Periodontitis

121 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessEN

Evaluation of the clinical and immunomodulatory effects of the probiotic lozenges or sub-antimicrobial dose doxycycline as adjuncts to non-surgical periodontal therapy in chronic periodontitis

The effect of probiotics or sub-antimicrobial dose doxycycline (SDD) as an adjunct to scaling and root planing (SRP) on inflammatory parameters in chronic periodontitis (CP) patients needs further investigation because of the controversial data. Therefore, the aim of the present study was to evaluate the clinical and immunomodulatory efficacy of Lactobacillus reuteri (L. reuteri) containing lozenges (Probiotic) or SDD (Doxycycline hyclate) as adjuncts to non-surgical periodontal therapy. A total of 45 patients, with at least 2 teeth having one approximal site with a probing depth (PD) of 5-7 mm and gingival index (GI) of ≥2 in each quadrant, were selected and randomly divided into 3 groups. Group I received SRP + Probiotic lozenges (2x108 cfu/ml), Group II received SRP + SDD (doxycycline hyclate) tablets, whereas Group III received SRP + placebo. Plaque index (PI), GI, PD, bleeding on probing (BoP) and attachment gain were measured and gingival crevicular fluid (GCF) sampling was performed at baseline and day 90. GCF analysis were assessed by enzyme linked immunosorbent assay (ELISA). GCF volume, MMP-8 and TIMP-1 levels were also evaluated at baseline and at day 90. Intra-group comparisons of all parameters were evaluated with paired sample t test while inter-group comparisons of all clinical and biochemical parameters were evaluated with Oneway Anova test. Tukey test was used for the double comparisons of the groups. The statistical significance was set at p <0.05. At the end of the observation period, statistically significant improvements in all evaluated parameters were observed within each group. Inter- group comparisons of mean differences of both clinical and biochemical parameters revealed statistically significance in favour of both SRP + Probiotic and SRP + SDD between days 0-90 at the end of day 90 (p< 0.05). However, no siginificant differences were observed between SRP + Probiotic and SRP + SDD in terms of both clinical and biochemical parameters. (p> 0.05) In conclusion, the results of the present study revealed that the adjunctive usage of L. reuteri containing lozenges and SDD tablets significantly reduced inflammation when compared to SRP + placebo in CP patients.

Anti infective agentsDoxycyclinePeriodontics+3
Yüksel Sadberg Cihangir Hamud
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessEN

Clinical and microbiological effects of probiotic containing lozenges in comparison to sub-antimicrobial dose doxycycline in the treatment of chronic periodontitis: 3-month follow-up

The aim of this study is to evaluate clinical and microbiological effects of Lactobacillus reuteri (L.reuteri) containing lozenges in comparison with the usage of sub-antimicrobial dose-doxycycline (SDD) containing tablets as adjunctive to initial periodontal therapy in chronic periodontitis (CP) patients A total of 45 patients, with 2 teeth in each quadrant having at least one approximal site with a probing depth (PD) of 5-7 mm and gingival index (GI) of ≥2, were selected and divided randomly into 3 groups. Group I received scaling and root planning (SRP) + L. reuteri containing lozenges, whereas Group II received SRP + SDD containing tablets, and Group III received SRP + placebo. Plaque index (PI), GI, PD, relative attachment level (RAL) and bleeding on probing (BoP) were measured for clinical evaluation. Microbiological sampling was performed at baseline and at day 90, and was analyzed by culture method. Total viable count (TVC) and proportions of obligate anaerobic bacteria were evaluated. The paired sample t test was used for intra-group comparison of the clinical parameters and the proportions of obligate anaerobic bacteria, whereas the Wilcoxon sign test was used for the TVC values. One-way ANOVA test was used for the inter-group comparisons of mean differences of clinical parameters and proportions of the obligate anaerobic bacteria (%), while Kruskal-Wallis Test was used for the TVC values. Statistical significance was set as p<0.05. Tukey test was used to evaluate the comparisons of the clinical parameters and proportions of obligate anaerobes in pairs, whereas Mann–Whitney U-test was used for the evaluation of TVC values in pairs. Statistical significance was set as p<0.05. All treatments resulted in statistical significantly improvements in terms of the clinical and microbiological parameters at the end of the observation period. Intergroup comparisons of the mean differences of PI, GI, BoP, PD and attachment gain revealed statistical significance in favor of both SRP + Probiotic and SRP + SDD groups (p<0.05) at the end of day 90. Intergroup comparisons of TVC values revealed significance in favor of the SRP + Probiotic group at the end of day 90 (p<0.05). Intergroup comparisons of proportions of obligate anaerobic bacteria revealed statistical significance in favor of the SRP + Probiotic and SRP + SDD groups when compared to the SRP + Placebo between days 0 and 90 (p<0.05). Within the limitation of this study, it can be concluded that L. reuteri containing lozenges and SDD containing tablets might be adjunctive useful agents for the improvement of periodontal health in CP patients.

Anti infective agentsDoxycyclineDose-response relationship-drug+3
Sarah Alsulaımanı Büyükdağ
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontitis-periimplantitis ve sağlıklı bireylerin radyografilerinin fraktal analiz yöntemi ile incelenmesi

Periodontal ve peri-implanter hastalıklar inflamatuar hastalıklardır ve teşhislerinde klinik muayenenin yanı sıra radyografların rolü büyüktür. Son yıllarda radyografiler ve dijital görüntüler kullanılarak birçok hastalığın kemikteki prognuzunun teşhisi için fraktal analiz (FA) yöntemi kullanılmaktadır. Çalışmamızın amacı farklı periodontal ve peri-implanter hastalıklı bireylerin interdental kemik bölgesinde meydana gelen değişikliklerin FA yöntemiyle incelenmesidir. Çalışmamıza genel ağız teşhisine göre sağlıklı periodonsiyum tanısı konmuş 54, gingivitis tanısı konmuş 59 ve periodontitis tanısı konmuş 67 olmak üzere toplam 180 birey, örnek bazlı olarak sağlıklı diş tanısı konmuş 87, gingivitis tanısı konmuş 56, periodontitis tanısı konmuş 37, sağlıklı implant tanısı konmuş 30, peri-mukozitis tanısı konmuş 30 ve peri-implantitis tanısı konmuş 30 olmak üzere toplam 270 örnek dahil edildi. Bireylerin periodontal klinik ölçümleri [plak indeksi (PI), modifiye plak indeksi (mPI), gingival indeks (GI), modifiye sulkus kanama indeksi (mSKI), sondalamada kanama indeksi (BOP), klinik ataçman seviyesi (KAS), sondalanabilir cep derinliği (SCD), çekilme derinliği (ÇD) ve marjinal kemik kaybı (MKK)], ve panoramik röntgenleri alındı. Panoramik radyografiler üzerinde 10 x 25 piksel olacak şekilde dikdörtgen alanlar seçilerek, trabeküler yapının fraktal boyutu (FB) ImageJ program üzerinden hesaplandı. İstatistiksel analizler için SPSS, Kruskar-Wallis, Mann Whitney-U, Pearson korelasyon katsayısı ve t testleri kullanıldı. Değerlendirmeler sonucunda tüm peri-implant örneklerin FB değerleri periodontal örneklerin FB değerlerinden anlamlı derecede daha düşük bulundu(p<0,05). Ayrıca FB değerleri ile KAS arasında istatistiksel olarak anlamalı derecede pozitif korelasyon saptanmıştır. Örneklerm büyüklüğü daha fazla olan, başka radyografik tekniklerinin kullanıldığı, farklı ROI boyutlarının kullanıldığı, koronal ve apikal olarak maksilla ve mandibulada farklı interdental ve implant-diş arası alanları değerlendiren çalışmalara ihtiyaç vardır.

Fraktal analizPeriimplantitisPeriodontal hastalıklar+5
Hanıeh Meysamıpour
Gaziantep University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çölyak hastalarında periodontal durumun serum ve dişeti oluğu sıvısı tümör nekroz faktörü alfa (TNF-α) ve interlökin-6 (IL-6) seviyeleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Periodontal hastalıklar primer etyolojik faktörü mikrobiyal dental plak olan, enflamatuar hücre birikimi, bağ dokusu ve alveoler kemik yıkımıyla karakterize hastalıklardır. Çölyak hastalığı gastrointestinal sistemi tutan, patogenezinde genetik, immünolojik ve çevresel faktörlerin rol aldığı, otoimmun ve inflamatuar hastalıklardır. Her iki hastalığın immünopatogenezinde ortak noktalar ve benzerlikler olmakla birlikte serum TNF-α ve IL-6 gibi sitokin seviyelerinde artış tespit edilmiştir. Çalışmamızın amacı hem çölyaklı hem sistemik olarak sağlıklı bireylerin periodontitisli veya periodontal açıdan sağlıklı olma durumlarındaki serum ve dişeti oluğu sıvısı (DOS) TNF-α ve IL-6 seviyelerini karşılaştırmaktır. Çalışmamız Gaziantep Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Periodontoloji AD'na sistemik açıdan sağlıklı, periodontal kontrolleri için başvuran 42 sağlıklı birey (Periodontal sağlıklı 21 birey-SS, periodontitis teşhisi konulmuş-SP 21 birey); Gaziantep Üniversitesi, Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları A.D., Gastroenteroloji B.D'ndan periodontal muayene amacıyla yönlendirilen (En az 6 ay diyetine uymamış ve/veya yeni teşhis edilmiş, serolojik testleri pozitif) 42 çölyaklı birey (Periodontal değerlendirme sonrası periodontal sağlıklı teşhisi konulmuş-ÇS 21 birey, periodontitis teşhisi konulmuş-ÇP 21 birey) üzerinde yapıldı. Çalışmamızın sonuçlarında serum, DOS TNF-α değerleri ÇS grubunda SS grubuna göre daha yüksek olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. SP grubunda SS grubuna, ÇP grubunda ÇS grubuna göre serum, DOS TNF-α, IL-6 değerleri istatistiksel olarak anlamlı derece yüksek bulunmuştur (p<0.001). SP grubunda ÇS grubuna göre serum, DOS TNF-α ve DOS IL-6 değerleri istatistiksel olarak anlamlı derece yüksek bulunmuştur (p<0.001). ÇP grubunda serum, DOS TNF-α ve DOS IL-6 değerleri SP grubuna göre daha yüksek olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmemekle birlikte serum IL-6 değerleri istatistiksel olarak anlamlı derece yüksek bulunmuştur (p<0.001).

Gingival oluk sıvıKan serumuPeriodontal hastalıklar+4
Işıl İpek
Gaziantep University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Obstrüktif uyku apne sendromu ve periodontal hastalık arasındaki ilişkinin oksidatif stres açısından değerlendirilmesi

Bu kesitsel çalışma, kronik periodontitis (KP) ve obstrüktif uyku apne sendromu (OSAS) arasındaki olası ilişkiyi hem tükürük hem de serum oksidatif stres parametreleri olan TAS (total antioksidan seviye), TOS (total oksidan seviye) ve OSİ (oksidatif stres indeksi) açısından değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Yaşları 22-67 arasında değişen ve polisomnografi kullanılarak OSAS açısından değerlendirilmiş 128 birey (90 erkek ve 38 bayan) çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmamızda basit horlaması olan bireylerden oluşan 2 kontrol ve OSAS hastalarından oluşan 6 çalışma grubu olmak üzere toplam 8 grup vardır. Her bir grup 16 bireyden oluşmaktadır. Kontrol grupları periodontal sağlıklı ve KP'li sistemik sağlıklı bireylerden, çalışma grupları ise; periodontal sağlıklı ve KP'li hafif, orta, ağır OSAS'lı bireylerden oluşturuldu. Çalışmaya katılan tüm bireylerden serum ve tükürük örnekleri alındıktan sonra klinik periodontal parametreler kaydedildi. Biyokimyasal olarak tükürükte ve serumda TAS, TOS ve OSİ değerleri ölçüldü. OSAS şiddetini gösteren AHİ değerlerinin artmasıyla birlikte gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı şekilde serum TAS değerleri azalırken, serum TOS ve OSİ değerlerinin arttığı görüldü. Basit horlama periodontal sağlıklı ve KP'li gruplar arasında istatistiksel olarak serum TAS, TOS ve OSİ değerleri açısından anlamlı bir farklılık bulunamadı. Orta ve ağır OSAS gruplarında, periodontal sağlıklı hastalarla karşılaştırıldığında KP'li hastaların serum TAS değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşükken, serum TOS ve OSİ değerlerinin yüksek olduğu görüldü. Tükürük TAS, TOS ve OSİ açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamadı. Kronik periodontitis, ağır ve orta OSAS gruplarındaki oksidatif stres seviyelerine; total oksidan seviyedeki yükselme ve total antioksidan seviyedeki düşme ile ilave katkıda bulunmuştur. Sistemik sağlıklı bireylerde KP'in oksidatif stres parametrelerine katkısı olmadığı saptanmıştır. OSAS şiddeti arttıkça oksidatif stresin arttığı görülmüştür. Tükürük örneklerinin çalışma gruplarında sistemik oksidatif stres artışını yansıtmadığı saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Obstrüktif uyku apne sendromu, oksidatif stres indeksi, periodontitis, total antioksidan seviye, total oksidan seviye

AntioksidanlarOksidanlarOksidatif stres+3
Halise Baydemir Kavza
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Asemptomatik apikal periodontitisli dişlerde EDDY cihazı ile yapılan sonik aktivasyonun kök kanal mikrobiyotası ve postoperatif ağrıya etkisinin değerlendirilmesi: Prospektif randomize kontrollü klinik çalışma

Bu tez çalışmasının amacı kök kanal irrigasyonunun etkinliğini artırmak amacı ile kullanılan EDDY'nin kök kanal mikobiyotasına ve postoperatif endodontik ağrıya etksinin geleneksel irrigasyon ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir. Bu amaçla kök kanallarından alınan örnekler laboratuvarda Bacteroides ve Firmicutes bakteri gruplarının primer dizilerinin kullanıldığı gerçek zamanlı PCR deneylerine tabi tutulmuş ve mikrobiyal yükteki değişim araştırılmıştır. Hastalara tedavi sonrasında dağıtılan Sayısal Analog Skala aracılığı ile postoperatif ağrı ölçülmüştür. Çalışmamıza Bezmialem Vakıf Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne tedavi olmak amacı ile başvuran hastalardan belirlenen kriterleri karşılayan gönüllüler dahil edilmiştir. Buna göre tek kök ve tek kanallı dişlerinde asemptomatik apikal periodontitis bulguları bulunan, sağlıklı, erişkin ve son dönemde antibiyotik ve non steroid antienflamatuar ilaç kullanmamış olan endodontik tedavi gereksinimi bulunan bireyler iki gruba ayrılmıştır. Bir grupta geleneksel irrigasyon tekniği kullanılmışken diğer grupta EDDY cihazı kullanılmıştır. Her iki grupta da kök kanal tedavisine başlamadan önce steril pamuk peletler ile örnek alınmıştır. Bu örnekte bakteri varlığı tespit edilirse ilgili dişin çalışma dışı bırakılmasına karar verilmiştir. Kanal tedavisi sırasında şekillendirme ve irrigasyondan önce ve sonra olacak şekilde iki örnek alınmıştır. İlk seansın sonunda hastalara hissettikleri ağrıyı not alacakları sayısal analog skala dağıtılmıştır. İkinci seans randevularda bu skalalar toplanmış ve kanal tedavileri tamamlanmıştır. Alınan kanal içi örnekler kullanılarak gerçek zamanlı PCR deneyleri gerçekleştirilmiştir. Sonuçların değerlendirmesinde t testi ve Mann-Whitney-U testi kullanılırken postoperatif ağrı sonuçlarının değerlendirilmesinde Friedman testi kullanılmıştır. Sonuçlar değerlendirildiğinde EDDY cihazı hem Bacteroides (p=0,023) hem de Firmicutes (p=0,002) gruplarında daha yoğun bakteri eliminasyonu sağlamıştır. Postoperatif ağrı değerlendirmesinde ise yalnızca tedavi sonrasındaki 1. saatte EDDY grubunda anlamlı düzeyde daha fazla postoperatif ağrı saptanmıştır (p=0,010). Bunun dışındaki zamanlarda anlamlı farklılık görülmemiştir (p>0,05). Çalışmamızda EDDY cihazının geleneksel irrigasyona göre faydalı olduğu saptanmıştır. Tedavi sonrası ilk saat dışında anlamlı postoperatif ağrı farkı oluşturmadığı belirlenmiştir. EDDY kullanılan daha fazla klinik çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

AğrıAğrı-postoperatifDental pulpa boşluğu+4
Abdulkadir Tiftik
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akromegali tanılı hastalarda diş ve diş eti hastalık bulgularının ve periodontit sıklığının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Akromegali, büyüme hormonu (BH) ve insülin benzeri büyüme faktörü 1 (IGF-1)'in aşırı üretiminden kaynaklanan, birden çok sistemi etkileyen nadir görülen bir hastalıktır. Akromegalide sistemik tutulumları ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır. Ancak diş ve diş eti hastalık bulgularının değerlendirildiği çalışmalar kısıtlıdır. Çalışmamızda akromegali tanılı hastalardaki diş ve diş eti hastalık bulgularının ve periodontit sıklığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Çalışmamız prospektif vaka kontrol çalışmasıdır. 35 akromegali tanılı hasta ve 35 sağlıklı gönüllü çalışmamıza dâhil edilmiştir. Bezmialem Vakıf Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji bölümüne diş muayenesi yapılmıştır ve elde edilen verilerle periodontitis teşhisi ve sınıflandırılması yapılmıştır. Akromegali grubundaki hastaların akromegali tanı yaşı, hastalık süresi, son ölçülen BH ve IGF-1 değeri, akromegali tedavileri kaydedilmiştir. Bulgular: Dolgulu diş sayısı 2 grupta karşılaştırıldığında sağlıklı kontrol grubunda daha fazla olacak şekilde istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Eksik ve çürük diş sayısı akromegali grubunda daha fazla sayıda olmasına rağmen karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Akromegali grubunda 35 hasta (%100) periodontitis tanısı aldı. Sağlıklı kontrol grubunda 19 kişi periodontitis tanısı aldı. Sağlıklı diş eti, gingivitis, periodontitis varlığı iki grupta karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı saptandı (p: <0,01). Periodontitis evresi ile hastalık süresi (p<0,01) ve periodontitis derecesi arasında (p<0,01) pozitif yönlü istatistiksel anlamlı ilişki bulundu. Sonuç: Akromegali grubunda periodontitis sıklığının fazla olması dolaşımdaki IGF-1 ve BH'nun periodontal doku üzerinde anabolik etkisiyle inflamasyonu kolaylaştırıcı etken olması ve hastalığın uzun seneler kümülatif etkisiyle periodontitis oluşumuna zemin hazırlamasıdır. Diş hekimlerinin akromegalideki ağız diş bulgu bilgisi artması ile tanı konma süresi kısalabilir. Akromegali hastalarının diş muayenesine yönlendirmesiyle diş patolojilerinin erken saptanması sağlanabilir. Anahtar Sözcükler: akromegali, periodontitis, diş ve diş eti hastalıkları

AkromegaliDiş hastalıklarıGingival hastalıklar+1
Kübra Çıngar Alpay
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda oluşturulan ligatür indüklü deneysel periodontitis ve tedavisinin beyindeki nörodejenerasyon ve nöroenflamasyon üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Nöroenflamasyon Alzheimer hastalığı (AH)'nın patolojisinde önemli bir rol oynar ve sistemik enflamasyona bağlı olarak oluşabilir. Periodontal hastalığa bağlı olarak meydana gelen enflamasyon AH ile ilişkili nöroenflamasyonu arttırabilir. Bu çalışmanın amacı, deneysel periodontitis ve AH oluşturulan sıçanlarda periodontal hastalığın ve cerrahi olmayan periodontal tedavi (COPT)'nin davranışsal parametreler, beyin dokusundaki nörodejenerasyon ve nöroenflamasyon üzerine etkisini araştırmaktır. Bu çalışmada 64 adet Sprague Dawley sıçan kullanıldı. 28 adet sıçanda beyin içi streptozosin enjeksiyonu ile AH oluşturuldu. 32 adet sıçanda üst sol 2. azı dişlerine 4/0 ipek sütur bağlanarak deneysel periodontitis oluşturuldu. Periodontitis oluşturulan 32 adet sıçanın 16'sına CHX jel uygulaması ile COPT yapıldı. Tüm sıçanların periodontal parametreleri deneysel periodontitisin oluşturulmasından önce (0. gün), süturlar uzaklaştırılmadan hemen önce (21. gün) ve COPT sonrası (41. gün) değerlendirildi. Tüm sıçanlara pasif sakınma ve Morris su labirenti testi yapılarak davranışsal parametreleri değerlendirildi. Sıçanların yarısı 21. gün, diğer yarısı 41. gün sakrifiye edilerek hipokampüs, beyin omurilik sıvısı (BOS) ve serum örnekleri alındı. Alınan örneklerde Nod benzeri reseptör protein 3 (NLRP3) ve hiperfosforile tau (p- tau) seviyeleri ELISA yöntemi ile değerlendirildi. Sıçanlardan alınan maxilla örneklerinde alveoler kemik kaybı morfometrik analiz ile ölçüldü. Alzheimer ve alzheimer+periodontitis oluşturulan sıçanlarda pasif sakınma test sonuçlarının kontrol grubuna göre daha kısa (p<0.05), Morris su labirenti test sonuçlarının daha uzun olduğu (p<0.05), diğer taraftan, alzheimer+periodontitis oluşturulan sıçanlarla sadece alzheimer oluşturulan gruplar arasında farklılık olmadığı belirlendi (p>0.05). İlave olarak, CHX jel uygulaması ile COPT uygulaması yapılan grupların pasif sakınma ve Morris su labirenti test sonuçlarının kontrol grubu ile benzer olduğu tespit edildi (p>0.05). BOS p-tau seviyelerinin sadece alzheimer ve alzheimer+periodontitis oluşturulan gruplar arasında farklı olmadığı (p>0.05), hipokampüs p-tau seviyelerinin ise alzheimer+periodontitis gruplarında sadece alzheimer oluşturulan gruplara göre daha yüksek olduğu (p<0.05) tespit edildi. Diğer taraftan, BOS, hipokampüs ve serum NLRP3 düzeyleri gruplar arasında farklı değildi (p>0.05). Çalışmamızın sınırları dahilinde, periodontitisin AH'nı şiddetlendirmediği diğer taraftan, mevcut periodontal hastalığın tedavi edilmesinin AH'nın davranışsal parametrelerinde iyileşme sağlayarak AH'nın ilerlemesini yavaşlatabileceği sonucuna varıldı.

Alzheimer hastalığıBeyinHayvan deneyleri+6
Sedanur Yavuz
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontal sağlık durumunun alzheimer hastalığı ile ilişkisinin incelenmesi

Alzheimer hastalığı patogenezi hakkında çok şey bilinmesine rağmen, halen kesin bir tedavisi olmayan hastalıktır. Bu nedenle, hastalığın risk faktörlerinin doğru değerlendirilmesi hastalığın önlenmesinde önem kazanmaktadır. Periodontal hastalık gibi kronik enflamatuvar hastalıkların, Alzheimer hastalığının başlangıcını ve ilerlemesini hızlandırabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle bu çalışmanın amacı, mevcut periodontal durumun Alzheimer hastalığının ilerleme hızı üzerine etkisini araştırmaktır. Klinik Demans Derecelendirme Ölçeğine göre Evre 1 (n=42), Evre 2 (n=29) ve Evre 3 (n=19) olmak üzere üç gruba ayrılan 90 Alzheimer hastası çalışmaya dahil edildi. Hastaların başlangıç ve 6. aydaki bilişsel durumları Standardize Mini Mental Test (SMMT) ile değerlendirildi. Klinik muayenede plak yüzdesi (PY), sondalamada kanama yüzdesi (SKY), sondalanabilir cep derinliği (SCD), klinik ataşman seviyesi (KAS) değerleri ve diş sayısı kaydedildi. Bireylerin mevcut oklüzal ilişki durumu Eichner İndeksi kullanılarak değerlendirildi ve hastalar Tip 1, Tip 2 ve Tip 3 olarak sınıflandırıldı. Çalışmadaki 90 Alzheimer hastasının 65'i periodontitis olan dişli bireylerden ve 25'i aktif periodontal hastalığı olmayan dişsiz bireylerden oluştu. Gruplar arasında Alzheimer hastalarının yaşları açısından anlamlı fark olduğu (p<0.05) diğer taraftan, cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı belirlendi (p>0.05). SMMT puanları ve SMMT puan değişimi (∆SMMT) tüm katılımcılarda ve ayrı olarak dişli Alzheimer hastalarında değerlendirildiğinde gruplar arasında anlamlı fark olduğu tespit edildi (p<0.05). Diğer taraftan, dişsiz Alzheimer hastalarına ait ∆SMMT'nin gruplar arasında farklı olmadığı belirlendi (p>0.05). Dişli Alzheimer hastalarında SKY, Evre 3 Alzheimer grubunda diğer gruplara göre; KAS değeri Evre 3 ve Evre 2 Alzheimer hastalarında Evre 1 Alzheimer hastalarına göre anlamlı olarak daha yüksekti (p<0.05). İlave olarak, SCD değerlerinin Evre 3 Alzheimer hastalarında Evre 1 Alzheimer hastalarına göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlendi (p<0.05). ∆SMMT ile SKY (r=0.308, p=0.013) ve SCD (r=0.275, p=0.027) arasında pozitif ilişki olduğu tespit edildi. Alzheimer hastalığının evresi, yaş, periodontal hastalık varlığı ve C-reaktif protein seviyesinin ∆SMMT üzerine etkisi birlikte değerlendirildiğinde bireylerin Evre 2 ve Evre 3 Alzheimer grubunda olmalarının, yaş değişkeninin ve periodontal hastalık varlığının anlamlı düzeyde etkisi olduğu belirlendi (p<0.05). Çalışmamızın sınırları dahilinde, periodontitis varlığının Alzheimer hastalığının şiddetini ve hastalığın ilerleme hızını artırabileceği sonucuna varılabilir. Anahtar Kelimeler: Alzheimer hastalığı, periodontal hastalık, periodontitis, oklüzyon, çiğneme

Alzheimer hastalığıDental oklüzyonPeriodontal hastalıklar+2
Kübra Karaduran
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kemik içi defektlerin minimal invaziv cerrahi olmayan tedavisinde yardımcı lokal hyaluronik asit jel uygulamasını takiben klinik ve radyografik parametrelerdeki değişikliklerin değerlendirilmesi

Son zamanlarda, kemik içi defektlerin tedavisinde minimal invaziv cerrahi olmayan tedavi (MINST) uygulaması ön plana çıkmaktadır. Hyaluronik asit (HA) enflamasyon ve yara iyileşmesi mekanizmalarında önemli rol oynar. İlave olarak, periodontal doku rejenerasyonunun düzenlenmesinde ve periodontal hastalığın tedavisinde klinik olarak olumlu sonuçlar gösterdiği bildirilmiştir. Bu çalışmanın amacı 3 mm ve daha fazla kemik içi defekte sahip Evre III/IV periodontitis hastalarında MINST'e yardımcı olarak HA jel uygulamasının etkisini klinik ve radyografik olarak değerlendirmektir. Çalışmaya dahil edilen toplam 36 hasta rastgele a) MINST + HA (test; n=17) ve b) MINST (kontrol; n=19) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Tüm bireylere supragingival diştaşı temizliği sonrası test grubundaki kemik içi defekt bölgelerine MINST tedavisine ek olarak subgingival % 0,8'lik HA jel uygulaması yapıldı. HA uygulaması tedavi sonrası 4. haftada tekrarlandı. Kemik içi defekt bölgesine ait sondalama cep derinliği (dSCD), klinik ataşman seviyesi (dKAS), diş eti çekilmesi (dDÇ), sondalamada kanama (SK), plak (P) ölçümleri başlangıç, 3. ay ve 6. ayda kaydedildi. Total defekt derinliği (TDD), kemik içi defekt derinliği (INFRA), mine sement sınırı ile alveol kreti noktası arası mesafe (MSS-AK), kemik içi defekt açısı ölçümlerini içeren radyografik değerlendirmeler başlangıç ve 6. ayda yapıldı. Çalışma popülasyonunda test ve kontrol gruplarında dSCD, dKAS, SK ve P (%) klinik parametrelerinde 3. ve 6. ayda başlangıca göre anlamlı azalma olduğu belirlendi (p <0,05). Klinik parametrelerdeki değişim gruplar arasında karşılaştırıldığında, test grubunda 3. aydaki dSCD ve dKAS değerlerinin başlangıca göre anlamlı olarak daha fazla azaldığı (p <0,05); diğer taraftan, 6. aydaki değerlerin başlangıca göre değişiminde gruplar arası anlamlı farklılık olmadığı belirlendi (p>0.05). dDÇ 3. ay ve 6. ay ölçümlerinin başlangıca göre değişiminde test grubunda daha az artış tespit edildi (p <0,05). Çalışma popülasyonunda hem test hem de kontrol gruplarında 6.ay TDD, INFRA ve defekt açısı ölçümlerinin başlangıca göre anlamlı azaldığı (p <0,05); diğer taraftan, değerlendirilen zaman dilimlerindeki değişimin gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı olmadığı tespit edildi (p>0.05). Çalışmamızın sınırları dahilinde, kemik içi defektlerin tedavisinde ek % 0,8 HA jel kullanımının klinik periodontal parametrelerde olumlu iyileşmeler sağladığı sonucuna varıldı. Bu nedenle, özellikle diş eti çekilmesinin beklenildiği kemik içi defektlerin tedavisinde MINST prosedürüne ilave % 0,8 HA jelin subgingival olarak uygulanabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Minimal invaziv, cerrahi olmayan periodontal debridman, periodontitis, alveolar kemik kaybı, hyaluronik asit.

Alveolar kemik kaybıDebridmanHyalüronik asit+7
Ümran Gündoğdu Ezer
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İnce diş eti fenotipine sahip periodontitis hastalarında açık flep operasyonuna ilave %0.8 hyaluronik asit jel uygulamasının etkinliğinin klinik ve hacimsel olarak değerlendirilmesi

Hyaluronik asit (HA) enflamasyon ve yara iyileşmesi mekanizmalarında rol oynayan lokal kemoterapötik bir ajandır. Bu çalışmanın amacı; ince diş eti fenotipine sahip evre II/III periodontitis hastalarında açık flep operasyonuna (AFO) ilave %0.8 HA jel uygulamasının klinik etkinliğinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya dahil edilen toplam 40 hasta a) AFO+ %0.8 HA jel (test=20) ve b) AFO (kontrol=20) olmak üzere rastgele 2 (iki) gruba ayrıldı. Tüm bireylerin başlangıç plak (P), sondalamada kanama (SK), sondalama cep derinliği (SCD), klinik ataçman seviyesi (KAS) ölçümleri kaydedildi. Başlangıç periodontal tedavi tamamlandıktan 4 hafta sonra cerrahi periodontal tedavi fazına geçilmek üzere ince diş eti fenotipine sahip, SCD ≥ 5mm olup horizontal kemik yıkımı olan bölgeler belirlendi. Diş eti fenotipinin belirlenmesinde Hu-friedy renkli diş eti sondaları kullanıldı. Tüm bireylerin ağız içi dijital taramaları alındı. Ameliyattan hemen önce ameliyat bölgesine ait rölatif diş eti çekilmesi (rDÇ) ölçümleri kaydedildi. Test grubuna AFO'ya ilave %0.8'lik HA jel, kontrol grubuna ise AFO'a ilave serum fizyolojik uygulandı. HA uygulaması AFO sonrası 4. haftada tekrarlandı. Yumuşak doku hacim (mm3 ) ve kalınlık (mm) değişim (Δ) ölçümleri bilgisayar yazılımları ile gerçekleştirildi. Değerlendirmeler tedavi sonrası 3. ve 6. ayda tekrarlandı. Klinik periodontal parametrelere ait 3.ay ve 6.ay ölçümlerinin başlangıca göre değişimi gruplar arasında karşılaştırıldığında, P yüzdesinde test grubunda kontrol grubuna göre anlamlı daha fazla azalma olduğu (p<0.05), klinik ataçman kazancının test grubunda kontrol grubuna göre anlamlı daha fazla olduğu (p <0,05) ve ΔrDÇ miktarının kontrol grubunda test grubuna göre daha fazla olduğu belirlendi (p<0.05). Diğer taraftan, SK yüzdesi ve SCD ölçümleri her iki grupta başlangıca göre anlamlı azalmış olmasına rağmen (p<0.05), değişim gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). Diş etindeki hacim (mm3 ) ve kalınlık değişiminin, kontrol grubunda test grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı daha fazla olduğu belirlendi (p<0.05). Çalışmamızın sınırları dahilinde, ince diş eti fenotipine sahip periodontitis hastalarında AFO'ya ilave % 0.8 HA jel uygulamasının klinik ataçman kazancını arttırdığı, DÇ'yi ve diş etindeki boyutsal değişimi azalttığı sonucuna varıldı. Bu nedenle, özellikle diş eti çekilmesinin beklenildiği ince diş eti fenotipine sahip bireylerin cerrahi periodontal tedavisine ek olarak % 0.8 HA jelin klinik olarak kullanımı önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Fenotip, hyaluronik asit, periodontal debridman, periodontitis, Üç boyutlu analiz.

Cerrahi fleplerFenotipGingiva+5
Seda Gönülay
Bezmialem Vakıf University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik periodontitisli hastalara tüm ağiz dezenfeksiyonu sonrasi probiyotik uygulamasi: Klinik ve mikrobiyolojik analiz

Bu çalışmanın amacı oral olarak uygulanan Lactobacillus reuteri DSM17938 ve Lactobacillus reuteri ATCC PTA5289 içeren probiyotik tabletlerin kronik periodontitisli hastaların periodontal sağlıkları üzerine etkilerini araştırmaktır.Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı 60 kronik periodontitis hastası dahil edildi. Hastalar rastgele dört gruba ayrıldı. Tüm hastaların başlangıç klinik ölçümleri (cep derinliği, ataçman kaybı, gingival çekilme, plak indeks, gingival indeks, sondalamada kanama, mobilite ve furkasyon) alınmasından sonra hastaların tedavileri başlatıldı. Başlangıç periodontal tedavi tüm ağız dezenfeksiyonu ve yarım çeneler şeklinde iki farklı tedavi yaklaşımına göre yapıldı. Hastalar yarım çeneler şeklinde (15 hasta-1. Grup) ve tüm ağız dezenfeksiyonu yapılan hastalar olarak ayrıldı. Tüm ağız dezenfeksiyonu yapılan hastalar da on iki hafta plasebo tablet (15 hasta- 2. Grup), altı hafta probiyotik-altı hafta plasebo tablet (15 hasta- 3. Grup) ve oniki hafta probiyotik tablet (15 hasta- 4. Grup) kullanımlarına göre üçe ayrıldı. Üç haftalık periyotlarda hastalardan klinik ölçümler alındı. 12 haftalık çalışma periodu sonunda hastaların periodontal sağlıklarını değerlendirmek amacıyla klinik ölçümler istatistiksel olarak karşılaştırıldı.Bu çalışmanın sonucunda, tüm tedavi gruplarında periodontal sağlığın istatistiksel olarak anlamlı derecede geliştiği ve tedavi grupları arasında istatiksel fark olmadığı tepit edilmiştir.Anahtar Sözcükler: Probiyotik Bakteriler, Tüm Ağzın Dezenfeksiyonu, Periodontal Tedavi

AğızDezenfeksiyonPeriodontitis+1
S. Andaç Durukan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik periodotitisin tedavisinde tüm ağız dezenfeksiyon ile bir arada mine matriks proteininin kullanımı

Kronik periodontitisin tedavisinde tüm ağız dezenfeksiyon ile birarada mine matriks proteinin kullanımı: Mikrobiyolojik ve klinik analizleriPeriodontal hastalık; periodonsiyumu etkileyen patalojik olaylar olarak tanımlanabilir. Periodonsiyumun enflamatuar hastalıklarının büyük çoğunluğu bakteriyel enfeksiyonlardan kaynaklanır ve multifaktöriyel bir doğaya sahiptirler. Birçok farklı faktör bu bölgeyi etkileyebilecek olsa da, diş üzerinde biriken mikroorganizmalar (bakteri plağı ve ürünleri) hastalık etyolojisinde baskın rolü oynamaktadır. Bu nedenle periodontal tedavilerde dişlerin üzerindeki ve çevresindeki ceplerden bakteri birikintileri uzaklaştırılır ve kök yüzeyleri düzleştirilir. Periodontal hastalıkların standart tedavisi bir ya da iki hafta aralıklarla 4 seansta yapılan diş yüzey temizliği ve kök yüzey düzleştirilmesi işlemlerinden oluşur. Ancak çevre ağız içi dokuların dezenfeksiyonu yapılmadığından yeniden enfeksiyon riski vardır. Bu nedenle tüm ağız dezenfeksiyon (TAD) protokolu geliştirilmiştir. Tüm ağız diş yüzey temizliği ve kök yüzey düzleştirilmesi 24 saat içerisinde yapılır, ağız içi komşu dokular solusyonlarla yeniden kolonizasyonu önlemek için temizlenir. 50 kronik periodontitisli hastanın dahil edildiği bu çalışmada 12 haftalık zaman zarfında TAD ile bir arada rejeneratif bir materyal olan mine matriks proteini (test grubu:20 hasta) uygulamasının kronik periodontitisin tedavisinde ki etkinliği, yalnız TAD (kontrol grubu:15 hasta) ve standart periodontal tedavi (kontrol grubu:15 hasta) ile karşılaştırılmıştır. Plak indeks, gingival indeks tedavi başlangiçinda, ve takip eden 3. ,6. , 9. , ve 12. haftalar da, cep derinliği, diş eti çekilmesi, klinik ataçman seviyesi ve kanama indeksi değerlendirmeleri başlangıç ve 12. hafta da yapılmıştır. Bütün tedavi gruplarında belirgin bir klinik kazanç elde edilmiştir. Ancak gruplar arasında bir fark görülememiştir.

Dental mine proteinleriDezenfeksiyonOral hijyen+1
Seda Özturan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatizmal kapak hastalığı ile kronik periodontitis arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Kronik periodontitisin sistemik hastalıklarla ilişkili olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Bizde bu çalışmada kronik periodontitisle romatizmal kapak hastalığı arasındaki olası ilişkiyi araştırdık. Metod: Yetmişyedi romatizmal kapak hastalığı bulunan hasta ile 30 sağlıklı kişi kontrol grubu olarak çalışmaya alındı. Çalışmaya alınan tüm bireylere detaylı ekokardiyografi ve periodontal muayene yapıdı. Periodontal parametrelerden gingival indeks, plak indeksi, cep derinliği , sondalama sırasında kanama ve klinik ataşman kaybına bakıldı aynı zamanda eksik diş sayısı kaydedildi. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 37.84±10.31 iken kontrol grubunun ortalama yaşı 35.26±9.74 saptandı. Ortalama klinik ataşman kaybı hasta grubunda 2.17±0.69 iken kontrol grubunda 1.78±0.46 saptandı (p:0,005), cep derinliği hasta grubunda 2.15±0.64 iken kontrol grubunda 1.78±0.46 saptandı (p:0,006), sondalama sırasında kanama (BOP) hasta grubunda %53.32±39.40 iken kontrol grubunda %34.70±37.85 saptandı (p:0,029). En güçlü negatif korelasyon eksik diş sayısı ile mitral darlık ciddiyeti ve mitral kapak alanı arasında saptandı (p<0,001 her ikisi için). Sonuç: Bu çalışmamızda kronik periodontitis ile romatizmal kapak hastalığı arasında güçlü bir ilişki saptadık, özellikle de mitral darlığı olan hastalarda. Anahtar Kelimeler: Periodontitis, romatizmal kapak hastalığı, mitral darlık.

Diş hastalıklarıKalp kapak hastalıklarıMitral kapak stenozu+4
Emrullah Bozkurt
Gaziantep University
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Anti-tnf tedavisi gören romatoid artritli hastaların periodontal durumlarının değerlendirilmesi

Periodontal hastalıklar ve romatoid artrit (RA), klinik ve patolojik özellikleri açısından benzerlik gösteren kronik enflamatuar hastalıklardır. Bu iki hastalığın patogenezinde benzer sitokin genotiplerinin ve protein kodlamasının olduğunu gösteren kanıtlar bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, RA tedavisinde kullanılan ilaçların periodontal ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisini araştırmaktır. Bu amaçla 100 RA ve Anti- TNF kullanan, 100 RA ve konvansiyonel ilaç (DMARD) kullanan ve 100 sistemik sağlıklı birey çalışmamıza dahil edildi. Bireylerin plak indeksi (Pİ), gingival indeksi (Gİ), sondlamada kanama indeksi (BOP), sondlama cep derinliği (SCD) ve klinik ataşman seviyesi (KAS) ölçülüp, tükürükte TNF-α seviyeleri değerlendirildi. Anti-TNF grubunda 8, DMARD grubunda 11 ve kontrol grubunda 23 kişiye periodontitis teşhisi konuldu. Klinik periodontal parametreler incelendiğinde SCD ve KAS değerlerinin kontrol grubuyla RA'lı gruplar arasında istatistiksel olarak farklı olduğu, ancak Pİ, Gİ ve BOP'un istatistiksel anlamlı fark göstermediği görüldü. TNF-α seviyeleri incelendiğinde, Anti-TNF grubunda en az olmasına rağmen, gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulunmadığı görüldü. Bizim bu çalışmamız kapsamında çıkan sonuca göre, RA tedavisinde kullanılan ilaçların periodontal dokularda ataşman kaybını önleyici etkisinin olduğu söylenebilir. Ancak, bu konuyla ilgili daha kapsamlı, randomize ve çok merkezli çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Artrit-romatoidPeriodontal hastalıklarPeriodontitis+3
Hatice Umay Hoşgören
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Diabetes mellitus hastalarında tüm ağız diş yüzeyi temizliği tedavisine ek olarak uygulanan düşük doz lazer tedavisinin olası ek faydalarının değerlendirilmesi

Amaç: Düşük doz lazer tedavisi (DDLT) iyileşmeyi hızlandırıcı ve arttırıcı etkisi ile sert ve yumuşak doku yaralanmalarının tedavilerinde kullanılan güncel bir yöntemdir. Bu çalışmada, kronik periodontitisli (KP) tip 2 Diabetes Mellitus (DM) hastalarında cerrahisiz periodontal tedaviye ek olarak uygulanan DDLT'nin olası ek faydalarının değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Split mouth planlanan klinik çalışmamıza 22 KP'li tip 2 DM hastası dahil edilmiştir. Hastaların periodontal muayenesinde sondalama cep derinliği (SCD), gingival indeks (Gİ), plak indeksi (Pİ) ve klinik ataçman seviyesi (KAS) başlangıçta, tedaviden sonra 1., 3. ve 6. ayda kaydedilmiştir. Dişeti oluğu sıvısı (DOS) örnekleri ise başlangıçta, tedaviden sonra 1. hafta, 1. 3. ve 6. ayda alınmıştır. Kontrol bölgesine sadece cerrahisiz periodontal tedavi uygulandı, lazer bölgesine cerrahisiz periodontal tedaviye ek olarak DDLT uygulandı. Cerrahisiz periodontal tedavi sonrasında lazer uygulanacak bölge rastgele belirlenmiş ve başlangıçta, tedaviden sonra 1. 3. ve 7. günlerde enerji yoğunluğu 7.64 J/cm2 olacak şekilde DDLT uygulanmıştır. Klinik ve laboratuar bulgularının grup içi karşılaştırılmalarında 'Tekrarlayan ölçümlü varyans analizi' kullanılırken, gruplar arası karşılaştırmalarında 'Eşleştirilmiş T testi' kullanıldı. Bulgular: Tedavi sonrasında lazer bölgesinde kontrol bölgesine göre; SCD verilerinde 3. ve 6.ayda, Gİ verilerinde 3. ve 6. ayda, KAS verilerinde 6. ayda, DOSh verilerinde 1. 3. ve 6. ayda ve IL-1β verilerinde 3.ay anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Pİ verilerinde ise istatiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Sonuç: Bu çalışma sonrasında DM hastalarında cerrahisiz periodontal tedaviye ek 980 nm DDLT kullanımının klinik ve biyokimyasal parametreler üzerine pozitif etkisi olduğu düşünülmektedir.

Diabetes mellitusDişlerGingival oluk sıvı+4
Seda Sevinç Özberk
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Tüm ağız dezenfeksiyonu uygulamasına takiben probiyotik tablet kullanımının cep rekolonizasyonuna etkisi: Mikrobiyolojik ve klinik değerlendirme

Bu çalışmanın amacı tüm ağız dezenfeksiyonundan sonra oral olarak uygulanan Streptococcus oralis KJ3, Streptococcus uberis KJ2 ve Streptococcus rattus JH145 içeren probiyotik tabletlerin kronik periodontitisli hastaların tedavisinde etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı 48 kronik periodontitis hastası dahil edildi. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Tüm hastaların başlangıç klinik ölçümleri (cep derinliği, ataçman kaybı, gingival çekilme, plak indeks, gingival indeks, sondalamada kanama, mobilite) ve mikrobiyal örnekler (subgingival, supragingival, tükürük, dil) alınmasından sonra hastaların periodontal tedavilerine başlanıldı. Başlangıç periodontal tedavi tüm ağız dezenfeksiyonu yaklaşımına göre yapıldı. Hastalar tedavi sonrası on iki hafta günde üç kere probiyotik tablet (24 hasta-Test Grubu) veya on iki hafta günde üç kere plasebo tablet (24 hasta-Kontrol Grubu) kullanımlarına göre ikiye ayrıldı. Başlangıç, 1. ay, 2. ay, 3. ay ve 6. ay olmak üzere hastalardan klinik ve mikrobiyolojik ölçümler alındı. Altı aylık çalışma periyodu sonunda hastaların periodontal sağlıklarını değerlendirmek amacıyla klinik ve mikrobiyolojik ölçümler istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bu çalışmanın sonucunda, her iki tedavi grubunda da periodontal sağlığın istatistiksel olarak anlamlı derecede geliştiği ve tedavi grupları arasında istatistiksel fark olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar sözcükler: Tüm ağız dezenfeksiyonu, periodontal tedavi, infeksiyöz hastalık, kronik periodontitis, probiyotik

AğızAğız florasıAğız hastalıkları+6
Eftal Yılmaz
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik periodontitisin tedavisinde tüm ağız dezenfeksiyonu ile birlikte oral antiseptiklerin kullanımı: Mikrobiyolojik ve klinik analiz

Periodontal hastalıklar; diş ve implant destek dokuların kaybıyla sonuçlanan, çeşitli lokal ve çevresel faktörlerden etkilenen, ana etkenin mikrobiyal dental plağın olduğu, multifaktoriyel, polimikrobiyal, poligenik enflamatuar ve enfeksiyoz hastalıklardır. Standart periodontal terapi bakteri plağının mekanik olarak subgingival bölgeden uzaklaştırılmasına dayanır. Bu aşamada dişlerin üzerindeki ve etrafındaki ceplerden bakteri birikintileri uzaklaştırılır ve kök yüzeyleri düzleştirilir. Bu işlemlerle gingival enflamasyona neden olan diş ve yakın çevresi ile ilişkili etkenler uzaklaştırılır. Ancak ağız boşluğu çok çeşitli mikroorganizma kolonilerine ev sahipliği yapabilecek eşsiz bir yapıya sahiptir ve periopatojen mikroorganizmalar bu dokulara invaze olabilmektedir. Diş yüzey temizliği ve kök yüzey düzleştirilmesi yapılan derin ceplerde, yeni ve daha az patojenik ekosistem oluşmadan tedavi edilmeyen ceplerden yada, diğer intraoral çevrelerden kaynaklanan patojen bakterilerin yeniden kolanizasyonu söz konusu olabilecektir. Periodontal tedavinin etkinliğini arttırabilmek için tüm ağız dezenfeksiyon (TAD) olarak adlandırılan, tüm ağız diş yüzey temizliği ve kök yüzey düzenlemesi (24 saat içerisinde, iki seans) ve beraberinde çeşitli lokal antiseptikler kullanılarak daha iyi mikrobiyolojik ve klinik sonuçlar elde edilmeye çalışılmıştır. Yapılacak olan bu çalışmada kronik periodontitisli hastalarda yeni bir yaklaşım olan tüm ağız dezenfeksiyon işlemi ile eş zamanlı lokal antiseptiklerin (diş macunu, subgingival jel, ağız gargarası, tonsil spreyi) uygulamasının klinik ve mikrobiyolojik değerlendirmeleri amaçlanmaktadır. Anahtar Sözcükler: Tüm ağız dezenfeksiyon, periodontal terapi, enfeksiyoz hastalık, kronik periodontitis.

AntiseptiklerAğızDezenfeksiyon+5
Murat Cömert
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kronik periodontitisli hastalarda başlangıç periodontal tedavi ile birlikte kombine antibiyotik kullanımın diyare sıklığı ve klinik parametreler üzerine etkisi

Periodontal hastalıklar, periodonsiyumu etkileyen patalojik olaylar olarak tanımlanabilir. Etyolojisinde primer olarak bakteriyel dental plağın rol oynadığı, tedavi edilmediğinde destek dokuların ağrısız yıkımıyla sonuçlanan, diş kaybına neden olup hastanın yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen, polimikrobiyal, multifaktöriyel, kronik enflamatuvar hastalıklardır. Standart periodontal tedavi bakteri plağının mekanik olarak subgingival bölgeden uzaklaştırılmasına dayanır. Bu aşamada dişlerin üzerindeki ve etrafındaki ceplerden bakteri birikintileri uzaklaştırılır diş yüzey temizliği yapılır ve kök yüzeyleri düzleştirilir. Bu işlemlerle gingival inflamasyona neden olan diş ve yakın çevresi ile ilişkili etkenler uzaklaştırılır. Periodontal hastalıklarda antibiyotik kullanılması düşüncesi bu hastalıkların enfeksiyöz karekterlerinden temel almaktadır. Periodontal tedavide antibiyotik kullanımının yararları periodontal literatürde ispatlanmıştır. Özellikle mikst enfeksiyonlarda birçok bakteri sorumlu olduğundan tek bir antibiyotiğin tüm patojenlere etkili olmadığı görülmektedir. Bu görüşten yola çıkarak kombine ilaç kullanımı gündeme gelmiştir. Başlangıç periodontal tedavi ile birlikte kombine antibiyotik kullanımı ve klinik sonuçları ile diyare sıklığı bu hipotez etkisine dayanarak araştırılmaktadır. Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı 50 kronik periodontitis hastası dahil edildi. Aynı protokol Belçika KULeuvene Üniversitesinde'de uygulandı. Tüm hastaların başlangıç klinik ölçümlerinin (cep derinliği, ataçman kaybı, gingival çekilme, gingival indeks) alınmasından sonra hastaların periodontal tedavilerine başlanıldı. Başlangıç periodontal tedavi. 2 gün içinde bitecek şekilde planlandı. Hastalara tedavinin başlanıldığı gün Largopen 1000 mg. tab. 2x1, Flagyl 500 mg. tab. 3x1, 7 gün süresince reçete edildi. Hastalara Bristol diyare indeks formu dağıtıldı ve 14. günde bu formlar geri alındı. Başlangıç ve 1. ay klinik parametreler tekrar alındı. Bir aylık çalışma periyodu sonunda hastaların periodontal sağlıklarını değerlendirmek amacıyla klinik parametreler istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bu çalışmanın sonucunda, da hem diyare gözlenen hem diyare gözlenmeyen grupta periodontal sağlığın istatistiksel olarak anlamlı derecede geliştiği ve tedavi grupları arasında istatistiksel fark olmadığı tespit edilmiştir. Ancak başlangıç ve 12.hafta verileri arasındaki farkı gösteren delta değerlerinde, diyare olmayan grupta; başlangıç parametrelerine göre cep derinliği ve kanama indeksinde istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla azalma tespit edilmiştir. Çalışmamızda; iki ülke arasındaki başlangıç klinik parametrelerde farklılıklar tespit edilmiştir ve bu farklılık cep derinliği, klinik ataçman seviyesi, gingival çekilmede ve kanama indeksi değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu durum Türkiye' de çalışmaya dahil edilen hastaların daha ileri kronik periodontitis olduğunu göstermektedir. 12. hafta sonuçları analiz edildiğinde 12. haftada ise sadece klinik ataçman seviyesi ve gingival çekilme parametreleri arasında farklılıklar bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Kronik periodontitis, periodontal terapi, enfeksiyözhastalık, antibiyotik, diyare.

AntibiyotiklerAntienfektif ajanlarDental plak+3
Mine İdil Baltalı
Çukurova University
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sigara kullanımının kronik periodontitisli hastalarda dişeti oluğu sıvısı adropin düzeylerine etkisi

Periodontal hastalığın başlaması ve ilerlemesinde rol oynayan çevresel faktörlerden biri olan sigara, periodontal hastalık patogenezinde ve gelişiminde lokal ve sistemik yollarla etki göstermektedir. Çalışmamızın amacı; sigaranın ve periodontal hastalıkların endotel duvarında meydana getirdiği disfonksiyonla yakından ilişkili olan adropin konsantrasyonunu dişeti oluğu sıvısı (DOS) örneklerinde ölçmek ve klinik periodontal parametreler ışığında, periodontal hastalık ve sigara arasındaki ilişkinin patofizyolojisi ile ilgili yeni verilere ulaşmaktır. Çalışmaya, sistemik rahatsızlığı olmayan klinik ve radyografik olarak kronik periodontitis tanısı konulmuş 40 kronik periodontitis hastası (20 sigara içen, 20 sigara içmeyen) ile periodontal açıdan sağlıklı 40 birey (20 sigara içen, 20 sigara içmeyen) dahil edildi. Hastalardan periodontal klinik ölçümler (plak indeksi, gingival indeks, klinik ataşman seviyesi, sondlama cep derinliği) ve DOS örnekleri alındı. Örneklerin istatistiksel olarak sayısal verilerin analizinde Shaphiro Wilk testi, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis testi ve Ki kare testi kullanılmıştır. Çalışmamızda, kronik periodontitisli bireylerin periodontal klinik indeks ortalamaları ve DOS'taki adropin miktarları periodontal olarak sağlıklı bireylerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,001). Sigara içen kronik periodontitislilerin sigara içmeyen kronik periodontitislilere göre, sigara içen sağlıklıların ise sigara içmeyen sağlıklılara göre DOS adropin total miktarının yüksek olduğu gözlense de, istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Çalışmamıza göre, sigaranın DOS adropin düzeyini etkilemediği sonucuna varılmıştır.

AdropinGingival oluk sıvıPeriodontal hastalıklar+2
Buket Özsoy
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periapikal lezyonlu dişlerde irrigasyona ek olarak yapılan son yıkamanın tedavi başarısına etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Bu çalışmanın amacı; periapikal lezyonlu dişlerde, QMix yıkama solüsyonunun geleneksel yıkama prosedürlerini takiben yapılan son yıkamada kullanılmasının apikal periodontitisin iyileşmesindeki etkisini radyografik ve klinik muayene ile gözlemlemektir. Tek köklü periapikal lezyonlu 60 dişe sahip 60 hasta her biri 10'arlı randomize bir blok tasarımı kullanılarak 2 gruba ayrılmıştır. Kök kanalları WaveOne Gold (WOG; Dentsply Sirona, Ballaigues, İsviçre) döner sistem eğeler ile şekillendirilmiş ve kanal şekillendirilmesi sırasında yandan delikli enjektörler (NaviTips, 30 gauge; Ultradent Products, Inc., South Jordan, UT, ABD) kullanılarak 5 ml 2.5% NaOCl ile irrigasyon yapılmıştır. Son yıkama bir grupta 5 ml 2.5% NaOCl (n=30) ile diğer grupta 5 ml QMix (n=30) ile yapılmıştır. Tüm kanallar 5 ml serum fizyolojik ile yıkandıktan sonra AHPlus kanal patı ve gutaperkalarla soğuk lateral kondenzasyon yöntemi ile doldurulmuştur. Sekiz hasta tedavi sonrası hamilelik, sistemik hastalık ve medikament kullanımı gibi sebeplerden izlemden çıkarılmıştır. Elli iki hasta 12 ay sonra radyografik ve klinik muayene için geri çağırılmıştır. Yedi hasta kontrol randevularına gelmediğinden çalışma dışı bırakılmıştır. Tedavi öncesi ve sonrası PAI skorları karşılaştırılmıştır ve dişler 'sağlıklı' (PAI ≤ 2) veya 'başarısız' (PAI ≥ 3) olarak değerlendirilmiştir. Grupların tedavi öncesi ve 12. ay takip radyografları arasındaki farkları karşılaştırmak için Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Her bir grup için başlangıçtan takip sonuna kadar PAI skorlarındaki değişiklik Wilcoxon testi ile değerlendirilmiştir. Tedaviden 12 ay sonra 45 hasta değerlendirilmiştir. Kırk beş dişin 43'ünde PAI skorunda istatistiksel açıdan anlamlı bir düşüş görülmüştür. QMix grubunda 25 dişin 23'ünde (92%); NaOCl grubunda ise 20 dişin 20'sinde (100%) radyolusensi azalmış veya kaybolmuştur. QMix grubunda 2 dişin PAI skorunda değişiklik görülmemiştir. Başlangıç ve 12. ay sonrası PAI skorlarının değişiminde iki grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır (p= .508). QMix solüsyonunun son yıkamada kullanılması kanal içi dezenfeksiyonda fayda sağlamakla beraber, iyileşme üzerinde anlamlı bir etkisi görülmemiştir.

DişlerPeriapikal hastalıklarPeriodontit+3
Cemre Sapmaz Uçan
Çukurova University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kök kanal tedavisinde son irrigasyon ajanı olarak kullanılan MTAD solüsyonunun periapikal lezyonlu dişlerde tedavi başarısına etkisi: Randomize kontrollü klinik çalışma

Bu çalışmanın amacı; periapikal lezyonlu dişlerde, MTAD yıkama solüsyonunun geleneksel yıkama prosedürlerini takiben yapılan son yıkamada kullanılmasının apikal periodontitisin iyileşmesindeki etkisini radyografik ve klinik muayene ile gözlemlemektir. Tek köklü periapikal lezyonlu 100 dişe sahip 100 hasta her biri 10'arlı randomize bir blok tasarımı kullanılarak 2 gruba ayrılmıştır. Kök kanalları Reciproc Blue (VDW, Munich) döner sistem eğeler ile şekillendirilmiş ve kanal şekillendirilmesi sırasında yandan delikli enjektörler (NaviTips, 30 gauge; Ultradent Products, Inc., South Jordan, UT, ABD) kullanılarak 5 ml 2.5% NaOCl ile irrigasyon yapılmıştır. Son yıkama bir grupta 5 ml 2.5% NaOCl (n=50) ile diğer grupta 5 ml MTAD (n=50) ile yapılmıştır. Tüm kanallar 5 ml serum fizyolojik ile yıkandıktan sonra AH Plus kanal patı ve guta perkalarla soğuk lateral kondenzasyon yöntemi ile doldurulmuştur. Üç hasta tedavi sonrası hamilelik, sistemik hastalık ve medikament kullanımı gibi sebeplerden izlemden çıkarılmıştır. Doksan yedi hasta 24 ay sonra radyografik ve klinik muayene için geri çağırılmıştır. Yirmi beş hasta kontrol randevularına gelmediğinden çalışma dışı bırakılmıştır. Tedavi öncesi ve sonrası PAI skorları karşılaştırılmıştır ve dişler 'sağlıklı' (PAI ≤ 2) veya 'başarısız' (PAI ≥ 3) olarak değerlendirilmiştir. Grupların tedavi öncesi ve 24. ay takip radyografları arasındaki farkları karşılaştırmak için Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Her bir grup için başlangıçtan takip sonuna kadar PAI skorlarındaki değişiklik Wilcoxon testi ile değerlendirilmiştir. Tedaviden 24 ay sonra 72 hasta değerlendirilmiştir. Yetmiş iki dişin 65'inde PAI skorunda istatistiksel açıdan anlamlı bir düşüş görülmüştür. MTAD grubunda 37 dişin 33'ünde (% 89.2); NaOCl grubunda ise 35 dişin 32'sinde (% 91.4) radyolusensi azalmış veya kaybolmuştur. MTAD grubunda 4 dişin PAI skorunda değişiklik görülmemiştir. Başlangıç ve 24. ay sonrası PAI skorlarının değişiminde iki grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır (p= .551). MTAD solüsyonunun son yıkamada kullanılması kanal içi dezenfeksiyonda fayda sağlamakla beraber, iyileşme üzerinde anlamlı bir etkisi görülmemiştir.

DişlerKök kanal tedavisiKök kanalı irrigantları+5
Berkcan Yıldız
Çukurova University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sigara kullanımının periodontitisli hastalarda diş eti oluğu sıvısı sklerostin ve tümör nekroze edici faktör alfa (TNF-α) düzeylerine etkisi

Sigara, periodontal hastalıkların başlaması ve ilerlemesinde aktif olarak etkilidir ve etkisini lokal ve sistemik yollarla göstermektedir. Bu çalışmanın amacı; sklerostin ve TNF-a değerlerini dişeti oluğu sıvısı (DOS) örneklerinde ölçmek ve klinik periodontal parametreler ışığında, periodontitis ve sigara arasındaki ilişkinin patofizyolojisi ile ilgili yeni verilere ulaşmaktır. Çalışma grubuna, sistemik olarak sağlıklı, klinik ve radyografik olarak periodontitis tanısı konulmuş 36 birey (18 sigara içen, 18 sigara içmeyen) ve periodontal açıdan sağlıklı 36 birey (18 sigara içen, 18 sigara içmeyen) dahil edilmiştir. Hastalardan sondlama cep derinliği (SCD), klinik ataşman seviyesi (KAS), plak indeksi (Pİ), gingival indeks (GI) skorları kaydedildi ve DOS örnekleri alındı. DOS'daki sklerostin ve TNF-a düzeyleri Enzyme Linked Immunosorbent Assay (ELISA, Enzim bağlı immunosorbent yöntem) yöntemi ile belirlendi. Örneklerin istatistiksel analizinin yapılmasında Shaphiro Wilk testi, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis testi ve Ki kare testi kullanılmıştır. Çalışmamızda, periodontitisli bireylerin periodontal klinik indeks ortalamaları ve DOS'taki tnf-α miktarları periodontal olarak sağlıklı bireylerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur. Sigara içen periodontitislilerin sigara içmeyen periodontitislilere göre TNF-α değerlerinin yüksek olduğu görülmüştür. Periodontitisli bireylerin DOS'taki sklerostin seviyelerinin ise sağlıklı bireylerden istatistiksel olarak anlamlı farklılıkları bulunamamıştır. Çalışmamıza göre, sigaranın DOS'ta bulunan tnf-α seviyesini arttırdığı sklerostin seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı etkisi olmadığı sonucuna varılmıştır.

Gingival hastalıklarGingival oluk sıvıPeriodontal hastalıklar+4
Mehmet Oğuzhan Ergin
Gaziantep University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontitisli olan ve olmayan bireylerde tükrük ve diş eti oluğu sıvısındaki periostin ve TGF β1 seviyelerinin değerlendirilmesi

Periodontitis; dişleri destekleyen dokuların ilerleyici yıkımı ile karakterize enfeksiyoz bir hastalıktır. Periodontitisin teşhisinde biyobelirteçler gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Periostin ve TGFβ1' in ise periodontitisin teşhisinde önemi gün geçtikçe artmakta ve pek çok hastalık tanısı için bir belirteç olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmadaki amacımız periodontitisli olan ve olmayan bireylerde klinik parametreler ile dişeti oluğu sıvısı (DOS) ve tükrük periostin ve TGFβ1 seviyesindeki değişiklikleri değerlendirmektir. Çalışmamız kesitsel klinik bir çalışmadır. Çalışmamıza 20-60 yaş arası, 30 periodontitis olmayan ve 30 periodontitisli toplam 60 birey dahil edilmiştir. Tüm bireylerden DOS ve tükrük örnekleri toplanmış ve klinik ölçümler yapılmıştır. Toplanan DOS ve tükrük örneklerinde enzim bağlı immunosorbent analiz (ELISA) ile Periostin ve TGFβ1 seviyeleri ölçülmüş ve gruplar arasında değerlendirilmiştir. Klinik ölçümler değerlendirildiğinde; gingival indeks (Gİ), plak indeksi (Pİ), sondlanabilir cep derinliği ve klinik ataçman seviyesi (KAS) periodontitisli bireylerde anlamlı derecede yüksektir bulunmuştur. Biyokimyasal analiz verileri değerlendirildiğinde periodontitisli bireylerde DOS ve tükrük periostin seviyesi periodontitis olmayan bireylere göre daha yüksek gözlenmiştir. Tükrük periostin düzeyindeki bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı iken, DOS periostin düzeyindeki bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı değildir. Diğer taraftan da hem tükrük hem DOS TGFβ1 düzeyleri periodontitisli grupta anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak tükrük periostin seviyesi periodontitisli bireylerde daha yüksek seviyelerde gözlenirken, periodontitis olmayanlarda daha düşük seviyelerde gözlenmiştir. DOS ve tükrük TGFβ düzeyleri ise periodontitisli bireylerde daha yüksek gözlenmiştir. Diğer taraftan çalışmamızdaki DOS periostin düzeyindeki farklılık istatistiksel olarak anlamlı değidir ve daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.

Gingival oluk sıvıPeriodontal hastalıklarPeriodontit+3
Mehmet Akif Türkan
Gaziantep University
2020
00

Related subjects