Spatial analysis
69 theses under this subject heading
İçmimarlık öğrencilerinin tasarım yaklaşımının sinematik iç mekân analizleri ile desteklenmesi: Sineiçmekân ders modeli örneği
Bu çalışma, içmimarlık öğrencilerinin sinema filmi iç mekânlarını analiz etmeyi öğrenerek iç mekânda atmosfer tasarımı anlayışlarının ne derece gelişebileceğini araştırmak üzere yapılmıştır. Bu kapsamda Sineİçmekân adı verilen bir ders modeli kurgulanarak içmimarlık öğrencileri üzerinde araştırma yapılmıştır. Nitel araştırma modellerinden eylem araştırması yapılarak gerçekleştirilen bu çalışmada veri toplama aracı olarak mevcut durum analiz formları, mekân analiz formu, jüri değerlendirme formu, görüşmeler ve gözlem tekniği kullanılmıştır. Bu tezde; (1) sinema ve mekân ilişkisi kapsamında yapılan çalışmalara, (2) sinema ve içmimarlık disiplinlerinin etkileşimine, (3) sinemada iç mekân temsili ve bu temsilin araştırma için belirlenen kriterler ışığında nasıl incelendiğine, (4) yapım tasarımı ödüllü filmler üzerinden yapılan mekân okumalarına, (5) hazırlanan ders modelinin genel yapısı, içeriği ve sürecine, (6) araştırmanın yöntemine, (7) araştırmadan elde edilen bulgulara ve (8) bulguların yorumlanması ile araştırmadan elde edilen sonuca yer verilmiştir. Çalışmada Sineİçmekân ders modelinin içmimarlık öğrencilerinin mekân atmosferi oluşturmasına olumlu katkılarının olduğu ve ders modelinin öğrenciler ile uzmanlardan alınan dönütler doğrultusunda geliştirilebileceği tespit edilmiştir. Bu bağlamda tezin sinema ve içmimarlık disiplinlerinin etkileşimini kurmakla birlikte içmimarlık eğitimine katkı sağlaması hedeflenmiştir.
CBS tabanlı AHP yöntemi ile rüzgâr ve güneş enerji sistemleri için elverişli alanların belirlenmesi: Şanlıurfa ili örneği
İnsanlık, varoluşundan bu yana doğanın sunduğu kaynaklarla yaşamını sürdürmüş; ancak modern çağda bu kaynakların sınırları zorlanarak kritik bir eşiğe ulaşılmıştır. Enerji, yalnızca teknik bir ihtiyaç değil; toplumların ekonomik gücü, çevresel sorumluluğu ve siyasi bağımsızlığıyla doğrudan ilişkili stratejik bir unsurdur. Günümüzde enerji politikaları, yalnızca üretim hedefleriyle sınırlı kalmayıp; yaşam kalitesi, sürdürülebilir kalkınma ve gelecek kuşaklara bırakılacak mirasın da tanımına dönüşmüştür. Fosil yakıtların tükenme riski ve çevresel etkileri, daha temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelimi zorunlu kılmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynakları çevreyle daha uyumlu olmakla birlikte, sınırsız kullanılabilir değildir. Arazi kullanımı, çevresel etkiler, teknik yeterlilik ve yasal sınırlar gibi birçok unsur, santral yer seçiminde belirleyici rol oynamaktadır. Bu dönüşüm sürecinde, yenilenebilir enerji yalnızca teknik bir çözüm değil; aynı zamanda doğayla kurulan ilişkinin yeniden tanımlandığı, insanlık için etik bir sorumluluk alanıdır. Bu çalışmada, rüzgâr ve güneş enerjisi kaynakları için enerji üretim santrallerine en uygun alanların belirlenmesi amaçlanmıştır. Spesifik koşullara bağlı olarak, bazı durumlarda Güneş Enerjisi Santralleri (GES), bazı durumlarda ise Rüzgâr Enerjisi Santralleri (RES) daha avantajlı bir seçenek oluşturabilmektedir. Tarım arazileriyle daha uyumlu bir yerleşim yapısı sunması nedeniyle RES sistemleri öne çıkarken, yüksek güneş radyasyonu potansiyeline sahip bölgelerde ise GES sistemleri verimlilik açısından avantaj sağlayabilmektedir. Bu çerçevede, hem yaygın tarımsal faaliyetlerin varlığı hem de yüksek güneş radyasyonu nedeniyle Şanlıurfa ili, bu çalışma için test bölgesi olarak seçilmiştir. Uygunluk analizi, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. RES ve GES için ayrı ayrı 14'er kriter belirlenmiştir. Bu kriterler arasında arazi kullanımı, bakı, eğim, yükselti, fay hatlarına, yerleşim alanlarına, korunan alanlara, kuş göç yollarına, havaalanlarına, enerji nakil hatlarına, trafolara, kara yollarına ve su kaynaklarına uzaklık gibi 13 ortak unsurun yanı sıra, güneş radyasyonu ve rüzgâr hızı gibi enerjiye özgü kriterler de yer almıştır. Belirlenen kriterler, uzman görüşlerine dayalı AHP yöntemiyle ağırlıklandırılarak analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, GES için en uygun alanların Şanlıurfa geneline yayılmış olduğu, bunun bölgedeki yüksek güneş potansiyelinden kaynaklandığı görülmüştür. RES için en uygun alanlar ise ağırlıklı olarak ilin kuzeydoğusunda bulunan Karacadağ bölgesinde yoğunlaşmıştır. Ayrıca, her iki enerji türü için uygunluk gösteren örtüşen alanlar da tespit edilmiştir. Bu çalışma, enerji üretiminde çevre dostu alternatiflerin mekânsal planlamasına katkı sunarak, Türkiye'nin sürdürülebilir enerji politikalarının gelişimine destek sağlamaktadır.
Yapay zeka teknikleri kullanarakmekansal analizler
Gelişen teknolojiye ve bilgisayarlardaki işlem gücünün artmasına bağlı olarak, yaşamın birçok alanında kullanılmaya başlanan yapay zekâ teknikleri, günümüzde çok geniş bir uygulama alanına ve büyük öneme sahiptir. Bu önem, var olan büyük veri ile baş edebilecek önemli araçların başında gelen, yapay zekâ tekniklerine olan ihtiyacı üssel bir şekilde artırmaktadır. İhtiyaca bağlı olarak, açık kaynak kodlu veri ile birlikte, kod paylaşım platformlarının kullanılmasıyla, yapay zekâ tekniklerine dair yeni bakış açılarıyla, yeni yöntemler geliştirilmektedir. Böyle bir ortamda, coğrafi nitelikli veri seti ile bu veri setlerinin, yapay zekâ teknikleri kullanılarak analizi, yapay zekâ dünyasında, pastanın büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Bu yüzden, coğrafi nitelikli veri setinin, yapay zekâ tekniklerine uygun ve verimli bir şekilde uygulayabilmek adına, gelişmiş yapay zekâ tekniklerine dair iç dinamikler ile konum ve mekân kavramının iç dinamiklerinin birleştirmesi suretiyle, verimli şekilde karar alabilen modeller ve sistemler geliştirmenin, günümüzde büyük bir önemi vardır. Buna bağlı olarak, mekânsal problemin tanımlanması, bu mekânsal probleme dair çözüm yolları sunabilecek nitelikte, geleneksel yöntemler ile karşılaştırıldığında zaman ve maliyet açısından daha hesaplı olan uygun yapay zekâ tekniğinin, araştırılarak ortaya konulması gerekmektedir. Buradan yola çıkarak, mekân ve konum alanında uzman olan kişilerin, yapay zekâ kavramını, doğru bir hiyerarşi ve sınıflandırma altında öğrenmesi suretiyle, yapay zekânın konum bazlı uygulamalarında kullanılabilecek yapay zekâ tekniklerini kullanılmasıyla, günümüz problemlerine çözümler ortaya konulabilir (Cengiz Y. E., Ernst F. B., 2022). Bu çalışmada, öncelikle yapay zekâ tekniklerinin, doğru ve anlaşılır bir hiyerarşi altında, anlaşılır tanımları yapılmıştır. Sonrasında ise, bu tanım içerisinde, mekâna ve konuma dayalı uygulamalarda kullanılabilecek olan yapay zekâ tekniklerine, mekânsal açıdan genel bir bakış yapılarak, bu tekniklerden biri kullanılarak örnek bir uygulama yapılmıştır.
Coğrafi bilgi sistemleri destekli mekânsal istatistiksel yöntemler kullanılarak Konya şehrinde trafik kaza kara noktalarının belirlenmesi
Trafik kazaları günümüz dünyasındaki modern toplumların başa çıkmakta zorlandıkları en büyük sorunlardan birisidir. Sebep oldukları çok yüksek orandaki can ve mal kayıplarının azaltılması için pek çok çalışma gerçekleştirilmektedir. Çeşitli yöntem ve teknikler kullanılarak trafik kazalarının yoğunlaştığı bölgelerin belirlenmesi de bu çalışmalar içerisinde oldukça popüler bir başlıktır. Kaza kara noktası olarak da adlandırılan kaza sayısı açısından yoğun olan bu noktaların doğru şekilde tespit edilmesi trafik güvenlik politikalarının daha sağlıklı organize edilmesi açısından da oldukça önemlidir. Bu çalışmada Konya şehrini oluşturan Karatay, Meram ve Selçuklu ilçelerindeki trafik kaza kara noktaları tespit edilmiştir. Bu amaçla coğrafi bilgi sistemlerine dayalı mekânsal istatistiksel yöntemlerden yararlanılmıştır. Moran's I, Anselin Lokal Moran's I, Getis-Ord Gi ve Geary's C mekânsal otokorelasyon indislerinin yanı sıra çekirdek yoğunluk tahmin edicisi (Kernel Density Estimation) ve mekansal enterpolasyon (IDW) yöntemleri de kullanılmıştır. Çalışma verisetini 2017-2022 yılları arasında çalışma alanında meydana gelen ölü ve yaralanmalı trafik kazalarına ilişkin bilgiler oluşturmaktadır. Gerçekleştirilen analizler sonucunda ulaşılan bulgular trafik kazalarının belli bölgelerde yoğunlaştığını ve bu bölgelerde istatistiksel açıdan anlamlı kümelenmelerin oluştuğunu göstermektedir. Trafik kazalarının yoğunlaştığı bu bölgeler içerisinde yer alan toplam 32 farklı trafik kaza kara noktası belirlenerek bu noktaların detayları paylaşılmıştır. Çalışmamın son bölümünde süreç içerisinde ulaşılan bulgular ve elde edilen deneyimlerden yola çıkarak bazı sonuç ve önerilere yer verilmiştir. Son olarak ise literatüre katkı sağlaması açısından gelecek çalışmalara ışık tutacak öneriler paylaşılmıştır.
Restoran ve kafe iç mekân tasarımlarında sosyal medyanın etkisinin belirlenmesi
Teknolojinin gelişmesi ve sosyal medya kullanımının günümüz koşullarında kayda değer bir oranla artmasıyla birlikte, yaşam tarzımız ve davranış şekillerimiz de hızla değişmektedir. Dünyanın tamamını etkisi altına alan bu gelişmeler doğrultusunda, toplumlar bu yaşayış biçimine uyum sağlamış, hatta bunun bir parçası haline gelmiştir. Yaşanan bu değişiklikler sadece insanları değil, aynı zamanda insanların yaşadığı çevreleri ve mekânları da yoğun bir şekilde etkilemiştir. Mekânların çağımız koşullarına uygun şekil alması sebebiyle bu konuda en çok sorumluluk üstlenmesi gereken iç mimar, tasarımcı ve mekânları şekillendiren diğer meslek grupları da buna uygun hareket etmektedir. Tasarım süreçlerinde yer alan kriterlere ve yol haritalarına artık bir yenisi daha eklenmiş ve sosyal medya da bu sürece dâhil edilmiştir. İnsan algısını yönlendirerek tüketimi artırmayı hedefleyen politikalarda önemli rol oynayan reklam sektörüne, doğal yollarla artık sosyal medya da eklenmiştir. Bu yöntemi yani sosyal medyayı insanlar doğal bir süreçle, çoğunlukla maddi bir kâr amacı gütmeden, gittikleri mekânları, yedikleri yemekleri, kullandıkları eşyaları sosyal medya üzerinden paylaşarak ve yorumlayarak kullanmakta ve bu da doğal bir reklam ve algı süreci oluşturmaktadır. Bu durumu mekân tasarımı açısından incelediğimizde ilk karşımıza çıkan örnek restoran ve kafe iç mekânlarıdır. Bu tez çalışmasında gerçekleştirilen araştırma ve mekânsal analizler doğrultusunda sosyal medyanın özellikle restoran ve kafe iç mekân tasarımlarına bir tasarım kriteri olarak görülmesi gerektiği ve iç mekân tasarımında önemli bir etkisinin olduğu ortaya konmaktadır.
Türkiye'de iller ve bölgelerarası mali yakınsamanın mekansal analizi
Son yıllarda politika yapıcıların temel kaygısı, farklı bölgeleri veya ülkeleri benzer bir ekonomik kalkınma düzeyine getirme girişimine odaklanmıştır. Bu nedenle araştırmalar yakınsama politikalarının sadece kişi başı gelire değil aynı zamanda diğer değişkenlere de dayalı olarak değerlendirilmesine dayanmaktadır. Genel olarak neoklasik büyüme teorisinin bir sonucu olduğu düşünülen yakınsama aslında büyüme literatürünün etrafında geliştiği merkezi bir konudur. Bu tezde, gelir yakınsaması ile birlikte Türkiye'de bölgesel maliye politikaları arasındaki yakınsamanın varlığı Solow Büyüme Modeli çerçevesinde araştırılmıştır. Modelden yola çıkarak, ekonomiler arasında gelir yakınsaması mevcut olduğunda vergi gelirlerinin ve kamu harcamalarının da yakınsayacağını varsaymak makul bir hipotez gibi görünmektedir. Ayrıca, geleneksel gelir büyümesi modellerinde mekansal bağımlılık bulunduğundan yerel maliye politikasındaki büyümenin iller arasında da mekansal olarak ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu sebeple, il bazında uygulanan maliye politikalarının panel veri modeli ve mekansal panel veri modelleri (SAR, SEM, SAC, SDM) ile analiz edilmesiyle mekansal etkileşimin yakınsamaya etkisi ortaya çıkarılmıştır. Mekansal olmayan modellere göre kişi başı gelir, vergi ve kamu harcaması değişkenleri 2006-2020 dönemi için 81 il bazında koşullu yakınsama sergilemektedir. Mutlak yakınsama olgusuna sadece kişi başı gelir ve vergi gelirinde rastlanmıştır. Mekansal panel modellerinin sonuçları ise söz konusu dönemde sadece kişi başı gelir ve kamu harcaması değişkenleri için mekansal etkileşimin olduğunu göstermektedir. Kamu harcamaları ve vergilerin yakınsama ve büyümeye etkisi, hem mekansal hem de mekansal olmayan modeller yardımıyla da irdelenmiştir. Her iki değişkenin de söz konusu dönemde büyüme ve yakınsamaya katkısı olduğu tespit edilmiştir.
Küreselleşme bağlamında Arnavutluk tiran tarihi kent merkezinin sosyalist dönem sonrası gelişimi ve mekansal analizi
Küreselleşmenin artan etkisi altında şekillenen kentler, kentsel stratejilerini giderek küresel sermayenin taleplerine ve uluslararası ekonomik rekabete uyumlu hale getirmektedir. Bu bağlamda, rekabetçi bir küresel imaj yaratma çabası, çoğu kenti ikonik mimari projelere ve sembolik kentsel tasarımlara yönlendirmektedir. Ancak, uluslararası yatırım çekme amacına yönelik bu düzenlemeler, toplumsal eşitsizliklerin derinleşmesine ve kamusal alanların metalaşmasının hızlanmasına neden olmaktadır. Özellikle post-sosyalist kentlerde, devlet kontrollü ekonomik yapıdan piyasa odaklı ekonomi modeline geçişle birlikte ortaya çıkan neoliberal dönüşüm, sosyo-mekânsal eşitsizlikleri daha da belirgin hale getirmiş; özelleştirme ve hızlı kentsel büyüme süreçleri, kent peyzajlarının parçalanmasına yol açmıştır. Yaklaşık 45 yıl boyunca sosyalist bir sistemle yönetilen Arnavutluk'un başkenti Tiran, bu süreçte farklı bir seyir izlemiş ve hızlı nüfus artışı ile mekânsal düzensizliğin belirlediği kaotik bir geçiş dönemini takiben, önemli kentsel zorluklarla yüzleşmiştir. Bu sorunlara yanıt olarak, belediyenin yürüttüğü kentsel yenileme çalışmaları, kamusal alanların yeniden kazanılması ve kentsel kimliğin yeniden inşası üzerine odaklanmıştır. Bu kapsamda, tarihi merkezin korunması, yasa dışı yapıların yıkılması, cephe yenileme projeleri ve uluslararası tasarım yarışmaları aracılığıyla kamusal alanların canlandırılması gibi önemli adımlar atılmıştır. Söz konusu kentsel müdahaleler, yalnızca kentin işlevselliğini ve estetik görünümünü iyileştirmeyi değil, aynı zamanda Tiran'ın modern, dayanıklı ve uluslararası arenada öne çıkan bir kentsel merkez haline gelmesini amaçlamıştır. Bununla birlikte, son on yılda Tiran'ın kentsel öncelikleri kayda değer bir değişim göstermiş; kent, küreselleşmenin dayattığı yeni kentsel eğilimlere daha fazla tabi olmaya ve uluslararası yatırım ve ilginin odağı haline gelmeye başlamıştır. Bu dönüşüm bağlamında şu kritik soru ortaya çıkmaktadır: Tiran'ın başlangıçta kamusal alanların geri kazanımı ve kültürel mirasının korunmasına yönelik kentsel politikaları, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir kentsel gelişim modelini mi temsil etmektedir, yoksa küreselleşmenin ve uluslararası sermayenin artan baskıları, kentin sosyo-kültürel kimliğini koruma çabalarını zayıflatmakta mıdır?
Avrupa Birliği 15 ülkeleri ve Türkiye için emeğin gelir payının incelenmesi
Dünya genelinde emeğin gelir payı 1980 yılından beri bir azalma eğilimi içerisindedir ve bu azalışın nedenleri üzerinde ise hala bir fikir birliği sağlanamamıştır. Bu azalışın nedenleri üzerine çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Fakat, bildiğimiz kadarıyla, yapılan çalışmalarda Avrupa Birliği gibi entegrasyonun yüksek olduğu ülkeler için mekânsal etkileşimlerin göz ardı edildiği görülmektedir. Ayrıca, Türkiye için de makro dinamiklerin emek gelir payı üzerinde etkisinin incelenmediği görülmüştür. Bu çalışmanın temel amacı da, AB-15 ülkelerinde ülke ve bölge düzeyinde mekânsal etkileşimin emek gelir payı üzerindeki etkisini incelemek ve Türkiye'nin emek gelir payının makro dinamikleri araştırmaktır. Çalışma sonucunda edilen bulgulara göre, emeğin gelir payı AB-15 ülkeleri ve Türkiye'de zaman içerisinde azalma eğilimindedir. AB-15 ülkelerinde küreselleşme ve entegrasyon sürecinin emek gelir payı üzerindeki etkisi negatiftir. Ayrıca, AB-15 ülkelerinde mekânsal etkileşimin emeğin gelir payı üzerindeki etkisi negatif olup, Tek Piyasa Programı ile bu negatif etkide artış gözlenmiştir. Ayrıca, toplam faktör verimliliği, sermaye çıktı oranı ve dışa açıklığın emek gelir payı üzerindeki etkisi de negatiftir. Bununla birlikte, AB-15 ülkelerinde bölgesel düzeyde, tarım ve sanayi sektör paylarının emek gelir payı üzerindeki etkisi negatifken, hizmet sektörünün payının etkisi pozitiftir. Sanayi ve hizmet sektöründe ülkeler arası etkileşim negatifken, tarım sektöründe pozitiftir. Ayrıca Türkiye'de ekonomik büyümenin ve enflasyonun emek gelir payı üzerindeki etkisinin negatif olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
T.C. Sağlık Bakanlığı TRSM-Toplum ruh sağlığı merkezlerinin mekânsal açıdan değerlendirilmesi ve TRSM tasarım rehberi önerisi
Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ/WHO-World Health Organization) "tam bir fiziksel ve ruhsal iyi hâl durumu" olarak tanımladığı ruh sağlığı; bireyler, toplumlar ve ülkeler için büyük önem taşımaktadır. Bu öneme vurgu yapan, ülkeleri sağlık politikaları ve planlarına ruh sağlığını da dahil etmeleri yönünde teşvik eden DSÖ'nün çabalarına cevap veren Türkiye'de, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı(TCSB) tarafından, 2011 yılında, 2011-2023 yıllarında geçerli olmak üzere "Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı" yayınlanmıştır. Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı'nda, ağır ruhsal hastalıkların tanı ve tedavisi için hastane temelli hizmet modelinden uzaklaşılıp, toplum temelli hizmet modeline geçiş yapılması gerektiği, ancak kaynak yetersizliği sebebiyle bir ara model olan toplum-hastane denge modeline geçiş yapılacağı belirtilmektedir. Toplum-hastane denge modelinde hastane temelli yaklaşım Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastaneleri (RSHH) tarafından korunurken, Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri (TRSM) toplum temelli modele geçişin ilk adımını oluşturmaktadır. 2011 yılında yayınlanan ve 2014 yılında revize edilen "TRSM Yönergesi" ile açılmaya başlanan TRSM'lerin hedef kitlesi ağır ruhsal bozukluğu olan ve hastanede tedavisini tamamlayıp taburcu olmuş hastalar olmakla beraber, TRSM'ler üzerinden bu hastaların kayıt altına alınması, günlük tedavileri ve tedavi takipleri, iş-uğraş terapileri ve mesleki kurslarla topluma kazandırılmaları ile, yakınlarının ihtiyaç duydukları destek ve eğitimin verilmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışma, TRSM Yönergesi'nde TRSM'lerin fiziksel özellikleri ve mekânsal ihtiyaçlarının çok yetersiz bir biçimde ifade edildiği, halbuki TRSM tasarım kriterlerinin TRSM kullanıcılarının psikolojileri, verimlilikleri ve sağladıkları fayda açısından çok önemli olduğu tezinden ortaya çıkmıştır. Çalışma kapsamında, TRSM'lerin fiziksel ve mekânsal ihtiyaçlarının belirlenmesi ve bu ihtiyaçlar doğrultusunda, TRSM tasarım kriterleri önerisinin oluşturulması amaçlanmıştır. Araştırma sürecinde niceliksel ve niteliksel yöntemlerin bir arada kullanıldığı karma bir yöntem kullanılmıştır. Öncelikte kapsamlı bir literatür taraması yapılarak ruh sağlığı uygulamaları, tarihi ve örnekleri hakkında bilgi toplanmıştır. Daha sonra İstanbul Anadolu Kuzey Kamu Hastaneleri Birliği (İAKKHB) bünyesindeki Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (RSHEAH)'ne bağlı iki TRSM seçilerek (Beylerbeyi TRSM ve Sultanbeyli TRSM) saha çalışması yapılmıştır. Seçilen TRSM'ler öncelikle mekânsal koşullar ve kullanıcılar açısından niceliksel olarak incelenmiş; planlar, yapısal durum, kullanıcı istatistikleri gibi sayısal veriler toplanmıştır. Daha sonra niteliksel incelemeye geçilmiş ve TRSM kullanıcıları olan hastalar, hasta yakınları ve sağlık personeliyle yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmelerde kullanıcılara, TRSM'lerdeki deneyimlerinden yola çıkarak konum, mekân örgütlenmesi, iç mekân konfor koşulları ve mekân donatılarıyla ilgili önceden hazırlanmış sorular sorulmuştur. Yapılan görüşmeler deşifre edilerek, deşifre metinleri içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda elde edilen veri setine kodlama yapılmış ve kodlar gruplanarak sınıflandırılıp temalar elde edilmiştir. Son olarak temalar değerlendirilerek sonuç bulgularına ulaşılmış ve TRSM'ler için tasarım kriterleri önerilmiştir. Çalışmalar sonucunda ulaşılan bulgular, örnekler üzerinden hâlihazırdaki TRSM'lerin mekânsal ve fiziksel açıdan birçok eksikliğe sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bu eksikliklerin, gerek mevcut yapıların yapısal ve mekânsal imkânsızlıkları, gerekse yönergede yetersiz olarak açıklanan veya hiç bulunmayan ihtiyaç programı sebebiyle oluştuğu gözlenmiştir. Mekân örgütlenmesi, iç mekân konfor koşulları ve mekân donatıları başlıkları altında; TRSM'lerin konumları, ulaşılabilirliği, mekân boyutları, plan kurgusu, mekânsal nitelikleri, mekân organizasyonu, donatı özellikleri, aydınlatma ihtiyaçları, iklimlendirme ihtiyaçları, kullanılan renkler ve malzemeler, yapılan etkinlik ve aktiviteler, güvenlik gibi konulardaki eksiklikler ve gereksinimler; yapılan gözlemler, görüşmeler ve analizler sonucunda ortaya konmuştur. Sonuç olarak bu çalışmada TRSM tasarım kriterlerinin kullanıcıların psikolojileri, verimlilikleri ve sağladıkları fayda açısından çok önemli olduğunu doğrulanmış, mevcut veya gelecekte kurulacak TRSM'ler için rehber oluşturabilecek nitelikte tasarım kriterleri önerilmiştir.
İstanbul'daki üniversite kütüphanelerinde mekan ile kullanıcı ilişkilerinin sentaktik olarak irdelenmesi
Kütüphane mekanları geçmişten günümüze gelişim sürecinde teknolojik, mimari ve sosyal olarak geçirdiği evrimlerle içerik, mekan, kullanım ve kullanıcı profili olarak değişime uğramış, yeni mekansal deneyimler ve kullanım pratiklerine sahne olmaya başlamıştır. Bilginin kayıt yöntemleri değiştikçe her çağda mekansal ihtiyaçları değişmiş, günümüz teknolojisi ile bilginin elektronik ortamda depolanmaya başlaması sonucu artık kitapların raflara dizilerek saklandığı mekanlardan, bilgilerin bulutta depolanıp halka sunulduğu mekanlara dönüşmüş; mekanlar da kitap depolama dışında başka işlevlere odaklanmıştır. Kitaplar yoluyla bilgiye ulaşma imkanı veren mekanlar olmaktan çıkıp daha çok sanal yollarla bilgiye erişme imkanı tanıyan, sosyal bir ortam olarak kullanıcıya araştırma, çalışma, vakit geçirme imkanı veren esnek mekanlara dönüşmüştür. Bu tez çalışmasında çalışmasında İstanbul'da 20.yüzyılın ikinci yarısı ve 21.yüzyıl başlarında tasarlanan ve uygulanan üniversite kütüphanelerinde mekan morfolojisi ve mimari programının mekan kullanımı ile ilişkisi mekan dizim yöntemleri ile incelenmiş; üniversite kütüphanelerinin mekan morfolojisi ve mimari programının kullanıma sunduğu esneklik araştırılmıştır. Bu araştırmanın amacı, hem modern kütüphanelerdeki mekan kullanım alışkanlıklarını ortaya çıkarmak, hem de modern kütüphanelerin sahip olduğu morfoloji ve mimari programları irdeleyerek kullanıcıya sunduğu esnekliği inceleyerek bu durumun avantajlarını ve dezavantajlarını tartışmaktır. Bu bağlamda İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi, İstanbul Teknik Üniversitesi Mustafa İnan Kütüphanesi, Galatasaray Üniversitesi Suna Kıraç Kütüphanesi, Yıldız Teknik Üniversitesi Şehit Prof.Dr. İlhan Varank Kütüphanesi olmak üzere İstanbul'daki beş üniversite merkez kütüphane binasında kullanıcı davranışı ve belirlenen mekansal eylemler üzerine gözlemler ve mekansal analizler yapılmış, mekan programı ve morfolojisinin mekan kullanımına etkileri araştırılmıştır. Araştırmanın sonucunda, çalışmaya konu olan üniversite kütüphane binalarında mekandaki kullanıcı sayısı, mekansal davranış ve morfolojik bağlama göre mekanın mimari program yoluyla esnek veya katı bir karakter kazanmakta olduğu tespit edilmiştir. Araştırmaya konu olan üniversite kütüphanelerinin hepsinde her ne kadar açık plan uygulanmış olsa ve esnek programlı yapı morfolojisi bulunsa da mekansal davranış örüntülerinin çoğunlukla mekan programıyla daha uyumlu olarak ortaya çıktığı tespit edilmiştir.
İllerin vergi performansının mekansal analiz yöntemiyle ölçülmesi
Klasik OLS tahmincilerinin modellemeye komşuluk ilişkilerini dahil etmemesi sınırların kalktığı Dünya'da doğru analizler yapmamıza engel olabilmektedir. Ülkelerin, bölgelerin hatta şehirlerin bile birbirinden etkilendiği ve bu etkilerin modellere dahil edildiği mekânsal ekonometri 20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmış olmasına rağmen son yıllardaki teknolojik gelişmelerin sayesinde sosyal bilimlerde daha sık karşımıza çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında, tarih boyunca devletlerin en önemli gelir kaynağı olan vergilerin, teknolojinin yardımıyla ve coğrafi olarak uygulanan farklı politikalarla arttırılması için mekânsal bir analiz yapılmıştır. Yapılan testler sonucunda verilere en uygun model olan mekânsal Durbin Modeli (SDM) seçilmiştir ve analiz sonucunda bağımsız değişkenlerden dışa açıklık ve kişi başı gelir vergi gelirlerini pozitif yönde etkiliyorken, tarımın GSYH'ye oranı negatif yönde etkilemektedir.
Antik kent yerleşmelerinde fiziki ortam özelliklerinin rolü: Stratonikeia örneği
Bu tez çalışması, Stratonikeia teritoryumunun Dipsiz Çayı Havzası'nda antik dönem yerleşmelerinin doğal ortam koşullarıyla olan ilişkilerini coğrafi arkeoloji (jeoarkeoloji) perspektifinden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Holosende meydana gelen doğal ortam değişimleri antik dönem toplumlarında farklı yerleşme desenleri oluşturmuştur. Bu çalışmada Doğal ortam koşulları ile kültürel süreçlerin uzun dönemli etkileşimi farklı yöntemlerle incelenmiştir. Tezde SYM, MGM, HGM ve MTA verileri kullanarak tematik haritalar üretilmiş, sınıflandırmalarla elde edilen raster katmanları ESDA yöntemleri kullanılmıştır. ESDA analizleri kullanılarak havza içerisinde 20 farklı antik dönem yerleşmelerinin dağılımları test edilerek doğal ortam ile etkileşimi değerlendirilmiştir. Dipsiz Çayı Havzasında dönemsel yerleşim dağılımı rastlantısal olarak gelişmemiş her dönemin kendi sosyoekonomik ve politik nedenleri fiziki coğrafya ortamıyla uyumluluk göstermektedir. Stratonikeia teritoryumunun yerleşim deseni doğal ortam bakımından mikro ölçekte değişkenlik göstermektedir. Mikro ortam düzeyinde yapılan incelemeler kapsamında Stratonikeia antik kentindeki 6 yapıya ait stratigrafik kesitlerin tane boyu dağılımları hidrometre yöntemiyle belirlenmiştir. Helenistik dönemde kurulan kent yüksek enerjili birikim ortamından günümüze dengeli birikim ortamına evrilmiştir. Dendroklimatoloji analizleri kapsamında havza içerisinde farklı mikro topografya ortam koşullarına sahip 12 adet Kızılçam (Pinus brutia) ağaçlarından artım kalemleri, Stratonikeia antik kenti içerisinde restorasyonu başlayan 5 farklı yapıdan ahşap dilimleri alınmıştır. Analiz sonucunda havzanın iklim sinyalleri belirlenerek 1852-2025 yılları arası iklim trendi belirlenmiştir. Havza genelinde nemli-yağışlı ortam koşullarından nemli ancak görece daha düşük yağışlı, ılıman iklim koşullarına geçilmiştir. Bu çalışma kapsamında elde edilen bulgular, Dipsiz Çayı Havzası ve Stratonikeia antik kentinde yerleşimlerin dağılımının çoğu dönem için rastlantısal bir mekânsal düzen sergilediğini, ancak Post-Antik dönemde belirgin bir dağınık yerleşim deseni ortaya çıktığını göstermektedir. Doğal ortam bileşenleri, sedimanter süreçler ve dendroklimatolojik iklim sinyalleri birlikte değerlendirildiğinde, yerleşimlerin tek bir belirleyici faktöre bağlı kalmaksızın, çevresel koşullara duyarlı ve zamansal olarak değişken mekânsal stratejiler geliştirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Tezde kullanılan mekânsal analiz yöntemleri, sedimantoloji ve dendroklimatoloji analizleri coğrafi arkeolojinin gelişimine önemli katkılar sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Coğrafi arkeoloji, mekânsal analiz (ESDA), sedimantoloji, dendroarkeoloji, stratonikeia.
Toplumsal cinsiyet ve sosyoekonomik faktörler kapsamında kadın milletvekilleri temsilinin mekânsal analizi
Bir ülkenin sosyoekonomik gelişmişlik düzeyinin belirlenmesinde kadınların istihdam, eğitim, toplumsal ve siyaset gibi alanlardaki rolü önem teşkil etmektedir. Türkiye'de toplumsal cinsiyet kapsamında bu alanlarda kadının etkinliğinin çok fazla olmadığı söylenebilir. Özellikle siyaset alanında kadınların temsil oranı oldukça düşük düzeydedir. Kadınların siyasal katılımı çoğunlukla oy kullanma düzeyinde kalmaktadır. Kadınlar siyasal katılım temelinde siyasi partilerde üst düzey pozisyonlarda çok fazla görev almamaktadır. Bu nedenlerle çalışmada kadın milletvekilleri temsilinin mekânsal bağımlılığı, sosyoekonomik faktörler kapsamında araştırılmıştır. Kadın milletvekilleri temsilinin sınır komşusu bölgeler arasında yayılım gösterip göstermediği mekânsal panel veri analiziyle test edilmiştir. Mekânsal regresyon modellerine göre (Mekânsal Otoregresif Model, Mekânsal Hata Modeli ve Mekânsal Durbin Modeli) olabilirlik oran testiyle çalışma için uygun model araştırılmıştır. Mekânsal Hata Modeli mekânsal katsayı, bağımsız değişkenlerin anlamlılığı ve işareti açısından en uygun model olarak belirlenmiştir. Ayrıca kadın milletvekilleri temsilini etkileyen sosyoekonomik faktörlerin belirlenmesi hedeflenmiştir. Analizde Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) ikinci düzey (Türkiye'nin 26 alt bölgesi) İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması (İBBS) verileri ile Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) verileri kullanılmıştır. Analizde kadın milletvekili temsil sayısı bağımlı değişken olarak kullanılırken, kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla, kaba doğurganlık hızı, kadın istihdam oranı, yükseköğretim mezunu sayısı, boşanmış kadın sayısı ve evli kadın sayı bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Analizde Hausman testine göre Mekânsal Hata Modelinde sabit etkiler yöntemi geçerli bulunmuştur. Mekânsal Hata Modeli sonuçlarına göre ise, kadın milletvekilleri temsilinin sınır komşusu olan bölgeler arasında mekânsal bağımlılığı bulunmaktadır. Bir başka ifadeyle kadın milletvekillerinin sınır komşusu olan bölgeler arasında yayılma etkisi göstermektedir. Kadın milletvekili temsilini kişi başına gayri safi yurt içi hasıla, yükseköğretim mezunlarının sayısı ve kadınların evlenme sayısı pozitif yönde etkilerken, kadın istihdam oranı, kaba doğurganlık hızı ve kadınların boşanma sayısı negatif yönde etkilemektedir. Çalışma, kadın milletvekilleri temsilini mekansal panel veri analizi yöntemiyle araştıran çalışmalara rastlanılmaması nedeniyle özgünlük oluşturmaktadır.
Malzeme seçiminin iç mekân algısına etkisinin sanal gerçeklik ortamında analizi
Mekân algısı, bireylerin içinde bulundukları çevreyi nasıl deneyimlediklerine ve bu çevreyi nasıl anlamlandırdıklarına ilişkin psikolojik ve duygusal boyutları içeren çok katmanlı bir süreçtir. İnsanlar mekânı yalnızca fiziksel bir alan olarak değil, aynı zamanda duygusal ve bilişsel düzeyde anlam yükledikleri bir ortam olarak değerlendirmektedir. Bir mekânın estetik özellikleri, işlevselliği, kullanılan malzemeleri, iç mekân düzeni ve aydınlatma gibi unsurlar, bireylerin mekânla kurduğu ilişkide algıyı doğrudan şekillendiren temel faktörler arasında yer almaktadır. Mekân algısı, yalnızca fiziksel özelliklerle sınırlı kalmamakta; bireylerin söz konusu alanla yaşadığı duygusal, kültürel ve psikolojik deneyimlerin bütünsel bir etkileşimi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında, kullanıcı odaklı malzeme seçiminin iç mekân algısı üzerindeki etkilerinin sanal gerçeklik (VR) etkileşimli bir ortamda deneyimlenmesi yoluyla, daha verimli bir seçim süreci geçirilmesi ve buna bağlı olarak kullanıcı memnuniyetinin artırılması amaçlanmıştır. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü öğrencilerinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, iki aşamalı deneysel bir yönteme dayanmaktadır. İlk aşamada, katılımcılara farklı malzemeler kullanılarak tasarlanan sınıfın üç boyutlu görselleri üzerinden mekân algıları ölçülmüştür. İkinci aşamada ise aynı mekân, VR ortamında deneyimletilmiştir. Her iki aşamanın sonunda uygulanan anketlerle elde edilen veriler nicel analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, doğal malzemelerin katılımcılar tarafından daha sıcak ve samimi, yapay malzemelerin ise daha nötr ya da soğuk olarak algılandığını göstermektedir. Katılımcıların %87'si iç mimarlıkta kullanıcı odaklı tasarım süreçlerini desteklemede VR teknolojisini güçlü bir araç olarak değerlendirmiştir. Malzeme seçimlerinin yalnızca görsel nitelikleriyle ele alınmayıp aynı zamanda algısal ve duygusal etkileriyle de ele alınması gerektiği ortaya koyulmuştur. Bu tez çalışması, VR teknolojisinin iç mekân tasarımında malzeme seçimini daha etkin ve bilinçli bir sürece dönüştürdüğünü ve bu yolla daha estetik ve işlevsel mekânlar oluşturulmasına katkı sağladığını göstermiştir. Ayrıca, kullanıcıların tasarlanan mekânı VR ortamında gerçeğe en yakın şekilde deneyimlemesi, tasarım sürecine katılımı güçlendirerek müşteri memnuniyetini artırabilecek önemli bir etken olarak öne çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: İç Mekân Tasarımı, Malzeme, Mekân Algısı, Mekânsal Deneyim, Sanal Gerçeklik
Türkiye'de Çevresel Kuznets Eğrisinin mekansal analizi
Ekonomik büyüme ile çevre kirliliği arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya çalışan Çevresel Kuznets Eğrisi hipotezi literatürde oldukça popüler bir araştırma konusudur. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de Çevresel Kuznets Eğrisi hipotezinin mekânsal analizler ile test edilmesidir. Araştırmanın sonuçlarına göre 2011-2020 dönemi için ters U eğrisi tespit edilmiştir. Ayrıca çevre kirliliğinin mekânsal ilişkiler kapsamında bir bölgesel taşma etkisine sahip olduğu ve Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde Çevresel Kuznets Eğrisinin farklı etkiler gösterdiği tespit edilmiştir.
Türkiye'de ekonomik küreselleşmenin bölgesel analizi
Dünyada yaşanan küreselleşme süreci kendisini siyasi, kültürel, teknolojik ve ekonomik alanda farklı derecelerde göstermektedir. Özellikle ekonomik küreselleşme gerek ülke gerekse ülke altı bölgelerin ekonomik yapısı üzerinde dönüştürücü bir rol oynamaktadır. Bu süreçte küreselleşmeden kazançlı çıkan bölgeler olduğu gibi bazı bölgeler de ekonomik küreselleşmeden olumsuz etkilenebilmektedir. Bu durum bölgesel eşitsizlik problemleri olan ülkeler için dikkatle incelenmesi gereken bir konudur. Buradan hareketle, bu çalışmada Türkiye'de ekonomik küreselleşmenin bölgesel açıdan incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın analiz kısmında ekonomik küreselleşmenin göstergeleri olarak literatür de yaygın bir şekilde kullanılan Ticari Açıklık Oranı ve Doğrudan Yabancı Yatırımlar verileri kullanılmıştır. Bunların yanında ilgili döneme ait gelir düzeyinin görülmesi için Kişi Başına Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla (GSYH) ve bölgelerin küreselleşmesine katkıda bulunması sebebiyle Gelen Turist Sayısı verisi de analize dâhil edilmiştir. Söz konusu değişkenler 2010-2020 dönemi için Türkiye 81 il düzeyinde temin edilmiştir. İncelenen veriler Keşfedici Mekânsal Veri Analizi (ESDA) yöntemi ile analiz edilmiştir. Yapılan mekânsal veri analizi ile değişkenlerin bölgeler arasında mekânsal otokorelasyon oluşturup oluşturmadığı incelenmiştir. Gelen Turist Sayısı değişkenlerinde mekânsal otokorelasyon bulunamaz iken, Ticari Açıklık Oranı ve Kişi Başına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla verilerinde pozitif mekânsal otokorelasyon tespit edilmiştir. Doğrudan Yabacı Yatırım verilerinde ise mekânsal otokoreasyon incelenen yıllar arasında değişkenlik göstermekte olup 2010-2020 ortalaması için ise pozitif mekânsal otokorelasyon söz konusudur. Buna ek olarak, söz konusu değişkenlerde hangi illerin mekânsal olarak etkileşimde olduklarını tespit etmek için LISA analizi yapılarak mekânsal kümelenmeler tespit edilmiştir.
Yenilenebilir enerji dönüşümü: Seçilmiş ülkeler üzerine mekansal bir analiz
Mekansal analiz yöntemlerinde, analiz birimlerini oluşturan şehirler, ülkeler ya da bölgeler arası ilişkiler, birbirlerine olan coğrafi uzaklıklarına göre ağırlıklandırılarak ele alınmaktadır. Temel mantık, Tobler (1970)'in "Her şey birbiri ile ilişkilidir; ancak yakın olan şeyler uzak olanlara göre daha çok ilişkilidir" şeklinde ifade ettiği coğrafyanın temel yasasından ileri gelmektedir. Buna göre bir değişkene ait benzer değerler genellikle yakın konumlarda ortaya çıkar ve bu durum mekânsal kümelenme meydana getirir. Bu çalışmada, mekansal probit yöntemi kullanılarak ülkelerin yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını teşvik etmek amacıyla düzenleyici politikalar arasında en yaygın uyguladığı sabit fiyat garantisi (FİT) teşvik politikasını benimseme durumuna etki eden faktörler incelenmiş ve mekânsal etkinin derecesi hesaplanmıştır. Bu sayede, ülkelerin bu politikayı benimserken birbirlerine yakın olmalarının ne derece önemli olduğu, bir diğer deyişle komşuluğun ve gruplararası etkileşimin değeri vurgulanmıştır. Çalışmada, gelişmiş ve gelişmekte olan seçilmiş 54 ülkeye ait ABD Enerji Bilgi İdaresi ve Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı veri tabanlarından elde edilen 1980-2018 dönemi yıllık verileri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, enerji tüketiminden kaynaklanan toplam karbondioksit emisyonu, kişi başına düşen gayri safi yurt içi hasıla ve ülkelerin Kyoto Protokolü'ne katılımlarının yenilenebilir enerji teşvik politikasını benimseme durumları üzerinde pozitif ve anlamlı etkisi olduğunu göstermektedir.
Çanakkale kenti yerel seçimlerinin mekânsal analizi: Mahalle ölçeğinde
Çanakkale Kenti Yerel Seçimlerinin Mekânsal Analizi adlı, bu Seçim Coğrafyası Araştırması, yerel seçimlerde zamana bağlı olarak Çanakkale'de ve Merkez İlçe Mahallelerinde meydana gelen değişimleri, mekânsal siyasi farklılaşmaları, bunun sebep ve sonuçlarını ortaya çıkarma çabasının bir ürünüdür. Araştırma, 1980 askeri darbesinden günümüze kadar Türkiye'de ve Çanakkale'de yapılan yerel seçim sonuçlarını kartografik yöntemlerle ele almıştır. İlde siyasi bakımdan benzer ve farklı alanlar ve partilerin bu alanlara dağılışları ortaya çıkmıştır. Çanakkale kent merkezinde her mahallenin sosyal ve ekonomik özellikleri incelenmiş ve bunların seçimlere yansıması değerlendirilmiştir. Seçmen davranışlarını etkileyen faktörler dikkate alınarak, kent merkezinde mahallelere yönelik toplam 220 kişi ile yüz yüze tesadüfî örneklem tekniği kullanılarak anket uygulanmıştır. Anket sonuçları bize, mahallelerin birbirine yakın çizgide seçmen tabanına sahip olduklarını göstermiş ve bu sonuçların nedenleri üzerinde durulmuştur. Kentte yaşayan seçmenlerin; adaylarda aradıkları özellikler, parti değiştirme sebepleri, kent için gördükleri öncelikli sorunlar, seçim dönemlerine göre değişen oylar ve partiler arası taban kaymaları gibideğerlendirmeler dikkate alınırsa; ileriki dönemlerde yapılacak seçimlerde, ilin seçmen kitlesini tanınması ve uygulanmak istenen seçim kampanyaları açısından ön bilgi niteliği taşıyacaktır.
Ekonomik kalkınmayı etkileyen sosyo-ekonomik faktörlerin mekânsal analizi: Avrasya örneği
Sosyo-ekonomik faktörler ülkelerin milli gelir, eğitim, sağlık, kişisel özgürlük, girişimcilik, güvenlik, sosyal sermaye, işsizlik gibi birçok unsurunu kapsamaktadır. Toplumsal yapının en önemli unsurları olan bu değişkenler, insanların ihtiyaçlarını ne ölçüde karşılayabildiklerini ortaya koymaktadır. Kalkınma çabasındaki ülkelerin performanslarının değerlendirilmesinde bu sosyo-ekonomik faktörlerin iyi okunarak analiz edilmesi gerekmektedir. Ekonomik kalkınma incelenirken, toplumu etkileyen tüm faktörler birlikte dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla ülkelerin sahip olduğu sosyo-ekonomik faktörlerin ekonomik kalkınma düzeylerine etkisi bütüncül yaklaşımı gerekli kılmaktadır. Söz konusu yaklaşım, faktörler arasındaki ilişkileri tek taraflı incelemeyi reddederek çok yönlü etkileşimlerini esas alır. Sosyo-ekonomik faktörler mekânsal etkiyle değişime uğramakta ve coğrafi yakınlıkları olan bölgeleri etkilemektedir. Etkinin derecesi mekânsal bağımlılığa göre farklılaşırken ülkelerin ekonomik kalkınma düzeyleri bundan etkilenmektedir. Bu çalışma, geniş bir coğrafyada yer alan Avrasya ülkelerine yönelik olarak yapılmıştır. Elde edilen sonuca göre kullanılan sosyo-ekonomik faktörlerin pozitif ve negatif kümelenmeleri, kalkınma göstergesi olarak belirlenen kişi başına düşen milli gelir ile örtüşmektedir. Bu örtüşme, kalkınma hedeflerinin gerçekleşmesi için sosyo-ekonomik faktörlerin iyileştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Kalkınma, Sosyo-Ekonomik Faktörler, Bütüncül Yaklaşım, ESDA, LISA, Mekânsal Otokorelasyon.
Katı atık toplama ve taşımanın maliyet ve mekânsal analizi: kütahya ili örneği
Atık sorunu, insanoğlunun yerleşik hayata geçmesiyle başlamış, kentleşme, sanayileşme ve nüfus artışıyla birlikte baş edilmesi zor çöp yığını haline gelmiştir. Çevre ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilere neden olan atıkların sürdürülebilir bir katı atık yönetimine olan ihtiyacı giderek artmıştır. Katı atık yönetimi sistemlerinde maliyet kaleminin en önemli kısmını, katı atıkların toplanması ve taşınması aşaması oluşturmaktadır. Maliyetlerin en aza indirilmesi için atıkların ekonomiye geri kazandırılması ya da atıkların toplanması ve taşınmasında güzergâh optimizasyonunun sağlanması gerekmektedir. Atık sorununu önemli kılan diğer bir konu ise, Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde, Türkiye'nin AB Atık Direktifi'ne uyumunu ve çevre korumasını sağlayarak AB'ye katılım sürecini hızlandırmak istemesidir. Bu çalışmanın amacı, AB hibe programı ile KÜKAB projesini sürdüren Kütahya ilinin katı atık toplama ve taşıma maliyetini analiz etmektir. 2014 yılına ait veriler doğrultusunda il merkezi dâhil olmak üzere toplam 13 ilçeye ait maliyet analizi yapılmıştır. Bu hesaplamalardan hareketle mekânsal otokorelasyon analizi de gerçekleştirilmiştir. Mekânsal etkileşim ve komşuluk ilişkilerinden yararlanılarak coğrafi görselleştirmeler ortaya konmuş daha sonra ESDA ve LISA mekânsal istatistik uygulaması gerçekleştirilmiştir. Türkiye'de, 21. yüzyılda önemli bir sorun olan katı atıkların maliyet analizine ilişkin çalışmalar sayıca azdır. Mekânsal otokorelasyon analizinin katı atık maliyet hesaplaması konusunda hiç kullanılmamış olması önemli bir eksikliktir. Bu çalışma, söz konusu eksikliği doldurması açısından literatüre katkı sağlamaktadır. Yapılan maliyet analizi sonucunda, katı atık miktarının artmasına konu olan nedenlerin, katı atıkların toplama ve taşıma maliyetlerini arttırdığı gözlemlenmiştir. Nüfusun en yoğun olduğu merkez ilçede, katı atıkların toplama ve taşıma maliyeti yüksek hesaplanmıştır. Kişi başına düşen toplama maliyetlerinde, mekânsal etkilerin anlamlılığı bulunamamıştır. Kişi başına düşen taşıma maliyetlerinde Şaphane, Simav, Hisarcık ve Gediz ilçelerinde pozitif mekânsal otokorelasyonun varlığı tespit edilmiştir. İlçeler komşuluk ilişkileri ile birbirlerini kişi başına düşen taşıma maliyetlerini arttırma yönünde etkilemektedir. Bu ilçelerde alınacak maliyet azaltıcı önlemler komşuluk ilişkisi ile taşma etkisi oluşturarak bu bölgede avantaj yaratabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Katı Atık, Katı Atık Toplama ve Taşıma Maliyeti,KÜKAB, Mekânsal Otokorelasyon Analizi, Mekânsal Analiz.
Türkiye'de kültürel çeşitliliğin bölgesel kalkınma üzerindeki etkisinin mekansal analizi
Farklı kültürden insanların aynı coğrafyayı paylaşması ile oluşan kültürel çeşitlilik olgusu, dünya tarihinde yeni bir konu olmamakla birlikte 1980 sonrasında yaşanan küreselleşme süreci ile birlikte daha yaygın bir hal amıştır. Artan kültürel çeşitlilik, farklı alanlardan araştırmacıların ilgisini çekmiş ve 1990'lı yıllardan itibaren kültürel çeşitliliğin, ülkelerin ekonomik performansları üzerine etkilerini analiz eden çalışmalar yapılmıştır. Bu konudaki öncü çalışmalarda yüksek kültürel heterojenliğin zayıf ekonomik performansa neden olduğu tespit edilmiştir. İlerleyen süreçte ise bazı araştırmacılar, belli koşullar altında kültürel çeşitliliğin pozitif ekonomik sonuçlar sağlayabileceğini ortaya koymuştur. Kültürel çeşitlilikle ilgili olumlu yaklaşımın altında yatan temel görüş, farklı kültürel arkaplana sahip bireylerden oluşan bir grupta fikir çeşitliliğinin daha yüksek olmasıdır. Bu durum, bireyler arasında yetenek tamamlayıcı bir etki yaratır ve kültürel açıdan heterojen grup homejen gruba kıyasla belirli bir işte daha iyi performans gösterir. Bu çalışmanın amacı, kültürel çeşitliliğin bölgesel kalkınma üzerine etkisini Türkiye'de 81 adet Düzey 3 bölgesi (iller) kapsamında incelemektir. Çalışmada öncelikle, literatürde yaygın bir şekilde kabul görmüş ölçüm kriteri olan doğum yeri farklılıklarına göre kültürel çeşitlilik endeksi oluşturulmuştur. Bölgesel kalkınma göstergeleri olarak ise illerin kişi başına gelir, inovasyon ve girişimcilik düzeyleri kullanılmıştır. Ampirik analizler, mekansal istatistik ve mekansal ekonometrik yöntemler ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre Türkiye'de kültürel çeşitlilik, bölgesel kalkınmayı pozitif yönde etkilemektedir. Sonuçlar genel olarak literatürle uyumluluk göstermektedir. Diğer taraftan mekansal analizler bölgeler arası mekansal bağımlılığın varlığına işaret etmektedir.
Balkanlardan Anadolu'ya yönelik göçlerin mekânsal etkileri (Bursa'daki Bulgaristan göçmenleri örneği)
Göç hareketleri, mekân üzerinde çeşitli etkilere neden oldukları için coğrafya biliminin de çalışma alanına girmektedir. Bu biliminin temel ilke ve prensiplerine bağlı kalınarak hazırlanan bu çalışmanın amacı, Bursa-Osmangazi sınırları içerisinde Bulgaristan kaynaklı göçlerin mekânsal etkilerini ortaya koymaktır. Yüzyıllardan beri yaşadıkları topraklardan, politik nedenlerden dolayı göç etmek zorunda kalan Bulgaristan Türklerinin anavatan olarak gördükleri Türkiye'de iskân edildikleri illerin başında Bursa gelmiştir. Böylece burada çeşitli mekânsal etkilere neden olmuşlardır. Bu tez çalışması, hem nitel hem de nicel veriler kullanılarak hazırlandığı için karma desenli bir çalışmadır. Ayrıca nitel araştırma yönteminin etnografik deseni ve saha çalışmalarında ise yapılandırılmış mülakat yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışma da Bursa ili Osmangazi ilçesinde Bulgaristan kaynaklı göçlerin nüfus, yerleşme örüntüsü, ekonomi, sosyal ve kültürel etkilerinin araştırılması hedeflenmiştir. Bu doğrultuda konuyla ilgili literatür incelenmiş, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ortamında bulunan veriler taranmış, farklı zamanlarda saha çalışmaları yapılarak belirlenen katılımcılar ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin ise içerik analizleri yapılmış, tablo, grafik ve haritalarla görselleştirilmişlerdir. Zorunlu olarak meydana gelmiş kitlesel bir göç niteliğinde olan Bulgaristan kaynaklı göçler, Osmangazi İlçesindeki nüfusun miktarında ve yapısında değişikliklere neden olmuştur. Bunların yanı sıra göç hareketleri sonucunda yeni yerleşmeler kurulmuştur. Göçlerin yerleşme üzerine bir diğer etkisi de Bulgaristan kökenli isimlerin yer adı olarak kullanıldığı görülmüştür. Ekonomik anlamda ise başta tarım ve sanayi olmak üzere birçok sektörün gelişmesinde, atıl durumdaki arazilerin kullanılmaya başlanması ve vasıflı iş gücü kazanımı gibi etkilere neden olmuştur. Sosyal ve kültürel açıdan bakıldığı zaman ise çalışma sahası içerisinde Bulgaristan göçmenleri tarafından kurulan yöresel dernek olmadığı belirlenmiş, kültürel açıdan ise Bursa ile uyumlu oldukları tespit edilmiştir.
Türkiye'de cinsiyet eşitsizliği ve ekonomik kalkınma: İller düzeyinde bir mekânsal veri analizi
Toplumsal cinsiyet kavramsal olarak cinsiyet kavramından farklıdır. Cinsiyet başlı başına biyolojik bir karşılık iken, toplumsa cinsiyet; cinsiyetteki normlar üzerinde kurulan rollerin tümüne karşılık olarak kullanılmaktadır. Günümüz toplumlarının birçok yapısında özellikle kadınlara yönelik olan eşitsizlikten dolayı, daha çok bir kadın problemi olarak görülmektedir. Cinsiyet eşitsizliğinin toplumsal yapıdaki kalkınma araçlarında olumsuz yansıması açısından önemli bir hal almıştır. Özellikle beşerî sermaye açısından değerlendirildiğinde bu eşitsizlik birçok emek kaybına neden olduğu söylenebilir. Bu araştırmada ise Türkiye'de cinsiyet eşitsizliği ve ekonomik kalkınma ilişkisi iller düzeyinde Keşfedici Mekânsal Veri Analizi teknikleri ile incelenmiştir. Bulgular göstermektedir ki Türkiye'de iller arasında cinsiyet eşitsizliği göstergeleri ve gelir düzeyi ile ilgili kayda değer ölçüde pozitif mekânsal otokorelasyon ya da bir başka deyişle mekânsal bağımlılık söz konusudur. Bu durum Türkiye gibi yıllardır bölgesel gelişmişlik farklılıkları ile mücadele eden bir ülke için bölgesel kalkınma sorunlarının devam ettiğini göstermektedir. Araştırmada cinsiyet eşitsizliği kapsamında incelenen değişkenler birbirleri ve kişi başına gelir düzeyi ile de karşılıklı bir ilişki içerisindedir. Kadınların eğitim düzeyleri ve işgücüne katılmaları gibi değişkenleri ise büyük ölçüde bölgelere özgü kültürel ve sosyo-ekonomik faktörler şekillendirilmektedir. Bu nedenle araştırmada tespit edilen sorunlu bölgelerde yapılacak daha detaylı saha çalışmaları ile konunun ayrıntılı bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. Anahtar Sözcükler Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, Ayrımcılık, Ekonomik Büyüme, Kalkınma
İstanbul Bahçeşehir yerleşiminin morfolojik olarak incelenmesi
Bu çalışma kapsamında, bahçe şehir kavramı üzerinden, kent morfolojisi yöntemi kullanılarak, İstanbul/Bahçeşehir yerleşimine dair bir mekansal okuma yapılmıştır. Çalışmanın altyapısını 4 ana bölüm oluşturmaktadır. Bunlar; kavramsal açılımlar, bir yöntem olarak kent morfolojisi, inceleme alanı olan İstanbul/Bahçeşehir yerleşiminin tanıtılması ve Bahçeşehir yerleşiminin kent morfolojisi yöntemiyle analizidir.Kavramsal açılımlar bölümü, çalışmanın fikirsel altyapısını oluşturmaktadır. Bu bölümde ilk olarak, kentsel mekanlarda yaşanan problemlere yönelik çözüm önerileri olarak kent dışı/kenarı yerleşim birimlerinin tarihsel süreç içinde oluşum sebeplerine değinilmiştir. 19.yüzyılda üretilen bir akım olarak `'bahçe şehir teorisi'' Ebenezer Howard'ın Garden Cities of Tomorrow isimli çalışmasındaki anlatımı ve diyagramları baz alınarak açıklanmıştır. Ardından, bahçe şehir akımının etkisinde tasarlanan ve uygulanan yerleşimler tanıtılmıştır. Yerleşimlere ait planlar üzerinden morfolojileri incelenmiştir. Bu bölümün ikinci ana başlığında konut üretiminin tarihsel gelişimi bağlamında altkentleşme tartışılmıştır. Bu tartışmada amaç, dünyada ve Türkiye'deki konut gelişiminden bahsetmek ve kentlerin çeperinde kurulan altkentlerin oluşum sürecini sorgulamaktır.Kent morfololijisi bölümünde, çalışmanın yöntemi olarak seçilen kent morfolojisinin amacı, kentin morfolojik ögeleri, morfolojik araştırmanın prensipleri, morfolojik araştırma yapmanın nedenleri ve kent morfolojisine yön veren ekoller anlatılmıştır.Çalışma alanı olarak seçilen İstanbul/Bahçeşehir yerleşiminin tanıtıldığı bölümde, alana ait fiziksel verilerden bahsedilmiş, bölgenin Bahçeşehir yerleşimine dönüşmesi sürecinde rol alan faktörlere, planlama sürecine ve planlamada temel alınan ilkelere değinilmiştir. `'Bahçe şehir'' kavramının, zaman, coğrafya, toplum gibi değişkenlerin etkisi altında, farklı yerlerde nasıl evrildiği sorgulanmıştır. Bu inceleme sırasında, İstanbul/Bahçeşehir yerleşiminin reklam ve tanıtım metinlerinden de faydalanılmıştır.Bahçeşehir'in kent morfolojisi yöntemiyle analizi bölümünde, sokak/cadde tipolojisi, arazi kullanımının analizleri yapılmış, analizler görsel olarak ifade edilmiş ve yazılı metinle açıklanmıştır. Analizler, Bahçeşehir'i etaplara ve alt bölgelere ayrıştırarak detaylandırılmıştır.Anahtar Kelimeler: bahçe şehir, kent morfolojisi