Islam religion
61 theses under this subject heading
Harici zihniyetinin oluşumu ve günümüzdeki tezahürleri
Ill ÖZET HARİCÎ ZİHNİYETİN OLUŞUMU VE GÜNÜMÜZDEKİ TEZAHÜRLERİ Kadriye YILDIRIM Yüksek Lisans Tezi, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı Danışman: Yrd. Doç. Dr. İsmail YÖRÜK Ekim 2001, 350 sayfa Bu çalışmada Peygamberin vefatından sonra İslam toplumunda meydana gelen sosyal, kültürel, ekonomik şartlardaki değişikliklerin ve dini yorumlardaki faklılaşmalann neticesinde ortaya çıkan Haricîlerin zihniyeti ve onun tezahürleri olan gruplar incelenmiştir. Çalışma, Haricî adının verilmesi ve bunun sebepleri, verilen diğer isimler, hareketi ortaya çıkaran sebepler, Haricîlerin yaşadıkları yerler, Haricî düşünürler, bu inancı benimseyen topluluklar hakkında giriş niteliğindeki bilgilerin sunulması, tarih, semantik, linguistik, karşılaştırma ve yorumlama metotlarını uygulamak suretiyle konuyla ilgili yapılmış araştırmaların gözden geçirilmesiyle başlamaktadır. Bu bölüm literatürde Haricîlere farklı bakış açılarını ortaya koymaktadır. Haricî zihniyetinin oluşumunu incelerken konuyu her yönden değerlendirmek doğru sonuca ulaşmak bakımından çok önemli olduğundan zihniyete etki eden faktörlerin bütüncül yaklaşımla ele alınması gerekmektedir. Bu ise, zihniyetin oluşumunda etkili olan sosyal, kültürel ve ekonomik nedenlerin detaylı bir şekilde araştırılmasıyla mümkün olacaktır. Haricî zihniyetin boyutları olarak tespit edilen dindeki esaslar, İmamet, büyük günah işleyenin durumu, kaade, tevellâ-teberrâ, savaş, çocukların durumu, takiyye, zümre dayanışması gibi konulara geniş bir yer ayırdık. Bunun amacı, Haricî zihniyetin tezahürleri olarak gördüğümüz grupları tespit ederken çok dikkatli davranmak, onların düşünce ve pratiklerini belirgin bir şekilde ortaya koymaktır. Bundan dolayı HaricîIV zihniyetin tezahürleri olarak ortaya çıkan grupları incelerken hangi grupların düşünce ve davranışlarının hangi haricî zihniyetine dahil edilebileceğini belirlemek, öncelikle grupların tarihi gelişiminden söz etmek, sonra da görüşlerinin tamamına işaret etmek, değerlendirme bölümünde İse benzerlik gösterdikleri, aynı tavrı gösterdikleri halde farklı isim verdikleri uygulamalarından bahsetme yoluna gittik. Anahtar Kelimeler: Hâricîlik, Oluşumu, Haricî Zihniyeti, Zihniyetin Boyutları, Haricî Zihniyetinin Tezahürleri.
Ahmed b. Hanbel'in Kitâbü'z-Zühd'ü bağlamında Zühd hadislerinin değerlendirilmesi
Dinî anlayışımızın şekillenmesine etki eden önemli unsurlardan biri de sünnetler, hadislerdir. Özellikle dünyaya bakışımızı belirlemede zühd ve zühde değer atfeden hadislerin önemli bir yeri vardır. Zühdle ilgili rivâyetlerin büyük çoğunluğu Hadis Edebiyatında zühd literatürü içerisinde bulunmaktadır. Bu literatürün tanınması zühd konusundaki hadislerin bilinmesi açısından önemlidir. Ayrıca belirtilen konuda birçok mevcut problemin kaynağının hadisler olduğu bilinmektedir. O halde hadislerin sıhhat durumlarının tespitinin birçok problemin çözümüne katkı sağlayacağı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bundan başka hadislerde geçtiği biçimde zühd anlayışının tespiti, dinin doğru anlaşılmasına ve çalışma hayatımıza katkı sağlayacağı şüphesizdir. Bu tez bu amaca yönelik bir adımdır.Bu çalışmada Hadis Literatüründe zühd konusu gibi proplemli konulara dayanak teşkil eden rivâyetler Ahmed b. Hanbel'in Kitâbü'z-Zühd'ü bağlamında incelenmiştir.Amacımız Kur'an, sahih Hadisler ve tarihi gerçeklerle uyuşmayan bazı rivâyetleri, aklın ve ilmin prensiplerini esas alarak, Hadis metodolojisi çerçevesinde objektif bir yaklaşımla incelemektir.Çalışmamızda konuyla ilgili Kur'an âyetlerine, hadislere yer verilmiş ve bu konuda yazılmış diğer kitaplardan faydalanılmıştır.Anahtar kelimeler: Sünnet, Hadis, Peygamber, Zühd, Rivâyet, Hadis Edebiyatı, Zühd Literatürü.
Modernleşme sürecinde ölüm hadisesine din sosyolojisi açısından bir yaklaşım
Bu çalışma ile modernleşme sürecinde ölüm hadisesinde meydana gelen değişimleri açıklamayı amaçlamıştır. Ölüm sosyal hayatın içinde yer alan bir gerçekliktir. Bütün canlıların ortak kaderi olması anlamında da evrensel bir nitelik taşımaktadır. Ölüm, modern ve modern öncesi toplumlarda farklı anlamlar yüklenen bir olgudur. Çünkü toplumsal yaşamdaki her türlü değişimden etkilenmektedir. Modern öncesi toplumlarda sosyal hayatın bir parçası olarak algılanırken, modern toplumlarda tabu niteliği kazanmıştır.
Ebû Bekr Ca'fer b. Muhammed el-Firyâbî ve hadis ilmindeki yeri
Bu çalışmada, Ebû Bekr Ca'fer b. Muhammed el-Firyâbi ve onun hadis ilmindeki yeri incelenmektedir. Araştırmamız üç bölümden oluşmaktadır.Giriş bölümünde; konunun sınırları, araştırmanın amacı, kullanılan yöntem ve teknikler üzerinde durulmuştur.Birinci bölümde; Firyâbî'nin yaşadığı asır incelenmiş, hayatı, ilmi kişiliği, hocaları ve talebeleri üzerinde durulmuştur.İkinci bölümde ise; Firyâbî'nin eserleri ele alınmış, hadis ve rical ile ilgili görüşlerine yer verilmiş, zayıf ve mevzu hadislere yaklaşımı ortaya konulmuştur.
Tasavvufta havf ve recâ (korku ve ümit) anlayışı
Havf korku, recâ ise ümit anlamına gelmektedir. Havf da recâ da, ileride başa gelecek şeylerle ilgilidir. Havf, cehennemdeki cezadan çok cezayı verecek olan Allah?tan korkmaktır. Recâ için de aynı şey söz konusudur: Recâ, cennetteki nimetlerden çok bu nimetleri verecek olan Allah?ın affından ümitvar olmaktır. Allah korkusu diğer korkulardan farklıdır: Bir şeyden korkan, korktuğu şeyden kaçar fakat Allah?tan korkan Allah?a sığınır. Çünkü Allah?tan başka koruyacak güç olmadığını bilir. Havf, saygısından dolayı Allah?tan çekinen bir kimsenin korkusudur. Bu korku; pişmanlığa, mahcubiyete ve utanmaya dayalı bir korkudur. Havfta da recâda da Allah?a yakın olmak kişiyi istediği sonuca ulaştırır. Allah, kendisine yakın olan kimseleri sevdiğini ve sevdiği kimse kendisinden bir şey isterse vereceğini ve onu koruyacağını vaat etmektedir. Havf, korku yoluyla günahtan uzaklaştırırken recâ, cennete ve oradaki mükâfatlara teşvik ederek günahtan uzaklaştırır. Dolayısıyla havfın da recânın da günahtan uzaklaştırdığı ve Allah?a yaklaştırdığı görülmektedir. Havf ve recâ sahibi, tevbeyle günahlardan uzaklaşılırken, ibadetlerle de Allah?a yönelir. Havf ve recâ, birbirinin zıttı değil birbirinin tamamlayıcısıdır. Müminin havf ve recâsının, kuşun iki kanadı ve terazinin iki kefesi gibi birbirine denk olması gerekir. Müminin dinî hayatının sağlıklı ve dengeli olması, havf ve recâsının dengeli olmasına bağlıdır.
İlk dönem Sünnî makâlât türü eserlerde Şiî fırkaların tasnifi problemi
Makâlât türü eserler İslâm Mezhepler Tarihi alanında yapılan araştırmalarda başvurulan önemli kaynaklardandır. Sünnî makâlât türü eserlerde Şiî fırkaların nasıl algılandığını ele alan çalışmamızı İslâm Mezhepleri Tarihi açısından son derece önemli olan bu eserlerden Ebü'l-Hasen Ali b. İsmâîl b. Ebî Bişr İshâk b. Sâlim el-Eş'arî el-Basrî (ö. 324/935-36)'nin Makâlâtu'l İslâmiyyin, Ebû'l-Hüseyn Muhammed b. Ahmed b. Abdirrâhman el-Malatî et-Tarâifi el-Askalânî (ö. 377/987)'nin et-Tenbih Ve'r-Red, Ebû İshâk Rüknüddîn İbrâhîm b. Muhammed b. İbrâhîm el-İsferâyînî (ö. 418/1027)'nin et-Tabsir Fi'd-Din, Ebû Mansûr Abdülkahir, b. Tâhir b. Muhammed et-Temîmî el-Bağdâdî (ö. 429/1037-38)'nin el-Fark Beyne'l-Fırak ve Ebü'l-Feth Tâcüddîn (Lisânüddin) Muhammed b. Abdilkerîm b. Ahmed eş-Şehristânî (ö. 548/1153)'nin el-Milel Ve'n-Nihal adlı eserlerine dayalı olarak ortaya koymaya çalıştık. Söz konusu eserler gerek metot, gerekse üslup ve yazılış gayeleri açısından İslâm Tarihinde ortaya çıkan mezhepleri anlama ve açıklama hususunda önemli bir yere sahiptirler. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Mezhepler Tarihi açısından makalât türü eserlerden ve bu eserlerin öneminden, Şiî fırkalarda kullanılan bazı kavramların anlam ve içeriğinden bahsedilmiş, Mezhepler Tarihinde oldukça önemli bir yere sahip olan yetmiş üç fırka hadisi hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Bunun yanında Sünnî makalât geleneğinin ilk temsilcileri ve eserlerine, Şiîliğin ortaya çıkışı ve teşekkül sürecine yer verilmiştir. İkinci bölümde ilk dönem Sünnî makalât yazıcılığında önemli bir yere sahip olan söz konusu olan eserlerde Şiî fırkaların tasnifi, her bir kaynakta yer alan Şiî fırkaların görüşleri yer almaktadır. Üçüncü ve son bölümde ise Sünnî makalât türü eserlerin tasniflerinde takip edilen metotlar, Şiî fırkaların tasnifindeki temel yaklaşımlar, tasnifte esas alınan prensipler, Şiîliğe yönelik eleştirilerin analizi ortaya koyulmuştur. Ayrıca son bölümde Şiî fırkaların sayısal tasnifine ve söz konusu eserlerdeki Şiî fırkaların karşılaştırmalı analizlerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yetmiş üç fırka, Makâlât, Fırka, Şiî, Sünnî.
Abdülkâhir el-Bağdadi'nin nübüvvet ve âhiret anlayışı
Bu tezde İslâm kelâmı açısından inanç esasları bağlamında Nübüvvet ve Âhiret anlayışı irdelenecektir. Çalışmamızda Eş'ari kelâmının önemli isimlerinden olan Abdulkâhir el-Bağdâdî'nin nübüvvet ve âhiret anlayışı, onun kelâm ve mezhepler tarihi sahasında kaleme aldığı Usûlü'd-Dîn adlı eserleri bağlamında ele alınmıştır. Çalışmanın giriş kısmını oluşturan birinci bölümünde Bağdâdî'nin hayatı ilmî kişiliği, belli başlı kelâmî görüşleri ve eserleri hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Bağdâdî'nin nübüvvet anlayışını ortaya koymak gayesiyle, mesele kelâmcılarının konu hakkındaki görüşleri merkezinde ele alınıp işlenmiş ve genelden özele doğru görüşlere yer verilmiştir. Bağdâdî'nin nübüvvet kapsamında nebi-rasül, mucize-kerâmet, imâmet-siyâset gibi konular hakkındaki anlayışı ile peygamberlerin sayısı, masumiyeti, ilk ve son peygamber gibi mevzulara dair görüşleri ayrıntılarıyla ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Bağdâdî'nin âhiret anlayışını ortaya koymak için şefaat, rü'yetullah, ecel, kabir ahvali, ölümden sonra diriliş, mîzân, sırat, havuz, cennet ve cehennem konularla ilgili görüşleri hakkında bilgiler verilmiştir. Araştırmanın sonunda ise Bağdâdî'nin nübüvvet ve âhiret anlayışının İslâm uleması arasındaki yeri tartışılmış ve tarafımızdan konular hakkında genel bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Abdülkâhir el-Bağdâdî, Usûlü'd-Din, el-Fark Beyne'l-Fırak,nübüvvet, âhiret
İslam'da savaş anlayışı: İslamiyet'in doğuşundan Emevilerin sonuna kadar
Bu tezde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)döneminden Emeviler?in Sonuna kadar yaşanan savaşların arka planını ortaya koymak amaçlanmıştır. Hz. Peygamber, peygamberlik duyurusundan sonra içinde yaşadığı toplumun ciddi bir tepkisiyle karşılaşmıştır. Kabile yaşantısına alternatif olarak teşekkül eden yeni toplumsal yapı güçlendikçe, müşrik grupların baskıları artmış ve Risalet dönemi savaşlarının meşruiyet kazanmasına zemin hazırlamıştır. Yurdundan yuvasından olan Müslümanlar kendilerine karşı ilan edilen savaşta artık aktif bir taraf olmayı hicretle birlikte seçmişlerdir. Ahlakilik ilkesinin getirildiği bu savaşlar, oluşum sürecini tamamlama gayreti içinde olan yeni bir yapının kendini koruma ve var etme mücadelesi olarak yorumlanabilir. Dört Halife dönemi ve Emeviler Döneminde meydana gelen savaşlar Hz. Peygamber?in Temelini attığı binanın tamamlanması şeklinde yorumlanabilir. Hz. Osman?ın öldürülmesinden İslam dünyasında her ne kadar üzücü hadiseler ve iç savaşlar meydana gelse de Emeviler Döneminin sonuna kadar bu binanın tamamlanması için gayret gösteren yöneticilerin olduğunu görmekteyiz. Bu tezde söz konusu sürecin ayrıntıları, Savaşlarda ki strateji ve taktikler kapsamında ele alınmıştır.
Leona Caetani'nin İslam Tarihi adlı eserinde: Hz. Muhammed (Risalete kadar)
Avrupa'nın İslam memleketleriyle temasının artması, Müslümanlık ve Peygamberimiz hakkında yazı yazan ve İslami eserlerle uğraşanlarında sayısını çoğaltmıştır. İslam'i ilimlerin tedkikine girişen gayr-ı Müslümler içinde, dini ve siyasi fikirlerinden kısmen veya tamamen uzaklaşanlar bulunduğu gibi, açık delillere rağmen hadiseleri, aslından uzaklaştıran, onları olduklarından başka türlü gösteren ve hakikatları değiştirmekten çekinmeyenler de bulunmaktadır. İşte üzerinde çalıştığımız bu İtalyalı Müsteşrik Leona Caetani bu ikinci grup arasındadır. Bu çalışmamızın bize verdiği kanaatle diyebilirizki: Caetani İslam dinine, İslam Tarihine, Hz. Peygamber ve ashabı için söylediklerinde sınır tanımamıştır. Caetani'nin Hristiyan olduğu bilinir. Caetani ister bir Hristiyan ister bir Avrupalı gayrı Müslüm olarak İslam tarihi ile ilgili eser yazdığında insanları yanıltmaması gerekir. İşte bizde bu tezimizle Caetani'nin Hz. Peygamber ile ilgili neler düşündüğünü, olaya nasıl yaklaştığını ve bu yaklaşımla amacının ne olduğunu, İslam Tarihi kaynakları ile karşılaştırarak değerlendirme yapmaya çalıştık. Anahtar kelimeler: Muhammed, İslam, Rivayet, Caetani, Hadis, Vakıa, Müslüman
Bedâiü's-Sanâi' temelinde İmâm Züfer'in Hanefî mezhebi içerisinde ibâdetlerle ilgili görüşleri
Çalışmamızda Hanefî Mezhebi'nin kurucu İmâmı EbûHanîfe'nin vefatından sonra ders halkasının başına geçip Hanefîlerin ikinci İmâmı olan İmâm Züfer'i tanıtmaya çalıştık ve onun ibadetler alanında Mezhep içerisindeki farklı görüşlerinin tesbit ve tahlili üzerinde durduk. Çalışmamız neticesinde İmâm Züfer'in hem usûlde hem de fürûda kendine özgü görüşleri olan mutlak bir müçtehit olduğu kanaatine vardık. Onun ehl-i hadis olmak yanında Hanefîlerden kıyası en çok kullanan İmâm olduğunu gördük. Bazı kaynaklarda ibadetler alanındaki farklı görüşlerinden sadece bir tanesinin daha önceki dönemlerde mezhepçe kabul gördüğüne şahit olsak da bu hususta her dönem için tam bir sayı vermenin doğru olamayacağını, mesela günümüzde bu sayının yedi olabileceğini tesbit ettik. Anahtar kelimeler: İmâm Züfer, fıkıh, ibadetler, müçtehid, mezhep
Hasan el-Bennâ'nın din ve siyaset anlayışı
Yirminci yüzyılın en büyük ve en etkili Sünni İslami hareketi olarak kabul edilen İhvân-ı Müslimin teşkilatının kurucusu olan Hasan el-Bennâ, İhvân'ın tarih sahnesine çıktığı 1928 yılından beri dünya gündeminde yerini alan liderlerden biri olmuştur. 20 yıl gibi kısa İhvân başkanlığına rağmen İslam âleminin önde gelen şahsiyetlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Kurduğu dinamik, kendini yenileyebilen teşkilatı ile adından söz ettirmiştir.el-Bennâ gerek Mısır'da gerekse ölümünün ardından tüm Müslümanlara fikirleriyle, davasıyla yankı uyandıran bir şahsiyet olmuştur. Kendisi aslında yeni bir görüş veya hareket başlatmamış; selefî görüşleri tekrar eden bir ses olmuştur. Tüm İslam dünyasını kasıp kavuran Batı taklitçiliğine karşı durmuş başta Mısır olmak üzere tüm dünya Müslümanlarını İslam'ın öz kaynaklarına dönmeye davet etmiştir.Anahtar Kelimeler: Hasan el-Bennâ, Selef, İhvân, Mısır.
Harputlu Yusuf Şükrü Efendi'nin hayatı, eserleri ve felsefi görüşleri
Harputlu Yusuf Şükrü Efendi, Anadolu'nun önemli ilim ve kültür merkezlerinden biri olan Harput'ta öğreniminin bir kısmını tamamladıktan sonra İstanbul'a giderek geriye kalan eğitimini burada başarıyla tamamlamıştır. Yüksek başarı ve gayretlerinden dolayı takdir toplayan Harputlu Yusuf Şükrü Efendi, dönemin en önemli ilim merkezlerinden biri olan İstanbul Vefa Medresesi müderrisliğine atanmıştır. Harputlu Yusuf Şükrü Efendi, buradaki görev süreci içersinde yapmış olduğu ilmi çalışmalardan dolayı kısa zamanda şöhret bularak Medine'deki Mahmudiye Medresesine müderris olarak tayin edilmiştir.Harputlu Yusuf Şükrü Efendi, burada gerek ilmi kimliğiyle gerekse tasavvufi kimliğiyle döneminin siyasi ve ilmi problemlerine duyarsız kalmamış, çözüm üretme noktasında çaba harcayarak Arapça ve Osmanlıca olmak üzere çeşitli eserler kaleme almıştır. Toplumu birbirine bağlayan ve onu ayakta tutan birlik ve beraberlik gibi dinamiklerin anlamını yitirmesinin bir iman problemi olduğunu ileri süren Harputlu Yusuf Şükrü Efendi, felsefenin tartıştığı Varlık, Tanrı, Ruh, Bilgi ve Ahlak gibi problemleri Vahdet-i Vucut nazariyesi perspektifinden bakarak değerlendirir.Anahtar Kelimeler: Harputlu Yusuf Şükrü, Osmanlı Düşünürü, Osmanlı Düşüncesi, Rumûzü't- Tevhid, Nasihatname, Namûsü'l- İkân.
İslam Hukuku istinbat metodolojisinde lâfızlardaki kapalılığın kaynakları ve telâfi yolları
İslam hukukunda ana hüküm kaynakları Kur?ân-ı Kerim ve Hz. Peygamber (S.A.S.)?in söz ve davranışlarıdır. Müslümanlar Hz. Peygamber (S.A.S.) zamanından itibâren bu iki kaynağı doğru bir şekilde anlayıp yorumlayabilmek için farklı yöntemler kullanmışlardır. Bu yöntemlerden birisi de lâfızlardaki kapalılığın (hafa) giderilmesidir. Bu çalışma lâfızlardaki kapalılığın giderilme yöntemlerini ele almaktadır. Tez; Giriş, üç ana bölüm, Sonuç ve Bibliyografya?dan oluşmaktadır. Birinci bölüm başlığına ?Genel Olarak Delâlet Şekilleri? adı verilmiş ve fıkıh usulünün delâlet şekilleri özetlenmiştir. İkinci bölüm?de ?Lâfızlardaki Kapalılığın Kaynakları? incelenmiş ve lâfızların delâletlerindeki kapalılık esas alınarak yapılan, hafî, müşkil, mücmel ve müteşâbih kavramları izah edilmiştir. Üçüncü bölüme ise ?Lâfızlardaki Kapalılığın Telâfi Yolları? ana başlığı konulmuş ve klasik usul-i fıkıhtaki beyân kavramı temelinde, kapalılığın telâfisi için takip edilecek metot üzerinde durulmuştur. Tezde klasik kaynaklar esas alınmış ve mevzu hakkında sentez yapılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Fıkıh, Fıkıh Usulü, Hafa, Hafî, Müşkil, Mücmel, Müteşâbih, Zâhir, Nass, Müfesser, Muhkem, Beyân, Tercih.
Hadislerde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesindeki inanç hürriyetinin mukayesesi
Bu çalışma, hadislerdeki inanç hürriyetini Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin ilgili maddesiyle mukayese etmek amacıyla hazırlanmıştır. Bu çerçevede insan hakları kavramının tarihi sürecinden bahsederek konuyla alâkalı kavramları inceleyerek, hak kavramının İslâm dinindeki yeri ve önemini vurgulanacaktır. Yine İslâm literatüründeki maddî ve manevî hürriyetlerin sıralanmasıyla devam eden gelişme bölümünü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin inanç hürriyeti ile ilgili maddelerinin tespiti takip edecektir. İnanç hürriyetinin Kur'an'da ifade bulduğu âyetlerin sıralanması, hadislerde ve Hz. Peygamber'in uygulamalarındaki inanç hürriyetinin anlatılması, gerekli mukayesenin yapılmasıyla çalışma son bulacaktır.
İslam fıkhına göre moda
Moda, ev dekorasyonundan mobilyaya, mutfak kültüründen giyim kuşama, kısaca iğneden ipliğe kadar birçok şeyde ortaya çıkan geçici değişiklikler, yenilikler olarak ifade edilir.Modanın, Fransız İhtilali'nin ortaya çıkardığı eşitlik ve hürriyet akımlarının bir sonucu olarak ve Sanayi İnkilabı'nın beraberinde getirdiği seri üretime geçen kumaş fabrikaları sayesinde saray çevresinden halka doğru geniş bir alana yayıldığını görüyoruz.Modayı meydana getiren sebepler zincirine baktığımızda insanın fıtratında olan süslenme ve değişiklik ihtiyacı, yenilik arayışı, beğenilme duygusu v.b. güdüler etkili olabildiği gibi, anlık ve tesadüfi unsurların da etkili olduğuna şahit oluyoruz.Modanın en önemli özelliği değişimdir. Zira moda bu sayede üretim üstüne üretim yapmakta, gücüne güç katıp ayakta kalmakta, pek çok insanı ve özellikle de kadınları israf kültürüne alıştırmaktadır.Modanın önemi belki de insanda var olan yenilik arayışından kaynaklanmaktadır. Bu noktada moda insanın ihtiyaç duyabileceği, araba, kozmetik sanayi, mobilya, kılık kıyafet, v.s. tüm sahada geçici yenilikler manzumesidir. Moda ekonomik yönden çok büyük bir güç ve aynı zamanda çok büyük bir ticari sektördür.Bugün moda denilince insanın ister istemez aklına giyim kuşamdaki geçici değişiklikler manzumesi gelmektedir. Zira moda en çok bu sahada söz sahibidir.Canlılar içinde giyinme ihtiyacı duyan tek canlı insandır. Tarihin her döneminde insanlar iklimsel, utanma duygusu, süslenme ve değişiklik ihtiyacı gibi dini ve örfi yanı bulunan gerekçelerle örtünmüşlerdir.Giyim birçok disiplinle de ilişki içinde olup her bir disiplin kendi ilmi penceresinden meseleye bakmaktadır.Giysi kimlik, kültür, taklit ve sosyal statü gibi sahalarla işbirliği içindedir. Bizce bunlardan en önemlisi ve tehlikelisi, taklitle olan ilişkisidir. Zira taklit kişiyi bir başkasının medeniyetini, inancını benimseme ve kendi inancını test etme noktasına kadar götürmektedir.İslam fıkhı, her şeyden önce iyi ve kötünün sınıflandırılmasında bir değer hükmüne sahiptir. Dolayısıyla İslam, bir yeniliği, kendi kaynaklarına aykırı olmadığı sürece kabul eder. Detaylar hususunda da mahalli örf ve adetleri her zaman göz önünde bulundurmuştur. Bu açıdan bakıldığında tez konumuz, özellikle kadının giyim kuşamı hususunda da bir takım kriterleri tesbit etmiştir:El ve yüzün dışında vücudun tamamının kapanması, süsün çevreye aksetmemesi, elbisenin dar ve tene yapışık olmaması, elbisenin erkek elbisesine benzememesi, elbisede başka medeniyetlerin taklid edilmemesi, şöhret ve kibir elbisesi olmaması, elbisenin temiz ve sade olması, elbisede israfa gidilmemesi?Medeniyetleri, inançları birbirinden ayıran kırmızı çizgiler vardır. Din, dil, tarih, coğrafya, örf, gelenek, görenek v.s. bunlardandır. Giyim kuşamı da bu sınıflandırmanın içine sokabiliriz. Çünkü giyim medeniyetten ve inançtan izler taşır.İslam fıkhı, Kur'an, Sünnet ve ondört asırlık zengin kültürü ve birikimiyle insanın her türlü ihtiyacına cevap verecek ve üretebilecek bir potansiyele sahiptir. Bu açıdan bakıldığında kendi tarihi, dini, örfi köklerine uygun bir giyim kuşam modasını yine kendi içinde neşvünema bulan modalist ve stilistlerle pekala ortaya koyabilir.Anahtar Kelimeler: Din, insan, moda, giyim, kültür, gelenek.
Osmalıdan Cumhuriyete geçişte siyasal islam
İslam, toplum ilişkilerini ilâhi bir mesajın ışığında değerlendiren ve toplumu yüce değerlerle ilahi ideale yaklaştırmaya çalışan bir dindir. Bu yüzden İslamcılığı bir üst yapı kurumu olarak değil, temel şekillendirici olarak ele alıp incelemek gerekir.Tezimizin ?İslam ve Siyaset? başlıklı birinci bölümünde genel olarak din, dinin siyaset ve ideoloji bağlamında ele alınması ve diğer koşullarla birleşerek insanlar üzerindeki etkisi üzerine genel değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bununla birlikte yapılan tespitler ışığında siyasal İslam'ın bir ideoloji olarak ortaya çıkışı ele alınmıştır.İkinci bölümde, Osmanlı İmparatorluğunun en zor ve meşakkatli dönemi olan son yüzyılı İslam ve siyaset çizgisinde incelmiştir. Siyasal İslam Osmanlının son yüz yılında etkili olmaya başlayan ve günümüze kadar süregelen bir akımdır. Osmanlı siyasi hayatında `İslamcılık' ise Sultan Abdülaziz'in son zamanlarında kullanılmaya başlandı. Sultan Abdülaziz'in İslamcılık siyaseti, 1860'lardan itibaren, İmparatorluğun merkezindeki ulema sınıfınca da benimsenmiştir. Bu tarihten sonra ise Tanzimatçıların batıyı ve batı düşüncesini öne çıkaran tutumları, birtakım Osmanlı aydınlarınca eleştirilmeye başlanmıştır. 1870'lerden sonra II. Abdülhamit zamanında `Batıcılık' yerine `İslamcılık', yeni bir model olarak ortaya çıkmıştır. İslamcılığın başlı başına bir politika olarak II. Abdülhamit zamanında benimsendiği ve savunulmaya başlandığı görülür. Bu dönemde İslamcılığın bir devlet politikası haline getirildiğine dair şüphe yoktur. 1908 yılına kadar bu fikirlere basında ancak satır aralarında rastlıyoruz. 1908 sonrasında Sırat-ı Müstakim, Sebilürreşad, Beyan-ül hak, Volkan gibi dergilerde kümelenen kişilerin önderliğinde İslamcılık çerçevesinde yayınlar yapılmaya başlanmıştır. Bu dönemde İttihad-ı Muhammedi fırkasını kuran ve Volkan dergisinde yayınlar yapan muhafazakar İslamcı grup, 31 Mart vakasına kadar etkili olmuştur.Osmanlı Devleti'ndeki İslamcılık hareketini bir kalkınma ve kurtuluş ideolojisi olarak Osmanlıcılık hareketinin devamı, Milliyetçilik ve Türkçülük cereyanının öncesi şeklinde ele almak gerekir. Bu düşünce akımına göre; İmparatorluğun parçalanmasını önlemek ve eski güçlü dönemlere dönmek için yapılması gereken tek şey bir an önce terk edilen İslam'a geri dönüşün sağlanmasıydı.Cumhuriyetin kuruluşunun ilk bir kaç yılında etkili olan İslamcılar, yeni kurulan siyasi rejimde, artık yavaş yavaş geri plana itilmeye başlanmış ve şeriat olgusu resmi ideolojinin uzaklaşması gereken önemli bir problem olarak algılanmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından 1945'e kadar olan bu dönem İslami hareketin durağan dönemi başlığıyla üçüncü bölümün başlarında incelenmiştir.Yine üçüncü bölümde İslami hareketin durağan dönemi, çok partili hayata geçişin siyasal İslam'a etkisi ve Türkiye'de Siyasal İslam'ın gelişmesinin sebepleri anlatılmaya çalışılmıştır.
Roger Garaudy'nin din ve felsefe anlayışı
ÖZET Yüksek Lisans Tezi ROGER GARAUDY'NİN DİN VE FELSEFE ANLAYIŞI Erkan GÖRGÖZ Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Din ve Felsefe Bilimleri Anabilim Dalı İslam Felsefesi Bilim Dalı 2004, Sayfa; 67 Garaudy'in Felsefe ve Din anlayışı adı altında gerçekleştirilen bu çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Garaudy'nin hayalı ve şahsiyeti kısa bir şekilde ele alınmıştır. Tezin birinci bölümünde XX. yüzyılda Batı ve İslam dünyasındaki fikri akımlar kısaca ele alınmıştır. İkinci bölümde Garaudy'in İslam kurumları ve İslam dini ile ilgili düşünceleri ele alınmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise Garaudy'in sosyal hayat ile ilgili fikirleri ele alınmıştır. Araştırmamızın sonucunda Garaudy'nin İslam düşüncesine birçok yenilikler getirdiğini gördük. Anahtar Kelimeler: İslam Felsefesi, Garaudy fikri akımlar, dini akımlar. Ill
İbadi mezhebinin Usul-ü fıkıh kaynakları
İslam'da ortaya çıkan ilk mezhep olan Hâricûler ve onlardan ayrılan İbâdiye, İslammezhepleri tarihinde ele alınan bir çok görüşün ilk temsilcileri olmuşlardır. İbâdiyekelâmû görüşlerde bazı noktalarda Mutezileye benzerken, bazı noktalarda Sünnûlerebenzer. İbâdiye Kur'ân, sünnet, icmâ ve kıyası İslam hukukunun bir kaynağı olarakkabul ederler. Bu dört ana delile ek olarak cumhurun delil olarak kullandığı şeyleri dekullanmışlardır. Mezhebin ilk imamı olan Câbir b. Zeyd rey'e önem vermiştir. İçtihadmetodunu kullanarak mezheplerini geliştirmişlerdir. Fıkıh açısından cumhurdan ayrıbazı görüşleri olduğunu görüyoruz.Anahtar Kelimeler: İbâdiye, İslam Hukuku, İslam Hukukunun Kaynakları,İçtihad, Fıkıh.
Hadisleri bakımından fütüvvetnameler ve Muhammed b. Hüseyin er-Redavi`nin Fütüvvetname-i Kebir adlı eserindeki hadislerin tahrici ve tahlili
Hadisleri Bakımından Fütüvvetnâmeler ve Muhammed b. Hüseyin er-Radavî'nin Fütüwetnâme-i Kebir Adlı Eserindeki Hadislerin Tahrici Ve Tahlili Resul ÇEBI Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı 2002; Sayfa: V+ 66 Fütüvvetnâme, fütüvvetten söz eden eser demektir. İlk fütüvvetnâmenin, Sülemî tarafından yazıldığı kabul edilmektedir. Biz bu çalışmamızda Radavî'nin Fütüvvetnâme-i Kebîr adlı eserindeki hadisleri incelemeye, kaynaklarını tespit etmeye çalışacağız. Sonuçta tespit ettiğimiz hadisler hakkında sıhhat ve mahiyet itibariyle değerlendirmeler yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Fütüvvet, Fütüvvetnâme, Radavî, Ahi
İslam toplumunda emek ve sermaye
İslam, bilindiği üzere bin dört yüz yıldan fazla bir zamandır dünyanın farklı farklı birçok coğrafyasında kendisine tabi milyarlarca insanın benimsemiş olduğu semavi bir dindir. Sistem olarak ibadetleri, yasakları, meşru şeyleri, mübadeleyi, insan ilişkilerini, devletler hukukunu vb. birçok alanı düzenleyen bir takım prensiplere sahiptir. Dolayısıyla ekonomik hayatı kapsayan yaptırımlarıyla bu denli geniş bir insan kitlesini, yaklaşık bin beş yüz yıl gibi büyük bir zaman zarfında etkileyen bir dinin, paradigmik yapısını anlamak; tarihsel, sosyolojik ve iktisadi açıdan önem arzetmektedir. İşte bu çalışmada mezkur arzu ve ihtiyaçtan kaynaklı olarak İslam?ın ekonomiyle ilgili hükümlerinin, yine ekonomik hayatın iki önemli yapı taşı olan emek ve sermaye olgularıyla ilişkisi incelenmiştir. Emek ve sermaye konuları incelenmeye başlanmadan önce İslam?ın ekonomik hayatla ilgili bir takım prensipleri açıklanmış, konuyla ilgili çalışmalardan örnekler verilmiş ve diğer ekonomik sistemlerle arasındaki farklar kritiğe tabi tutulmuştur. Daha sonra ise İslam?ın emek ve sermayeyle ilişkili önemli hükümleri hakkında bilgi verilmeye çalışılmış, modern zamanda bu pratiklerin uygulanış şekillerinden örnekler sunulmuştur. Bu çalışmada konu ile ilgili genel olarak kabul görmüş İslami prensipler ve uygulamalar, Kur?an ve Hadis gibi ana kaynaklardaki varlıklarıyla sadece nakledilmeye çalışılmış; ayıca bunlar hakkında mutlak olarak ispat etme ve delil gösterme yoluna gidilmemiştir. Anahtar Kelimeler:İslam Ekonomisi, İslam ve İktisat, İslam?da Emek, İslam?da Sermaye.
Türkiye'de siyasal islamın partileşme faaliyetleri: Milli Görüş Partileri örneği
Din ve siyaset ilişkisi, insanlığın gelişme süreciyle birlikte ortaya çıkmış ve ortaya çıktığı tarihten itibaren, insanlığı bireysel, sınıfsal ve toplumsal olarak çok yakından ilgilendirmiş ve derinden etkilemiştir. Siyasal İslam ise İslam'ın derin tarihsel birikiminin oluşturduğu temelde dönemin siyasal ve sosyal gelişmeleri çerçevesinde şekillenmiştir. Siyasal İslam, 19. Yüzyılda İslam toplumlarının Batı toplumlarıyla ilişkilerinin artması ve Batı toplumları karşısında alınan savaş yenilgilerinin sonucuna dayalı olan "Devleti kurtarma" fikri temelinde şekillenmiş, toplumsal ve düşünsel değişimin bir ürünü olarak kendini göstermiştir. Siyasal İslam, toplumun tabanından devletin en üstüne ve devletin tek tipleştirmesine karşı bir hareket olarak görülmektedir. Siyasal İslam kavramı; siyasal olanı, bağımsızlığı, devlet düzenini, kalkınma, büyüme ve sanayileşme gibi kavramları da içinde barındırmaktadır. Siyasal İslam, siyasal olarak ele alındığında, gerek siyasal sistem içerisindeki yeri, gerekse Türkiye'nin siyasal yaşamındaki etkileri konusunda büyük bir yer ve önem arz etmektedir. Siyasal İslam'ı, din ve devlet ilişkisiyle temellendirerek başlayan bu çalışma, Siyasal İslam'ın Türkiye'deki gelişim ve dönüşüm evrelerini dönemlere bölmüş, partileşme süreçlerini, kendi dönemselliği içinde mevcut şartların etkisinde inceleyerek, Türkiye'deki bu akımın en önemli dinamiği olan Milli Görüş partileri üzerinden örneklendirmeye çalışmıştır.
Er-Risâle ve er-Risâle'de geçen hadis ıstılahları
Bu çalışmada İmam Şafii'nin er-Risale adlı eseri ve bu eserde kullandığı hadis kavramları ele alındı. Bu çalışma üç bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, sınırları, amaç ve metotları ile ilgili genel bir bilgi verilmiştir. Birinci bölümde İmam Şafii'nin hayatı, yaşadığı dönemin genel özellikleri ve er-Risale'nin şekil ve muhteva yönünden tanıtımı yapılmıştır. ikinci ve üçüncü bölümde ise İmam Şafii'nin er-Risale'de kullandığı hadis ıstılahları ele alındı. İmam Şafii'nin er-Risale'de kullandığı hadis ıstılahları, kedisinden sonra gelen hadis alimlerinin kulllandığı ıstılahlarla mukayesesi yapılarak incelendi. Özellikle İmam Şafii'nin bu ıstılahları nasıl kullandığını, kendisinden sonraki alimlerin kullandığı ıstılahlarla hangi yönlerden farklı olduğunu tespit etmeye çalıştık.
İslam Hukukunda mizah
Duygularıyla var olan insan, davranışlarını da çoğu zaman duygularına göre tayin eder. Duygular kendi içinde olumlu veya olumsuz şeklinde tasnif edilebildikleri gibi, bu duyguların birer sonucu olan söz ve davranışlar da olumlu veya olumsuz olarak nitelendirilmektedirler. İslam dini, duygularla yaratılmış olan insanın bu duygularını görmezden gelmemiştir. Bu duyguları ihmal etmediği gibi, başıboş da bırakmamış; hangi duyguların kime karşı ve hangi şartlarda kullanılabileceğini zapt-u rapt altına almıştır. Her duyguyu Allah'ın hoşnutluğuna ya da hoşnutsuzluğuna bina etmiştir. Duygular arasında en çok arzulanan mutlu olma ve mutlu etme duygusudur. Gerek mutlu olma ve gerekse mutlu etmenin de Allah'ın hoşnut olduğu ve hoşnut olmadığı halleri vardır. Bir fakire yardım etmek, birisine müjdeli bir haber vermek, yalan ve tahkirden uzak bir espriyle çevresindekileri güldürmek Allah'ın hoşnut olduğu haller iken, birileriyle alay ederek eğlenmek, yalan söyleyerek muhataplarını güldürmek, başkalarına zulmederek mutlu olmak ise Allah'ın hoşnut olmadığı durumlardandır. Mizah, insanlar arası mutluluğun en önemli iletişim kanallarındandır. Sevinmenin ve sevdirmenin en önemli araçlarından biri olan mizahın da haddizatında meşru olanı ve meşru olmayanı olduğu gibi, ister meşru olanıyla, ister de meşru olmayanıyla yapılan bir davranış veya söylenen bir sözün sahibine yüklediği bazı sorumluluklar veya müeyyideler olmaktadır. Hayatın pek çok alanında son derece rahat ve yaygın bir şekilde kullanılan mizahla ilgili olarak, Müslüman birey ve toplumun nelere dikkat etmesi gerektiğini bilmeleri dini bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun idraki oranında meşru mizahın icra edilmesi mümkün olabileceği gibi, mizahın meşru yer ve şekillerde kullanımı da imkân dâhilinde olacaktır. İbadetlerden aile hukukuna kadar fıkhın pek çok konusunda mizahla ilintili başlıklar vardır. Bu başlıklardan günlük hayatta en çok karşılaşılan bazı konulara ışık tutmakla, mizahla ilgili sağlıklı ve dengeli bir duruşun sergilenmesi büyük oranda mümkün olabilecektir. Anahtar Kelimeler: Mizah, İslamî Mizah, İslam Hukukunda Mizah, Şaka, Latife, Hiciv, Hezel.
Toplumcu anarşizm ve dini öğretiler: Karşılaştırmalı bir inceleme
Siyasal olarak her türlü iktidarın, doğal ve rasyonel olmayan otoritenin, devletin reddi anlamına gelen anarşizm, genel olarak toplumcu ve bireyci anarşizm olarak ayrılır. Bireyci anarşizm, daha çok bireyin bireysel çıkar ve özgürlüklerini her şeyin önünde görürken toplumcu anarşizm ise, birey ile toplumun karşılıklı olarak birbirini var ettiğini, bundan dolayı birini diğerini üstün ve öncelikli görmenin doğru olmadığını düşünür. Toplumcu anarşizm toplumsal hayatta genel olarak, eşitlik, adalet ve özgürlük istenci, hiyerarşi ve devlet organizasyonu karşıtlığı noktasında aynı fikirlere sahip olmakla birlikte, iktisadi, siyasal ve sosyal organizasyonun tarz ve işleyişi hakkında kendi aralarında karşılıkçılar, kolektivistler, komünistler ve sendikalistler olarak ayrılır. Genel olarak, bireyci anarşistleri bencil ve burjuvatik olarak gören toplumcu anarşistlerin içinde ateist düşünürler olduğu gibi, dindar anarşistler de vardır. Ateist anarşistlerin çoğu daha çok kurumsallaşmış dine karşı olduklarını belirtirken, dinsel anarşistler ve ateist anarşistler için iktidarın/devletin yanında yer almayan kurumsallaşmamış din ile anarşizm arasında bir uyuşmazlık ve çatışma da yoktur. Bu bağlamda dinler ile anarşizm düşüncesi arasındaki ilişkiyi Taoizm, Budizm, Hıristiyanlık ve İslamiyet dinlerinin pek çok görüş, yaşantı ve tarihsel örnekleri destekler. Taoizm'in özellikle doğa, evren, insan doğası hakkındaki fikirleri paralelinde yorumlanan kurum ve iktidar karşıtlığına yönelik çıkarımlar, anarşizm ile Taoizm arasındaki ilişkiyi gösterirken; Budizm'in aydınlanma, özdenetim ve özyönetim tavsiye ve ilkeleri, mülkiyet ve iktidar hırsından uzak bir yaşam, kast sınıfı karşıtlığı, bireysel bağımsızlık ve özgürlük istenci gibi halleri Anarşizmin doğal amaçlarıdır. Öte yandan Hiristiyanlığın, dünyevi iktidarların meşruiyetini ve idealliğini geçersizleştiren Tanrı Krallığı (Egemenliği) inancı, Sevgi öğretisinin doğal bir sonucu olarak doğan evrensel barış, uyum, anti-militarist düşünceler paralelinde gelişen, eşitlik, adalet ve özgürlük ideali ile anarşizmin idealleri uyuşmaktadır. Diğer yandan, karşılıklı yardım, dayanışma, paylaşım, birliktelik, sosyal adalet ve eşitlik ile ilgili ilkesel ve temel düşünce ve teşvikleri ile tevhid inancının getirdiği ve geliştirdiği ?anti-otoriter?lik niteliğe sahip olan, her türlü sömürü ve ırkçılığa kesin olarak karşı duran İslam ve somut olarak bu gibi durumları yaşantılarıyla tarihsel olarak örneklendiren Müslüman birey, cemaat, mezhep, fırka, grupların oluşturduğu örnekler anarşizm ve İslami dini öğretiler ve fikirler arasındaki ilişkiyi ve yakınlığı görmek bakımından önemlidir.