Power
126 theses under this subject heading
Okul yöneticilerinin kullandıkları güç türleri ve örgütsel depresyon: Bir ilişkisel tarama modeli
Örgüt depresyonu, örgüte yayılmış bir hareketsizlik, saplanıp kalmış olma hali, sıklıkla geleceği planlamada yetersiz kalma, örgütteki bireylerin gelecekte ne yapacakları hakkında bir vizyonlarının olmayışı ve denemekten vazgeçmiş halde olmaları olarak tanımlanmaktadır. Örgüt depresyonu örgüt iklimini olumsuz etkileyen, çalışanların örgütsel bağlılığını ve motivasyonunu düşüren, örgüt hedeflerine ulaşmada güçlükler yaratan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Örgütlerin hedeflerine ulaşması sürecinde verimliliği, etkinliği ve etkililiğini etkileyen en önemli faktörlerden biri de o örgütün başındaki yönetici veya yöneticilerdir. Bir örgütün verimli ve etkili bir işleyişe sahip olması ve etkin olması, örgüt çalışanlarının, örgütsel amaçlar doğrultusunda iyi bir şekilde yönetilmesi ve yönlendirilmesini sağlayabilen yöneticiler sayesinde olmaktadır. Yöneticiler ise yönetim görevlerini bir takım güç kaynaklarını kullanarak yerine getirmektedirler. Bu çalışmanın amacı, öğretmenlerin okul yöneticilerinin kullandığı güç türlerine ilişkin algı düzeyleri ile öğretmenlerin örgütsel depresyon algı düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Nicel verilerin analiz edildiği araştırma yöntemlerinden betimsel ilişkisel tarama modelindeki bu araştırmanın evrenini Siirt ili merkezindeki ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapan yönetici ve öğretmenler oluşturmaktadır. Bu amaçla okullarda görev yapan öğretmenlere Örgüt Depresyonu Ölçeği ve Güç Türü Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada öğretmenlerin okul yöneticilerinin kullandıkları güç türlerine ilişkin algı düzeyleri ve örgütsel depresyon algı düzeylerinin cinsiyet, branş, memeleket, okul türü ve hizmet yılı değişkenleri bakımından anlamlı bir fark gösterip göstermediği araştırılmış ve öğretmenlerin yöneticilerinin kullandıkları güç türlerine ilişkin algı düzeylerinin öğretmenlerin örgütsel depresyon algı düzeyleri ile olan ilişkisi incelenmiştir. Araştırma sonucuna göre cinsiyet ve memleket değişkenlerinde öğretmenlerin ödül gücüne ilişkin algı düzeylerinde, hizmet yılı değişkeninde bağlılık gücü algı düzeylerinde ve okul türü değişkenlerinde ise karizmatik ve karşılıklı güç algı düzeylerinde anlamlı farklılıklara rastlanmıştır. Ayrıca öğretmenlerin örgütsel depresyon algı düzeylerinde ise branş ve memleket ve okul türü değişkenlerinde anlamlı farkılıklara rastlanmıştır. Elde edilen verilerin sonuçlarına göre okul yöneticilerinin kullandıkları güç türlerine ilişkin öğretmen algı düzeyleri ile öğretmenlerin örgütsel depresyon algı düzeyleri arasında bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra örgütsel depresyon algı seviyeleri ile öğretmenlerin okul yöenticilerinin kullandıkları zorlayıcı güce ilişkin algıları arasında pozitif yönde ve anlamlı, bağlılık gücü, karşılıklı güç ve uzmanlık gücü arasında ise negatif yönde ve anlamlı bir ilişkiye rastlanmıştır. AnahtarKelimeler: Örgüt, Depresyon, Örgütsel Depresyonu, Güç, Güç Türleri, Okul Yöneticileri
Klasik dönem Eş'arîliğin teklif anlayışı
İslâm dünyasının bir taraftan fetihler etrafında büyümesi ve islâm toplumun çeşitli inançlarla, felsefe ve kültürlere sahip toplumlara karşılaşması diğer yönden müslümanların dinî, siyasî ve içtimaî problemlerinden kaynaklanan iç sebeplerin etkisiyle İslâm dinine yönelik eleştiriler ortaya çıkmaya başlamıştır. Oldukça geniş bir alana yayılan İslâm dininin temel hükümlerine yapılan gerek iç gerekse dış kaynaklı eleştiriler âlimler tarafından cevaplandırılmaya çalışılmıştır. Bu ilmî faaliyetler İslâm dininin bütününe yönelik eleştirileri cevaplamaya çalışarak kelâm ilminin doğuşuna ve teşekkülüne yol açmıştır. Kelâm ilminin doğmasının ardından Cehmiyye, Mu'tezile, Ehl-i sünnet ve Şia kelâm ekolleri teşekkül etmiştir. Bu kelâm ekolleri dinin ana ilkelerini yorumlama konusunda bazı ihtifalara düşmüş veya farklı tercihlerde bulunmuşlardır. Bu konulardan birisi de tekliftir. Kelâm âlimleri, teklîf konusunu; Allah'ın kullarını bazı zorluklarla mükellef tutmasının hikmeti, mükelleflerin yükümlülükleri, teklîf ve kudret ilişkisini, kesb ve irâde kavramları mihverinde ele alarak incelemişlerdir. Söz konusu kavramlar çerçevesinde Eş'arî ekolünün düşüncelerini şu şekilde somutlaştırmak mümkündür: Eş'arî âlimleri, Allah'ın kullarını birtakım yükümlülüklerle mükellef tutmasının hikmeti konusuna, "Bütün ilâhî fiiller hikmet ve adalet ürünü olmakla birlikte bu fiillerde menfaat elde etme veya bir zararı ortadan kaldırma anlamında bir hikmet aramak gereksizdir." argümanıyla yaklaşmışlardır. Mükelleflerin yükümlülükleri hususunda, Eş'arîler'e göre hüsün ve kubhun şer'î olduğunu ve dinî sorumluluğun vahiyle sabit olduğunu ifade etmeleridir. İnsan, aklını kullanarak iyi ve kötüyü, güzel ve çirkini bilerek mükellef tutulamaz. Çünkü bir fiil Allah tarafından emredildiği için iyi; yasaklandığı için kötüdür. Yine Eş'arî âlimlerinin geneline göre insanın fiilleri Allah tarafından yaratılır. Fiilinin gerçek fâili insan olmayıp ancak kâsibi olur. Dolayısıyla kesb, kullara ait fiillerin meydana gelişine hâdis kudretin tesir etmesinden ibarettir. Teklîf ve kudret ilişkisini de tartışan Eş'arîyye, Allah'ın kişiyi güç yetiremeyeceği şeyle yükümlü tutmasının câiz ve aklen mümkün olduğunu ileri sürmektedir. Anahtar kelimeler: Kelâm, İmam Eş'arî, teklîf, güç yetirilemeyen fiil, kudret, irâde.
Soğanlı Vadisi örneğinde Kappadokia bölgesinde güçlüler ve aristokratlar
Tez kapsamında, Soğanlı Vadisi özelinde ve Kappadokia bölgesi genelinde dynatoi, dönemin tarihi metinleri, dönemin askeri metinleri, arazi üzerindeki arkeolojik veriler ve üç boyutlu lazer tarama yöntemi kullanılarak irdelenmiştir. Tezin çıkış noktası olan, bölgenin yerel aristokrasisine ait ve dynatosların unvanlarını veren üç bani yazıtı, Soğanlı Vadisindeki üç ayrı kompleksin kiliselerinde yer alır. Vadideki "el değiştirmişlik" olgusunu tartışabilmek amacıyla, bu unvanların legal anlamları ve bölgede ne ifade ettikleri, bulundukları kiliselerin ne tür komplekslere ait oldukları incelenmiştir. Azize Barbara, Geyikli ve Karabaş kompleksleri, mimari ayrıntıları, duvar resimlerinin üslup-ikonografisi, vadi içindeki konumları, kendi içlerindeki işlevleri ve birbirleriyle olan olası bağları da değerlendirilerek ele alınmıştır. Soğanlı Vadisinin kronolojisine ilişkin bu yolla yapılan bir değerlendirme, hem vadinin bir Bizans köyü olarak sahip olduğu rolün, hem de imparatorluk toprak politikasına bağlı olarak 11. yüzyılda değişen rolünün görülmesini sağlamıştır. Bunun yanı sıra dynatosların, içinde bulundukları yerleşime (ve yerleşimin coğrafi konumunun dynatosun o noktaya yerleştirilmesine) nasıl etki ettiği görülmeye çalışılmış, dynatosların din ve sanatla olan ilişkisi de incelenmiştir. Güçlü unvanlarının bölgede görüldüğü diğer kiliseler de kısaca ele alınmış, bu tür kiliselerin ne tür yerleşimler içinde yer aldıkları, bu yerleşimlerin Soğanlı Vadisiyle aynı legal anlama sahip olup olmadıkları, bölgede dynatosların territoryalarının çizilip çizilemeyeceği gibi sorular irdelenmiştir.
Samuel Beckett ve Ferhan Şensoy'da uzam ve güç
The aim of this study is to analyze the concept of space and investigate the theory of power, the effects of power and panopticism over the characters in the plays of Samuel Beckett's Waiting for Godot and Endgame, and Ferhan Şensoy's Güle Güle Godot (Good Riddance Godot). Theories on space, power and panopticism of Michel Foucault form philosophical background of the study. The study is comprised of five chapters. The first chapter introduces the research questions and the second discusses Michel Foucault and his philosophy. The third elaborates the Theatre of the Absurd, Samuel Beckett, Turkish Traditional Theatre and Ferhan Şensoy and outlines the plots and the background of the plays in question. The fourth chapter addresses the research questions and carries the discussion forward into analysis of the plays. Detailed analysis and the discussion of the concept of space is presented for all three plays. The six principles of heterotopias of Foucault are examined in the plays in detail. Power in the plays is scrutinized and how the characters are affected by power is analyzed and discussed. The effect of panopticism is studied and the manners of the characters against panopticism is investigated. The final chapter of the study synthesizes the answers to the research questions. The answers that are found in the plays shed light to the societies that the plays belong to. The findings demonstrate that Şensoy's characters are more hopeful for their future than Beckett's. Beckett's characters are either in restrained action or in total confinement. Şensoy's characters even after psychological and physical destruction recover quickly and try to establish their own authority. Personal ties among the characters are stronger in Good Riddance Godot than they are in Beckett's plays. In Beckett's plays, there is an interchangeable power relationship between the characters, and this power relation is based on mutual need. On the other hand, there is a pure and sincere friendship among people in Good Riddance Godot. All the characters in the three plays studied are waiting but in different manners and with different expectations. They all want to change their circumstances and try to find answers to the questions mostly about themselves and the world around them. In Beckett, the questions remain unanswered, but in Şensoy, the main problem is at least answered.
The establishment of overseas military bases with regard to the international security and distribution of power
The practice of establishing military installations and facilities in foreign countries dates back to the 20th century after the two World Wars as nations sought to exercise influence and domination over others. From a realist point of view, bases have been set up in different countries for some reasons with the most notable being the need to align national and political interests in both the host and the military-providing nation. These bases are of strategic importance and developments seen in various countries attest to this fact. Some countries needed to exercise authority over others, especially after colonization while others needed the help granted to them in the form of security, weaponry, and economic growth. The host countries in return provide good working environments for the installations. However, there are several laws and regulations to control the levels of control in these countries. The literature review section explore the history and the role that overseas military basing has been able to play in enhancing global security as well as power distribution across major powers. It outlines the significant changes that have characterised security threats and world peace over the years and steps that have been taken by major powers to contain these situations. Moreover, the research examines how the collapse of the former Soviet Union, which led to the unipolar world status made the United States to establish even more military bases across the globe and how these bases have been beneficial to the United States and other powerful nations across the globe. This research seeks to explore the realists perspective on how the establishment of overseas military bases help to improve international security and streamline distribution of power. The major objective of this paper is to explore whether the establishment of overseas military bases helps to improve security regulations and aid power distribution. The research will use a realist approach to data collection and analysis. Data will be sourced from secondary sources which are relevant to the topic and published between 2000 and 2017. Qualitative data analysis methods will be used.
Zihinselleştirme ve empatinin liderin uyguladığı güç türüne etkisinde makyevellist kişiligin şartlı değişken rolü.
Yapılan bu araştırmada amaç, kurum hedeflerinin gerçekleştirilebilmesi ve kurumda büyümenin sağlanması için; lider ile çalışanlar arasındaki ilişki yapısının nelerden, ne şekilde ve nasıl etkilendiğinin tespit edilmesidir. Bu kapsamda, çalışan perspektifinden, liderin algılanan zihinselleştirmesi ve algılanan empatisinin, liderin güç türleri kullanımını ne şekilde etkilediği ele alınmış olup, algılanan makyevel kişilikte bu durumun ne şekilde farklılaştığı incelenmiştir. Çalışma kapsamında Türkiye'de özel sektör çalışanı 276 kişiden elde edilen verilerle yapılan analizler sonucunda, liderin algılanan empatisindeki artışın liderin algılanan kişilik ve ödül gücünü olumlu; zorlayıcı gücünü ise olumsuz etkildiği tespit edilmiştir. Liderin algılanan zihinselleştirmesinin ise liderin algılanan ödül ve kişilik gücünü olumsuz; yasal ve zorlayıcı gücünü ise olumlu etkilediği gözlemlenmiştir. Son olarak liderin algılanan makyevelist kişiliğinin liderin algılanan empatisi-liderin ödül gücü ilişkisi üzerinde olumlu; liderin algılanan zihinselleştirmesi-liderin kişilik gücü ilişkisi ve liderin ödül gücü ilişkisi üzerinde olumlu; liderin algılanan zihinselleştirmesi-liderin zorlayıcı gücü ilişkisi üzerinde ise olumsuz etkiye sahip olduğu ve biçimleyici rol oynadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Empati, Zihinselleştirme, Güç Türleri, Güç, Makyevelizm, Makyevelist Kişilik, Liderin Güç Türü, Liderlik
Batı Balkanlardaki büyük güç rekabeti
Geçmişten günümüze uluslararası sistemde egemen olma amacı taşıyan devletlerin politikaları ve stratejileri doğrultusunda farklı bölgeler üzerinden güçlerini arttırma ve hakimiyet kurma planları yapılmaktadır. Büyük güç olma iddiası taşıyan devletlerin ise belli başlı bölgelerde birbirlerine karşı rekabet etmeleri de günümüz uluslararası ilişkilerin vazgeçilmez bir gerçeğidir. Soğuk Savaş Dönemi sonrasında rekabetin daha çok çeşitlenmesi sebebiyle de farklı bölgelere verilen önem artmıştır. Bu önemli bölgelerden birisi de Batı Balkanlar olmuştur. Batı Balkanlar, Arnavutluk Cumhuriyeti hariç eski Yugoslavya'dan kopmuş ve bağımsızlığını ilan etmiş ülkelerden oluşmakla birlikte büyük güç rekabeti doğrultusunda önem taşıyan bir bölge haline gelmiştir. Bölgede hem ticari faaliyetleri hem de çıkan çatışmalarla birlikte önleyici planda NATO ile birlikte olmak isteyen Amerika Birleşik Devletleri, entegrasyon süreciyle birlikte genişleme politikasına bölge ülkelerini de alan Avrupa Birliği, bölge ülkelerine doğrudan etkisiyle bilinen Rusya Federasyonu ve küresel ekonominin lideri olmayı amaçlayan Çin Halk Cumhuriyeti Batı Balkanlar üzerinde önemli bir güç arttırma amacı taşımaktadırlar. Batı Balkanların gerek kendi iç dinamikleri, gerek ise uluslararası güçlerin amaçları doğrultusunda bölge, önemini günden güne arttırmıştır. Batı Balkanlar stratejik açıdan da kiritik konumdadır. Tarihsel, etnik, dini, güvenlik, ekonomik ve jeopolitik faktörlerin de önemli yere sahip olduğu Batı Balkanlar, uluslararası büyük rekabetin kıymetli sahnelerinden birisi haline gelmiştir.
M. Foucault'un disipliner iktidar bağlamında gizli müfredat ve disiplin üzerine bir araştırma: Sait Sabri Ağaoğlu Anadolu Lisesi örneği
Genel tarama modeli ile yapılan bu araştırmanın amacı Foucaultcu yaklaşımdan ? disipliner iktidar ? teknikleri ile okullarda bireyselliğin (disiplini içselleştiren) nasıl üretildiğini göstermek. Foucault?a göre iktidar, ona sahip olanlarla ona tabi olanlar arasında paylaşılan bir şey değildir. İktidar hiçbir zaman birilerinin elinde olmaz, birey bu sürecin içindedir; iktidar bireyler üzerinde işler, bireylere uygulanmaz. Dolayısıyla, iktidar bir zincirini halkalarını oluşturan ağ yapısı dikkate alınarak analize tabi tutulmalıdır. Bu bağlamda okullarda uygulanan gizli (örtük) müfredatla uygulanan disipliner iktidar tekniklerinden olan gözetleme-kontrol-denetleme, normalleştirici yaptırımlar (ödül/ceza) ve sınav teknikleri ile öğrencilerin normalleştirerek nasıl disiplinci anlayışı benimsettiğine dikkat çekmek amaçlanmıştır. 2011-2012 eğitim öğretim yılında Uşak il merkezindeki Sait Sabri Ağaoğlu Anadolu Lisesine devam eden 9, 10, 11 ve 12. sınıf öğrencilerden örneklem alınarak anket uygulanmıştır. Toplanan veriler yüzde, frekans analizine tabi tutulmuştur. Elde edilen bulgular, öğrencilerin disipliner iktidar teknikleri ile disiplini içselleştirdikleri görülmektedir. Anahtar kelimeler: ?ktidar, Disipliner ?ktidar, Disiplin, Sınav, Normalle?tirici yaptırım
Genç erkek futbolcularda farklı iki dikey sıçrama testi ile sprint ve yön değişim zamanı arasındaki ilişki
Güç üretiminin hızlanma, maksimum hız ve çeviklik nitelikleri için bir temel sağladığına inanılmaktadır. Bu çalışma ile genç futbolcularda, dikey sıçrama performansları ile ivmelenme, maksimal hız ve yön değişim performansları arasındaki ilişki incelendi. Çalışmaya, Uşak ilinde farklı amatör kulüplerde futbol oynayan, düzenli antrenman yapan, gönüllü 77 sağlıklı erkek sporcu katıldı. Katılımcıların sıçrama performansları, Aktif Sıçrama (AS) ve Skuat Sıçrama (SS) testleri ile hız değerleri, 10 m ve 30 m testleri ve çeviklik değerleri, 505 çeviklik ve T-test ile belirlendi. Tüm parametreler arasındaki ilişki Pearson Korelasyon Analizi ile değerlendirildi. Sporcuların AS ve SS ile 505 Çeviklik test değerleri arasında negatif yönde zayıf bir korelasyon olduğu tespit edildi (p=0.00). Anaerobik güç ile çeviklik performansları değerlendirildiğinde, Aktif Gmaks ile Skuat Gmaks ve T-test değerleri arasında negatif yönde zayıf bir korelasyon tespit edilirken, 505 Çeviklik testi değerleri arasında ise negatif yönde orta bir korelasyon tespit edildi (p=0.00). AS ile 10 m ivmelenme testi ve 30 m maksimal hız değerleri arasında negatif yönde orta bir korelasyon olduğu tespit edilirken (p=0.00), SS ile 10 m ivmelenme testi arasında negatif yönde zayıf bir korelasyon (p=0.01), 30 m maksimal hız testi arasında ise negatif yönde orta bir korelasyon olduğu tespit edildi (p=0.00). Anaerobik güç ile hız testleri arasındaki ilişki incelendiğinde, Aktif Gmaks ile 10 m ivmelenme testi arasında negatif yönde zayıf bir korelasyon (p=0.01), Skuat Gmaks ile 10 m ivmelenme testi arasında negatif yönde zayıf bir korelasyon (p=0.03) olduğu tespit edildi. Aktif Gmaks ve Skuat Gmaks ile 30 m maksimal hız testi değerleri arasında ise negatif yönde orta bir korelasyon olduğu bulundu (p=0.00). Sporcuların 10 m ivmelenme test değerleri ile 505 Çeviklik test ve T-test değerleri arasında negatif yönde orta bir korelasyon, 30 m maksimal hız testi değerleri ile 505 Çeviklik testi ve T-test değerleri arasında ise negatif yönde orta-güçlü bir korelasyon olduğu tespit edildi (p=0.00). Sonuç olarak, bu çalışma amatör futbolcularda gücün hız yeteneği üzerinde olumlu etkileri olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Futbol, çeviklik, güç, yön değişimi, doğrusal hız
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında Türk dış politikasında yumuşak güç uygulamaları
Güç kavramı gerek Siyaset Bilimi'nin gerekse Uluslararası İlişkiler'in merkezindeki bir kavramdır. Siyasette gücün dönüşümü sonucunda ortaya çıkmış olan yumuşak güç kavramı ve buna getirilen eleştirilere de bakılmış ve Ak Parti dönemindeki yumuşak güç uygulamaları önemli bir çalışma alanı olarak görülmüştür. Çalışmada; eksen kayması tartışmaları da dikkate alınarak, Afrika'ya yönelik faaliyetlerin analiziyle araştırmaya sınır kazandırılmış ve özgün sonuçların elde edilmesi sağlanmıştır. Çalışmanın temel savı; Ak Parti'nin yumuşak güç uygulamaları olarak nitelendirilen faaliyetleri, Afrika örneğinde incelendiğinde bu coğrafya ile geliştirilen ilişkiler, değişen dünya konjonktürü ve düzeni sonrasında ortaya konulan çok yönlü bir dış politika tercihinin sonucudur. Türkiye'nin dış politikadaki uygulamaları, yaklaşımı ve diğer aktörlerin tarihi süreçteki ve günümüzdeki uygulamaları dikkate alınarak yumuşak güç kavramı irdelenmiştir. Literatür taraması sonrası, yumuşak güç kavramının, bazı aktörlerin kıtaya karşı gösterdiği sömürgeci anlayışın devamında gelişen, bu anlayışın günümüzde form değiştirmiş hali olduğu düşünülmüştür. Türkiye'nin ilişkilerde kullandığı dil ve uygulamalarının içeriğinin ise farklı özellikler taşıdığı görülmüştür. Bu tespit sonrasında, Türkiye'nin yaklaşımını karşılayacak, adaptif güç olarak tanımlanan farklı bir güç tanımlaması önerilmiştir. İlk bölümünde araştırmanın problemi ve yöntemi, ikinci bölümde, güç ve çeşitleri ele alınarak teorik çerçeve oluşturulmuştur. Üçüncü bölümünde Türk dış politikası dönemlere ayrılarak incelenmiş, genel özellikleri belirlenmiştir. Dördüncü ve Beşinci bölümde ise, söz konusu dönemdeki yumuşak güç uygulamaları ve Afrika örneklemi üzerindeki uygulamalar analiz edilmiştir. Tez çalışması, "Değerlendirme ve Sonuç" kısmı ile tamamlanmıştır.
Sebep-sonuç ilişkisi bağlamında kötülük problemi (Gazzâlî-İbn Rüşd örneği)
Bu çalışma, İslam düşüncesinde derin izler bırakmış iki önemli filozof olan Gazzâlî ve İbn Rüşd'ün nedensellik teorilerini ve bu teorilerin kötülük problemine yansımalarını analitik bir yöntemle incelemeyi hedeflemektedir. Çalışmanın ilk bölümünde, felsefe tarihinin önemli tartışmaları arasında yerini alan nedensellik ilkesinin epistemolojik ve ontolojik temelleri irdelenmiş; akabinde Gazzâlî'nin nedensellik anlayışı ve Aristotelesci nedensellik anlayışına yönelttiği eleştiriler, daha sonra da İbn Rüşd'ün bu eleştiriler doğrultusunda Aristotelesci nedensellik anlayışını savunması ele alınmış ve mukayeseli bir analize tabi tutulmuştur. Bu bağlamda Gazzâlî, tabiatta a priori nedensellik bağı bulunduğu fikrini reddederek, sebep-sonuç ilişkisinin ancak ilahî iradenin sürekli yaratımıyla mümkün olduğunu öne sürmüştür. Buna karşılık İbn Rüşd, nedenselliğin empirik ve akli verilerle temellendirilebileceğini iddia etmekte ve doğadaki düzenliliğin zorunlu bir yapıya sahip olduğunu savunmaktadır. İkinci bölümde ise kötülük problemi felsefi ve kelâmî tartışmalar çerçevesinde ele alınmıştır. "Kötülüğün mahiyeti ve kaynağı" sorusuna dair geliştirilen argümanlar ekseninde, Gazzâlî'nin kötülüğü âdem (yokluk) kavramıyla açıklayan ve ilahî kudretin mutlaklığını merkeze alan teolojik yaklaşımı ile İbn Rüşd'ün kötülüğü kozmolojik düzenin kaçınılmaz bir bileşeni olarak yorumlayan teodise anlayışı karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Her iki düşünürün, Tanrı'nın adaleti ve hikmeti ile âlemdeki kötülük olgusunu uzlaştırmak için geliştirdikleri teoriler, varlık, nedensellik ve ahlak arasındaki ilişkiyi aydınlatmaktadır. Bu çalışmada, nedensellik ve kötülük problemi arasındaki bağı ontolojik ve teolojik düzlemde sorgulayarak, İslam felsefesindeki Tanrı-âlem-insan üçgenine dair temel gerilim alanlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Gazzâlî ve İbn Rüşd'ün felsefî sistemleri üzerinden yapılan bu analiz, yalnızca klasik bir tartışmanın yeniden değerlendirilmesini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda çağdaş metafizik ve teodise tartışmaları için de yeni perspektifler sunmaktadır.
Çin'in yumuşak güç stratejisi çerçevesinde Afrika ile olan ilişkileri
Çin Halk Cumhuriyeti'nin son kırk yılda gösterdiği ekonomik gelişim, eşi benzeri olamayan bir kalkınma örneği olarak kayıtlara geçmiştir. Öyle ki bundan elli yıl önce dünya ekonomisi için hiçbir şey ifade etmeyen Çin, artık kendini dünyanın bir numaralı ekonomisi olmaya hazırlamaktadır. Bir ''küresel güç'' olarak gücünü daha fazla artırmanın yollarını arayan Çin, hammadde ve pazar arayışlarını Afrika kıtasında yoğunlaştırmıştır. Kıtanın her ülkesine gitmiş olmasına rağmen zengin kaynakları ve stratejik limanları nedeniyle özellikle Sahra Altı Afrika ülkeleriyle ilgilenmiştir. Batılı ülkelerinin yüzyıllar boyunca sürdürdükleri sömürgecilik faaliyetlerinden dolayı sahip oldukları zenginliği kullanamayan Afrika ülkeleri, son yirmi yılda Çin ile ilişkilerini geliştirerek ekonomik kalkınma, altyapı, sağlık alanlarında önemli aşama kaydetmiştir. Ancak Çin'in kıta genelindeki faaliyetleri kimi yerel kaynaklar ve uluslararası toplumda ''sömürgecilik'' faaliyetleri olarak algılanmıştır. Bu nedenle Çin, gerek kıta genelinde gerekse de uluslararası düzlemde 'Yumuşak Güç' araçlarını aktif bir şekilde kullanarak akılları ve kalpleri kazanmaya çalışmaktadır. Bu çalışma, Çin'in Sahra Altı Afrika'daki yumuşak güç uygulamalarına ve alternatif bir kalkınma modeli olma çabalarına odaklanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çin, Sahra Altı Afrika, Güç, Yumuşak Güç, Yeni-Sömürgecilik
The supernatural and punishment in Coleridge's selected works
The supernatural, apart from being an element widening the range of imagination in literature from past to present, is an agent in the daily lives, folk and religious beliefs of people for explaining the unknown. As one of the prominent poets of the Romantic era, Samuel Taylor Coleridge is known for his frequent use of the supernatural in his works in various ways such as an unusual landscape, a character, an event, or a power. In his works he interprets the supernatural both as benevolent and malignant, depending on the one who controls it. In this context, in the first chapter of this thesis, Coleridge's "The Wanderings of Cain" (written in 1798, published in 1828), The Rime of the Ancient Mariner (written and published in 1798), and "Kubla Khan" (written in 1800, published in 1816) are studied in terms of their treatment of the divine supernatural possessed by a divinity or the spiritual forces, used as a means of punishment for the sins committed against nature, a human being or the religious orders. In the second chapter, Osorio (written and published in 1797), "Christabel" (written in 1797-1800, published in 1816) and "The Three Graves" (written in 1797-1798, published in 1809) are studied focusing on the earthly supernatural as a means of punishment possessed and controlled by humans, and human-formed beings for evil purposes. In the mentioned works it is observed that the divine supernatural is presented as a power to preserve justice, and accordingly the works have a didactic purpose. On the other hand, when the supernatural is possessed by human beings with evil nature, it is made use of in order to punish and harm the innocent human beings. Consequently, this thesis puts forward that in the mentioned works, Coleridge presents the supernatural as a means of punishment and also points out that the natural order which is subverted by the evil and the sinful people can be remedied if only the supernatural power is controlled by a divinity; otherwise, it functions to create chaos.
China's energy policy towards Central Asia and the role of "Belt and Road" Initiative
Historically, the Central Asian region has had a strategic importance because of its geopolitical location. On the other hand, since China has the long borders with the region, it has always had strong political economic and cultural relations with neighbouring countries. Today, China has indispensable effects in the countries of Central Asia: Kazakhstan, Uzbekistan, Tajikistan, Kyrgyzstan and Turkmenistan. This thesis examines China's energy policy towards Central Asia within the framework of "Belt and Road" Initiative. The multilateral transportation, energy and military security collaborations that China tries to establish with its neighbours in the Central Asian region are important tools to increase China's economic influence in the region. China is building the Belt and Road Initiative, the largest infrastructure project in history, to improve these relations with the countries in the region. China also uses this project to improve its trade relations with the West. On the other hand resource rich Central Asia is immensely significant for China to provide its energy security. Even if the regional collaborations that China is trying to create seem to be a win-win relationship from the outside, there is an aim to be accepted as an economic and military superpower in global politics by improving the regional power of China and providing border security. In this thesis, based on the above prediction, China's regional policies will be analysed with a Realist approach.
Self and power in the presidential life writing of George H. W. Bush, Bill Clinton, and George W. Bush
This thesis analyzes of three US Presidents' understandings of self and power as reflected in their life writing. The scope of this thesis is limited to the period between the years 1989-2009, during which George H. W. Bush (1989-1993), Bill Clinton (1993-2001), and George W. Bush (2001-2009) served respectively. Now defined as the post-Cold War era, during these presidents' administrations, "hostility against communism" gave way to the "War on Terror." Acknowledging that current American politics and foreign policies were shaped during these two decades, this thesis examines the notion of power in relation to the subject position of the president. In their autobiographical works, All the Best: My Life in Letters and Other Writings (2013), My Life (2004), and Decision Points (2010) George H. W. Bush, Bill Clinton, and George W. Bush attempt to reassert their power, which ended with their presidency and was diminished by media images and criticisms. In doing so, they revere the ideology of values such as individualism, democracy, freedom, and religious morality, which are identified with national and international American policies. Chapter I offers a close reading of these three works as presidential life writing and analyzes the self in relation to a nationalist American identity. Chapter II further studies the core nature of presidents' power in relation to America as a superpower. The power invested in presidents is often used in a way that exposes efforts of maintaining a public image (or self) and agreeing with preconceived practices; public opinion and American values are instrumental in making decisions regarding interactions with Middle Eastern countries, and presidential actions often show compliance with former presidential actions. Thus, such power requires justification. These presidents' exercise of power in their authorship reflects an attempt to influence historical perceptions, and contend and rationalize their former power.
The role of education on women's empowerment: The case of Village Institutes in Turkey, 1940-1946
By taking the case of the Village Institutes (VIs) experience in Turkey, 1940-1946 period in particular, this thesis aims to investigate and answer the question of whetherVIs' education (including its tools: pedagogy, curriculum, activities, methods and the system) contribute to the empowerment process of its women graduates by challenging the pressure and the gender norms of patriarchal society? 1940-1946 was the period that the foundational aims of the VIs were implemented despite the adverse impact of patriarchal society, which reinforced private/public dichotomy, subordination of women to men and disabled female education in rural Turkey. It was, also the time when the Republican project of modernization, nation building and democratization and its focal point of women's emancipation and education were in the foreground of the political sphere. By benefiting from the models of power, empowerment theory and critical theory in education, and by applying Rowlands'(1997) qualitative model as theoretical framework, this thesis examines whether the contribution of VIs' to education was sufficient to challenge patriarchal pressure and to empower its women graduates on personal, collective and relational levels. Based on evidence from the interviews, this thesis argues that VIs' education contributed to its women graduates' personal development and empowerment in personal level. However, it was not enough by itself in challenging gender norms, patriarchal obstacles and pressure of society, which limited women graduates' collective (social) empowerment and inhibited empowerment within close relationship level.
The relationship between teachers' power perception, teachers' perception of child, and child-teacher interaction
The main purpose of this study was to analyze the teachers' perceptions of child, power and their interactions with children. The issues of power, discipline, authority, and the concepts of school, teacher and child were used to examine teachers' comprehensions of the culture of power in classroom. The sample of the study was four female primary school teachers in a public school in Istanbul, Turkey. The results showed that there was a relational sphere between power and child perceptions of the teachers. The teachers' perceptions of authority and discipline embedded to the conceptions of child and school context. The teachers' perceptions of authority and discipline embedded to the conceptions of child and school context. In addition to this, teachers' child and power perceptions reflected to teacher-child relationship as a shortcut of and nonverbal communication in classroom. Findings suggest that teachers' explanations about power and child concepts are fed each other by the same concern that is the anxiety of losing their control of power over children. The findings of the current study provide to analyze the internalization and externalization process of power, child and their effects on teacher-child interaction in educational arena.
Romantik ilişkisi olan kadınlarda ilişkisel güç algısının yordayıcıları olarak bağlanma stilleri, narsisizm, bilişsel duygu düzenleme
Bu araştırmada romantik ilişkisi olan beliren yetişkinlik dönemindeki kadınlarda ilişkilerde güç algısının yordayıcıları olarak ilişki süresi ile bağlanma stilleri (kaygılı ve kaçınan bağlanma boyutları), narsisizm (büyüklenmeci narsisizm ve kırılgan narsisizm boyutları) ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin rolü incelenmiştir. Araştırmaya 2022-2023 yılları arasında Türkiye'de yaşayan, mevcut romantik ilişkisi olan, 18-29 yaş aralığında 367 kadın katılmıştır. Araştırma verileri, ilişkilerde güç algısı için İlişkilerde Güç Algısı Ölçeği (İGAÖ), bağlanma stilleri için Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II), narsisizm için Narsistik Kişilik Envanteri (NKE) ve Kırılgan Narsisizm Ölçeği (KNÖ), bilişsel duygu düzenleme için Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği – Kısa Form ve Demografik Bilgi Formu ile toplanmıştır. Araştırmada ilişki süresi, bağlanma stilleri, narsisizm ve bilişsel duygu düzenlemenin ilişkilerdeki güç algısını yordama rolü hiyerarşik regresyon analizi ile test edilmiştir. Araştırmanın analizleri sonucunda ilişki süresi, narsistik kişilik, kırılgan narsisizm, kaygılı ve kaçıngan bağlanma değişkenlerinin beliren yetişkin kadınların ilişkilerdeki güç algısını anlamlı bir şekilde yordadığı tespit edilmiştir. İlişki süresi, büyüklenmeci-kırılgan narsisizm, kaygılı-kaçıngan bağlanma stili ve bilişsel duygu düzenleme beliren yetişkin kadınların ilişkilerde güç algısına yönelik varyansın %30'unu açıklamaktadır. Araştırma sonuçları alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.
The history of cult initiations and their post-modern presencecults in media
This thesis sheds light on the digital world and its everyday evolution in the mindset of human beings. It is mainly helping to raise awareness about the micro cults in social media and how celebrities can affect viewers' minds through their influence and their fame. This paper provides research that helps understand the timeline that digital cults have reached in today's world.
John R. Searle ve Pierre Bourdieu'de dil, toplum ve güç ilişkisi
Bu tezin amacı, dil, toplum ve güç arasındaki ilişkiyi John Searle ve Pierre Bourdieu'nün düşünceleri ışığında göstererek dil felsefesi ve toplum felsefesi arasında bir bağlantı ya da köprü kurmaktır. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak Searle'ün toplumsal gerçekliği inşa ettiğini düşündüğü ilkelere değinilip bu ilkelerin dil ile bağlantısı ortaya konmuştur. Ardından Searle'ün toplumsal gerçekliği ve bir manada insan uygarlığını yaratan şeyin dil olduğuna ilişkin iddiası tartışılıp onun dilin kurucu rolüne ilişkin bu iddiasının aslında dil, toplum ve güç arasındaki ilişkiyi gösterdiği belirtilmiştir. Bu ilişkiyi daha görünür hale getirmek adına Bourdieu'nün toplumsal güç ilişkilerini ve sosyal bilimlerdeki karşıtlıkları ortadan kaldırmak için inşa ettiği pratik teorisinin kavram ve varsayımları onun dil anlayışıyla birlikte ele alınmıştır. Bu kavram ve varsayımlar dil ile birlikte ele alınıp çözümlendiğinde Bourdieu düşüncesinde dil, toplum ve güç arasındaki ilişki de açık hale gelir. Son tahlilde dil felsefesi ve toplum felsefesi arasında kurulması planlanan bağlantı hem Searle'ün hem de Bourdieu'nün dil, toplum ve güç arasındaki ilişkiye dair görüşleri çözümlenerek, değerlendirilerek ve karşılaştırılarak güçlendirilmiştir. Bu iki düşünür birlikte ele alınarak hem sözü edilen iki düşünür arasındaki hem de problem alanları ve felsefi disiplinler arasındaki ayrım ve sınırlar ihlal edilmeye ve bir anlamda ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.
Yumuşak güç bağlamında Türkiye'de uluslararası kültür enstitüleri
19. yüzyılda Alliance Française ve Dante Alighieri Cemiyeti ile ilk uygulamaları başlayan hükümet destekli uluslararası kültür enstitüleri 21. yüzyıla gelindiğinde ülkelerinin yumuşak güçlerinin önemli bir enstrümanı hâline gelmiştir. Önceleri uluslararası alanda sürdürülen kültürel tanıtım faaliyetlerine ve dil eğitimine yeterince önem vermeyen, bunun yerine sadece sert güce yatırım yapan ülkeler bile içinde bulunduğumuz çağda yumuşak gücün öneminin farkına varmıştır. Buradan hareketle günümüz küresel neo-liberal dünyasında bir ülkenin maddi ve beşerî kaynak ayırıp neden kendi dilini, kültürünü, sanatını diğer ülkelere anlatma gereği duyduğu bu çalışmanın sorunsalıdır. Bu bağlamda tezin amacı, literatürdeki yumuşak güç kavramından faydalanılarak uluslararası kültür enstitülerinin Türkiye'deki rol ve işlevlerini ortaya koymaktır. Çalışmada, bu enstitülerin kuruluş amaçları, politikaları ve faaliyetleri incelenmektedir. Böylelikle söz konusu enstitülerin varoluşsal işlevlerinin ve üstlendikleri rollerin anlaşılması amaçlanmaktadır. Bu çalışmada veri toplamak için literatür taramasının yanı sıra nitel araştırma yönteminin bir başka tekniği olan yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeden faydalanılmıştır. Elde edilen verilerden hareketle uluslararası kültür enstitülerinin hedef ülkelerin vatandaşlarını kendi ülkelerinin lehine etkileme, onların kalplerini kazanma, onlara karşı sempati ve olumlu imaj oluşturma amaçlarıyla kendi ülkelerinin dilinden sanatına kadar cezbedici bütün kültür araçlarından faydalanma biçimleri ortaya koyulmuştur.
Yakın dönem Türkiye-Suriye ilişkilerinde yumuşak gücün rolü
Türkiye son yıllarda dünyanın pek çok coğrafyasında yardım ve hibe programları yürütmektedir. Bu faaliyelerin büyüklüğü, yaygınlığı ve çeşitliliği, Türkiye'nin eskiye göre dış politikada yumuşak güce daha fazla başvurduğunu göstermektedir. Yardım faaliyetlerinin yoğunlaştığı coğrafyalardan biri de Suriye'dir. Ancak Türkiye'nin Suriye'de özellikle askeri olarak kontrolü altında tuttuğu bölgelere yönelik faaliyetlerinin yumuşak güç uygulaması olarak ele alınıp alınamayacağı tartışmalıdır. Bu bağlamda bu çalışma, Türkiye'nin Suriye'nin kuzey bölgesine yönelik kültürel faaliyetlerinin ve yardımlarının sıklıkla kullanılan yumuşak güç kavramı ile ifade edilip edilmeyeceği sorusunu sormaktadır. Bu sorunun yanıtı verilirken Türkiye'nin özellikle 2000'li yıllarda köklü dönüşümler geçiren Suriye politikaları gözden geçirilmekte, Türkiye'nin bu ülkedeki faaliyetleri de bu kapsamda değerlendirilmektedir. Bu çalışmada öncelikle güç, yumuşak güç ve kamu diplomasisi kavramları teorik olarak incelenmiştir. Daha sonra bu teorik tartışmanın ışığında Türkiye'nin Cumhuriyet tarihi boyunca yürüttüğü kamu diplomasisi faaliyetleri ve bu faaliyetlerin amaçları üzerinde durulmuştur. Türkiye'nin Suriye politikasının ve bu ülkede yürüttüğü faaliyetlerin daha iyi kavranabilmesi için Suriye'nin tarihi, etnik ve dini yapısı detaylı bir şekilde analiz edilmiştir. Yakın dönem Türkiye-Suriye ilişkileri ise, Arap baharı öncesi ve sonrası olmak üzere iki döneme yoğunlaşarak incelenmiştir. Son olarak, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyine yapmış olduğu askeri harekatlar sonrası bölgede yürüttüğü faaliyetler üzerinde durulmuş ve bu faaliyetlerin yumuşak güç kavramının sınırlarını ne derece zorladığı tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Güç, Sert Güç, Yumuşak Güç, Yakın Dönemde Türkiye-Suriye İlişkileri.
The biopolitics of gender in feminist speculative fiction: The Power
Women' struggle for their rights and lives is one of the undeniable facts throughout history. This struggle has gained deep layers with literature, has become essential breath. In feminist literature, it is possible to come across writings that touch the struggles of every woman in society, and in today's world through adding speculative narrations, new narratives have occurred that are fictional but also makes one question the reality in speculative fiction. Rather than offering riveting plot, these narratives could be said that they reflect possible realms with multilayers. In this regard, Naomi Alderman's The Power narrates of a world in which women have acquired biological power and established a new state. Alderman does not merely draw attention to subjects that women are still suffering from but also reverses this continual tradition: from now on women oversee administration and men are controlled. The establishment of the new state features followed by women and it is noticeable that women have adopted a controlling and regulating policy in religion, politics, every field of life in ruling with the biological power they have newly gained in their bodies; and this reminds of the concepts of biopolitics and biopower that pioneered by Michel Foucault and developed by many thinkers. Ultimately, it provides an indispensable basis for examining the biopolitics of gender. Purpose of this thesis is to analyse biopolitics of gender in speculative feminist fiction with Naomi Alderman's The Power (2016). Keywords: biopolitics, gender, feminist speculative fiction, The Power, state, women
State, bureaucracy and power in the Late Ottoman Empire (1908-1913)
This study explains power relations in the civil bureaucratic apparatus through the controlling mechanisms of appointing and dismissing state cadres. The struggle to control the bureaucratic apparatus during the first five years of the Second Constitutional period suggests an alternative narrative that challenges the existing literature on political history which describes power relations among the political elite only in terms of dominating the government and parliament. Alongside governmental and parliamentary conflicts, this study concerns the extension of power relations to the state apparatus through bureaucratic cadres. This approach is possible if the state is considered as neither a monolithic nor a unitary organization, as functional and institutional approaches to state theory do. Instead, such an approach must break from the modernization paradigm on which the literature of bureaucracy, including the late Ottoman bureaucracy, has long been based. Rather than focusing on grand narratives over long historical periods, this research evaluates short periods of time that were formed by everyday struggles among the actors who comprise history itself. This is evident when the complex struggles among different political and non-political actors to shaping state cadres are considered. For this reason, this dissertation puts to two antithetical practices – appointments and dismissals – under the microscope. Gubernatorial appointments and the mass purges (tensikât) are reviewed from this perspective.