Streptozotocin
60 theses under this subject heading
Agomelatinin antihiperaljezik ve antiallodinik etkilerinin deneysel diyabetik nöropati modeli ile araştırılması
Bu tez çalışmasında, agomelatin'in streptozotosin (STZ) ile diyabet oluşturulmuş sıçanlarda gelişen hiperaljezi ve allodini üzerine terapötik etkinliği çeşitli deneysel ağrı metotları ile araştırılmıştır. Agomelatin'in akut ve subakut antinosiseptif etkinliği kuyruk sıkıştırma ve sıcak plaka testleri ile değerlendirilmiştir. Bu ilacın nöropatik ağrı üzerine olan etkisi ise mekanik ve termal uyaranların uygulandığı farklı deneysel modellerde incelenmiştir. Bu kapsamda, mekanik allodini ölçümleri için dinamik plantar aesthesiometer testi; mekanik hiperaljezi ölçümleri için Randal-Sellito testi; termal allodini ölçümleri için ılık plaka (38oC) testi ve termal hiperaljezi ölçümleri için de Hargreave's ve soğuk plaka (4oC) testleri uygulanmıştır. Elde edilen veriler agomelatin'in 40 ve 80 mg.kg-1 dozlarda akut uygulamasının, normoglisemik sıçanlarda opioid mekanizmaların aracılık ettiği güçlü bir antinosiseptif etkiye neden olduğunu göstermiştir. Diyabetik hayvanlar ile yapılan çalışmalardan elde edilen bulgular da agomelatin'in 40 ve 80 mg.kg-1 dozlarda subakut (7 ve 14 gün) uygulamalarının nöropatiye bağlı olarak gelişen hiperaljezi ve allodini yanıtlarını anlamlı biçimde düzelttiğini ortaya koymuştur. Agomelatin tedavisi, hiperaljezi ve allodini yanıtlarını normoglisemik kontrol hayvanlarının seviyesine geri dönecek ölçüde düzeltmiştir. Antihiperaljezik ve antiallodinik etki açısından agomelatin referans ilaç pregabalin (10 mg.kg-1) kadar etkili bulunmuştur. Agomelatin'in antihiperaljezik ve antiallodinik etkileri de, akut antinosiseptif etkisine benzer biçimde, nalokson uygulaması ile ortadan kalkmıştır. Bu bulgu, bu ilacın tekrarlı uygulamalarının nöropatik ağrı üzerindeki terapötik etkinliğine de opioid mekanizmaların katıldığına işaret etmiştir. Bu tez çalışması ile yeni bir antidepresan olan agomelatin'in hem akut ağrı ve hem de diyabetik nöropatik ağrı üzerine opioid mekanizmaların aracılık ettiği güçlü terapötik etkinlik gösterdiği ilk kez ortaya konulmuştur. Agomelatin'in antidepresan, anksiyolitik ve antinosiseptif etkileri aynı anda taşıdığı göz önünde bulundurulduğunda, bu ilacın diyabetik nöropatik ağrının yanı sıra, diyabetik hastalarda insidansı oldukça yüksek olan depresyon ve anksiyete gibi duygu-durum bozukluklarını da aynı anda tedavi etmek gibi bir avantaja sahip olabileceği ortadadır. Bu durum klinisyenlere polifarmasiden kaçınma olanağı sağlaması açısından önemlidir.
Streptozotosin ile deneysel diyabet oluşturulan sıçan karaciğer dokusunda Vasküler endotelyal büyüme faktör (VEGF) geninin ifadesi
Bu tezde deneysel diyabet oluşturulmuş sıçanların karaciğer dokusunda vasküler endotelyal büyüme faktörü'nün (VEGF) gen ifadesini araştırmak amacıyla 20 adet dişi Wistar cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar, kontrol grubu ve deneysel diyabet grubu olmak üzere iki gruba ayrıldılar. Deneysel diyabet grubundaki sıçanlara kilogram vücut ağırlığı başına 50 mg streptozotosin (STZ), 0,01 M sitrat tamponu içerisinde (pH: 4,5) çözülerek karın içi uygulama yol ile tek doz verildi. Kontrol grubu sıçanlara ise STZ'nin çözüldüğü taşıt madde olan 0,01 M sitrat tamponu karın içi yolla tek doz uygulandı. STZ uygulamasının ardından 72 saat sonra sıçanların kuyruk veninden alınan kanlardan kan şeker ölçümü yapıldı ve açlık kan şekerleri 350 mg/dL ve üzerinde olanlar diyabetli kabul edildiler. STZ uygulamasından 21 gün sonra sıçanlar dekapite edilerek karaciğer dokuları alındı ve gerçek zamanlı PZR'de VEGF gen ifadesine bakıldı. Sonuçta diyabet ve kontrol grubu sıçanların karaciğer VEGF gen ifadesinde anlamlı bir fark bulunmadı.
Diyabetin sıçan testislerinde neden olduğu histolojik değişiklikler üzerine aminoguanidin'in etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada, STZ ile diyabet oluşturulan sıçanlarda, testis dokusunda meydana gelen histolojik değişiklikler ve bu değişiklikler üzerine Aminoguanidin'in (AG) etkilerinin histokimyasal ve biyokimyasal yöntemlerle incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışmada, İnönü Üniversitesi Deney Hayvanları Araştırma Laboratuvarından temin edilen toplam 32 adet sağlıklı Spraque Dawley cinsi erkek sıçan kullanıldı. Denekler her bir grup 8'er sıçandan oluşmak üzere 4 gruba ayrıldı. 1. Grup: Kontrol grubu 2. Grup: Aminoguanidin (AG) verilen grup 3. Grup: Streptozotosin (STZ) ile diyabet oluşturulan grup 4. Grup: STZ ile diyabet oluşturulan ve AG verilen grup. Sıçanların deney başında ve sonunda kan glikoz seviyeleri ve vücut ağırlıkları ölçüldü. 10 haftalık deney sonunda ketamin/ksilazin anestezisi altında sıçanlar sakrifiye edildi ve testisler alınıp ağırlıkları ölçüldü. Sol testisler biyokimyasal analizlerde, sağ testisler ve pankreas örnekleri histolojik analizlerde kullanıldı. Alınan dokular, rutin doku takip işlemlerinden geçirilerek parafine gömüldü. Parafin bloklardan alınan seri kesitlere Mayer's Hemotoksilen-Eozin, Masson Trikrom, Toluidin mavisi ve kaspaz-3 boyama metodları uygulandı ve Leica DFC?280 ışık mikroskobunda incelendi.Diyabet grubunda, kontrol grubuna göre kan glikoz seviyelerinde artış ile vücut ve testis ağırlıklarında azalma saptandı. Seminifer tübüllerde şekil ve yapı bozuklukları gözlendi. Bu grubun tunika albuginea kalınlıkları diğer gruplara göre anlamlı derecede artmıştı. Ayrıca tunika albuginea içerisindeki mast hücre sayılarının, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede artmış olduğu gözlendi. Tübüler germ hücrelerinde dejenerasyon ve kaspaz-3 pozitif boyanan hücreler belirgindi. Biyokimyasal analizlerde, diyabet grubunda kontrol gubuna göre MDA ve NO seviyelerinde artış gözlenirken, CAT, SOD ve GSH aktivitelerinde azalma gözlendi. Diyabetik sıçanlara AG verilmesi, testiküler hasarı önemli derecede azalttı. Bu grupta, diyabet grubuna göre kan glikoz seviyelerinde azalma ile vücut ve testis ağırlıklarında artış saptandı. Seminifer tübüllerinin diyabet grubuna göre daha düzgün şekil ve yapıda olduğu gözlendi. Bu grubun tunika albuginea kalınlıkları ve mast hücre sayıları kontrol grubuna benzerdi. Tübüler germ hücrelerinde dejenerasyon ve apoptozun diyabet grubuna göre azalmış olduğu saptandı. Ayrıca biyokimyasal analizlerde ise diyabet grubuna göre MDA ve NO seviyelerinde azalma gözlenirken, CAT, SOD ve GSH aktivitelerinde belirgin bir artış gözlendi.Bu çalışma, sıçanlarda diyabetin neden olduğu testiküler hasarda, oksidatif stres, NO seviyelerinde artış ve apoptotik hücre ölümünün rol oynadığını, diğer yandan AG uygulamasının, oksidatif stres ve apoptotik hücre ölümüne karşı spermatogenik hücreleri korumasında etkili olduğunu göstermiştir.Sonuç olarak, diyabet tedavisinde kullanılan ilaçlarla birlikte, spermatogenik hücreleri oksidatif hasar ve apoptoza karşı koruyabilecek AG gibi ajanların kullanılmasının, diyabete bağlı infertilitenin önlenmesinde katkıda bulunabileceği kanısındayız. Ancak yine de AG'nin etki mekanizmasının tam olarak anlaşılabilmesi için daha ileri çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.
Wıstar albıno sıçanlarda streptozotocın ile oluşturulan diyabetik nefropatinin tedavisinde melatonin, quercetın ve resveratrol'ün etkilerinin araştırılması
Böbrek hasarının patogenezinde, oksijen radikallerinin rol aldıkları bilinmektedir. Diyabet'in reaktif oksijen ürünlerinin (ROS) oluşumunu hızlandırdığı yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı, sıçanlarda streptozotocin (STZ) ile oluşturulan diyabetin neden olduğu böbrek hasarının giderilmesinde antioksidan özellikleri bilinen melatonin, quercetin ve resveratrol'ün etkilerini karşılaştırmalı olarak incelemektir.Bu çalışmada, İnönü Üniversitesi Deney Hayvanları Araştırma Laboratuvarından temin edilen toplam 47 adet, 300-360 gram, erkek Wistar albino cinsi sıçanlar kullanıldı. Denekler rastgele seçilerek 5 gruba ayrıldı. Grup 1 (n=7): Kontrol, Grup 2 (n=10): Diyabet (STZ 45 mg/kg/tek doz/ip), Grup 3 (n=10): Diyabet + Melatonin (10 mg/kg/30 gün/ip), Grup 4 (n=10): Diyabet + Quercetin (25 mg/kg/30 gün/ip), Grup 5 (n=10): Diyabet + Resveratrol (10 mg/kg/30 gün/ip). Sıçanların deney başında, ortasında ve sonunda açlık kan glukoz değerleri ile vücut ağırlıkları ölçüldü. 30 günlük deney sonunda ketamin anestezisi altında sıçanlar sakrifiye edildi. Pankreas ve böbrek dokuları çıkartıldı. Sol böbrekler ve pankreas histolojik, sağ böbrekler biyokimyasal değerlendirmede kullanıldı. Doku örnekleri %10'luk nötral formalinde fikse edildikten sonra parafine gömüldü. 5 ?m kalınlığında alınan kesitlere Hematoksilen-Eozin, Periyodik Asid Schiff, Toluidin mavisi boyama metodları ile TGF-ß1 immün boyaması uygulandı ve Leica DFC 280 ışık mikroskobunda değerlendirildi.Diyabet grubunda, kontrol grubuna göre açlık kan glikoz seviyelerinde artış ile vücut ağırlıklarında azalma saptandı. Böbrek tubullerinde ve glomerüllerinde histopatolojik değişiklikler gözlendi. Tubullerde epitelyal dökülme, hücre şişmesi, intrasitoplazmik vakuolizasyon, mikrovillus kaybı ve peritubuler infiltrasyon tespit edildi. Glomerüllerde kapiller bazal membran kalınlaşması ve sklerotik değişiklikler izlendi. Bu grupta TGF-ß1 boyanan hücreler belirgindi. Biyokimyasal analizlerde, diyabet grubunda kontrol grubuna göre MDA seviyesi artmış, SOD ve CAT aktiviteleri azalmıştı. Diyabetik sıçanlara melatonin, quercetin ve resveratrol verilmesi böbrek hasarını önemli derecede azalttı. Bu gruplardaki açlık kan glikoz düzeyleri diyabet grubuna göre belirgin olarak azalmıştı. Tubuler ve glomerüler değişiklikler diyabet grubuna göre anlamlı derecede hafifledi. Ayrıca biyokimyasal analizlerde, diyabet grubuna göre MDA seviyesinde azalma gözlenirken, SOD ve CAT aktivitelerinde belirgin bir artış saptandı.Bu çalışmada, sıçanlarda diyabetin neden olduğu böbrek hasarında oksidatif stresin rol oynadığı, diğer yandan melatonin, quercetin ve resveratrol uygulamalarının oksidatif stresi azaltmada etkili olduğu gösterilmiştir. Sonuç olarak, uyguladığımız tüm tedavi edici ajanların diyabete bağlı olarak ortaya çıkan böbrek hasarının giderilmesinde, antioksidan savunma sistemini destekleyerek yararlı olduğu düşüncesindeyiz.
Viteksin'in yüksek yağlı diyet ve streptozotosinle oluşturulmuş tip 2 diyabetik sıçanlar üzerindeki etkisinin araştırılması
Tip 2 diyabet; insülin salgılanmasında ve/veya insülinin etkisinde bozulmaya bağlı olarak hiperglisemi tablosu ile seyreden metabolik bir hastalıktır. Dislipidemi diyabette kardiyovasküler hastalık riskine katkıda bulunmaktadır. Diyabetik dislipidemi artmış TG, azalmış HDL-K seviyeleri ile karakterizedir. PPARγ ve NF-κB insülin sinyallenmesi ve inflamasyonda yer alan transkripsiyon faktörleridir. Viteksin flavanoid glikozit olup antiobezite, antioksidatif ve antiinflamatuar özelliklere sahiptir. Bu çalışmada viteksinin yüksek yağlı diyet ve streptozotosinle oluşturulmuş tip 2 diyabetik sıçanlar üzeirndeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Sprague Dawley türü sıçanlar; kontrol (n=7), viteksin (n=7), diyabet (DM) (n=7) ve DM+Viteksin (n=7) olmak üzere 4 gruba ayrılmışlardır. Kontrol ve viteksin grubuna standart pelet yem, diyabet ve DM+Viteksin grubuna yüksek yağlı diyet uygulanmıştır. Sıçanlara 4 hafta sonra streptozotosin (STZ) 40 mg/kg intraperitoneal uygulanarak diyabet oluşturulmuştur. Çalışmanın son 1 haftasında viteksin 60 mg/kg dozunda oral gavaj yoluyla uygulanmıştır. Sıçanların kan glukozu, insülin, HOMA-IR, lipit profili (total kolesterol, trigliserit, HDL kolesterol, LDL kolesterol), ALT, AST, serumda, karaciğer ve böbrek dokusunda PPARγ NF-κB seviyeleri incelenmiştir. DM+Viteksin grubu sıçanlarda kan glukozu, trigliserit, total kolesterol, seviyelerinde anlamlı azalma saptanırken, HDL kolesterol seviyelerinin viteksin ile arttığı saptandı (p<0.05). Viteksinin insülin seviyelerini arttırdığı saptandı. LDL kolesterol seviyesine viteksinin düşürücü etkisi görülmedi. ALT, AST seviyeleri, karaciğer dokusunda PPARγ değerleri, serumda ve böbrek dokusunda NF-κB değerleri açısından anlamlı farkın oluşmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Sonuç olarak viteksinin kan şekeri ve lipit parametreleri üzerinde iyileştirici etkisi olduğu, serumda PPARγ seviyelerini arttırarak hücrelere glikoz girişini arttırabileceği, karaciğer üzerinde toksik etkisinin olmadığı, antiinflamatuar etkisinin olabileceği, böbrekte ise renoprotektif etkisi olabileceği söylenebilir. Anahtar sözcükler: NF-κB, PPARγ, Tip 2 diyabet, viteksin, yüksek yağlı diyet
Timokinon tedavisinin sporadik alzheimer modeli oluşturulmuş sıçan beyin dokusundaki mikroRNA ve mRNA ekspresyonu üzerindeki etkisinin araştırılması
Alzheimer hastalığı en sık rastlanan nörodejeneratif hastalıklardan birisidir. Hafıza ve öğrenme kontrolünün gerçekleştiği hipokampüs bölgesinde sinaptik yetmezlik, nöron hasarı ve nöron kaybı Alzheimer hastalığının nöropatolojik bulguları arasında sayılabilir. Moleküler boyutta incelendiğinde ise nöronların ölümüne ve sinaptik bağlantılardaki bozulmalara bağlı olarak apoptoz, nörogenez, hücre bölünmesi ve döngüsü, sağ kalım vb. yolaklarda gen düzeyinde ve protein düzeyinde bir çok regülasyon meydana gelmektedir. Ayrıca hücre fonksiyonunun epigenetik seviyede kontrolünde büyük önemi olduğu bilinen mikroRNA'ların Alzheimer hastalığında da etkili olduğu, hastalık süreciyle birlikte tekrardan düzenlendiği hem insan hem de hayvan çalışmalarıyla gösterilmiştir. Timokinon (TQ), Nigella sativa (çörek otu) bitkisinde %18.4-24 oranında bulunan en önemli biyoaktif bileşendir. Daha önce yapılan birçok çalışmada TQ'nun anti-oksidatif, anti-inflamatuar, anti-kanserojenik gibi pek çok yararlı etkiye sahip olduğu gösterilmiştir. Benzer şekilde nörolojik bozuklukların patolojilerinde TQ'nun nöroprotektif etkili bir bileşik olduğu bildirilmektedir. Aynı zamanda in vitro yapılan çalışmalarda TQ'nun Alzheimer hastalığına karşı nöroprotektif etkiye sahip olduğu gösterilmiştir. Fakat literatürde TQ'nun moleküler etki mekanizmasına dair in vivo çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle çalışmamızda, Amiloid beta (Aβ) ve Streptozotosin (STZ) ile indüklenen sporadik Alzheimer modellerinde Timokinon tedavisinin etkinliğinin karşılaştırılmasını ve bu modellerden elde edilen hippocampus dokularında TQ'nun ilgili genlerin ve mikroRNA'ların ekspresyon düzeylerindeki etkisini araştırmayı amaçladık İnanıyoruz ki elde ettiğimiz veriler, TQ'nun henüz tedavi edici bir ilaca sahip olmayan Alzheimer hastalığında aday molekül olma potansiyeline ışık tutacaktır.
Streptozotosin ile indüklenmiş diyabetik sıçanlarda pterostilben ve resveratrolün gastroknemius kasının biyomekanik, biyokimyasal ve histolojik özellikleri üzerine etkileri
Diyabetin iskelet kasları üzerine olumsuz etkilerinin olduğu; kas kontraktilitesini değiştirdiği ve kasılma kuvvetinde azalma meydana getirdiği görülmüştür. Diyabetik sıçanlarda, antioksidan özellikli resveratrol ve pterostilben uygulamalarının metabolik parametreleri iyileştirdiği birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı streptozotosinin (STZ) indüklediği diyabetik miyopatinin tedavisinde farklı dozlarda pterostilben (PTS) (trans-3,5-dimethoxy-4-hydroxystilbene) ve resveratrol (RSV) (trans-3,5,4'-trihydroxystilbene) uygulamasının karşılaştırmalı etkilerini araştırmaktır. Çalışmada ağırlıkları 250-300 g arasında değişen Wistar Albino türü 80 adet erkek sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar; Kontrol, Diyabet, Diyabet+10 mg/kg PTS, Diyabet+20 mg/kg PTS, Diyabet+40 mg/kg PTS, Diyabet+10 mg/kg RSV, Diyabet+20 mg/kg RSV ve Diyabet+(10+10) mg/kg PTS/RSV olmak üzere toplam 8 gruba ayrıldı. Diyabet grubunda bulunan sıçanlara, intravenöz olarak kuyruk veninden 45 mg/dl/ml streptozotosin enjekte edildi. 5 haftalık deney süresinin sonunda gastroknemius kas preparatları çıkarıldı ve biyomekanik kayıtların alınmasına geçildi. Daha sonra iskelet kası dokularının elektron mikroskobik görüntüleri incelendi. Sıçanlardan alınan kanlardan kan glikoz, serum insülin ve malondialdehit seviyeleri analiz edildi. Sonuç olarak diyabetle birlikte azalma gösteren iskelet kası izometrik kasılma kuvvetleri PTS antioksidan uygulamalarıyla RSV antioksidan uygulamalarına göre daha fazla artış gösterdi. Ayrıca kan glikoz, serum insülin ve malondialdehit düzeylerinin PTS uygulamalarında daha çok normale yaklaştığı görüldü. Antioksidan tedavisi uygulanan diyabetik sıçanların elektron mikroskobik görüntülerine bakıldığı zaman, Mix grubunun Tip-1 DM'deki iyileştirici etkisinin diğer gruplara nispeten daha iyi olduğu gözlendi.
Tip I diyabetli sıçanlarda egzersizin iskelet kası kontraktil özelliklerine etkileri
Düzenli fiziksel aktivitenin; obezite, kardiyovasküler hastalıklar ya da diyabet gibi patolojik durumlarda olumlu etkileri olduğu bilinmektedir. Bu çalışma tip I diyabet oluşturulmuş erkek sıçanlarda 4 hafta süreyle uygulanan yüzme egzersizinin iskelet kası kontraktilite özelliklerine etkilerini ortaya koymayı amaçlamıştır. Çalışmada toplam 36 adet erkek erişkin Wistar Albino ırkı sıçan kullanılmıştır. Deney grupları; diyabet, diyabet+egzersiz, egzersiz ve kontrol şeklinde oluşturuldu. Diyabet oluşturmak için streptozotosin (STZ) tek doz 50 mg/kg miktarında intraperitoneal olarak verildi. STZ enjeksiyonu sonrası 4 hafta süreyle diyabet+egzersiz ve egzersiz gruplarındaki hayvanların 1 saat süreyle yüzmeleri sağlandı. Kan glikoz düzeyleri başlangıçta ve sonda ve vücut ağırlığı haftalık olarak ölçüldü. Çalışma sonunda gastroknemius kası izometrik gerim yanıtları in situ belirlendi. Her değişken için ortalama ve ortalamanın standart hatası belirlendi. Verilerin normal dağılımı uygunluğu ve homojen dağılıma uygunluğunun analizi için Shapiro-Wilk ve Levene testleri kullanılmıştır. Vücut ağırlığı ve glikoz değerleri için tekrarlayan ölçümler varyans analizi yapıldı. Diyabet ve egzersizin kas üzerindeki etkilerini değerlendirmek için tek yönlü varyans analizi yapıldı. Diyabet oluşturulan hayvanlarda tek sarsı kuvvet değeri, maksimum izotonik tetanik kontraksiyon ve yorgunluk başlangıç kuvveti azaldı (p=0.001). Pik gerime ulaşma ve gerim kuvveti yarılanma süreleri diyabet ve egzersize bağlı olarak değişmedi (p=0,265 ve p=0,066). Yorgunluk protokolü sonrası üçüncü dakikada alınan tek sarsı kuvveti yanıtının diyabete bağlı olarak azaldığı ve egzersizin bu durumu düzelttiği belirlendi (p=0.002). Diyabetin sıçanlarda iskelet kası kontraktilite özelliklerini olumsuz etkilediği ve egzersizin bu süreçte olumlu etkilerinin olabileceği görüldü.
Fransız sahil çamı (pinus maritima) ekstresi'nin yüksek yağ içerikli diyet ve düşük doz streptozotosinle diyabet oluşturulmuş sıçanlarda etkinliğinin araştırılması
Bu projenin amacı, Fransız sahil çamı (FSÇ) kabuğu ekstresinin, yüksek yağlı diyet (YYD) ve düşük doz streptozotosinle (STZ) tip 2 diyabet modeli oluşturulan sıçanlardaki etkinliğinin araştırılmasıdır. Tip 2 diabetes mellitus (Tip 2 DM), çağımızın en hızlı büyüyen epidemik hastalıkların biri olup, insülin direnciyle karakterize kronik metabolik bir hastalıktır. DM'un başlıca komplikasyonları arasında, kardiyovasküler komplikasyonlar, nöropati, retinopati, nefropati ve vasküler patolojiler bulunmaktadır. Diyabete bağlı artmış oksidatif hasar, oluşan komplikasyonlarda önemli rol oynamaktadır. DM'taki morbitide ve mortalitenin başlıca nedeni kardiyovasküler bozukluklardır. Diyabetik nefropati ve bunun sonucunda gelişen böbrek yetmezliği de, diyabete bağlı morbitide ve mortalitenin ana nedenlerinden birisidir. Mevcut tedavi yaklaşımları ise, böbrek yetmezliği gelişimini engellemede yetersiz kalmaktadır. Öte yandan, FSÇ ekstresi, biyoflavonoidlerin bir karışımı olup, esas olarak oligomerik proantosiyanidinleri (OPS) içerir. OPS'nin birçok antioksidanlar içerisinde, en güçlü serbest radikal yakalayıcı ajanlardan biri olduğu bildirilmiştir. Bu bitkisel ekstrenin, diabetes mellitus üzerine yararlı etkileri de birkaç deneysel ve klinik çalışmada rapor edilmiştir. Bu çalışmada, diyabet oluşturmak amacıyla, 4 hafta süreyle YYD ile beslenen sıçanlara düşük doz intraperitoneal STZ enjeksiyonu (35 mg/kg) uygulandı. Deney hayvanları rastgele olarak; kontrol grubu (standart diyet), YYD grubu, YYD ve STZ ile indüklenen diyabetik gruplara ayrıldı. Ayrıca, diyabetik gruplar da alt gruplara ayrıldı: Bu gruplara 4 hafta süreyle oragastrik olarak; serum fizyolojik (SF, diyabetik kontrol) veya metformin (300 mg/kg/gün, pozitif kontrol) veya farklı konsantrasyonda (10, 50 ve 100 mg/kg/gün) FSÇ ya da FSÇ ekstresi (50 mg/kg/gün) ile (300 mg/kg/gün) metformin kombinasyonu verildi. Çalışma sonunda, sıçanların serumlarında, açlık kan şekeri, insülin, total kolesterol, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol, trigliserid, HbA1c, üre, kreatinin, C-reaktif protein (CRP), serum nitrit/nitrat ve malondialdehid (MDA) düzeyleri tayin edildi. Ayrıca, sıçanların böbrek örneklerinde, lipid peroksidasyonunun göstergesi olarak MDA düzeyi ölçüldü. Sıçanların torasik aortalarında endotel fonksiyonunun belirlenmesi amacıyla, endotele-bağımlı gevşeme yanıtları değerlendirildi. İlave olarak, pankreas ve böbreklerde histopatolojik değerlendirmeler yapıldı. FSÇ ekstresi, diyabetik sıçanlardaki artmış olan açlık kan şekeri, HbA1C ve HOMA-IR değerlerinde anlamlı iyileştirme göstermiştir. Serum CRP ve MDA değerleri ve böbrekte MDA düzeyleri diyabetik sıçanlarda artmış olup, istatistiksel olarak anlamlı farklılık sadece serum MDA düzeyleri için bulunmuştur. Tedavi uygulamaları ise, artmış olan bu parametrelerde azalmaya neden olmuştur. Pankreas ve böbrek histopatolojisi üzerine yapılan çalışmalarda da, diyabete bağlı gelişen hasar üzerine tedavi uygulamalarının olumlu etkileri tespit edilmiştir. Bu çalışma sonucunda elde edilen olumlu etkiler, FSÇ ekstresinin, diyabetin komplikasyonlarının önlenmesi amacıyla, tek başına ya da diğer antidiyabetik ilaçlarla kombine olarak kullanılmasına katkı sağlayabilir.
Streptozotocin ile indüklenmiş diyabetik rat modelinde carvacrol'ün pankreas hücrelerindeki insülin, PI3K/AKT yolağı ve GLUT-2 ekspresyonu üzerine etkilerinin araştırılması
Diabetes Mellitus, genetik yatkınlığa ek olarak yanlış beslenme, hareketsizlik ve obezite nedeniyle her yıl dünyada görülme sıklığı hızla artmakta olan önemli bir hastalıktır. Diyabetin yol açtığı komplikasyonların yaşam kalitesini düşürmesi nedeniyle tedaviyle kontrol altına alınması gerekmektedir. Kekik yağında bulunan Carvacrol'ün (CRV), antidiyabetik özelliği daha önceki çalışmalarda gösterilmiştir. Ancak pankreatik dokuda Carvacrol'ün bu etkiyi hangi yolak üzerinden gerçekleştirdiği bilinmemektedir. Bu nedenle çalışmamızda; CRV'nin kan glikozunu düşürücü etkisini ve bu etkisini hangi mekanizmayla gerçekleştirdiğini araştırmak için pankreatik dokuda PI3K/Akt yolağını, Glut-2 ve İnsülin proteinlerinin ekspresyon değişimini immünohistokimyasal yöntemler ile göstermeyi amaçladık. Bu amaçla 40 Wistar Albino rat rastgele 5 gruba ayrıldı: Sham, Kontrol CRV 40, STZ, STZ+CRV 40, STZ+CRV 20. Deney başlangıcında diyabetik gruplara 55 mg/kg STZ intraperitoneal uygulandı. CRV belirtilen dozlarda gavajla 6 hafta uygulandı. Deney süresince ratların kan glikoz düzeyi ve vücut ağırlıkları düzenli olarak ölçüldü. Deney sonucunda STZ grubuna kıyasla STZ+CRV 20 ve STZ+CRV 40 gruplarında kan glikoz düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı azalma tespit edildi. Diyabetik gruba CRV'nin 20 mg/kg dozunda 6 hafta uygulanmasının kan glikoz düzeyini düşürmede daha etkili olduğu bulundu. Diyabetik grupta azalan PI3K, pAkt, Glut-2 ve İnsülin protein ekspresyonlarının 20 mg/kg Carvacrol uygulanması ile anlamlı olarak arttığını immünohistokimyasal yöntemlerle gösterdik. Carvacrol'ün kan glikozunu düşürücü etkisini pankreatik dokuda PI3K/Akt yolağı üzerinden Glut-2 ve insülin ekspresyonunu artırarak gösterdiği sonucuna ulaştık.
Deneysel alzheimer hastalığı modelinde voltaj bağımlı anyon kanalı-1 ve hiperfosforile tau inhibisyonunun araştırılması
Alzheimer Hastalığı (AH), idiyopatik (sebebi bilinmeyen) bir etiyolojiye sahip beynin primer bir nörodejeneratif hastalık olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada, VDAC1'in pro-apoptotik aktivitesini önlemenin, AH'da hücre ölümünü inhibe etmek için ideal bir yöntem olabileceği düşünülmüştür. Çalışmada, AH modelinde gatekepeer olarakta bilinen voltaj bağımlı anyon kanalı proteininin inhibisyonunun ve davunetidin tedavisinin AH'nın primer patolojik belirteçleri üzerine ilişkisini ve hafıza - bellek eksikliklerini kurtarma yeteneklerini incelemek hedeflenmiştir. 2-3 aylık ve 230±30 gr ağırlığında 30 adet Wistar cinsi erkek sıçanlar tercih edildi. Her grupta 5 hayvan olacak şekilde rastgele KONTROL grubu, SHAM grubu, STZ grubu, STZ-DAV grubu, STZ-DIDS grubu ve STZ-DIDS-DAV grubu olmak üzere 6 gruba ayrıldı. AH modeli için intraserebroventriküler streptozotosin uygulandı. Deney süresince DIDS ve DAV ugulamaları intraperitonel yolla yapıldı. Davranış testlerinde radyal kol labirent (RKL) testi kullanıldı. Deney süresince 21 günlük uygulamadan sonra anestezi altındaki sıçanlardan kan ve beyin örnekleri alındı. Daha sonra ELIZA yöntemi ile biyokimyasal analizler yapıldı. SerumlardaTNF-α, caspase-3 ve MAPt değerleri bakımından gruplar arasında fark gözlenmezken, serum IL-10, TBARS, Aβ1-42, TSPO ve VDAC1 değerleri bakımından anlamlı fark saptandı. Gruplar arası beyin doku homejenatlarında IL-10 ve Aβ1-42 değerleri arası anlamlılık gözlenmezken, TNF-α, TBARS, caspase-3, MAPt, TSPO ve VDAC1 değerleri arasında anlamlı fark gözlemlendi. RKL testi verileri ön eğitim günleri ve eğitim günleri arasında farklılıklar saptandı. Deneysel AH modeli oluşturulan şıçanlarda, bu uygulamaların biyokimyasal ve davranış verileri üzerine hafıza - bellek eksikliklerini kurtarma yönünde etkili olabileceği daha fazla yapılacak çok yönlü çalışmalarla desteklenmelidir.
STZ ile indüklenmiş tip 1 diyabet sıçanlarda hidroksitirozol'ün testiküler TSSK6 ekspresyonu üzerine etkisinin araştırılması
Diabetes mellitus, spermatogenezin endokrin kontrolünü, üremeyi ve ejakülasyonu etkileyerek erkek fertilitesini etkileyen önemli bir metabolik hastalıktır. Biz bu çalışmada testiküler hasarı önleyici etkinliği bilinen polifenolik bir bileşik olan hidroksitrozolün, spermatogenezde ve erkek fertilitesinde önemli rol alan Tssk6 proteini ekspresyonu üzerine etkisini araştırdık. Çalışmada kullanılan ratlar kontrol, hidroksitirozol, streptozotosin ve streptozotosin+ hidroksitirozol olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Çalışmada streptozotosin tek doz 55 mg/kg ve hidroksitirozol 30 gün 10 mg/kg intraperitoneal olarak uygulandı. Çalışmada kan glukoz değerleri rutin olarak ölçüldü ve çalışma sonu alınan dokularda histopatolojik inceleme, Tssk6 proteini immunohistokimyası ve Western blot yöntemleri uygulandı. Streptozotosin ve streptozotosin+hidroksitirozol grupları kan glukoz seviyeleri kontrol ve hidroksitirozol gruplarına kıyasla anlamlı şekilde arttı. Streptozotosin+hidroksitirozol grubunda ise kan glukoz değerleri streptozotosin grubuna göre anlamlı şekilde azaldı. Histolojik incelemelerde, streptozotosin grubunda gözlenen morfolojik bozulmalar, streptozotosin+hidroksitirozol grubunda düzeldiği gözlendi. Streptozotosin ve streptozotosin+hidroksitirozol grupları Tssk6 ekspresyonu kontrol ve hidroksitirozol gruplarına kıyasla anlamlı şekilde azaldı. Streptozotosin grubunda azalan Tssk6 protein ekspresyonu streptozotosin+hidroksitirozol grubunda istatiksel olarak anlamlı bir şekilde arttığını gözlemledik. Hidroksitirozol'ün, tip 1 diyabet modelinde artmış kan glukoz seviyesini düşürdüğünü, testiste oluşan hasarı azaltıcı etki gösterdiğini ve spermatogenezin tamamlanabilmesi ve sperm hareketliliği için önemli olan Tssk6 ekspresyonunu arttırdığını belirledik. Sonuç olarak akdeniz diyetinin en önemli parçası olan zeytin ve zeytinyağında bol bulunan hidroksitirozol, diyabet hastalarında kan glukoz seviyesini düzenleyerek ve erkek fertilitesinde önemli rol alan Tssk6 ekspresyonunu artırarak diyabete bağlı infertiliteyi azaltabilir.
Streptozotosin ile diyabet oluşturulan ratlarda sevofluran ve desfluranın karaciğer üzerine etkileri
ÖZETBu tez çalışmasında desfluran ve sevofluranın, diyabet oluşturulan ratlarınkaraciğerleri üzerine histopatolojik ve biyokimyasal açıdan etkilerinin araştırılmasıamaçlanmıştır.Etik kurul onayı alındıktan sonra, 36 adet rat, rastgele 6 gruba ayrıldılar: Kontrol (grupK), diyabet kontrol (grup DK), desfluran (grup D), sevofluran (grup S), diyabet-desfluran(grup DD) ve diyabet-sevofluran (grup DS). Diyabet gruplarına 55 mg/kg streptozotosin tekdoz intraperitoneal olarak uygulandı. 72. saat kan şekeri 250 mg/dl ve üzerinde saptananlardiyabetik olarak kabul edildi ve 4 hafta sonunda minimum alveoler konsantrasyon (MAK)ratlar için 1 olacak şekilde, desfluran %6 ve sevofluran %2 oranında 4 L/dk %100 oksijeniçinde 2 saat süreyle uygulandı. Anestezi sonrasında tüm ratlara intraperitoneal ketamin (100mg/kg) verilip abdominal aortadan kan alınarak ötenazi uygulandı. Karaciğer doku örneklerialındı. Biyokimyasal olarak MDA, CAT, GST, NOS, PON aktiviteleri ve histopatolojikolarak da ortalama hasar skorları (OHS) değerlendirildi.Desfluran ve sevofluran uygulaması karaciğer dokusunda OHS'yi artırmıştı ancakkontrol grubuna göre istatistiksel bir anlamlı değildi. DM'lilerde ise kontrol grubuna göreOHS artmıştı. Diyabetik ratlara desfluran ve sevofluran uygulaması, kontrol diyabet grubunagöre karaciğerde istatistiksel olarak anlamlı olmayan bir OHS artışına neden olmuştu. Diyabetkontrol grubunda, kontrol grubuna göre TBARS, NOS artmıştı; CAT ve GST benzer; PONise azalmıştı. Desfluran ve sevofluran uygulamasında, kontrol grubuna göre TBARS, NOSartmış, PON azalmıştı; ancak istatistiksel olarak anlamsızdı. CAT ve GST aktiviteleribenzerdi. Diyabetik ratlara desfluran ve sevofluran verildiğinde ise TBARS, NOS, CAT veGST artmıştı; PON azalmıştı.Sonuçta, desfluran ve sevofluran DM oluşturulan ratlarda hafif orta düzeyde hepatikhasar oluşturduklarını; DM oluşturulmayan ratlarda değişikliğe neden olmadıklarını saptadık.Her iki ajanın da yarattığı hepatik hasarın hafif-orta derecede olması bu ajanların günlükanestezi pratiğinde halen güvenle kullanılabileceğini göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Desfluran, Sevofluran, Diyabetes Mellitus, Karaciğer.
Streptozotosin ile diabetes mellitus oluşturulan rat pankreaslarında hidroksitirosolün NRF2 ekspresyonu üzerine etkisi
Tip 1 diabetes mellitus, Langerhans adacıklarında bulunan ve insülin üreten β hücrelerinin yıkımı sonucunda insülin üretme yeteneğini kaybettiği kronik bir hastalıktır. Bu çalışmanın amacı, streptozotosin ile diyabet oluşturulmuş rat pankreas dokularında hidroksitirosolün, antioksidan metabolizmanın önemli proteinlerinden olan Nrf2'nin ekspresyonu üzerindeki etkisini belirlemektir. Hidroksitirosol, zeytin ve zeytinyağında bulunan oleuropeinin, başlıca parçalanma ürünü olan doğal-güçlü fenolik bir antioksidandır. Deneyde kullanılan hayvanlar kontrol, HT, STZ ve STZ+HT olmak üzere rasgele 4 gruba ayrıldı. Diyabet, intraperitoneal olarak tek doz (55 mg/kg) STZ enjeksiyonuyla indüklendi. STZ enjeksiyonundan 48 saat sonra kan glukoz değerleri ölçülerek ≥ 250 mg/dL olanlar diyabetik kabul edildi. HT ve STZ+HT grubuna 30 gün boyunca intraperitoneal olarak HT (10 mg/kg/gün) enjeksiyonu uygulandı. STZ grubu hayvanlarda yüksek kan şekerine ek olarak vücut ağırlığında azalma, polifaji ve polidipsi gözlendi. STZ+HT grubu hayvanlarda istatistiksel olarak anlamlı olmayan kilo kaybıyla birlikte STZ grubuna oranla daha az su tüketimine rastlandı. STZ+HT grubu ratlar diyabetikti ancak kan glukoz düzeyleri anlamlı olmasa da bir miktar azaldı. Histolojik incelemelerde kontrol grubu adacık histolojisi, iyi biçimlendirilmiş; yuvarlak şekil, büyük boyut ve normal yapı sergilerken, diyabetik ratlar belirgin şekilde düzensiz ada sınırı ve adacık dejenerasyonu gösterdi. Diyabetik ratlarda hidropik dejenerasyon ile uyumlu olarak sitoplazmada berrak vakuollere sahip adacık hücreleri görülürken HT ile muamele edilen diyabetiklerde azalan tahribat gözlemlendi. İmmünohistokimyasal çalışmalar sonucunda HT ile muamele edilen diyabetik hayvanlarda Nrf2 ekspresyonunun STZ grubundakilere kıyasla daha az olduğu belirlendi. Bu STZ'nin, β hücrelerine zarar vermesine karşı, HT'nin koruyucu etkisi olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, Nrf2 ekspresyonunun, STZ'nin indüklediği T1DM'nin önlenmesinde HT'nin koruyucu ve antioksidan rolü olduğunu gösterdi.
Streptozosin ile diyabet oluşturulmuş sıçanlarda anaerobik egzersizin kan glikoz seviyeleri ve kas dokusunda glikoz transporter 4 (GLUT4) gen ifadesi üzerine etkisi
Diyabet günümüzde bulaşıcı olmamasına rağmen geniş prevelansa sahip bir hastalık durumundadır. İnsanların sedanter yaşam tarzı benimsemesi bu hastalığın oluşmasında önemli etkenlerden bir tanesidir. Kendi içerisinde 2 gruba ayrılan bu hastalıkta; tip-1 diyabetin tedavi aşamasında hastalarda genellikle insülin tedavisi uygulanırken, tip-2 diyabetli hastaların tedavi aşamasında; diyet, egzersiz ve psikolojik destek birlikte yürütülmektedir. Bu durum düzenli yapılan egzersizin kişileri sedanter yaşam tarzından kurtararak yaşam kalitelerini yükseltmesinin yanında, sağlıklarında da olumlu etkilere sahip olduğunu göstermektedir. Yapılan bu çalışmanın amacı, düzenli olarak 6 haftalık süreyle uygulanan haftada beş gün, günde 30 dakika (saat 08.00-10.00 arası) anaerobik egzersizin, Streptozosin (STZ) ile tip-2 diyabet oluşturulan ratlarda kan glikoz seviyesi ve iskelet kası dokusunda bulunan Glut-4 gen ifadesi üzerinde etkiye sahip olduğunu gösterebilmektir. Bunun için öncelikle toplam 45 rat ile başlayan çalışmada 15 ratlardan oluşan 3 grup belirlenmiştir. Bu gruplar; Kontrol grubu (15), Sedanter grubu (15) ve Egzersiz grubu (15) şeklinde oluşturulmuştur. Çalışma devam ederken Sedanter grubunun sayısı 2. haftada 2 rat 3. haftada 1 rat ve 4. haftada 1 ratın ölmesi sonucu 11'e düşmüştür. 6 hafta süren çalışma süresi içerisinde ilk 5 hafta perşembe günü, 6.hafta pazartesi ve perşembe günleri ratların kan glikoz seviyeleri ölçülüp not edildi. Çalışmanın son gününde ratlar dekapite edilip çalışılacak kas dokusu alınmıştır. Çalışmanın analiz sonuçlarına bakıldığında; 7 kan glikoz seviyesi ölçümünün kendi içerisinde yapılan tekrarlı ölçümler anova testinde anlamlı farklılığın olduğu görülmüştür (p<,005). Hangi ölçümler arasında anlamlı farklılık olduğunu belirlemek için Bonferroni çoklu karşılaştırma testi yapılmıştır. Yapılan analiz sonucunda 2. ölçümün diğer ölçümlerle arasında anlamlı farklılığının olduğu belirlenirken diğer ölçümlerin kendi aralarında önemli bir farklılığın oluşmadığı gözlemlenmiştir. Grup değişkenlerinin kendi aralarında kan glikoz seviyeleri açısından karşılaştırılması sonucunda anlamlı bir farklılık belirlenmiştir (p<,005). Belirlenen anlamlı farklılığın hangi gruplar arasında olduğunu görebilmek için post hoc testlerinden olan nonparametrik özellikteki Games-Howell testi uygulanmıştır. Bu testten elde edilen verilere göre kontrol grubunun sedanter grubu ve egzersiz grubuyla arasında anlamlı farklılık belirlenirken (p<,005), sedanter grubu ve egzersiz grubu arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>,005). Gen ifade grafiği ve ct dağılım grafiğine bakıldığı zaman Glut-4 geni kontrol grubunda diyabet oluşturulmadığı için normal seviyede, egzersiz grubunda ise normale yakın olduğu görülmüştür. En düşük ifadenin sedanter grubunda olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak anaerobik egzersizin sedanter grubu ve egzersiz grubu arasında kan glikoz seviyesine etki etmediği belirlenirken, kan glikoz seviyeleri ortalamalarına bakıldığı zaman egzersiz grubunda bir düşüş olduğu görülmüştür. Yapılan tez çalışmasının hipotezinde belirtildiği gibi düzenli anaerobik egzersizin Glut-4 gen ifadesi üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Streptozotosin molekülünün geometrik ve elektronik özelliklerinin kuantum mekaniksel metotlar ile incelenmesi
Bu tez çalışmasında, Yoğunluk Fonksiyoneli Kuramı kullanılarak Streptozotosin molekülünün geometrik parametreleri, moleküler sınır orbital enerjileri ve molekülün elektronik özellikleri (toplam enerji, dipol moment, elektronegatiflik, kimyasal sertlik ve yumuşaklık) kuantum mekaniksel yöntemlerle elde edilmiştir. HOMO-LUMO sınır orbitalleri hesaplanmış ve bu orbitallere bağlı olarak molekülün kimyasal reaktivitesi hakkında bilgiler elde edilmiştir.
Fosfatidil kolince zenginleştirilen yüksek yağlı diyet ve streptozotosin ile deneysel diyabet oluşturulan sıçanlarda plazma trimetil amin N-oksit düzeyleri
Araştırmada 250±20 gram ağırlığında olan 36 adet sıçan 6 gruba ayrılmıştır. Bazal diyetle beslenen kontrol grubu (Grup 1), yüksek yağlı diyet (Grup 2), fosfatidilkolince zengin yüksek yağlı diyet (Grup 3), fosfatidilkolince zengin yüksek yağlı diyet+spreptozotosin (STZ) (Grup 4), fosfatidilkolince zengin yüksek yağlı diyet+spreptozotosin+SFN (Grup 5) ve fosfatidilkolince zengin yüksek yağlı diyet+spreptozotosin+DMB (Grup 6) olarak oluşturulan sıçanlar, 13 hafta boyunca beslendikten sonra alınan kan örneklerinde TMAO, LPS, CRP, IL-10, IL-6, TNF-alfa, IL 1beta düzeyleri ile diğer biyokimyasal parametreler çalışılmıştır. Grup 1 ve Grup 2 arasında TMAO düzeyleri açısından anlamlı bir fark görülmemiştir (p<0,05).Grup 3 ve 4'de TMAO düzeyleri Grup 1 ve Grup 2'ye göre anlamlı derecede arttmıştır (p<0,05).Grup 4 de TMAO düzeyleri ile glukoz düzeylerinin hemen hemen aynı oranda arttığı görülmüştür. Bu grupta CRP, IL-1Beta, IL-6, TNF-alfa ve LPS seviyeleri daha yüksek iken IL-10 değeri ise daha düşük bulunmuştur (p<0,001). SFN ve DMB ile tedavi sonrasında, TMAO, glukoz, LPS, TNF-alfa, IL-6, IL-1Beta düzeylerinin benzer oranlarda azaldığı görülmüştür. Karaciğer histolojik ve immünohistolojik açıdan incelenmiş Grup 3 ve 4' de karaciğerde steatoz, fibroz, balonlaşma, inflamasyon hücrelerinde artış olduğu görülmüştür. Tedavi gruplarında (Grup5 ve Grup 6) karaciğerde steatoz ve fibroz oluşumunda azalma olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak yüksek yağlı ve fosfatidil kolince zengin diyet ile plazma TMAO düzeylerindeki yükseklikler, plazma LPS, CRP, IL-1Beta, IL-6 ve TNF-alfa düzeylerini artırmaktadır. Ayrıca YYD+PK diyete STZ eklenince plazma TMAO ve glukoz düzeylerinde 3-4 kata varan artış olduğu tespit edilmiştir. Bunun nedeni inflamatuar bir metabolit olan TMAO'nun glukoz uptake'ini engellemesi veya hücreye glukoz girişini önlemesidir. Ayrıca uygulanan SFN ve DMB tedavisi ile TMAO,LPS,CRP,IL-1Beta,IL-6 ve TNF-alfa düzeylerinde azalmalar görülmüştür. YYD ve bağırsak florasında TMAO oluşturan diyet türlerinin hem TMAO hem de inflamatuar sitokinlerin düzeylerini arttırarak diyabet oluşumuna neden olabileceği ve diyabetiklerde TMAO düzeylerini normale getirmenin ileride bir tedavi seçeneği olabileceğini düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: Bağırsak mikrobiyotası, TMAO, İnflamatuar sitokinler.
Yüksek yağlı diyet/streptozotosin ile indüklenen diyabetik ratlarda mango ginger ekstraktının gsk-3β/fyn/nrf2 sinyal yolağı üzerine etkisi
Dünya genelinde insidansı hızla artan diyabet ile mücadelede yeni stratejilerin araştırılması için sıklıkla hayvan modelleri kullanılmaktadır. Rodentlerde yüksek yağlı diyet (YYD) ve STZ uygulanması insan tip 2 diyabeti (DM2) için uygun bir modeldir. DM2 ve komplikasyonlarına karşı çeşitli fitokimyasalların koruyucu veya tedavi edici etkileri araştırılmaktadır. Curcuma amada Roxb (Mango Ginger, MG) tıbbi bitkiler alanında antioksidan ve antiinflamatuvar gibi farmakolojik ve biyolojik etkileri ile dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın amacı; yüksek yağlı diyet (YYD) ve streptozotosinle (STZ) indüklenmiş diyabetik sıçanlarda, diyabetin olumsuz etkilerine karşı potansiyel koruyucu etkisi olabilecek MG ekstraktının etkilerinin belirlenmesi ile GSK-3 beta/Fyn/Nrf2 sinyal yolakları üzerine MG ekstraktının nasıl etki edeceğinin ortaya konmasıdır. Çalışmada 28 adet erkek Wistar albino sıçan rastgele dört gruba ayrıldı; i) Kontrol Grubu; standart diyetle beslenen ratlar; ii) MG grubu: standart diyet+ MG (50 mg/kg/gün) uygulanan ratlar; iii) YYD grubu: YYD ile beslenen ve STZ, (40 mg/kg i.p.) uygulanan ratlar; iv) YYD+STZ+MG. Çalışma,12 hafta süreyle devam ettirilmiştir. Diyabetik ratlarda glikoz, insülin ve bazı biyokimyasal değerler artış gösterirken (P<0.01), MG uygulaması bu durumu hafifletmiştir (P<0.001). Diyabetik sıçanlarda, serum ve karaciğer malondialdehit (MDA) artarken (P<0.001), total antioksidan kapasite (TAK) azalmıştır (P<0.001). YYD+STZ grubunda GSK-3β, Fyn ve Keap-1 protein düzeyleri artarken Nrf2 ve HO-1 protein düzeyleri azalmış buna karşın MG uygulaması, diyabetik sıçanlarda tersine bir etki göstermiştir (P<0.05). Diyabetik sıçanlarda MG uygulamasının biyokimyasal parametreleri iyileştirdiği ve GSK-3 beta/Fyn/Nrf2 sinyal yolaklarını regüle ederek antioksidan savunma mekanizmalarını iyileştirdiği ve böylece diyabet tedavisinde destekleyici ve komplikasyonları hafifletici özellik gösterdiği söylenebilir.
Diyabet oluşturulan ratlarda serum apelin ve chemerin düzeyleri
Diyabet, insülin hormon sekresyonunun ve/veya insülin etkisinin mutlak veya göreceli azlığı sonucu karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasında bozukluklara yol açan, oluşturduğu komplikasyonlar nedeniyle organ ve işlev kayıplarına sebep olup yaşam süresi ve kalitesini etkileyen kronik hiperglisemik bir grup metabolizma hastalığıdır. Bu çalışmada Streptozotosin ile diyabet oluşturulan ratlarda glukoz metabolizması ile ilişkisi olduğu düşünülen Apelin ve Chemerin düzeyleri tespit edilerek bunların diyabet ile ilişkisini saptamak amacıyla adipokinlerin insülin direnci ve beta-hücre fonksiyonları arasında her hangi bir ilginin olup olmadığı araştırıldı. Bu çalışmada 5 haftalık 250±20 gr ağırlığında Sprague Dawley cinsi 37 erkek ratlar kullanıldı. Kontrol (n=7) grubu olan ratlara standart beslenme uygulandı, Diyabet grubuna (n=30) 65mg/kg intraperitoneal tek doz Streptozotosin uygulanması takiben 3'üncü gün sonra kuyruk veninden alınan kan glukoz düzeylerininin 200 mg/dl olmasının tespiti ile ratlar diyabetik kabul edildikten sonra 1. grup 7.gün, 2. grup 14. gün ve 3. grup 21. gün sonu anestezi altında dekapitasyon gerçekleştirilerek serum örnekleri ve aort dokusu alınarak, örnekler çalışmamız için gerekli işlemlerden sonra incelendi. Kontrol grubuna göre diyabet oluşturan gruplarda serum Apelin, Chemerin, İnsülin, C-peptid, HbA1-C, LDL ve Ürik Asit parametrelerinde anlamlı olmayan değişiklikler saptandı. Kontrol grubu ile diyabet ve diyabet gruplarının da kendi aralarında anlamlı (p>0.05) bir fark bulunmamasına rağmen diyabet oluşturulan gruplar arasında rakamsal olarak serum Apelin, Chemerin, İnsülin, C-peptid, HbA1-C, LDL ve Ürik Asit düzeylerinin günlere bağlı olarak artığı tespit edilmiş. Elde edilen diğer verilere bakıldığında ise serum Glukoz, Glukoz1, HDL, Trigliserit, Kolesterol, HbA1C düzeylerinde ise anlamlı (p<0.05) bir fark olduğu görülmüştür. Sonuç olarak diyabetle apelin ve chemerin düzeylerinin rakamsal olarak arttığını ancak istatistiksel olarakda arttığını da söylemek için konu ile ilgili daha fazla çalışmalar yapılmasının uygun olacağını söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: Diyabet, Apelin, Chemerin, Rat
Streptozosin ile diyabet oluşturulmuş postmenopozal wistar ratlarda diabetes mellitusun ve thiazolidinedionların kemik histomorfometrik parametreler üzerine etkileri.
Osteoporoz düşük kemik kitlesi ve kemik mikromimarisinde bozulma ile seyredenve kemik kırılganlığında artış ve bunu takiben artmış kırık riski ile seyreden birhastalıktır. Tip 1 DM KMY'de azalma ile seyretmektedir. Tip 2 DM'li hastalardaise, KMY artmış olmasına rağmen kırık riskinde artış mevcuttur. Hem osteoporozhem de DM özellikle yaşlı populasyonda sık rastlanılan hastalıklardır.Thiazolidinedionlar (TZD) PPAR ? üzerinden etki ederek insülinduyarlılığını arttırarak kan şeker düzeylerini düşürmektedir. Bu ilaçların enönemli yan etkilerinden biri özellikle postmenopozal kadınlarda daha belirginolarak ortaya çıkabilen kemik yapıdaki bozukluklardır. Daha önce yapılançalışmalar PPAR ? aktivasyonunun prekürsör kök hücrelerin osteoblastadönüşümünü azaltarak adiposite dönüşümünü arttırdığını göstermiştir.Bu çalışmanın amacı DM ve rosiglitazonun kemik üzerine olan etkisiniaraştırmaktır. Daha önce yapılan çalışmalarda yaşlı ve östrojen desteği kesilmişratlarda TZD'nin kemik üzerine olumsuz etkisi daha aşikar olması nedeniyle buçalışmada postmenopozal ratlar kullanılmıştır. Postmenopozal diyabetik halegetirilmiş wistar ratlarda TZD'nin kemik üzerine olan etkisini araştıran ilkçalışmadır.66Bu çalışmada 16 adet wistar rat kullanılmıştır. Her biri 4 rattan oluşan 4grupoluşturulmuş olup, gruplar şu şekildedir: 1)kontrol grubu 2)streptozosin ilediyabetik hale getirilmiş ve tedavi verilmemiş grup 3)streptozosin ile diyabetikhale getirilip insülin tedavisi verilen grup 4) streptozosin ile diyabetik halegetirilip rosiglitazon verilen grup.İlaç verilmeyen diyabet grubunda ve rosiglitazon grubunda kontrolgrubuna göre trabeküler kalınlıkta ve trabeküler alan yüzdesinde azalmasaptanmıştır. Rosiglitazon grubunda tedavi verilmeyen diyabetik gruba göre yinetrabeküler kalınlık ve trabeküler alan yüzdesinde düşüş saptanmıştır. İnsülinkullanımı ile trabeküler kalınlık ve trabeküler alan yüzdesinde artış saptanmıştır.Kemiklerin histolojik incelenmesinde de tedavisiz diyabet ve rosiglitazongruplarında osteoblast ve osteosit fonksiyonlarında azalma saptanırken, insülinverilen grubun histolojik değerlendirilmesi sonucunda kontrol grubu ile benzerözellikte histolojik özellikler saptanmıştır.
Şeker hastalığına karşı halk ilacı olarak kullanılan juniperus türleri üzerinde farmakognozik araştırmalar
Juniperus (ardıç) türleri, ülkemizde halk tababetinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Etnobotanik çalışmalarda, Anadolu'nun farklı yörelerinde; Juniperus communis var. saxatilis, oxycedrus subsp. oxycedrus, foetidissima ve sabina'nın (toz edilmiş meyve, meyve ve yaprak dekoksiyonlarının) kan şekerini düşürücü olarak kullanıldığı kayıtlıdır.Bu çalışmada ülkemizde halk ilâcı olarak diyabet tedavisinde kullanıldığı bildirilen bu 4 Juniperus taksonunun meyve ve yapraklarının antidiyabetik etki açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Hazırlanan meyve ve yaprak etanol ekstreleri (0.5 ve 1 g/kg) diyabetik sıçanlara uygulandığında, en yüksek etki, J. oxycedrus subsp. oxycedrus (Joso) meyve ve yaprak ekstrelerinde bulunmuştur. Bu iki ekstrenin normoglisemik ve glukoz hiperglisemik sıçanlarda da kan glukoz seviyesini düşürdüğü görülmüştür. Subakut uygulamada ekstrelerin uygulandığı grupların kan glukoz seviyelerinde, karaciğer ve böbrek malondialdehit seviyelerinde düşüş görülmüştür.Joso meyve ve yapraklarından hazırlanan etanol ekstreleri BAYF (Biyoaktivite ile Yönlendirilen Fraksiyonlama) tekniğine uygun olarak fraksiyonlanmıştır. Alt ekstrelerin etkileri incelendiğinde; meyve ekstresinin n-butanol alt ekstresinde (740 mg/kg), yaprağın ise n-hekzan alt ekstresinde (260 mg/kg) belirgin antidiyabetik etki görülmüştür. Etkili alt ekstreler, kolon kromatografisi ile fraksiyonlara ayrılmış, etkisi en yüksek olan fraksiyonlardaki bileşikler gaz kromatografisinin yanı sıra diğer kromatografik ve spektroskopik yöntemler kullanılarak tanımlanmıştır. Joso yaprak ekstresinin etkili alt fraksiyonunda yağ asitlerinin, meyve ekstrelerinin etkili fraksiyonunda ise şikimik asit, ferulik asit glukoziti, oleuropeik asit glukozitinin bulunduğu tespit edilmiştir. Şikimik asitin diyabetik sıçanlara akut ve subakut uygulanması sonucunda belirgin antidiyabetik etkili olduğu gözlenmiştir.
Streptozotosin ile diyabet oluşturulmuş sıçanların testislerinde kisspeptin immünreaktivitesinin belirlenmesi
Amaç: Diyabet, genellikle insülin sekresyonundaki veya etkinliğindeki bozukluğa bağlı olarak gelişen hiperglisemi ile karekterize metabolik bir hastalıktır ve üreme sağlığını menfi yönde etkilemektedir. Hipotalamus-hipofiz-gonadal eksen birbiriyle koordineli çalışarak üreme fonksiyonunun düzenlenmesinde rol oynamaktadırlar. Kiss-1 geninin ürünü olan, hipotalamik nöronlar tarafından sentezlenen kisspeptin adı verilen nöropeptidler bu eksen üzerinde etki göstererek puberteye geçişi ve fertiliteyi regüle etmektedir. Biz bu çalışmada, diyabetin, testiküler dokuyu ve bu dokudaki kisspeptin immünreaktivitesini zamana bağlı olarak nasıl etkilediğini belirlemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 8 haftalık 48 adet Spragua Dawley cinsi erkek sıçan kullanıldı. Sıçanlar, Grup I (Kontrol, n:8), Grup II (Sham, n:8); Grup III (Diyabet Grubu, n:32) olacak şekilde ayrıldı. Diyabetik sıçanlar ise 3 günlük, 1, 2 ve 4 haftalık diyabetik gruplar olarak düzenlendi. Deney sonunda sıçanlar anestezi altında dekapite edildi. Deneklerden serum/testosteron düzeyi ölçümü için kan örnekleri ve histopatolojik incelemeler için testis dokuları alındı. Rutin doku hazırlama yöntemi ile parafin bloklar hazırlandı. Parafin bloklardan 5µm kalınlığında doku kesitleri alındı. Dokular, histokimyasal ve imünohistokimyasal yöntemlerle boyanıp, incelendi. Bulgular: Deney sonunda diyabetik gruplarda sürenin uzamasıyla birlikte özellikle 1. haftadan sonra giderek artan anlamlılıkta sıçanlarda kilo ve serum testosteron düzeyinde düşüş gözlendi. Diyabetin oluştuğu 3. günde dokunun etkilenmesi minimal düzeyde idi. Diyabetin ilerlemesi ile birlikte seminifer tübül epitelinde dejenerasyon, interstisyel ödem, bazı tübüllerin lümeninde olgunlaşmamış spermatogenik hücreler ayırt edildi. İki haftalık ve 4 haftalık diyabetik grupta bu bulgulara ilaveten birkaç atrofik tübül gözlendi. İmmünohistokimyasal boyama yapılan doku kesitlerinde ise kontrol, sham ve 3 günlük diyabetik gruplarda Leydig hücrelerinde ve spermatogenik hücrelerde belirgin kisspeptin immünreaktivitesi saptandı. Diyabet süresinin ilerlemesine bağlı olarak spermatogenik hücrelerdeki kisspeptin immünreaktivitesinin şiddetinde belirgin azalma gözlendi. Sonuç: Diyabete bağlı testislerde oluşan yapısal bozuklukların; kisspeptin immünreaktivitesindeki ve serum testosteron düzeyindeki azalmayla birlikte seyretmesi, sağlıklı koşullarda testiküler fizyolojinin regülasyonunda ve yapısal bütünlüğünün korunmasında kisspetin ve testosteronun birbiriyle korele çalışan moleküller arasında yer aldıklarını düşündürdü. Anahtar kelimeler: Diabetes Mellitus, Kisspeptin, Sıçan, Testis.
Timokinon'un streptozotosin ile oluşturulan tip 1 diyabette damar hasarı üzerine etkisi
Timokinon'un Streptozotosin ile Oluşturulan tip 1 Diyabette Damar Hasarı Üzerine Etkisi Diyabet tüm dünyada prevalansı artmakta olan kronik metabolik bir hastalıktır. Diyabetin önemli komplikasyonlarından biri endotel disfonksiyonudur. Timokinon (TQ), antioksidan, antihiperlipidemik, antidiyabetik, antiinflamatuar, gastroprotektif, hepatoprotektif gibi birçok yararlı özelliğe sahiptir. Bu çalışmanın amacı, TQ'nun streptozotosin ile oluşturulan diyabet modelinde vasküler etkilerini araştırmaktı. Diyabet oluşturmak için tek doz intraperitoneal STZ (50mg/kg) enjeksiyonu yapıldı. TQ uygulanan gruplardaki sıçanlara, STZ enjeksiyonundan 3 gün sonra başlanarak 3 hafta boyunca her gün ağızdan 80 mg/kg TQ verildi. Ratların kan basıncı ölçümleri (sistolik kan basıncı) başlangıç ve deney sonunda kuyruktan indirekt tail cuff yöntemi ile yapıldı. Biyokimyasal, histopatolojik ve farmakolojik incelemeler için kan ve torasik aorta örnekleri alındı. Kan basınçları kontrol, STZ, STZ+TQ grupları arasında farklı değildi (sırasıyla 102.56±4.31, 103.20±5.74, 105.20±2.09). İzole sıçan torasik aortasında, submaksimal fenilefrin (Phe) uygulaması sonrası, asetilkolin (Ach) uygulaması ile elde edilen gevşeme doz-cevap eğrisinde gruplar arasında fark yoktu. TQ, Phe EC50 değerlerini kontrol grubuna göre anlamlı oranda azalttı (Kontrol, STZ, STZ+TQ grubunda sırasıyla; 6.91±0.18, 6.88±0.22, 6.54±0.22). Gruplar arasında eNOS immunreaktivitesinde anlamlı bir değişim olmadığı tespit edildi (Kontrol, STZ, STZ+TQ grubunda sırasıyla; 0.28±0.09, 0.31±0.07, 0.26±0.05). STZ uygulaması sonrası 3. Günde, STZ uygulanan gruplarda kan glukozu anlamlı oranda arttı (Kontrol, STZ, STZ+TQ grubunda sırasıyla; 119.50±7.88, 388.25±49.59, 398.11±65.16). 3 hafta sonunda ise sadece STZ grubunda başlangıç değerine göre glukoz düzeylerinde anlamlı oranda artış bulundu (Kontrol, STZ, STZ+TQ grubunda sırasıyla; 100.20±11.05, 480.50±62.80, 412.20±51.50). Torasik aortada, STZ ve STZ+TQ uygulamaları MMP-9 enzim düzeylerini anlamlı oranda azalttı (Kontrol, STZ, STZ+TQ grubunda sırasıyla; 15.47±3.80, 2.63±2.13, 3.30±0.73). STZ uygulamasının, CD34 düzeylerinde TQ ilavesiyle önlenebilen anlamlı artışa neden olduğu tespit edildi (Kontrol, STZ, STZ+TQ grubunda sırasıyla; 0.13± 0.05 , 1.75± 0.55 , 0.15±0.05). Mevcut bulgulara göre, TQ, STZ aracılı diyabette eNOS aktivitesini ve asetilkolin gevşeme yanıtlarını etkilemeden, kasılma duyarlılığı üzerine azaltıcı etkiye neden olabilir. Ayrıca, bu modelde, TQ uygulamasının kan glukozundaki progresif artışa önleyici etki oluşturabileceği ve bu etkinin MMP-9 aracılığını içermediği fakat, progenitör hücre belirteci olan CD34 hücrelerinin de müdahil olduğu bir süreçle ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: CD34, diyabet, MMP-9, STZ, timokinon
Streptozotocin ile diyabet oluşturulan sıçanlarda oksidatif stres, diyabet ve TNF-alfa düzeyi üzerine krom ve trigonella foenum-graecum'un (Fenugreek) koruyucu etkileri
Bu çalışma, streptozotocin ile Tip I diyabet oluşturulan sıçanlarda krom ve Trigonella foenum-graecum'un (TFG) birlikte ve ayrı uygulanmasının oksidatif stres, TNF-α ve diyabet üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla yapıldı. Çalışmada her grupta 10 hayvan olacak şekilde 60 adet, 2-3 aylık dişi Sprague-Dawley cinsi sıçan kullanıldı. Kontrol grubuna ip. ve 21 gün oral serum fizyolojik uygulandı. Deneme grubundaki hayvanlara ip. 50 mg/kg tek doz STZ uygulamasıyla diyabet oluşturuldu. Diyabet kontrol (DK) grubuna serum fizyolojik, Trigonella grubuna 150 mg/kg TFG, krom grubuna 30 µg/kg krom, kombine gruba 150 mg/kg TFG+30 µg/kg krom oral olarak, insülin grubuna ise subkutan 1IU insülin 21 gün uygulandı. Çalışmanın 0., 3. ve diyabet oluşturulduktan sonraki 7., 14., 21. günlerde açlık kan glikoz değerleri, 21. günde HbA1c ile Total Oksidan(TOS), Total Antioksidan(TAS) ve TNF-α değerleri ölçüldü. DK grubu ile diğer diyabetli grupların 21. gündeki açlık kan glikoz değerleri kıyaslandığında TFG, insülin ile TFG+Cr gruplarında p˂0,001, Cr grubunda p˂0,01 düzeyinde azalma olduğu, HbA1c değerlerinde ise önemlilik olmadığı belirlendi. Diyabetli deneme gruplarının plazma, eritrosit ve karaciğer TOS düzeyleri DK grubuna kıyasla önemsiz bir azalma gösterdi. Böbrek TOS düzeylerinde kombine grupta p˂0,05 oranında azalış belirlendi. Eritrosit ve karaciğer TAS düzeylerinde önemlilik olmadığı, plazma TAS değerlerinde insülin grubunda, böbrek TAS değerlerinde ise krom grubunda p˂0,05 düzeyinde artışlar saptandı. DK grubu ile diyabetli deneme gruplarının plazma TNF-α değerleri kıyaslandığında krom grubunda p˂0,05, karaciğer TNF-α değerleri karşılaştırıldığında ise insülin grubunda p˂0,001 oranında azalma belirlendi. Sonuç olarak; Tip I diyabette artan hiperglisemi, oksidatif stres ve TNF-α'nın etkilerinin hafifletilmesinde ve açlık kan glikoz değerlerinde oluşan artışların kontrol altında tutulmasında, eksojen kullanılan Trigonella foenum-graecum ve kromun faydalı olduğu ancak insülinle birlikte verilmelerinin daha etkili olacağı kanaatine varıldı. Anahtar Kelimeler; Diyabet, Trigonella foenum-graecum, Krom, TNF-α, Oksidatif Stres.