Sculpture
153 theses under this subject heading
Modern resimde espri kopyası ve Manolo Valdes'in plastiği
Fotoğraf makinesinin icat edilmesiyle birlikte sanatçılar yeni konular ve modern teknikler araştırarak üretmeye başlamışlardır. Doğanın, figürlerin veya nesnelerin birebir resmedilişinden ayrılarak boya dokularını ve fırça darbelerini ön plana çıkararak, yeni bir bakış açısıyla tasarlamışlardır. Bu dönem ile birlikte sanat özünü konu haline getirmeye başlamıştır. Sanatçılar, doğanın tuval üzerinde yeniden üretiminden ayrılarak sanatın bizatihi kendisinden beslenmişlerdir. Usta ressamların eserlerinden beslenen modern sanatçılar, bu yapıtları yeniden yorumlayarak "espri kopyası" türünde eserler ortaya çıkarmışlardır. Bu tezde, günümüzde yaşayan önemli sanatçılarından biri olan ressam ve heykeltıraş Manolo Valdes'in etkilendiği sanatçılardan aldığı kompozisyonlar ile kendi biçimini nasıl yarattığı araştırılmıştır. Valdes; Peter Paul Rubens, Diego Velázquez, Rembrandt Harmenszoon van Rijn, Henri Matisse, Pablo Picasso gibi birçok sanatçının eserlerinden etkilenerek; espri kopyası, matter painting (madde boyama), impasto ve kolaj tekniğinden yararlanarak kendi üslubunu yaratmıştır. Çalışmalarının temel unsurlarını şekil, renk, ışık ve özellikle plastik dokular oluşturmaktadır. Eserlerini; yalın, detayların en aza indirgendiği figürler, yoğun boya katmanları, kumaş, kâğıt, bant, ayna, çuval bezi ve toz pigment gibi malzemeler oluşturmaktadır. Geçmişten günümüze birçok sanatçının eserleri, Manolo Valdes'in eserlerinde yeniden yorumlanmıştır. Ana konudan ayrılmadan sanat tarihini gözden geçirerek; malzemeler ve teknik ile kendi üslubunu yaratmıştır. Bu tez, sekiz bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Manolo Valdes'in çalışma yöntemi, ikinci bölümde modern sanat, üçüncü bölümde postmodern sanat, dördüncü bölümde bir sanat eserini yeniden üretme yolları, beşinci bölümde Manolo Valdes'in hayatı ve eserleri, altıncı bölümde Manolo Valdes'in heykel çalışmaları, yedinci bölümde Valdes'in etkilendiği sanatçılar ile kendi çalışmalarının karşılaştırmaları, sekizinci bölümde araştırmacının kendi çalışmaları yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Modern Sanat, Espri Kopyası, Manolo Valdes, Kompozisyon, Teknik
Sanatta travma ve beden
"Sanatta Travma ve Beden" başlıklı bu raporda travma kavramının geçmişten günümüze kadar çeşitli sanat dallarında nasıl farklı yollarla anlatıldığı, sıkışmışlık, kırılganlık, yalnızlık gibi ruhsal durumların beden kavramı üzerinden plastik sanatlar alanında nasıl ele alındığı araştırılmıştır. Bu çalışmada sanat bağlamında şiddet sonucu ortaya çıkan travmanın etkileri, bu etkiler ile birlikte nasıl hayatı idame ettirdiğimizi ve bize ne hissettirdiğine dair kişisel araştırmalar sunulmuştur. Travmanın kökeni ve çıkış noktası kapitalizm, şiddet, dışavurumculuk kavramlarıyla zenginleştirilmiş, bu doğrultuda sanat alanında beden üzerinden farklı biçimlendirmelerle olgunlaşması sağlanmıştır. Araştırmanın birinci bölümünde travmaya neden olan şiddet olgusunun, ne türden biçimlerde karşımıza çıktığı ve birey üzerinde etkileri anlatılmıştır. Devamında bu etkiler dışavurumculuk kavramı ile farklı sanatçı çalışmaları üzerinden örnekler ile sunulmuştur. Araştırmanın ikinci bölümünde ise kapitalizm olgusu ile modernizm sonrası sanat irdelenmiştir. Bunalımların, ruhsal sıkıntıların bireyi modern dünyadan nasıl kopardığı, postmodern filozoflardan örnek söylemler doğrultusunda açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise, travma kavramı ve beden ilişkisinin plastik sanatlara yansımaları, sanatçılardan örnek çalışmalar ile açıklanmıştır. Son olarak dördüncü bölümde, tüm bu kavram ve olgular dahilinde ortaya çıkan çalışmanın sonucunda, travma kavramının, heykel alanında beden üzerindeki yansımaları ve biçimleri, çalışmalarda kullanılan malzeme ile ilişkisi gösterilmiştir.
Heykel sanatında gecekondu imgesi ve hatırlama
Heykel Sanatında Gecekondu İmgesi ve Hatırlama başlıklı bu raporda ilk olarak gecekondu olgusu ele alınmıştır. Sanat ve hatırlama ilişkisiyle ele alınan bu olgunun temelinde, rapor yazarının doğduğu Atapark mahallesinde yer alan 266 numaralı gecekondu evin yok olması yer almaktadır. Rapor kapsamında gecekondu olgusunun ele alınmasının ardından diğer sanatçıların üretimleri araştırılarak örnekleri metne eklenmiştir. Uygulama süreçlerinde başlangıçta beton, inşaat malzemeleri, visco sünger gibi güncel malzemelerle çalışmalar üretilmiştir. Sürecin devamında gecekondunun bir imgeye evrilmesiyle ve hatırlanmaya çalışılan bir yeri işaret etmesiyle malzemede ve sanatsal ifade biçiminde değişikliğe gidilmiş; güncel malzemenin yerini mermer almıştır. Mermer ve gecekondu imgesi üzerinden geçmişi hatırlama ve imgeyi ebedi bir yerde tutma amacı güdülmüştür. Gecekondunun fiziki geçiciliğinin zıttı olan mermerle ele alınması yeni sorgulamalara yer açmıştır. Anahtar sözcükler: Gecekondu, dönüşüm, hafıza, hatırlama, imge, mermer.
Özne-nesne ilişkisinde sanatçının hazır nesnesi
Bu tez önerisinde kişisel hazır nesnenin, yaşanmışlığı ile sanatta kullanılması sürecinin ele alınması hedeflenmiştir. Hazır nesne ve kişisel hazır nesneyi ayıran "yaşanmışlık" olgusunun sanat alanındaki bağlamı nasıl değiştirdiği konusu, tezin ana konusu olacaktır. Bu sürecin sanat tarihindeki gelişimi hem tarihsel, hem de kavramsal açıdan ele alınacaktır. Aynı zamanda sanatsal pratiklerinde bu şekilde çalışan sanatçıların stratejileri, işlerini anlamlandırma süreçleri ve pratikleri irdelenecektir. Kişisel yaşantının bir parçası olmuş nesne özelinde, sanatçı özne ile kişisel veya buluntu nesne ilişkisi, bu ilişki bağlamında mekan ve izleyici etkileşimi boyutlarına açıklık getirilmeye çalışılacaktır. Bu bağlamda sanatçı olarak kişisel deneyimler, uygulamalar analiz edilecek ve yeni anlamlandırma ve ifade etme olanakları araştırılacaktır.
Sanatta ölüm olgusunun beden fragmanlarıyla ele alınışı
Tarih boyunca insanlık tarafından üzerine en çok düşünülen ve teoriler üretilen konulardan biri ruh - beden ilişkisi üzerinden "ölüm" olgusudur. İnsan önce kendisini ve çevresindekileri merak etmiş ve kavramış, ardından sürekli bir gelişim çabasında olmuştur. Bazen bilinçli olarak bazen de farkında olmadan her dönem koşullara en iyi uyum sağlayacağı haline gelmiştir. Bedenin tamamen biyolojik bir varlık olduğunu çevresindekilerin ölümüyle gören insan, sonrasında çürüme ve parçalanmaya da şahit olunca; bu bilinmezliği, üzerine çeşitli yorumlamalar yaparak açıklamaya çalışır. Farklı inanışlarda ölü bedene farklı uygulamalar yapılma sebebi de budur. Beden, ilk önce düşüncede sonra fiziksel olarak parçalanmış, bu durum toplumsal ve dönemsel bakış açılarıyla sanatta yerini almıştır. Bu Yüksek Lisans Sanat Çalışmasında "Sanatta Ölüm Olgusunun Beden Fragmanlarıyla Ele Alınışı" başlığı altında parçalanan bedenin daha anlaşılır biçimde anlatılması amacıyla beden ve bedenin sanattaki yeri önce "beden bütünlüğü" üzerinden incelenecektir. Sonraki bölümlerde tarih, felsefe, tıp, inanışlar, sanat gibi açılardan "beden", "ölüm", "parçalanma" gibi kavramlar irdelenecektir. Bedenin bütünlük algısının yanı sıra parçalanması fikrinin de aslında insanlığın yaratılışından beri var olmasına rağmen dönemsel faktörlere göre nasıl değişkenlikler gösterdiği; ölüm olgusu ile ilişkilendirilerek günümüze kadar değişerek gelen bu anlayışın günümüzde nasıl bir hal aldığı sanat eseri örnekleri, okumaları ve üretimleriyle desteklenecektir.
Sanat akımlarında portrenin yeri
Sanatın başlangıcı ilkel dönemlerdeki mağara duvarlarına yapılan çeşitli şekillere dayandırılmaktadır. Birçok sebebe dayanarak oluşturulmuş bu şekiller insanoğlunun hayatta bıraktığı ilk "iz"lerdir. Sanat tarihçileri ve sanat uzmanlarınca değerlendirilen biçimler, zamanla belli bir akım ve döneme dahil edilmiştir. Çağdan çağa, insandan insana değişen hayatı yorumlayış biçimi çeşitli unsurlarla ele alınmıştır. Hiçbir sanatçı belli bir döneme dahil olmak için veya belli bir akım yaratmak için sanatını icra etmemiştir. Portreler, sanat tarihini en iyi açıklayan görgü tanıkları olmuştur. Sanatçılar kendi portrelerini veya başkalarına ait yüzleri tasvir ederken yaşanan dönemin özelliklerini yansıtmışlardır. Tezimde, geçmişten günümüze değin ortaya konan portre çalışmaları, kronolojik sıralama ile sanat akımlarına göre yorumlanmış ve aradaki farklar nedenleriyle açıklanmıştır. Dönemlerin sanatsal anlayışı, kültürü, hayata bakış açısı, ruhsal betimlemeleri portreler sayesinde anlatılmıştır. Tezin ilk bölümünde problem durumu özetlenmiş, araştırmanın amacı ve önemi belirtilmiştir. Bu bölümde tezin sınırlılıkları, varsayımlar ve tezde geçen tanımlar açıklanmıştır. İkinci bölümde araştırma konusuna giriş yapılmış, sanat akımlarının oluşma süreci ve sanatta portrenin yeriyle ilgili açıklamalarda bulunulmuştur. İlkel çağlardan Rönesans dönemine kadar sanatın gelişim süreci, sanat tarihi açısından ele alınmıştır. İnsanların yaşam biçiminden, kültüründen ve inancından hareketle ortaya koymuş oldukları sanatsal anlayış değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda sanatçıların portreleri nasıl ve hangi amaçla yaptıkları örneklerle incelenmiştir. Aynı bölümde, Rönesans döneminin getirdiği yeni bakış açısının sanata olan etkisi, sanatçıların eserleriyle açıklanmıştır. İnsanların özgür düşünebildiği ve birçok bilimsel gelişmelerin yaşandığı dönemde farklı üsluplara rastlanmaktadır. Çeşitli sanat anlayışlarının doğduğu yüzyıllarda sanatçılar duygu ve düşüncelerini üsluplarına yansıtmıştır. Yüzyıllar içerisinde yapılan sanat eserleri birbiriyle karşılaştırılmış; yapılma nedenleri ve sanatçıların düşünce biçimleri açıklanmıştır. 19. yüzyılın Sanayi Devrimi'nde teknolojinin ilerlemesiyle birlikte sanatçıların yeni keşifler yaptığı görülür. Modern girişimler ve hayata karşı geliştirilen birçok bakış açısının oluşması sanatı da etkilemiştir. Çağdaş düşüncenin meydana getirdiği sanatsal anlayışlar, yaratıcılarının yapıtlarıyla bu bölümde açıklanmıştır. Dünya Savaşları'nın insan psikolojisi ve yaşam şartları üzerindeki olumsuz etkilerinin sanata yansımaları üzerinde durulmuştur. Sanatın yeniden kendini bulması ve sanatçıların kendilerine olan güvenlerinin gelmesi onları farklı arayışlara itmiştir. Yeni Dünya'nın yeni yaklaşımı kendini birçok sanat dalında gösterecek ve portrelere yansıyacaktır. Üçüncü bölümde, tezin konusunu oluşturan "portre"nin tanımı yapılmış, teknik açıdan ele alınmıştır. Öz-portreler sanatçıların konuya bakış açıları doğrultusunda değerlendirilmiştir. Portre çalışmalarında ışık, renk, kadraj, arka plan araçları sanatçıların örnek çalışmalarıyla incelenmiştir. Sanat tarihi boyunca resim, heykel, fotoğraf ve edebiyatta portrenin nasıl değerlendirildiği açıklanmıştır. Portresi yapılan model ile sanatçının etkileşimi, sanat eseri üzerinde büyük rol oynamıştır. Portre sanatında kişiliğin yansıtılmasının önemi üzerinde durulmuş, çeşitli değerlendirmeler yapılmıştır. Dördüncü ve beşinci bölümde "yöntem" ve "sonuç"lar açıklanmış, konunun özeti yapılmıştır. Araştırmanın literatüre katkısı ve geleceğe yönelik araştırma alanları üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sanat Akımları, Üslup, Portre, Öz-portre (Oto-portre), Portre Ressamlığı, Portre Fotoğrafçılığı, Edebiyatta Portre
Postmodern dönemde mimari ve heykel ilişkisi
"Postmodern Dönemde Mimari ve Heykel İlişkisi" adı altında hazırlanan bu çalışma, özellikle batı sanat anlayışı üzerinden ilerleyerek geçmişten günümüze kadar uzanan heykel ve mimari ilişkisini inceleyerek, aralarında ki farkların, kaybolduğu postmodern dönemi incelemek üzere yapılmıştır.Mimari heykel ilişkisini incelerken en önemli çıkış noktası olarak, tarih öncesi ve sonrasında yazılı tarihin başlangıcı, yunan sütunlarında ki figürler ve yapı arasındaki ilişki irdelenerek çözümlemelere gidilmiştir. Özellikle batı sanatı üzerinden ilerlenmesinin sebebi, postmodern dönem ile ilişkilerin daha sağlam kurulabilmesi açısından yakın coğrafyalara sahip olmasıdır.Yunan heykel ve mimari ilişkisinin en doruk noktadaki örneklerinden olan Akropolis Tapınağındaki heykel kolonlarından yola çıkarak, tanrı heykelleri ve tapınaklarının yani mimarinin ve heykelin insan üzerinde bıraktığı etkileri gözeterek, mimari ve heykelin genel bir incelemesi yapılmıştır. İlerleyen dönemlerde gotik mimarinin ve heykelin arasındaki bağı irdeleyerek heykel sanatının kendisini mimari içerisinde nasıl var ettiğini görmekteyiz.Rönesans ile beraber heykelin kiliseden kurtuluşunu ve bağımsız olarak bir sanat objesi haline dönüşümünü görerek ilerlemekteyiz. Barok heykel ve mimari ilişkisinin ve yeni kompozisyon anlayışlarıyla beraber modern döneme kadar mimari ve heykel ilişkisindeki değişiklikleri göz önüne konulmaktadır. Modernizm ve sanayi devriminin sanat çevrelerine getirdiği değişiklikler eşliğinde yaşanan gelişmeler bu gelişmeler eşliğinde ortaya konan yeni akımlar incelenerek 2.dünya savaşı sonrası ve postmodern döneme kadar olan bir inceleme yapılmıştır.`Postmodern Dönemde Mimari ve Heykel İlişkisi', günümüz anlayışlarının değişkenliği içerisinde kavramların birbirine girdiği, her şeyin çok hızlı üretilip tüketildiği bir dönemde, mimarinin ve heykelin arasındaki ilişkiyi irdelemektedir. Sınırların kaybolduğu bir ortamda heykelin heykel olabilmesi için olan sınırların yok olduğu ve aynılarının mimari içinde geçerli olduğu bir dünyada bu iki farklı kavramın nasıl tek bir çatı altında birleşerek her biri diğerinin varlığını devam ettirecek biçimde oluşum sergilediklerinin incelenmesidir.İlk bölümde tarih öncesi dönemden, modern dönemin sonuna kadar olan süreç incelenerek mimari heykel arasındaki ilişkiler ortaya konmuştur.İkinci bölümde postmodern süreç incelenerek tarihsel bağlamlarıyla ele alınmıştır. Bu bağlamların mimari ve heykel sanatı açısından nasıl yorumlandığı incelenmiştir.Üçüncü bölümde görsel ağırlıklı olarak son söze destek verecek ağırlıkta örnekler ile mimari heykel ilişkisi incelenmiştir.Dördüncü bölümde günümüz mimarisinin heykelleşme yolunda ilerlediğini ve bu durumla ilgili ortaya konan örnekler ile bir analiz yapılmıştır.
Anish Kapoor'un mekan ve malzeme anlayışı
Postmodern dönemin önemli heykeltıraşlarından biri olan Anish Kapoor üzerine hazırlanan bu çalışma sanatçının mekan ve malzeme anlayışını incelemektedir. Bu çalışmayı oluştururken sanatçının yapıtlarını anlayabilmek için daha önceki dönemler ve sanat akımlarının incelenmesi sonunda sanatçıyı değerlendirmek daha doğru olur. Bu nedenle çalışmanın ikinci bölümü postmodern öncesi sanat anlayışını ve heykelin gelişimini anlamaya yönelik bir araştırmadır. Romantik dönemin felsefesi ve modern dönemin sanat anlayışı ve akımları bu bölümde irdelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde sanatçının içinde bulunduğu postmodern dönemdeki akımların anlatımı ve sanatçı ile paralelikler gösterebilecek seçilmiş eserler değerlendirilmiştir. Dördüncü bölüm de sanatçının mekan ve malzeme anlayışını daha iyi anlayabilmek için mekan ve malzemenin tanımı, heykel sanatının tarihsel gelişim sürecinde mekan ve malzemeyi nasıl değerlendirdiği detaylı olarak anlatılmıştır. Beşinci bölümde ise Anish kapoor'un yaşamı, sanatının tarihsel gelişimi ve felsefesinin aktarımıdır. Altıncı bölüm sanatçının mekan ve malzeme anlayışının genel değerlendirilmesinden sonra eserleri doğrultusunda irdelenmesidir.Sonuç olarak bu çalışmanın amaçı, Hint asıllı İngiliz sanatçının, doğduğu ve yetiştiği coğrafyanın, aldığı eğitimin ve yaşadığı ortamdaki sosyo-kültürel yapının eserlerinde gerek mekanı kullanımı, gerekse malzeme seçimi ve dillendirmesi bakımından kendi kültürel belleğindeki etkileri ve eserlerine yansımasının irdelenmesidir.
Türkiye'de kamusal alan estetiği ve heykel
Bu çalışma, Türkiye'de kamusal alanda yapılan plastik sanat uygulamaları özelinde heykel sanatının kent mekânıyla ilişkisini irdelemektedir. Araştırmanın zeminini ?Kamusal alan? kavramı ve ?Heykel sanatı?nın açık kent mekânıyla kurduğu ilişki, ülkenin içinde bulunduğu siyasi ve sanatsal olguları, fiziksel estetik toplumsal ve ekonomik koşulların içinde kamusal alanda yapılan heykel sanatının kent mekânıyla ilişkisi oluşturur. Kamusal alan kavramı, Türkiye'de XX. yüzyılın son çeyreğinde siyasi alanda ortaya çıksa da daha önceki dönemlere baktığımızda heykel sanatının kamusal açık mekânlarda üç boyutlu bir formla siyasi göstergeye dönüşmüş ve kamusallığı egemen ideolojinin aracı olarak kullandığını söyleyebiliriz. Heykel sanatı, siyasal erkin himayesinde, kamusal açık mekânlarda kendine yer bulmuştur. Genellikle, egemen ideolojinin aracı ve simgesi olarak kamusal alandaki heykel topluma egemen ideolojiyi yaymıştır. Türkiye'de kamuya açık mekânlarda XX. yüzyılın son çeyreğine kadar sergilenen üç boyutlu çalışmalar, daha çok anıt-heykel mantığı çerçevesinde çıkarken modern özgün heykele rastlamak oldukça güçtür.Kamusal alan, toplumsal yaşam ve öznenin varoluş temelinde önemli bir yere sahiptir. Bu anlamda, kamusal kavramının toplumların sosyal, siyasal ve günlük hayatlarını fiziksel ve düşünsel bir platformda meydana getirmesinde ve estetik düzeyini oluşturarak entelektüel bir bilinç ve yaşam kalitesinde belirleyici rol üstlenmektedir. Bu bağlamda kamusal alan ve öznenin ortak bir konsülde birbirine bağlı olarak gelişerek, olgunlaşarak yaşamsal ve özgün bir platform üretebilir.Anahtar Kelimeler: Kamusal Alan, Heykel, Kamusal Alanda Sanat, Türkiye'de Anıt-heykel, Kent Mekânı, Heykel ve Çevre.
Çagdaş Türk heykel sanatı bibliyografyası
Bakır, tunç, ahşap, taş, toprak vb. farklı malzemelerden meydana getirilen üç boyutlu formlar bütünü olan heykel, insanın yaratma dehasını ortaya koyan en bilgece buluşudur. Heykeller döneminin inançlarını, kültürünü, siyasi yapısını, geleneklerini, göreneklerini aktaran bu sanat dalı, hakkında yüzlerce çalışma yapılmış, hala da yapılmaya devam ediyor. Tarih boyunca her kültürde çeşitli ve farklı biçimlerde ortaya çıkmış olan heykel sanatı hakkında yapılan çalışmaların bir dönemini bir arya getirerek bu alandaki çalışmalara katkı olacağı düşüncesindeyim. "Çağdaş Türk Heykel Sanatı Bibliyografyası" konulu tez çalışmasında, 1988-2022 yılları arasını kapsayan heykel başlığı altında, Yükseköğretim Kurulu sayfasında yayınlanan tezlerin toplamını konu alan bibliyografya çalışmasını içermektedir. Çalışmanın temel amacı, araştırma yapan kişilerin heykel başlığı altında günümüze kadar yayınlanan tezlerin ve içeriklerinin derlenip tek çalışma altında toplanması ve sonraki araştırmalara rehberlik etmesi düşüncesi olmuştur. Hazırlanan bu tez tarama çalışmasında bugüne kadar yayınlanmış olan 602 tez tespit edilmiştir. Bu tezlerin 38'si doktora, 68'i sanatta yeterlik, 496'sı ise yüksek lisans tezinden oluşmaktadır. Çalışma, altı bölüm başlığı altında tamamlanmıştır. Sırasıyla heykel sanatı, doktora tezi, sanatta yeterlik ve yüksek lisans tezleri, yöntem ve sonuç şeklinde sıralanmıştır. Her tez çalışması kendi içerisinde incelenirken bir künye oluşturulmuştur. Tezin adı, kayıt numarası, yazarı, danışmanı, yüksek lisans, doktora ve sanatta yeterlik olarak ayrılması, yazılma yılı, hangi üniversite bünyesinde yazıldığı, bağlı bulunduğu enstitü, bölümü, yayınlanma dili, basım şekli, yazım şekli, sayfa sayısı, kullanılan anahtar kelimeler ve yöntem başlıklarına yer verilmiştir. Tezin amacı ve özet kısımları incelenmiş ve künyesi tamamlanmıştır. Tez çalışması doktora, sanatta yeterlik ve yüksek lisans olarak bölümlere ayrılarak, 1988 yılından günümüze kadar gelen bir tarih sıralaması ile dizilmiştir. Bu dizim sağlandıktan sonra, raporlama yapılarak veriler değerlendirilmiş, grafiklere dökülmüştür. Ortaya çıkan veriler, tezlerin yıllara göre, tezlerin dillere göre, tezlerin alanlarına göre, tezlerin yöntemlerine göre, tezlerin konularına göre başlıkları altında grafiklere dökülmüştür. Bu tez çalışması, heykel alanında yapılacak olan araştırmalarda, kaynak oluşturmasında yardımcı olabileceği, araştırmalara kısa yoldan kaynaklık edeceği düşüncesi ile konu edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bibliyografya, Heykel, Kamusal Alan, Heykelde Biçim ve Form, Heykelde Hareket ve Boşluk.
Kamusal sanatın seramik sanatındaki yeri
Kamusal alan sosyolojik bir kavram bütünlüğünün yanı sıra politik ve toplumsal içeriğinden yola çıkılarak insanın bakış açısına kazandırdığı derin izler ve anlamlar taşımaktadır. Kentler insanların kültürlerini ve tarihsel izlerini taşırlar. Bu bağlamda şehrin insanların toplumsal yaşamları üzerindeki izler sosyal, ekonomik, karmaşık, psikolojik, estetik ilişkiler bu hareketli yapının içindedir. Bu alanlar şehrin kamusal alanlarıdır. Kamusal alanlar için tasarlanan sanat (heykeller, rölyefler, seramikler, resimler vb.) yapıtların yerleştirilip çevre ile uyumsal birlikteliğiyle mümkün olabilmektedir. Seramik heykeller ve seramikler geçmişte olduğu gibi günümüzün şartlarına da uygun olarak kendini yenilemektedir. Geçmişte mekanın bir parçası iken çağımızda mekanı dönüştürerek yeni birer anlam kazandırarak kendine özgü bir alana çevirmektedir. Kamusal alanda yapılan sanat bir gereklilikten ziyade gelişmişlik düzeyinde insanların ve toplumların entelektüel bilgi ve sanat anlayışını ortaya koymaktadır. Tezin birinci bölümünde sanat kavramından yola çıkılarak, ikinci ve üçüncü bölümlerinde kamusal sanatın kavramsal ele alınması, kısa tarihçesi ve sanata yansıyışından bahsedilmiştir. Son olarak seramik sanatının meydanlarda ve parklarda bir obje olmaktan çıkarıldığı ve kamusal alanla bütünleşerek kamusal alanı değiştiren ve eleştirel bir nesneye dönüştüğünü kısaca örneklerle açıklanmıştır. Tezin son bölümünde Uşak Üniversitesi'nin vermiş olduğu kamusal alanda Deri, Tekstil ve Seramik Tasarım Uygulama ve Araştırma Merkezi' nin kurulmasıyla bu üç alanın tek çatı altında birleşerek tasarım merkezinin oluşturulması, yapıtın var olduğu katta deri, tekstil ve seramiğin direk izleyicisiyle etkileşimi sağlanması için çeşitli enstantaneler fotokopi transfer yöntemi ile kırmızı çamurdan alçı kalıplara basılan karolara aktarılmıştır. Kamusal sanatın var olma biçimleri üzerinden seramik sanatının tarihsel süreç içerisinde oluşumu, gelişimi ve uygulama biçimi tezin tümünü kapsar. Bu tez kamusal alan ve sanat ilişkisi kapsamında seramik sanatının önemini anlayabilmek için önemli ipuçları sunacaktır.
Eleştirel bir inşa için heykel sanatının olanaklarını araştırmak
20. yüzyılın ikinci yarısından günümüze kadar devam eden süreçte politik ve eleştirel bir sanat pratiğine ilişkin birçok strateji geliştirilmiştir. Genellikle farklı araçların bir arada kullanıldığı mekâna özgü yerleştirme ve kavramsal sanata ağırlık verilen bu alanda, heykelin olanakları yeterince araştırılmamıştır. Bu çalışmanın amacı, günümüz heykel sanatının olanaklarını, eleştirel bir inşanın gerçekleştirilmesi için harekete geçirecek yeni kavram ve pratikler doğrultusunda genişletmektir. Bu rapor, güvencesiz, kararsız yapıların inşasına ve heykel-yerleştirme ilişkisinin politika üretme olanağının ortaya çıkarılmasına odaklanır. Bunu yapabilmek için, 1960 sonrası ve günümüz heykel sanatı arasındaki ilişkiyi nesne, inşa, yapı, süreç, mekân ve izleyici yaklaşımları açısından araştırır. Heykel sistemine transfer olarak heykelsi nesne haline gelen gündelik nesne, uzamsal kuvvetlerin yeniden dağılımında üstlendiği etkin rol ile heykelin maddi ve kavramsal sınırlarını genişleten politik bir araç olarak önerildi. Kapitalist sermaye birikimi modeli ile kent mekânının üretimi arasındaki bağlantılar araştırılarak kapitalist mekânın dışarıda bırakarak görünmez kıldığı alana yerleşecek strateji ve kavramlar geliştirildi. Yerleştirme Sanatının sınırları gösterilerek heykel ve yerleştirme ilişkisinin daha genişlemiş yeni kavrayışına ait kavramlar tanımlandı. Tanımlanan bu yeni alanda, değişen nesne, mekân, izleyici ilişkileri, heykelsi yerleştirmenin eleştirel politik olanağını ortaya çıkarır. Heykel, içine girdiği mekânın kuvvetleri ile karşılaştığı bu alanı kendi uzamsal politikasının alanına dönüştürür. Anahtar Sözcükler: Heykel, inşa, yapı, nesne, yerleştirme.
Heykelde antropomorfik nesneler ve biçim araştırmaları
"Heykelde Antropomorfik Nesneler ve Biçim Araştırmaları" isimli sanat çalışması raporunda gündelik nesneler bağlamında insan- nesne ilişkiselliği kurularak heykel sanatı içerisinde uygulamalar üzerinden araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmaların dayanağı olarak Antropomorfizm kavramının tarihsel kökeninlerinden yola çıkılmıştır. İnsan temelli biçimsellik üzerinden oluşturulan çalışmalar çerçevesinde bir takım kavramlara başvurulmuş (tekinsizlik, güvencesizlik, hibriditasyon vb.), bu kavramlara bağlı antropomorfizm konusunu destekleyici nitelikte olan zoomorfizm, biyomorfizm, metamorfizm gibi alt okumalardan da faydalanılmıştır. Bu çalışmada birinci bölümde Antropomorfizm kavramı üzerinde yoğunlaşılmıştır. Kavrama genel tanımlamalardan yola çıkılarak, anlaşılabilirliği açısından fenomenolojik bir yaklaşımla alt kavramların (hibrit, zoomorfik, biyomorfik, vb.) açıklanması üzerinde durulmuştur. Herhangi bir imgenin Antropomorfik bağlamda nasıl ele alınıp düşünülebilmesi gerektiği ile ilgili açıklamalara yer verilmiştir. Ayrıca, konu üzerinde çalışmış olan pek çok sanatçı incelenmiştir. İkinci bölümde çağdaş sanat üzerinden yapılan çalışmalarla tasarım ve projeler üreten sanatçılara yer verilmiştir. Ayrıca sanat tarihi açısından kronolojik bir sıra takip edilerek 19, 20 ve 21. yüzyıldaki Antropomorfizm ve sanat kavramı detaylandırılmıştır. Bu arada kavramın vücut sanatı ile olan etkileşimi de incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Antropomorfizm ile ilgilenen sanatçıların heykel alanı üzerinden üretilen yapıtların, geçmiş ile günümüz arasında bir köprü görevi üstlenen durumu kendi sürecimin bağlantılarıyla ilişkileri çok boyutlu olarak açıklanmaya çalışılmıştır.
İfade nesnesi
Yirminci yüzyıla gelindiğinde ifadenin sanat alanındaki anlamının ve içeriğinin değişmeye başladığı görülmektedir. Bunun öncesinde ise ifadenin temsille olan yoğun bir ilişkisi söz konusuydu. Bir konunun başka şeylere başvurularak tasvir edilmesi ve anlatılması ifadeyi tanımlayan bir olgu olarak kabul edilirdi. Ancak, sanat alanında bu ve buna benzer şekilde oluşmuş olan geleneklere karşı getirilen eleştiriler yoluyla temsil ve anlatısallık arasındaki ilişkilerde bir değişim yaşanmıştır. Klasik temsil, resimde yanılsatıcı bir optik uzam algısı yaratan perspektifin reddiyle birlikte biçimin tekrar yüzeyle aynı zeminde tartışılabilir hale gelmesiyle beraber ortadan kaldırılmış olur. Artık resim ve heykelde görünmeye başlayan şey bir konunun temsili olmaktan çok resim ve heykelin kendi koşullarından doğan ve dünya ile doğrudan ilişki kurmaya başlayan yeni bir ifade anlayışıdır. Geleneğin reddinin ardından bu disiplinlerin yapısına dair sorgulamalarla ayrıştırılmaya başlanan sanatın içerisindeki bu çeşitli bileşenlerin her biri yeni bir değer olarak ortaya çıkarılmıştır. Örneğin resimde, yüzeyin biçimle aynı zeminde tartışılmaya başlanmasıyla birlikte renk de artık salt kendi niteliklerini sorgulatan bir olgu olarak varlık göstermiştir. Bu raporun araştırma konusu, bir sanat yapıtının oluşumu için önemli olgulardan birisi olan ifadenin, eylemle ve beraberinde gerçekleşmekte olan bir yaratıcı edimle olan ilişkisi üzerine temellendirilmeye çalışılmıştır. Bu kapsam içerisinde raporun amacını destekler bir biçimde farklı kavramlara da değinilmiştir. Eylemin ifade edici yönünün bir sanat yapıtının oluşumuna katkısı gibi, diğer kavramların da bu süreçteki yeri ve öneminden bahsedilmiştir. Bu yaklaşımdan yola çıkılarak bazı çalışmalar gerçekleştirilmiş, sanatın bir yaratıcı edim olarak ele alınışıyla, sanat alanında yeni ifade yollarının önünü açan sanatçı örnekleri ve sanat yapıtları değerlendirilerek desteklenmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: İfade, eylem, edim, nesne, sanat
Kent ve aidiyet üzerine sanat pratikleri
İnsanlığın şehirleşme süreci endüstrileşmeyle beraber çoğunlukla ekonomik sebeplerle şekillenmektedir. Ekonomik parametrelerin yanı sıra güvende olma, aidiyet ve mülkiyet kavramları da kenti şekillendiren unsurlardan olmuştur. İlk kentlerin kuruluşu ile devam eden teknolojik süreçte farklı kentsel yapı materyallerin ortaya çıkışı ve bugüne yansıyan toplumun değişimi üzerine bir araştırma yapılmaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde; aidiyet ve mekânsal bağlamı, farklı psikanalitik güdülenme kuramları üzerinden incelenmektedir. Bölümün devamında; kendi evini ve alanını inşa eden insanla, yapılmış olanın içine yerleşmek zorunda kalınan kent örneklerini incelenmektedir. Leibniz, Spinoza ve Simmel gibi düşünürlerin mefhumları göz önünde tutularak araştırmanın sanatsal pratiklerin altyapısı oluşturulmuştur. İkinci bölümde ise, kent ve aidiyet kavramı üzerine üretilen sanat eserleri incelenmektedir. Sanatsal pratik ile metropolün olumsuz etkilerinden sıyrılarak kentin gerçekleriyle yüzleşmesi sağlanabileceği düşünülmektedir. Özellikle şehirlerde artan nüfus ve yabancılaşan birey, toplumsal bir sorun haline gelmektedir. Kentteki sonu olmayan endüstriyel ve çevresel değişim, farklı dönem sanatçı ve düşünürlerinin ortak tepkisel üretimlerinde de karşılık bulmaktadır. Araştırma dahilinde yapılan çalışma ve pratikler; kent üzerindeki baskıcı değişimin etkilerini görünür hale getirip, şehirde kullanılan malzeme ve imajlar üzerinden düşünmeyi ve üretmeyi hedeflemektedir. Tüm bu pratikler sonucunda ise iktidarın dinamiklerini, farklı bakış açıları içerisinde kullanarak dönüştürme ve bu imgelere farklı anlamlar kazandırmak hedeflenmektedir. Sanata ve günlük yaşama dair yargıları kırarak insanları yeniden düşünmeye teşvik etmek ve gösteri toplumunun imgelerine karşı bireysel imgeleri geliştirmek amaçlanmaktadır.
Öznel seramik-heykel figürlerin, kent bağlamında nesne-mekan ilişkileri
Sanat eseri ve mekan içerisinde ki etkileşimlerin seramik sanatı da ki yeri etkisi göz ardı edilemez. Seramik sanatının işlevselliğinden sonra artistik anlatımının da önem kazanması bulunduğu döneme ayak uydurma çabasındandır. Tüm bu etkileşimlerin sonucunda seramik, işlevsel amaçla üretiminin yanı sıra günümüzde kendi içerisinde bir eğilim haline gelen figüratif form anlayışı için önemli bir malzemedir. Sanatın her döneminde var olan figüratif formlar çağımızın en önemli unsurlarındandır. İlk çağlardan bu yana farklı amaçlarla ortaya çıkarılan formlar artık bambaşka bir konumdadır. Bu formlar, modern sanatın getirdiği birikimler bağlamında farklı bir boyut kazanarak sanat nesnesi konumuna gelmişlerdir. 1960'lar plastik sanatlarda birlikte ve peş peşe gelen sanat hareketlerine sahne olmuştur. Bu çalışmada o zamanlardan sanatta mekan ve nesne ilişkisi hakkında bilgi verilecektir. Mekanın sanat nesnesi üzerindeki bağlamı içerisinde, sanat nesnesinin mekanla bütünlüğü araştırılacaktır. 20.yy'la birlikte eser-mekan ilişkisi de sorgulanmaya başlanmıştır ve bu dönem, sanat eserinin çevresiyle bütünleşmesini sağlamıştır. Bu bağlamda geleneksel olan "izleyici" anlayışı da, yerini deneyimleyen ve sanat yapıtının bir parçası olan izleyici modeline bırakmıştır. "ÖZNEL SERAMİK-HEYKEL FİGÜRLERİN KENT BAĞLAMINDA NESNE-MEKAN İLİŞKİSİ" isimli bu tez çalışmasında, nesne-mekan ilişkisini figüratif örneklerle ortaya koymaktadır. İki ana bölümden oluşan tezin birinci bölümünde nesne, sanat nesnesi ve biçim içerik açıklanmış ve mekan konusnu irdelenmiş. Geçmişten günümüze kadar olan süreçte sanatın kısa tarihi anlatılmış ve örneklere değinilmiştir. İkinci bölümde uygulamalar ve formların nesne ve mekanla olabilecek bağları anlatılmaya çalışılmış ve figüratif çalışan sanatçılar örneklendirilmiştir.
Tripolis Antik Kenti Roma Dönemi heykeltraşlık eserleri
Söz konusu tezde antik kentten 2007-2009 yılları arasında yapılmış bilimsel çalışmalar esnasında çıkarılmış olan heykeltraşlık eserleri çalışılmıştır. Kentin en parlak dönemini Roma İmparatorluk Döneminde yaşamıştır. Ele geçmiş olan heykeltraşlık eserlerinin dokümantasyonu yapılmış ve Stilistik açıdan sergiledikleri özellikler incelenmiştir.
Aidiyet, kimlik, mekân kavramının ev formunda heykel plastiğine dönüşümü
İlk çağlardan beri mekânlar öncelikle barınma ve korunma gibi ihtiyaçlar için düşünülmüş ve tasarlanmıştır. Daha sonraki dönemlerde mekâna farklı değerler yüklenmiş ve ilkel formları dışında farklı formlar kazandırılmıştır. Bu araştırmada mekân kavramı ev formuyla sınırlı olup, ev formu mekân, aidiyet ve kimlik kavramlarıyla ilişkilendirilmiş; bu ilişkilendirmenin mantığı hem uygulamalarda hem de metinde çözümlenmiştir. Mekân içinde mekân diye adlandırabileceğimiz en küçük mekân olan ev formuna soyut değerler (sıcaklık, sevgi, yaşam vb.) yüklenmiş ve görünmeyen değerler görünür kılınmaya çalışılmıştır. Rus Ressamı Kasimir Malewitsch' in "sıfır noktası" olarak ifade edilebilecek en temel yapıdan ilham alınarak bu en yoksul ve en yoksun nokta üzerinden bireye aidiyetlik duygusu aşılanmaya çalışılmış, kişisel çalışmalara bu yolla kimlik kazandırılmıştır. Ayrıca Christo ile Jeanne -Claude ikilisinin bina, ada, ağaç vs. gibi nesneleri paketleyerek tezat bir biçimde formları görünür kıldıkları gibi, bu çalışmada da duygular form oluşturularak görünür kılınmış; mekân, fenomolojik ve psikolojik boyuta taşınarak ortada saf bir plastik değer bırakılmıştır. Ev kavramını yapı söküme uğratıp; bu forma yüklediğimiz anlamları da (sevgi, sıcaklık, yaşam vb.) alt anlamlar olarak değerlendirmek gerekmektedir. Bir kavramın, formun farklı alt anlamlarının, tamamlayıcılarının olduğu böyle bir durumda da her şeyin iç içe olduğunu, birbirini oluşturduğunu ya da yığmalar bütünü olduğunu göreceğiz. Bu alt anlamlar ve tamamlayıcılar bireylere göre farklılık göstermektedir. Formların da göreli olduğu durumda; heykele dönüşen ev formunu sanat tarihinde farklı sanat akımlarından sanatçıların nasıl plastiğe dönüştürdükleri örneklerle incelenecektir. Bu tezin amacı aidiyet ve kimlik kavramlarının duygu-durum olarak, sağlıklı bir ortamda, sağlıklı bir şekilde yeşermesi için alt anlamları görünür kılmaktır. Gelecek nesil ancak bu biçimde barış ve mutluluk içinde yaşayabilir.
Günümüz heykel sanatında varoluşçu etkiler
Günümüz Heykel Sanatında Varoluşçu Etkiler başlıklı bu metin bir Sanatta Yeterlik eser metni olarak hazırlanmıştır. Varoluşçuluk, bir felsefi disiplin olarak İkinci Dünya Savaşı sonrasında, iki dünya savaşı geçirmiş, yıkıntılar içinde ve kendi yarattığı ideallerin yok olduğunu görmüş bir Avrupa'nın ortasında ortaya çıkmış ve köklerini bu coğrafyada salmıştır. Varoluşçuluğu tarihsel olarak ele alan birçok kaynakta akım köklerini, felsefe tarihini devrimsel bir şekilde değiştiren ve insanın dünyada kendini bilmesinin önemine ve nasıl yaşaması gerektiğine dair düşünceleriyle felsefenin yönünü doğadan insana doğru çeviren Sokrates'te bulmaktadır. Elbette Sokrates Varoluşçu bir filozof değildir, ancak düşünceleriyle bu akımın filozoflarını oldukça etkilemiştir. Sokrates gibi aslında Varoluşçu olmayıp bu akımla ilişki kurulan Kierkegaard, Nietzsche, Blaise Pascal gibi pek çok farklı filozof vardır ancak Varoluşçuluğun asıl yeşerdiği yer yukarıda da belirtildiği gibi İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa'dır. Ele aldığı iç sıkıntısı, dünyaya fırlatılmışlık, ölüm karşısında insanın varoluşu, kaygı, absürt gibi kavramlar dönemin toplumsal ve siyasal yaşantısında somut karşılıklar bulduğu için de oldukça popüler bir felsefe akımı olmuş ve etkileri günümüze kadar ulaşmıştır. Etkilerinin bu kadar geniş bir alanda ve zamansal olarak da uzun sürmesinin başka bir sebebi de akımın filozoflarının, diğer felsefe akımları ve disiplinlerinin aksine felsefi düşünce ve kavramlarını daha çok edebi metinler üzerinden aktarmaları ve bu sayede de entelektüel çevrelerde olduğu kadar gündelik yaşantının içinde de ses getirmiş olmalarıdır. Varoluşçuluk bu popülerliği üzerinden oldukça eleştirilmiş, bunalım ve umutsuzluk felsefesi olmakla itham edilmiştir. Varoluşçuluğun etkileri, edebiyat ve tiyatronun sınırlarını aşarak; resim, heykel, sinema, şiir, fotoğraf gibi alanlara da yansımış, bu felsefeden etkilenen ve kendi yaşantısı ve yaratma biçimleriyle bu felsefe arasında ilişki kuran birçok sanatçı olmuştur. Bu metnin konusu olan varoluşçuluk ve heykel ilişkisi de bu yüzden önemlidir. Bu eser metninin eser kısmını oluşturan üretimler, bütün bu kavramlar tarihsel ve felsefi olarak açıklandıktan sonra, varoluşçuluk ve heykel ilişkisine referans olabilecek üretimleri olan günümüz sanatçılarının eserleri üzerinden örneklenerek açıklanmış ve metin bu şekilde tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Varoluş, Heykel, Kaygı, Zaman, İç Sıkıntısı
Antik Yunan heykel sanatının modern heykel sanatına etkileri
Antik Yunanlar, Mısır ve Sümer'den aldıkları heykel sanatına, kendilerine özgü bir biçimde inşa ettikleri dünya görüşleri, felsefi ve sanatsal bakış açıları doğrultusunda yepyeni bir estetik görünüm kazandırarak, 20. yüzyıl Batı modern heykelinin gelişimi açısından görsel ve kavramsal yönden yetkin bir sanat mirası bırakmıştır. Sözgelimi doğadaki nesnel görüntüleri, eserleri aracılığıyla betimleyerek yaşama yansıtan Yunanlar, kavramsallaştırarak idealize ettikleri güzellik ve estetik anlayışlarıyla yeniden biçimlendirdikleri duyumsal gerçekliği tinsel bir gerçeklik alanına dönüştürmüşlerdir. Platon'un güzellik ideası ve Aristoteles'in doğadaki form ve madde (içerik ve biçim) ilişkisini kavramsallaştıran kuramlarıyla mükemmelleşen Antik sanatlar, süreç içerisinde meydana gelen pek çok tarihsel ve kültürel açılımlarla değişip dönüşmeyi sürdürmüş ve sonuç olarak bir yandan kavramsal öte yandan biçimsel yönden büyük bir değişim ve gelişim gösteren Batı modern sanatına ilham veren bir katkı sağlamıştır. Bu ilhamla, Antik Yunan sanatında doğadan öykünerek betimlenen klasik temel ilkelerden esinlenen modern sanatçılar, 20. yüzyılda kendilerine özgü yeni bir sezgi, duyu ve duygu alanı (ruh hali) yapılandırarak her sanatçının kendine özgü kurguladığı benzersiz bir bireysel meta-dil oluşturmuşlardır. Bu itibarla düşünceye ait öznel/soyut nesneleri eserlerinde dışa vuran eş deyişle nesnel dilin yerine öznel kavramsal dili koyan modern sanatçılar, nesnel gerçekliği kavramsallaştırarak idealize ettikleri güzellik ve estetik ilkeleriyle yeniden biçimlendirmiş ve kendilerine özgü tinsel bir gerçeklik alanı oluşturmuşlardır. Anahtar Kelimeler: Antik Heykel Sanatı, Modern, Modernizm, Modern Heykel Sanatı.
Kendiliknesnesi kavramı bağlamında yaratıcılık, sanat ve heykel
'Kendiliknesnesi Kavramı Bağlamında Yaratıcılık, Sanat ve Heykel' adlı tez, Heinz Konut'un geliştirdiği 'Kendilik Psikolojisi' yaklaşımı içerisindeki 'Kendiliknesnesi Kuramı' çerçevesinde, heykel - heykeltıraş ilişkisinin irdelenmesi üzerinedir. Kendilik kavramının açıklanması ile başlanan tezde, kendilik algısı ve bilinci üzerindeki felsefi yaklaşımlar ele alındıktan sonra, kavramın psikolojideki yeri tanımlanmaktadır. Çağdaş psikanalitik kuramlardan biri olan 'Kendilik Psikolojisi Kuramı' nı geliştiren Heinz Kohut'un, kuramı oluştururken ki yaklaşımı detaylandırıldığında, Kohut'un psikolojiye ve kendilik kuramına yaptığı en önemli katkılardan biri olan, 'Kendiliknesnesi' kavramının içeriği hakkında da bilgi verilmektedir. 'Kendilik ve Yaratıcılık Üzerine' adlı bölümde, yaratıcılığın doğası ele alındığında, zekâ ile ilişkisi ve deha ile arasındaki farkların tartışması ile başlar. Yaratıcılık kavramı tanımlanırken, yaratıcılık ve yaratıcı kişi ilişkisi açısından öne çıkan özellikler de vurgulanmaktadır. Bu noktada yaratıcılık ile kendilik arasında ilişkiye ve birbirlerinin üzerindeki etkilerine dikkat çekilir. Yaratıcı birey, psikolojik bir bakış açısıyla incelendiğinde, farklı psikoloji ekollerinin konuya yaklaşımları detaylandırılır. Yaratıcı kendilik başlığı altında, kendiliğin gelişim sürecinde yüksek yaratıcılık potansiyeline sahip kişilerin, kendilik ve yaratıcılığın dinamik bir diyalektik ilişki içinde oldukları vurgulanmaktadır. Özellikle sanattaki yaratıcı aktivitenin, kendiliğin bir ifadesi olarak ortaya konulduğuna dair güçlü kuramsal referanslar kullanılarak açıklanır. 'Kendilik Nesnesi Olarak Heykel' in ele alındığı son bölümde, yaratıcı sürecinin içerisindeki 'kendilik' dinamiklerinin ele alınmasıyla, ortaya çıkan eserin sanatçısı ile ilişkisinin değerlendirilmesi önemli bir noktadır. Sanatçının kendilik ifadesinin eserdeki varlığına dikkat çekerken, bu bağlamda heykel-heykeltıraş ilişkisi anlamlandırılır. Heykelin sanatçısı için ayna işlevi gördüğü ve bunun sonucunda, eserinde kendisi ile yüzleşen heykeltıraşta bir farkındalık bilincinin oluştuğu görülmekte. Seçilen heykeltıraş örneklerinde, kendilik ifadesi açısından, detaylı eser analizlerinde, konuyu ve önermeyi destekleyen görseller dâhil edilmiştir. Yapılan araştırma gösteriyor ki heykelin gerçekleştirileceği malzemenin seçimi, form, boyut, doku, renk hatta heykelin sergilenme şekli dâhil kendilik psikolojisi açısından ele alındığında, sanatçının kendiliğine dair fazlasıyla done barındırmaktadır. Bu verilerin ışığında, kendiliğin oluşumunda katkısı olan faktörlerin, tüm sanat eserlerinde olduğundan çok daha güçlü bir biçimde heykelde okunabilir olduğu görülür. Bu nedenle Kendilik Psikolojisi çerçevesinden değerlendirildiğinde, heykelin sanatçısı için bir 'kendiliknesnesi' olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kendilik, Kendiliknesnesi, Yaratıcılık, Sanat, Heykel
Hierapolis Arkeoloji Müzesi tanrıça heykelleri
Lykos Vadisi'nin dikkat çeken kentlerinden biri olan Hierapolis, antik dönemden itibaren termal su kaynakları, Plutonium'u ve travertenleri ile Küçük Asya'da bulunan önemli bir merkezdir. Hierapolis'te İmparator Septimius Severus Dönemi'nde imar faaliyetleri olmuş, böylece oldukça fazla heykeltıraşlık eser üretilmiştir. Kazı çalışmaları sırasında tespit edilen bazı heykeltıraşlık malzemeler kentin farklı bölümlerinde çalışan belli bir grup heykeltıraş olduğunu gösterir fakat heykeltıraşlık okulunun varlığıyla ilgili ortaya konmuş bir kanıt yoktur. Vadide yer alan kentlerde benzer heykel üslubuna rastlanmış, bu durum heykeltıraşların farklı kentlerde gezici çalışmalar yapmış olabileceği gibi başka bölgelerde çalışan sanatçıların da vadiye gelerek üretim yaptığı şeklinde yorumlanabilir. Hierapolis Arkeoloji Müzesi'nde korunan; Hierapolis kazıları, satın alma ve çevreden toplanma yoluyla gelen toplam 12 adet tanrıça betimli heykel, tezin ana temasını oluşturmaktadır. Bu heykeller Athena, Artemis, Aphrodite, Kybele, Leto, Tykhe ve Nymphe'ye aittir.Tez çalışmasında her heykelin ayrı ayrı katalogları yapılmış bunun yanında tanrıçaların kökenleri, mitolojileri, heykel sanatında bilinen tipleri ve çalışmaya konu olan heykellerin çıkış noktaları ayrıca benzer örnekleri değerlendirilmiştir. Bu şekilde Lykos Vadisi ve komşu kentler ile heykel sanatı açısından nasıl etkileşimler olduğu, benzerlikler ve farklılıklar anlaşılmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak, çalışılan heykeller ile ilgili tespit edilen üslupsal, teknik ve dönemsel özellikler bölgenin siyasi, kültürel, sosyal ve dini inanç sistemi açısından çok fazla çeşitliliğe sahip olduğunu destekler niteliktedir.
Türkiye'de seramik heykel
ÖZET Tarih süreci içerisinde insanlar yaşam biçimlerini, inanç ve duygularını ifade etmek için çeşitli sanatlar kullanmışlardır. Sanat dallan bu süreç içinde» günümüze kadar gelirken değişime uğrayarak çeşitli görevler yüklenmiş farklı anlamlar içermişlerdir. Bugün seramik sanatı içerisinde de görülen bu değişim, seramik heykel adı altında, geleneksellîkten çıkarak, çağdaş sanat akımları arasına girmiştir. Sözü edilen değişim; sanat olgusunun yaygınlaşmasından, seramik sanatındaki sanatsal gelişmelerin yanısıra teknolojik ve teknik gelişmelerin artmasından kaynaklanmıştır. Bu yeni yapılanmadan doğan ve seramik malzemeden yapılan heykele seramik heykel denir. İlk çağlardan bugüne kadar yapılan seramik heykeller, yapıldıkları malzemenin özelliğini belirtmek için sadece seramik adı ile tanınmaktadır. Bugün günlük yaşamımıza girmiş olan seramik heykel sanatı, iç ve dış mekanlardan sanat objesi olarak kullanılmaktadır. Türkiye'de 1950lerden sonra yoğun bir şekside uygulanan seramik heykeller seramik sanatının işlevsel bir sanat olarak tanınmasından dolayı önceleri pek benimsenmemiştir. Fakat Türkiye'deki sanat kültürünün artması ve seramik heykel sanatının kararlı gelişmesi, onun sanat objesi olarak kabullenilmesini sağlamıştır. Seramik heykelin kabul görmesinde toplumun sanat kültürünün yükselmesi ve seramik sanatçılarının payı büyüktür.
Resim ve heykelde anlatım biçimleri ve yakınlaşmalar
Yüzyıllar boyunca bir konuyu gereğince anlatmak ve somut gerçekliği içinde bir nesnenin, kendine özgü belirtilerini elden geldiğince tam ve açık seçik biçimde gözönüne sermek, ressam ve heykeltraşların temel amacı olmuştur. 20. yüzyıl resim ve heykel sanatında ise akımları ve eğilimleri temsil eden sanatçılar, bir konuyu, bir olayı betimlemeye öncelik vermemektedirler. Onlar için temel olan; form kompozisyon ve malzemedir. Bu konularda sanatçı tam bir seçim özgürlüğüne sahiptir. Her türlü malzemenin istenilen şekilde kullanılması sonucu, çok değişik formlarda eserler oluşturuldu. Heykel ve resim doğanın betimlemesinden kurtulunca, önce form denemelerine, sonra da malzemenin bünyesine, yani onun yapısal etkilerine yöneldi ve bazen heykel, resimle paralel anlatımlara ulaştı. Heykelin saf formu ile maddenin yapısal esprisine gidiş, heykelin soyut olanaklarının tüketilmesine değin denenmeye başlandı. Kişisel çalışmalar, her türlü madde olanaklarını heykele sundu. Çağımız, madde olanaklarının denenmesini çeşitli endüstriyel alanlara da yönelterek, resimde olduğu gibi topluma ulaştırdı. Ayrıca heykeli, resimdeki Op'art gibi, hareketli bir duruma getirdi ve hareket eden formların anlık, değişen durumlarına yöneldi. Resim ve heykelde, yukarıda sözü edilen malzeme ve hareket konularındaki yakınlaşmalara, araştırmanın birinci bölümünde değinildi. Bundan sonraki çalışmalar, 20. yüzyılın resim ve heykeli üzerine düşünülmüştü. Ancak, bu sanatlar arasındaki kültürel ve üslupsal yöndenetkileşiminin, çok daha öncelerden beri varolduğu görüldü. Bu nedenle, bir eksikliğin ve kopukluğun giderilmesi amacıyla ikinci ve üçüncü bölümlerde Mısır resim ve heykel sanatından başlanarak, 19. yüzyıl sonuna değin, ortak kurallar ve temalar üzerinde bir kaç söz söyleyip, duruma açıklık ve bütünlük kazandırılmak gereksinimi duyuldu. Dördüncü bölümde ise, 1900'den 20.yüzyılın ikinci yarısına değin geçen süre içerisinde, resim ve heykeldeki akımlar, bu akımlara bağlı kalan sanatçılar, genel bir perspektif içerisinde, tarihsel sıralamayla ele alındı. Bu zaman süresince resim ve heykelde görülen atılımlar, eğilimler arasındaki ayrımlar örneklerle sunuldu. Yaklaşık elli yıllık bir perspektifin, 20. yüzyılın ikinci yarısına kadarki görüntüsüne ve atılan adımlara değinildi. 20.yüzyılın ikinci yarısında, resim ve heykel sanatında kısa süre görünüp kaybolan akımlar ve hareketler görülmektedir. Bu tür sanat hareketlerine avant-sarde hareketler denmektedir. Avant-sarde sanatçı, sanat alanında, öz bakımından değişik anlamlarda ele alınmıştır. Bu anlamlardan biri de, geçmişin eskimiş sanatsal değerlerinin yerine yenilerini getirmek isteyen sanatçıdır. 1945-1995 arası öne çıkan akım, hareket ve anlayışların ayrı yörüngeler çizdikleri, ayrı felsefelerden kaynaklandıkları hemen göze çarpan olgulardır. Sanatsal doğru, bu çeşitliliğin, bu çelişkili konumlanışların, ters yönde ilerlediği izlenimi yaratan arayışların toplamında belirlenmektedir. Bu bakımdan, beşinci bölümde 1945-1995 arası, resim ve heykelde görülen akım, hareket ve anlayışlar ele alındı. Son bölümde ise, Türk ve yabancı resim ve heykellerinin üslup açısından karşılaştırmalı örnekleri sunuldu. Bu örneklerde çizgi, hacim, hareket ve malzeme ögelerindeki benzerliklere değinildi.