Neuropathies

114 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Multiple miyelom hastalarımızda nöropatik ağrı sıklığıve kullanılan kemoterapötik ajanlarla ilişkisi

Amaç: Multiple miyelom (MM), immünoglobülin üreten plazma hücrelerinin monoklonal neoplastik proliferasyonu ile karakterize bir hastalıktır. Multiple Miyelom anemi, serum ve idrarda monoklonal protein varlığı, hiperkalsemi ve böbrek yetmezliği ile seyreder. Malignitelerin %1'ini ve hematolojik malignitelerin %10'unu oluşturur. Nöropatik ağrı somatosensoriyel sistemi etkileyen bir hastalık veya lezyon sonucu ortaya çıkan ağrıdır ve kanserli hastalarda sık görülür. Nöropatik ağrı geçmiş yıllarda daha çok hastalığın kendisiyle ilişkili iken günümüzde daha çok tedavi ile ilişkilidir. Multiple Miyelom hastalarında kemoterapiye bağlı gelişen nöropatik ağrı hastaların yaşam kalitesini düşürür, hastaların günlük aktivitelere katılımını kısıtlar. Bu çalışmada, MM hastalarımızda nöropatik ağrı sıklığının belirlemesi ve hastaların almakta oldukları kematerapötiklerle olan ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve yöntem: Multiple Miyelom tanısı ile takip edilen 50 hasta ile 50 sağlıklı gönüllü çalışmaya alındı. Her iki gruba da "LANSS", "DN-4" ve "Pain Detect" anketleri uygulandı. Elde edilen veriler SPSS 21 paket programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Hasta ve kontrol grubu arasında her üç anket için de puansal ortalamalarda farklılık saptandı (her biri için p=0,001). Anketler nöropatik ağrı varlığına göre karşılaştırıldığında; LANSS ve DN-4'e göre hastalarda daha fazla nöropatik ağrı varlığı tespit edildi (p=0,002, p=0,022). Pain detect'e göre hasta ve kontrol grubu arasında istatistiksel farklılık bulunmadı. Multiple Myelom hastaları aldıkları kemoterapi ajanlarına göre; VCD (Bortezomib- SiklofosfamidDeksametazon), VCD+RD (Revlimid- Deksametazon) ve diğer ilaçları alanlar olarak gruplandırıldı. Nöropatik ağrı anketleri bu üç grup arasında kıyaslandı, farklılık saptanmadı. Kök hücre nakli olan ve olmayan hastalarda nöropatik ağrı kıyaslaması yapıldığında iki grup arasında istatistiksel anlamda farklılık saptanmadı. Sonuç: Nöropatik ağrı, MM hastalarında kontrol grubuna göre daha sık görülmektedir. Hastaların almış oldukları kemoterapi ajanları ile nöropati sıklığı arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Yeni tedavi ajanlarının kullanılmasıyla sıklığı artan nöropatik ağrı, hastaların yaşam kalitesini etkilediği için önlem alınması gereken bir durumdur. Anahtar kelimeler: MM, Nöropatik Ağrı, LANSS, DN-4, Pain Detect

AğrıKemoterapötikMultipl miyelom+3
Turgay Kutlu
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Orak hücre hastalığı olan hastalarımızda nöropatik ağrı sıklığının ve klinik/laboratuvar bulgularla ilişkisinin araştırılması

Amaç: Orak hücre hastalığı (OHH) dünyada en sık görülen herediter hemoglobin hastalığı olup bu hastalıkta vazooklüzyona bağlı ağrılar olmaktadır. Bu ağrıların etyolojisinde çoğunlukla vazooklüzyon olmakla birlikte bazılarında nöropatik ağrının (NPA) da eşlik ettiği düşünülmektedir. Nöropatik ağrı birçok ölçek kullanılarak tespit edilebilmektedir. LANSS (Leeds Assessment of Neuropathic Symptoms and Signs), DN-4(Douleur Neuropathique 4 questions) ve Pain Detect (PDQ) en sık kullanılan ölçeklerdir. Çalışmamızın amacı , bu 3 ölçeği kullanarak kliniğimizde takip edilen OHH olan hastalarımızda NPA sıklığını saptamak ve hastalarımızın klinik ve laboratuvar bulgularıyla ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve yöntem: Orak hücreli hastalığı ile takip edilen 56 hasta ile 56 sağlıklı gönüllü çalışmaya alındı. Her iki gruba da LANSS, DN-4 ve Pain Detect ölçekleri uygulandı. Elde edilen veriler SPSS 21 paket programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Hasta ve kontrol grubu karşılaştırıldığında her 3 ölçek için de puansal ortalamalarda hastalarda daha yüksek olacak şekilde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (her biri için; p=0,000). Ölçekler NPA'nın varlığına göre kıyaslandığında; aynı şekilde hastalarda kontrol grubuna göre anlamlı şekilde NPA varlığı tespit edildi (her biri için p=0,000). Nöropatik ağrısı olan orak hücre hastaları kendi içinde değerlendirildiğinde; kadınlar, ek hastalığı olanlar, hidroksiüre (HU) kullananlar , folik asit (FA) kulanmayanlar, yıllık kriz sayısı 3'ün altında olanlar ve CRP düzeyi 5'in altında olan hasta gruplarında daha sık nöropatik ağrı olduğu görüldü. Ancak bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Sonuç: Hasta ile kontrol grubu karşılaştırıldığında hastalarda NPA'nın daha yüksek oranda görüldüğü tespit edilmiştir. Ancak Orak hücre hastaları kendi aralarında klinik ve laboratuvar verileriyle kıyaslandığında NPA yönünden anlamlı fark gözlenmemiştir. Anahtar kelimeler: Orak Hücre Hastalığı, Nöropatik Ağrı, LANSS, DN-4, Pain Detect

Anemi-orak hücreliAğrıBelirti ve semptomlar+2
Ayşe Gövce
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Karpal tünel sendromu hastalarında retinaculum musculorum fleksorumun myofascial olarak gevşetilmesi, median sinir mobilizasyonu ve tendon gliding egzersizlerinin kinesio taping bantlama tekniğiyle karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Karpal tünel sendromu (KTS), n. medianus'un karpal tünel içerisinde sıkışmasıyla oluşan ve en sık görülen tuzak nöropatidir. Bu çalışmada amacımız; KTS'li hastaların tedavisinde, fizik tedavide kullanılan kinesio taping bantlama tekniğinin ne kadar etkin olduğunu saptamak ve kinesio taping bantlama tekniğiyle retinaculum musculorum flexorum'un myofascial gevşetilmesi, n. medianus mobilizasyonu ve tendon gliding egzersizlerinin üçünün birlikte yapıldığı tedavi programının etkinliğini karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Gönüllü KTS'li 40 bayan hasta, iki gruba ayrıldı. Hastaların ilk grubuna 4 hafta boyunca haftada 5 gün retinaculum musculorum flexorum'un myofascial olarak gevşetilmesi, n. medianus mobilizasyonu ve tendon gliding egzersizleri; ikinci gruba pazartesi- perşembe günleri 4 hafta boyunca haftada 2 defa karpal tünel sendromu için uygulanan kinesio taping bantlama tekniği uygulandı. Her bir hasta tedavi öncesi ve sonrası Boston Semptom Şiddeti Skalası ve Boston Fonksiyonel Kapasite Skalası ile değerlendirilip, her grubun tedavisinin kendi içinde etkinliğinin ve iki grubun tedavi etkinliğinin birbiriyle karşılaştırılması yapıldı.Bulgular: Her iki grupta da tedavi öncesi ve sonrası Boston Semptom Şiddeti Skalası ve Boston Fonksiyonel Kapasite Skalası değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde azalmıştır. Egzersiz grubu ve bantlama grubu Boston Semptom Şiddeti Skalası'nda tedavi öncesi ve sonrası arasındaki fark karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken, Boston Fonksiyonel Kapasite Skalası'nda iki grup arasında anlamlı bir fark tespit edildi.Sonuç: Her iki grupta da KTS semptomları açısından olumlu etkiler sağlandığı tespit edilmiş, gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulunmamıştır. KTS fonksiyonları açısından değerlendirildiğinde egzersiz grubu bantlama grubundan daha etkin çıkmıştır.Anahtar Sözcükler: Karpal tünel sendromu, n. medianus mobilizasyonu, sinir mobilizasyon egzersizleri, tendon gliding egzersizleri, kinesio taping bantlama tekniği.

Egzersiz tedavisiFizik tedaviKarpal tünel sendromu+4
Mine Arğalı
İnönü University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Nöropatik ağrısı olan diyabetli bireylere uygulanan refleksoloji masajının ve ayak banyosunun ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Çalışma nöropatik ağrısı olan diyabetli kişilere uygulanan ayak refleksolojisi masajının ve ayak banyosunun ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde randomize kotrollü deneysel olarak yürütülmüştür.19 Temmuz 2020-22 Mart 2021 tarihleri arasında araştırma tamamlanmıştır. Araştırmanın evrenini Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ek bina iç hastalıkları polikliniğine başvuran, 4 Soru Nöropatik Ağrı Anketi (DN4) ve Visüel Analog Skala (VAS) ağrı skoru 4 üzeri olan gönüllü bireyler oluşturmuştur. Çalışma iki müdahale grubu; ayak refleksolojisi masajı grubu (n: 30), ayak banyosu grubu(n: 30) ve bir kontrol grubu (n: 30) olmak üzere 90 hasta ile tamamlanmıştır. Araştırmaya başlamadan önce araştırma için gerekli etik ve kurum izinleri alınmıştır. Araştırmada hasta bilgi formu, DN4 4 Soru Nöropatik Ağrı Anketi, Nöropatik Ağrının Yaşam Kalitesi Üzerindeki Etkisi Anketi ve VAS ağrı skalası Kullanılmış, Semmes-Weinstein Monofilaman (SWM) Testi ve Vibrasyon Algılama Eşiği (VPT) Testi ile koruyucu duyu muayenesi yapılmıştır. Ayak refleksolojisi grubundaki hastalara haftada bir kez 6hafta olmak üzere her bir ayağa 30 dakika ayak refleksolojisi masajı, ayak banyosu grubuna ayak banyosu eğitimi verilerek 6 hafta boyunca haftada 3 gün, günde 2 kez 10 dakika olmak üzere hastanın kendisi tarafından ayak banyosu yapılmış, haftada 3 gün günde 2 kez telefon takibi ile hasta izlenmiştir. Kontrol grubuna ise herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Tüm gruplara uygulama öncesi ayak bakımı eğitimi verilmiştir. Çalışmaya katılan grupların DN4 Anketi ilk izlem ve 6. hafta puan ortalamaları karşılaştırılmıştır. Çalışmaya katılan grupların DN4 anketi puan ortalamalarının; ayak refleksolojisi grubunun 6,06±1,33 ve 3,13±0,93, ayak banyosu grubunun 5,43±1,27 ve 3,9 ± 0,99, kontrol grubunun 5,26 ±1,43 ve 4,36 ± 1,40 olduğu görülmüştür. Çalışmaya katılan grupların ağrı şiddeti anketi puan ortalamalarının; ayak refleksolojisi grubunun 7,16 ± 1,68 ve 4,0 ± 1,43, ayak banyosu grubunun 6,6 ± 1,71 ve 2,53 ± 1,16, kontrol grubunun 6,86 ± 1,67 ve 5,63 ± 1,29 olduğu bulunmuştur. Çalışma gruplarının yaşam kalitesi üzerindeki etkisi ölçeğinin puan ortalamalarının; ayak refleksolojisi grubunun 138,21±15,19 ve 114,5±16,02, ayak banyosu grubunun 138,57 ± 14,34 ve 113,53 ± 11,65,kontrol grubunun 137,93 ± 17,96 ve 126,97 ± 14,48 olduğu görülmüştür. Çalışmaya katılan gruplar arasında DN4 skoru ,ağrı şiddeti ölçüm sonuçları ve yaşam kalitesi ölçek ortalama puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Araştırmada alınan sonuçlar ışığında, ağrılı diyabetik nöropatili hastalarda ayak refleksolojisi ve ayak banyosunun hastaların nöropatik skoru, nöropatik ağrı skoru ve yaşam kalitesi üzerine olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir. Nöropatik ağrısı olan diyabetli hastaların tedavisinde tamamlayıcı tedavi olarak ayak refleksolojisi ve ayak banyosu uygulamaları önerilebilinir Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Diyabetik Nöropatik Ağrı, Ayak Refleksolojisi, Ayak Banyosu,

Ayak banyosuAğrıDiabetes mellitus+5
Reva Gündoğan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nörolojik hastalığı olan çocuklarda saç yapısal anormalliklerinin araştırılması

Saç mikroskopisi günlük pratikte saçları etkileyen birçok hastalıkta tanı koydurucu olabilen hızlı ve basit bir yöntemdir. Saç şaft bozuklukları saçın konjenital ya da kazanılmış hastalıklarından kaynaklanan morfolojik patolojilerdir. Çocuk nöroloji pratiğinde saç şaft bozuklukları ile prezante olabilen birçok hastalık vardır. Bu hastalıkların tanısında mikroskopi ile saç şaft bozukluklarının saptanması tanıda önemli katkı sağlamaktadır. Çalışmamıza saç bulguları saptanan çocuk hastalar dâhil edildi. Saçın mikroskopik değerlendirilmesi ışık mikroskopu kullanılarak yapıldı. Saptanan patolojik saç şaft bulguları kaydedildi. Hastaların klinik bulguları, saç bulguları, laboratuar tetkikleri ve son tanıları değerlendirildi. Çalışmamızda saç bulguları olan nadir 16 hasta tespit edildi. Bu 16 hastanın 9'u dev aksonal nöropati, 3'ü Griselli sendromu, 2'si menkes hastalığı ve 2'si de otozomal resesif yünsü saç hastalığı tanısı aldı. Saçın inspeksiyonunda dev aksonal nöropatili hastalarda kıvırcık ve karışık saçlar, Griselli sendromu hastalarında gümüşsü sarı renkte saçlar, menkes hastalarında seyrek, kaba ve açık renkli saçlar ve otozomal resesif yünsü saç hastalarında hipotrikozis dikkat çeken bulgulardı. Işık mikroskopisinde hastaların çoğunda distrofik saçlar tespit edildi. Ayrıca, Trikorekzis nodosa, trikopitilozis, pili torti bulguları saptandı. Özellikle Griselli sendromu tanısı almış olan 2 hastada saç şaftındaki pigment birikimi ile iki Menkes hastalığı tanılı iki hastada da pili torti bulguları tanıya götüren en önemli bulgular oldu. Fizik muayenede saç bulgularının tespit edilerek ışık mikroskopik değerlendirme yapılması, saç bulguları eşlik eden nadir hastalıkların tanısını kolaylaştırmaktadır. Her ne şikâyet ile başvuran her hastada mutlaka saç muayenesi yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Saç mikroskopisi, dev aksonal nöropati, griselli sendromu, menkes hastalığı, otozomal resesif yünsü saç hastalığı

Griscelli sendromuMenkes hastalığıMikroskopi+5
Süleyman Hilmi Sevinç
Gaziantep University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sisplatinle indüklenen periferal nöropati modelinde mitokondriyal ATP duyarlı potasyum kanal agonisti diazoksitin etkisinin araştırılması

Kanser tedavisinde platin ilaçların, özellikle sisplatinin, en etkili tedaviler arasında yer aldığı gösterilmiştir. Bununla birlikte, ilacın ciddi yan etkileri vardır. Sisplatinin sitotoksik etkileri nedeniyle kullanımı sınırlıdır. Kanser kemoterapisinde en kısıtlayıcı faktörlerden biri nörotoksisitedir. Bu çalışmada, bir periferal nöropati modelini indüklemek için kronik sisplatinuygulaması 3 mg/kg olarak 5 hafta boyunca haftada bir kez intraperitoneal (i.p) olarak uygulanmıştır. Diazoksit, mitokondriyal ATP'ye duyarlı potasyum kanalının seçici bir aktivatörüdür. Diazoksitin sisplatin nöropatisi üzerindeki olası etkilerini belirlemek için bu çalışmada 5 mg/kg ve 35 mg/kg dozlarında 5 hafta boyunca her gün i.p olarak uygulanarak davranışsal nosiseptif deneyler, sinir iletim hızı değerlendirmeleri, oksidatif stres belirteçleri ve proinflamatuar sitokin düzeylerinin yanı sıra hematoksilen-eozin ve masson trikrom boyama ve immunoblot çalışması yapılmıştır. Ek olarak, diazoksit ile sisplatinin birlikte uygulanmasının, sisplatinin antitümöral aktivitesi üzerindeki olası etkisi, sitotoksisite deneyleri ile in vitro olarak değerlendirilmiştir. Sisplatine maruz kalan hayvanlarda mekanik allodini (p<0.001), termal hipoaljezi (p<0.001), motor disfonksiyon (p<0.01) bulunmuştur. Ayrıca siyatik sinirin motorik ileti hızını azaltmıştır (p<0.05) ve CMAP latens süresini (p<0.01) uzatmıştır. Biyokimyasal olarak oksidatif stres belirteçlerinden TOK (p<0.001) ve proinflamatuar sitokin belirteçlerinden TNF-alfa (p<0.001) ve IL-6 (p<0.001) seviyesinin kontrol grubuna kıyasla yüksek olduğu bulunmuştur. Histopatolojik değerlendirmede akson dejenerasyonu, ödem ve fibrozis saptanmıştır. Diazoksit tedavisi ile, sisplatinin neden olduğu bu yan etkilerin hafiflediği tespit edilmiştir. In vitro deneylerde, diazoksitin, sisplatinin antitümöral etkinliğini azaltmadan iyileştirici etkilere sahip olduğu bulunmuştur (p<0.0001). Sonuç olarak, diazoksitin sisplatin nöropatisinin semptomlarını davranışsal, elektrofizyolojik, biyokimyasal ve histopatolojik olarak iyileştirdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sisplatin nöropatisi, diazoksit, ATP duyarlı potasyum kanalları, sinir ileti hızı, in vivo deneyler

MitokondrilerNöropatilerPotasyum kanalları+4
Sena Çevik
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Farelerde siyatik sinir bağlama yöntemi ile oluşturulan kronik ağrının oosit sayı ve matürite üzerine etkisinin araştırılması

Kaçınılamaz bir stres faktörü olarak nitelendirilen kronik ağrı, neden olduğu fiziksel ve mental işlev bozukluklarına bağlı olarak kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkilemektedir. Kronik ağrının hipotalamus-hipofiz-adrenal aksı ile ilişkisi nedeniyle nöroendokrinolojik sistemi etkilediği bilinmektedir.Bu çalışmada bir kronik ağrı tipi olan nöropatik ağrının fertilite üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla oogenetik sürecin göstergeleri olan oosit sayı ve matüritesindeki farklılıklar, ayrıca çiftleşme davranışındaki değişimler araştırılmıştır. Bu amaçla dişi farelerde kronik siyatik sinir bağlama yöntemi ile nöropatik ağrı oluşturulmuştur.Deneylerde; 4-8 haftalık, 25-30 g ağırlığında, toplam 100 adet Balb/c soyu dişi fareler kullanıldı. Bu dişi fareler; kontrol (naive, K), sham (Sh) operasyonu ugulanan ve siyatik siniri bağlanarak nöropati (NP) oluşturulan gruplar halinde incelenmiştir. Siyatik siniri bağlanmış deney hayvanlarında ağrının gelişip gelişmediğini kontrol etmek için cold plate (soğuk plaka) testi kullanılmıştır.Kontrol (K), sham (Sh) ve nöropati (NP) uygulanan deney gruplarındaki farelerin hepsine süperovülasyon protokolü uygulandıktan sonra her bir grup iki alt gruba ayrıldı. Alt gruplardan birinde indüksiyonu takiben erkek fare ile aynı kafese konularak çiftleşmeleri sağlandı. Diğer alt gruptaki dişiler ise erkek fare ile yanyana getirilmedi. İndükte edildikten sonra erkek fare ile aynı kafase konulan dişi farelerin ampüllalarından oositler/zigotlar, erkek farelerden ayrı kalan dişi farelerin ampullalarından ise oositler izole edildi. Sınıflandırma, morfolojik özelliklerine göre; Metafaz I (MI), Metafaz II (MII) ile dejenere oosit ve zigot olarak yapıldı.Kronik ağrı deneylerinin sonuçlarına göre;-Siyatik sinir bağlaması yapılarak nöropati oluşturulmuş farelerin cold-plate latensleri (CPL) kontrol ve sham grubundan anlamlı olarak kısa süreli olarak bulundu.Oosit sayı ve matüritesi ile kopülasyon oranı deneylerinin sonuçlarına göre;-Nöropatili hayvanlarda toplam oosit sayıları kontrol ve sham gruplarından daha düşük,-Erkekle yan yana konulan nöropatili hayvanlarda oosit maturasyon değerleri aynı koşullardaki kontrol ve sham gruplarına göre belirgin olarak düşük,-Kontrol, sham ve NP gruplarının kendi içlerinde tek ve erkekle yan yana konulma durumuna göre maturasyon değerlerinin karşılaştırılması sonucunda kontrol ve sham gruplarında anlamlı farklar,Erkekle yan yana konulan alt gruplarda Kontrol, sham ve NP grupları arasında yapılan kopülasyon oranı karşılaştırmaları sonucunda NP li grubun kontrol ve sham grubundan düşük kopülasyon oranı gösterdiği bulunmuştur.Sonuç olarak, nöropatili farelerde CPL'nin düşük oluşu allodini eşiğinin düştüğünü, başka bir deyişle nöropatik ağrı oluştuğunu göstermektedir. Nöropatili hayvanların oosit sayı ve matüritesi ile kopülasyon oranlarındaki farklılıklar ise nöropatik ağrının oogenetik süreci olumsuz olarak etkilediğini düşündürmektedir.Anahtar sözcükler: Fare, kronik ağrı, matürite, oosit, sinir bağlama metodu,

AğrıFarelerFertilite+3
Şenay Dağılgan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik böbrek hastalığı ve diyabetes mellitus'a bağlı periferik polinöropatilerde klinik ve nörofizyolojik bulgular ile transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonunun etkinliği

Giriş: Diabetes mellitus ve KBY'ye bağlı gelişen polinöropatiler bu hastalıkların uzun dönemde oluşan komplikasyonlarındandır. Özellikle ağrılı polinöropati durumları hastaların yaşam kalitelerini ciddi şekilde düşürmektedir. Transkutenöz elektriksel sinir stimulasyonu ağrılı polinöropati tedavisinde kullanılan bir yöntemdir. Biz çalışmamızda ağrılı üremik ve/veya diyabetik polinöropati hastalarında transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonunun analjezik etkinliğinin hastaların yaşam kalitesi ve semptomlarındaki iyileşmesine katkısını belirlemeye çalıştık.Materyal ve Metod: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji ve Endokrinoloji Bilimdalı polikliniklerine başvuran anamnez ve fizik muayene ile periferik polinöropatisi tespit edilen Diyabetes Mellitus ve Evre 4 ve 5 kronik böbrek hastalığı olan toplamda 60 hasta dahil edildi. Diyabetes mellitus ve kronik böbrek hastalığı hastaların hastalıkla ilgili semptomları, ilaç ve kullanımı, hastalık ve nöropati süreleri sorgulandı. Tüm olgulara genel fizik muayeneleri yapıldı ve rutin laboratuvar tetkiklerinden tam kan sayımı, biyokimyasal tetkikler, vitamin B12 ve folat düzeyleri istendi. Hastalar 3 hafta süresince 5 gün boyunca günde yarım saat olacak şekilde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalında fizyoterapistler tarafından Transkutenöz elektriksel sinir stimulasyonu tedavisine alındı. Tedavi öncesinde ve sonrasında hastalara uluslararası skalalar (Vizuel Analog Skala (VAS), Lanss (Leeds assessment of neuropathic symptoms and signs pain scale), Nottingham Sağlık Profili (NHP)) uygulandı.Bulgular: Hastaların tedavi öncesine göre tedavi sonrası VAS, Lanns skorlarında ve NHP de sorgulanan yaşam kalitesi ile ilgili olan birçok parametrede anlamlı olarak kabul edilen iyileşmeler tespit edilmiştir.Sonuç: Çalışmamızda uygulanan transkutenöz elektriksel sinir stimulasyonu tedavisinin diyabetik ve kronik böbrek hastalığına bağlı ağrılı periferik polinöropatili hastaların semptomlarının hafifletilmesini sağladığı görüldü. Ayrıca hastaların yaşam kalitelerinde iyileşme yaptığı tespit edildi. Transkutenöz elektriksel sinir stimulasyonu tedavisi ilaç tedavisinin bir alternatifi olarak kullanılabileceği düşünüldü.

Böbrek yetmezliği-kronikDiabetes mellitusNöropatiler+2
İskender Gökçay
Çukurova University
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Farelerde oluşturulan deneysel nöropatik ağrıya karşı tramadol ve agmatinin etkilerinde nitrerjik sistemin rolü

Yaşam kalitesini belirgin olarak düşüren nöropatik ağrının tedavisinde antikonvülsanlar, antidepresanlar, lokal anestezikler, NMDA antagonistleri, sodyum kanal blokörleri, narkotik analjezikler gibi çeşitli ilaçlar kullanılmakla birlikte alternatif tedaviler üzerine de yoğun olarak çalışılmaktadır. Üzerinde çalışılan ilaçlardan birisi olan tramadol?un, nöropatik ağrı semptomlarını azalttığı bildirilmiştir. Santral sinir sisteminde yeni bir nöromediyatör olarak bilinen agmatin?in ise deneysel akut ve kronik ağrı çalışmalarında antinosiseptif etkileri bildirilmiştir. Bu tez çalışmasında siyatik sinir parsiyel sıkı ligasyonu ile oluşturulan nöropatik ağrı modelinde tramadol ve agmatinin tek ve kombine kullanıldıklarında antiallodinik etkileri ile bu etkilerde nitrerjik sistemin rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Balb/c türü erkek farelerde anestezi altında sağ siyatik sinir bağlanarak nöropati oluşturuldu. Naive, sham, NP kontrol ve NP + İlaç grupları oluşturuldu. Nöropatik ağrı, soğuk allodini (cold-plate) yöntemi ile siyatik sinir ligasyonundan iki hafta sonra test edildi. Tramadol ve agmatin?in antiallodinik etkileri incelendi. Bu etkilerde nitrerjik sistemin rolünü araştırmak üzere nitrik oksid prekürsörü L-arjinin (LA), nitrik oksid sentaz inhibitörleri L-NAME, L-NMMA ve 7-NI kullanıldı. Son olarak tramadol ve agmatin kombinasyonunun antiallodinik etkisi incelendi. Deneylerin sonuçlarına göre tramadol ve agmatin nöropati oluşturulan farelerde cold-plate latensini uzatarak antiallodinik etki oluşturdu. LA her iki ilacın antiallodinik etkisini değiştirmedi. Uygulanan üç NOS inhibitörü tramadol?un antiallodinik etkisini artırırken, agmatinin etkisini ise sadece L-NAME artırdı. Kombine uygulanan tramadol ve agmatin, tek başlarına göstermiş olduklarından daha yüksek bir antiallodinik etki gösterdiler. Bulgularımıza göre tramadol ve agmatin?in nöropatik ağrıda ümit veren bileşikler olduğu ve iki bileşiğin kombine kullanımının daha etkili olacağı söylenebilir. Bu maddelerin antiallodinik etkilerinde NOS inhibisyonunun rolü farklı derecelerdedir ve etkilerinde sadece NOS inhibisyonu değil, farklı mekanizmalar da rol oynayabilir.

AgmatineAnaljeziklerAğrı+5
Soner Mete
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetes mellitus tanılı hastalarda kardiyak otonom nöropati ve pankreas ekzokrin yetmezliği arasındaki ilişki

Amaç: Otonom nöropati, diyabetesmellitusta (DM) görülen ciddi bir komplikasyondur. Diyabetik hastalarda meydana gelen gastrointestinal semptomların pankreas ekzokrin yetmezliğine (PEY) bağlı olması muhtemeldir. Diyabetik otonom nöropatienteropankreatik refleksleri bozarak PEY'e neden olabilir. Diyabetik otonom nöropatinin farklı bir türü olan kardiyak otonom nöropati (KON) ile PEY arasındaki ilişki bilinmemektedir. Bu çalışmada amacımız PEY ile KON birlikteliğinin değerlendirilmesidir. Yöntem ve Materyal: Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları, Gastroenteroloji ve Geriatri Polikliniğine başvuran DM tanılı, persistangastrointestinal şikayetleri olan, 17 yaş ve üzeri, dışlama kriterlerine sahip olmayan 110 hasta ve 40 kişilik sağlıklı kontrol grubu alındı. Hastaların DM tipi, yaşı, hastalık yaşı, vücut kitle indeksi, şikayeti, hipoglisemi atağı varlığı, insülin pompası kullanım durumu, c-peptid, insülin, LDL kolesterol, HbA1C ve D vitamini düzeyi, hepatosteatoz varlığı ve komplikasyonları kayıt edildi. Hastalara Ewing ve Clarke's kriterleri kullanılarak KON testleri yapıldı ve kardiyak disotonominin şiddeti saptandı. Hastalardan fekal elastaz-1 (FE-1) ölçümü için 100 mg gaita örnekleri alındı. Bulgular: Hasta grubunda ortalama FE-1 değeri 179,67±74,95 μg/gram, kontrol grubunda ortalama FE-1 değeri 262,40±94,98 μg/gram saptandı. Hasta grubunda 67 hastada (%69,1) PEY saptandı, 34 hastada (%30,9) saptanmadı, kontrol grubunda 3 kişide (%7,5) PEY saptandı, 37 kişide (%92,5) saptanmadı. Kardiyak disotonomi 72 hastada (%65,5) saptandı, 38 hastada (%34,5) saptanmadı. Kontrol grubunda kardiyak disotonomi saptanmadı. Hasta ve kontrol grubu arasında FE-1 düzeyi ve KON açısından anlamlı fark saptandı (sırası ile; p= 0,001, p= 0,001). Kardiyak disotonomi derecesi ile FE-1 düzeyi arasında da anlamlı ilişki saptandı (p= 0,001). Sonuç: Çalışmamızda KON ile PEY arasında bir ilişki olduğu ve birlikte görülebilecekleri gösterilmiştir. Bu iki durumun birlikte görülmesinin diyabetik hastaların hayat kalitesini ve yaşam süresini olumsuz yönde etkileyebileceği kanısındayız. Tedaviye cevapsız persistangastrointestinal şikayetleri olan hastalarda diyabetik otonom nöropati gelişmiş olabileceğinin, bu tabloya PEY eklenebileceğinin ve KON ile birlikte seyredebileceğinin akılda tutulması gerektiğini ve hastaların tedavi planlamasının buna göre yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

Diabetes mellitusDiabetik nöropatilerKalp hastalıkları+2
Nida Uyar
Gaziantep University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Adrenalinle uyarılan mezenkimal kök hücre transplantasyonunun, periferik nöropati oluşturulan farelerde ağrı davranışı ve histopatolojik karakterler üzerine etkisi

Kök hücre uygulamasının nöropatik ağrıda etkili olduğu yönünde birçok çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmalarda, kemik iliğinden elde edilen mezenkimal kök hücrelerin (MKH) rejeneratif etkisinin olduğu gösterilmiştir. MKH'lerin proliferasyon, migrasyon ve rejeneratif etkisinde kültür ortamına konan farklı maddelerin rolü yapılan araştırmalarla ortaya konmuştur. Çalışmamızda, adrenerjik sistem agonisti adrenalin, antagonisti propranolol ve fentolaminle uyarılan MKH deneysel periferik nöropati yapılan farelerde uygulanarak hasarlı bölgedeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Deney gruplarında motor koordinasyon ve ağrı parametreleri üzerine uyarılmış MKH'lerin etkilerinin araştırılması planlanmıştır. Periferik nöropati modelinde sinir-kas dokusunun yapısında çeşitli değişiklikler olduğu bilinmektedir. Uyarılmış MKH'lerin bu dokular üzerindeki etkisinin histopatolojik olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca adrenalinin mezenkimal kök hücrede nöronal belirteçlerle ilişkili gen ekpresyonları üzerindeki etkisini belirlemek hedeflenmiştir. Yöntem: Farelerde siyatik sinir ligasyonu ile mononöropati oluşturulmasından 24 saat sonra kas içine adrenalin, propranolol ve fentolanamin'le uyarılmış MKH injeksiyonu uygulanacaktır. Kontrol, sham, nöropati, nöropati+ MKH, nöropati+ adrenalinle uyarılmış MKH, nöropati+ adrenalin+propranolol'la uyarılmış MKH ve nöropati+ adrenalin+ fentolamin'le uyarılmış MKH grupları oluşturulacaktır. Bu gruplarda, dördüncü, altıncı, onuncu haftalarda soğuk allodini ve motor koordinasyon testleri yapılacaktır. 10. haftanın sonunda oluşturulan deney gruplarının her birinden siyatik sinir ve soleus kası çıkarılarak ışık mikroskopisi ve elektron mikroskopisiyle incelenecektir. Adrenalinin mezenkimal kök hücredei nöronal belirteçler üzerine etkisini RT-qPCR ile Beta III Tübülin, Nerve Büyüme Faktör (NBF) ve Nestin mRNA ifadeleri çalışılacaktır. Bu çalışmada, adrenalinle uyarılan MKH'nin periferik nöropatide uygulanması sonucu sinir-kas dokusundaki etkisinin motor koordinasyon, ağrı ve gen ekspresyonuna bakılarak belirlenmesi amaçlanmıştır.

AllodiniAğrıEpinefrin+5
Fatih Berktaş
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel iskemik optik nöropatide topikal koenzim Q10+vit E TPGS'nin histopatolojik etkileri

Amaç: Ratlarda mekanik optik sinir hasarı modeli oluşturmayı ve topikal Koenzim Q10 + Vitamin E TPGS (CoQ10+Vit E) molekülünün retina ganglion hücreleri üzerindeki nöroprotektif etkilerini araştırmayı amaçladık. Gereç-Yöntem: Çalışmamızda 20 adet ratın 30 gözü kullanıldı. Her biri 10 gözden oluşan kontrol, deney ve tedavi grupları olmak üzere 3 grup oluşturuldu. Kontrol grubu optik sinir hasarı oluşumunu test etmek amacıyla kullanıldı. Tedavi grubundaki ratlara 3 hafta süreyle, günde 2 sefer bir damla olmak üzere topikal CoQ10 + Vit E TPGS solüsyonu uygulandı. Deney grubuna ise serum fizyolojik damla günde 2 sefer 3 hafta uygulandı. Üç haftalık süre sonucunda ratların optik sinirleri diseke edildi ve histopatolojik olarak incelendi. Bulgular: Tedavi grubunun elektron mikroskobik incelenmesinde miyelinli sinir liflerinin çoğunluğunda miyelin kılıf ile aksoplazmadaki mitokondriyon, nörotübül ve nörofilamanların normal yapılarını korudukları dikkati çekti. Oligodendrositlerin miyelinli aksonları sarmış oldukları izlendi. Oligodendrositlerin genel olarak normal ince yapılarını koruduğu görülmekteydi. Deney grubunda ise birçok alanda miyelinli sinir liflerinde önemli dejeneratif değişikliklerin meydana geldiği görüldü. Oligodendrositlerde çekirdekte heterokromatin artışı ve sitoplazmada vakuolizasyonun meydana geldiği dikkati çekti. Miyelinli aksonların sayısı, tedavi grubunda, deney grubu ile karşılaştırıldığında önemli ölçüde artmış bulundu (p=0.0028<0.05). Sonuçlar: Elde edilen veriler ışığında topikal olarak kullanılan CoQ10 + Vit E TPGS molekülünün nöroprotektif etkisi deneysel çalışmamızda histopatolojik olarak etkin bulunmuştur. Anahtar kelimeler: İskemik optik nöropati, optik atrofi, nöroproteksiyon, Koenzim Q10

KoenzimlerNöropatilerNöroproteksiyon+3
Oğuzhan Ali Oruz
Çukurova University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Karpal tünel sendromu olan gebelerde el bileği splinti ve elastik splint kullanımının ödem, ağrı, kavrama kuvveti ve üst ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Karpal tünel sendromu (KTS), gebelikte sık görülen bir kas-iskelet sistemi sorunudur. Bu tezin amacı, KTS olan gebelerde volar destekli el bileği splinti ve elastik splint kullanımının ödem, ağrı, kavrama kuvveti ve üst ekstremite fonksiyonelliği üzerindeki etkilerini karşılaştırmaktır. Çalışma Diyarbakır ilinde Ocak 2022 ile Nisan 2023 tarihleri arasında yürütüldü. Çalışmaya doktor tarafından KTS tanısı konulan gebeliğinin son trimesterindeki 41 gebe dahil edildi. Araştırmada Jamar el dinamometresi ile kavrama kuvveti, Q-DASH ve Boston Karpal Tünel Sendromu Anketleriyle fonksiyonellik, Vizüel Analog Skalası ile ağrı ve su taşırma yöntemi ile ödem değerlendirmesi yapıldı. Katılımcıların yaş ortalaması 31.71±5.78 yıl, beden kitle indeksi 28.85±3.63 kg/m2, ağrı süresi 2.24±0.79 ay ve VAS'a göre ağrı şiddeti 6.63±1.69 olarak belirlendi. Araştırma sonucunda, her iki grupta tedavi sonrasında ağrıda önemli ölçüde azalma (p=0.001), fonksiyonellik değerlerinde artış (p=0.001), kavrama gücünde belirgin bir artış (p=0.001) ve ödemde azalma (p=0.001) görüldü. Bununla birlikte, gruplar arasında tedavi sonrası ağrı, fonksiyonellik ve kavrama gücü değerlerinde anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0.005). Sonuç olarak, volar destekli el bileği splinti ve elastik splintin etkilerinin karşılaştırıldığı bu araştırmada, KTS olan gebeler için her iki tedavi yöntemi de ağrıyı ve ödemi azaltmış, kavrama kuvvetini ve üst ekstremite işlevselliğini artırmıştır. Bireysel ihtiyaçlar, özellikler ve yaşam koşulları dikkate alınarak her iki splint de gebelerde KTS durumunda önerilebilir.

AtellerAğrıBilek+7
Funda Mete Çavuş
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Alfa adrenerjik reseptör üzerinden uyarılan mezenkimal kök hücre uygulamasının periferik nöropatide rolü

Mezenkimal kök hücre (MKH)'lerin adrenerjik reseptörler üzerinden uyarılmasının, hücrelerin migrasyonunu ve proliferasyonunu etkilediği belirlenmiştir. Ancak periferik nöropati tablosunda α-adrenerjik reseptörler üzerinden uyarılmış MKH'lerin sinir dokusunun rejenerasyonunu, hücre kültüründe nöronal belirteçleri nasıl etkilediğini inceleyen bir çalışma bulunmamaktadır. Çalışmamızda, periferik nöropati modelinde α-adrenerjik reseptör alt tipleri üzerinden uyarılan MKH'lerin, motor fonksiyon, nöropatik ağrı ve histopatolojik olarak sinir-kas dokusundaki etkilerini araştırmak ve bu etkilerin oluşumunda rol oynadığı düşünülen, büyüme faktörlerinin hücre kültüründe seviyelerini tespit etmek amaçlanmıştır. Çalışmamızda farelerde parsiyel siyatik sinir ligasyonuyla periferik nöropati oluşturuldu. Adrenalin (adrenerjik reseptör agonisti), atipamezol (α2-adrenerjik reseptör antagonisti), prazosin (α1-adrenerjik reseptör antagonisti) ve fentolamin (α-adrenerjik reseptör antagonisti) ile inkübe edilen MKH'ler ve uyarılmamış MKH'ler lezyonlu bölgeye intramüsküler uygulandı. MKH ve uyarılmış MKH uygulanan gruplara, uygulama sonrası dördüncü, altıncı, sekizinci ve onuncu haftalarda rotarod testi yapıldı ve nöropati grubuna göre motor fonksiyonlarında zamana bağlı olarak artış saptandı. Cold plate latensi testinde, MKH ve uyarılmış MKH uygulanan gruplarda nöropati grubuna göre zamana bağlı olarak soğuk allodini eşiğinin arttığı ancak α2-adrenerjik reseptör antagonisti uygulanan grupta bu artışın daha az olduğu belirlendi. Deney hayvanlarından izole edilen siyatik sinir ve soleus kasının 10. hafta histopatolojik incelenmesinde; MKH ve uyarılmış MKH uygulanan gruplarda nöropati grubuna göre dokularda anlamlı düzelme tespit edildi. Ayrıca α2-adrenerjik reseptör antagonisti uygulanan grupta düzelmenin daha az olduğu belirlendi. Ancak in vitro olarak ölçümlerini yaptığımız, NGF, GDNF ve VEGF mRNA ekspresyonlarının, α2-adrenerjik reseptör blokajının yapıldığı MKH grubunda, diğer gruplara kıyasla fazla olduğu belirlendi. Bu çalışma, nöropatik ağrının tedavisinde α-adrenerjik reseptörler üzerinden uyarılan MKH'lerin antiallodinik etkisinde ve motor fonksiyonların süresinin uzamasında α2-adrenerjik reseptörlerin önemli rolü olduğunu düşündürmektedir. α2-adrenerjik reseptör antagonisti ile inkübe edilmiş MKH uygulanan grupta, yapısal ve hücresel iyileşmenin daha düşük düzeyde olduğu fonksiyonel ve histopatolojik bulgular ile belirlenmiştir. Bu sonuçlar, MKH'lerin rejeneratif etkisinde α2-adrenerjik reseptörlerin rolünün daha fazla olduğunu göstermektedir.

AtipamezolAğrıBiyobelirteçler+5
Fatih Berktaş
Çukurova University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Tip II diyabetik periferik nöropatisi olan hastalarda video tabanlı aerobik egzersiz eğitiminin ağrı, fiziksel uygunluk ve uyku üzerine etkisi

Bu çalışma Tip II Diyabetik Periferik Nöropatisi olan hastalarda Video Tabanlı Egzersiz eğitiminin ağrı, fiziksel uygunluk ve uyku üzerine etkilerini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmada 56 birey rastgele yöntemle Video Tabanlı Egzersiz Eğitimi (VTE) grubu (n=19), Aerobik Egzersiz (AE) grubu (n=19) ve Kontrol Grubu (n=18) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. VTE grubuna XBOX 360 Kinect cihazı ile bireysel hareketleri eş zamanlı simüle eden Masa Tenisi, Koşu ve Atletizm, Kabinde Sızıntı oyunları oynatıldı. AE grubu koşu bandında çalıştırıldı. Kontrol grubuna herhangi bir müdahalede bulunulmadı. Eğitim grupları 12 hafta, hafta da 3 kez olacak şekilde toplam 36 seans eğitime alındı. Kontrol grubuna 12 hafta boyunca müdahale edilmedi ve bu gruptaki gönüllü bireylere son değerlendirmeden sonra her iki eğitimden istedikleri biri verildi. Ağrı değerlendirmesi için LANSS ağrı skalası, Nöropatik Ağrı Anketi (NAA) ve McGill Ağrı ölçeği-kısa formu kullanıldı. Fiziksel uygunluk parametreleri için, Jamar el dinamometresi üst ekstremite kas kuvvetini değerlendirmek için; manuel dijital dinamometre alt ekstremite kas kuvvetini değerlendirmek için; otur-uzan testi esnekliği değerlendirmek için; VKİ ve bel-kalça oranını vücut kompozisyonu değerlendirmek için; Berg denge ölçeği ve Y balance testi dengeyi değerlendirmek için; 6 dk yürüme testi ise fonksiyonel fiziksel uygunluğu değerlendirmek için kullanılmıştır. Uyku değerlendirmesi için Pittsburgh Uyku Kalitesi indeksi ve Epworth Uykululuk ölçeği kullanıldı. Ayrıca tüm bireyler, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalite Ölçeği (WHOQOL-Brief), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeği, Fiziksel Aktivite Hoşlanma Ölçeği (FAHÖ) testlerine tabi tutuldu. Ek olarak, Propriosepsiyon için ayak ve diz eklem pozisyon hissi, Duyu için plantar duyu (monoflament) ve Vibrasyon (diyapazon) testi kullanıldı. Çalışma sonucunda VTE ve AE grubunda NAA, McGill Ağrı ölçeği- kısa formu, LANSS ağrı skalasında, 6 dk. Yürüme Testinde, Alt ekstremite kas kuvvetinde, Y balance testinde, Berg Denge ölçeğinde, Ayak Eklemi Pozisyon hissinde, Diz eklemi pozisyon hissinde, Monofilament duyusunda gelişmeler sağlanmıştır (p<0,05). Sadece VTE grubunda Sağ üst ekstremite kas kuvveti, UFAA (MET) değeri ve Vibrasyon duyusu 256 (Hz) ölçümlerinde gelişme sağlanmıştır (p<0,05). Sadece kontrol grubunda Bel-kalça oranında artma, alt ekstremite kas kuvvetinde sadece sol kalça ekstansiyonunda artışı görülmüştür (P<0,05). Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalite Ölçeği (WHOQOL-Bref) verilerinde VTE grubunda Psikolojik sağlıkta azalma, sosyal ilişkilerde artma, AE grubunda Genel sağlıkta artma, Kontrol grubunda sosyal ilişkiler skorunda azalma görülmüştür (p<0,05). Grupların VKİ, Otur-uzan testi, Pittsburgh Uyku Kalitesi indeksi, Epworth Uykululuk ölçeği, UFAA (oturma süresi), Uluslararası Düşme etkinliği ve FAHÖ'deki gelişmeleri benzerdi (P>0,05). Sonuç olarak VTE eğitiminin Ağrı, Fiziksel uygunluk, Fiziksel aktivite, Propriyosepsiyon ve Duyu üzerine önemli gelişmeler görülmüştür. 1. ve 3. Hipotezlerimiz doğrulanmış olup VTE eğitiminin tedavilerde kullanılmasını önermekteyiz. Anahtar kelimeler; Tip 2 Diyabetik nöropati, Video tabanlı egzersiz, Ağrı, Fiziksel uygunluk, Uyku

AğrıDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+5
Halil İbrahim Kurmaz
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uzun dönem statin kullanan hastalarda periferik nöropati gelişimi

Statinler; dünyada en sık ölüm nedenlerinin başında gelen kardiyovasküler hastalıklar için bağımsız risk faktörü olan düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol düzeylerini düşürmede tercih edilen ilk sıra ilaçlar olarak kabul edilmektedir. Günümüzde sık kullanılan bu ilaçların yan etkisi de biz klinisyenler olarak göz ardı edilmemektedir. Çalışmamızda, Celal Bayar Üniversitesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Polikliniği'nde daha önce endikasyon dahilinde statin tedavisine başlanmış ve bir yıldan uzun süredir kullanan hastalarda periferik nöropati yan etki gelişimini incelemeyi amaçladık. Çalışma grubu daha önce endikasyon dahilinde statin başlanmış olgular ve ilaç kullanımı olmayan ve dışlama kriterlerine uyan olgular arasından seçildi. Statin kullanan olgular atorvastatin veya rosuvastatin kullanımına; ilaç kullanım süre ve doz bilgilerine göre gruplandırıldı. Olgulara Celal Bayar Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı'nda nörolojik muayene yapılarak ENMG işlemi uygulandı. Tüm olguların ayrıntılı olarak nörolojik ve sistemik muayeneleri yapıldı. Polinöropati muayene bulgularına göre derecelendirildi. Çalışmaya katılan statin kullanan ve kontrol grubu olgular arasında cinsiyet ve yaş dağılımı açısından anlamlı fark izlenmezken; hem statin kullanan hem de kontrol grubunda erkek olguların sayıları yüksek olarak saptandı. Yapılan değerlendirme sonucunda uzun dönem statin kullanan hastalarda periferik nöropati gelişiminde istatiksel açıdan anlamlı fark saptandı (p<0,001). Atorvastatin kullanan 23 olguda polinöropati saptanmış olup; 11 olguda polinöropati saptanmamıştır. Rosuvastatin kolunda 10 olguda polinöropati saptanmış, 6 olguda polinöropati saptanmamıştır. İki grup arasında polinöropati gelişimi açısından anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0,720). Nörolojik muayenede atorvastatinin 1 yıl ve altı kullanan 4 olguda patoloji saptanmazken,1 olguda hafif derecede polinöropati ve 1 olguda orta derecede polinöropati saptandı. 1-5 yıl arası kullanan 3 olguda patoloji saptanmazken, 13 olguda hafif derece polinöropati saptandı. 5 yıl ve üzeri kullanan 5 olguda patoloji saptanmazken, 7 olguda hafif derecede polinöropati saptandı. Atorvastatin kullanım süreleri aralarında yapılan ayrıntılı nörolojik muayene ile saptanan nöropati açısından istatiksel anlamlı fark saptandı (p=0,03). Çalışmamız statinlerin uzun dönem kullanımında periferik nöropati yan etki gelişimini desteklemektedir. ENMG ile polinöropati saptadığımız hastaların yapılan nörolojik muayeneleri de bir biri ile ilişkili bulunmuştur. Kronik statin kullanımı olan; anamnez ve muayene sonrası el ve ayaklarda karıncalanma hissi, uyuşma, hissizlik, ağrı, titreme ve yürüyüşte dengesizlik, kas güçsüzlüğü, atrofi ve otonomik bulguları saptanan hastalarda periferik nöropati gelişimi akılda tutulmalıdır. Bu hastalar ileri tetkik için mutlaka yönlendirilmelidir. Bu olgularda statine bağlı nöropati saptanır ise ilaç dozu düşürülmesi ya da kolesterolü düşürmek için ilaç grubu değişikliğine gidilebileceği önerilebilmektedir.

Antikolesteremik ajanlarAtorvastatinHiperlipidemiler+3
Özge Copkıran
Manisa Celal Bayar University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

D vitamini eksikliği olan olgularda periferik sinir etkilenmesi

Giriş: D vitamini metabolitleri ile vücutta hormon gibi etki gösteren bir vitamindir. D vitamini reseptörleri sinirler de dahil olmak üzere vücutta çok sayıda organda yer almaktadır. Kalsiyum homeostazı ve kemik metabolizması üzerindeki klasik etkilerinin yanı sıra başka sistemlere de etkilerinin ve bazı hastalıklarla ilişkisinin olduğu gösterilmiştir. Son dönemlerde D vitaminin nöroprotektif ve nörotrofik etkilerine yönelik deneysel ve klinik veriler bildirilmiştir. D vitamin eksikliğinin MS gelişimi ve atağı, Alzheimer hastalığı ve serebrovasküler hastalıklar için risk faktörü olduğunu bildiren çalışmalar vardır. Periferik sinir etkilenmesine dair çalışmalar sayıca azdır. Bunların da bir kısmı deneyseldir. Klinik olanlar daha çok diabetli hastalarda D vitamini eksikliğinin diabetten bağımsız olarak polinöropati için bir risk faktör oluşturduğu ve suplementasyon yapıldığında düzelme sağladığı yönündedir. D vitamin düzeyi ile periferik sinir etkilenmesini direkt olarak araştıran bir çalışma literatürde bulunamamıştır. Yöntem: Rutin tetkiklerinde serum D vitamini düzeyi düşük saptanan ancak PNP nedeni olabilecek hastalık-ilaç kullanımı olmayan 40 olgu araştırma grubu, benzer yaş ve cinsiyet dağılımına sahip serum D vitamin düzeyi normal olan 40 sağlıklı birey de kontrol grubu olarak çalışmaya alındı. Araştırma ve kontrol grubundaki tüm olgulara nörolojik muayene ve ENMG yapıldı. ENMG ile bilateral üst ekstremitede median ve ulnar sinirler, alt ekstremitede ise tek taraflı posterior tibial, fibuler, sural sinirlere ait duysal, motor yanıtlar ve ek olarak alt ve üstten sempatik deri yanıtları değerlendirildi. Bulgular: D vitamini düşük ve normal olan her iki grupta da hiçbir olguda PNP saptanmamış, sinirlere ait distal latans, sinir iletim hızı, amplitüd ortalama değerleri normal sınırlar içinde bulunmuştur. Ortalama değerler istatistiksel olarak karşılaştırıldığında özellikle iletim hızlarında olmak üzere D vitamini düşük olan grubun lehine olmak üzere bazı farklar bulunmuşsa da değerler normal sınırlar içinde olduğu için bu anlamlı kabul edilmemiştir. Gruplar, tek bir sinirde anormal elektrofizyolojik bulgu olan hasta sayısına göre karşılaştırıldığında da anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Ek olarak, D vitamini düşüklüğü olan grupta, Vitamin D düzeyi ile elektrofizyolojik değerler arasında korelasyona da bakılmış herhangi bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Bu çalışmada D vitamini düşük grupta sinirlere ait elektrofizyolojik değerlerde normal olan gruba göre anlamlı bir patoloji saptanmamışsa da D vitaminin periferik sinirler üzerine olan etkilerini tartışmak için daha fazla olgu içeren çalışmalara ihtiyaç vardır.

NöropatilerPeriferik sinir sistemi hastalıklarıPeriferik sinirler+2
Bilge Oktan
Manisa Celal Bayar University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Duloksetin tedavisi alan hastalarda kemik metabolizmasının değerlendirilmesi

Amaç: Duloksetin kullanımının kemik mineral yoğunluğu ve kemik döngüsü biyobelirteçleri üzerine olan etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel olarak yapılan bu çalışmaya fibromiyalji ve nöropatik ağrı tanıları ile en az 3 aydır duloksetin kullanan 47 hasta ve ilacı kullanmayan sağlıklı kontrol grubu 47 kişi dahil edildi. Tüm hastaların kemik yapım ve yıkım belirteçleri, serum kalsiyum ve D vitamini düzeyleri ölçüldü. Dual Enerjili X-Işını Absorpsiyometrisi (DXA) yöntemiyle kemik mineral yoğunluğu (KMY) ölçüldü. Duloksetin kullanımı ile kemik yapım ve yıkım biyobelirteçleri, serum kalsiyum, D vitamini ve KMY arasındaki ilişki değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya en az 3 aydır duloksetin kullanan yaş ortalaması 41,2±7,6 olan 47 hasta (31 kadın 16 erkek) ve yaş ortalamaları 41,5±7,4 olan sağlıklı kontrol grubu 47 kişi dahil edildi. Hasta ve kontrol grubu karşılaştırıldığında hasta grubunda osteokalsin, C-terminal telopeptit (CTX) ve alkalen fosfataz (ALP) düzeyleri istatistiksel anlamlı olarak yüksek saptandı. Hasta grubunda serum kalsiyum düzeyleri istatistiksel anlamlı olarak daha düşük saptandı. Lomber KMY, femur boyun ve femur total KMY karşılaştırıldığında gruplar arası farklılık saptanmadı. Kadın hasta ve kadın kontrol grubu karşılaştırıldığında lomber T ve Z skoru, lomber KMY'nin kadın hasta grubunda istatistiksel anlamlı olarak daha düşük olduğu saptandı. Sonuç: Duloksetin tedavisinin kemik döngüsünü hızlandırabileceği düşünülmektedir. Duloksetin kullanan premenopozal kadın hastalarda lomber KMY, lomber T ve Z skoru kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak düşük saptanmıştır. Duloksetin tedavisi planlanan premenopozal kadın hastalarda osteoporoz risk faktörleri sorgulanmalı ve duloksetin tedavisi alan hastalar kırık gelişimi açısından dikkatli takip edilmelidir. Duloksetin kullanımının farklı yaş gruplarında kemik metabolizması üzerine etkilerini araştıran prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.

AğrıDuloksetinFibromiyalji+3
Burak Demir
Çukurova University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlıklı erişkinlerde kantitatif duyusal testlerin test-tekrar test güvenilirliğinin araştırılması

Araştırmamızda, QST uygulanacak vakalarda daha önceden fiziksel eğitim almanın etkisi ve testin ilk ve 15 günlük süre sonunda yapılan ikinci ölçüm sonuçlarına göre test-tekrar test güvenirliğini araştırdık. Bu çalışma 18-45 yaş arasında, bilinen akut veya kronik bir hastalığı olmayan, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 66 kişi ile gerçekleştirildi. Katılımcılar görsel, sözel ve fiziksel eğitim verilen Grup 1 ile sadece sözel ve görsel eğitim verilen Grup 2 olmak üzere, yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyi açısından homojenlik gözetilerek 33'er kişilik 2 gruba ayrıldı. Grupların sağ el sırtından (C7 dermatomu) ve sağ alt ekstremite ayak sırtından (L5 dermatomu) 15 gün arayla ikişer ölçüm yapıldı. Gruplar arasında ölçüm sonuçları karşılaştırıldığında QST sonuçlarının fiziksel eğitim alma durumuna göre istatistiksel açıdan önemli derecede anlamlı düzeyde farklılaşmadığı görüldü. Bu durum QST uygulanacak bireylere öncesinde fiziksel eğitim vermenin teste ilişkin anksiyete ve ölçüm sonuçları üzerinde önemli etki yaratmadığını göstermektedir. Araştırmada QST'nin test-tekrar test güvenirliğine ilişkin yapılan analizlerde ilk ölçümler ile 15 gün sonrasında tekrarlanan ölçümlerde Pearson korelason ve ICC değerlerinin çok yüksek düzeyde olduğu; LoA, SEM ve MDD değerlerinin testin yüksek güvenilirliğini doğruladığı bulundu.

AğrıDuyusal özelliklerHasta eğitimi+5
Mustafa Savaş
Manisa Celal Bayar University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bozulmuş açlık glukozu ve bozulmuş glukoz toleransı olan olgularda polinöropati varlığının klinik ve elektrofizyolojik çalışmalarla belirlenmesi

Periferik nöropati; periferik motor, duysal, otonom sinirlerin çok çeşitli sebepler ile tek tek ya da bir arada hasarlanması sonucu oluşan ve sık görülen bir nörolojik patolojidir. Bozulmuş açlık glukozu (BAG) ve bozulmuş glukoz toleransı (BGT) olan hastalar `pre-diyabet' olarak tanımlanmaktadır. Son yıllarda pre-diyabette polinöropatinin varlığını araştıran birçok çalışma yapılmakta ve bu olgularda yüksek oranda nöropati saptanmaktadır.Bu çalışmada bozulmuş açlık glukozu ve bozulmuş glukoz toleransı olan olgularda metabolik sendrom varlığı, serum kolesterol, trigliserid, ürik asit düzeyleri, insülin direnci, abdominal obesite varlığı, ve polinöropati varlığını araştırmaya yönelik ayrıntılı nörolojik sorgulama ve muayene, standart sinir iletim çalışmaları yanı sıra erken dönem nöropatiyi daha iyi gösteren dorsal sural sinir, F dalga latansı ve küçük lif tutulumunu daha iyi gösteren kutanöz sessiz period, sempatik deri yanıtları gibi özellikli elektrofizyolojik incelemeler yapılmıştır.Çalışmamızda BAG ve BGT tanılı olgularda yüksek oranda polinöropati varlığını gösterdik. Yaptığımız elektrofizyolojik çalışmalar ile erken dönemde polinöropati varlığını belirlemede özellikle Dorsal Sural Sinir iletim çalışması, DSRAR ve Tibial sinirden ölçülen F dalga latansının etkili olduğunu saptadık. Ayrıntılı hasta sorgulaması, duyu muayenesi ve standart SİÇ yanı sıra dorsal sural sinir, F dalga latansı, DSRAR gibi özellikli elektrofizyolojik ölçümler ile henüz hastaların asemptomatik olduğu erken dönemde polinöropati varlığının ve ağırlıklı lif tipi etkilenmesinin belirlenebileceğini belirledik.

Diabetes mellitusDiabetik nöropatilerElektrofizyoloji+5
Zeynep Elmas
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nöropatik ağrı modelinde ratlarda Pregabalin ve Pheynl-N-T-Butyl Nitrone' un analjezik etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, serbest oksijen radikallerinin nöropatik ağrı gelişimindeki rolü ile PBN nin bunu engellenmesindeki etkisi ve PBN ile pregabalinin nöropatik ağrı tedavisindeki yerleri araştırılmıştır.Çalışmamızda ağırlıkları 230-250 gram arasında değişen Wistar-albino cinsi 24 adet dişi ratlar kullanıldı. Sıçanlar randomize olarak dört gruba ayrıldı. Operasyondan 24 saat önce tüm ratların soğuk allodini, termal ve mekanik hiperaljezi, mekanik allodini açısından davranış değerlendirmeleri yapıldı. Tüm ratlara ait bazal değerler kaydedildi. Eter anestezisi altında ratlara siyatik sinir ligasyonu ile kronik konstriksiyon hasarı oluşturularak nöropatik ağrı geliştirildi. IV. Gruba sham operasyonu yapıldı. Cerrahi girişiminden sonra 15. Günde grup 1' e intraperitoneal 2 ml SF, grup 2' ye intraperitoneal 30 mg/kg pregabalin, grup 3'e 100mg/kg PBN uygulandı. İlaç uygulamasından sonra 1, 3, 5 ve 7. saatlerde analjezimetre ile mekanik hiperaljezi ve Dynamic plantar eisteziometre ile mekanik allodini; 30, 60 ve 90. dakikalarda sıcak/soğuk tabla ile termal hiperaljezi ve soğuk allodini değerlendirmesi yapılarak kaydedildi. Bir gecelik açlık sonrası deney hayvanları eter anestezisi altında sakrifiye edildi. Ratların siyatik sinirleri çıkarıldı ve soğuk izotonik NaCl solüsyonu ile yıkandı. Kan ve diğer dokulardan temizlenip kurulandıktan sonra dokular homojenize edilinceye kadar derin dondurucuda (-80 °C) saklandı. Dondurulmuş olan dokular analiz günü kademeli olarak çözündürüldü. HPLC ile MDA, total glutatyon, koenzim Q 10 ve Griess reaksiyonu kullanılarak spektrofotometrik NO ölçümleri yapıldı.Siyatik sinir ligasyonu yapılan ratlarda sham grubuna göre mekanik hiperaljezi, mekanik allodini, soğuk allodini ve termal hiperaljezi bulguları saptanması, kullanılan nöropatik ağrı modelinin (siyatik sinir ligasyonunun) başarılı olduğunu göstermektedir.Pregabalinin termal hiperaljezi, mekanik hiperaljezi, soğuk allodini ve mekanik allodini de etkili olduğu saptanırken, PBN' nin yalnızca termal hiperaljezide etkili olduğu saptandı.Glutatyon düzeyi SF grubunda shama göre düşük bulunurken, PBN grubunda SF'e göre yüksek saptandı. Koenzim Q10 düzeyinde SF grubu Sham grubuyla karşılaştırıldığında anlamlı olarak düşükken, PBN grubunda anlamlı olarak yüksek saptandı. MDA düzeyi ise SF grubunda daha yüksek saptanırken, PBN grubunda daha düşük saptandı. Bu sonuçlar nöropatik ağrıda oksidatif stresin arttığını ve PBN' nin antioksidan özelliğini göstermiştir. Ölçtüğümüz diğer biyokimyasal parametre NO' dur. SF grubunda shama göre NO düzeyi artarken, PBN ve pregabalin uygulandığında azaldığı saptandı. Bu sonuç da pregabalin ve PBN' nin nöropatik ağrıda NO mekanizmasını baskılayarak etkili olabileceği düşünülmüştür.Sonuç olarak PBN'in, pregabalin kadar kapsamlı olmasa da nöropatik ağrı tedavisinde etkili olabileceği, diğer bir deyiş ile ROS temizleyicilerinin Ca kanal blokerlerine alternatif değil, ancak birlikte kullanılabilecek aditif veya sinerjist etkiye sahip ajanlar olabileceği kanısına varılmıştır.

AnaljeziAnaljeziklerAğrı+2
İlkay Aras
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitesinde izlemi gereken kronik nörolojik hastalıklarda uyku yapısının değerlendirilmesi

Uyku 24 saatlik sirkadyen endojen ritim içinde kişinin duysal veya diğer bir sitimulus ile uyanabildiği gelip geçici bir bilinçsizlik sürecidir. Uykuyu yaş, eşlik eden hastalık, çevre, yaşam stili, stres, alkol ve sigara, beslenme alışkanlıkları gibi birçok faktör etkilemektedir. Uyku; fiziksel ve mental enerjiyi restore eden sirkadiyen bir ritmdir. Birçok nörolojik hastalık uykunun toplam süresini ve kalitesini ciddi derecede bozmaktadır. Özellikle inme, demans , ileri evre hareket bozuklukları, ensefelopati, nöropati, epilepsi, multiple skleroz, amyotrofik lateral skleroz gibi nörodejeneratif hastalıklarda uyku bozuklukları oldukça sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Bozulmuş uyku yapısı bu hastalarda kronik yorgunluklara, huzursuzluğa, konsantrasyon güçlüğüne, illüzyon ve halüsinasyonlara, sabah baş ağrılarına, azalmış motor ve kognitif işlevlere, depresyona ve gündüz uykululuğuna yol açmaktadır. Tüm bu nörolojik hastalıkların neden olduğu uyku bozuklukları özgün uyku yapısını bozmakta ve uykunun vücuttaki iyi etkilerinin ortaya çıkmasını engellemektedir. Bu çalışmada Nöroloji Yoğun Bakım Ünitesinde takip edilen nörolojik hastalıklarda uyku yapısını ambulatuvar polisomnografi cihazı ile inceleyerek, patolojiyi saptamayı ve bunun yaşam kalitesine olan etkisini araştırmayı amaçladık. Yoğun bakım hastalarında REM uyku evresinin normale göre azalmış olduğunu NREM evre-1 ve NREM evre-2'nin artmış olduğunu saptadık. Yüzeyel uyku evrelerinin daha yoğun, derin uyku evrelerinin daha az görülmesinin nedenleri; altta yatan hastalığın tipi ve şiddeti, akut hastalığın patofizyolojisi ve yoğun bakıma ait çevresel faktörlerdir. Yoğun bakım hastalarında izlenen ve primer hastalığa yönelik tedavi alan olguların uyku deprivasyonunun artmış olduğunu ve uyku kalitelerinin bozulmuş olduğunu bilmek önemlidir. Uykunun sağlıklı bireylerdeki önemini biliyor olmak hastalarda iyileşme sürecindeki etkisini daha net bir şekilde göz önüne koyabilmektedir. Birincil hastalığı her ne olursa olsun yoğun bakımda takip edilen hastaların uyku yapısındaki değişiklikler aslında genel olarak birbirinden çok da farklı değildir. Önemli olan bunu göz ardı etmemek ve buna ilişkin tedavileri de sağlıyor olabilmektir.Anahtar kelimeler: Uyku, yoğun bakım ünitesi, nörolojik hastalık, polisomnografi, yaşam kalitesi.

NöropatilerUykuUyku bozuklukları+3
Melike Batum
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ağrılı polinöropatilerin erken tanısında kantitatif duysal test, elektormyografi ve nörolojik muayene yöntemlerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada; geleneksel nörolojik muayene yöntemleri ile tanı konulan periferik polinöropatili (PNP) hastalarda erken tanı yöntemi olarak QST, EMG ve nörolojik muayene yöntemlerinin karşılaştırılması ve, kantitatif tanı yöntemlerinin klinik uygulamaya sokulabilirliğinin araştırılması amaçlanmıştır.3 grup halinde toplamda 80 hasta bu çalışmaya dahil edilmiştir. Grup E (ENMG+ ) ve Grup Q ( ENMG-), her birinde 30 hasta olacak şekilde; LANSS ( ? 12 puan) ve DN4 skalalarına göre nöropatik ağrısı olan kişilerden, control grubu ise 20 sağlıklı gönüllüden oluşmaktaydı.Elektrofizyolojik ölçümler nörofizyoloji laboratuvarında yapıldı. Kantitatif duysal test, CASE IV cihazı ile nöropatik ağrısı olan ancak EMG'si normal olan hastalara ve kontrol grubuna uygulandı. Soğuk algılama eşiği(CDT), sıcak algılama eşiği(WDT) ve vibrasyon algılama eşiği(VDT) ölçümleri için el sırtı ve ayaklar kullanıldı.ENMG(-) olan nöropatik ağrı grubundaki (Grup Q) hastalarda ; CDT, WDT ve VDT değerleri kontrol grubuyla karşılaştırıldığına anlamlı olarak yüksekti.ENMG ile ince lif tutulumunun saptanamadığı Grup Q da, VDT değeri, QST ile patolojik aralıklarda bulunmuştur. Bu bulgu bize QST nin bu değişikliği ENMG'den daha önce saptadığını göstermektedir.Grup Q da ince myelinli lif tutulumu ENMG ile saptanamıştır, QST de VDT, patolojik limitlerde saptandı.bu çalışma gösterdi ki; QST, değişiklikleri ENMG den daha erken saptamamıza yardımcı oluyor.Diğer yandan; LANSS ve DN4 skalaları ile ince lif tutulumu tespit edilmiş Grup E'de eş zamanlı yapılan QST (yüksek CDT ve WDT değerleri)'de aynı sonuçları vermiştir. Bu sonuçlar, göstermiştir ki; QST ve nöropatik ağrı skalaları ince lif anormalliklerini saptamada aynı geçerliliğe sahiptirler.

AğrıFizik muayeneNörolojik belirtiler+4
Gülçağ Güral
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diabetes mellituslu, nöropatisi olan ve olmayan hastalarda egzersizin etkilerinin pedobarografik olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmadaki birincil amacımız, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine başvuran, daha önce Tip-II DM tanısı olan hastalardan fizik muayene yöntemleri ile nöropati saptanan ve saptanmayan hastaların plantar basınç değerleri arasında anlamlı farklılık olup olmadığını araştırmaktır. İkincil amacımız, değerlendirmeye alınan diyabetik hastalara ayak eklemlerine yönelik 1 aylık ev egzersiz programı verilip ve sonra tekrar değerlendirip, egzersiz grubu ile verilmeyen grup arasında anlamlı plantar basınç değişikliklerinin olup olmadığı ve egzersiz ile hastaların plantar basınçlarında anlamlı değişiklik olup olmadığını araştırmaktır.Çalışmaya nöropatisi olan 38 hasta (14 erkek, 24 kadın) ve nöropatisi olmayan 38 hasta (14 erkek, 24 kadın) olmak üzere toplam 76 hasta dahil edildi. Tüm olgularda statik ve dinamik ayak basınçları RsScan pedobarografi cihazı kullanılarak ölçüldü, ayak bileği ve 1. metatarsofalengeal eklem hareket açıklıkları manuel gonyometre ile ölçüldü. Nöropatik gruptan 19 hastaya ve nöropatisi olmayan gruptan 19 hastaya ev egzersiz programı verildi. Egzersiz programı verilen ve verilmeyen tüm hastalar 1 ay sonra tekrar değerlendirildi.Sonuç olarak diyabetik nöropati ile eklem mobilitesinde azalma olduğu, ancak plantar basınç değerlerinde nöropatisi olmayan hastalarla kıyaslanınca anlamlı değişme olmadığı saptandı. Ek olarak ev egzersiz programının ise diyabetik hastaların ayaklarında eklem hareket açıklıklarında artış, plantar basınç değerlerinde de azalma meydana getirdiği, nöropati varlığının bunu etkilemediği tespit edildi. Bu da supervize edilmeyen ev egzersiz programlarının dahi, diyabetik hastalarda plantar basınçları azaltabileceğini düşündürmektedir.

AyakAyak hastalıklarıAyak izi+4
Umut Koşan
Manisa Celal Bayar University
2011
00

Related subjects