Papillomaviridae
61 theses under this subject heading
Yüksek riskli HPV pozitif olan hastalarda smear sonuçlarının kolposkopi eşliğinde alınan servikal biyopsi sonuçları ile karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada amacımız HPV DNA taraması sırasında yüksek riskli hpv tipi testpit edilen hastalarda, servikal sitolojisi sonuçlarının kolposkopi eşliğinde alınan servikal biyopsi sonuçları ile karşılaştırılması ve tek başına yüksek riskli HPV pozitifliğinin kolposkopiye refere edilmesinin gerekliliğini araştırmaktır. Yöntem: Prospektif olarak yaptığımız çalışmaya HR-HPV pozitif 60 hasta dahil edildi. Hastaların HPV tipi, smear sonuçları, gebelik sayısı, parite, doğum şekli, sigara kullanımı, eğitim durumu, kontraseptif yöntem, OKS kullanımı, postkoital kanama durumu, cinsel aktif süresi sorgulandı. Tüm hastalara kolposkopi işlemi uygulandı. Kolposkopik bulgular, ECC ve biyopsi sonuçları istatistiksel olarak incelendi. Bulgular: HPV 16 pozitif olan hastalarda HSIL oranı %47, HPV 18 pozitif olanlarda %0 olarak bulunurken diğer HR-HPV genotiplerinde %12.5 oranında tespit edilmiştir. Bulgularımız istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,012 ). Sigara içenlerin Pap smear sonuçlarının %60,0'ında CIN 1 ve üzeri lezyon saptanmış, içmeyenlerin %31,4'ünde CIN 1 ve üzeri lezyon görülmüş ve aradaki fark anlamlı bulunmuştur (p=0,028). Sigara içme durumu ile biyopsi sonuçlarını karşılaştırdığımızda sigara kullanan hastaların %40,0'ında HSIL ve üzeri biyopsi sonucu olduğu tespit edilmiş iken, sigara kullanmayanların %5,7'sinde HSIL ve üzeri görülmüş ve sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p=0,003). Sonuç: Çalışmamızda HPV 16 en sık izlenen genotiptir. HPV 16 pozitif vakalarda, biyopsi sonuçlarında HSIL oranı anlamlı bulunmuştur. Sigara kullanan hastaların smear ve kolposkopik biyopsi sonuçları anlamlı bulunmuştur. HR-HPV pozitif vakaların tümüne kolposkopi yapılması ile serviksin preinvaziv lezyonları erken tanı alabilir ve hastalar serviks kanserine ilerlemeden tedavi edilebilir. Anahtar kelimeler: HPV, Smear, Kolposkopi, Serviks Kanseri
Anormal servikal sitolojide anormal endoservikal patoloji ve human papilloma virus prevelansı
Giriş: Servikal kanser günümüzde dünya da kadınlar arasında dördüncü sıklıkta görülen ve önlenebilir bir kanser olması nedeniyle önemini korumaktadır. Bu nedenle birçok tarama programı geliştirilmiş olup bizim ülkemizde de en çok servikal sitoloji ve PCR ile hrHPV DNA pozitifliği taraması yapılmaktadır. Birçok çalışmada HPV enfeksiyonunun servikal kanserlerde %96-99 oranında pozitif olduğu belirtilmiştir. HPV'nin tek başına pozitifliğinin dışında yardımcı faktörlerlerin olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Biz bu çalışmada anormal servikal sitolojide anormal endoservikal patoloji ve HPV prevelansını, olası kofaktörlerin bu durumu nasıl etkilediğini, endoservikal örneklemenin önemini değerlerlendirdik. Metod: Bu çalışmada polikliniğimiz kolposkopi ünitesinde Ocak 2013 ve Nisan 2016 tarihleri arasında anormal servikal sitoloji ile takip tedavi gören 505 hasta değerlendirilmiştir. HPV DNA taraması ve endoservikal örneklem yapılmış olan 215 anormal servikal sitolojili hasta ile 175 kontrol grubu hasta karşılaştırılmıştır. Servikal sitoloji konvansiyonel ve likid bazlı (thin prep) teknik ayırt edilmeksizin çalışmaya dahil edilmişir. Servikal sitoloji Bethesda 2001 sınıflandırma sistemine göre yorumlanılmıştır. HPV DNA hastanemiz patoloji, mikrobiyoloji ve ayrıca dış merkez olarak KETEM laboratuarlarında PCR yöntemi ile değerlendirilmiştir. Tüm endoservikal örneklemler endoservikal fırça ve küretaj yöntemleri kullanılarak elde edilip hastanemiz patoloji bölümünce değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışma için toplamda 505 olgu değerlendirilmiştir. Eksik verileri olan olgular çıkartıldığında analizler 390 olgu üzerinden yapılmıştır. Çalışmada anormal Pap smear'e sahip olanların sayısı 215 (%55), normal Pap smear'i olanların sayısı 175 (%45) olarak saptanılmıştır. Olguların ortalama yaşı 45.5±9 olarak saptanmıştır. Parite ortalama 2.2, ilk cinsel ilişki yaşı ortalama 20, OKS kullanım oranı %27.9'du. Hastaların %31.3'ü menapozda ve %28'inde ek hastalık mevcuttu. Pap smear sonucu anormal olguların yaş ortalaması 45'ti. Sigara kullanımı %27.2 ve OKS kullanım oranı %26.3 olarak saptandı. Anormal Pap smearli olgularda HPV pozitifliği prevelansı %68.8'di. Bu grupta anormal endoservikal örneklem patoloji prevelansı %40 olarak bulundu. Yaş ile anormal servikal sitoloji arasında bir ilişki saptanmadı. Kontrol grubununda HPV pozitifliği prevelansı %53,7' idi. Bu grupta HPV pozitifliğinin %44'ünü HPV 16, %9.3'ünü HPV 18, %3.2'sini HPV 16 ve 18 birlikteliği %43'ünü diğer HPV tipleri oluşturmaktaydı. Anormal endoservikal örneklem patoloji sonucu prevelansı %2.8'idi. Anormal smear sitolojisi ile HPV DNA pozitifliği arasında istatistiki olarak anlamlı ilişki saptandı (p:0.002). Gravida, parite, ilk cinsel ilişki yaşı, OKS kullanımı, sigara kullanımı ile anormal servikal sitoloji arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Anormal servikal sitoloji ile abortus ve küretaj öyküsü arasında istatistiksel anlamlı sonuç elde edildi. HPV DNA pozitifliği ile sigara kullanımı ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. HPV DNA pozitifliği ile diğer kofaktörler arasında yapılan karşılaştırmalarda istatistiksel anlamlı sonuç bulunmadı. HPV DNA pozitifliği ile küretaj öyküsü karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı sonuç bulundu (p= 0.037). Anormal servikal sitoloji ile anormal endoservikal patoloji karşılaştırıldığında sonuç istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p˂0.001).Anormal servikal sitoloji derecesi arttıkça anormal endoservikal patoloji ve HPV DNA pozitifliği sıklığının arttığı gözlendi (p:0.002). Anormal endoservikal patoloji ile HPV DNA pozitifliği dışındaki diğer ko-faktörler karşılaştırılmış olup istatistiksel anlamlı sonuç saptanmadı. Anormal endoservikal patoloji ile HPV DNA pozitifliği arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p˂0.001). Sonuç: HPV pozitifliği anormal servikal sitoloji ile ilişkili bulunmuştur. Anormal servikal sitoloji ile abortus ve dilatasyon-küretaj ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anormal servikal sitoloji ile gravida,parite, OKS, sigara kullanımı, yaş, ilk cinsel ilişki yaşı arasında anlamlı ilişki saptanamamıştır. HPV pozitifliğini ko-faktörlerle değerlendirdiğimizde sigara ile ilişkisi anlamlı bulunmuştur. HPV pozitifliği ve dilatasyon -küretaj öyküsü ilişkisi anlamlı bulundu. Anormal servikal sitolojili hastalarda anormal endoservikal patoloji prevelansı diğer çalışmalara göre yüksek bulundu. Anormal endoservikal patoloji ile yaş, gravida, parite, abortus, küretaj, OKS, sigara kullanımı, ilk cinsel ilişki yaşı değişkenleri açısından istatistiki olarak anlamlı bir ilişki çıkmamıştır ancak HPV DNA ile karşılaştırdığımızda sonuç anlamlıydı..
Sağlık inanç model temelli eğitim ve motivasyonel görüşmenin annelerin HPV aşısına ilişkin bilgi, inanç ve tutumlarına etkisi
Sağlık İnanç Modeli (SİM) çerçevesinde yapılan eğitim ve motivasyonel görüşmeler ile annelerin Human Papilloma Virüs (HPV) aşılanmasına yönelik bilgi, inanç ve tutumlarını arttırmayı amaçlayan çalışma; ön-ara-son test randomize kontrollü deneysel olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini, lisede okuyan kız öğrencisi olan (31 deney, 32 kontrol) 63 anne oluşturmuştur. Araştırmada veriler, "Demografik ve Tanımlayıcı Özellikler Bilgi Formu", "HPV ve Aşılanmasına İlişkin Sağlık İnanç Modeli Ölçeği (HBMS-HPVV)" ve "HPV Bilgi Ölçeği (HPV-BÖ)" ile toplanmıştır. Deney grubundaki annelere 3 kez SİM temelli motivasyonel görüşme yapılmış ve ikinci telefon görüşmesi öncesi eğitim broşürü verilmiştir. Her iki gruba ön-test dahil toplam 4 ölçüm yapılmıştır. Grup ve zaman ölçümlerine göre HBMS-HPVV yarar, duyarlılık, ciddiyet algısı ve ölçek toplam puan ortalamalarında grup*zaman etkileşimde anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0.05). Grup ve zaman ölçümlerine göre HPV-BÖ toplam ve alt boyut puan ortalamalarında grup*zaman etkileşimde anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0.05). Çalışma sonunda deney grubundan 24, kontrol grubundan ise 5 anne kızına HPV aşısı yaptırma kararını vermiştir. Motivasyonel görüşmeler, annelerin HPV aşısına ilişkin bilgi ve inancını arttırarak, aşı yaptırma kararını vermesinde etkili olmuştur.
Verruka plantaris için %90`lık triklorasetik asit (TCA) , %50`lik triklorasetik asit (TCA) ve kriyoterapi uygulamalarının etkinliğinin karşılaştırılması ve değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Verrukalar deri ve mukozaların Human papilloma virüsler (HPV) ile enfeksiyonu sonucu gelişen, selim tümöral lezyonlardır. Kriyoterapi, verruka plantaris için hekimler tarafından uygulanan en yaygın tedavi yöntemlerinden biridir. Farklı bir tedavi yöntemi olan yüksek konsantrasyonda TCA da kullanılmaktadır. Çalışmamızda %90`lık, %50`lik TCA(triklorasetik asit) ve kriyoterapinin verruka plantarisde tedaviye cevap ve olası yan etkilerin saptanması ve literatüre katkı yapılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniğine Mayıs-Aralık 2021 tarihleri arasında başvuran ve ayak tabanı bölgesinde üçten fazla verrükaya sahip, 18-65 yaş aralığında 60 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele 20'şer kişilik üç gruba ayrıldı; 1.gruba %90`lık TCA, 2.gruba %50`lik TCA ve 3.gruba kriyoterapi uygulandı. TCA uygulanan gruplara 1 hafta ara ile 3 seans uygulama yapıldı. TCA bir pamuklu kulak çöpüne, verrünün yapısına göre 0,5-1 cc aralığındaki miktarlarda damlatıldı ve bu kulak çöpü verrükanın üzerine lezyon beyazlayana kadar temas ettirilerek işlem sonlandırıldı. Her hastanın işlem öncesi ve 3 seans sonrası fotoğrafı çekilip, dosyalarına konuldu. Kriyoterapi uygulanan gruba ise 3 seans uygulama, 2 hafta aralarla, likid nitrojen kullanılarak, sprey metodu ile lezyona 2 siklus şeklinde, 15 saniye ara ile 2 mm. çap donma halkası oluşturularak yapıldı. Her hastanın işlem öncesi ve 3 seans sonrası fotoğrafı çekilip, dosyalarına konuldu. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması ve standart sapması 1.grupta 29,24 ± 14,49 iken, 2.grupta 26,13 ± 6,71 ve 3.grupta 22,72 ± 4,7 idi. Tedavi sonrası hasta skorları ve araştırma skorları arasında üç grupta da anlamlı fark saptanmadı (p=0,968, p=0.073). Yaş ile hasta ve araştırmacı skorları arasında her üç grupta da anlamlı bir korelasyon bulunmamıştır. %90 TCA grubunda hasta puanları ve araştırmacı puanları arasında pozitif yönde çok güçlü bir ilişki bulunmuştur (r=0,813, p=0,001). Sonuç: %90 TCA , %50 TCA konsantrasyonları ve kriyoterapi arasında etkinlik konusunda fark gözlenmedi. Tersine kriyoterapide ağrı, eritem gibi yan etkiler daha fazla görüldü. Anahtar Kelimeler: Triklorasetik asit, Verruka plantaris
Düşük risk yüksek risk HPV pozitif ve normal hastalarda natural killer aktivite düzeyinin belirlenmesi
Yüksek riskli HPV pozitif (16,18),diğer yüksek riskli HPV pozitif (31,33,35,39,45,51,52,56,58,59,66,68 ) ve HPV negatif hastalarda natural killer düzeyinin belirlenmesi aralarında anlamlıkantitatif fark olup olmadığının belirlenmesidir. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve doğum polikliniğine 2022-2023 yılları arasında başvuran reproduktif yaş gurubu kadınlardan kronik hastalığı olmayan kronik ilaçkullanımı olmayan immunsupresif tedavi almayan kadınlardan rutin HPV taraması yapıldı eş zamanlı hastalardan venöz 8cc kan örnekleri alınarak sarı jelli tüplere alındı. Yeni tanı alan yüksek riskli (16,18),diğer yüksek riskli HPV (31,33,35,39,45,51,52,56,58,59,66,68) ve HPV negatif çıkan hastalar 3 ayrı guruba ayrıldı. HPV test sonuçları ve kan örneği sonuçları raporlandı. Bu sonuçlar yapılan istatiksel analizde Sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro Wilk testi ile test edilmiştir. Normal dağılan değişkenlerin üç grupta karşılaştırılmasında ANOVA ve LSD testleri, normal dağılmayan değişkenlerin üç grupta karşılaştırılmasında Kruskal Wallis ve Dunn testleri kullanılmıştır. Kategorik değişkenler arasındaki ilişkiler Ki-kare testi ile test edilmiştir. NK değişkenine kesim noktası belirlemek için ROC curve analizi yapılmıştır. Analizlerde SPSS 22,0 Windows versiyon paket programı ve MedCalc19.7.1 paket programı kullanılmıştır. P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. NK sonuçları bakımından HPV 16, 18 + olan grup ile HPV diğer yüksek pozitif (31,33,35,39,45,51,52,56,58,59,66,68)olan grup (D+) arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır(p=0,544). HPV Negatif olan grubun NK sonuçları HPV pozitif olan(HPV 16,18+ ve diğer yüksek HPV+ 31,33,35,39,45,51,52,56,58,59,66,68) D+ grupların sonuçlarına göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sigara içme durumu bakımından gruplar arasında farklılık bulunmuştur(p=0,021). NK laboratuvar düzeyleri HPV enfeksiyonunda, ucuz ve kullanışlı belirteçler olabilir. Bu konuda yapılacak daha geniş ölçekli ve yüksek katılımlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu çalışmada HPV enfeksiyonuna karşı adaptif yanıtta NK hücrelerinin önemli bir rol oynadığına dair yeni bulgular saptanmış oldu. Bu fikir, NK hücre immün gözetimi ile ilgili boylamsal çalışmaların, serviks kanseri onkolojik sonuçlarını geliştirmeye yönelik potansiyel olarak yeni immünoterapötik stratejilere yol açacak. Anahtar Kelime: HPV, natural killer aktivitesi, yüksek riskli pozitif HPV, diğeryüksek riskli HPV, HPV negatif hastalar
Kadın doğum polikliniğine başvuran kadınların HPV ve HPV aşısına yönelik sağlık inançları
Bu araştırma kadınların Human Papilloma Virüs (HPV) ve HPV aşısına yönelik sağlık inançlarının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Bu kesitsel araştırma Eylül-Aralık 2019 tarihleri arasında, İstanbul Avrupa Yakasında Özel bir Üniversite Hastanesinin kadın doğum polikliniğinde 300 kadın ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında; sosyodemografik özellikler bilgi formu, HPV Enfeksiyonu Bilgi Skalası, Human Papilloma Virüs Enfeksiyonu ve Aşılamasına İlişkin Sağlık İnanç Modeli Ölçeği kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel yöntemler (ortalama, standart sapma, frekans), Student-t testi, Mann-Whitney U testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) testi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 35,16 ± 9,526 olarak bulundu. Kadınların %34,3'ünün 31-40 yaş aralığında, %46'sının lisans mezunu olduğu, %29'unun evli olmadığı ve %31,7'sinin partnerinin/eşinin lisans mezunu olduğu, %69,3'ünün aktif olarak çalıştığı, %50,3'ünün de ekonomik durumunu iyi olarak tanımladığı belirlendi. Çalışmaya dahil edilen kadınların %88,3'ünün daha önce pap-smear testini duyduğu, %75,3'ünün daha önce pap-smear testi yaptırdığı, %33,7'sinin her yıl pap-smear testi yaptırdığı, %72,3'ünün daha önce HPV enfeksiyonunu duyduğu, %69,7'sinin daha önce HPV testi yaptırmadığı, %62'sinin HPV aşısını duyduğu ancak %90,3'ünün HPV aşısı yaptırmadığı belirlendi. Kadınların HPV Enfeksiyonu Bilgi Skalası puan ortalaması 3,73 ± 2,45 olarak bulundu. Eğitim durumu lisans düzeyinde olan, eş eğitim durumu lisansüstü olan, pap-smear testini duyan, HPV testini duyan, HPV testini yaptıran, daha önce kendisinde HPV tespit edilen, HPV aşısını duyan, HPV aşısını yaptıran, yaptırdığı sitolojik testlerde anormal sonuç alan, partner sayısı birden fazla olan ve alkol kullanan kadınların HPV enfeksiyonu bilgi skalası puan ortalaması yüksek bulundu (p<0,001). Kadınların HPV ve HPV aşısına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği yarar algısı puan ortalaması eğitim düzeyi lisans olan, ekonomik durumu iyi olan, pap-smear testini duyan, HPV testini duyan, HPV aşısını duyan, HPV aşısını yaptıran, cinsel yolla bulaşan hastalığı olan ve alkol kullanan kadınlarda daha yüksek saptandı (p<0,05). Kadınların HPV ve HPV aşısına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği duyarlılık algısı puan ortalaması eğitim düzeyi lisans olan, pap-smear testini duyan, HPV testini duyan, HPV testini yaptıran, HPV aşısını duyan, HPV aşısını yaptıran ve alkol kullanan kadınlarda daha yüksek bulundu (p<0,05). Kadınların HPV ve HPV aşısına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği ciddiyet algısı puan ortalaması, ekonomik durumu iyi olan, pap-smear testini duyan, HPV testini duyan, HPV testini yaptıran, HPV aşısını duyan ve alkol kullanan kadınlarda daha yüksek saptandı (p<0,05). Kadınların HPV ve HPV aşısına ilişkin sağlık inanç modeli öleceği engel algısı puan ortalaması, eğitim düzeyi lisans olan, eş eğitim düzeyi lisansüstü olan, ekonomik durumu iyi olan, pap-smear testini duyan, pap-smear testini yaptıran, HPV aşısını yaptıran ve alkol kullanan kadınlarda daha düşük saptandı (p<0,05). Araştırmada HPV enfeksiyonu bilgi skalası ile HPV ve HPV aşısına ilişkin yarar algısı, duyarlılık algısı ve ciddiyet algısı arasında pozitif anlamlı ilişki bulunurken, engel algısı arasında anlamlı ilişki bulunmadı.
Ebeveynlerin human papilloma virüs (HPV) aşısı hakkındaki bilgi, tutum ve inançlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu tez çalışmasının amacı, 10-18 yaş arası kız çocuğuna sahip ebeveynlerin HPV aşısı hakkındaki bilgi, tutum ve inançlarını değerlendirmektir. Yöntem: Kasım 2020 ve Ocak 2021 tarihleri arasında yürütülen kesitsel tipteki çalışmanın evrenini, Çankırı İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Cumhuriyet ve Aksu Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran, 10-18 yaş arasında kız çocuğuna sahip ebeveynler oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçimine gidilmeyerek veri toplama tarihlerinde çalışmaya katılmayı kabul eden 150 ebeveyn çalışmaya dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda ebeveynlerin sosyo-demografik özelliklerini, aşılama tutumlarını ve HPV aşılama davranışları hakkındaki bilgi ve uygulamalarını belirlemeye yönelik hazırlanan 'Bilgi Formu' ve 'Karolina HPV Aşılama Tutumları ve İnançları Ölçeği' (KHATİÖ) kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma grubunun %74'ü kadın, %26'sı erkek olup yaş ortalaması 38.27±8.26'dır. Ebeveynlerin, %62'sinin bir, %29.3'ünün iki ve %8.7'sinin üç ve üzeri kız çocuğuna sahip olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin %73.3'ünün HPV aşısı hakkındaki bilgileri yeterli değildir. Araştırma grubunun %60.7'si HPV ve HPV aşısı hakkında eğitim almak istemektedir. Ebeveynlerin kız çocuklarına HPV aşısı yaptırma oranı %9.3'tür. KHATİÖ "zararlar, engeller, etkiler ve belirsizlik" alt boyut puan ortalamaları sırasıyla "14.20±3.46, 8.36±2.41, 4.76±1.56, 4.75±1.17"dir. Aşıyla ilişkili potansiyel zararlar algısını gösteren "Zararlar" alt boyut puanının; ilköğretim mezunu olan, HPV aşısı hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını belirten, kendisine HPV aşısı yaptırmayan ve çocuğuna HPV aşısı yaptırmayı düşünmeyen ebeveynlerde, HPV aşısının genital siğillere ve serviks kanserine karşı korumasındaki etkinliğine yönelik algılarını gösteren "Etkiler" alt boyut puanının; lisansüstü eğitime sahip, yaşamını en uzun süre ilde geçiren ve çocuğuna HPV aşısı yaptırmayı düşünen ebeveynlerde ve HPV aşısı ve toplum aşılama normlarına yönelik algıyı ölçmeyi hedefleyen "Belirsizlik" alt boyut puanında HPV ve aşısı hakkında eğitim alma isteği olan ebeveynlerde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p≤0.05). Sonuç ve Öneriler: Araştırmaya katılan ebeveynlerin, önemli bir kısmının HPV aşısı hakkında bilgi sahibi olmadığı ve kız çocuklarına HPV aşısı yaptırmadığı belirlenmiştir. Ebeveynlerin, HPV aşısına yönelik zarar, engel ve belirsizlik algılarının yüksek olduğu, HPV aşısının etkinliğine yönelik algılarının ise orta düzeyde olduğu saptamıştır. Ebeveynlerin yarısından fazlasının konuya yönelik eğitim alma isteği vardır. Bu nedenle, konuya yönelik bilgilendirme ve eğitimlerin yapılması önemlidir. Bu doğrultuda, HPV aşısının toplumda yaygınlaştırılması için öncelikle önemli bilgi kaynağı olan hemşire ve ebelerin bu konuda bilgilendirilmelerinin sağlanması önem arz etmektedir. Ebeveynlerin HPV aşısına yönelik zarar, engel, belirsizlik ve aşının etkinliğine yönelik algılarının olumlu yönde değişmesi için sağlık profesyonelleri tarafından verilecek eğitimlerde HPV aşısına yönelik doğru bilgilendirmelerin yapılması ve HPV aşısının güvenlik profilinin vurgulanması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Bilgi, Ebeveyn, HPV, HPV aşısı, İnanç, Tutum
Bölgemizde servikal kanser ve prekanseröz lezyonları olan kadınlarda onkojenik human papillomavirus genotiplerinin prevalansının belirlenmesi
Servikal kanser bütün dünyada kadınlar arasında görülen en yaygın ikinci kanserdir. Human papillomavirus (HPV) servikal kanserin primer etyolojik ajanıdır. Bu çalışma Çukurova bölgesinde servikal kanser ve prekanseröz lezyonları olan kadınlarda HPV genotiplerinin prevalansını tespit için yapılmıştır. Bu amaçla skuamoz hücreli servikal kanser tanılı 27 kadın, 18 CIN1 (cervical intraepithelial neoplasia), 16 CIN2/3 ve kontrol grubu olarak normal servikal sitolojisi olan 122 kadına ait örneklerde HPV DNA tespiti için MY09/11 ve GP5+/6+ konsensus PCR (polymerase chain reaction) testi kullanılmıştır. HPV genotiplemesi multipleks floresan PCR testi olan f-HPV typing Kit (Molgentix, Barcelona, Spain) ile yapılmıştır. Floresan ile işaretli PCR ürünleri ABI 3130 genetic analyzer (Applied Biosystems) cihazında kapiller elektroforez ile analiz edilmiştir. HPV prevalansı servikal kanserde %92.5, CIN2/3'de %81.2, CIN1'de %66,6 ve kontrol grubunda ise %6.5 oranında bulunmuştur. Servikal kanser vakalarında en yaygın tip %66.6 oranla HPV16 olup ardından HPV18 (%11.1) ve HPV31, 58, 59 ve 68 (her biri %3.7) izlemiştir. CIN 2/3 lezyonlarında da HPV16 (%56.2) en baskın tip olup sonraki yaygın tipler HPV18 (%12.5), HPV11 (%12.5), HPV45, 51, 52, 58 ve 6 (her biri %6.2)'dır. CIN1'de en çok bulunan tip HPV59 (%22) olup diğer tipler HPV16 (%16.6), HPV11 (%11.1), HPV18, HPV31 ve HPV 35 (her biri %5.5)'dir. HPV16 ve/veya HPV18 enfeksiyonu servikal kanser vakalarının %74'ü (20/27) ve CIN2/3 vakalarının %62.5'inde (10/16) tanınmıştır. Sonuç olarak bölgemizde servikal kanser ve CIN2/3 tanılı kadınlarda bulunan en baskın iki tip HPV16 ve HPV18 olup günümüzde kullanılan profilaktik HPV aşılarının hedeflediği tiplerdir. Bölgemizde servikal kanser ve prekanseröz lezyonu olan kadınlarda HPV genotiplerinin dağılımının araştırılması HPV aşılarının etkinliğinin değerlendirilmesi için önemlidir.
Patates siğil hastalığı etmeni (Synchytrium endobioticum (Schilb) Perc.)'nin biyolojisi, hastalık epidemiyolojisi ve mücadele olanaklarının araştırılması
2006?2008 yılları arasında, 3 yıl süre ile yürütülen, inokulum seviyesinin yıllara ve ürün desenine göre değişikliklerinin incelendiği sörvey çalışmalarında ürün deseni ile sporangium seviyesindeki artış ve azalış oranları arasında herhangi bir uyum gözlenmemiştir. Patates çeşitlerinden %11.1 (Jelly, en duyarlı) ve %26.2 (Binella, en dayanıklı) arasında hastalık şiddeti göstermiştir. Denemede 45-70 ºC arasında değişen 6 farklı sıcaklık ve sıcaklıklara göre değişen sürelerde tutulan bulaşık toprak örneklerinde, 60ºC'de 204 saat, 65ºC'de 34 saat ve 70ºC'de 8 saat sürede %100 sporangium ölümü gerçekleşmiştir. Ayçiçeği%74 ve Çavdar %73 oranında sporangium ölümü gerçekleştirmiş ve bölgede patatese alternatif olarak önerilebilecek bitkiler olarak öne çıkmıştır. Synchytrium endobioticum sporangiumlarının topraktaki canlılığı üzerine , formaldehit %93.8-97.5 oranıyla en etkili uygulama olmuştur. Kontrolle karşılaştırıldığında, fungusitlerin hastalık oluşumu üzerine etkileri %25.2 ila 62.5 arasında değişmiştir. Ancak etki oranlarında rakamsal olarak önemli farklar olmasına karşın, istatiksel olarak tüm uygulamalar birbirinden farksız görülmüştür. Synchytrium endobioticum'un hastalık oluşturması üzerine etkilerini belirlemek amacıyla Formaldehit, Metam sodium, Dazomet ve bitki besin elementlerinden ürenin 4 konsantrasyonunun denendiği çalışmada, en etkili uygulama, metam sodyumun 60 ve 80 g /m2 dozları olmuştur.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Jinekoloji Bölümü'ne başvuran kadınlarda human papillomavirus genotiplerinin dağılımının araştırılması
Bu çalışmanın amacı Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Jinekoloji Bölümüne başvuran kadınlarda human papillomavirus (HPV) genotiplerinin dağılımını ve prevalansını tespit etmektir. Servikal sürüntü örnekleri yaşları 30 ile 64 arasında değişen 1017 kadından toplanmıştır. HPV genotiplemesi multiplex floresan PCR testi olan f-HPV typing kit (Molgentix, Barcelona, Spain) ile yapılmıştır. HPV prevalansı çalışma popülasyonunda %13.2 (134) olarak bulunmuştur. Multiple HPV infeksiyonu HPV pozitif kadınların %25.4'ünde gözlenmiştir. HPV ile infekte kadınların %21.6'sında bulunan HPV39 en yaygın HPV genotipi olarak tanınmıştır, bunu HPV16 (%20.9), HPV51 (%18.6), HPV52 (%11.9), HPV58 (%9.7), HPV6 (%9), HPV18 (%7.4), HPV35 (%7.4), HPV11 (%6), HPV31 (%6), HPV56 (%4.5), HPV45 (%4.5), HPV68 (%3.7), HPV33 (%3), HPV59 (%1.5) izlemiştir. Normal sitolojili kadınların %12.4'ünde ve anormal sitolojili kadınların %75'inde HPV tespit edilmiştir. Prekanseröz lezyonlarda baskın HPV genotipleri HPV16 ve HPV31'dir. Kadınlarda HPV prevalansı ve HPV genotiplerinin dağılımı ile ilgili bilgi servikal kanser taramasında HPV testlerinin kullanımının değerlendirilmesine ve profilaktik HPV aşılarının etkinliğinin izlenmesine katkıda bulunacaktır.Anahtar Sözcükler: HPV, Genotip, Prekanseröz lezyonlar, Prevalans, Servikal kanser.
Oral kavite ve orofarinks yassı epitel hücreli karsinomlarında HPV 16'nın rolü
Amaç: Son yıllarda yapılan araştırmalarda oral kavite ve orofarinks kanserlerinde human papilloma virüs enfeksiyonlarının rolü olabileceği düşünülmektedir. Baş ve boyun bölgesi için kanıtlanmış en yüksek kanserojen genotip HPV p16'dır ve özellikle orofarengeal yassı epitel hücreli kanserlerde görülmektedir. HPV pozitif oral kavite ve orofarinks kanserleri HPV negatif gruba göre daha genç yaşta görülme, erkeklerde daha sık görülme ve cinsel davranışlar ile güçlü ilişkisi olması açısından farklılık göstermektedir. Bu gözlemler HPV ilişkili tümörlerde tedavi seçenekleri ve tedavinin önemli sonuçları, aşıların rolü ve gelecek yıllarda uygulanabilecek hedefe yönelik tedavi konusundaki soruların gündeme gelmesine neden olmaktadır. Hastalar ve Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi (GÜTF) kulak burun boğaz (KBB) kliniğine başvuran dudak harici oral kavite ve orofarinks yassı hücreli kanserli hastalar çalışmaya dahil edildi. Olgulara immünhistokimyasal olarak HPV p 16 antikorları uygulandı. Kesitler ışık mikroskobunda değerlendirildi. Bulgular: Ellibeş olguda (%76.4) p16 ekspresyonu negatif, onyedi (%23,6)'sinde pozitif saptandı. Prognostik parametrelerle p16 ekspresyonu arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmadı. Fakat orofarengeal kanserlerde sağ kalım açısından HPV pozitif ve negatif grup arasında anlamlı fark görüldü (p=0.032). Sonuç: Hastalık yönetimi ile ilgili olarak, var olan bilgilere göre HPV pozitif oral kavite ve orofarinks kanserlerini daha olumlu sonuçları nedeniyle HNSCC'nin ayrı bir alt grubu olarak düşünebiliriz. HPV pozitif oral kavite ve orofaringeal kanserler HPV negatif hastalığa göre kemoterapi ve radyoterapiye daha iyi cevap verir. HPV 16'nın varlığı/yokluğu prognostik bir belirteç olarak düşünülebilir fakat kullanımı henüz onaylanmamıştır. Oral HPV enfeksiyonu hakkında hala birçok soru araştırılmaktadır. Gelecek klinik çalışmalarda, kanser merkezleri baş-boyun hastalarını HPV statülerine göre sınıflandırmalıdır. Bununla birlikte, özellikle de ana patojenik ajanın bilindiği kanserler için en iyi tedavinin korunma olduğunu daima vurgulamalıyız. Anahtar Kelimeler: Oral kavite ve orofarinks kanseri, Human papilloma virüs p16, İmmünohistokimya.
Sinonazal inverted papillomalı hastalarda P53, Kİ67, human papillomavirüs araştırılması ve klinik sonuçlarımız
Sinonazal İnverted Papillomalı Hastalarda P53, Ki67, Human Papillomavirüs Araştırılması Ve Klinik Sonuçlarımız Amaç: Bu çalışmada sinonazal inverted papillomalı hastalarda tümör süpresör gen olan p53, hücre proliferasyon belirleyicisi ki67 düzeyi ve etyolojik ajan olarak human papilloma virüs varlığı araştırılması, p53 ve ki67 ekspresyonlarının yaş, cinsiyet, sigara alışkanlığı, tümör lokalizasyonu, malign transformasyon, rekürrens, tümör Krause evresi gibi değişkenlerle olan ilişkisini saptamak, tümörün evresine göre seçilen tedavi yöntemlerini ve bunların postoperatif klinik sonuçlarını (rekürrens, maligniteye dönüşüm) analiz etmek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 2006 ve 2014 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalında sinonazal inverted papilloma tanısıyla opere edilen 41 hasta çalışmaya dahil edildi. Bu hastaların patolojik doku örnekleri ve on adet normal nazal mukoza doku örnekleri değerlendirildi. Doku örnekleri immünohistokimyasal yöntem ile uygulanan p53 ve ki67 antikorları ile immünofenotipik özellikler, polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile poliklonal human papilloma virüs varlığı araştırıldı. Human papilloma virüs pozitif olgularda PCR ile HPV 16 ve 18 tiplerinin varlığı değerlendirildi. Bulgular: Hastaların 32'si (% 78) erkek, 9'u (% 22) ise kadındı. Ortalama yaş 54,46 (32-81) olarak bulundu. Erkeklerde görülme oranı kadınlara göre 3,55 kat fazla idi. Çalışmamızda ortalama takip süresi 36,8 ay olup (3-86 ay), bir vakada iki defa, on vakada bir kez rekürrens (% 26,8) izlendi. Nüks izlenen 11 vakanın onu maksiller sinüs kaynaklıydı. Bu on vakanın yedisinde ilk operasyonda medial maksillektomi yapılmadığı görüldü. Medial maksillektomi yapılmayan hastalarda nüks daha fazla görüldü. Değerlendirilen 41 hastanın 38'inde malign transformasyon gözlenmedi, üç tanesinde malign transformasyon gözlendi. Malign dönüşümü olmayan 38 inverted papillomalı vakanın hiçbirinde polimeraz zincir reaksiyonunda (PCR) human papilloma virüs saptanmadı. Malign dönüşümü olan inverted papillomalı üç vakada (% 7,3) da human papilloma virüs saptandı. Bu üç olguda saptanan human papilloma virüs tip 16 (2 olgu) ve tip 18 (1 olgu) olup bunlar yüksek riskli human papilloma virüs tipleridir. P53 ekspresyonu ile; rekürrens ve malignite arasında anlamlı ilişki saptandı. Yaş, cinsiyet, sigara ve Krause tümör evrelemesi arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Ki67 ekspresyonu ile; malignite arasında ilişki olduğu saptandı. Cinsiyet, sigara, Krause tümör evrelemesi ve rekürrens arasında ilişkisi olmadığı saptandı. Sonuç: P53 ekspresyonun rekürrens ve malign transformasyonda, ki67 ekspresyonunun malign transformasyonda etkili olduğu saptandı. Malign transformasyonu olan sinonazal inverted papillomalı hastaların hepsinde HPV pozitifliği görüldü. Malignitenin öngörülmesi konusunda primer tümöre ait p53 ve ki67 ekspresyonları, human papilloma virüs varlığı klinisyen için aydınlatıcı sonuçlar verebilir. Anahtar Kelimeler: İnverted papilloma, p53, ki67, HPV, sinonazal
Human papillomavirus genotiplerinin pyrosequencing metodu ile tespiti
Human papillomavirus (HPV) servikal kanserin başlıca sebebidir. Bu çalışmanın amacı Çukurova Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Jinekoloji bölümüne başvuran kadınlarda HPV genotiplerinin pyrosequencing metodu ile tespitidir. Servikal sitoloji örnekleri 20-65 yaş arasındaki 1145 kadından toplanmıştır. HPV genotiplemesi için pyrosequencing metoduna dayanan HPV Sign PQ genotipleme testi (Diatech Pharmacogenetics, Italy) kullanılmıştır. Pyrosequencing PyroMark Q24 cihazında (Qiagen) yapılmıştır. HPV enfeksiyonunun prevalansı toplam 1145 kadında %20 (229) idi. Tek HPV enfeksiyonu ve çoklu HPV enfeksiyonu sırasıyla, çalışma grubunun %11.8'inde (136) ve %8.2'sinde (93) bulunmuştur. En baskın HPV genotipi HPV 16 (%9.4) olup bunu HPV 18 (%4.8) HPV 56 (%4), HPV 51 (%2.5), HPV 33 (%2.2), HPV 39 (%1.9), HPV 31 (%1.7), HPV 35 (%1.7), HPV 58 (%1.1), HPV 59 (%0.9), HPV 68 (%0.5), HPV 45 (%0.4), HPV 66 (%0.4) ve HPV 52 (%0.2 ) izlemiştir. Bu çalışmada en yaygın HPV tipleri olarak bulunan HPV 16 ve HPV 18 profilaktik HPV aşılarının hedefidir. Yeni jenerasyon dizi analizi metodu olan pyrosequencing test ile HPV genotiplerinin tanısı servikal kanser için risk altındaki kadınların tespitine katkı sağlayacaktır.
Kolposkopik anormallikler ile HPV seroprevalansı, oksidatif stress ve inflamasyon arasındaki ilişki ve prognostik önemi
Bu çalışma, servikal kanserin taramasında HPV testinin kullanılması ve HPV ile ilişkili serolojik testlerin önemini vurgulamaktadır. Çalışmada, HPV 16-18 pozitif olan 82 hasta incelenmiş ve kolposkopi sonuçları ile HPV seroprevalansı, oksidatif stres ve inflamasyon arasındaki ilişki ve prognostik önem değerlendirilmiştir. Sonuçlara göre, hasta grubunda total antioksidan seviyesi ve total oksidan seviyesi istatistiksel olarak anlamlı şekilde artmıştır. Ayrıca HPV16-E7 ve HPV16-L1 seviyeleri de anlamlı şekilde yükselmiştir. HPV18-L1 seviyesinde ise artış gözlemlenmiştir. HPV16 L1-E7, HPV18 L1-E7, TAS ve TOS parametreleri ile HGSİL, LGSİL, ASCH, ASCUS, kronik servisit ve normal gibi servikal biyopsi patoloji sonuçları arasında anlamlı korelasyonlar bulunmuştur. Bununla birlikte, yaş, gravida ve ilk koit yaşı negatif korelasyon göstermiştir. TNF-alfa düzeyleri ise preinvaziv servikal lezyonlarla inflamatuar değişiklikler arasında korelasyon göstermiştir. Bu çalışma, HPV serolojik testlerin kolposkopik bulgularla ilişkisini ve prognostik önemini değerlendirmekte olup, servikal kanser taramasında önemli bir adım olan kolposkopik bulgularla korele edilebilecek bir testin tanımlanmasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Hemşirelik öğrencilerinin human papilloma virüsü ve aşıları hakkında bilgi düzeyleri ve tutumlarının incelenmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı hemşirelik öğrencilerinin Human papilloma virüsü [HPV] ve aşıları hakkında bilgi düzeyleri ve tutumlarının incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinde öğrenim gören 527 hemşirelik öğrencisi ile yürütülmüştür. Veriler öğrencilerin tanıtıcı özellikleri soru formu ve "Human Papilloma Virüsü Bilgi Ölçeği" ile toplanmıştır. Bulgular: Öğrencilerin %57,7'si Human papilloma virüsü'nü, %45,0'ı Human papilloma virüsü testini ve %52,8'i Human Papilloma Virüsü aşısını duyduğunu belirtmiştir. Human Papilloma Virüsü Bilgi Ölçeği toplam puan ortalaması kadın, 20 yaş üzerinde olan, dördüncü sınıfta eğitim alan, sosyal güvencesi olan, cinsel yolla bulaşan hastalıklar hakkında bilgisi olan, Human papilloma virüsü hakkında eğitim alan, derslerde Human Papilloma Virüsü konusunun işlendiğini belirten öğrencilerde istatistiksel anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Bu çalışmada öğrencilerin Human Papilloma Virüsü ve aşıları konusunda bilgi seviyelerinin düşük olduğu belirlenmiştir.
Çukurova Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin HPV aşısına yönelik bilgi, tutum ve davranışlarına broşürle bilgilendirmenin etkisi
Amaç: Human Papillomavirus (HPV) enfeksiyonu cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan en sık görülenidir. HPV'nin neden olduğu serviks kanseri ülkemizde kadınlarda görülen kanser türleri arasında dokuzuncu sıradadır. Sağlık hizmeti sunumunda aktif görev alacak olan ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin bilgi ve tutumu halkın özellikle aşıya karşı yaklaşımını etkileyecektir. Çalışmamızda Çukurova Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinde eğitim gören öğrencilerin broşürle bilgilendirilmeden sonra HPV aşısına yönelik bilgi, tutum ve davranışlarında değişiklik olup olmayacağını tespit etmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma örneklemini Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik ve Hemşirelik bölümlerinde 2019-2020 eğitim öğretim döneminde eğitim gören birinci sınıf öğrencileri oluşturdu. Katılımcılara broşürle eğitim girişimi öncesi ve sonrası olmak üzere iki hafta arayla Kişisel Bilgi Formu, HPV Enfeksiyonu Bilgi Skalası, HPV Enfeksiyonu ve Aşılamasına ilişkin Sağlık İnanç Modeli Ölçeği ve broşürün etkisini sorgulayan anket uygulandı. Veriler IBM SPSS Statistics Versiyon 20.0 aracılığıyla değerlendirildi. Bulgular: Çalışmada birinci sınıfların % 80'ine ulaşıldı (n=231). Öğrencilerin yaş ortalaması 19,59 ± 1,85 (min:17 - max:31) olup % 76,1'i kadındı. Katılımcıların sadece % 8,7'sinin (n=20) aile hekimleri tarafından HPV aşısıyla ilgili bilgilendirildiği görüldü. Kadın ve erkeklerin eğitimden sonra bilgi puanı ortalamaları anlamlı olarak yükseldi (p=0,001, p=0,001). Her iki cinsiyette ciddiyet algısında anlamlı azalma engeller, yarar, duyarlılık algısında anlamlı artış olduğu görüldü (p=0,001, p=0,001, p=0,001, p=0,001). Broşürle bilgilendirmeden sonra kadınların % 60'ı erkeklerin % 41,1'i aşı yaptırmak konusunda istekli olurken aşının ücretsiz olması halinde ise aşı yaptırma isteğinde artış belirlendi (K: % 77,1, E: %69,6). Sonuç: Hazırladığımız broşürün öğrencilerin HPV bilgisinde artış, HPV enfeksiyonu ve aşılanmasına dair inançlarında değişiklik ve aşı yaptırma isteğinde artış sağladığı belirlendi. Aşı ücretinin sağlık sigorta sistemi tarafından karşılanması durumunda aşı yaptırma oranlarında artış olabileceği düşünüldü.
Serviks kanseri taramasında sitoloji ve HPV testi; persistans ve klirensi belirleyen faktörler
Amaç: Çalışmamızda servikal kanser taramasında sitoloji ve HPV testi ile persistans ve klirensi belirleyen faktörler sorgulanmıştır. Gravida, parite, erken yaşta cinsel ilişki, çoklu cinsel partner, oral kontraseptif kullanım öyküsü, kondom kullanım öyküsü, sigara ve alkol kullanımı öyküsü gibi değişkenlerle persistans arasındaki ilişki saptanmaya çalışılmıştır. Böylece HPV persistansına etki eden faktörler saptanarak dikkatle taranması ve tedavi edilmesi gereken hasta grupları belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın Yapıldığı Yer: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Jinekoloji-Onkoloji Bilim Dalı. Yöntem ve Gereçler: Çalışma 2008-2018 tarihleri arasında, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıklar ve Doğum Anabilim Dalı, Jinekoloji- Onkoloji polikliniğine başvuran kadın hastaları içermektedir. Çalışmadaki hastalar kliniğimize başvuran HPV ve sitoloji taranan hastalar arasından seçildi ve bu hastalarda yeniden sitoloji ve HPV taraması yapılmıştır. Hastalar persistans olan ve olmayanlar olmak üzere iki grupta incelenmiştir. Hastalara anket çalışması uygulanarak yaş, ilk ilişki yaşı, evlilik yaşı, gravida, parite, eğitim durumu, ilk ilişki yaşı, birden fazla cinsel partner, sigara ve alkol kullanımı öyküsü, cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü, oral kontraseptif ve kondom kullanımı öyküsü, HPV aşısı öyküsü ve multivitamin kullanımı öyküsü sorgulanmıştır. Buradan elde ettiğimiz veriler kodlanarak bilgisayar ortamına aktarılmıştır. Gerekli istatistiki değerlendirmeler yapılarak sonuç raporu hazırlanmıştır. Beklenen Yararlar: Çalışmamızın sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda servikal kanser taramasında HPV testi ve sitoloji ile yapılan taramalarda persistans ve klirense etki eden faktörler belirlenecektir. Elde edilen bilgiler ışığında HPV persistansına etki eden faktörler hakkında hastalara yaşam tarzı değişiklikleri ile ilgili bilgiler verilecektir. Hastaların tarama ve takibe olan bağlılıkları artırılarak ve yaşam tarzı değişiklikleri ile peristansa neden olabilecek faktörlerin azaltılarak serviks kanseri ve öncül lezyonlarından korunma yollarının belirlenmesi planlanmıştır. Bulgular: Persistans olan ve olmayan grup arasında yaş, ilk ilişki yaşı, evlilik yaşı, gravida, eğitim durumu, oral kontraseptif kullanımı, sigara ve alkol kullanım öyküsü, HPV aşısı ve multivitamin kullanımı öyküsü açısından anlamlı bir fark yoktu. Ancak çoklu cinsel partner olan hastalarda persistans açısından anlamlı sayılabilecek fark vardı (p:0,056). Çalışmamızda 2 veya daha fazla doğum yapan kadınlarda persistans anlamlı oranda yüksek bulundu (p:0,031). Ayrıca düzenli olarak kondom kullanan hastalarda persistans istatistiki olarak anlamlı oranda az saptanmıştır (p:0,037). Sonuçlar: Çoklu cinsel partner ve yüksek paritenin HPV persistansı için risk faktörü olduğu, kondom kullanımının HPV persistansına karşı koruyucu olduğu anlaşılmıştır. Çalışmaya katılan hasta sayısı kısıtlılığı sebebi ile diğer faktörlerin yeniden araştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Serviks Kanseri, HPV, Persistans, Klirens.
Normal ve anormal servikal sitolojili kadınlarda human papillomavirus prevalansı ve genotip dağılımı
Servikal kanser bütün dünyada kadınlar arasında görülen en yaygın ikinci kanserdir. Human papillomavirus (HPV) servikal kanserin primer etyolojik ajanıdır. HPV infeksiyonu cinsel yolla bulaşan en yaygın viral infeksiyonlardan biri olup kadınların %50'den fazlası yaşamları boyunca HPV infeksiyonu ile karşılaşır. Dünyada her yıl 470.000'den fazla yeni servikal kanser vakası tanınmakta ve servikal kansere bağlı yaklaşık 270.000 ölüm bildirilmektedir. Servikal kanser vakalarının çoğu yaklaşık %80'i servikal kanser tarama programlarının etkili bir şekilde yapılmadığı veya uygulanamadığı gelişmekte olan ülkelerde görülür. Erken tanı etkilidir, çünkü prekanseröz lezyonlar invaziv kansere çok yavaş, genellikle 10 yıldan uzun bir sürede ilerler. Servikal kanser, prekanseröz lezyonların tespiti ve tedavisi ile büyük oranda (>%90) önlenebilir bir hastalıktır. Bu çalışma Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Jinekoloji ve Onkoloji bölümüne başvuran normal ve anormal servikal sitolojili kadınlarda human papillomavirus prevalansı ve genotip dağılımını tespiti için yapılacaktır. Kadınlara ait servikal sürüntü örneklerinin transportu fosfat tamponlu tuzlu su *phosphate buffered saline (PBS)] içerisinde yapılacaktır. Servikal sürüntü örneklerinden viral DNA ekstraksiyonu için Viral Nükleik Asit Ekstraksiyon kiti kullanılacaktır. HPV DNA tanısı MY09/11 ve GP5+/6+ konsensus primerlerinin kullanıldığı PCR (polymerase chain reaction) testi ile gerçekleştirilecektir. HPV DNA testi pozitif bulunan örneklerde yüksek risk HPV genotiplerinin tayini için HPV Genotypes 14 Real-TM Quant PCR kit (16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58, 59, 66 and 68) kullanılacaktır. Sonuç olarak bölgemizde normal servikal sitolojili ve servikal prekanseröz lezyonu olan anormal sitolojili kadınlarda baskın HPV genotipleri dağılımının belirlenmesi günümüzde HPV aşılarının etkinliğinin değerlendirilmesi için önemlidir. Ayrıca HPV DNA pozitifliği servikal kanser için riskte olan kadınların tanınmasına katkıda bulunacaktır ve böylece yüksek riskli hastaların zamanında tespitiyle tedavinin yönlendirmesinde yardımcı olur.
Meme kanseri ön tanılı hastalarda human papilloma virus araştırılması
Meme kanseri tüm dünyada ve ülkemizde kadınlarda kanser kaynaklı ölümlerin en sık nedenidir. HPV serviks kanseri başta olmak üzere birçok kanser türünün etyolojisinde suçlanmaktadır. Çalışmalar meme kanserinde HPV prevalansının dünya çapında %1.6-86.2 arasında değiştiğini göstermektedir. Bu çalışmada malign ve benign meme lezyonları olan hastaların meme biyopsi örneklerinde HPV varlığını araştırmak ve HPV ile meme kanseri arasında bir ilişki olup olmadığını ortaya koymak amaçlanmıştır. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyodiagnostik AD'nda tru-cut biyopsi ile alınan 116 meme kanseri ve 63 benign meme lezyonu taze doku örneği HPV DNA saptanması, ayrıca HPV 16, 18 ve diğer 12 tip yüksek riskli HPV için havuz olarak tiplendirilmesi amacıyla real time PCR ile araştırılmıştır. 116 meme kanseri dokusunun birinde (%0.86) HPV pozitif olarak saptanırken, benign lezyonlardan oluşan 63 kontrol örneğinin de birinde (%1.58) HPV pozitif olarak tespit edilmiştir ve aradaki fark anlamlı bulunmamıştır (p=1.000). Kanserli meme dokunun histopatolojik sonucu invaziv papiller karsinom olup, HPV 16 tespit edilirken, benign örneğin histopatolojik sonucu granülomatöz mastit olarak tespit edilmiş ve diğer yüksek riskli HPV olarak belirlenmiştir. Meme kanseri olan hastaların yaş ortalamaları daha yüksek olup, aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.001). Çalışmamızda HPV ile meme kanseri arasında bir ilişki saptanmadı. Yaş arttıkça kanser riskinin arttığı tespit edildi. Ayrıca, literatürde daha önce granülomatöz mastitte yüksek riskli HPV varlığını gösteren bir çalışma bulunmamakta olup, çalışmamız bu veriyi bildiren ilk çalışma olma özelliğindedir. Günümüzde meme kanseri etyolojisinde HPV'nin rolünün olup olmadığı hala tartışmalıdır. HPV'nin meme kanseri gelişimi ve progresyonuna katkısı olup olmadığını netleştirmek için daha ileri epidemiyolojik ve deneysel çalışmalara ihtiyaç vardır. Bununla birlikte, bu çalışmaların benign meme lezyonlarında HPV ilişkisini inceleyen araştırmalarla da desteklenmesi gerekmektedir. Anahtar kelimeler: HPV, meme kanseri, PCR, etyoloji
Sağlık çalışanlarının Human papillomavirus (HPV) aşısı ve HPV ile serviks kanseri ilişkisi hakkında bilgi düzeyinin değerlendirilmesi
Giriş: Serviks kanseri kadın kanserleri içerisinde ikinci sıklıkta görülmektedir. Serviks kanseri açısından en önemli risk faktörü Human Papillomavirus (HPV)'tur. Serviks kanserine karşı koruyucu olarak geliştirilen HPV aşısı dünyada kullanılmaya başlanmıştır.Amaç: Bu araştırma, sağlık çalışanlarının HPV ile serviks kanseri ilişkisi açısından bilgi düzeylerini değerlendirmek ve HPV aşısı hakkındaki bilgilerini incelemek amacı ile kesitsel ve tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, 15 Haziran - 30 Eylül 2009 tarihleri arasında Bursa il merkezinde bulunan 12 hastanenin kadın hastalıkları ve doğum klinikleri ile çocuk sağlığı ve hastalıkları kliniklerinde görev yapan 366 sağlık çalışanına (hemşire, ebe, sağlık memuru, doktor) uygulanmıştır. Sağlık çalışanlarına demografik özellikleri, serviks kanseri ile HPV ilişkisi ve HPV aşısını içeren bir anket uygulanmıştır. İstatistiksel değerlendirme için SPSS 17.0 paket programı kullanılmıştır.Bulgular: Çalışmaya katılanların %83.3'ü kadın iken, %16.7'si erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 33.95±9.02 yıl olarak saptanmıştır. Çalışmaya katılanların %49.4'ü hemşiredir. Tüm katılımcıların yarısından fazlası kadın hastalıkları ve doğum kliniklerinde çalışmaktadır (%55.2). Ankete katılanların %89.1'i serviks kanseri hakkında bilgisi olduğunu ifade etmiştir. Serviks kanserinin HPV'nin bazı tipleri ile ilişkili olduğunu bilme ile meslek grupları arasındaki ilişki incelendiğinde, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki elde edilmiştir (p=0.04). HPV aşısı hakkında bilgi düzeyi, cinsiyet, medeni durum, meslek, çalışılan klinik ve çalışma süresi açısından incelenmiş, serviks kanseri aşısını bilme ile cinsiyet, meslek ve klinik değişkenleri arasında istatiktiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (cinsiyet: p=0.01, meslek: p=0.00, klinik: p=0.01). Araştırmaya katılanların %15.3'ü HPV aşısını duymadığını belirtmiştir. Kadın hastalıkları ve doğum kliniklerinde çalışanların bilgi düzeyi daha fazla bulunmuştur (p=0,00). Bilgi düzeyi ile medeni durum arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0.07). Katılımcıların büyük bir kısmı serviks kanseri ve HPV aşısı hakkında bilgi edinmeye isteklidir (%85.5 ve %84.4).Sonuç: Sağlık çalışanlarının HPV aşısı konusundaki bilgi ve tutumu, HPV aşısının uygulanmasında ve halkın bilinçlenmesinde önemli rol oynayacaktır. Elde edilen verilere dayanarak HPV ile serviks kanseri ilişkisi ve HPV aşısı konusunda sağlık çalışanlarının bilgi sahibi olduğu söylenebilir. Bununla birlikte aşılama konusunda hedef populasyona hitap eden ve bu grupla en sık karşılaşan sağlık çalışanlarının %15'inden fazlası aşının varlığından habersizdi. Halkın eğitilmesi ve sağlığının korunması açısından önemli sorumlulukları olan ve bilgi edinmeye istekli olan sağlık çalışanlarının tümünün bilgilendirilmesi için bu konuda daha fazla eğitimin verilmesi gereklidir.Anahtar Kelimeler:Human papillomavirus, Serviks kanseri, Aşı, Sağlık çalışanları
Anormal smear sitolojisi saptanan hastalarda yüksek riskli human papilloma virüs E6/E7 mRNA (16, 18, 31, 33, 45) oranlarının belirlenmesi
Amaç: Anormal sitolojisi olan olgularda HPV E6/E7 mRNA (tip 16, 18, 31, 33, 45) oranlarının araştırılması ve CIN lezyonlarının saptanmasındaki etkinliğinin araştırılmasıGereç ve Yöntem: CBÜ, Manisa Doğumevi ve KETEM de klasik Pap smear yöntemi ile yapılmış ve Bethasda sistemi ile tanımlanmış anormal sitolojisi olan olgular çalışmaya alınmıştır. Bu olgular değerlendirilerek Nuclisens EasyQ HPV E6/E7 mRNA (16, 18, 31, 33, 45) testi uygulanmıştır. Bu test CBÜ Mikrobiyoloji laboaratuvarında çalışılmıştır. HPV E6/E7 mRNA pozitif ve negatif olan tüm olguların demografik ve klinik özelliklerine ait veriler elde edilmiştir. HPV E6/E7 mRNA pozitifliğini etkileyen faktörler değerlendirilmiştir. Anormal sitolojisi olan olgular ASCPP guideline göre yönetilmiştir. CIN tanısı almış olan olgular sonrası HPV E6/E7 mRNA testinin duyarlılığı, özgüllüğü, pozitif ve negatif kestirim değerleri hesaplanmıştır. Diğer istatistiksel hesaplamalarda ki-kare testi, Mc Nemar testi kullanılmıştır.Bulgular: Anormal sitoloji olan olguların %55.3'ünde HPV E6/E7 mRNA pozitif bulunmuştur. HGIL olgularında %92.8, ASC-H olgularında %100, AGC-NOS olgusunda %100 bulunurken, ASC-US olgularında %27.6 pozitiflik vardır. Anormal sitoloji olgularında en sık HPV tip 16 (%38.6), ikinci sıklıkta ise HPV tip 18 (%24.6) bulunmuştur. HPV E6/E7 mRNA pozitif ve negatif olgularda yaş, doğum sayısı, cinsel partner sayısı ve kullanılan doğum kontrol yöntemleri açısından farklılık yokken sigara içen olgular arasında HPV E6/E7 mRNA pozitifliği anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. CIN saptamadaki duyarlılığı %100, özgüllüğü %27, pozitif kestirim değeri %27, negatif kestirim değeri ise %100 olarak saptanmıştır. Anormal sitolojik olgularda HPV tip 16, 18, 31, 33, 45 E6/E7 mRNA testi negatifse hiçbir olguda CIN saptanmamıştır.Sonuç: Anormal sitolojilerin yaklaşık yarınsında HPV E6/E7 mRNA pozitiflik vardır ve bu oran ASC-US dışındaki olgularda daha fazladır. HPV E6/E7 mRNA testinin duyarlılığının yüksek ve yalancı negatiflik oranlarının düşük olması klinik kullanımda etkili olabileceğini göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Smear, Sitoloji, Human papilloma virus, DNA, mRNA, E6/E7 proteini
Servı̇ks kanserı̇ tanılı hastaların parafı̇n bloklarından real tı̇me PCR yöntemı̇ ı̇le human papı̇llomavı̇rus(HPV) genotı̇plerı̇nı̇n araştırılması
Amaç: Gaziantep ve yöresinde serviks kanserine en sık sebep olan HPV subtiplerini belirlemek ve bu subtiplerden korumak için henüz enfekte olmamış hastalara uygun HPV aşısını tespit etmektir. Ayrıca bu subtiplerle enfekte ancak neoplazi gelişmemiş hastaların daha sıkı takip erken tanı ve tedavi açısından daha dikkatli olunması gerekmektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Gaziantep Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalına başvuran ve serviks kanseri tanısı alıp opere edilen hastaların materyallerinden GAÜN Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı Laboratuvarı'ndan temin edilen 74 adet parafin bloktaki servikal kanser doku örneği kullanıldı. Örneklerin HPV pozitifliği Real time PCR yöntemi ile belirlendi ve tiplendirildi. İstatistiksel analizler SPSS 22.0 (Statistical Package for Social Sciences) Paket Programı ile analiz edildi. Bulgular: 74 adet örneğin 74'Ünün Serviks kanseri türü skuamöz hücreli kanser olarak tespit edildi.74 adet hastanın 5'inde (%6,8) HPV 16 tek subtip ile efekte olarak bulunmuşken,1 hastada (%1,4) HPV 56 tek subtip ile efekte bulunmuştur. Diğer 68 hastada (%92,8) birçok HPV subtipleri süper enfeksiyonu birlikte izlenmiştir. Süper enfeksiyonu olan 68 hastanın 68'inde (%100) HPV 16 bulunurken,56'sında HPV 45(%82), 31'inde HPV 18 (%45),13'ünde HPV 56 (%19),11'inde HPV 33 (%16) diğer subtiplerle birlikte izlenmiştir. Sonuç: HPV 16, HPV 45, HPV 18 enfeksiyonlarının yöremizde servikal kanser gelişiminde en önemli HPV subtipleri olduğu gösterilmiştir. 9-26 yaş arası özellikle 11-12 yaş arası HPV aşısı yapılması serviks kanseri gelişimini ciddi oranlarda azalttığı tespit edilmiştir. Bölgemizde en sık tespit edilen HPV tipleri 16,45 ve 18 olmasından dolayı bölgemizde yapılması önerilen aşı bu subtipleri içeren Gardasil-9 tip aşı olması önerilmektedir. Bu aşı ülkemizde bulunmamaktadır. Aşı sonrası oluşan çapraz reaksiyondan dolayı Quadrivalan aşı diğer onkojenik HPV subtiplerinden 31/33/45/52/58'e karşı koruma gösterir (1). Bu nedenle Gaziantep ve yöresinde aşılama için Quadrivalan aşı önermekteyiz. Ayrıca bu HPV subtipleri ile enfekte olan hastaların serviks kanseri açısından daha sıkı takibi, erken tanı ve tedavi açısından daha dikkatli olunması gerekmektedir.
PPP1R16A geni ve papiller tiroid karsinom arasındak ilişkinin araştırılması
Tiroid kanserleri, tüm insan kanser tiplerinin yaklaşık olarak % 1'ini oluşturmaktadır. Foliküler hücrelerden köken alan, tiroid kanserinin farklılaşmış tipi olan papiller tiroid karsinom, tiroid kanserinin en yaygın histolojik tipidir ve tüm tiroid malignitelerinin yaklaşık olarak %85'ini temsil etmektedir. PPP1R16A geni, serin/treonin fosfataz-1 proteininin alt ünitelerinden birini kodlamaktadır. Protein fosfataz 1'in glikojen metabolizmasının kontrolü, kas kasılmasındaki sinirsel etkinlikler, RNA'nın düzenlenmesi, hücre döngüsü, programlı hücre ölümü, protein sentezi ve kanal ile membran almaçlarının düzenlenmesinde görev aldığı bilinmektedir. Yapılan çalışmalarda, PPP1R16A geni ve papiller tiroid karsinom arasında bir ilişki olduğu ve bu genin ifadelenmesinin papiller tiroid karsinomda düştüğü gösterilmiştir. Bu çalışmada, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim dalında incelenmiş ve papiller tiroid karsinom tanısı konmuş 17 hastadan alınan tümör ve normal doku örnekleri çalışılmıştır. Tiroid kanserinin papiller tiroid karsinom alt tipi ile ilişkilendirilen PPP1R16A geninin ekzonları ve 5' yukarı bölgesinde bulunan yaklaşık 3000 baz çiftlik bir kısmı polimeraz zincir reaksiyonu ile çoğaltılmış ve farklılıkları ortaya koymak amacıyla, SSCP (tek zincir konformasyon polimorfizmi) yöntemi ve DNA dizin analizi yapılmıştır. Çalışılan bu örneklerin 16'sında taranan bölgelerde ait herhangi farklılığa rastlanmaz iken, 1 tanesinin 5'upsteram bölgesinde 111830432 SNP referans numaralı C nükleotidinin G nükleotidine dönüştüğü saptanmıştır. İlerde farklı tekniklerle yapılması planlanan çalışmalarda, papiller tiroid kanseri ve PPP1R16A geni arasındaki ilişkinin daha iyi ortaya konulacağı, hastalığın tanı ve tedavisine farklı bir bakış açısı kazandıracağı düşünülmektedir.
Baş-boyun ve serviks kanserli hastalarda polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile human papillomavirus pozitifliği tespit edilen sonuçların DNA dizi analizi ile doğrulanması, prevalansının belirlenmesi ve filogenetik analizlerinin yapılması
Human papillomavirus enfeksiyonu cinsel yolla geçen enfeksiyonlardan en sık rastlanılandır. Serviks kanseri ile HPV enfeksiyonu arasındaki kesin ilişki ortaya konmuştur. Öte yandan HPV enfeksiyonları ile deri, oral kanserler, nazofarinks, larinks, baş ve boyun kanserleri arasında da bir ilişki olabileceği gösterilmiştir. Bu çalışmada serviks ve baş-boyun kanseri hastalarında polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ve DNA dizi analizi ile human papillomavirus tiplerinin bölgemizdeki prevalansının belirlenmesi ve filogenetik analizinin yapılması amaçlanmıştır.Çalışmamıza, Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine Ocak-Ekim 2010 tarihleri arasında başvuran ve kolposkopi önerilen 77 hastanın servikal sürüntü örnekleri ve Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda baş-boyun kanseri tanısı alan 45 hastanın parafine gömülü doku örnekleri dâhil edilmiştir. HPV DNA tespiti için MY09/11 ve GP5+/GP6+ (Cy5.0 işaretli) primerleri ile yapılan Real Time PCR testi kullanılmıştır. Sonuçta, serviks örneği alınan bireylerin %52'sinde HPV tip 16, %4'ünde HPV tip 16+11, %1'inde HPV tip 16+6 ve %4'ünde tiplendirilemeyen HPV DNA tespit edildi. Baş-boyun kanseri hastalarında ise %47 oranında HPV tip 16 ve %9 oranında tiplendirilemeyen HPV DNA'sı belirlenmiştir.Bölgemizde servikal kanser ve prekanseröz lezyonu olan kadınlarda HPV genotiplerinin dağılımının araştırılması önemlidir. Gelişen teknolojik yöntemler kullanılarak HPV'nin erken teşhisi, prekanseröz lezyonların invaziv kanser dönmesini engellemede anahtar rol oynamaktadır. Baş ve boyun kanserlerin de ise HPV pozitifliği, hastalığın prognozunun şekillenmesine katkı sağlamaktadır. Bu yüzden larinksle ilgili lezyonlarda da HPV varlığının belirlenmesi önemlidir ve larinks lezyonlarının rutin inceleme şemasına HPV pozitifliğinin araştırılması da eklenmelidir.