Thyroid hormones

67 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tiroid hastalığı dışı sebeplerle başvuran hastaların tiroid fonksiyon testlerinin incelenmesi

Tiroid hastalıkları polikliniğimizde çok sık karşılaşılan hastalıklardandır ve bunlardan sıklıkla tiroid nodülleri ile karşılaşılır. Bir hastanın tiroid durumu hakkında karar verebilmek için şikayetlerini, fizik muayene bulgularını ve tiroid fonksiyon testlerini hep birlikte değerlendirmek gerekir. Klinik pratikte TSH ölçümü ile sT4 düzeyine bakılması önerilmektedir. İlk değerlendirme sonrasında tiroid fonksiyon durumuna göre anti tiroid peroksidaz, anti tiroglobulin ve TSH reseptör antikor düzeyi bakılarak otoimmün tiroid hastalıklarının varlığı araştırılmalıdır. Gerekli hastalarda tiroid ultrasonografisi tiroid sintigrafisi, I-131 uptake testleri tanı aşamasında yol gösterici olabilmektedir. Genel itibariyle poliklinik çalışma şartları yüzünden hasta tiroidinin muayene edilememesi veya muayene edilse bile nodülün ele gelmeme ihtimalinden ötürü, tiroid bezi hastalığına sahip kişilerde tiroid ultrasonografi sonucu önemlidir. Ultrasonografide saptanan nodülün bulgularına göre gerektiğinde tiroid İİAB ile değerlendirilmelidir. Bu çalışmada amacımız polikliniğimize Temmuz 2013-Temmuz 2022 yılları arasında tiroid dışı sebeple başvuran ve bilinen hiçbir tiroid hastalığı bulunmayan hastalarda tiroid fonksiyon testlerinin ve tiroid ultrasonografi patolojilerinin incelenmesidir. Özellikle nodüler tiroid hastalıklarının görülme sıklığını tespit etmek, nodülün sayı ve lokalizasyon özelliklerinin otoantikor, yaş, cinsiyet, İİAB sonucu ile karşılaştırmaktı. Bu amaçla önceden tiroid hastalığı olmayan, tiroid dışı sebeple polikliniğimize başvuran, kortizol benzeri ilaç kullanmayan, 18 yaşını geçmiş ve tiroid USG de patolojik bulgusu olan ardışık 124 hasta retrospektif analiz edilmiştir. Hastaların %76,61'i (n:95) kadın, %81,45'i (n:101) 30-70 yaş aralığındadır.Tiroid ultrasonografide multinodüler guatr %44,35 (n:55), tek nodül içeren tiroid %23,38(n:30), hashimato tiroiditi %21,77 (n:27),Tiroid nodülü ve hashimato tiroiditi birlikteliği %8,06 (n:10), Graves hastalığı %2,42 (n:3) olarak bulundu. Nodüler tiroid patolojisine sahip hastaların %76'sı kadındı. Tek nodüllü tiroid patolojilerinin %53.3'ü solda, multinodüler guatrın %54.5'inde en büyük nodül sağda bulunuyordu. Nodüler tiroid patolojilerinin %66.6'sı ötiroidi, %13'ü hipotiroidi, %10.7 subklinik hipotiroidi, %9.5 subklinik hipertiroidiydi; ayrıca nodüler tiroid hastalarında tanı anında hipertiroidiye rastlanmadı. En büyük nodülü solda olan multinodüler guatr hastalarında ötiroidi ve hipotiroidi oranı diğer nodüler patolojilere göre daha fazla bulundu. Hashimato tiroiditi için ortalama tanı yaşı kadınlarda daha düşük saptandı. Hashimato tiroiditi hastalarının %27 sine nodül eşlik ediyordu. Hashimato tiroiditi olan hasta sayısı 27 olup bunların içinden sadece ANTİ TG yüksek olan %11.5(n:3) ; sadece ANTİ TPO yüksek olan %22.9(n:6), her ikisinin yüksek olduğu %65.6(n:18) hasta gözlendi.Hashimato tiroiditi için ANTİ TPO pozitifliği daha anlamlı bulundu.Tek tiroid nodülü olup sol dominant olan hastalarda ANTİ TPO pozitifliği, sağda olma durumuna göre daha yüksek oranda görüldü.Tiroid nodüllerinin otoantikorlarla ilişkisi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç var.TSH ile ANTİ TPO ve ANTİ TG arası ilişki incelendi. ANTİ TG negatif olan hastalarda, TSH düzeyi yüksek olduğu zaman ANTİ TPO pozitiflik oranı anlamlı yüksek, TSH normal olduğu zaman ANTİ TPO negatiflik oranı anlamlı yüksek bulundu. Tersi durumda ANTİ TG ile TSH arası ilişki saptanmadı. Tiroid otoantikorları genelde otoimmün tiroidit durumlarında yüksek saptanır, çalışmamızda nodüler tiroid hastalıklarının bir kısmında da yüksek saptanmış olup bunların bir kısmında da tarama testi olarak kullandığımız TSH düzeyide normal bulunmuştur. Çalışmamızda TSH düzeyini düşük, normal ve yüksek olarak ayırdıktan sonra her bir grup için ayrı ayrı ultrasonografigrupları ile yaş grupları(18-29, 30-70, 70+) arasında ilişkiye bakıldı ve anlamlı bir ilişki saptanmadı; aynı TSH grupları cinsiyet ile tiroid ultrasonografi bulguları ile de kıyaslandı ve aralarında anlamlı fark saptanmadı.

OtoantikorlarTiroid fonksiyon testleriTiroid hastalıkları+4
Atakan Doğan
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sirkadiyen ritme uygun şekilde uyumamış bireylerin kanındaki tiroid stimülan hormon düzeyinin, aynı bireylerin sirkadiyen ritme uygun şekilde uyumuş durumları arasındaki değişimin karşılaştırmalı değerlendirilmesi

Halsizlik şikayeti ile iç hastalıkları polikinliğine başvuran hastaların etiyolojisinde hipotirodi mevcuttur. Hastalardan hipotiroidi taranması amacıyla TSH rutin işleyişde tarama amaçlı olarak istenir. Hastanın TSH değeri normalin üzerinde tespit edilir ise ve aynı gün içerisinde yapılan kontrol TSH değerininde yüksek tespit edilmesi halinde, hastaya hipotiroidi ön tanısı konmakta ve hipotiroidi etiyolojisi açısından ileri tetkiklere geçilmektedir. Ancak hastanın TSH yüksekliğinin nedenin sirkadiyen ritme uygunsuz uyku alışkanlığı olabiliceği genel olarak atlanabilmektedir. Çalışmamızda sirkadiyen ritme uygun şekilde uyumamış bireylerin kanındaki TSH düzeyinin, aynı bireylerin sirkadiyen ritme uygun şekilde uyumuş durumları arasındaki değişimin karşılaştırmalı değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmamız, TSH düzeyinin değerlendirilmesinde uyku durumumunun gerekliliği üzerine yoğunlaşmıştır. Çalışmamıza halsizlik şikayeti ile başvuran, yapılan tetkiklerde TSH normal sınırın üzerinde tespit edilen ve uykusuzluk anamnezi veren 100 hasta alınmıştır. Çalışmamızda uykusuz erkeklerdeki ve kadınlardaki TSH seviyesi ile aynı erkeklerin ve kadınların sirkadyen ritme uygun şekilde uyumuş halleri arasındaki TSH seviyesi karşılaştırılmıştır. Sonuçlar anlamlı bulunmuştur. Çalışmamızın sonuçları analiz edildiğinde uykusuz kadınlarda, aynı kadınların sirkadyen ritme uygun şekilde uyumuş hallerine göre TSH seviyesinin daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Benzer şekilde uykusuz erkeklerde TSH seviyesinin, aynı erkeklerin sirkadyen ritme uygun şekilde uyumuş hallerine göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Yapılan değerlendirmeler ışığında halsizlik şikayeti ile başvuran hastalarda TSH yüksekliği tespit edilmesi durumunda öncelikle sirkadiyen ritme uygun şekilde uyuyup, uyumadığı sorgulanmalıdır. Kişinin sirkadiyen ritme uygunsuz uyku durumu tespit edilmesi halinde öncelikle sirkadiyen ritme uygun olarak uyuması sonrası TSH tetkiği tekrar edilmelidir. Bu şekilde hem gereksiz ileri tetkik yapılması önlenmiş olacak hem de yanlış hipotiroidi ön tanısı almasının önüne geçilmesi sağlanacaktır.

Sirkadiyen ritimTiroid beziTiroid hormonları+1
Metehan Ümit
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Theileria ovis ile doğal enfekte keçilerde oksidatif stres, tiroid hormonları, iz elementler ve bazı biyokimyasal belirteçlerin değerlendirilmesi

Theileriosis, Theileria cinsindeki protozoon türlerinin neden olduğu kene kaynaklı bir hastalıktır. Enfeksiyonun neden olduğu biyokimyasal değişikliklerin keçi theileriosisinin patofizyolojisinin anlaşılmasında önemli olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada keçilerde theileriosis enfeksiyonunda oksidatif stres, tiroid hormonları, iz elementler ve bazı biyokimyasal parametrelerin belirlenmesi amaçlandı. Bu amaçla 7'si sağlıklı, 7'si Theileria ovis ile enfekte 14 keçi örneği kullanıldı. Theileria enfeksiyonunun tanısı polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile konuldu. Enfekte ve sağlıklı keçilerden alınan kan örneklerinden elde edilen serumlarda, total antioksidan kapasite (TAK), total oksidan kapasite (TOK), triiyodotironin (T3), tiroksin (T4), bakır (Cu), çinko (Zn) , kobalt (Co), manganez (Mn), selenyum (Se), demir (Fe), alanin aminotransferaz (ALT), aspartat transaminaz (AST), gama glutamil transferaz (GGT), total protein, albümin, kreatinin trigliserit, kolesterol, yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL-kolesterol), düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL-kolesterol) ve üre test edildi. Oksidatif stres indeksi (OSİ) ve kan üre azotu (BUN) hesaplanarak bulundu. Sağlıklı keçiler ile karşılaştırıldığında enfekte keçilerde istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde TOK ve OSİ seviyeleri ile AST, ALT ve GGT enzim aktivitelerinin arttığı, bununla birlikte TAK, T3, T4, total protein, albumin, kteatinin, Cu, Zn, Se ve Co seviyelerinin azaldığı tespit edildi (p<0,05). Üre, BUN, trigliserit, kolesterol, HDL- kolesterol, LDL- kolesterol, Mn ve Fe seviyeleri açısından enfekte ve sağlıklı keçiler arasında istatistiksel olarak fark olmadığı belirlendi (p˃0,05). Elde edilen sonuçlar oksidatif stresin keçi theileriosisin yaygın bir komplikasyonu olduğunu ve hipotiroidizm ile iz mineral eksikliklerinin buna eşlik edebileceğini göstermektedir.

KeçilerOksidatif stresTheileriasis+1
Yunus Emre Çağlar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde doğan yeni doğanların kordon kanında bisfenol-A, F, S ile tiroit stimulan hormon ve serbest T4 hormonu düzeylerinin belirlenmesi

Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Hastanesi doğumhanesinde Kasım-Aralık 2021'de doğum yapan annelerin bisfenol türevlerinin olası bazı maruz kalım kaynakları belirlenerek, kord kanında bisfenol A, F ve S ile tiroit stimülan hormon ve serbest T4 hormonu düzeyleri ölçülmüştür. Araştırma tanımlayıcı tipte epidemiyolojik bir araştırma olup veriler yüz yüze görüşme tekniğiyle veri toplama formu ve kan örnekleri toplanmıştır. Hekim tarafından tanı koyulmuş tiroit hastalığı olanlar ve in vitro fertilizasyon yöntemiyle gebe kalanlar araştırma dışında bırakılmıştır. Toplam 121 annenin anket sonuçları ve 104 yeni doğan kord kanı değerlendirilmiştir. Ölçüm yapılan kord kanlarının %96,2'sinde BPA, %93,3'ünde BPF ve %89,4'ünde TSH ve fT4 düzeyleri deteksiyon limitinin üstündedir ve BPA düzeyi ortalama 10,69±2,39 ng/ml, BPF 3,80±0,58 ng/ml; TSH 2,36±0,23 µIU/ml ve fT4 14,18±0,53 pg/ml olarak ölçülmüştür. Kord kanlarındaki BPS düzeylerinin ölçüm yöntemi deteksiyon limitinin altında kaldığı görülmüştür. Araştırmaya katılan annelerin %41,3'ü, eşlerin %47,1'i lise ve üzeri öğrenim görmüştür. Annelerin ve eşlerin öğrenim durumu ile doğrama yüzeyi, yemek hazırlığı ve servisi sırasında plastik tercih durumları arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Doğan bebeklerin kord kanı bisfenol A ve F düzeyleri ile doğrama yüzeyi, yemek hazırlığı ve servisinde malzeme tercihi, gıda alışverişinde ambalaj tercihi, saklama kabı malzeme tercihi, mikrodalga fırın kullanım durumu, plastik malzemeleri bulaşık makinesinde yıkama durumu ve polikarbon damacana kullanım durumu arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır. Araştırmada kord kanındaki BPA ve BPF değerleri arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki ve orta düzey korelasyon bulunmaktadır. Diğer parametreler arasında yapılan korelasyon analizinde parametreler arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır. BPA ve BPF ile bebek doğum özellikleri ve anne yaşı arasında yapılan korelasyon analizinde istatistiksel anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır. Anahtar Kelimeler: Bisfenol, Kord Kanı, Maruz Kalım, Yeni Doğan

Bebek-yenidoğmuşBebeklerBisfenol A+3
Merve Büke Şahin
Hacettepe University
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Modeling the dynamics of thyroid hormones and related disorders

In this study, a dynamic simulation model for thyroid hormone system is constructed. The objective of this work is to first generate the dynamics of the hormones involved in thyroid hormone system in healthy body, and then to adapt the model to portray the dynamics of certain common thyroid disorders. The ultimate aim is to provide a platform for scenario analysis to support medical education, training and research, without risking patients? health. Initially, the model structure is tested by standard structure validity tests. After the validation part, four common thyroid disorders are simulated. Firstly, Graves? disease, the most common source of hyperthyroidism, is addressed. Goiter formation, effect of iodine availability on the severity of the disease, and increased T3/T4 ?a commonly used diagnostic measure in hyperthyroidism? are all well captured by the model. Other typical behaviour of hormones and glands are also well mimicked by simulations. Secondly, iodine deficiency, one prevailing cause of hypothyroidism, is discussed for two different levels of daily iodine intake. The model was able to depict all the characteristic changes including the goiter formation and increase in T3/T4 in these two scenarios, both independently and comparatively. Thirdly, the transient inhibitory effect of excessive iodine intake on thyroid gland is discussed. The model is able to demonstrate the enlargement in thyroid volume and the mild decline in thyroid hormones. Lastly, a condition called subacute thyroiditis, a common disorder in which thyroid gland is exposed to inflammation, is analysed. The typical triphasic clinical course of subacute thyroiditis, comprised of thyrotoxicosis, hypothyroidism and normal thyroid functioning is well represented by the model. In conclusion, with respect to both qualitative and quantitative information in literature, and interviews with the medical doctors, the model exhibits an acceptable degree of validity and is able to cover a wide range of thyroid-related disorders.

Simulation modelSystem dynamicsThyroid gland+3
Oylum Şeker
Boğaziçi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Subklinik hipertiroidili hastalarda aortik stiffness ve augmentasyon indeksinin incelenmesi

Amaç: Subklinik hipertiroidi serum tiroid stimulan hormon düzeyinin referans aralığının altında ve serum serbest tiroid hormon düzeylerinin normal referans aralığında olduğu durum olarak tanımlanır. Subklinik hipertiroidi tablosunun atriyal fibrilasyonda artış, diyastolik fonksiyonlarda bozulma gibi kardiyovasküler bozukluklarla ilişkisi bilinmektedir. Kardiyovasküler hastalıkların başında ise büyük arter hastalıkları gelmektedir. Bu çalışmada da subklinik hipertiroidi tablosunun kardiyovasküler mortalite ve morbiditenin öncüsü büyük arter hastalıkları ile ilişkisini, aortik stiffness ve augmentasyon indeksi değerleri ile araştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmamız Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları polikliniğine Aralık 2022-Mayıs 2023 arasında başvuran, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, 46 subklinik hipertiroidili hasta ve 51 ötiroid kontrol grubu kişi üzerinde prospektif olarak yapılmıştır. Çalışmaya dâhil edilenlerin demografik verileri, laboratuar değerleri ve 24 saatlik TA Holter cihazı ile tespit edilen nabız dalga hızı ve augmentasyon indeksi değerleri incelenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda subklinik hipertiroidi grubundaki hastaların nabız dalga hızı değerleri ötiroid kontrol grubundakilerden istatistiki olarak anlamlı farklılık oluşturacak şekilde yüksek bulunmuştur(p=0,031). Buna karşın subklinik hipertiroidi ile ötiroid kontrol grubunun augmentasyon indeksi bakımından gruplar arasındaki farklılık istatistiki olarak anlamlı değildir (p=0.501). Sonuç: Bu çalışma göstermektedir ki kardiyovasküler mortalite ve morbiditenin öngördürücüsü olan aortic stiffness için subklinik hipertiroidili hasta grubunda farkındalık oluşmalı, hastalar diğer kardiyovasküler risk faktörleri ile birlikte değerlendirilmeli, subklinik hipertiroidi tedavisi bu riskler göz önünde bulundurularak düzenlenmelidir. Anahtar kelimeler: Subklinik hipertiroidi, nabız dalga hızı, kardiyovasküler hastalık

Arteryel oklüzif hastalıklarAterosklerozHipotiroidizm+4
Hamdi Turhan
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geriatrik popülasyonda yaş gruplarına göre tiroid stimulan hormon düzeyi

Amaç: Tüm dünyada yaşlı nüfus sürekli olarak artmaktadır. Tiroid bozuklukları genel popülasyonda olduğu gibi yaşlı nüfus arasında da yaygınlaşmaktadır. Yaşlılarda tiroid bozukluklarının semptom ve bulgularının spesifik olmaması, eşlik eden tiroid dışı hastalıklar ve kullanılan ilaçlar tanı koymayı zorlaştırmaktadır. Yaşlanma ile tiroid hormon fizyolojisinin değişmesine bağlı olarak tiroid stimulan hormon (TSH) için yaşa özel referans aralıklarının ortaya çıkması da tanı koymanın zorluğunu arttırmaktadır. Yaşlılarda TSH düzeyinin kognitif fonksiyonlar, depresyon, kardiyovasküler olaylar, mortalite, kırılganlık, osteoporoz gibi birçok parametre ile ilişkisi incelenmiştir. Ancak yaş gruplarına göre normal TSH düzeyini araştıran çalışmalar kısıtlıdır. Çalışmamızın amacı, geriatri polikliniğinde değerlendirilen hastaların yaş aralıklarına göre TSH düzeylerinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Geriatri Bilim Dalı polikliniğinde değerlendirilen hastalardan herhangi bir tiroid hastalığı teşhisi olan, levotiroksin (LT4) tedavisi alan, daha önce tiroid cerrahisi geçirmiş ve/veya radyoaktif iyot tedavisi almış olanlar ile tiroid fonksiyonlarını etkileyebilecek ilaç kullanımı ve akut hastalık durumu olan hastalar dışlanmıştır. Geri kalan hastaların TSH düzeyleri istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 212 hastanın %59,4'ü kadındı. Hastaların yaş ortalaması 73 bulundu. Hastalar yaş gruplarına göre üç alt gruba kategorize edildi. 65-74 yaş grubunda 132 (%62,3), 75-84 yaş grubunda 59 (%27,8) ve 85 yaş ve üstü yaş grubunda ise 21 (%9.9) hasta değerlendirildi. 85 yaş ve üstündeki hastaların TSH düzeyi, 65-74 yaş grubundaki hastalara kıyasla daha düşüktü (p = 0,024). Ancak genel olarak yaş artışı ile TSH düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki saptanmadı. Sonuç: 65 yaş ve üstü popülasyonda, artan yaş ile TSH düzeyi değişmemektedir. Ancak 85 yaş ve üstü, çok yaşlı kişilerde, 65-74 yaş grubundaki kişilere göre TSH düzeyi azalmaktadır. Anahtar Kelimeler: tiroid fonksiyonları, geriatrik hasta

GeriatriTiroid fonksiyon testleriTiroid hastalıkları+2
Ayşegül Uçkun
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İzole koroner arter bypass cerrahisine giden hastalarda postoperatif tiroid fonksiyonlarındaki değişiklikler ve aritmi ile ilişkisi

Amaç: Koroner arter hastalığı toplumda oldukça sık görülen ve hastaların yaşam kalitesi üzerine olumsuz etkileri olan ciddi bir sağlık sorunudur. Cerrahi tedavi son derece yaygın bir şekilde uygulanmaktadır. Kalp cerrahisi sonrası ortaya çıkan aritmilerin etyolojik olarak pek çok sebebi vardır. Bu çalışmanın amacı, koroner arter bypass cerrahisi sonrası hastaların tiroit hormon fonksiyonlarındaki değişiklikleri tespit ederek aritmi ile ilişkisini değerlendirmektir.Metot: Ağustos 2012 ve Ocak 2013 tarihleri arasında Turgut Özal Tıp Merkezi'nde kardiyopulmoner bypass kullanılarak opere edilen ötiroid, 84 izole koroner arter hastası çalışmaya dahil edildi. Aritmi gelişmeyen olgular Grup 1 (n=66), aritmi gelişen olgular Grup 2 (n=18) şeklinde izlendi. Acil operasyonlar, böbrek ve karaciğer fonksiyonları bozuk olanlar, ejeksiyon fraksiyonu %30'un altında olanlar, bilinen tiroit hastalığı (operasyon geçirmiş, hormon replasmanı alanlar) olanlar, ek kardiyak veya major vasküler cerrahi planlananlar, malignensi veya kaşeksisi olanlar, kalp harici bir nedenle yoğun bakımda kalanlar ve preoperatif altı ay içinde amiodaron kullanmış olan hastalarlar çalışmaya dahil edilmedi. Prospektif olarak tüm hastalardan yoğun bakıma alınınca (D0), 24 saat sonra (D1), 48 saat sonra (D2), 72 saat sonra (D3) ve 96 saat sonra (D4) olmak üzere kan örnekleri alındı. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirildi.Bulgular: Preoperatif dönemde hastaların tamamı ötiroiddi. Çalışmaya alınan hastaları %21,43'ünde aritmi görüldü. Aritmilerin 12 tanesi atriyal fibrilasyon, 6 tanesi ventriküler aritmiydi. En sık postoperatif 2. günde aritmi izlendi.fT3 değerleri, her iki grupta postoperatif tüm dönemlerde, preoperatif döneme göre düşmüştü. Bu düşüş özellikle D2'de anlamlıydı (p=0,003). Grup içi değişimler karşılaştırıldığında her iki grupta da fT3 değeri düşmüştü. Bu düşüş aritmi grubunda daha fazlaydı. D2 döneminde fT3'te meydana gelen düşüş (p=0,036) özellikle anlamlıydı.fT4 değerleri, her iki grupta postoperatif tüm dönemlerde, preoperatif döneme göre yükselmişti. Grup içi değişimler karşılaştırıldığında her iki grupta da fT4 değerinde artış izleniyordu ancak bu artış aritmi grubunda daha fazlaydı. D1 döneminde fT4'te meydana gelen artış (p=0,0226) özellikle anlamlıydı.Sonuç: Aritmi grubunda (Grup 2) postoperatif dönemde fT3 değerlerinde meydana gelen düşüş aritmi izlenmeyen gruba (Grup 1) daha fazlaydı. Bu durumun aritminin en sık görüldüğü 2. günde daha belirgin olması önemlidir. Aynı şekilde fT4 değerlerinde yükseliş izlenmektedir. Bu rölatif yükselişin hipertiroidi kliniğini taklit ederek aritmi ve atriyal fibrilasyon için predispozisyon yarattığı öngörülebilir.Cerrahi travmanın haricinde, hormon düzeylerindeki değişikliğe kardiyopulmoner bypassın katkısını daha iyi görmek açısından hem çarpan kalpte hem de kardiyopulmoner bypass ile opere edilen hastaların bulunduğu iyi planlanmış, daha geniş serilerde, prospektif randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar kelimeler: Koroner arter hastalığı, Kardiyopulmoner bypass, Tiroit hormonları, Ötiroid hasta sendromu

Kardiyopulmoner bypassKoroner hastalıkTiroid hormonları+1
Köksal Dönmez
İnönü University
2013
30
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipertiroidik hastalarda TSH reseptor antikorunun papiller tiroid kanserleri açısından tanısal değeri

GİRİŞ: Tiroid hastalıkları arasında hipertiroidizme en sık neden olan "Graves" hastalığıdır. Graves, otoimmun bir hastalık olup etioloji mekanizmaları tam olarak öğrenilmemiştir. Bu hastalıkta tiroid antijenlerine karşı oluşan antikorlardan Anti-Tg, Anti-TPO, TRAb gösterilebilir. TRAb otoantikoru TSH-Reseptörlerine karşı oluşur ve Graves hastalığının klinik ve semptomlarının oluşmasında önemli rol oynar. Aynı zamanda Graves hastalarında TRAb düzeyi medikal tedavinin düzenlenmesinde ve postoperatif dönemin takibinde önem taşıyor. Benign hastalıklar nedeniyle opere edilen hastaların patoloji sonuçları incelendiğinde insidental kanser sonuçlarının arttığı görülmüştür. Bu tiroid kanserlerinin %80'i papiller tiroid kanseri olarak karşımıza çıkar. Benign nedenle opere edilen tiroid hastalarının büyük bir grubunu hipertiroidik hastalar oluşturur. Hipertiroidik hastalarda yüksek seyreden TRAb antikoru düzeyi ile tiroid kanserleri ve onların gelişmesi arasındaki ilişki mekanizmaları öğrenilmemiştir. Bu nedenle biz çalışmamızda tiroid hastalarının büyük bir grubunu oluşturan hipertiroidik hastalarda pozitif TRAb düzeyinin preoperatif papiller tiroid kanseri tanısında belirteç olarak değerini araştırmayı amaçladık. MATERYAL METOD: Çalışmamızda Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı ve Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 2006-2019 yılları arasında tiroid bezi hastalıkları nedeniyle opere edilen hastalar retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Opere edilen 898 hastanın dosyası incelenirken preoperatif tanının hipertiroidik hastalık olmasına, laboratuvar değerlerinde TRAb otoantikor düzeyinin yüksek olmasına ve patoloji sonuçlarının papiller tiroid kanseri ile uyumlu olmasına dikkat edilmiştir. 898 hastadan 216'sı toksik guatr ön tanısıyla ameliyata alınmış ve 76 hastada patoloji sonucu papiller tiroid kanseri olarak raporlanmıştır. Çalışmamızda hipertiroidik hastalarda cinsiyet, yaş, tiroid hormon T3, T4, TSH düzeyleri, anti-TPO, anti-Tg, TRAb otoantikoru değerleri, tümör boyutu, tümörlerin USG özellikleri, papiller tiroid kanserinin subtipleri gibi veriler karşılaştırılarak TRAb otoantikorunun PTC ile ilişkisi incelenmiştir. BULGULAR: Çalışmaya katılan 216 kişinin yaş ortalaması 46.45±13.22'dir (min:19-max:73). TRAb ve tiroid dokusundan salınan diğer parametreler karşılaştırılınca TRAb'la TSH, T3, T4, anti-TPO arasında zayıf anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Malign ve benign hastalarla TRAb arasında ROC eğrisi analizi yapılmıştır. Benign ve malign ayrımında TRAb değerinin kullanılamayacağı, eğri altındaki alanın anlamlı çıkmadığı bulunmuştur (p<0.724 ). Yaş, cinsiyet ve TRAb değişkenlerinin dâhil edilerek kurulan ikili lojistik regresyon analizinde yaş arttıkça (p<0.001) patoloji sonucunun malign çıkma ihtimalinin 1,05 kat arttığı görülmüştür. USG sonucu diffüz olan hastalarda ve hiperekojen olan hastalarda TRAb pozitifliği anlamlı olarak daha fazla bulunmuştur. SONUÇ: TRAb değerlerinin preoperatif olarak hipertiroidik hastalarda papiller tiroid ca için prognostik anlamının belirlenmesine yönelik yapılan araştırmamızda TRAb'ın tiroid lezyonlarının benign/malign ayrımında iyi bir tanı testi olmadığı görülmüştür. TRAb değeri hipertiroidik hastalarda preoperatif olarak papiller tiroid kanseri için bir tümör belirteci olarak kullanılamaz.

Biyobelirteçler-tümörGraves hastalığıHiperparatiroidizm+4
Farız Huseynov
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hashimoto tiroiditli hastalarda serum D vitamini düzeyi ve levotiroksin tedavisi sonrası D vitamini düzeyi değişikliğinin değerlendirilmesi

Hashimoto tiroiditi, tiroid bezinde yaygın lenfositer infiltrasyonun olduğu bir otoimmün tiroid hastalığıdır ve iyod yeterli bölgelerde hipotiroidinin en sık nedenidir. Son dönemlerde otoimmün hastalıklar ile D vitamini eksikliğinin ilişkisine dair çalışmalar bildirilmiştir. D vitamininin otoimmün hastalık gelişimi ve progresyonu ile ilgili olası ilişkisi nedeniyle, çalışmamızda toplumda sık görülen bir otoimmün hastalık olan Hashimoto tiroiditli hastalarda serum D vitamini düzeyinin ve levotiroksin replasman tedavisi sonrası D vitamini düzeyi değişikliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Çalışmaya 83 Hashimoto tiroiditli (30 ötiroid, 53 subkliııik hipotiroidi) hasta ve 30 sağlıklı kontrol olgusu alındı. Hashimoto tiroiditi tanısı; antitiroid peroksidaz ve aııtitiroglobulin düzeyleri ile konuldu. Hasta ve kontrol grubunda serum D vitamini düzeyi ölçüldü. D vitamini düzeyi <20ng/ml =Eksiklik, 20-30ng/ml=yetersizlik ve >30ng/ml= normal olarak kabul edildi. Subklinik hipotiroidili olgulara levotiroksin tedavisi verildi. Levotiroksin tedavisi sonrası ötiroid olan olgularda kontrol D vitamini düzeyine bakıldı.Ortalama D vitamini düzeyi ötiroid hasta grubunda 10,5±6,5 ng/ml, subklinik hipotiroidi grubunda 14,2±5,9 ng/ml, ve sağliklı kontrol grubunda 18,8±6,5 ng/ml olarak saptandı. Hashimoto tiroiditli hastalarla kontrol grubu arasındaki fark istatiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Ayrıca ötiroid grup ile subklinik grup arasında da anlamlı fark vardı (p:0,045). Hashimoto tiroiditli olguların %91,6'sında (ötiroid grup %96,7, subklinik hipotiroidili grup % 88,7), kontrol grubunun ise %66,7'sinde D vitamini eksikliği vardı. Levotiroksin replasman tedavisi sonrası subklinik hipotiroidili olgularda D vitamini düzeyinde istatiksel olarak anlamlı artış saptandı (14,2±5,9 ng/ml'den 16,0±5,4 ng/ml'ye, p:0,000).Hashimoto tiroiditli hastalarda tiroid disfonksiyonu mevcuttur ve D vitamini düzeyleri anlamlı derecede düşüktür. Bu durum D vitamini eksikliği ile Hashimoto tiroiditi gelişiminin ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. D vitamini suplemantasy onunun otoimmün tiroid hastalığı gelişmesinin veya pro gresyonunun önlenmesindeki yerinin araştırılacağı yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar sözcükleri: Hashimoto tiroiditi, D vitamini, hipotiroidi

Hashimoto hastalığıHipotiroidizmTiroid hormonları+1
Ahmet Çelik
Gaziantep University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Subklinik hipotiroidi nedeni ile ilaç kullanmakta olan hastalarda levotiroksin tedavisinin lipid profili ve vücut kitle indeksi üzerine olan etkisinin incelenmesi

Amaç: Subklinik hipotiroidizm, serum serbest T4 ( fT4 ) ve serbest T3 ( fT3 ) düzeyleri referans aralıkta iken serum tiroid stimulan hormon ( TSH ) düzeylerinde hafif düzeyde artış ile tanımlanır. Bu hastalarda temel sorun tedavi alıp almayacaklarıdır. Birçok çalışmada, levotiroksin tedavisinin serum lipid düzeyleri ve kardiyak fonksiyonlar üzerine olumlu etkileri gösterilmiştir. Biz prospektif klinik çalışmamızda, son bir ay içinde tanı konulmuş ve tedavi başlanmış subklinik hipotiroidili hastalardaki metabolik değişiklikleri ve bunlara tiroksin tedavisinin etkilerini incelemeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışma grubunu son bir ay içinde tanı konulan ve tedavi başlanmış subklinik hipotiroidili 36 hasta oluşturdu. 27 yeni tespit subklinik hipotiroidili hasta kontrol grubu olarak tedavisiz izlendi. Hastaların başlangıçta ve en az 3 ay sonra semptomları sorgulanıp, fizik muayeneleri yapıldı. Başlangıçta ve 3. ayda tedavi verilen ve tedavi verilmeyen hastaların tiroid fonksiyon testleri, lipid parametreleri ve vücut kitle indeksleri ( VKI ) karşılaştırıldı.Bulgular: Hastalar 32 ( % 88.8 ) kadın, 4 ( % 11.2 ) erkekten oluştu. Yaş ve VKI ortalamaları sırasıyla 44.66±13.34 yıl ve 29.96±5.99 kg/m² idi. Kontrol grubunda 23 ( %85.2 ) kadın, 4 ( %14.8 ) erkek vardı. Yaş ve VKI ortalamaları sırasıyla 42.51±11.66 yıl ve 30.68±5.61 kg/m² idi. 3. ayda hasta grubunda VKI 29.64±6.08 kg/m² olurken, kontrol grubunda VKI 30.93±5.76 kg/m² oldu. Başlangıçta hasta grubunda serum ortalama LDL kolesterol 127.55±44.69 mg/dl, kontrol grubunda ise 112.37±30.43 mg/dl idi. Tedavi almayanlara göre tedavi alanlarda ortalama LDL düzeylerinde başlangıca göre 3. ayda anlamlı bir azalma saptandı ( p=0.041 ).Sonuç: Biz bu çalışmada subklinik hipotiroidili hastalarda klinik hipotiroidi semptomlarının çoğu zaman mevcut olduğunu, hastalarda oluşan klinik ve metabolik değişikliklerin Levotiroksin tedavisi ile düzelebileceğini saptadık.Anahtar Sözcükler: Subklinik hipotiroidi, semptomlar, lipoproteinler.

HipotiroidizmLipoproteinlerSemptomlar ve genel patoloji+4
Mikail Yetmiş
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Master'sOpen AccessEN

Level evaluaion of thyroid hormones and lipid profile in patient with type 2 diabetes mellitus in Iraq

This study was conducted to evaluated the thyroid hormones and lipid profile in people (males and females) with Diabetes mellitus type 2 and study some biochemical parameters. Results showed that the female with DM2 group significantly superior in age parameter as compared to the two other groups (control and male with DM2). The results revealed that there was a significant differences between the tested groups which indicated that RBC count of male with DM2 was higher than count of female with DM2, the male with DM2 recorded 4.88 cells / mcl as compared to 5.49 cells / mcl respectively, The women with DM2 significantly superior on the other group in mean of HbA1c which recorded 6.55 as compared to 4.39 in control group. The results indicated an essential difference between the three groups in mean of level of T3 and T4 hormone, male with DM2 significantly decreased in mean of T3 levels which recorded 68.03 ng/ dL as compared to 79.67 and 96.05 ng/ dL for women with DM2 and control group respectively.The results found that TSH hormone production as compared to healthy persons, the women with DM2 group significantly elevated the level of TSH in patients which recorded 4.00 mU/ L as compared to 2.20 mU/ L in healthy persons. The results pointed a significant differences in liver profile especially levels of GOT and GPT between two patients group (male and female with DM2) and healthy individuals group.

Diabetes mellitusIraqCalcium+2
Younus Jumaah Dawood Dawood
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of level thyroid hormones, thyroglobulin in obesity patients and its effect on the body

Obesity has been linked to the progression of hypothyroidism and increasing the consequences of this disorder. In this study, obesity and Hashimoto's disease (the common cause of hypothyroidism) has been investigated by measuring the thyroid hormones, Thyroglobulin antibody (anti Tg), and lipid profile in obese and lean people. Eighty obese people with Hashimoto's disease were included in this study and divided into two groups according to their (BMI) values; obese I which contained 40 obese people with BMI range 30-35 kg/m2, and obese II which contained 40 obese people with BMI range 35-42 kg/m2. The levels of TSH, and anti Tg were increased significantly in obese I and II compared to the control, with anti Tg level in the obese II higher significantly than obese I. The T4 level was significantly reduced in obese I and II compared to control, where it was significantly lower in obese II compared to obese I. T3 level was non-significant among the three groups. Moreover, the lipid profile variables were significantly changed in obese I and II patients compared to control. In conclusion, the increase of BMI in obese people cause significant shift in the anti Tg and T4 levels in hypothyroidism patients.

Hashimoto diseaseHypothyroidismLipids+2
Fatımah Falah Azeez Al-dabbagh
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Trablus/libya'daki gebe kadınlarda tiroid hormon bozuklukları ile insülin direnci arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, pratik gebelerde tiroid hormonu bozuklukları ile insülin direnci arasındaki ilişkiyi incelemektir. Sonuçlar, incelenen üç grup için kadınların ortalama yaşlarında önemli bir fark olduğunu gösterdi. Sonuçlar, yüksek tiroid bezli iki kadın grubunun ve düşük tiroidli kadınların, kontrol grubuna (sağlıklı kadınlar) kıyasla sırasıyla 37.0 ve 37.82 yaş olarak kaydedilmesiyle, kadınların ortalama yaşı açısından sağlıklı kadınlar grubuna göre önemli ölçüde üstün olduğunu göstermiştir. Sonuçlar, üç grubun hamile kadınların ortalama ağırlık değerleri açısından farklılık gösterdiğini ortaya koydu. Sonuçlar, hipotiroidi hastası kadın grubunun 69.74 kg ile diğer gruplara göre önemli ölçüde üstün olduğunu doğruladı. Sağlıklı kadın grubu 56.28 kg kayıt yaparken, hipertiroidi hastası kadın grubu kontrol grubuyla (sırasıyla 54.89 kg ve 56.28 kg) önemli bir fark kaydetmedi. Sonuçlar, ortalama TSH düzeyinin çalışılan gruplar için önemli bir farklılık gösterdiğini ortaya koydu. Hipotiroidizmi olan hamile kadın grubunda en büyük anlamlı artış görüldü ve kontrol grubunda 1.50 mIU/L'ye kıyasla 8.72 mIU/L'ye ulaştı, hipertiroidizmi olan hamile kadın grubunda ise 0.29 mIU/L'lik anlamlı bir düşüş gözlendi. Sonuçlar, çalışılan grupların ortalama T3 değerleri açısından farklılık gösterdiğini ortaya koydu; hipertiroidizmi olan kadınlar, 1.69 µg/dL olarak kaydeden sağlıklı kadınlara kıyasla önemli ölçüde üstünlük göstererek 3.55 µg/dL değerini kaydetti, hipotiroidizmi olan kadınlar ise ortalama T3 değerini sırasıyla 0.71 µg/dL'ye düşürdü. Bulgular, çalışılan üç grubun T4 seviyeleri açısından farklılık gösterdiğini, hipertiroidili hamile kadınların T4 seviyesini sağlıklı kadın grubuna kıyasla (10.52 µg/dL) önemli ölçüde 18.73 µg/dL'ye yükselttiğini, hipotiroidili hamile kadınların ise T4 seviyesini önemli ölçüde 4.40 µg/dL'ye düşürdüğünü göstermiştir. Sonuçlar, hamile kadınlar grubunda serbest T3 düzeyinin sağlıklı hamile kadınlarda 99.33 ng/dL iken 140.46 ng/dL olarak önemli ölçüde yükseldiğini gösterdi. Hamile kadınlarda ise serbest T3 düzeyinde 59.94 ng/dL olarak kaydedilen bir düşüş gözlendi. Serbest T3'ün üst seviyesi 154.20 ng/dL olarak kaydedilirken, alt seviyesi hamile kadın grubunda (1.16 ng/dL) kaydedildi. Sonuçlar, test edilen üç grubun değerleri arasında önemli bir fark olduğunu gösterdi. Hipertiroidizmi olan hamile kadın grubu, FT4 değerini 1.22 ng/dL'ye kıyasla 3.40 ng/dL'ye yükseltmede diğer gruplara göre önemli bir üstünlük gösterirken, hipotiroidizmi olan kadın grubu 0.55 ng/dL'lik önemli bir düşüş yaşadı. Sonuçlar, hipotiroidizmi olan hamile kadınların, enfeksiyonu olmayan ve tiroid bozuklukları olmayan sağlıklı hamile kadınlara kıyasla (sırasıyla %6,46 ve %4,73) HbA1c değerinin yükselmesi açısından önemli ölçüde üstün olduğunu gösterdi. Hipertiroidizmi olan hamile kadınlarda ise HbA1c ortalamasında hafif bir artış (5,30%) kaydedildi. Sonuçlar, tiroid bozukluğu olan iki gebelik grubunda (tiroid aktivitesinde artış veya azalış) kontrol grubuna (tiroid bozukluğu olmayan gebeler) kıyasla açlık kan şekeri (AKŞ) değerlerinde önemli bir artış olduğunu ortaya koydu. Hipertiroidi hastası kadın grubunda ortalama açlık kan şekeri değerlerinde 135.54 mg/dL'ye ulaşan önemli bir artış kaydedilirken, düşük tiroid bozukluğu olan kadın grubunda 118.12 mg/dL, tiroid bozukluğu olmayan hamile kadın grubunda ise 87.16 mg/dL olarak kaydedildi. Sonuçlar, tiroid bozukluğu olan iki hamile kadın grubunda insülin hormonu seviyesinde kontrol grubuna kıyasla hafifçe anlamlı bir artış olduğunu gösterdi. Düşük tiroidli hamile kadın grubu en yüksek insülin değerlerini kaydederek 6.40 µU/ml'ye ulaşırken, yüksek tiroidli hamile kadın grubu kontrol grubu için 5.17 µU/ml'ye kıyasla 6.34 µU/ml değerini kaydetti. Sonuçlar, HOMA-IR ortalama değerlerinde bir fark olduğunu gösterdi; yüksek tiroidli kadın grubu değerleri 2.11'e yükseltmede önemli ölçüde üstünken, düşük tiroidli kadın grubu sağlıklı kadın grubuna kıyasla 1.86 değer kaydetti.

GlükozTiroid hormonlarıİnsülin direnci
Nadıa Mohammed Salama Kurzama
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Biochemical studies of thyroid hormones, anti thyroperoxidase, and some parameters in blood serum of patients of benign and malignant breast tumor patients

This study was conducted at the Oncology Teaching Hospital in Baghdad - Iraq, and the study lasted for 7 months, from March 1, 2021, to September 1, 2021. The study included three groups, each group included 40 patients with benign tumors, 40 patients with malignant tumors, and 40 female control groups. Thyroid disease is a common disease that may lead to other diseases. Breast cancer is also a common and fatal disease, and the causes of the disease must be sought. Thyroid peroxidase (TPO) is required for the thyroid gland's physiological activity. The goal of this study is to see if there's a link between thyroid and lipid problems and benign breast disease and breast cancer. The high incidence of thyroid peroxidase antibodies (TPOAbs) in breast cancer patients, as well as their protective effect, have previously been shown, implying a relationship between breast cancer and thyroid autoimmunity. TPO was recently discovered in breast cancer tissue samples, however, its antigen was not examined. TPO and its antigenic activity may have favorable benefits on TPOAb-positive breast cancer patients by detecting thyroid pathophysiology early. However, further research is needed to establish TPOAbs' positive impact and to better understand the mechanism behind it.

Iraq-BaghdadBreast diseasesBreast neoplasms+3
Muthanna Maızar Awad Awad
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Association between normal abnormal thyroid hormones and diabetes mellitus retinopathy in patients with type 1.2 and 3 diabetes in Anbar city

Diabetes is a type of disease that affects the rest of the body's functions. The study was conducted at Al-Ramadi Teaching Hospital for Women and Children for the period from 2021-2022. Our study aimed to investigate the relationship between the three types of diabetes (T2DM, gestational diabetes and T1DM). The study found that age affects disease severity levels in addition to weight, where the effect was less in type 2 and gestational diabetes. For fats, there was no strong effect in increasing diabetes. With regard to low-density lipids, it has been shown that it directly affects the development of the disease, because triglyceride levels have a strong and direct influence on the development of diabetes, especially type 1 and type 2. Cumulative glucose testing: Sugar and insulin have been linked to disease. In this study, when performing Pearson's correlation analysis of the relationship between TSH and some biochemical tests, there was a strong correlation between TSH, age, weight, T3, RBS, HbA1c and insulin, while there was no correlation for TSH with lipids, T4 and other tests. These results indicate the importance of thyroid screening for diabetic patients. Keywords: Thyroid Hormones, Retinopathy, Diabetes Mellitus, TSH

Diabetes mellitusEye diseasesThyroid hormones
Shıfa Jaber Sahal Sahal
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Study of the association between thyroid peroxidase and biochemical parameters (T3, T4 and TSH) and the lipid profile in type-2 diabetes patients in center of Baghdad

One of the most common forms of diabetes is type 2, which occurs because cells do not recognize and respond to insulin if it is not treated properly. The present study was arranged to examine the relationship between thyroid peroxidase, biochemical parameters (T3, T4 and TSH) and lipid profile in type 2 diabetic patients in central Baghdad. The aim of this study is to evaluate the relationship between TSH, T3, T4 and lipid peroxidation with the glycemic index in type 2 diabetic patients. The study collected samples from type 2 diabetic patients and healthy subjects of different ages in Baghdad General Hospital between January ( January 2021 and March 2022. Some tests for biochemical parameters were performed on several T2DM patients and 20 healthy subjects. Where the results showed a significant (high) increase in LDL, VLDL and TSH compared to the control group (P < 0.05), and the results indicated a significant and significant decrease in both HDL levels. Compared to the T3 and T4 control groups (P < 0.05

Diabetes mellitusFollicle stimulating hormoneLipoproteins+3
Hanan Ismael Shahadha Al-mashhadanı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Effect of thyroid hormone T3 and T4 on the central nervous system is associated with diabetes mellitus

Thyroid hormones are critically involved in the development of the central nervous system (CNS). Fetal and/or neonatal hypothyroidism causes myelination defects, and neuronal migration and differentiation, which cause mental retardation, which can be profound, and in certain cases irreversible neurological alterations. It is accepted that most of the actions of the thyroid hormones are due to the interaction of the active thyroid hormone, triiodothyronine (T3), with nuclear receptors. Thyroid hormone regulates the expression of a series of genes that encode proteins with very diverse physiological functions: myelin proteins, proteins involved in cell adhesion and migration, signaling proteins, cytoskeleton components, mitochondrial proteins, transcription factors, etc. T3 originates partially in the thyroid gland, but for the most part is generated locally in target tissues from thyroxine (T4 ). The concentration of T3in the CNS is tightly regulated by type II and III 2 deiodinases. Type II deiodinase, which is expressed in tanycytes and astrocytes, produces up to 80% of the T3present in the CNS. Type III deiodinase, present in neurons, degrades T4 and T3to inactive metabolites. In the human fetus, the T3 receptor is present at least from the 10th week of gestation, indicating that thyroid hormone may have actions in the human fetal brain. Of course, in human fetal tissues, T4 can be detected in most of them, and T3 in the brain, which could be derived mostly from T4.

Diabetes mellitusHypothyroidismCentral nervous system+1
Mustafa Hassan Saed Altalabanı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of lipid profile, thyroid hormones levels, and antioxidants in Iraqi thyroid patients

The purpose of this study is performed to examine the association of dyslipidemia in thyroid disorder patients and hypovitaminosis D, B12 in Iraqi patients. In the two groups (patients and controls), the study indicated that there were indications that the mean age, weight and body mass index in the group of patients were altered in hypothyroid patients. The average lipid profile was in the two groups, indicating that there were indications that the average total cholesterol was less statistically significant in hypothyroid patients, while the result of triglycerides, HDL, LDL and VLDL in the group of patients there was no significant relationship. Statistic. Regarding Superoxide Dismutase (Sod), it was found to be significantly lower in the patient group. Regarding TSH, T3 and T4, it was found that they were significantly higher in the patient group. Vitamin D and B12, were not found to be significantly higher in the patient group. The study confirmed that there was a between TSH with age, weight, cholesterol, LDL, T3 and T4 in hyroid Patients.

Thyroid diseasesThyroid hormonesThyroxine+3
Salah Naırooz Shattı Shattı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of changes in steroid hormone, TSH, and follicle-stimulating hormone in men after diet in Bagdad

In males, steroid hormones regulate sexual maturation, masculinization, structural muscular activity, and libido. One of the most crucial sex hormones for men is testosterone. The purpose of this thesis is to examine the effects of nutrition on male hormones such as testosterone and the stimulating hormones as well as various biochemical tests, and to compare these results to those of healthy controls. Twelve-hundred separate (60 men without a diet and 60 men with a diet). The age range of those who were interested in the diet was found to be between 36 and 47. As the participants in the research were all on diets, there was a statistically significant difference between the average weights of the diet group and the control group. Testosterone levels also seem to have dropped as a direct effect of the diet. When comparing the findings of the study group to those of the control group, the diet was shown to have no effect on FSH or LH levels. A minor change in levels, that is, a drop in concentrations, was also seen with the RBS and HBA1C readings with the diet. Their levels have not changed, as shown by the E2 findings. The diet has improved markedly as measured by changes in fat levels, as shown by the findings of TC, TG, HDL, LDL, and VLDL. These findings demonstrate the therapeutic significance of dietary modifications affecting steroid hormone levels. Dietary changes of this magnitude need medical supervision.

DietLipidsSteroid hormone+2
Samer Saad Kadhım Al-khafajı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Investigating the prevalence of thyroid dysfunction in obese Iraqi patients

Thyroid gland performance was examined in this research of overweight people. An equal number of men and women (100 total) were participate in research as people with central obesity, and compared to a control group of 50 slim and healthy people (25 male and 25 female). Serum from each subject was tested for levels of thyroid hormones like thyroid stimulating hormone (TSH), thyroid hormones like triiodothyronine (T3), thyroxine (T4), antibodies against thyroid peroxidase (antiTPO), glucose (FBS), lipids like triglycerides (TGs), cholesterol (Chol) and (high, low and very low-density lipoproteins) (HDL, LDL, and VLDL). The levels of T3 did not vary significantly between the obese and the lean, while the levels of T4 and TSH did differ significantly but antiTPO not changed. In addition, the amount of FBS was much greater in obese persons compared to lean people and lots of modifications were detected in the lipid profile in obese people with the TGs, Chol, LDL, and VLDL being great enhanced, while the HDL was decreased. Both of sexes are likely to be at risk of hypothyroidism if they are overweight in the central obesity.

LipidsObesityPeroxidase+1
Tamadhur Jawad Farhan Farhan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Study of thyroid hormones effect on biochemical parameters of liver function in Iraqi patients

This study aims to study the effect of thyroid hormones on some biochemical tests of liver function in Iraqi male patients and to study the relationship between them. A controlled study included 135 samples from patients and controls, group B, 45 patients with liver disorder, group C: 45 patients with a thyroid disorder, and group A: 45 healthy people (as the controls group). The study concluded that there were significant statistically significant differences for patients with liver disease, as well as for patients who suffer from abnormalities in the functions of the thyroid gland. Triiodothyronine (T3) and thyroxine (T4) have been found to have significant and minor effects on liver enzymes, with their levels only slightly affected in patients with liver disease. Total serum bilirubin (TSB) levels are also affected by defects in liver enzymes. Alkaline phosphatase and albumin levels indicate statistical significance within the results of our study. Serum protein levels had no significant changes in our study.

IraqLiverTSH+3
Huda Kadhım Jaafar Iboodee
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sekonder peritonit prognozunda prokalsitonin, CRP ve tiroid hormonlarının yeri

Amaç: Prokalsitonin 116 aminoasitlik bir glikopeptit olup kalsitonin hormonunun prekürsörüdür. Son yıllarda prokalsitonin bakteriyel enfeksiyonlara spesifik, viral ve sistemik enflamatuar cevap sendromundan etkilenmeyen yeni bir enfeksiyon göstergesi olma özelliği ile dikkat çekmektedir. Tiroid hormon seviyelerinin sepsis ve ağır bakteriyel enfeksiyonlarda belirgin şekilde düşmesi hastalığın prognozu hakkında fikir vericidir. Biz bu çalışmamızda sekonder peritonit tanı ve prognozunda prokalsitonin, CRP ve tiroid hormonlarının yerini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Ocak 2008-Ocak 2010 tarihleri arasında, Çukurova üniversitesi tıp fakültesi genel cerrahi ana bilim dalında sekonder peritonit nedeniyle opere olan 84 hasta üzerinde yapılan prospektif bir çalışmadır. Hastaların preoperatif, postoperatif 1-3-5-7-14 günlerinde CRP, prokalsitonin ve tiroid hormon seviyeleri incelenmiştir. Veriler SPSS 15.0 programında analiz edilmiştir.Bulgular: Çalışmaya aldığımız hastaların postop dönemde komplikasyon gelişen ve gelişmeyen hastaların CRP, PKT ve tiroid hormon değerlerinin karşılaştırıldığı peptik ülser perforasyonlu hastaların preop PKT (p=0,043), postop 3. gün T4 (p=0,003), postop 3. gün PKT (p=0,019), postop 5. gün T4 (p=0,031), postop 5. gün PKT (p=0,031), postop 7.gün PKT(p=0,013), ince barsak perforasyonlu hastaların postop 1. gün T3 (p=0,025), postop 1. gün TSH (p=0,031), postop 7. gün T4 (p=0,027), postop 14. gün T3 (p=0,028), postop 14. gün PKT (p=0,050), kolon perforasyonlu hastaların postop 1. gün TSH (p=0,035), postop 5. gün PKT (p=0,015), postop 7. gün T3 (p=0,009) değerleri komplikasyon gelişen ve komplikasyon gelişmeyen hastalar arasında istatiksel olarak anlamlıdır.Çalışmaya aldığımız taburcu ve eksitus olan hastaların CRP, PKT ve tiroid hormon değerlerinin karşılaştırıldığı tabloda da görüldüğü gibi peptik ülser perforasyonlu hastaların postop 3. gün T4 (p=0,002), postop 3. gün PKT (p=0,010), postop 5. gün T4 (p=0,039), postop 7. gün T4 (p=0,019), ince barsak perforasyonlu hastaların preop T3 (p=0,042), postop 1. gün T3 (p=0,026), postop 3. gün T4 (p=0,012), postop 3. gün CRP (p=0,036), postop 7. gün T4 (p=0,023), kolon perforasyonlu hastaların postop 1. gün TSH (p=0,020), postop 3. gün TSH (p=0,006) değerleri taburcu ve eksitus olan hastalar arasında istatiksel olarak anlamlıdır.Sonuç: Prokalsitonin enflamatuar yanıttan etkilenmemesi ve enfeksiyona daha hızlı cevap vermesi ile mevcut enfeksiyon parametrelerinden üstün olduğu söylenebilir. Sekonder peritonin tablosu ne kadar ağırsa tiroid hormon seviyelerinin o derecede düşmesi hastalığı prognozu açısından önemli bir parametre olacağı kanaatindeyiz.Anahtar sözcükler: Tiroid hormonları, CRP, Prokalsitonin, Sekonder peritonit

C reaktif proteinKalsitoninPeriton hastalıkları+4
İdris Akçay
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servisten dahiliye yoğun bakıma yatan hastalarda tiroid hormon düzeyleri ile mortalite arasındaki ilişki

Acil Servisten Dahiliye Yoğun Bakıma Yatan Hastalarda Tiroid Hormon Düzeyleri İle Mortalite Arasındaki İlişkiAmaç: Yoğun bakımda yatan yaşlı hastalarda mortalite oranı oldukça yüksektir. Bu çalışmada dahiliye yoğun bakıma yatan 55 yaş üstü hastaların mortalitesini tahmin etmede yardımcı olan tiroid hormonları ve glasgow koma skalası, akut fizyoloji ve kronik sağlık değerlendirmesi II, basitleştirilmiş akut fizyolojik skor II, kullanılarak bunların birbirleriyle olan ilişkisi saptanmaya çalışıldı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, 48'i (% 65,8) erkek, 25'i (% 34,2) kadın olmak üzere toplam 73 hasta alındı. Hastalarda mortaliteyi tahmin etmek için kullanılan belirteçler olarak; yaş, akut fizyoloji ve kronik sağlık değerlendirmesi II, basitleştirilmiş akut fizyolojik skor II, glasgow koma skalası, serumda lökosit sayısı, hemoglobin, c reaktif protein, serbest triiyodotironin, serbest tiroksin, tiroid stimüle edici hormon, protrombin zamanı, aktive parsiyel tromboblastin zamanı, albumin, ferritin belirlendi.Bulgular: Eksitus ve taburcu olan hastalar arasında yaş ortalaması istatistiksel olarak anlamlı değildi. Ortalama yatış süresi ise anlamlı bulundu.Prognostik belirteçlerinden, akut fizyoloji ve kronik sağlık değerlendirmesi II, lökosit sayısı, c reaktif protein, protrombin zamanı, serbest triiyodotironin, serbest tiroksin, tiroid stimüle edici hormon ve hemoglobin'in istatistiksel olarak mortalite ile ilişkisi bulunamadı. Ferritin, aktive parsiyel tromboblastin zamanı, glasgow koma skalası, basitleştirilmiş akut fizyolojik skor II'nin yüksekliği ve albümin düşüklüğü ile mortalite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu.Sonuç: Dahiliye yoğun bakım ünitesi'ne yatan 55 yaş üstü hastaların mortalite tahmininde; basitleştirilmiş akut fizyolojik skor II, glasgow koma skalası, ferritin, albümin, aktive parsiyel tromboplastin zamanı, ölçümlerinin kullanılabileceği tespit edildi.

Acil servis-hastaneAlbüminlerFerritin+5
Yağmur Topal
Çukurova University
2011
00

Related subjects