Osteotomy

68 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Septorinoplasti operasyonlarında mınıvac kullanımının ödem ve ekimozaetkisi

Septorinoplasti sonrası en sık görülen morbiditelerden periorbital ödem ve ekimoz, iyileşmeyi geciktirip hasta memnuniyetini azaltabilir. Bu çalışmanın amacı, lateral osteotomi hattına yerleştirilen negatif basınçlı minivac drenin bu morbiditeler üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Retrospektif, öz-kontrollü tasarımda 44 hasta incelendi. Tüm olgularda açık teknikle septorinoplasti yapıldı ve bilateral konvansiyonel internal lateral osteotomi lateral testere ve osteotom yardımıyla gerçekleştirildi. Sağ lateral osteotomi hattına subperiostal planda minivac dren yerleştirilip 24 saat tutuldu; sol taraf kontrol kabul edildi. Değerlendirmeler ameliyat sonrası 1., 2., 7. ve 10. günlerde fotoğraflar üzerinden yapıldı. Ödem ve ekimoz 0–4 ölçeğinde skorlandı, üst ve alt göz kapaklarındaki ekimoz alanı milimetrekare (mm²) cinsinden ölçüldü. Ortalama 14 ± 8 mL (0–35 mL) drenaj elde edildi. Dren uygulanan tarafta ödem, erken dönemde (1.–2. gün) anlamlı olarak daha düşüktü (p<0,05) bu üstünlük üst göz kapağında izlem boyunca sürdü, alt göz kapağında ise 10. günde istatistiksel fark kalmadı (p>0,05). Ekimoz skorları üst göz kapağında 1. ve 2. günlerde daha düşüktü (p<0,05); alt göz kapağında tutarlı üstünlük izlenmedi (p>0,05). Alan-temelli ölçümlerde, üst göz kapağında tüm günlerde dren lehine daha küçük ekimoz alanları saptandı (1., 2., 7. ve 10. günlerin tümünde p≤0,001). Alt göz kapağında ise 1., 2. ve 10. günlerde dren lehine anlamlı fark vardı (p<0,05), 7. günde anlamlı fark izlenmedi (p>0,05). Spearman korelasyon analizlerinde drenaj hacmi ile ödem/ekimoz şiddeti arasında genel olarak anlamlı ilişki bulunmadı (p>0,05). Çalışmamızın bulguları, minivac drenin septorinoplasti sonrası erken dönemde periorbital ödem ve ekimozu azaltmada etkili olduğunu göstermektedir.

DrenajEkimozOsteotomi+2
Yelda Ceren Orhan
Trakya University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ortognatik cerrahi sonrası maksiller hareketlerin nazolabial yumuşak doku değişikliklerine etkisinin üç boyutlu analizi

Bu çalışmanın amacı, Le Fort I maksiller osteotomisi ile birlikte çift çene cerrahisi geçiren hastalarda nazolabial bölgedeki lineer ve açısal antropometrik değişiklikleri üç boyutlu analiz etmek, bu değişiklikleri en sık kullanılan üç farklı maksiller cerrahi hareketle ilişkilendirmek ve literatürdeki anlaşmazlıkları gidermektir. Çalışmaya dahil edilen hastalar, 19'u kadın (%48.7), 20'si erkek (%51.3) olmak üzere toplamda 39 kişiden oluşmaktadır. Bu hastalardan elde edilen tomografiler DICOM formatında olup, DICOM formatı ile üç boyutlu sert ve yumuşak doku analizine imkan sağlayan bir yazılım olan MIMICS version 20.0 software (Materialize Europe, Belgium) programı kullanılmıştır. Sert doku ölçümleri kullanılarak maksillanın operasyon sonucunda üç boyutlu hareket miktarı ve yönü belirlenmiş ve hastalar bu hareketlere göre her grupta 13 hasta olacak şekilde üç gruba ayrılmıştır. 1. grubu maksillanın öne alındığı hastalar, 2. grubu maksillanın hem öne alındığı hem de impaksiyon yapılan hastalar, 3. grubu ise maksillanın hem öne alındığı hem de sarkıtma yapılan hastalar oluşturmuştur. Çalışmamızda, yumuşak doku anatomik noktaları üzerinden 11 lineer ve 3 açısal ölçüm yapılmış ve bu ölçümlerin hem ameliyat öncesi (T0) ve sonrası (T1) değişimleri hem de 3 ayrı grupta meydana gelen değişiklikler incelenmiştir. Tüm gruplarda maksilla hareketlerinden bağımsız olarak ameliyat sonrası alar genişlik, alar taban genişliği, ağız genişliği, sağ ve sol nostril genişliği ve alar taban açısı artarken, sağ ve sol nostril uzunluğu ve üst dudak açısı azalmıştr. İnterkantal mesafe, nazal uzunluk ve nazal tip protrüzyonu ölçümlerinde anlamlı bir farklılık olmamıştır. Maksillanın ilerletme ve ilerletme-sarkıtma hareketlerinde üst dudak uzarken, ilerletme- impaksiyon hareketinde ise üst dudak kısalmaktadır. Maksillanın ilerletme ve ilerletme-impaksiyon hareketlerinde nazolabial açı azalırken, ilerletme-sarkıtma hareketinde nazolabial açı artmaktadır. Ortognatik cerrahide Le Fort I osteotomisi özellikle üst dudak ve burnun alt 1/3'ünde önemli değişikliklere neden olmaktadır.

Cerrahi-diş hekimliğiMaksillaOrtognatik cerrahi+3
Turhan Bıçkı
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kısaltmalı kalça artroplastisi yapılan gelişimsel kalça displazili hastaların uzun dönem sonuçlarının değerlendirilmesi

Gelişimsel kalça displazisi (GKD), çocukluk döneminde uygun tedavi edilmez ise erişkinlerde kalça ağrısına ve sekonder osteoartrite neden olan önemli bir hastalıktır. Özellikle yüksek kalça dislokasyonu olan hastaların tedavisi erişkin yaşta zorluklar içermektedir. Bu çalışmada Crowe 4 yüksek kalça dislokasyonu tanısıyla, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda subtrokanterik femur kısaltma osteotomisi (SFKO) ile birlikte total kalça artroplastisi (TKA) uygulanmış hastaların operasyon öncesi ile sonrası klinik ve radyolojik sonuçlarının karşılaştırılması, klinik sonuçları etkileyebilecek değişkenlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza 1995-2018 yılları arasında GKD sekeli tanısıyla SFKO ile TKA yapılan 62 hastanın 77 kalçası dahil edildi. Hastaların demografik ve klinik bulguları, cerrahi komplikasyonları, Harris kalça skoru (HKS) ve unutulmuş eklem skorları (UES) hastane kayıt sisteminden retrospektif olarak değerlendirildi. Radyolojik olarak, hastaların pre-operatif ve post-operatif dönemde bakılan pelvis, kalça ve ekstremite uzunluk grafileri incelendi. Bu grafiler değerlendirilerek hastaların evrelemesi, rotasyon merkezi değişimi ve ekstremite boy farkı hesaplandı. Takip sürecindeki komplikasyonlar not edildi. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi IBM® SPSS versiyon 25 yazılımı kullanılarak yapıldı. Ameliyat yaşı ortalaması 45.39±9.96, ortanca takip süresi 190.6 ay (60.2-297.5 ay) olarak hesaplandı. Hastaların preoperatif HKS 32.55 (25.3-73.8)'ten son kontrolde 94 (70.55-99.85)'e yükselmesi ile cerrahi öncesi ve sonrası aksama düzeyi arasındaki fark anlamlı olarak tespit edildi. (p<0.001) Son kontrolde UES'nun ortanca değeri 91.66 (58.3-100) bulundu. UES ve son kontrol HKS arasında güçlü pozitif korelasyon olduğu görüldü. (r=0.632, p<0.001) Takip süresi boyunca sağkalım %86.4 (%95 CI: 69.4-103.4) olarak tespit edildi.Çalışmamız sonucunda proksimal 1/3 hidroksiapatit kaplı stemler ve plak fiksasyonu kullanılarak oblik subtrokanterik femur kısaltma osteotomisi yapılan total kalça artroplastisinin hastaların klinik ve fonksiyonel skorlarını önemli ölçüde arttıran başarılı ve sağ kalımı yüksek olan bir cerrahi teknik olduğu değerlendirildi. Anahtar Kelimeler: Gelişimsel kalça displazisi, subtrokanterik osteotomi, kalça artroplastisi

ArtroplastiKalçaKalça eklemi+4
Ozan Tuncay
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Doğumsal brakiyal pleksus yaralanması olan çocuklarda önkol pronasyon osteotomisi ameliyatlarının uzun dönem sonuçlarının incelenmesi

Doğumsal brakiyal pleksus yaralanmasına bağlı gelişebilen sekonder problemler günlük yaşam aktivitelerinde yetersizliklere neden olmaktadır. Total pleksus hasarı olan çocuklardaki flask paralizi beraberinde pronator ve supinator kas grupları arasındaki güç dengesizliği sonucunda oluşan supinasyon kontraktürleri günlük yaşamda hastaların el kullanımlarındaki kısıtlılıkların önemli nedenlerindendir. Doğum sonrasındaki süreçte interosseos membranda retraksiyon, distal radyoulnar eklemin subluksasyonu ve radius başı dislokasyonu gibi sorunlar gözlenebilmektedir. Pronasyon yetersizliğine yönelik; biseps yeniden yönlendirme, interosseoz membran gevşetme veya derotasyon osteotomi cerrahileri yapılmaktadır. Bu cerrahilerin temel hedefi etkilenen ele, yardımcı el fonksiyonu kazandırmaktır. Çalışmamızın ilk amacı; pronasyon kazanımı için yapılan osteotomi cerrahisi ve sonrasında yapılandırılmış hedefe yönelik fizyoterapi programının hem vücut yapı ve fonksiyon alanındaki aktif/pasif eklem hareket açıklıkları, istirahatte önkol rotasyon postürü, Aktif Hareket Skalası(AMS) skorları, Modifiye Mallet Skalası istirahatteki önkol pozisyonu, Raimondi El Skalası sonuçları hem de aktivite alanını değerlendiren Brakiyal Pleksus Sonuç Ölçümü(BPOM) puanlarındaki değişimlerin araştırılmasıdır. Çalışmamızın ikinci amacı ise, önkol derotasyon osteotomilerinde sadece radius ve kombine(radius ve ulna) derotasyon cerrahi grupları tüm parametrelerle karşılaştırmaktır. Bu çalışma, 2018-2023 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda, doğumsal brakiyal pleksus yaralanması tanısı ile takipli, total pleksus hasarına sahip 5-18 yaş aralığındaki 37 çocukta önkol supinasyon kontraktürüne yönelik önkol derotasyon osteotomisi sonuçlarının retrospektif olarak incelenmesidir. Hastalar osteotomi tekniklere göre; sadece radius derotasyon(24 hasta) ve kombine derotasyon(13 hasta) olarak ikiye ayrılmıştır. Çalışmadaki veriler; hem tüm hastalarda hem de 2 cerrahi grubunda ayrı ayrı analiz edilerek toplanmıştır. Eklem hareketleri incelendiğinde; pasif pronasyonda 45º[(40º)-(47,5º)]'lik artış, pasif supinasyonda 20º[(15º)-(25º)]'lik azalma, aktif pronasyonda 10º[(5º)-(15º)]'lik artış, aktif supinasyonda 10º[(5º)-(15º)]'lik azalma gözlenmiştir(p<0,001). İstirahatte önkol rotasyon postüründe 45º[35º-60º]'lik pronasyon yönüne değişim olmuştur(p<0,001). AMS'ye göre pronasyon skoru cerrahi öncesi 1,0[(0,0)-(2,0)] iken sonrasında 2,0[(1,0)-(3,0)]'ye yükselmiştir(p<0,001). Raimondi El Skalasına göre skorlar cerrahi öncesi 2,0[(1,5)-(3,0)] iken sonrasında 3,0[(2,0)-(4,0)]'ye yükselmiştir(p<0,001). Modifiye Mallet Skalasına göre hastaların %48,6'sının pronasyon yönüne çevirilebildiği ve aktivite alanında ise BPOM skorlarında artış olduğu saptanmıştır(p<0,001). Yapılan tüm değerlendirmeler cerrahi gruplar açısından da karşılaştırıldı. Kombine derotasyon grubunda; pasif el bilek ekstansiyonu, aktif dirsek fleksiyonu ve AMS supinasyon skorlarının sadece radius derotasyon grubuna göre daha yüksek olduğu görülmüştür(p<0,01). Diğer tüm parametrelerde gruplar arasında fark gözlenmemiştir(p>0,05). Bu araştırma sonunda, her iki osteomi sonrasında pronasyon hareketi artmış ve aktivite düzeyleri yükselmiştir. Total pleksus hasarlı çocuklarda elin "yardımcı el" olarak kullanılması hedeflenmiş, bu seviye Raimondi El Skalasında 3 olarak belirlenmiş, iki cerrahi seçenek ve yapılandırılmış hedefe yönelik fizyoterapi süreci ile "yardımcı el" fonksiyonuna ulaşılabileceği gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Doğumsal Brakiyal Pleksus Yaralanması, supinasyon kontraktürü, derotasyon osteotomisi, pronasyon kazancı, Brakiyal Pleksus Sonuç Ölçümü (BPOM)

Brakiyal pleksusCerrahiHasta takibi+5
Yiğit Aras Yiğit
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adölesan ve genç erişkinlerde asetabuler displazi tedavisinde uygulanan ganz osteotomisinin klinik sonuçları üzerinde etkili faktörlerin değerlendirilmesi

Asetabuler displaziye sekonder gelişen osteoartrit erişkin dönem kalça ağrısı nedenleri arasında geniş bir yer kaplamaktadır. Erişkin dönemin erken evreleri ile adölesan dönemde semptomatik hale gelmiş olan kalça displazisinin tedavisinde farklı tedavi metotları tanımlanmıştır. Bu tedavi metotlarından birisi Ganz periasetabuler osteotomidir. Bu tez çalışmasında Ganz osteotomisinin orta uzun dönem radyolojik ve klinik sonuçlarını tespit etmek ve klinik sonuçları etkileyen değişkenlerin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya, Ocak 1999 ve Aralık 2019 tarihleri arasında asetabuler displazi tanısı Ganz osteotomisi operasyonu gerçekleştirilmiş olan toplam 43 hastanın 55 kalçası alındı. Hastaların; ameliyat yaşları, artroz dereceleri, ameliyat öncesi ve son takipteki Harris Kalça Skorları tespit edildi. Hastaların pelvis ön arka grafileri ve aksiyel BT-MR kesitleri üzerinden ameliyat öncesi ve sonrası asetabuler indeks, Sharp açısı, lateral merkez kenar açısı, anterior merkez kenar açısı, ACM açısı, ekstrüzyon indeksi, kalça lateralizasyon indeksi, asetabuler versiyon ve asetabuler sektör açıları ölçümleri yapıldı. Ameliyat öncesi ve sonrası tespit edilen radyolojik ve klinik değerler istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Klinik sonuçları etkileyen değişkenlerin tespit edilmesi amacıyla hastaların Harris kalça skorları ve kalça eklem hareketlerinin radyolojik değerler ile korelasyon analizi yapıldı. Hastaların yaş ortalaması 19.85±6.57 idi. Hastaların ortalama takip süresi 8.65±6.5yıl olarak tespit edildi. 55 hastanın son takip filmleri değerlendirildiğinde ortalama Sharp açısı 34.91º±7.23º (17º-51º), ortalama lateral merkez kenar açısı 29.98º ±11.90º (4º-55º), ortalama anterior merkez kenar açısı 45.67º ±16.34º (5º-73º), ortalama Tönnis açısı 7.07º±8.03º (-12º-25º), ortalama ekstrüzyon indeksi %12.44±12.96 (0-43), ortalama ACM açısı 61.65º±4.36º (54º-73º), ortalama kalça lateralizasyon indeksi 0.66±0.10 (0.43-0.95), ortalama asetabuler derinlik %23.84±3.98 (14-32), ortalama asetabuler versiyon 12.29º ±14.93º (-32º-35 º), ortalama anterior asetabuler sektör açısı 60º±20.06º (28º-136º), ortalama posterior asetabuler sektör açısı 84.13º±14.34º (39º-109º), ortalama horizontal asetabuler sektör açısı 144.22º±18.03º (95º-213º) olarak bulundu. Klinik değerlendirmede ise son takipte ortalama Harris Kalça Skoru 81.62±14.1 olarak bulundu. Ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası değerleri olan tam olan hastalar karşılaştırıldığında iki eş arasındaki farkın anlamlılık testinde asetabuler indeks, Harris Kalça Skoru, Sharp açısı, lateral merkez kenar açısı, anterior merkez kenar açısı, Tönnis açısı, Tönnis evresi, anterior asetabuler sektör açısı, horizontal asetabuler sektör açısında istatistiksel olarak anlamlı değişiklikler meydana geldi. ACM açısı, kalça lateralizasyon indeksi ve posterior asetabuler sektör açılarında ameliyat öncesi ve sonrası değerlerde anlamlı bir fark gözlenmedi. Radyolojik ve klinik ölçümler korelasyon analizi ile değerlendirildiğinde son takipteki Tönnis evresi ile son takipteki Harris kalça skoru, kalça fleksiyonu ve kalça dış rotasyonu arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif korelasyon tespit edildi. Klinik ve radyolojik değerlendirmenin sonuçları dikkate alındığında genç erişkin ve adölesan dönem asetabuler displazi tedavisinde Ganz osteotomisinin memnuniyet verici sonuçları olduğu, klinik skorlar ve radyolojik parametreler üzerinde anlamlı değişikliğe neden olduğu görülmüştür.

AsetabulumAğrıErgenler+4
Zirvecan Güneş
Hacettepe University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Volumetrik rinoplasti konsepti ve düşük ile yüksek başlangıçlı lateral osteotomi uygulanan redüksiyon rinoplasti hastalarında karşılaştırılması

Burun estetiğinin burundan nefes alma üzerine etkisi, literatürde onlarca yıldır tartışılan bir konudur. Bu konuyu aydınlatmak adına randomize prospektif kontrol bir klinik çalışma planlanmıştır. Burundan nefes alma problemi olmayan 46 kadın redüksiyon rinoplasti hastası üzerinde yapılan bu çalışmada hastalar iki gruba ayrılmış ve ilk gruba yüksek başlangıcı lateral osteotomi, ikinci gruba düşük başlangıçlı lateral osteotomi uygulanmıştır. Ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 6. ayda hastalar, NOSE testi, akustik rinometri ölçümü, rinomanometri ölçümü ve maksimum nazal inspiratuar akım (PNIF) ölçümü ile değerlendirilmiştir. Nazal hava yolu açısından her iki grup arası istatistiksel anlamlı fark gözlenmemiştir (p0,05). Ayrıca her iki grubun kendi içerisinde ameliyat öncesine göre nefes alma paternleri de bir miktar daha iyi olmakla beraber burada da istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p0,05). Bu durum, yani redüksiyon rinoplasti varlığında nazal hava akımının korunmasını sağlayan prensipler 'Volumetrik Rinoplasti' adı altında tartışılmıştır.

Cerrahi-kulak-burun-boğazCerrahi-plastikNazal kavite+2
Haldun Onuralp Kamburoğlu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Açık kama tipi yüksek tibial osteotomide lateral korteksin kırılmasının osteotomi açılma direnci üzerine etkisi

Yüksek tibial osteotomi özellikle genç ve aktif hastalarda, tek kompartman tutulumu olduğunda tercih edilen bir cerrahidir. Medial açık kama, lateral kapalı kama ve kubbe osteotomisi en sık uygulanan yöntemlerdir. İlk olarak lateral kapalı kama tipi tarif edilmiş olup sonrasında özellikle implant teknolojisinin de gelişimiyle medial açık kama tipine geçiş olmuştur. Bacak boyunun kısalmaması, fibula osteotomisi yapılmamasından dolayı fibular sinir hasarının olmaması medial açık kama tipi yüksek tibial osteotominin belirgin avantajlarıdır. Yüksek tibial osteotomi sırasında gelişen karşı korteks kırığının etkileri literatürde çok defa araştırılmış ve uzun dönem sonuçları hakkında da çalışmalar yapılmıştır. Osteotomi bölgesinde stabilite sorunu yaratması, kaynama problemlerine yol açması ve düzeltmenin kaybı en önemli sorunlardır. Çalışma 10 adet taze donmuş insan kadavrası üzerinde yapıldı. Kadavralar iki gruba ayrıldı. Bir grupta (n=5) medial açık kama tipi yüksek tibial osteotomi lateral kortekste bir cmlik sağlam kemik bırakılarak yapıldı, diğer gruptaysa (n=5) tibia tamamen osteotomize edildi. Daha sonrasında özel olarak modifiye edilen, kuvvet ölçümü yapabilen bir distraktör yardımıyla osteotomi hattı 8-15mm aralığında açıldı. Bu açılma sırasında her 0,5mm'de bir kuvvet ölçümü yapılarak kaydedildi ve her iki grubun sonuçları birbiriyle kıyaslandı. Lateral korteksin kırıldığı grupta distraksiyon için gerekli kuvvetleri, lateral korteksin sağlam olduğu gruba göre anlamlı olarak düşük bulduk (p<0,0001). Lateral korteksin sağlam olduğu grupta 12,5mm açmaya kadar kuvvetin arttığını ancak 12,5mm'den sonra artmadığını aynı değerlerde seyrettiğini gördük. Sonuç olarak lateral korteksin osteotomi hattındaki kuvvetlerin esas belirleyicisi olduğunu ve bu tekniğin lateral korteksi kırmadan 12,5mm'ye kadar güvenli düzeltmeye izin verdiğini kadavra çalışmasıyla göstermiş olduk.

BiyomekanikEklem hastalıklarıKadavra+3
Ziya Baran Soykan
Ege University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klasik osteotom ve elektrikli mikrotestere osteotom ile yapılan rinoplasti operasyonu sonrasında ödem, ekimoz ve ağrının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada konvensiyonel (klasik) osteotomi ve güçlendirilmiş (elektrikli) mikro-testere osteotomi teknikleri ile yapılan rinoplasti ameliyatı sonrası oluşan ödem, ekimoz ve ağrıyı karşılaştırmayı amaçladık. Materyal ve Method: Aralık 2021 ve Mayıs 2023 tarihleri arasında Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda yaşları 18 ile 45 arasında olmak üzere toplam 90 hasta dahil edildi. 45 hastaya elektrikli testere enstrümanlar yadımıyla medial, lateral ve transvers osteotomi uygulandı, 45 hastaya ise konvensiyonel yöntem yardımıyla osteotomi uygulandı. Hastaların postoperatif birinci gün, üçüncü gün ve yedinci gün ödem, ekimoz, ağrı değerleri, bir KBB Hastalıkları uzmanlık öğrencisi tarafından, yapılan osteotomi yönteminden habersiz (tek kör) olarak Kara ve Gokalan ödem ekimoz sınıflamasının Yücel modifikasyonu kullanılarak kaydedildi. Ayrıca ağrı için Görsel Analog skala (VAS) ağrı ölçeği kullanılarak kaydedildi. Bulgular: Yaş ve cinsiyete göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar saptanmadı. Postoperatif 1. gün ve 3. gün ödem skorlarının Elektrikli mikrotestere osteotomi uygulanan hasta grubunda (grup 1), klasik osteotomi (grup 2) grubuna göre düşük düzeylerde olduğu, postoperatif 7. gün ödem skorlarının ise grup 1'de grup 2'e göre biraz daha düşük seviyelerde olduğu, ancak aradaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi. Grup 2 'de postoperatif 1. gün ve 3. gün ekimoz skorlarının grup 1 'e göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek düzeylerde olduğu, buna karşın 7. gün ekimoz skorlarının tedavi grupları arasında anlamlı farklar ortaya koymadığı belirlendi. Ağrı açısından değerlendirdiğimizde grup 2 'de postoperatif 1. Gün ağrı skorlarının(VAS) grup 1 'e göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu (p=0.011), buna karşın 3. gün ve 7. Gün VAS'ın tedavi grupları arasında anlamlı farklar ortaya koymadığı belirlendi. Sonuç: Rinoplasti sonrası sık karşılaştığımız morbidetelerden ödem, ekimoz ve ağrı hastaların en önemli sorunlarındandır. Rinoplasti sonrası erken dönemde ekimoz ve ağrının azaltılmasında elektrikli testere yönteminin klasik yönteme göre daha etkili olduğu görüldü. Ancak postoperatif 7. Gün ödem, ekimoz ve ağrı değerlendirmesinin benzer olduğu sonucuna varıldı. Elektrikli testere, osteotomi aşamasında konvansiyonel yönteme kıyasla etkin, güvenilir ve alternatif bir yöntem olarak kullanılabileceği düşünüldü.

Cerrahi-kulak-burun-boğazEkimozMikrotestere+3
Erdem Bayrakcı
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Medial açık kama yüksek tibial osteotomi prosedüründe frontal plandaki osteotomi eğiminin lateral korteks kırığı üzerine etkisi

Amaç: Medial kompartman artrozu tedavisinde özellikle orta yaş grubunda yüksek tibial osteotomi tekniğinin rolü gün geçtikçe artmaktadır. Bu teknik sayesinde diz eklemi üzerinden geçen aks düzenlenerek medial kompartman üzerindeki yükün azaltılması amaçlanmaktadır. Biz de çalışmamızda frontal plandaki osteotomi eğiminin, medial açık kama yüksek tibial osteotomi ameliyatı sırasında oluşabilen lateral korteks kırığı üzerine etkisini inceleyeceğiz. Yöntem: Çalışmamız sonlu eleman analiziyle oluşturulmuş nümerik bir çalışmadır. Çalışmamız bilgisayar üzerinden yapılmış olup Karatay Üniversitesi Makine Mühendisliği laboratuvarında tamamlandı. Bilgisayarlı tomografi üzerinden oluşturulan katı tibia modeli üzerinde bilgisayar ortamında farklı açılarda osteotomiler yapılarak (10°, 13°, 16°, 19°, 22°) 5 farklı model oluşturuldu. Modeller üzerine tibia proksimalde osteotomi hattı distaline 5 N'dan başlayarak 75 N'a kadar olmak üzere, 5 N' luk değişimlerle kuvvet uygulandı. Uygulanan kuvvet sonucu oluşan momentin lateral menteşe üzerinde oluşturduğu kemik gerilmeleri (MPa), osteotomi hattındaki açı değişimleri (°) ve gap mesafeleri (mm) kayıt altına alındı. Bulgular: Tibia proksimalde osteotomi hattı distaline uygulanan kuvvetler sonucu düzeltme açıları elde edildi. Aynı düzeltme açısına ulaşıldığında, tüm modellerde yaklaşık olarak aynı lateral korteks kemik gerilimleri elde edildi. Ancak aynı kuvvet altındaki modeller kıyaslandığında, yüksek frontal eğim ile osteotomi yapılan modellerde daha yüksek açı değişimleri ve gap aralıklarına ulaşıldı. Örneğin 5 N kuvvet altında 10° frontal eğim ile osteotomi yapılan modelde 0,26° düzeltme açısı, 1,43 mm gap mesafesi oluşurken; 22° frontal eğim ile osteotomi yapıldığında 0,35° açısı ve 1,37 mm gap mesafesi oluştuğu gözlendi. 75 N kuvvet altında ise 10° eğim ile osteotomi yapılan modelde 10,81° düzeltme açısı, 14,02 mm gap mesafesi oluşurken; 22° eğim ile osteotomi yapıldığında 16,86° düzeltme açı ve 19,31 mm gap mesafesi oluştuğu gözlendi. Sonuç: Aynı düzeltme derecesine ulaşıldığında tüm osteotomi modellerinde aynı lateral menteşe gerilimleri elde ettik. Ancak aynı kuvvet uygulanan modellerde eklem çizgisine göre daha distalden osteotomi yapıldığında, daha yüksek düzeltme derecelerine ve gap aralıklarına ulaşılabileceğini gözlemledik. Daha yüksek miktarda düzeltme gereken olgularda osteotomi başlangıç noktasını eklem hattından daha distalde tutarak, daha hızlı şekilde sonuca ulaşılabileceğini söyleyebiliriz.

DizDiz eklemiOsteotomi+3
Alper Kırılmaz
Necmettin Erbakan University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kemik osteotomilerinin piezo-uçların mekanik özellikleri üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması: Deneysel bir çalışma

Giriş ve Amaç: Bu çalışmadaki amacımız; farklı sayıda osteotomi gerçekleştiren piezo-uçların nano-sertlik, elastisite modülü ve yüzey pürüzlülüğü gibi mekanik özellikleri ile aşınma düzeylerinin kesi performansı üzerindeki etkilerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 3'ü kontrol, 28'i ise test amaçlı olmak üzere 31 adet piezo-uç kullanıldı. Test grubundaki uçlar farklı sayıda kesi yapmak üzere 4 gruba ayrıldı. Bu gruplar, 4 kesi grubu (7 adet uç), 8 kesi grubu (7 adet uç), 16 kesi grubu (7 adet uç) ve 32 kesi grubu (7 adet uç) şeklinde oluşturuldu. Osteotomiler 1-3 yaş aralığındaki taze kesilmiş sığırın sağ ve sol 6. ve 7. kostalarından elde edilen kemik blokları üzerinde gerçekleştirildi. Her bir kostadan 40 mm uzunluğunda 7 eşit kemik bloğu elde edildi. 4 kaburgadan elde edilen 28 adet kemik bloğu arasından osteotomi grupları için 4 kemik bloğu seçildi. Kemik blokları üzerine 10 mm uzunluğunda ve birbirine 2 mm uzaklıkta 15 kılavuz çizgi çizilerek sıralı bir şekilde numaralandırıldı. Uçların hangi kesiyi yapacağı rastgele belirlendikten sonra, her gruptan alınan bir uç ile kemik bloğu üzerinde 10 mm uzunluğunda ve 4,5 mm derinliğinde osteotomiler gerçekleştirildi. Böylelikle her bir kemik bloğu üzerinde 4 kesi grubundaki uç ile 1, 8 kesi grubundaki uç ile 2, 16 kesi grubundaki uç ile 4 ve 32 kesi grubundaki uç ile 8 adet kesi gerçekleştirildi. Osteotomi sırasında ortalama kesi süreleri kaydedildi. Osteotomi grubunda yer alan uçların osteotomi öncesi ve sonrası taramalı elektron mikroskop görüntüleri elde edildi ve iki görüntü üst üste çakıştırılarak uçlarda meydana gelen aşınma miktarları hesaplandı. Nanoindentasyon ile uçların nano-sertlik, elastisite modülü ve yüzey pürüzlülüğü analiz edildi. Osteotomi gruplarına ilişkin nanoindentasyon değerleri kontrol grubu ile kıyaslandı. Bulgular: Piezo-uçların nano-sertlik değerlerinde osteotomi sayısına bağlı olarak istatistiksel açıdan anlamlı bir artış gözlendi (p=0,007). Kullanım sıklığına bağlı olmaksızın kullanım durumu ile ilişkili olarak tüm osteotomi gruplarındaki uçların elastisite değerlerinin kontrol grubuna nazaran anlamlı şekilde arttığı belirlendi (p=0,007). Osteotomi sayısına bağlı olarak uçların kullanım sıklığı ile yüzey pürüzlülüğü arasında doğrusal bir ilişki elde edildi. Kullanım sıklığı artıkça yüzey pürüzlülüğünde anlamlı bir artış meydana geldi (r=0,961; p=0,001). Benzer şekilde, uçların kullanım sıklığı ile aşınma miktarları arasında pozitif korelasyon tespit edildi (r=0,833; p=0,001). Uçların yüzey pürüzlülüğü ve aşınma miktarları arasında güçlü bir korelasyon saptandı (r=0,847; p=0,001). Piezo-uçların kullanım sıklığı ile birlikte ortalama kesi sürelerinde istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde artış gözlendi (p=0,01). Sonuç: Sığır kemiği üzerinde gerçekleştirilen deneysel çalışmanın verilerine göre, kesi sayısının artması ile piezo-uçların mekanik ve fiziksel özelliklerinde kayda değer değişiklikler olduğu, buna bağlı olarak kesi performanslarının etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kesi performansı, Nanoindentasyon, Osteotomi, Piezo-uç

Kemik ve kemiklerNanomateryallerOsteotomi+2
Bünyamin Güzel
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Unilateral total diz protezi ile aynı seansta karşı dize proksimal fibular osteotomi ve medial gevşetme yapılan bilateral gonartrozlu hastaların klinik ve radyolojik sonuçlarının değerlendirilmesi

Osteoartrit (OA), ağrı ve eklem deformitesine neden olan ilerleyici kıkırdak kaybına yol açan sinovyal eklemlerin kronik, progresif, dejeneratif hastalığıdır. 60 yaşından sonra % 30 sıklıkta görülen diz OA sı dünyadaki en yaygın kas-iskelet sistemi şikayetidir. Semptomatik diz OA medial kompartımanda daha sık görülmekte ve varus deformitesiyle sonuçlanmaktadır. Bu çalışmada bilateral gonartrozu olan tek seansta bir dizine TDP, diğer dizine PFO ve perkütan medial gevşetme yapılan hastaların erken dönem dönem klinik ve radyolojik sonuçları açısından retrospektif olarak değerlendirilip literatür ile kıyaslanmıştır. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Ocak 2017-Mart 2018 arasında 55 hastaya aynı seansta TDP ve PFO uygulanmıştır. Bu hastalardan 43 ü çalışma kriterlerini sağladığı için çalışmaya dahil edilmiştir. Dahil edilen hastaların yaş ortalaması 65,6 ± 6,55 (57-79) olarak hesaplandı. Ortalama takip süresi 8,5 (6-12) aydır. Hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 1., 3., 6. ve 12. aylarda takipleri yapılıp, VAS, WOMAC skorları ile FTA ve lateral yükseklik değerleri hesaplanarak kaydedilmiştir. Ameliyat öncesi 51,95 olan ortalama WOMAC skor ortalaması ameliyat sonrası 12.ayda 29,93'e düştüğü görülmüştür. VAS skor ortalamalarıda ameliyat öncesi 7,16 iken, ameliyat sonrası 12.ayda 3,5' e gerilemiştir. Hastaların radyolojik takiplerinde varus deformitelerinde düzelmeler kaydedilmiştir. Klinik ve radyolojik değişimlerin istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür. PFO ve medial gevşetme uygulanan dizde hastaların postoperatif 1.günde semtomatik olarak rahatladığı kaydedilmiştir. Bunun erken dönemde hasta mobilizasyonunu kolaylaştırdığı görülmüştür. Çalışma sonuçlarımıza göre hastanın ameliyat esnasındaki VKİ'sinin sonuçlara etkisi olmadığı görülmüştür. Grade 3 hastaların ağrı skorları ile radyolojik ölçüm sonuçlarının 12.aya gelindiğinde grade 4 hastalardan daha iyi olduğu görülmüştür. PFO basit bir cerrahi girişim gibi görünsede kendi içinde riskleri vardır. Bunlardan en önemlisi peroneal sinirle ilgili komplikasyonlardır. Cerrah bu konuda dikkatli ve bölge anatomisine hakim olmalıdır. PFO ek implantların takılmasını gerektirmeyen basit, güvenli, hızlı ve uygun fiyatlı bir ameliyattır. TDP yapılamayan komorbit hastalar için de alternatif cerrahi bir seçenek olabilir. Çalışmamızın kısıtlamaları hasta sayısının az ve takip süresinin kısa olmasıdır. Yeni bir cerrahi prosedür olan PFO nun etkinliği ve endikasyonlarını belirlemek için çok hasta sayılı uzun dönem çalışmalara ihtiyaç vardır.

DizDiz eklemiDiz protezi+4
Hıdır Tanyıldızı
Muğla Sıtkı Kocman University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Retrospektif çalışma: Crowe 3-4 gelişimsel kalça displazisinin erişkin yaş tedavisinde total kalça protezi uyguladığımız; subtrokanterik kısaltma osteotomisi yapılan ve yapılmayan hastaların karşılaştırılması

Amaç: Crowe 3 ve 4 gelişimsel kalça displazisi(GKD) hastalarında, subtrokanterik kısaltma osteotomisi(STO) yapılarak ve yapılmadan total kalça protezi(TKP) uygulamalarımızın klinik ve radyolojik sonuçlarının karşılaştırılması. Gereç ve Yöntem: 2010-2020 yılları arasında, 18 yaş üzeri GKD tanısıyla kliniğimize başvuran, TKP uygulanan 46 hastanın 59 ameliyatı değerlendirildi. STO uygulanan ve uygulanmayan hastalar olarak iki gruba(24 STO'lu, 35 STO'suz) ayrıldı. Bu hastalar Harris Kalça Skoru(HKS), Oxford Kalça Skoru(OKS), Vizüel Analog Skala(VAS), bacak boy eşitsizlikleri, siyatik araz, siyatalji, Trendelenburg bulgusu, hastane yatış süresi, kanama miktarı, eritrosit süspansiyon ihtiyacı, enfeksiyon, debridman, revizyon, dislokasyon, fraktür, osteoliz, gevşeme, osteotomi hattında kaynamama, heterotopik ossifikasyon ve pelvik oblisite açısından gruplar arasında kıyaslandı. Bulgular: Çalışmamızda, yumuşak doku gevşetmelerini takiben, genel anestezi ve kas gevşetici altında, traksiyon ile kalça rotasyon merkezinin gerçek asetabuluma redükte edilebilirliği değerlendirildi, STO uygulanıp uygulanmamasına karar verildi. Çalışmamızda kullanılan metotla Crowe, Hartofilakidis ve Eftekhar sınıflandırmalarının önerileri karşılaştırıldı, istatistiksel anlamlı ilişki saptanmadı. Femoral stem seçimleri, Dorr sınıflandırmasının preoperatif önergeleri ve peroperatif yapılan femoral tutunumlara göre verildi. Elde edilen peroperatif implantasyon ile Dorr sınıflandırmasıyla elde edilen preoperatif seçimlerimiz kıyaslandı, birbirleriyle anlamlı şekilde ilişkiliydi. Pelvik oblisitenin iki grupta da azaldığını görmekteyiz. Gruplar arasında VAS ve HKS sonuçlarında anlamlı fark saptanmamıştır. OKS'de ise, STO uygulanmayanların sonuçları anlamlı düzeyde daha iyidir. STO uygulanmayan grupta hastane yatış süresi, kanama miktarı ve kan ürünleri ihtiyacı sonuçları anlamlı derecede daha başarılıydı. Her iki grubun BBE'lerinin postoperatif sonuçlarının, preoperatif döneme göre belirgin olarak düzeldiğini gördük. Siyatik araz ve siyatalji bulguları geri dönüşlüydü ve iki grup arasında anlamlı fark görülmedi. Hastalarımızda %98 sağ-kalım sağlandığı görüldü. Sonuç: Crowe 3 ve 4 GKD'de, hastanın çıkık kalçasının ne kadar yüksekte olduğu tedavi planlanmasında önemlidir. Beraberinde yumuşak dokularının sıkılığı, konjenital veya edinsel sebeplerle olan yapışıklıklar da bu planlamayı etkiler. Nörovasküler çekinceler nedeniyle literatürde STO önerilmekle birlikte, çalışmamızda, mükemmele yakın fonksiyonel sonuçların STO uygulanmaksızın elde edilebileceğini gösterdik. Anahtar Kelimeler: Gelişimsel kalça displazisi, Total kalça protezi, Subtrokanterik kısaltma osteotomisi, Harris kalça skoru, Bacak boy eşitsizliği.

BacakBoyKalça eklemi+5
Adnan Çakar
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sagittal split ramus osteotomisinde rezorbe olabilen vidaların ters-l ve üst sınıra sıralı fiksasyonlarının stabilitelerinin biyomekanik olarak karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı hazırlanan sagital split ramus osteotomi modellerinde, ters-L düzeni ve üst sınıra 3 vida yerleştirilen rezorbe olabilen vidaların sağladığı biyomekanik dayanımı değerlendirmektir. Sagittal split ramus osteotomisinde rijit fiksasyon için üç vida uygulamalarının iki vida uygulananlara göre biyomekanik olarak daha dayanıklı oldukları literatürlerde bildirilmiştir. Bu amaçla çalışmamızda vidaların sayısı kadar yerleştirildikleri pozisyonlarında biyomekanik dayanıma etkisi olup olmadığının değerlendirilmesi hedeflendi. Çalısmamızda dıs yuzeyi kortikal iç yuzeyi spongioz kemigi taklit edecek sekilde uretilmis, bilateral sagittal split osteotomisi hazır olarak uretilen 20 adet poliuretan modeller kullanıldı (Synbone®, Malans, İsviçre). Osteotomi yapılmış olan modellerde vida yerlerinin standardizasyonu için, kret tepesi, osteotomi hatları ve birbirleri arasındaki mesafeler kumpas ile ölçülerek işaretlendi. Modellere deneysel olarak uygulanacak kuvvetler için kullanılacak çelik aparatın standardizasyonu için angulus mandibulanın en uç noktası işaretlendi. Çalışma, 20 adet poliüretan çene ile yapılmıştır. Çalışma 2 grup altında incelenmiş olup üst sınıra 3 adet bikortikal vida yerleştirilen "Grup 1", ters-L düzeninde vida yerleştirilen ise "Grup 2" olarak adlandırılmıştır. On hemi-mandibulaya, 2.0 mm çaplı, 15 mm uzunlukta üçer rezorbe vida (LactoSorb®,Walter Lorenz Surgical,Jacksonville,FL,USA) ters-L şeklinde, diğer 10 modele ise 2.0 mm çaplı 15 mm uzunlukta üçer rezorbe olabilen vida (LactoSorb®,Walter Lorenz Surgical,Jacksonville,FL,USA) üst sınıra yerleştirerek fiksasyon saglandı. Yapılacak biyomekanik test için kurulan deney duzenegi, modelin fikse edilerek test cihazına baglanmasını saglayacak bir fiksasyon aygıtı, basma testi uygulayabilen bir servohidrolik test cihazı ve bu cihazın baglı oldugu bir bilgisayardan olusmaktaydı. Örnek çenelerle kavranmıs ve ön yuklemeye tabi tutulmustur. Sıkıstırma testi, 2 mm / dak, 5 mm / dak ve 10 mm / dak'lık test hızı ile gerçekleştirildi.Tüm hemimandibulalar önceden hazırlamış olan fiksasyon aygıtına test edilmek üzere sırayla yerleştirildi. Hazırlanan deney düzeneği, servohidrolik test cihazına rijit olarak bağlanan bir kaide ve bunun üzerinde boyutsal olarak standart yerleştirmeye imkan sağlayan iki vertikal parçadan oluşmaktaydı. Distal vertikal parça proksimal fragmanının, anteriorvertikal parça ise, hemi-mandibulaların distal fragmanının fiksasyonunda kullanıldı. Distal vertikal parça üzerindeki vida sayesinde proksimal fragmanların stabilizasyonu sağlandı. Anterior vertikal parça üzerindeki çelik parçaya hemi-mandibulanın anterior keser dişleri oturtulararak stabilizasyonu sağlandı. Tüm hemi-mandibulalar deney düzeneğine proksimal segmentteki rotasyon merkezinden geçen dikey doğru ile osteotomi hattının vertikal bileşeni arasındaki mesafe eşit olacak şekilde yerleştirildi. İtme kuvveti uygulamak üzere çelik itici parça angulus mandibulanın en uç köşesine uyumlandırılarak servohidrolik test cihazının hareketli parçasına bağlandı. Deney işlemi sırasında her hemi-mandibulaya sistemdeki boşluğun alınması ve mümkün olduğu kadar standart ölçüm başlangıcı yapılabilmesi için 10 Nt'luk ön yükleme yapıldı. Daha sonra yük 10 Nt'da tutulup, yerdeğiştirme miktarı sıfırlanarak deneye başlandı. Bu işlemin ardından distal ve proksimal fragmanlar birbirinden ayrılana kadar sürekli doğrusal kuvvet uygulandı. Olusan deplasman verileri servohidrolik test cihazı için özel olarak hazırlanmıs bir yazılımla (testXpert II, Zwick Roell, Almanya) belirlenen kuvvet aralıklarında olusan yerdegistirme degerlerini de ölçmeye imkan verecek sekilde dijital olarak kaydedildi. Grup 2'ye uygulanan maksimum kuvvet ortalamaları, Grup 1'den istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir (p<0.05). Gruplar arasında maksimum itme kuvveti sonucu ulaşılan mesafe ölçümleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Grup 2'ye 2 mm ilerleme için uygulanan kuvvet ortalaması, Grup 1'den daha yüksek olmakla birlikte, bu farklılık anlamlılığa yakın ancak istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Grup 2'ye 4mm ilerleme, 6 mm ilerleme, 8 mm ilerleme ve 10 mm ilerleme için uygulanan maksimum kuvvet ortalamaları, Grup 1'den istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir (p<0.05). Grup 1'de; maksimum uygulanan itme kuvveti ve maksimum itme kuvveti sonucu ulaşılan mesafe arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır (p>0.05). Grup 2'de maksimum uygulanan itme kuvveti ve maksimum itme kuvveti sonucu ulaşılan mesafe arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır (p>0.05). Bilateral sagittal split osteotomisi uygulandıktan sonra rezorbe olabilen vidalarla yapılan rijit fiksasyonda yerleştirilme pozisyonlarının önemli olduğu ve üst sınıra sıralı olarak 3 bikortikal rezorbe olabilen vida yerleştirilmesine göre ters-L düzeneğinde vidaların yerleştirilmesinin gelen çiğneme kuvvetlerinde daha fazla mekanik stabilite sağlayacağını düşünmekteyiz.

BiyomekanikDentofasiyal yapıFiksasyon+2
Mehmet Can Tatar
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sagital split ramus osteotomisi uygulanan hastalarda mandibular ilerletme ve geriletme cerrahilerinin temporomandibular ekleme olan etkilerinin üç boyutlu sonlu elemanlar analizi ile karşılaştırılması

SSRO mandibular deformitelerin düzeltilmesinde en sık kullanılan ortognatik cerrahi prosedürlerinden biridir. Mandibular deformitelerin SSRO ile düzeltilmesinden sonra TMR gelişebileceği bildirilmiş ve çeşitli çalışmalarla bu duruma katkıda bulunabilecek faktörler araştırılmıştır. Bu çalışmanın amacı, SSRO kullanılarak gerçekleştirilen mandibular geriletme ve ilerletme cerrahilerinden sonra TME'deki stres değişikliklerinin SEA ile değerlendirilmesi ve karşılaştırılmasıdır. Mevcut çalışmada SSRO kullanılarak mandibular geriletme (5 mm ve 10 mm) ve mandibular ilerletme (5 mm ve 10 mm) uygulanan modeller ile osteotomi uygulanmayan kontrol modelinin çiğneme kas kuvvetleri altında TME'lerinde oluşan stresler SEA yöntemi ile analiz edilmiştir. Eklem diskinin non-lineer ve süperelastik olarak modellendiği çalışmada artiküler fossa, disk ve kondil üzerindeki streslerin değerlendirilmesi ve karşılaştırılması yapılmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde; mandibular ilerletme modellerinde TME komponentlerindeki stres artışının geriletme modellerine göre belirgin ölçüde yüksek olduğu ve bu durumun özellikle mandibular ilerletme miktarının fazla olduğu olgularda disk perforasyonu ve/veya kondil rezorpsiyonu gibi eklem problemlerinin gelişimine katkıda bulunabileceği sonucuna varılmıştır. Mandibular geriletme modellerinde ise geriletme miktarının artmasıyla birlikte kondiler kartilajda oluşan daha yüksek streslerin kondil rezorpsiyonu riskini artırabileceği düşünülmektedir.

Cerrahi-diş hekimliğiMandibulaOrtognatik cerrahi+4
Hilal Altay Turgut
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gelişimsel kalça displazisi tedavisinde derotasyon, kısaltma ve dega osteotomisi kısa-orta dönem sonuçları

Gelişimsel Kalça Displazisi erken tanı ve tedavi ile yüksek başarı elde edilen bir kalça eklemi patolojisidir. Geç tanı alan vakalarda femoral ve asetabular taraf osteotomileri gerekebilmektedir. Bu çalışmada geç tanı almış vakalarda uygulanan derotasyon, kısaltma ve Dega osteotomisi ameliyatı ile bu ameliyatın kısa-orta dönem klinik ve radyolojik sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza, Ankara Şehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde 2019-2021 yılları arasında Gelişimsel Kalça Displazisi sebebiyle derotasyon, kısaltma ve Dega osteotomisi yapılan 22 hasta (25 kalça) dahil edildi. Hastaların femoral anteversiyon açıları, yapılan derotasyon ve kısaltma miktarları tespit edildi. Ortalama 15±7.9 ay (7-32 ay) takip süresi sonunda hastalar klinik ve radyolojik olarak değerlendirildi. Preop asetabular indeks açıları ve Tönnis evreleri, erken postop dönem ve son kontrolde hesaplanan değerlerle karşılaştırıldı. Son kontrolde radyolojik değerlendirme için Severin sınıflama sistemi, klinik değerlendirme için McKay sınıflama sistemi ve avasküler nekroz tanısı için Kalamchi-MacEwen sınıflaması kullanıldı. Hastalarda ortalama femoral anteversiyon açısı 61° bulunmuştur. Ortalama 48° derotasyon ve 1.5 cm femoral kısaltma yapılmıştır. Femoral anteversiyon açısı ve buna bağlı olarak yapılan derotasyon miktarı, preop Tönnis evresi yüksek olanlarda ve yaşı küçük olanlarda daha fazla bulunmuştur. Ayrıca preop Tönnis evresi yüksek olanlarda daha fazla kısaltma yapılmıştır. Hastaların son kontroldeki asetabular indeks açılarında preop döneme göre ortalama 24° düzelme elde edilmiştir. Bir hastada takiplerde subluksasyon tespit edilmiştir ve bunun sebebi yapılan yetersiz derotasyon olarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda avasküler nekroz oranı %28'dir. Geç tanı almış Gelişimsel Kalça Displazisi vakalarında derotasyon, kısaltma ve Dega osteotomisi ile stabil bir kalça elde edilebilir ve asetabular örtünme arttırılarak displazinin önüne geçilmiş olunur. Anahtar Kelimeler: Dega osteotomisi, derotasyon, gelişimsel kalça displazisi, kisaltma

Kalça eklemiKalça çıkıklarıOsteotomi+1
Enis Erdem
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek tibial osteotominin yürüme üzerine etkileri

Amaç: Yüksek tibial osteotomi yapılan hastaların ameliyat öncesi ve sonrası yürüme analizleri karşılaştırılıp yüksek tibial osteotominin yürüme üzerine etkilerini araştırmaktır. Yöntem: Prospektif gözlemsel yapılan çalışma, Şubat 2023-Temmuz 2023 yılları arasında yapıldı. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde medial diz osteoartiriti için medial açık kama osteotomisi yapılan özellikle 40 yaş ve üzeri 22 hastaya yüksek tibial osteotomi öncesi ve sonrası yürüme analizi yapıldı. Veriler hasta tanıtıcı formu, işlem öncesi ve sonrası ağrı puan değerlendirmesinde Oxford Knee Score ağrı skalası formu, hastaların rutin takibinde literatür doğrultusunda hazırlanan hasta takip formu kullanılarak elde edilmiştir. İstatiksel değerlendirmede, Test tekrar testlerde non-parametrik test olan Wilcoxon testi, bağımsız gruplarda Mann Whitney U testi yapılıp z değerleri alınmıştır, ön ve son testlerin etkilerinin incelendiği durumlarda Spearman rho Korelasyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Yüksek tibial osteotomi öncesi ve sonrası yapılan temel yürüme parametrelerindeki analizde; postop dönemde preop döneme kıyasla total adım uzunluğu puan ortalaması istatiksel olarak anlamlı (preop=28.14±3.27; postop=33.23±4.47), total adım süresi preopta postop döneme göre (preop=2047.23±952.60, postop=1547.77±484.01) anlamlı, kadans puan ortalaması postop dönemde istatiksel olarak anlamlıdır (preop=68.77±20.71, postop=82.55±12.86). Yürüme hızı puan ortalaması postop dönemde artış göstermekte (preop=1.14±.58, postop=2.05±.63) iken yürüme süresi puan ortalaması preop dönemde istatiksel olarak anlamlıdır (preop=5.25±.26, postop=5.11±.21). Sonuç olarak; çalışmamız bulgularına bakıldığında yüksek tibial ostetomi sonrası işlemin temel yürüme parametrelerinde nasıl değişim sağlayacağı incelenmiş olup parametrelerdeki olumlu değişiklikler ile yürümenin normalleştirilmesi ve bireyin yaşam kalitesinin iyileştirilebileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Yüksek tibial osteotomi, medial açık kama, yürüme analizi

OsteotomiTibiaYürüme+1
Mehmet Musa Emir
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Beş yaş ve üzeri gelişimsel kalça displazisi tanısı almış ve salter innominate osteotomisi ile tedavi ettiğimiz hastalarımızın radyolojik sonuçları

Gelişimsel kalça displazisi(GKD) uzun yıllardır ortopedide tanı ve tedavi bakımından ilgi yoğunluğunun olduğu önemli bir konudur. Hastalığın tanı konulma yaşına göre tedavileri değişmektedir. Farklı yaşlarda farklı tedavilerin olması ortopedik cerrahların işini zorlaştırırken ilgilerini çekmektedir Erken yaşlarda hastalığın konservatif yöntemlerle izlem yeterli olabilirken ileri yaşlarda cerrahi yöntemlerle başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Bu çalışmamızda kliniğimizde beş(5) yaş ve üzeri GKD tanısı almış ve Salter İnnominate Osteotomisi uygulanmış hastalarımızın radyolojik sonuçlarını değerlendirdik. Çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde ileri yaş gelişimsel kalça displazisi tanısı almış, mart 2009 ve aralık 2016 yıları arasında 5 yaş ve üzerinde Salter innominate osteotomisi uygulanan, 18 hastanın 19 kalçası dahil edildi. 14 kalçaya femoral kısaltma uygulandı. Ölçümler hastane arşivinden alınan preoperatif ve en son çekilen postoperatif radyolojik tetkikler üzerinden karşılatırmalı olarak yapıldı. En az 18 ay takibi olan hastalarımızın verileri retrospektif olarak analiz edildi. Çalışma kapsamındaki hastalarımızın 12 si(%66.7) kız, 6'sı(% 33,3) erkek idi. Çalışmaya dahil edilen hastaların 6' inde sağ, 11' unda sol ve 1' inde bilateral kalça tutulumu vardı. Hastalarımızın cerrahi olurkenki ortalama yaşları 8,63±2,91 yıl idi. Çalışmamıza dahil ettiğimiz hastaların ortalama takip süreleri 59,11±39,96 ay idi. Hastalarımızın preoperatif olarak anteriorposterior(AP) grafide; Asetabular İndeks açısı, Sharp açısı, Merkez boyun cisim(Kollodiafizer) açısı ve Tönnis evrelemesi ölçümleri yapıldı. Postoperatif olarak ateriorposterior(AP) grafide; Asetabular indeks açısı, Sharp açısı, Merkez boyun cisim(Kollodiafizer) açısı, Wiberg CE açısı, Kalamchi Maceven sınıflaması, Bucholz Ogden sınıflaması, Severin sınıflaması ölçümleri yapıldı. İstatistiksel analizler için SPSS for Windows version 22.0 paket programı kullanılmış ve P<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Preoperatif Asetabular İndeks açısı ortalaması 39,05±4,56 dereceydi.Postoperatif ilk kontrol Asetabular İndeks açısı ortalaması 25,21±4,7 dereceydi.Postoperatif son kontrol Asetabular İndeks açısı ortalaması 21,79±4,48 idi. İstatistiksel olarak anlamlı bulundu(p=0,001). Preoperatif Sharp açısı ortalama 56,32±6,33 idi. Postoperatif ilk kontrol Sharp açısı ortalaması 45,47±2,95 idi. Postoperatif son kontrol Sharp açısı ortalaması 44,95±4,21 idi.İstatistiksel olarak anlamlı bulundu.(p=0,001) Preoperatif Kollodiafizer açı ortalaması 141,39±7,64º idi.Postoperatif ilk kontrol grafisinde Kollodiafizer açı ortalaması 134,47±10,23º idi. Postoperatif son kontrol grafisinde Kollodiafizer açı ortalaması 129,16±8,19º idi. İstatistiksel olarak anlamlı bulundu(p=0,001). Severin sınıflamasına göre ise 5 kalça(%26,3) evre 1, 10 kalça(%52.6) evre 2, 4 kalça(%21.1) evre 3 olarak tespit edildi. Çocuklardaki gelişimsel kalça displazisi(GKD) tedavisinin öncelikli amacı konsantrik redüksiyondur. Femoral kısaltma, varizasyon ve derotasyon osteotomilerinin ileri yaş GKD'lerde konsantrik redüksiyonu kolaylaştırdığı bildirilmiştir. Bu osteotomiler aynı zamanda femur başı üzerindeki stresi azaltarak AVN gelişim oranlarını düşürmektedir. Geç tanı almış ileri yaş GKD olgularında, aynı operasyonda yapılan açık redüksiyon, femoral kısaltma ve uygun pelvik osteotomi ile asetabuler yetmezliği düzeltici osteotomiler başarıyla uygulanabilmekte ve iyi klinik ve radyolojik sonuçlar verebilmektedir. Beş(5) yaş ve üzeri Gelişimsel Kalça Displazi tanısı almış ve Salter İnnominate Osteotomisi ile tedavi ettiğimiz hastalarımızın radyolojik sonuçlarını değerlendirdiğimiz bu çalışmamızda radyolojik sonuçların daha kesin ve güvenilir bir biçimde ortaya konması için çalışmalardaki hasta sayısının arttırılmasına ve daha uzun süreli takipler yapan çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Gelişimsel Kalça Displazisi, Salter Osteotomisi, Displazi

Kalça çıkıkları-konjenitalOsteotomiRadyografi+1
Mahmut Gazi Fırat
Gaziantep University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Osseodensifikasyon tekniği ve geleneksel yöntemle hazırlanan implant sahalarında kemikte meydana gelen değişimlerin ın-vitro değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasında osseodensifikasyon tekniği ve geleneksel yöntemle hazırlanan implant sahalarında kemikte meydana gelen değişimlerin in-vitro değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda sığır femur kortikal kemikleri kullanılmıştır.kemik bloklar üzerinde osseodensifikasyon tekniği ve geleneksel yöntemle 3.5 mm ve 5.0 mm çapında 9 mm ve 15 mm boylarında implant sahaları hazırlama işlemi için oda sıcaklığında drilleme işlemi yapılmıştır. Yöntem, boy ve çapa göre gruplar oluşturularak kemikte meydana gelen sıcaklık değişimleri incelemek amacıyla 8 adet grup oluşurulmuştur. Her bir grup 30 implant sahasından oluşturulmuştur. Drilleme esnasında kemikte meydana gelen ısıyı değerlendirmek üzere osteotomide kullanılan cerrahi tur motoru, paralelometre cihazına kemik üzerine dik açı ile giriş yapacak şekilde adapte edilerek, taze sığır femur kortikal kemiğinde frezleme işlemi yapılmıştır. Drilleme boyunca oluşan sıcaklık, dril yuvasının sağ ve sol yanlarında 1'er mm mesafede, 9'ar ve 15'er mm derinliklerinde 2 adet k tipi termocouple ısı sensörü yerleştirilerek ölçülmüştür. Her grup için bu işlem 30 kere tekrarlanmış ve drillemelerde yapılan ısı ölçümleri kaydedilmiştir. Kemik bloklar üzerinde osseodensifikasyon tekniği ve geleneksel yöntemle 3.5 mm ve 5.0 mm çapında 9 mm ve 15 mm boylarında implant sahaları hazırlama işlemi için oda sıcaklığında drilleme işlemi yapılmıştır. Yöntem, boy, çap ve implant yiv tasarımına göre gruplar oluşturularak yerleştirilen implantların primer stabilite değerlerini incelemek amacıyla 16 adet grup oluşturulmuştur. Her bir grup 15 implant sahası oluşturulmuş ve implant yerleştirilmiştir. Yerleştirilen implantlarda primer stabiliteyi değerlendirmek üzere osstel cihazı kullanılmıştır. 9 mm ve 15 mm derinliklerinde hazırlanan implant sahalarına agresif ve pasif yapıda implantlar kemik seviyesine kadar manuel olarak yerleştirme anahtarıyla gönderilip osstel cihazı yardımıyla primer stabilite değerleri kaydedilmiştir. Osseodensifikasyon tekniği ve geleneksel yöntemle 3.5 mm ve 5.0 mm çapında 9 mm ve 15 mm boylarında implant sahaları hazırlama işlemi için oda sıcaklığında drilleme işlemi yapılmıştır. Yöntem, boy ve çap göre gruplar oluşturularak implant yuvaları etrafındaki kemik yoğunluğunu incelemek amacıyla 8 adet grup oluşturulmuştur. Her bir grup 30 implant sahasından oluşturulmuştur. İmplant sahaları bilgisayarlı tomografi ile incelenerek sagittal kesitler elde edilmiştir. Elde edilen kesitlerde gözlenen 3 duvarın 0.5 mm2 lik orta noktalarındaki ölçümlerde ortalama değer elde edilerek kaydedilmiştir.Sonuç olarak; sıcaklık deneylerinde hiç bir grupta kemik nekrozu için kritik değer olan 47 ˚c yi geçecek sıcaklık artışı gözlenmemiştir. Drilleme sırasında oluşan en düşük sıcaklık geleneksel teknikle oluşturulan 3.5 mm çapında 9 mm boyunda olan grupta gözlenmiştir en fazla oluşan sıcaklık ise 5.0 mm çapında 15 mm boyunda olan osseodensifikasyon grubunda gözlenmiştir. Primer stabilite deneylerinde ise ölçülen en yüksek primer stabilite yiv tasarımı açısından pasif olarak tasarlanan 5.0 mm çapında ve 15 mm boyunda olan osseodensifikasyon grubunda gözlenmiştir. Kaydedilen en düşük primer stabilite ise yiv tasarımı açısından pasif olarak tasarlanan 3.5 mm çapında ve 9 mm boyunda olan geleneksel teknikle oluşturulan grupta gözlenmiştir. Kemik yoğunluğu ölçüm deneylerinde ise osseodensifikasyon grubu tarafından oluşturulan 5.0 mm çapında 9 mm boyunda implant yuvaları etrafında gözlemiştir. Ölçülen en az yoğunluk ise geleneksel yötemle hazırlanan 3.5 mm çapında15 mm boyunda implant yuvaları etrafında kaydedilmiştir. Çalışmamızda osseodensifikasyon tekniğinin sıcaklık olarak geleneksel yönteme göre daha fazla ısılara cıksada kemik nekrozunu oluşturakcak sıcaklığı geçmediği,primer stabilite ve kemik yoğunlu üzerine ciddi artışlar sağladı gözlemlenmiştir.

Dental implantasyonDental implantlarDental implantlar+4
Aykut Can Balkanlıoğlu
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalkaneal uzatma yapılan pes planuslu çocuk hastaların radyolojik ve podografik sonuçlarının retrospektif değerlendirmesi

Çalışmanın amacı; çocukluk çağında semptomatik hipermobil pes planus nedeniyle, kalkaneal uzatma osteotomisi uygulanan ayaklarda radyolojik ve podografik ölçüm yöntemlerinin medial longitudinal ark yapısını (MLA) belirleme açısından birbirleriyle uyumunu değerlendirmektir. Kalkaneal uzatma osteotomisi uygulanmış 30 ayak retrospektif olarak değerlendirildi. Ayak ve kalkaneus morfolojisini anlayabilmek için ameliyat öncesi ve sonrası radyografilerde toplam 10 ölçüte bakıldı. Klinik değerlendirme için hastalara OxAFQ-C anketi uygulandı. Ameliyattan sonra podografik ölçüm yöntemi olarak ark indeksi, footprint indeksi ve clarke açısı kullanıldı. Farklı radyolojik ve podografik ölçüm yöntemlerinde elde edilen sonuçların ayak tiplendirmesi (normal/normal dışı) açısından uyumu değerlendirildi. Klinik anket sonuçlarının radyolojik ve podografik sonuçlarla ilişkisine bakıldı. Hastaların yaş ortalaması 15,1 yıldı (11-17). Ameliyat sonrası kalkaneus uzunluğu ve posterior eklem yüzeyi yüksekliğinde anlamlı değişim görüldü (p<0,05). Kalkaneal uzatma osteotomisi sonrasında ayak tiplendirilmesi açısından ark indeksi ve MLA radyolojik ölçüm yöntemleri birbirleriyle tamamen uyumlu sonuçlar verdi. Uyum özellikle lateral talo-1.metatarsal açı (k=0,902) ve talohorizontal açı (k=0,814) ile ark indeksi arasında mükemmel düzeydeydi. Clarke açısı ve footprint indeksi ile MLA radyolojik ölçüm yöntemleri sonucunda elde edilen ayak tiplendirmeleri ise birbiriyle uyumsuzdu (p>0,05). Üç farklı podografik ölçüm yöntemi arasında da ayak tiplendirmesi açısından bir uyum bulunmadı (p>0,05). Podografik ölçüm yöntemleri arasında yalnız ark indeksinin, MLA radyolojik ölçümleri içinde de yalnız lateral talo-1.metatarsal açının klinik değerlendirme alanlarının tümü ile korelasyon gösterdiği saptandı (p<0,05) . Sonuç olarak, kalkaneal uzatma osteotomisi sonrasında podografik ölçüm yöntemlerinden ark indeksi, gerek ayak yapısını tiplendirmek, gerek klinik memnuniyet düzeyini anlamak için MLA radyolojik yöntemlerinin yerine kullanılabilirken, clarke açısı ve footprint indeksi bu açıdan yetersizdir.

AyakAyak hastalıklarıDüztabanlık+5
Ali Özyalçın
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel uzatma modelleri oluşturularak yapılan ratlarda Z şeklinde (oblik) yapılan osteotomi ile klasik osteotominin histolojik, radyolojik ve klinik olarak incelenmesi

Deneysel Uzatma Modelleri Oluşturularak Yapılan Ratlarda Z Şeklinde(Oblik) Yapılan Osteotomi ile Klasik Osteotominin Histolojik, Radyolojik ve Klinik Olarak İncelenmesi,Tıpta Uzmanlık Tezi, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı, Gaziantep, 2023Distraksiyon osteogenezi, konjenital hastalıklar, travma ve tümörün neden olduğu iskelet deformitelerini ve kusurlarını tedavi etmek için kullanılan değerli bir klinik tekniktir. Distraksiyon sırasında, osteotomi bölgesinde oluşturulan kuvvetler hassas bir şekilde kontrol edilebilir, bu da bu tekniği mekanik stimülasyona biyolojik yanıtların in vivo çalışmaları için çok yararlı kılar. Kallus sertliği, kırık iyileşmesi sürecinde artar ve böylece kallus yoluyla yüklerin iletiminin artmasına izin verir. Kallus miktarı arttıkça yük verme ve normal hayata dönüş kolaylaşır. İyileşme belirteci olarak da kullanılabilinir. Bu nedenle, en fizyolojik eksternal fiksatör veya osteosentez cihazı, daha hızlı kırık kaynaması sağlamak için sertliğini kemik iyileşme durumuna göre ayarlayabilmelidir. Birleşme ilerledikçe, kallusun kendisi kemik fiksatör düzeneğinin sertliğine katkıda bulunur ve yükün bir kısmı kırığın içinden taşınır, böylece yük fiksatör yoluyla azaltılır. Araştırmamızın amacı hem sert hem de dinamik koşullar altında harici olarak sabitlenmiş enine ve oblik osteotomilerde, kallus eksenel sertliğinin gelişimini, histolojik olarak osteotomiler arasındaki gelişme sürelerini incelemekti. Çalışmamız iki ana grup her 2 ana grubun 3 adet alt grup olacaktır. İlk gün sıçanların sağ tibiasından fiksatör yerleştirilerek bir gruba klasik ostetomi diğer gruba oblik osteotomi modeli oluşturduktan sonra 7. Gün tibia uzatmaya başlanacaktır. 7 gün boyunca tibia uzatması düzenli aralıklarla belirlenen miktarda yapılacaktır. Uzatması tamamlanan sıçanlar 2 hafta,4 hafta ve 6 haftalıkkonsolidasyon bekleme sonrasında sıçanlardan klinik görünüm, x ray çekilecek. Konsolidasyon süresi sonrasında sıçanlar sakrifiye edilecektir. Son aşamada sakrifiye edilen sıçanlar histolojik olarak incelenmek üzere uzatma modeli oluşturuan tibia kemiği alınacaktır. Her gruptaki sıçanların distraksiyon bitiminden 2,4 ve 6 hafta sonraki radyolojik görüntüleme sonuçları karşılaştırılarak skorlandı. Grup I, II ve III'deki sıçanların Modifiye Lane ve Sandhu Skorlama Sistemine göre puanlandırıldı. Modifiye Lane Ve Sandhu Radyolojik Skorlaması puanları üzerine süre ve cerrahinin anlamlı etkisi gözlendi. Grup 3 istatiksel olarak grup 2 ve grup 1 den modifiye lane ve sandle radyolojik skorlamasına göre istatiksel olarak anlamlı çıkarken grup 1 ile grup 2 arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark çıkmadı. Modifiye Lane Ve Sandhu Radyolojik Skorlaması puanları üzerinden cerrahi teknik olarak bakıldığında oblik ile düz osteotominin istatiksel olarak bakılıdığında anlamlı bir fark olduğu görüldü. Her gruptaki sıçanlar distraksiyon bitiminden 2 hafta,4 hafta ve 6 hafta sonra Heiple ve ark. tarafından modifiye edilen Lane ve Sandhu histolojik değerlendirme sistemine göre yapıldı. Grup I, grup II ve grup III olarak kendi içinde de süre bazlı olarak kıyaslandı. Gruplar haftalık olarak kendi aralarında değerlendirildiğinde Modifiye Lane ve Sandhu Histolojik Skorlaması açısından istatiksel olarak anlamlı fark vardı. Sıçanlar sakrifiye edilmeden önce tibiları incelendi. Bunlar enfeksiyon varlığı, nekroz, redüksiyon problem, kaynamama ve manipülasyona göre incelendi. Her grup kendi içinde incelendi. Enfeksiyon varlığının farklı zamanlarda Oblik ve düz cerrahi yöntemler arasında karşılaştırıldığında grup Ive grup II de istatiksel olarak anlamlı fark yokken grup III te oblik osteotomi ile düz osteotomi arasında anlamlı fark vardı. Yüzeyel nekroz varlığının farklı zamanlarda Oblik ve düz cerrahi yöntemler arasında karşılaştırıldığında grup I, grup II ve grup III arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Redüksiyon problemi varlığının farklı zamanlarda oblik ve düz cerrahi yöntemler arasında karşılaştırıldığında grup I de istatiksel olarak anlamlı fark varken grup II ve grup III te istatiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Kaynama durumu varlığının farklı zamanlarda oblik osteotomi ve düz osteotomi cerrahi yöntemler arasında karşılaştırıldığında grup I ve grup IIde istatiksel olarak anlamlı fark varken grup III te oblik osteotomi ile düz osteotomi arasında anlamlı fark yoktu. Manipülasyonun cerrahi teknik açısından karşılaştırıldığında oblik osteotomi ile düz osteotomi arasında anlamlı fark vardır. Biz yaptığımız çalışma sonucu sıçan tibia metafizer bölgeden yapılan düz ve oblik osteotomilerin hafta bazlı araştırıldığında oblik osteotominin radyolojik ve histopatolojik açıdan daha iyi kemik iyileşmesini sağladığını gözlemledik. Aynı zamanda makroskobik ve komplikasyonlar açısından değerlendirildiğinde oblik osteotominin daha üstün olduğunu gördük. Sıçan tibia metafizier bölgeden yapılan uzatma modellerinde daha az komplikasyonve daha iyi radyolojik ve histolojik sonuçlar açsısından oblik osteotomi kullanılmasını öneriyoruz.

HistolojiNasırOsteojenez+2
Ahmet Mesut Kayacan
Gaziantep University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sagittal split ramus osteotomisinde kullanılan farklı fiksasyon tekniklerinin üç boyutlu sonlu elemanlar analizi ile karşılaştırılması

SSRO, ortognatik cerrahide mandibulaya sıklıkla uygulanan yöntemlerden birisidir. SSRO uygulanmasının ardından fiksasyon sağlanması amacıyla en çok kullanılan tekniklerden birisi miniplak sistemleridir. SSRO operasyonlarının başarısını arttırmak amacıyla birçok miniplak tasarlanmış ve kullanılmıştır. Bu çalışmanın amacı, SSRO'nun fiksasyonunun stabilizasyonuna ilişkin biyomekanik unsurları değerlendirerek güvenli bir fiksasyon tekniği belirleyebilmektir. SEA yöntemi ile oluşturulan üç boyutlu mandibula modellerine SSRO uygulanmasının ardından distal segment 10 mm ilerletildi. Segmentler 4 delikli düz miniplak, 4 delikli eğimli miniplak, 6 delikli düz miniplak, 6 delikli eğimli miniplak, yeni tasarımla oluşturulan kırlangıç düz miniplak ve kırlangıç eğimli miniplak ile fikse edildi. Modellere ısırmayı simüle edecek şekilde çiğneme kaslarından kuvvet uygulandı. Fiksasyon sistemleri ile kemikte oluşan stresler ve segmentler arası yer değiştirme miktarları değerlendirildi. Kırlangıç miniplaklarda diğer miniplaklara göre daha yüksek maksimum stres değerleri bulundu. Vidalarda oluşan streslerde; en az stresin kırlangıç miniplakların fiksasyonunda kullanılan vidalarda oluştuğu görüldü. Kortikal ve spongiöz kemikte oluşan streslerde ise kırlangıç miniplakların kullanıldığı modellerde daha az stres oluştuğu gözlendi. Ayrıca segmentler arasında oluşan yer değiştirme miktarları değerlendirildiğinde; en az yer değiştirmenin kırlangıç miniplaklar ile fikse edilen modellerde olduğu bulundu. Kırlangıç miniplakların, SSRO operasyonlarında rutin olarak kullanılan 4 delikli ve 6 delikli miniplaklara göre kemik dokuya daha az stres ilettiği, daha stabil olduğu ve değerlendirilen teknikler arasında en başarılı fiksasyon tekniği olduğu sonucuna varıldı.

Dental stres analiziFiksasyonMandibula+4
Halil Anlar
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Monoplanar ve biplanar medial açık kama yüksek tibial osteotomilerde patellar yükseklik değişikliklerinin klinik sonuçlara etkisi

Medial kompartman artrozu tedavisinde yüksek tibial osteotomilerin rolü gün geçtikçe artmaktadır. Medial açık kama , lateral kapalı kama ve kubbe osteotomisi en sık kullanılan cerrahi yöntemlerdir. Gelişen implant teknolojisi ile birlikte medial açık kama yüksek tibial osteotomi günümüzde ön plana çıkmaktadır. Çalışmamızın amacı medial açık kama yapılan hastalarda ameliyat sonrası hasta memnuniyetini ölçmek, patellar indekslerini değerlendirmek ve bu durumun hastaların memnuniyeti üzerinde etkisini ölçmektir. Varus deformitesi olan medial kompartman artrozu olan hastalardan medial açık kama yüksek tibial osteotomi uygulanmış hastalar belirlendi ve iki gruba ayrıldı. Birinci grup; tibial tüberkülün distalde bırakıldığı iki planlı osteotomi tekniğiyle opere edilen hastalar, ikinci grup ise tek planda osteotomi yapılan hastalar olarak ayrıldılar. Her iki grupta preoperatif ve postoperatif Diz İncinme Ve Osteoartrit Sonuç Skoru ( Knee Injury and Osteoarthritis Outcome Score; KOOS), postoperatif Lysholm skorlaması ölçüldü. Hastaların preoperatif ve postoperatif Caton- Deschamps (C-D) indeksi, Tibial eğim (slope), dizin mekanik açıları hesaplandı. Ameliyat sonrası kaynama süreleri kaydedildi. Çalışmaya Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğinde 2015 ve 2020 yılları arasında 57 hastanın 59 dizine medial açık kama osteotomi tekniği ile yüksek tibial osteotomi uygulanan ve tespitin sabit açılı kilitli YTO plağı ile yapıldığı hastalar katıldı. Hastaların cinsiyetine göre oranı; 13 erkek , 44 kadın olarak saptandı. 2 hastanın bilateral dizine osteotomi uygulandı. Toplamda 36 sağ ,23 sol diz olarak belirlendi. Yaş ortalaması 49,44±7.39 (18-60) idi. Hastaların preop ve son kontrollerindeki KOOS skoru, Lysholm skoru ve dizin mekanik aks karşılaştırılması, istatiksel olarak anlamlı miktarda düzelme lehine bulunmuştur. Çalışmamızda ameliyat sonrası kaynamanın ortalama 9 hafta olarak belirlenmiştir. En geç kaynayan hasta 12 hafta olarak gözlenmiştir. Biplanar ile Monoplanar olarak iki grubu karşılaştırdığımızda anlamlı fark tespit edildi. Biplanar tipte kaynamanın az da olsa daha erken olduğunu gözlemledik. Bu farkın biplanar tipte kemik temas yüzeyinin biraz daha fazla olması sebebiyle olduğunu düşünmekteyiz. Medial açık kama yüksek tibial osteotomi ameliyatından sonra patella baja (infera) riski mevcuttur. Bizim çalışmamızdaki vakaların preoperatif C-D değeri ortalaması monoplanar grupta 1.06 (0,72-1,39), biplanar grupta 1.0 (0,70-1,37)olarak hesaplandı. Hastalarımızın hiçbirinde preoperatif patella baja yoktu. Hastaların postoperatif ortalama değeri ise monoplanar grupta 0.90 (0,71-1,19) , biplanar 0.97 (0,71-1,34) olarak ölçüldü. Bu iki gruptaki patellar indeks farklarında anlamlı sonuç bulamadık. Her iki grupta da patellar indeksler bir miktar azalmış olsa da değerlerin normal sınırda olduğu belirlendi.

OrtopediOrtopedik cerrahiOsteotomi+2
Sinan Yılmaz
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sagital split ramus osteotomisinde kullanılan farklı fiksasyon teknikleri ve bu tekniklerin temporomandibular eklem üzerine etkilerinin üç boyutlu sonlu elemanlar analizi ile karşılaştırılması

Sagital Split Ramus Osteotomisi, mandibular deformitelerin düzeltilmesinde en sık uygulanan ortognatik cerrahi yöntemlerden birisidir. SSRO cerrahisinin uygulanmasından sonra yeterli fiksasyonun sağlanması için en çok tercih edilen tekniklerden birisi mini plak- vida sistemleridir. SSRO cerrahilerinin post-operatif başarısını arttırmak için pek çok mini plak tasarlanmış ve kullanılmıştır. Bu çalışmanın amacı, SSRO'nun fiksasyonunun stabilizasyonuna ilişkin biyomekanik unsurları ve temporomandibular eklemdeki etkilerini değerlendirerek güvenli bir fiksasyon tekniği belirleyebilmektir. Mevcut çalışmada, distal segmentin 10 mm ilerletildiği bir SSRO cerrahisi modellendi ve SEA yöntemi ile analiz edildi. Kemik segmentleri 4 delikli mini plak, 6 delikli mini plak ve yeni tasarlanan: 6 delikli kırlangıç mini plak, 6 delikli yelpaze mini plak, 4 delikli çift Y mini plak ile fikse edildi. Modeller üst kafa kaidesinden sabitlenerek, ısırmayı taklit edecek şekilde kuvvetlere maruz bırakıldı. Fiksasyon işlemi sonrası kemikte oluşan stresler ve TME komponentlerindeki stres değerleri değerlendirildi. Yapılan analizler neticesinde; kırlangıç mini plaklarda diğer mini plaklara kıyasla en düşük stres değerleri bulundu. Vidalarda oluşan streslere bakıldığında ise en az stresin kırlangıç mini plakların fiksasyonunda kullanılan vidalarda oluştuğu görüldü. Ayrıca kırlangıç mini plağın, rutin olarak kullanılan 4 delikli ve 6 delikli mini plaklara ve diğer yeni tasarlanan yelpaze ve çift Y mini plaklara göre kemik dokuya daha az stres ilettiği ve daha stabil olduğu görüldü. TME yapılarına da daha az stres ileten ve stres yayılım paterninin de en dar olduğu tasarım olan kırlangıç mini plağın değerlendirilen teknikler arasında en başarılı fiksasyon tekniği olduğu sonucuna varıldı.

Kemik plaklarıKırık fiksasyonuMandibula+4
Fatma Nur Konarılı
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Medial açık kama yüksek tibial osteotomi ve lateral kapalı kama yüksek tibial osteotominin posterior tibial eğim açısına etkisi

Eklem kıkırdağı ve subkondral kemik yıkımı ile yapımı arasında ilişkinin bozulması ile meydana gelen hastalığa osteoartrit (OA) denir. Tek kompartman osteoartritine en sık sebepler genel olarak mekanik aks kaynaklı sorunlardır. Varus dizlerde genellikle medial kompartman artrozu görülür ve çizilen mekanik aks eklemin medialinden geçer. Bu problemin çözülmesi için medial kompartmana binen yükü azaltmak ve yük dağılımını eşitlemek için yüksek tibial osteotomi (YTO) tekniği gündeme gelmiştir. Çalışmamızın amacı medial açık kama yüksek tibial osteotomi ve lateral kapalı kama yüksek tibial osteotomi yapılan hastalar posterior tibial eğim açısının değişimini incelemektir. Çalışma 2018-2023 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi ortopedi ve travmatoloji bölüme diz ağrısı nedeni ile başvuran, çekilen direk grafilerde medial kompartmanda varus deformitesi olan, bu nedenle medial açık kama yüksek tibial osteotomi ve lateral kapalı kama yüksek tibial osteotomi yapılan 63 hasta üzerinden gerçekleşmiştir. Lateral grafi üzerinden her grubun posterior tibial eğim açıları ölçüldü. Yapılan ölçümler sonucunda gruplar birbirleri arasında istatistiksel olarak kıyaslandı. Medial açık kama osteotomi (MAKO) yapılan hasta grubunda Pre op PTEA değeri 8,08 ± 3,93 ve Post-op PTEA değeri 9,26 ± 4,03 olarak bulunmuştur. Buna göre MAKO yapılan hasta grubunda ameliyat öncesi ile ameliyat sonrası arasında PTEA arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Lateral kapalı kama osteotomi (LKKO) yapılan hasta grubunda Pre op PTEA değeri 7,75 ± 3,43 ve Post-op PTEA değeri 6,71 ± 3,55 olarak bulunmuştur (p>0,05). MAKO yapılan grubun ameliyat sonrası posterior tibial eğim açıları ortalaması 9,26 ± 4,03 iken, Ameliyat sonrası LKKO yapılan grubun PTEA ortalaması 6,71 ± 3,55 olarak bulunmuştur. İstatistiksel olarak anlamlı farklılık oluştuğu görülmüştür p<0,05). Medial açık kama yüksek tibial osteotomi sonrası posterior tibial eğim açısının arttığı görülmüş ve bu sonucun literatür ile uyumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Lateral kapalı kama yüksek tibial osteotomi sonrası ameliyat öncesi posterior tibial eğim açısı ile ameliyat sonrası eğim açısında fark olduğu ve kapalı kama yüksek tibial osteotomide eğimin azaldığı çalışmamızda gösterilmiş ve literatür ile desteklenmiştir.

Cerrahi işlemler-operatifDizDiz eklemi+4
Alperen Akyıldız
Gaziantep University
2023
00

Related subjects