Çalışmamız Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde görev alan 18 – 65 yaş aralığında olan %24,5'i (n=62) erkek, %75,5'i (n=191) kadın olmak üzere toplam 253 katılımcı ile yapılmıştır. Çalışmaya katılmayı onaylayan herkese internet üzerinden anket yapılmıştır. Çalışmaya 18 yaşından küçük ve 65 yaşından büyük olanlar, sağlık sektörü dışında çalışanlar ve gönüllü olmayanlar dahil edilmemiştir. Çalışmamıza katılan kişilerin demografik verileri, HPV virüsü ve serviks kanseri hakkındaki bilgileri ve HPV aşısı hakkındaki bilgi ve tutumlarına yönelik sorular soruldu. Çalışmadan elde edilen sonuçlar incelendiğinde demografik verilerin HPV aşısı yaptırma durumuna göre anlamlı fark göstermediği, sağlık kontrollerine düzenli giden katılımcıların aşılanma oranının düzenli kontrollere gitmeyen gruba oranla daha fazla olduğu, HPV aşısı yaptırmış katılımcıların enfeksiyon hakkındaki bilgi düzeyi, aşılanmamış katılımcılardan daha yüksek olarak görülmüştür. Bu nedenle HPV aşısı bilgi tutum ve davranışları geliştirmek aşının kabul edilebilirliğini ve uygulamasını arttıracaktır.
Samsun ili Aile Sağlığı Merkezleri'nde çalışan aile hekimlerinin Human Papilloma Virüs (HPV) aşısı ile ilgili bilgi düzeyi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Amaç: Human Papilloma Virüs (HPV); epitel bölgeye tropizma gösterip benign cilt lezyonlarından anogenital bölge ve baş-boyun bölgesi kanserlerine kadar değişen spektrumda hastalıklara neden olabilmektedir. Bu hastalıklar içinde önemli olarak en sık karşımıza çıkan serviks kanseridir. Ülkemizde serviks kanseri kadınlarda görülen en sık dokuzuncu kanser olup jinekolojik kanserler içinde ise üçüncü en sık görülen kanserdir. HPV enfeksiyonunu önlemek için üretilen içindeki HPV genotiplerine göre değişen üç tip aşı bulunmaktadır. Bu çalışmada Aile Sağlığı Merkezleri'nde (ASM) görev yapan aile hekimlerinin HPV aşısı hakkındaki bilgi düzeyleri, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi ve çıkan verilerin literatüre kazandırılması amaçlanmıştır. Gereç Yöntem: Çalışma, 01.12.22-31.12.22 tarihleri arasında Samsun'da Aile Sağlığı Merkezleri'nde görev yapan aile hekimleri ile yapılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik özellikler, HPV ile ilgili bilgi soruları, serviks kanseri ve taraması ile ilgili bilgi soruları, HPV aşıları ile ilgili bilgi soruları ve HPV aşısı tutum ve davranışları ile ilgili sorular içeren 56 soruluk anket yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Veri analizi SPSS 26.0 paket programı ile yapılmış olup, istatistiksel olarak anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırma toplam 230 aile hekimi ile tamamlanmıştır. Hekimlerin %68,7'si erkek, %83'ü evli ve %35,2'sinin 15 yılın üzerinde aile hekimi olduğu saptanmıştır. HPV ile ilgili bilgi sorularına ortalama verilen doğru cevap %69,5 olarak bulunmuş olup hekimlerin sosyodemografik özellikleri ile ilişki olmadığı görülmüştür. Serviks kanseri ve taraması ile ilgili bilgi sorularına ortalama verilen doğru cevap %67,2 olarak bulunmuş olup cinsiyet ve yaş ile istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir. 56 yaşın üzerindeki hekimlerin doğru cevap sayılarının azaldığı görülmüştür (p=0,027). Kadın hekimlerin doğru cevap ortalaması erkek hekimlere göre yüksek bulunmuştur (p=0,03). HPV aşıları ile ilgili bilgi sorularına ortalama verilen doğru cevap %71,7 olarak bulunmuş olup 35 yaşın altındaki hekimlerin, 10 yılın altında hekimlik yapanların, 5 yıl ve altında aile hekimliği yapanların, hastalarına aşıyı önerenlerin doğru cevap sayılarının arttığı görülmüştür (sırayla p=0,001, p<0,001, p=0,03). Aşıyı öneren aile hekimlerinin önermeyen aile hekimlerine göre HPV aşısı ile ilgili bölüme verdiği doğru cevap sayı ortalamalarının yüksek olduğu görülmüştür (p=0,044). HPV aşısı olan %1,7 aile hekimi olup hepsi kadındır. Aile hekimlerinin %17,4'ü aşı ile ilgili yeterli bilgiye sahip olduğunu söylemiş,%83,9'u aşının rutin programa alınmasını istemiş, %68,3'ü aşıyı önermiştir. Aile hekimlerinin en sık HPV aşısını önermeme nedeni %79,5 ile aşının Sağlık Bakanlığı ulusal bağışıklama programında olmaması ve %63 ile aşının maliyeti olarak saptanmıştır. Bunları takip eden en önemli neden %53,4 ile aile hekimlerinin kendilerini aşı ile ilgili yeterli bilgi ve tecrübeye sahip görmemesidir. Sonuç: Aşılama oranlarının artmasında en önemli faktörlerden biri olarak hekim önerileri bulunmaktadır. Ülkemizde birincil koruma kapsamında olan aşılama hizmetleri birinci basamak sağlık hizmetleri kapsamında aile hekimleri tarafından verilmektedir. Aşı önermeyi etkileyen en önemli faktörler aşının rutin programda olmaması, aşının maliyeti ve aile hekimlerinin bilgi ve tecrübe eksikliğidir. Aile hekimlerinin HPV aşısı hakkındaki bilgi eksikliklerinin giderilmesi için hizmet içi eğitimler verilmeli aşının rutin aşılama programına girmesi sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimi; Human Papilloma Virüs; HPV Aşıları; Tutum
Serviks uterinin neoplastik lezyonlarında golgi fosfoprotein 2'nin rolü ve bu belirtecin human papillomavirüs, p16 ve ki-67 ile karşılaştırılması
AMAÇ: Serviks kanseri (SK), dünyada kadınlar arasında kansere bağlı morbidite ve mortaliteye neden olan en yaygın kanserlerden biridir. Golgi fosfoprotein 2 (GOLPH 2) geni, 73 kilodalton ağırlığında, GOLM1 geni tarafından kodlanan, tip II transmembran glikoprotein olup bir dizi kanserin progresyonu ve agresivitesi ile ilişkili bulunmuştur. Çalışmamızda serviksin prekürsör lezyonlarının derecelendirilmesinde ve ayırıcı tanısında kullanılan p16 ve Ki-67 gibi belirteçlerle GOLPH 2 ekspresyonunu karşılaştırmayı hedefledik. Ayrıca SK'lerinin ve serviksin prekürsör lezyonlarının majör etkeni olan yüksek riskli Human Papillomavirüs (HR HPV) ile genellikle viral enfeksiyonlarda artan ve karsinogenezis ile ilişkili bulunan GOLPH 2 proteini arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Nonneoplastik serviks (Kontrol) tanılı 19, düşük dereceli skuamöz intraepitelyal lezyon (LSIL; CIN I) tanılı 22, yüksek dereceli skuamöz intraepitelyal lezyon (HSIL; CIN II) tanılı 21, yüksek dereceli skuamöz intraepitelyal lezyon (HSIL; CIN III) tanılı 19 ve serviks skuamöz hücreli karsinom (SHK) tanılı 35 olgudan oluşan toplam 116 vaka belirlendi. Tüm vakalara p16, Ki-67 ve GOLPH 2 antikorları ile immünhistokimyasal boyama yapıldı. LR HPV ve HR HPV in situ hibridizasyon (ISH) yöntemi ile olguların sinyal paternleri araştırıldı. Ayrıca SHK olguları iyi (10 olgu), orta derecede (14 olgu) ve az diferansiye (11 olgu) olmak üzere 3 gruba ve erken evre 13 olgu ile ileri evre 22 olgu içeren 2 gruba ayrıldı. BULGULAR: Çalışmamızda GOLPH 2 ile kontrol grubunda %0, LSIL (CIN I) grubunda %0, HSIL (CIN II) grubunda % 33, HSIL (CIN III) grubunda % 52, SHK grubunda % 91 ''yüksek'' ekspresyon izlendi. p16 ile 71 olguda (%61,2) ve Ki-67 ile 44 olguda (%37,9) ''yüksek'' ekspresyon görüldü. LR HPV ISH ile 22 olguda pozitif boyanma ve HR HPV ISH ile 18'inde "0" (%15,5), 3'ünde epizomal (%2,6), 54'ünde integre (%46,6) ve 41'i mikst (%35,3) sinyal paterni izlendi. SONUÇ: Çalışmamızda; GOLPH 2'nin, serviksin prekürsör lezyonlarının tanısında p16 ve Ki-67'yle birlikte kullanılabileceği, LSIL/HSIL ve LSIL/SHK ayrımında faydalı olduğu görüldü. Bulgular GOLPH 2'nin, serviksin prekürsör lezyonlarının progresyonunda ve karsinogenezisinde rolü olduğunu düşündürmektedir. İleri evre SHK'lerde yüksek GOLPH 2 ekspresyonu nedeniyle tümörün agresivitesi ve prognostik önemi ile ilişkili olabileceği kanaatindeyiz. HR HPV ile SIL progresyonu arasında anlamlı bir ilişki saptanırken, LR HPV ile benzer sonuçlar elde edilemedi. GOLPH 2 ''yüksek'' ekspresyonuyla HR HPV enfeksiyonu arasında ve özellikle de HR HPV'nin integre sinyal paterniyle ile ilişkili olduğu bulundu. GOLPH 2'nin SHK diferansiasyonu ile ilişkisi saptanmadı.
0-18 yaş grubu kız çocuk sahibi ebeveynlerin HPV ve HPV aşısı hakkındaki bilgi, tutum, düşüncelerinin ve aşılanma durumlarının incelenmesi
BERK O.S. 0-18 yaş grubu kız çocuk sahibi ebeveynlerin HPV ve HPV aşısı hakkkındakı bilgi, tutum, düşüncelerinin ve aşılanma durumlarının incelenmesi. Ankara, 2022. Bu çalışmadaki amaç birinci basamak sağlık hizmetlerine başvuran, 0-18 yaş arası kız çocuğu olan ebeveynlerin HPV ve HPV aşısı hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarını incelemektir. Tanımlayıcı kesitsel tipteki araştırma 01.06.2021 ve 01.02.2022 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne ve Gülveren Eğitim Aile Hekimliği Birimi (AHB) Polikliniği'ne başvuran 0-18 yaş grubu kız çocuğu sahibi ebeveynler oluşturmaktadır. Evren büyüklüğü bilinmeyen toplumda prevelansı %50 kabul edilip, %95 güvenilirlik ve %5 hata payı ile yapılan hesaplamada 384 ebebeyne ulaşılması planlanmıştır. Aydınlatılmış onam formunu onaylayıp, anket sorularının tümünü yanıtlayanlar çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmada anket formları katılımcılara elden verilmiştir. Anket formunda sosyodemografik, sağlık verilerine ait sorular, HPV ve HPV aşısına dair bilgi, tutum soruları ve "Karolina HPV aşılama tutumları ve inançları ölçeği" bulunmaktadır. İstatiksel analizler SPSS paket programı ile yapılmıştır. Araştırmada 394 ebeveyne ulaşılmıştır. Katılımcıların %77,1'i kadın iken; yaş ortalaması 38,03±8,79 idi. Çalışmaya katılan katılımcıların %97,9'u kendilerine HPV aşısı yaptırmamıştı, %1,5'inin genital bölgesinde mevcut siğil bulunmaktaydı. 9 yaş ve üzeri kız çocuğu olan ebeveynlerin %7,8'i çocuklarına HPV aşısı yaptırmışlardı. Ebeveynler HPV ve HPV aşısı hakkındaki bilgilerini en çok (%37,7) internet üzerinden elde etmişlerdi. Katılımcıların bilgi sorularına verdikleri ortalama puan 4,50±3,16 iken; bilgi sorularının hepsine doğru cevap veren ebeveynlerin oranı %4,4'tü. Ebeveyn cinsiyeti, eğitim durumu, evlenme yaşı, gelir getiren işte çalışma ve sağlık çalışanı olma durumu, toplam aylık gelir düzeyi, gelir durumu öz değerlendirmesi, sağlık sigortası varlığı, çocuğunda kronik hastalık varlığı, daha önceden cinsel yolla bulaşan hastalık geçirme ve vücudunda siğil öyküsü olma durumu, rutin aşı takvimindeki aşıların hepsini yaptırma, rutin aşı takvimi dışı aşıları yaptırma durumu ile bilgi soruları toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmaktaydı. HPV aşısı konusunda daha pozitif tutum gösteren katılımcıların diğer katılımcılara göre bilgi düzeyleri daha yüksekti. Katılımcıların; Karolina HPV Aşılama Tutumları ve İnançları (KHATİ) Ölçeği ortalama puanları 34,76±5,82 idi. Eğitim durumu, meslek, gelir getiren işte çalışma durumu, sağlık çalışanı olma durumu, toplam aylık gelir düzeyi, evlenme yaşı, rutin aşı takvimi dışı aşıları yaptırma ve çocuğuna HPV aşısı yaptırma durumu ile KHATİ Ölçeği toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmaktaydı. Ebeveynlerin bilgi düzeyi arttıkça KHATİ ölçeği toplam puanı artmaktaydı idi. HPV aşısı konusunda daha pozitif tutum gösteren katılımcıların diğer katılımcılara göre KHATİ ölçeği toplam puanları daha yüksekti. Çalışmamızdaki elde ettiğimiz veriler ışığında HPV ile aşılama konusundaki engellerin; yeterli ve doğru bilgilendirme, finansal destek, güven telkin eden aşılama programları ile aşılabileceği görülmektedir. Bu sayede onkojenik potansiyelli bir virüs olan HPV enfeksiyonuna hem ucuz hem de en etkili koruma yöntemlerinden biri olan aşılama ile müdahale edilerek etkin bir toplum bağışıklığı sağlanabilir.
Postpartum dönemde başvuran hastalara uygulanan servikal sitoloji (Pap smear) ve/veya HPV test sonuçlarinin analizi
Serviks kanseri tüm dünyada kadınlarda görülen 4. Sıklıktaki kanserdir. Kadın kanseri ölümlerinde 2. sırada yer alır. Servikal kanser, 10.000 doğumda 0.8-1.5 vaka insidansı ile gebelikte teşhis edilen en sık malignitedir. Servikal kanser ve premalign lezyon tarama programları; hem ülkemizin sağlık politikalarının, hem de dünyadaki koruyucu sağlık hizmetlerinin vazgeçilmez parçası olan servikal sitoloji (PAP-smear) ve/veya HPV testleri ile uygulanmaktadır. Genel olarak, hamile olmayan bir popülasyonda pozitif sitoloji (PAP smear) oranı yaklaşık %3'tür ancak %1 ile %9.7 arasında değişebilir. Literatürde gebe kadın popülasyonunda ise servikal intraepitelyal neoplazi (CIN) prevalansı yaklaşık %1'dir ve bu sonuçlar gebe olmayan popülasyonla benzerdir. Hamilelik sırasında değişen hormonal ortam (steroid artışı) ve bağışıklık tepkisi, HPV enfeksiyonunun varlığını veya kalıcılığını destekleyebilir. Literatürün sistematik bir incelemesi, hamile kadınlarda HPV prevelansında %5,5'ten %65'e kadar geniş bir varyasyon olduğunu göstermiştir. Luo ve ark. yaptıkları yakın tarihli bir çalışmada gebe ve aynı yaşta gebe olmayan kadınları içeren çalışmasında, gebe olmayan kadınlarda %14,8 HPV prevelansına karşılık, gebe kadınlarda %24,2 ile daha yüksek HPV prevelansı tespit etmişlerdir. Çeşitli popülasyonlarda, çeşitli HPV'lerin erken membran rüptürü (PROM), preeklampsi, fetal büyüme kısıtlaması (FGR), erken doğum ve plasental anormallikler ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Biriken kanıtlar, HPV enfeksiyonunun hamilelik sırasında devam etme ve doğumdan sonra gerileme olasılığının daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bizim merkezimizde antepartum rutin olarak servikal kanser taraması yapılmamaktadır. Smear veya HPV testi alınması gereken taraması eksik olan kadınlara, postpartum 6. haftada doğum sonrası kontrollere geldiklerinde servikal kanser tarama programı uygulanmaktadır. O nedenle çalışmamızda, doğum sonrası kontrole gelen hastalardaki smear ve HPV test sonuçları retrospektif olarak incelenmiştir. Çalışmamızda HPV testi yapılan hasta grup (n=73), smear yapılan gruba (n:1012) göre sayıca azdır. Bu durumun ASCCP /ACS /ASCP /DSÖ /T.C. Sağlık Bakanlığı'nın servikal kanser tarama programı önerilerinde, HPV testini 30 yaş ve üstünde uygulanmasını önermelerinden kaynaklandığı düşünülmüştür. Çalışmamızdaki ortalama yaş 29,5 olup bu çıkarımı desteklemektedir. Smear alınan postpartum dönemdeki 1012 hastanın smear sonuçları incelendiğinde %98,1'inin negatif, %0,6'sının (n=6) ASCUS, %0,4'ünün (n=4) LSIL olduğu; HPV sonuçları incelendiğinde %6,4'ünün negatif, %0,8'inin (n=8) pozitif olduğu tespit edilmiştir. HPV testi pozitif çıkan 8 hastanın HPV tipleri ise şu şekildedir; 2 hasta HPV tip 16, 3 hasta HPV tip 53, 1'er hasta HPV tip 54, 59 ve 66. Smear alınan 1003 hastanın %'99'u negatif iken %1'i pozitiftir. HPV alınan 73 hastanın %89'u negatif iken %11'i pozitiftir. Çalışmamızdaki sonuçlar değerlendirildiğinde postpartum dönemde HSIL sitoloji veya servikal kanseri olan hasta ile karşılaşılmamıştır. Literatürde kötü obstetrik sonuçların, HPV ve/veya smear testi pozitifliği olanlarda daha fazla olduğuyla ilgili yayınlar mevcuttur ancak çalışmamızda bebeklerin doğum ağırlıkları, canlı ya da ölü doğmaları, doğum sırasında ileri yaşam desteği gereksinimi, preterm eylem, IUGR ve makrozomik fetüs oranlarının annelerin smear veya HPV sonuçlarıyla ilişkisi saptanmamıştır. APGAR skorları da smear sonucuna göre değişmezken, HPV negatif hastalarda pozitiflere göre APGAR3 skoru anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. İlaç kullanım özellikleri ile HPV ve/veya smear sonuçları arasında anlamlı bir ilişki saptanmayan çalışmamızla, literatürdeki immunsupresyonu olan ve/veya immunsuprasif ilaç kullanan hastalarda HR-HPV ile kalıcı enfeksiyon riskinin arttığını gösteren çalışmalar çelişmektedir. Annenin dahili hastalıkları ve immunsupresyon durumu ile smear sonuçları arasında ilişki saptanmamıştır. HPV sonuçları incelendiğinde nörolojik hastalıklar HPV pozitif hastalarda anlamlı olarak daha fazla izlenmiştir. Diğer hastalıklar ve immunsupresyon durumu için HPV sonuçlarına göre farklılık yoktur. Çalışmamızdaki parametreler dahilinde hastaya hem antepartum, hem de postpartum dönemde yapılan HPV ve/veya smear testlerini karşılaştıran çalışmaların yapılması bizim çalışmamızı bir kademe öteye taşıyacak basamak olacaktır. Anahtar Kelimeler: Servikal Kanser, Servikal Kanser Tarama, Pap-Smear, HPV, Kolposkopi, Gebelik, Postpartum Dönem Destekleyen Kuruluşlar: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı
Vajinal disbiyozisin HPV enfeksiyonu ve preinvaziv servikal epitelyal lezyonlar üzerine etkisi
Rahim ağzı kanseri (CC), dünya çapında kadınlar arasında en sık görülen dördüncü malign neoplaziyi temsil eder ve ciddi bir halk sağlığı sorunudur. HPV enfeksiyonu, üreme sisteminin en yaygın viral enfeksiyonudur ve yüksek riskli genital HPV'ler, serviks kanserinin ve onun malign prekürsörü olan servikal intraepitelyal neoplazinin gelişiminde merkezi etiyolojik ajanlardır. HrHPV ile enfeksiyon CC gelişimi için gereklidir ancak yeterli değildir ve hastalığın oluşumunda, ilerlemesinde veya gerilemesinde ek faktörler rol oynar. Etkilenen viral tip gibi bu faktörlerin bazıları virüsle ilişkiliyken bireysel bağışıklık, sigara içme, parite, hormonal kontraseptif kullanımı ve cinsel davranış gibi diğer faktörler konakçı ile ilgilidir. Son çalışmalar vajinal mikrobiyom (VM) ile jinekolojik kanser arasındaki potansiyel ilişkiyi değerlendirmiştir. VM bileşimi, lokal bağışıklık tepkisini etkileyebilir, servikal onkogenez ve HPV klirensine dahil olabilir. Vajinal mikrobiyota, çok sayıda endojen ve eksojen faktöre yanıt olarak değişebilen benzersiz ve karmaşık bir ortamdır. Bu nedenle, vajinal mikrobiyotanın konakçının üreme fizyolojisini etkileyebileceği gibi, mikrobiyal bileşimin de konak fizyolojisinden etkilenebileceğini akılda tutmak çok önemlidir. Genel olarak, sağlıklı bir yetişkin vajinal mikrobiyomu ağırlıklı olarak Lactobacillus spp. ve düşük bolluktaki diğer mikropları içerir. Büyümelerini destekleyen asidik bir ortam yaratmanın yanı sıra, Lactobacillus suşlarının çoğu, bir dizi potansiyel olarak zararlı mikrop için toksik olan ve büyümelerini engelleyen kayda değer sayıda antimikrobiyal benzeri bileşik, bakteriyosin veya hidrojen peroksit üretebilir. Laktobasil türlerini içeren probiyotikler, vajinal florayı iyileştirmek için ürogenital enfeksiyonların tedavisinde kullanılmıştır. Son veriler, bazı bakteri türlerinin varlığının ve bolluğunun HPV enfeksiyonunu önleyebileceğini ve bu anatomik bölgelerde kanser öncü lezyonlarının gelişme riskini azaltarak virüs klirensine katkıda bulunabileceğini düşündürmektedir. Tersine, diğer bakteri türleri patolojik durumu destekleyebilir. Bu nedenle, VM bileşiminin ve değişikliklerinin (disbiyoz) HPV enfeksiyonu/kalıcılığı üzerindeki etkisini anlamak, bu virüsün neden iii olduğu enfeksiyonların sonuçlarının daha iyi tahmin edilmesine katkıda bulunabilir. Çalışmamızda toplam 80 hastada flora kullanım süreleri incelendiğinde 6-9 ay arası kullanan 58 (%72,5), 9-12 ay arası kullanan 15 (%18,8) ve 12 ay ve üzerinde kullanan 7 (%8,8) hasta olduğu görülmüştür. Tedavi süresi yapılan çalışmalar ile karşılaştırıldığında yeterli olduğu görülmüştür. Yaptığımız çalışmada tedavi grubunda yer alan 80 hastanın tedavi öncesi ve sonrası smear sonuçları ASCUS açısından analiz edilmiş. Yapılan analizlere göre tedavi öncesi hastaların %48,8'inin smear sonucu anormal (≥ASCUS) iken tedavi sonrası bu oran %33,8'e düşmüştür ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Kontrol grubunda yer alıp tedavi başlanmayan 82 hastanın %37,8'inin smear sonucu ASCUS açısından anormal (≥ASCUS) bulunmuştur. 6 ay sonra ise %24,4'ünün anormal sonucu olduğu gözlenmiştir. Bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Bu veriler; uyguladığımız tedavinin smear sonuçları üzerine olumlu etkisini ortaya koymuştur. Fakat çalışmamızın diğer verileri incelendiğinde uygulanan tedavi LSIL ve HSIL smear sonuçlarında istatiksel olarak anlamlı değişikliğe yol açmamıştır. Tedavinin HPV değişimi üzerinde etkisi incelendiğinde; HPV 16 açısından negatife dönme oranı tedavi alan grupta %46,2 iken tedavi almayan grupta %56,7'dir. HPV 18 açısından negatife dönme oranı tedavi alan grupta %54,5 iken tedavi almayan grupta %100'dür. HrHPV açısından negatife dönme oranı tedavi alan grupta %48,6 iken tedavi almayan grupta %49,2'dir. HPV 16/18 değişimi incelendiğinde ise tedavi almayan gruptaki 2 hastanın 2'sinde de 16 veya 18'den birinin negatife döndüğü, tedavi alan gruptaki 4 hastanın ise 2'sinin (%50) tamamen negatife döndüğü, diğer 2'sinin ise (%50) 16 veya 18'den birinin negatife döndüğü gözlenmiştir. Tüm bu farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Çalışmamızda flora düzenleyici tedavinin HPV klirensi üzerine bir miktar etkisi gözlenmiş olsa da kontrol grubu sonuçları ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. İlk başvuruda kolposkopi yapılma oranları tedavi alan grupta %76,2, almayan grupta %59,8'dir ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Kolposkopi sonucu ise tedavi alanların %19'unda almayanların %60'ında anormal bulunmuştur. Tedavi almayan hastalarda ilk başvuruda anormal kolposkopi sonucu oranı anlamlı olarak daha fazla bulunmuştur. Kontrol başvurusunda ise kolposkopi yapılma oranları tedavi alan grupta %38,8, almayan grupta %19,5'tir ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. iv Kolposkopi sonucu ise tedavi almayanların %66,7'sinde anormal iken tedavi alanların tamamında normal bulunmuştur ve bu fark da istatistiksel olarak anlamlı olup sonuçlar literatür ile uyumludur. Anahtar Kelimeler: Servikal Kanser, Servikal Kanser Tarama, Pap-Smear, HPV, Vajinal Mikrobiyota, Vajinal Mikrobiyota State Çeşitliliği Destekleyen Kuruluşlar: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı
Rahim ağzı kanseri taraması inanç ölçeği'nin (RAKTİ Ölçeği) Türkçe'ye uyarlanması ve Ankara'da bir üniversitenin 30 yaş ve üzeri kadın idari personelinin ulusal rahim ağzı kanseri tarama programına katılımı ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi
Bu araştırmada; Rahim Ağzı Kanseri Taraması İnanç Ölçeği'nin (RAKTİ Ölçeği) geçerlik ve güvenirliğinin belirlenmesi ve Hacettepe Üniversitesi'nde görevli 30 yaş ve üzeri kadın idari personelin rahim ağzı kanseri taraması yaptırma durumlarının, tarama davranışlarını etkileyen faktörlerin araştırılması amaçlanmıştır. İki aşamalı olarak yapılan bu araştırmanın ilk aşaması metodolojik tipte, ikinci aşama ise kesitsel tipte yürütülmüştür. Araştırmanın ilk aşaması için veriler Hacettepe Üniversitesi ile çeşitli il ve ilçe sağlık müdürlüklerinde görevli 629 personelin katılımıyla çevrimiçi ve gözlem altında toplanmıştır. Yapılan geçerlik ve güvenirlik analizi sonuçlarına göre RAKTİ Ölçeği'nin, 30 yaş ve üzeri idari personel için jinekolojik muayene ve rahim ağzı kanseri taramasına yönelik tutum ve inançları değerlendiren geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olmadığı sonucuna varılmıştır. Araştırmanın ikinci aşaması için veriler Hacettepe Üniversitesi'nde görevli 330 personelin katılımıyla gözlem altında toplanmıştır. İkinci aşamada; personelin rahim ağzı kanser taraması yaptırma durumları ve tarama davranışlarını etkileyen faktörler araştırılmıştır. Katılımcıların %96,4'ü pap smear testini, %57,9'u HPV testini duymuştur. Katılımcıların %76,1'i rahim ağzı kanserine yönelik tarama testi yaptırmıştır. Araştırmada halen evli olanlar ile önceden evlenmiş olanların, ileri yaşta olanların, halen aile planlaması yöntemi kullananların ve menopoza girmiş olanların tarama testi yaptırma oranının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Katılımcıların özellikle risk faktörleri başta olmak üzere rahim ağzı kanseri ve taramasına ilişkin yeterli düzeyde bilgi sahibi olmadığı saptanmıştır. Yapılan çoklu doğrusal regresyon analizi sonucunda HPV testini duyma durumu ve gebelik sayısının rahim ağzı kanseri ve taramasına yönelik bilgi puanını pozitif yönde ve anlamlı olarak yordadığı saptanmıştır. Ayrıca katılımcıların jinekolojik muayene ilişkin bazı tutum ve davranışlarının olumlu sağlık davranışlarını (örneğin düzenli kadın doğum kontrol muayenesi olma ve tarama testi yaptırma durumu gibi) etkilediği saptanmıştır. Araştırmanın bulguları üniversite personelinde rahim ağzı kanseri ve taramasına yönelik bilgi düzeylerinin artırılması, olumlu tutum ve sağlık davranışı kazanmalarını sağlamak amacıyla hizmet içi eğitimleri de içeren geniş kapsamlı müdahalelerin gerekliliğine işaret etmektedir. Anahtar kelimeler: Kanser, Kanser Taraması, Rahim Ağzı Kanseri Taraması İnanç Ölçeği, Pap Smear, HPV Testi
Yaygın deri siğilleri olan hastalarda HLA sınıf I ve sınıf II allellerinin araştırılması
Deri siğilleri, insan papilloma virus (HPV) enfeksiyonlarına bağlı olarak ortaya çıkan, farklı klinik prezentasyonları olan benign epitelyal proliferasyonlardır. HPV enfeksiyonlarında genetik duyarlılığın ve enfeksiyonu elimine etmeye yönelik fonksiyon gösteren immünolojik mekanizmaların rolü henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. HLA antijenlerinin patojenlere karşı konak savunmasında kritik rolleri bulunmaktadır. Çalışmamızda yaygın deri siğilleri olan hastalarda HLA Sınıf I (HLA-A, HLA-B, HLA-C) ve Sınıf II (HLA-DRB1, HLA-DQB1 ve HLA-DQA1) allelerinin sıklığını araştırarak sağlıklı popülasyonla karşılaştırmak ve siğillerin oluşumunda bu allellerin etkisini incelemek amaçlandı. Çalışma kapsamında yaygın deri siğili tanısı alan 100 hasta ve hastanemize kemik iliği donörü olarak başvurmuş 100 sağlıklı birey kontrol grubu olarak seçilerek, periferik venöz kan örnekleri alındı, DNA izolasyonu sonrası HLA tiplendirmeleri yapıldı. Hastaların 61'inde (%61) siğil aile öyküsü tespit edildi. Siğil lokalizasyonları değerlendirildiğinde bazı hastalarda birden fazla lokalizasyonda olmak üzere 29 (%29) hastada genital bölgede, 39 (%39) hastada üst ekstremitelerde, 21(%21) hastada baş-boyun, 31 (%31) hastada ise alt ekstremitelerde yer almaktaydı. Birer (%1) hastada da gövde ve oral mukozadaydı. Sağlıklı kontroller ile karşılaştırıldığında yaygın deri siğilleri olan hasta grubunda B*38, B*40, B*44 ve C*12 alleleri için p<0,05 anlamlılık düzeyinde fark bulundu. Sağlıklı kontrollerde B*38, B*40, B*44 ve C*12 allelleri hasta grubuna göre daha yüksek tespit edildi (sırasıyla B*38 için p=0,025; OR:0,31; %95 GA, B*40 için p=0,046; OR:0,32; %95 GA, B*44 için p=0,029; OR:0,41; %95 GA ve C*12 için p=0,0070; OR:0,49; %95 GA). Genital siğilli hasta grubunda ise DQA1*0103 alleli sağlıklı kontrollere göre daha düşük bulundu (p=0,049870; OR:0,28; %95 GA). Çalışmamızda bir risk alleli tespit edilememiş olup HLA-B*38, B*40, B*44 ve C*12 allelleri yaygın deri siğilleri gelişimine karşı, DQA1*0103 alleli de genital siğil gelişimine karşı koruyucu bulunmuştur.
HPV DNA (+) kadınların sağlık inanç modeli'ne göre izlem sürecindeki deneyimleri: Nitel bir çalışma
Amaç: HPV DNA (+) kadınların Sağlık İnanç Modeli (SİM)'ne göre smear testini yaptırmada etkili tutum ve davranışlarını, izlem sürecindeki deneyimlerini ve bununla ilişkili inançlarını tanımlamaktır. Yöntem: Araştırmada, nitel araştırma yaklaşımlarından fenomenolojik desen kullanılmıştır. Araştırmanın kavramsal çerçevesini SİM oluşturmuştur. Veriler "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılarak "derinlemesine görüşme" yöntemiyle toplanmıştır. Çalışmanın örneklemini, HPV DNA 16, 18 (+), LGSIL (+), HGSIL (+), ASCH (+) ve kolposkopi yapılan grup dışında kalan, belli aralıklarla pap smear ve/veya HPV DNA testi ile izlenmesi gereken HPV DNA (+) kadınlar (n: 16) oluşturmuştur. Veriler "içerik analizi" ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya alınan kadınlar SİM'in bileşenlerine göre davranışlar ve inançlar deneyimlemişlerdir. Modele göre algılanan duyarlılık ile ilgili temalar; "Kansere yakalanma riski", "Tanının kabulü", ciddiyet teması altında; "Olumsuz etkileme", "Ölüm", "Kanser olma korkusu", "Sağlığın bozulması endişesi", "Kanser olmuş hissetme", "Kanserin getirmiş olduğu yük ", algılanan yarar temaları; "Serviks kanserine yakalanma riskinin azaltılması/önlenmesi", algılanan engel; "Sosyal destek eksikliği", "Randevu alamama", "Bilgi eksikliği", "Kendini muayeneye hazır hissetmeme", "Doktorun yaklaşımı", "Aile sürecinde bozulma", "Hastalığa özgü rahatsızlığın olmaması", "Muayeneden hoşlanmama", "Hastanenin konumu", "Çalışma durumu", "Muayene için bekleme süresinin uzunluğu", "Hastalık hakkında yanlış bilgi", "Hastaneye gelmenin yıpratıcı olması", "Hastanenin bakımsız ve pis olması", "Fiziksel engelli olma", sağlık motivasyonu temaları; "Gereksinim", "Sağlık/çare arama davranışı", "Deneyimleme" ve "Umut", öz yeterlilik; "Gerçek performans", "Başkalarının deneyimleri", "Sözel ikna", "Öznel algılar", eyleme geçiriciler; "İç ve Dış uyarı", sosyo-demografik faktörlerden "Sosyal destek varlığı" alt temaları belirlenmiştir. Sonuç: Çalışmada, SİM'e göre kadınların deneyimleri açıklanarak tanı sonrası izlem sürecine yönelik önemli veriler elde edilmiştir. HPV DNA (+) tanısı alındıktan sonra sadece kadınların değil aile bireylerinin de etkilendiği belirtilmiştir. Veriler doğrultusunda kadınlara sağlık personelleri tarafından bilgi, destek sağlanması, belirli aralıklarla danışmanlık hizmetlerinin verilmesi ve belirtilen engellerin giderilmesi izlem sürecinin daha olumlu geçirilmesini sağlayabilir. Anahtar Kelimeler; HPV DNA; Sağlık İnanç Modeli; Nitel Araştırma; Hemşirelik
HPV aşısı hakkında ailelerin bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: HPV ile ilişkili hastalıkların bir halk sağlığı sorunu haline gelmesi hem enfeksiyondan korumak hem de ilerlemesini durdurmak için aşı üretilmesi fikrini doğurmuş ve bu aşı HPV enfeksiyonu ve sonuçlarına yönelik önemli bir müdahale olmuştur. Çalışmamızın amacı 9-18 yaş çocukların ebeveynlerinin, Human Papilloma Virüs (HPV) enfeksiyonu ve aşısı hakkında bilgi düzeyi, tutum ve davranışlarını öğrenmektir. YÖNTEM VE METOD: Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Yenimahalle Eğitim Araştırma Hastanesi Çocuk Polikliniklerine başvuran 9-18 yaş çocukların ailelerine, gönüllülük esas alınarak, anket çalışması şeklinde yürütülmüştür. Ankette ailelelerin sosyo-demografik özellikleri, HPV enfeksiyonu ve aşısı hakkındaki bilgi düzeyleri, aşıyı uygulama konusundaki tutum ve davranışları sorgulanmıştır. Çalışmaya toplam 1000 ebeveyn katılmıştır. BULGULAR: Çalışmaya katılanların 762'si (%76.2) anne, 238'i (%23.8) baba idi. Yaş ortalamaları 37.7 ± 6.4 idi. Annelerin 503'ü (%66) lise ve üniversite mezunuyken, babaların 191'i (%80.2) lise ve üniversite mezunudur. Ebeveynlerin yalnızca 269'u (%26.9) HPV enfeksiyonu ve 207'si (% 20.7) HPV aşısı hakkında bir şeyler duymuş/okumuş idi. Bilgi edinme kaynakları arasında birinci sırada basın yayın organları, ikinci sırada ise hekimler vardı. Ebeveynlerin yalnızca 55'i (%5.5) çocuk doktorundan ve aile hekiminden bilgi edindiğini belirtmiştir. Ebeveynlerden yalnızca 14'ü (%1.4) kendisine HPV aşısı yaptırmıştı. Çocuğuna HPV aşısı yaptıran ebeveyn sayısı yalnızca 2 idi. Araştırmaya katılan ebeveynler HPV enfeksiyonu ve aşısı hakkında sınırlı bilgiye sahipti. HPV aşısını duyan/bilen ebeveynlerin 93'ü (%43.2) çocuğuna aşı yaptırmaya istekli olduğunu, 90'ı (%41.7) aşıyı güvenilir bulduğunu belirtmiştir. Ebeveynlerin 119'u (%55.4) hekimlerin bilgilendirmesinin yetersiz olduğunu, 65'i (%30.3) aşının pahalı olduğunu, 19'u (%8.9) aşının yapılmasının gereksiz olduğunu, 11'i (%5.1) aşının dini değerlerine uygun olmadığını ifade etmiştir. Ebeveynlerin diğer çekinceleri ise, çevre baskısı, cinsel hayata erken başlama ve aşılamanın çok eşliliği artıracağı endişesidir. TARTIŞMA VE SONUÇ: HPV aşısının kullanımı ile bir halk sağlığı sorunu olan serviks kanserlerinin görülme sıklığı ve ölüm oranlarında önemli oranda azalma sağlanmıştır. Ülkemizde bu aşı ile ilgili henüz yeterli farkındalık yoktur. Kişilerin aşılanma durumlarını belirlemede doktorların çok önemli bir role sahip oldukları bilinmektedir. Ülkemizde HPV aşısının toplumca kabul edilerek yaygın bir şekilde kullanılmasında doktorların hastalara aşıyı önermesi önemli rol oynayacaktır. ANAHTAR KELİMELER: Human Papilloma Virüs, Aşı, Farkındalık
HPV aşısı hakkında aile hekimlerinin bilgi düzeyleri, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Servikal kanser kadınlarda meme kanserinden sonra en sık görülen ikinci kanserdir.Servikal kanserin primer etyolojik ajanı Human Papilloma Virüs'tür (HPV). HPV enfeksiyonuna karşı primer immunizasyon amaçlı üretilmiş aşılar bulunmaktadır. Çalışmamızın amacı Türkiye'deki aile hekimlerinin HPV aşısı hakkındaki bilgi düzeyleri,tutum ve davranışlarını değerlendirmektir. Materyal ve Metod: Kesitsel,tanımlayıcı tipte olan araştırmamız 01.10.2017-01.04.2018 tarihleri arasında yürütülmüştür.Araştırmacılar tarafından geliştirilen anket formu sosyal medya ağları üzerinden 2530 aile hekimine gönderilmiştir.Çalışma zamamnında 247 yanıt toplanmıştır.anketin geri dönüş oranı %9'dur. Bulgular: Katılımcıların 203'ü (%82.2) kadın, 44'ü (%17.8) ise erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 34,29±6,91, hizmet sürelerinin ortalaması 8,81±7,47 olarak hesaplandı. Katılımcıların 143'ünü (%57.9) büyükşehirde çalışanlar oluştururken,129'unu (%52) ASM de çalışanlar oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan hekimlerin 207'si (%83.8) Sağlık Bakanlığı ulusal aşı takviminde olmayan özel aşılardan herhangi birini hastalarına önerdiğini bildirmiştir. Aile hekimlerine hastalarına hangi özel aşıları tavsiye ettiği sorulduğunda, 198'i (%80.2) Rota aşısını, 119'u (%48.2) meningokok aşısını, 137'i (%55.5) influenza aşısını, 11'i (%4) HPV aşısını ve 3'ü (%1) pnömokok aşısını önerdiğini belirtmiştir. Araştırmaya katılan hekimlerin HPV aşısı hakındaki bilgi düzeyleri sorgulandığında katılımcıların 181'i (%73) Türkiye'de 2 çeşit aşı olduğunu, 131'i (%53) aşının üç doz şeklinde uygulandığını, %63.2'si (156) aşının intramüsküler uygulandığını bilmekteydi. Katılımcıların yalnızca 105'i (%42.5) 9 yaşından sonra kız ve erkek çocuklarına yapılabileceğini bilmekteydi. Ancak 25'i (%10) aşının sadece cinsel aktif kadınlara uygulanabileceğini düşünmekteydi. Aşının virus tipine özgü koruyuculuğunun %100 olduğunu bilen hekim sayısı yalnızca 62 (%25) iken servikal kansere karşı koruyuculuğunun %70 olduğunu bilen 143'dür (%57.9). Tartışma ve Sonuç: Araştırmamız ülkemizde aile hekimleri üzerinde bu konuda yapılmış ilk çalışmadır. Verilerin hekim beyanına dayanmasına ragmen aile hekimlerinin HPV aşısı önerme oranları literatüre göre düşük düzeydedir.Aşı önermeyi etkileyen en önemli faktör hekimlerin bilgi ve tecrübe eksikliği ile ekonomik nedenlerdir. Aşının uygulanması ile yaygınlaşmasındaki engeller politikacılar tarafından incelenmeli ve bu konuda etkin adımlar atılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimi, Human Papilloma Virüs, aşı
Yüksek riskli HPV pozitif olan hastalarda smear sonuçlarının kolposkopi eşliğinde alınan servikal biyopsi sonuçları ile karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada amacımız HPV DNA taraması sırasında yüksek riskli hpv tipi testpit edilen hastalarda, servikal sitolojisi sonuçlarının kolposkopi eşliğinde alınan servikal biyopsi sonuçları ile karşılaştırılması ve tek başına yüksek riskli HPV pozitifliğinin kolposkopiye refere edilmesinin gerekliliğini araştırmaktır. Yöntem: Prospektif olarak yaptığımız çalışmaya HR-HPV pozitif 60 hasta dahil edildi. Hastaların HPV tipi, smear sonuçları, gebelik sayısı, parite, doğum şekli, sigara kullanımı, eğitim durumu, kontraseptif yöntem, OKS kullanımı, postkoital kanama durumu, cinsel aktif süresi sorgulandı. Tüm hastalara kolposkopi işlemi uygulandı. Kolposkopik bulgular, ECC ve biyopsi sonuçları istatistiksel olarak incelendi. Bulgular: HPV 16 pozitif olan hastalarda HSIL oranı %47, HPV 18 pozitif olanlarda %0 olarak bulunurken diğer HR-HPV genotiplerinde %12.5 oranında tespit edilmiştir. Bulgularımız istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,012 ). Sigara içenlerin Pap smear sonuçlarının %60,0'ında CIN 1 ve üzeri lezyon saptanmış, içmeyenlerin %31,4'ünde CIN 1 ve üzeri lezyon görülmüş ve aradaki fark anlamlı bulunmuştur (p=0,028). Sigara içme durumu ile biyopsi sonuçlarını karşılaştırdığımızda sigara kullanan hastaların %40,0'ında HSIL ve üzeri biyopsi sonucu olduğu tespit edilmiş iken, sigara kullanmayanların %5,7'sinde HSIL ve üzeri görülmüş ve sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p=0,003). Sonuç: Çalışmamızda HPV 16 en sık izlenen genotiptir. HPV 16 pozitif vakalarda, biyopsi sonuçlarında HSIL oranı anlamlı bulunmuştur. Sigara kullanan hastaların smear ve kolposkopik biyopsi sonuçları anlamlı bulunmuştur. HR-HPV pozitif vakaların tümüne kolposkopi yapılması ile serviksin preinvaziv lezyonları erken tanı alabilir ve hastalar serviks kanserine ilerlemeden tedavi edilebilir. Anahtar kelimeler: HPV, Smear, Kolposkopi, Serviks Kanseri
Kadınlarda Human Papilloma Virüs (HPV) bilgi düzeyinin serviks kanseri inançlarına etkisi
Araştırma, Türkiye genelinde yaşayan 18-65 yaş arasındaki kadınların HPV bilgi düzeylerinin serviks kanseri inançlarına etkisini değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Çalışma, tanımlayıcı ve kesitsel araştırma olarak planlanmıştır. Araştırma anketi Surveey.com çevrimiçi anket sistemi ile oluşturulup sosyal medya platformları (Instagram, Twitter, Facebook vb.), WhatsApp ve e-posta yoluyla paylaşılmış, Kasım 2022-Nisan 2023 tarihleri arasında, 18-65 yaş arasındaki 301 kadına ulaşılmıştır. Veriler "Kişisel Bilgi Formu", "Human Papilloma Virüsü Bilgi Ölçeği (HPV-BÖ)" ve "Rahim Ağzı Kanseri ve Pap Smear Testi Sağlık İnanç Modeli Ölçeği (RAKPST-SİMÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Kadınların, HPV-BÖ puan ortalaması 11,23±9,78'dir. RAKPST-SİMÖ alt boyutlarının puan ortalamaları; pap smear yarar ve motivasyon algısı 3,87±0,92, rahim ağzı kanseri duyarlılık algısı 2,55±0,88, rahim ağzı kanseri önemseme/ciddiyet algısı 3,13±0,85, rahim ağzı kanseri sağlık motivasyonu algısı 3,34±0,95, pap smear engeller algısı 2,51±0,80 olarak saptanmıştır. Pap smear yarar ve motivasyon ile HPV-BÖ arasında r=0.29 pozitif zayıf düzeyde ilişki bulunmuştur. Pap smear engeller ile HPV-BÖ arasında r=-0.48 negatif zayıf düzeyde ilişki bulunmuştur. Pap smear yarar ve motivasyon düzeyindeki toplam değişim %8.3 oranında HPV-BÖ tarafından açıklanmaktadır (R2=0,083). HPV bilgi düzeyi pap smear yarar ve motivasyon düzeyini arttırmaktadır (ß=0,293). Pap smear engeller düzeyindeki toplam değişim %22.9 oranında HPV-BÖ tarafından açıklanmaktadır (R2=0,229). HPV bilgi düzeyi pap smear engeller düzeyini azaltmaktadır (ß=-0,481). Kadınların HPV bilgi düzeyinin yüksek olması serviks kanseri inançlarını olumlu yönde etkilemektedir. Sağlık profesyonellerinin, kadınlara HPV aşısı ve serviks kanseri taramaları hakkında eğitim ve danışmanlık vermesi olumlu sağlık davranışlarının geliştirilmesini sağlayacaktır.
Özofageal skuamöz papillomada ve özofagusun malign ve premalign lezyonlarında hpv pozitifliğinin ve genotipinin patolojik preparatlarda araştırılması
Amaç: Özofagus kanserleri dünyada en sık kanserler içinde 8.sırada yer almaktadır. Mortalitesinin yüksek olması nedeniyle özofagus kanserlerinin ve premalign lezyonlarının etyolojisinde rol alan faktörlerin önemi daha da artmıştır. Özofagusun skuamöz papillomları da benign olarak bilinmesine karşın son yıllarda yapılan çalışmalarda premalign lezyon olabileceği konsunda dikkatleri üzerine çekmiştir. Araştırmamızın amacı son yıllarda insidansının arttığı gözlenen özofagus papillomalar ile etiyolojisinde rol aldığı düşünülen yüksek riskli human papillomavirus (HPV) enfeksiyonunun ilişkisini tespit etmektir. Ayrıca üst gastrointestinal sistem (GİS) endoskopisi ile saptanmış özefagusun adenokasinomu, skuamöz hücreli kanseri, granüler hücreli kanseri ve barrett displazisi ile HPV varlığını ve genotipini belirlemeye çalıştık. HPV'nin coğrafi farklılık göstermesi ve ülkemizde bu konuda yeterli sayıda araştırma yapılmamış olması bu çalışmanın önemini ortaya koymaktadır. Materyal ve Metod: Hastanemize başvuran ve gastrointestinal semptomlardan dolayı üst GİS endoskopi yapılan hastalardan alınan özofagus biyopsileri incelendi. 5 yılda 256 hastadan özofagus biyopsisi alındığı tespit edildi. Biyopsi sonucuna göre hastalar iki gruba ayrıldı: 1.grup özefageal skuamöz papilloma (ÖSP) grubu (42 hasta), 2.grup ise premalign/malign grubu (17 hasta, (skuamöz hücreli kanser, adenokarsinom, granüler hücreli kanser ve barrett displazi)). Hastaların demografik, endoskopik ve histolojik bulguları kaydedildi. Patoloji preperatlarından örnek alınarak Polimerase Chain Reaction (PCR) yöntemi ile mikrobiyoloji laboratuvarında HPV genotiplendirmesi yapıldı. Bulgular: Malignite grubunun ortalama yaşının belirgin yüksek, beden kitle indeksinin düşük ve lezyon çapının büyük olduğu görüldü ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (yaş, p=0.015; BKİ, p:0.028, Lezyon çapı, p<0,01). Sigara kullanımının malignite grubunda daha fazla olduğu ve iki grup arasında istatistiksel olarak da anlamlı fark olduğu saptandı (p=0.03). ÖSP hastalarının %4,8'i (2/42) yutma güçlüğüyle prezante olurken malignite grubundaki hastaların %64,7'si (11/17) bu semptomlar ile başvurduğu görüldü. Malignite grubunda yutma güçlüğü belirgin olarak fazladır ve istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.001). Patoloji preparatlarından PCR yöntemi ile bakılan HPV enfeksiyonu ise ÖSP grubunda tek bir kişide pozitif bulunmuş ve malignite grubunda tespit edilememiştir. Kontrol endoskopi yapılan ÖSP hastaların 2 sinde (2/6, %33,3) tekrar skuamöz papilloma bulunmuştur. Diğer özellikler bakımından gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Sonuç: Sonuç olarak, ÖSP lezyonlarının ÖK'leri için premalign lezyon olduğunu iddia eden araştırmacılar olsa da; bizim çalışmamızda ÖSP grubu ile malignite grubunun yaş, cinsiyet ve risk faktörleri açısından birbirinden farklı olduğu gözlenmiştir. Ayrıca ÖSP'lerin etiyolojisinde ve malign transformasyon mekanizmasında rol oynadığı düşünülen HPV'nin sadece bir papilloma hastasında saptanmış olması bu hastalığın etiyolojisinde rol aldığını düşündürmemektedir. Malignite grubunda ise hiçbir hastada HPV pozitifliği saptanmamış olması malignite gelişiminde rolü olmadığını düşündürmektedir. Ayrıca ÖSP'li 6 hastanın kontrol endoskopisi sonucunda iki hastada papilloma lezyonlarının tekrarlamış olması fakat hiçbirisinde malignite açısından şüpheli lezyon bulunmaması bölgemizdeki ÖSP lezyonlarının benign nitelikte olduğunu düşündürmektedir. Anahtar kelimeler: human papillomavirus, özofageal skuamöz papilloma, özofagus kanseri
Anormal servikal sitolojide anormal endoservikal patoloji ve human papilloma virus prevelansı
Giriş: Servikal kanser günümüzde dünya da kadınlar arasında dördüncü sıklıkta görülen ve önlenebilir bir kanser olması nedeniyle önemini korumaktadır. Bu nedenle birçok tarama programı geliştirilmiş olup bizim ülkemizde de en çok servikal sitoloji ve PCR ile hrHPV DNA pozitifliği taraması yapılmaktadır. Birçok çalışmada HPV enfeksiyonunun servikal kanserlerde %96-99 oranında pozitif olduğu belirtilmiştir. HPV'nin tek başına pozitifliğinin dışında yardımcı faktörlerlerin olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Biz bu çalışmada anormal servikal sitolojide anormal endoservikal patoloji ve HPV prevelansını, olası kofaktörlerin bu durumu nasıl etkilediğini, endoservikal örneklemenin önemini değerlerlendirdik. Metod: Bu çalışmada polikliniğimiz kolposkopi ünitesinde Ocak 2013 ve Nisan 2016 tarihleri arasında anormal servikal sitoloji ile takip tedavi gören 505 hasta değerlendirilmiştir. HPV DNA taraması ve endoservikal örneklem yapılmış olan 215 anormal servikal sitolojili hasta ile 175 kontrol grubu hasta karşılaştırılmıştır. Servikal sitoloji konvansiyonel ve likid bazlı (thin prep) teknik ayırt edilmeksizin çalışmaya dahil edilmişir. Servikal sitoloji Bethesda 2001 sınıflandırma sistemine göre yorumlanılmıştır. HPV DNA hastanemiz patoloji, mikrobiyoloji ve ayrıca dış merkez olarak KETEM laboratuarlarında PCR yöntemi ile değerlendirilmiştir. Tüm endoservikal örneklemler endoservikal fırça ve küretaj yöntemleri kullanılarak elde edilip hastanemiz patoloji bölümünce değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışma için toplamda 505 olgu değerlendirilmiştir. Eksik verileri olan olgular çıkartıldığında analizler 390 olgu üzerinden yapılmıştır. Çalışmada anormal Pap smear'e sahip olanların sayısı 215 (%55), normal Pap smear'i olanların sayısı 175 (%45) olarak saptanılmıştır. Olguların ortalama yaşı 45.5±9 olarak saptanmıştır. Parite ortalama 2.2, ilk cinsel ilişki yaşı ortalama 20, OKS kullanım oranı %27.9'du. Hastaların %31.3'ü menapozda ve %28'inde ek hastalık mevcuttu. Pap smear sonucu anormal olguların yaş ortalaması 45'ti. Sigara kullanımı %27.2 ve OKS kullanım oranı %26.3 olarak saptandı. Anormal Pap smearli olgularda HPV pozitifliği prevelansı %68.8'di. Bu grupta anormal endoservikal örneklem patoloji prevelansı %40 olarak bulundu. Yaş ile anormal servikal sitoloji arasında bir ilişki saptanmadı. Kontrol grubununda HPV pozitifliği prevelansı %53,7' idi. Bu grupta HPV pozitifliğinin %44'ünü HPV 16, %9.3'ünü HPV 18, %3.2'sini HPV 16 ve 18 birlikteliği %43'ünü diğer HPV tipleri oluşturmaktaydı. Anormal endoservikal örneklem patoloji sonucu prevelansı %2.8'idi. Anormal smear sitolojisi ile HPV DNA pozitifliği arasında istatistiki olarak anlamlı ilişki saptandı (p:0.002). Gravida, parite, ilk cinsel ilişki yaşı, OKS kullanımı, sigara kullanımı ile anormal servikal sitoloji arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Anormal servikal sitoloji ile abortus ve küretaj öyküsü arasında istatistiksel anlamlı sonuç elde edildi. HPV DNA pozitifliği ile sigara kullanımı ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. HPV DNA pozitifliği ile diğer kofaktörler arasında yapılan karşılaştırmalarda istatistiksel anlamlı sonuç bulunmadı. HPV DNA pozitifliği ile küretaj öyküsü karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı sonuç bulundu (p= 0.037). Anormal servikal sitoloji ile anormal endoservikal patoloji karşılaştırıldığında sonuç istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p˂0.001).Anormal servikal sitoloji derecesi arttıkça anormal endoservikal patoloji ve HPV DNA pozitifliği sıklığının arttığı gözlendi (p:0.002). Anormal endoservikal patoloji ile HPV DNA pozitifliği dışındaki diğer ko-faktörler karşılaştırılmış olup istatistiksel anlamlı sonuç saptanmadı. Anormal endoservikal patoloji ile HPV DNA pozitifliği arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p˂0.001). Sonuç: HPV pozitifliği anormal servikal sitoloji ile ilişkili bulunmuştur. Anormal servikal sitoloji ile abortus ve dilatasyon-küretaj ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anormal servikal sitoloji ile gravida,parite, OKS, sigara kullanımı, yaş, ilk cinsel ilişki yaşı arasında anlamlı ilişki saptanamamıştır. HPV pozitifliğini ko-faktörlerle değerlendirdiğimizde sigara ile ilişkisi anlamlı bulunmuştur. HPV pozitifliği ve dilatasyon -küretaj öyküsü ilişkisi anlamlı bulundu. Anormal servikal sitolojili hastalarda anormal endoservikal patoloji prevelansı diğer çalışmalara göre yüksek bulundu. Anormal endoservikal patoloji ile yaş, gravida, parite, abortus, küretaj, OKS, sigara kullanımı, ilk cinsel ilişki yaşı değişkenleri açısından istatistiki olarak anlamlı bir ilişki çıkmamıştır ancak HPV DNA ile karşılaştırdığımızda sonuç anlamlıydı..
Sağlık inanç model temelli eğitim ve motivasyonel görüşmenin annelerin HPV aşısına ilişkin bilgi, inanç ve tutumlarına etkisi
Sağlık İnanç Modeli (SİM) çerçevesinde yapılan eğitim ve motivasyonel görüşmeler ile annelerin Human Papilloma Virüs (HPV) aşılanmasına yönelik bilgi, inanç ve tutumlarını arttırmayı amaçlayan çalışma; ön-ara-son test randomize kontrollü deneysel olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini, lisede okuyan kız öğrencisi olan (31 deney, 32 kontrol) 63 anne oluşturmuştur. Araştırmada veriler, "Demografik ve Tanımlayıcı Özellikler Bilgi Formu", "HPV ve Aşılanmasına İlişkin Sağlık İnanç Modeli Ölçeği (HBMS-HPVV)" ve "HPV Bilgi Ölçeği (HPV-BÖ)" ile toplanmıştır. Deney grubundaki annelere 3 kez SİM temelli motivasyonel görüşme yapılmış ve ikinci telefon görüşmesi öncesi eğitim broşürü verilmiştir. Her iki gruba ön-test dahil toplam 4 ölçüm yapılmıştır. Grup ve zaman ölçümlerine göre HBMS-HPVV yarar, duyarlılık, ciddiyet algısı ve ölçek toplam puan ortalamalarında grup*zaman etkileşimde anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0.05). Grup ve zaman ölçümlerine göre HPV-BÖ toplam ve alt boyut puan ortalamalarında grup*zaman etkileşimde anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0.05). Çalışma sonunda deney grubundan 24, kontrol grubundan ise 5 anne kızına HPV aşısı yaptırma kararını vermiştir. Motivasyonel görüşmeler, annelerin HPV aşısına ilişkin bilgi ve inancını arttırarak, aşı yaptırma kararını vermesinde etkili olmuştur.
Verruka plantaris için %90`lık triklorasetik asit (TCA) , %50`lik triklorasetik asit (TCA) ve kriyoterapi uygulamalarının etkinliğinin karşılaştırılması ve değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Verrukalar deri ve mukozaların Human papilloma virüsler (HPV) ile enfeksiyonu sonucu gelişen, selim tümöral lezyonlardır. Kriyoterapi, verruka plantaris için hekimler tarafından uygulanan en yaygın tedavi yöntemlerinden biridir. Farklı bir tedavi yöntemi olan yüksek konsantrasyonda TCA da kullanılmaktadır. Çalışmamızda %90`lık, %50`lik TCA(triklorasetik asit) ve kriyoterapinin verruka plantarisde tedaviye cevap ve olası yan etkilerin saptanması ve literatüre katkı yapılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniğine Mayıs-Aralık 2021 tarihleri arasında başvuran ve ayak tabanı bölgesinde üçten fazla verrükaya sahip, 18-65 yaş aralığında 60 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele 20'şer kişilik üç gruba ayrıldı; 1.gruba %90`lık TCA, 2.gruba %50`lik TCA ve 3.gruba kriyoterapi uygulandı. TCA uygulanan gruplara 1 hafta ara ile 3 seans uygulama yapıldı. TCA bir pamuklu kulak çöpüne, verrünün yapısına göre 0,5-1 cc aralığındaki miktarlarda damlatıldı ve bu kulak çöpü verrükanın üzerine lezyon beyazlayana kadar temas ettirilerek işlem sonlandırıldı. Her hastanın işlem öncesi ve 3 seans sonrası fotoğrafı çekilip, dosyalarına konuldu. Kriyoterapi uygulanan gruba ise 3 seans uygulama, 2 hafta aralarla, likid nitrojen kullanılarak, sprey metodu ile lezyona 2 siklus şeklinde, 15 saniye ara ile 2 mm. çap donma halkası oluşturularak yapıldı. Her hastanın işlem öncesi ve 3 seans sonrası fotoğrafı çekilip, dosyalarına konuldu. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması ve standart sapması 1.grupta 29,24 ± 14,49 iken, 2.grupta 26,13 ± 6,71 ve 3.grupta 22,72 ± 4,7 idi. Tedavi sonrası hasta skorları ve araştırma skorları arasında üç grupta da anlamlı fark saptanmadı (p=0,968, p=0.073). Yaş ile hasta ve araştırmacı skorları arasında her üç grupta da anlamlı bir korelasyon bulunmamıştır. %90 TCA grubunda hasta puanları ve araştırmacı puanları arasında pozitif yönde çok güçlü bir ilişki bulunmuştur (r=0,813, p=0,001). Sonuç: %90 TCA , %50 TCA konsantrasyonları ve kriyoterapi arasında etkinlik konusunda fark gözlenmedi. Tersine kriyoterapide ağrı, eritem gibi yan etkiler daha fazla görüldü. Anahtar Kelimeler: Triklorasetik asit, Verruka plantaris
Plantar verrularda spektrofotometrik intrakutanöz analiz bulguları ve karakteristikleri
Verruka plantaris bir DNA virüsü olan İnsan papilloma viruslarının (HPV) ayak tabanında yaptığı viral enfeksiyona verilen isimdir. Tanısı genellikle klinik muayene ile konulmakla beraber bazen kallus ya da akral lentijinöz melanoma gibi durumlarla karışabildiği için diğer tanı yöntemlerine de başvurmak gerekebilir. Malign ve bening lezyon ayrımının yanında verruka plantaris gibi enfeksiyonların tanısında da sık kullanılan dermoskopi bu diğer tanı yöntemlerinin başında yer alır. Ancak dermoskopinin kendine özgü terminolojisi, öznel yorum da gerektiren patern analizleri, doğru ve efektif kullanım amacıyla deneyim gerektirmesi, bunun için uzun süre gerektiren eğitime ihtiyaç duyulması gibi birtakım olumsuz zorlukları mevcuttur. Multispektral inceleme yöntemlerinden biri olan SIAskopi dermoskopik renkli görüntüye ek olarak total ve dermal melanin, kollajen yapı ve vasküler yapı hakkında bilgi veren görüntüler de sunan non invaziv bir inceleme yöntemidir. Bu araştırmada, verruka plantaris lezyonlarında SIAskopik inceleme yönteminin tanıya yardımcı olabilecek hangi özellikleri içerdiğini belirlenmesi hedeflendi. Bu amaçla dermoskopik renkli görünüm yönteminde elde edilen bulgular total melanin, dermal melanin, kollajen ve vasküler yapılar hakkında bilgi veren diğer SIAgraf bulgularıyla karşılaştırılıp, entegre edilerek plantar siğillerin hangi SIAgrafik tanısal özellikleri taşıdığının ortaya konması amaçlandı. Araştırma, Ankara Şehir Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıklar polikliniğine Haziran-Aralık 2019 tarihleri arasında başvuran verruka plantaris tanılı hastalar üzerinde gerçekleştirildi. Çalışmaya 16'sı kadın, 9'u erkek toplam 25 hasta dahil edildi. Hastaların klinik öykü ve muayenelerinin ardından SIAskopik görüntülerin alınma aşamasına geçildi. Bu aşamada SIAskop cihazının "Simsys" bilgisayar ara birimine tarih, yaş, cinsiyet, hastalık süresi, lezyonun ayaktaki anatomik yerleşimi, daha önce tedavi alıp almadığı, kaçıncı kez HPV enfeksiyonu geçirdiğine dair bilgiler kaydedildi. Kontakt SIAskop cihazı olan SIAscope V ile hastaların deri lezyonlarından renkli dermoskopik görünüme ilave otomatik olarak alınan diğer 4 SIAgrafik görüntüler (total melanin, dermal melanin, kollajen ve kan görünümleri) bilgisayara kaydedildi. Bu SIAgraflar tek tek incelenerek dermoskopik literatür bilgi ve bulgularıyla karşılaştırıldı. Renkli görünümler daha önce dermoskoplarla yapılmış araştırmalarda rastlanan bulgu ve paternler yönüyle kaydedildi. Diğer SIAgrafik görünümler ise yeni ve farklı bulgular olarak her hasta için ayrı ayrı oluşturulan formlara kaydedildi. Formlardaki veriler MS Excel ve IBM-SPSS programlarına aktarılarak istatistik hesaplamalar yapıldı. Dermoskopik görüntülerin elde edildiği renkli görünümde diğer literatürlerle uyumlu olarak düzensiz sınırlanma, dermatoglifik kaybı, düzensiz dağılımlı kırmızı-kahverengi-siyah noktasal kanamalar, çevresinde beyaz halo bulunan siyah kırmızı noktalar, globüller, düzensiz dağılımlı lineer hemorajiler, sarımsı papilliform yüzey ve yapısız alanlar, filiform benzeri çıkıntılar izlendi. Verruka plantris hastalarında SIAskopik bir incelemeyle ilk kez saptanan bulgular arasında anlamlı olarak yorumlananlardan total melanin görünümünde damar etrafında beyaz halo, keratinize alanlarda silinme ve vasküler alanlarda beyazlaşma dikkat çekti. Dermal melanin görünümünde herhangi anlamlı bir bulgu yoktu. Siğil lezyonlarının kollajen görünümünde lezyonlardaki dermal papillomatozis ve dolayısıyla bu bölgedeki kollajen yapıya bağlı remitan ışık yansımaları sonucu oluştuğu kanısına varılan benekli bir kollajen yoğunlaşma vardı. Kan görünümünde renkli görünümde fark edilen vasküler yapılarda belirginleşme oldu. Kalınlaşmış epidermisin altında henüz tromboze olmamış ve bu nedenle renkli görünümde saptanmayan vasküler yapıların ortaya çıktığı dikkat çekti. Lezyon üzerindeki skuamların renkli, kollajen ve kan görünümlerinde beyaz alanlar şeklinde izlenmesi siaskopik bulgulardan bir diğerini oluşturdu. Çalışma tıpkı dermoskopi gibi hızlı, non invaziv, kullanımı kolay bir inceleme yöntemi olarak SIAskopinin pigmente lezyonlar dışında, özellikle patogenetik süreçleri epidermal ve papiller dermis değişikliğine sebep olan diğer deri hastalıklarının tanısında da kullanılabileceğini ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Dermoskopi, HPV, SIAskopi, verruka plantaris
Düşük risk yüksek risk HPV pozitif ve normal hastalarda natural killer aktivite düzeyinin belirlenmesi
Yüksek riskli HPV pozitif (16,18),diğer yüksek riskli HPV pozitif (31,33,35,39,45,51,52,56,58,59,66,68 ) ve HPV negatif hastalarda natural killer düzeyinin belirlenmesi aralarında anlamlıkantitatif fark olup olmadığının belirlenmesidir. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve doğum polikliniğine 2022-2023 yılları arasında başvuran reproduktif yaş gurubu kadınlardan kronik hastalığı olmayan kronik ilaçkullanımı olmayan immunsupresif tedavi almayan kadınlardan rutin HPV taraması yapıldı eş zamanlı hastalardan venöz 8cc kan örnekleri alınarak sarı jelli tüplere alındı. Yeni tanı alan yüksek riskli (16,18),diğer yüksek riskli HPV (31,33,35,39,45,51,52,56,58,59,66,68) ve HPV negatif çıkan hastalar 3 ayrı guruba ayrıldı. HPV test sonuçları ve kan örneği sonuçları raporlandı. Bu sonuçlar yapılan istatiksel analizde Sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro Wilk testi ile test edilmiştir. Normal dağılan değişkenlerin üç grupta karşılaştırılmasında ANOVA ve LSD testleri, normal dağılmayan değişkenlerin üç grupta karşılaştırılmasında Kruskal Wallis ve Dunn testleri kullanılmıştır. Kategorik değişkenler arasındaki ilişkiler Ki-kare testi ile test edilmiştir. NK değişkenine kesim noktası belirlemek için ROC curve analizi yapılmıştır. Analizlerde SPSS 22,0 Windows versiyon paket programı ve MedCalc19.7.1 paket programı kullanılmıştır. P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. NK sonuçları bakımından HPV 16, 18 + olan grup ile HPV diğer yüksek pozitif (31,33,35,39,45,51,52,56,58,59,66,68)olan grup (D+) arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır(p=0,544). HPV Negatif olan grubun NK sonuçları HPV pozitif olan(HPV 16,18+ ve diğer yüksek HPV+ 31,33,35,39,45,51,52,56,58,59,66,68) D+ grupların sonuçlarına göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sigara içme durumu bakımından gruplar arasında farklılık bulunmuştur(p=0,021). NK laboratuvar düzeyleri HPV enfeksiyonunda, ucuz ve kullanışlı belirteçler olabilir. Bu konuda yapılacak daha geniş ölçekli ve yüksek katılımlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu çalışmada HPV enfeksiyonuna karşı adaptif yanıtta NK hücrelerinin önemli bir rol oynadığına dair yeni bulgular saptanmış oldu. Bu fikir, NK hücre immün gözetimi ile ilgili boylamsal çalışmaların, serviks kanseri onkolojik sonuçlarını geliştirmeye yönelik potansiyel olarak yeni immünoterapötik stratejilere yol açacak. Anahtar Kelime: HPV, natural killer aktivitesi, yüksek riskli pozitif HPV, diğeryüksek riskli HPV, HPV negatif hastalar
Doğurganlık çağındaki kadınlarda servikal kanser ve hpv enfeksiyonuna yönelik farkındalık ölçeği'nin Türkçe uyarlamasının geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
Araştırma, doğurganlık çağındaki (15-49 yaş) kadınlarda ''Servikal Kanser ve HPV Enfeksiyonuna Yönelik Farkındalık Ölçeği''nin Türkçeye uyarlayarak geçerlilik ve güvenilirliğinin belirlenmesi amacıyla metodolojik olarak yapılmıştır.Araştırma Gaziantep İli Büyükşehir Belediye sınırları içinde yer alan Şehitkâmil ya da Şahinbey ilçesinde doğurganlık çağındaki kadınların sayısının en fazla olduğu üç aile sağlığı merkezinde (Şahinbey Binevler ASM, Şehitkamil Merkez 4 Nolu ASM ve Şahinbey Kavaklık Rotary Klüp ASM) 5Ocak - 25 Haziran 2014 tarihleri arasında yapılmıştır.''Servikal Kanser ve HPV Enfeksiyonuna Yönelik Farkındalık Ölçeği'' 36 maddeden oluşmaktadır. Bu araştırmada örnekleme ölçeğin madde sayısının 10 katının alınarak doğurganlık çağındaki 360 kadın alınmıştır. Veri toplama aracı olarak, anket formu ile ''Servikal Kanser ve HPV Enfeksiyonuna Yönelik Farkındalık Ölçeği'' (Cronbach Alfa Güvenirlik Katsayısı 0.91) kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS for Windows 18 ve Lisrel 8.0 bilgisayar programında hesaplandı.Şahinbey Kavaklık Rotary Klüp Aile Sağlığı Merkezi'nde doğurganlık çağındaki 36 kadına 10 Aralık-25 Aralık 2013 tarihlerinde ön uygulama yapıldı. '' Servikal Kanser ve HPV Enfeksiyonuna Yönelik Farkındalık Ölçeği' nin'' doğrulayıcı faktör analizi sonuçları RMSEA; 0.095, GFI;0.90, AGFI; 0.83, SRMR; 0.07, CFI; 0.94, IFI; 0.94, NFI; 0.92, NNFI;0.91, 2 /df = 4.25 olarak bulunmuştur.İç tutarlılık analizlerinde, ilk bölümde kullanılan KR 21 güvenirlik katsayısı 0.60 bulundu. İkinci bölümde Cronbach Alpha güvenirlik katsayısı 0.61 olarak bulunmuştur.Sonuç olarak, Türkçe'ye uyarlanan Servikal Kanser ve HPV EnfeksiyonunaYönelik Farkındalık Ölçeği' nin geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu saptanmıştır. Araştırma sonuçları doğrultusunda geçerlilik ve güvenilirliliği çalışılan bu ölçeğinfarklı sosyo-ekonomik düzeylerdeki ve bölgelerdeki gruplarda uygulanarak değişmezliğinin araştırılması önerilmektedir.
Kadın doğum polikliniğine başvuran kadınların HPV ve HPV aşısına yönelik sağlık inançları
Bu araştırma kadınların Human Papilloma Virüs (HPV) ve HPV aşısına yönelik sağlık inançlarının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Bu kesitsel araştırma Eylül-Aralık 2019 tarihleri arasında, İstanbul Avrupa Yakasında Özel bir Üniversite Hastanesinin kadın doğum polikliniğinde 300 kadın ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında; sosyodemografik özellikler bilgi formu, HPV Enfeksiyonu Bilgi Skalası, Human Papilloma Virüs Enfeksiyonu ve Aşılamasına İlişkin Sağlık İnanç Modeli Ölçeği kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel yöntemler (ortalama, standart sapma, frekans), Student-t testi, Mann-Whitney U testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) testi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 35,16 ± 9,526 olarak bulundu. Kadınların %34,3'ünün 31-40 yaş aralığında, %46'sının lisans mezunu olduğu, %29'unun evli olmadığı ve %31,7'sinin partnerinin/eşinin lisans mezunu olduğu, %69,3'ünün aktif olarak çalıştığı, %50,3'ünün de ekonomik durumunu iyi olarak tanımladığı belirlendi. Çalışmaya dahil edilen kadınların %88,3'ünün daha önce pap-smear testini duyduğu, %75,3'ünün daha önce pap-smear testi yaptırdığı, %33,7'sinin her yıl pap-smear testi yaptırdığı, %72,3'ünün daha önce HPV enfeksiyonunu duyduğu, %69,7'sinin daha önce HPV testi yaptırmadığı, %62'sinin HPV aşısını duyduğu ancak %90,3'ünün HPV aşısı yaptırmadığı belirlendi. Kadınların HPV Enfeksiyonu Bilgi Skalası puan ortalaması 3,73 ± 2,45 olarak bulundu. Eğitim durumu lisans düzeyinde olan, eş eğitim durumu lisansüstü olan, pap-smear testini duyan, HPV testini duyan, HPV testini yaptıran, daha önce kendisinde HPV tespit edilen, HPV aşısını duyan, HPV aşısını yaptıran, yaptırdığı sitolojik testlerde anormal sonuç alan, partner sayısı birden fazla olan ve alkol kullanan kadınların HPV enfeksiyonu bilgi skalası puan ortalaması yüksek bulundu (p<0,001). Kadınların HPV ve HPV aşısına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği yarar algısı puan ortalaması eğitim düzeyi lisans olan, ekonomik durumu iyi olan, pap-smear testini duyan, HPV testini duyan, HPV aşısını duyan, HPV aşısını yaptıran, cinsel yolla bulaşan hastalığı olan ve alkol kullanan kadınlarda daha yüksek saptandı (p<0,05). Kadınların HPV ve HPV aşısına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği duyarlılık algısı puan ortalaması eğitim düzeyi lisans olan, pap-smear testini duyan, HPV testini duyan, HPV testini yaptıran, HPV aşısını duyan, HPV aşısını yaptıran ve alkol kullanan kadınlarda daha yüksek bulundu (p<0,05). Kadınların HPV ve HPV aşısına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği ciddiyet algısı puan ortalaması, ekonomik durumu iyi olan, pap-smear testini duyan, HPV testini duyan, HPV testini yaptıran, HPV aşısını duyan ve alkol kullanan kadınlarda daha yüksek saptandı (p<0,05). Kadınların HPV ve HPV aşısına ilişkin sağlık inanç modeli öleceği engel algısı puan ortalaması, eğitim düzeyi lisans olan, eş eğitim düzeyi lisansüstü olan, ekonomik durumu iyi olan, pap-smear testini duyan, pap-smear testini yaptıran, HPV aşısını yaptıran ve alkol kullanan kadınlarda daha düşük saptandı (p<0,05). Araştırmada HPV enfeksiyonu bilgi skalası ile HPV ve HPV aşısına ilişkin yarar algısı, duyarlılık algısı ve ciddiyet algısı arasında pozitif anlamlı ilişki bulunurken, engel algısı arasında anlamlı ilişki bulunmadı.
Ebeveynlerin human papilloma virüs (HPV) aşısı hakkındaki bilgi, tutum ve inançlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu tez çalışmasının amacı, 10-18 yaş arası kız çocuğuna sahip ebeveynlerin HPV aşısı hakkındaki bilgi, tutum ve inançlarını değerlendirmektir. Yöntem: Kasım 2020 ve Ocak 2021 tarihleri arasında yürütülen kesitsel tipteki çalışmanın evrenini, Çankırı İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Cumhuriyet ve Aksu Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran, 10-18 yaş arasında kız çocuğuna sahip ebeveynler oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçimine gidilmeyerek veri toplama tarihlerinde çalışmaya katılmayı kabul eden 150 ebeveyn çalışmaya dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda ebeveynlerin sosyo-demografik özelliklerini, aşılama tutumlarını ve HPV aşılama davranışları hakkındaki bilgi ve uygulamalarını belirlemeye yönelik hazırlanan 'Bilgi Formu' ve 'Karolina HPV Aşılama Tutumları ve İnançları Ölçeği' (KHATİÖ) kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma grubunun %74'ü kadın, %26'sı erkek olup yaş ortalaması 38.27±8.26'dır. Ebeveynlerin, %62'sinin bir, %29.3'ünün iki ve %8.7'sinin üç ve üzeri kız çocuğuna sahip olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin %73.3'ünün HPV aşısı hakkındaki bilgileri yeterli değildir. Araştırma grubunun %60.7'si HPV ve HPV aşısı hakkında eğitim almak istemektedir. Ebeveynlerin kız çocuklarına HPV aşısı yaptırma oranı %9.3'tür. KHATİÖ "zararlar, engeller, etkiler ve belirsizlik" alt boyut puan ortalamaları sırasıyla "14.20±3.46, 8.36±2.41, 4.76±1.56, 4.75±1.17"dir. Aşıyla ilişkili potansiyel zararlar algısını gösteren "Zararlar" alt boyut puanının; ilköğretim mezunu olan, HPV aşısı hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını belirten, kendisine HPV aşısı yaptırmayan ve çocuğuna HPV aşısı yaptırmayı düşünmeyen ebeveynlerde, HPV aşısının genital siğillere ve serviks kanserine karşı korumasındaki etkinliğine yönelik algılarını gösteren "Etkiler" alt boyut puanının; lisansüstü eğitime sahip, yaşamını en uzun süre ilde geçiren ve çocuğuna HPV aşısı yaptırmayı düşünen ebeveynlerde ve HPV aşısı ve toplum aşılama normlarına yönelik algıyı ölçmeyi hedefleyen "Belirsizlik" alt boyut puanında HPV ve aşısı hakkında eğitim alma isteği olan ebeveynlerde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p≤0.05). Sonuç ve Öneriler: Araştırmaya katılan ebeveynlerin, önemli bir kısmının HPV aşısı hakkında bilgi sahibi olmadığı ve kız çocuklarına HPV aşısı yaptırmadığı belirlenmiştir. Ebeveynlerin, HPV aşısına yönelik zarar, engel ve belirsizlik algılarının yüksek olduğu, HPV aşısının etkinliğine yönelik algılarının ise orta düzeyde olduğu saptamıştır. Ebeveynlerin yarısından fazlasının konuya yönelik eğitim alma isteği vardır. Bu nedenle, konuya yönelik bilgilendirme ve eğitimlerin yapılması önemlidir. Bu doğrultuda, HPV aşısının toplumda yaygınlaştırılması için öncelikle önemli bilgi kaynağı olan hemşire ve ebelerin bu konuda bilgilendirilmelerinin sağlanması önem arz etmektedir. Ebeveynlerin HPV aşısına yönelik zarar, engel, belirsizlik ve aşının etkinliğine yönelik algılarının olumlu yönde değişmesi için sağlık profesyonelleri tarafından verilecek eğitimlerde HPV aşısına yönelik doğru bilgilendirmelerin yapılması ve HPV aşısının güvenlik profilinin vurgulanması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Bilgi, Ebeveyn, HPV, HPV aşısı, İnanç, Tutum
Bölgemizde servikal kanser ve prekanseröz lezyonları olan kadınlarda onkojenik human papillomavirus genotiplerinin prevalansının belirlenmesi
Servikal kanser bütün dünyada kadınlar arasında görülen en yaygın ikinci kanserdir. Human papillomavirus (HPV) servikal kanserin primer etyolojik ajanıdır. Bu çalışma Çukurova bölgesinde servikal kanser ve prekanseröz lezyonları olan kadınlarda HPV genotiplerinin prevalansını tespit için yapılmıştır. Bu amaçla skuamoz hücreli servikal kanser tanılı 27 kadın, 18 CIN1 (cervical intraepithelial neoplasia), 16 CIN2/3 ve kontrol grubu olarak normal servikal sitolojisi olan 122 kadına ait örneklerde HPV DNA tespiti için MY09/11 ve GP5+/6+ konsensus PCR (polymerase chain reaction) testi kullanılmıştır. HPV genotiplemesi multipleks floresan PCR testi olan f-HPV typing Kit (Molgentix, Barcelona, Spain) ile yapılmıştır. Floresan ile işaretli PCR ürünleri ABI 3130 genetic analyzer (Applied Biosystems) cihazında kapiller elektroforez ile analiz edilmiştir. HPV prevalansı servikal kanserde %92.5, CIN2/3'de %81.2, CIN1'de %66,6 ve kontrol grubunda ise %6.5 oranında bulunmuştur. Servikal kanser vakalarında en yaygın tip %66.6 oranla HPV16 olup ardından HPV18 (%11.1) ve HPV31, 58, 59 ve 68 (her biri %3.7) izlemiştir. CIN 2/3 lezyonlarında da HPV16 (%56.2) en baskın tip olup sonraki yaygın tipler HPV18 (%12.5), HPV11 (%12.5), HPV45, 51, 52, 58 ve 6 (her biri %6.2)'dır. CIN1'de en çok bulunan tip HPV59 (%22) olup diğer tipler HPV16 (%16.6), HPV11 (%11.1), HPV18, HPV31 ve HPV 35 (her biri %5.5)'dir. HPV16 ve/veya HPV18 enfeksiyonu servikal kanser vakalarının %74'ü (20/27) ve CIN2/3 vakalarının %62.5'inde (10/16) tanınmıştır. Sonuç olarak bölgemizde servikal kanser ve CIN2/3 tanılı kadınlarda bulunan en baskın iki tip HPV16 ve HPV18 olup günümüzde kullanılan profilaktik HPV aşılarının hedeflediği tiplerdir. Bölgemizde servikal kanser ve prekanseröz lezyonu olan kadınlarda HPV genotiplerinin dağılımının araştırılması HPV aşılarının etkinliğinin değerlendirilmesi için önemlidir.
Patates siğil hastalığı etmeni (Synchytrium endobioticum (Schilb) Perc.)'nin biyolojisi, hastalık epidemiyolojisi ve mücadele olanaklarının araştırılması
2006?2008 yılları arasında, 3 yıl süre ile yürütülen, inokulum seviyesinin yıllara ve ürün desenine göre değişikliklerinin incelendiği sörvey çalışmalarında ürün deseni ile sporangium seviyesindeki artış ve azalış oranları arasında herhangi bir uyum gözlenmemiştir. Patates çeşitlerinden %11.1 (Jelly, en duyarlı) ve %26.2 (Binella, en dayanıklı) arasında hastalık şiddeti göstermiştir. Denemede 45-70 ºC arasında değişen 6 farklı sıcaklık ve sıcaklıklara göre değişen sürelerde tutulan bulaşık toprak örneklerinde, 60ºC'de 204 saat, 65ºC'de 34 saat ve 70ºC'de 8 saat sürede %100 sporangium ölümü gerçekleşmiştir. Ayçiçeği%74 ve Çavdar %73 oranında sporangium ölümü gerçekleştirmiş ve bölgede patatese alternatif olarak önerilebilecek bitkiler olarak öne çıkmıştır. Synchytrium endobioticum sporangiumlarının topraktaki canlılığı üzerine , formaldehit %93.8-97.5 oranıyla en etkili uygulama olmuştur. Kontrolle karşılaştırıldığında, fungusitlerin hastalık oluşumu üzerine etkileri %25.2 ila 62.5 arasında değişmiştir. Ancak etki oranlarında rakamsal olarak önemli farklar olmasına karşın, istatiksel olarak tüm uygulamalar birbirinden farksız görülmüştür. Synchytrium endobioticum'un hastalık oluşturması üzerine etkilerini belirlemek amacıyla Formaldehit, Metam sodium, Dazomet ve bitki besin elementlerinden ürenin 4 konsantrasyonunun denendiği çalışmada, en etkili uygulama, metam sodyumun 60 ve 80 g /m2 dozları olmuştur.