Thyroid hormones

60 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

İzole koroner arter bypass cerrahisine giden hastalarda postoperatif tiroid fonksiyonlarındaki değişiklikler ve aritmi ile ilişkisi

Amaç: Koroner arter hastalığı toplumda oldukça sık görülen ve hastaların yaşam kalitesi üzerine olumsuz etkileri olan ciddi bir sağlık sorunudur. Cerrahi tedavi son derece yaygın bir şekilde uygulanmaktadır. Kalp cerrahisi sonrası ortaya çıkan aritmilerin etyolojik olarak pek çok sebebi vardır. Bu çalışmanın amacı, koroner arter bypass cerrahisi sonrası hastaların tiroit hormon fonksiyonlarındaki değişiklikleri tespit ederek aritmi ile ilişkisini değerlendirmektir.Metot: Ağustos 2012 ve Ocak 2013 tarihleri arasında Turgut Özal Tıp Merkezi'nde kardiyopulmoner bypass kullanılarak opere edilen ötiroid, 84 izole koroner arter hastası çalışmaya dahil edildi. Aritmi gelişmeyen olgular Grup 1 (n=66), aritmi gelişen olgular Grup 2 (n=18) şeklinde izlendi. Acil operasyonlar, böbrek ve karaciğer fonksiyonları bozuk olanlar, ejeksiyon fraksiyonu %30'un altında olanlar, bilinen tiroit hastalığı (operasyon geçirmiş, hormon replasmanı alanlar) olanlar, ek kardiyak veya major vasküler cerrahi planlananlar, malignensi veya kaşeksisi olanlar, kalp harici bir nedenle yoğun bakımda kalanlar ve preoperatif altı ay içinde amiodaron kullanmış olan hastalarlar çalışmaya dahil edilmedi. Prospektif olarak tüm hastalardan yoğun bakıma alınınca (D0), 24 saat sonra (D1), 48 saat sonra (D2), 72 saat sonra (D3) ve 96 saat sonra (D4) olmak üzere kan örnekleri alındı. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirildi.Bulgular: Preoperatif dönemde hastaların tamamı ötiroiddi. Çalışmaya alınan hastaları %21,43'ünde aritmi görüldü. Aritmilerin 12 tanesi atriyal fibrilasyon, 6 tanesi ventriküler aritmiydi. En sık postoperatif 2. günde aritmi izlendi.fT3 değerleri, her iki grupta postoperatif tüm dönemlerde, preoperatif döneme göre düşmüştü. Bu düşüş özellikle D2'de anlamlıydı (p=0,003). Grup içi değişimler karşılaştırıldığında her iki grupta da fT3 değeri düşmüştü. Bu düşüş aritmi grubunda daha fazlaydı. D2 döneminde fT3'te meydana gelen düşüş (p=0,036) özellikle anlamlıydı.fT4 değerleri, her iki grupta postoperatif tüm dönemlerde, preoperatif döneme göre yükselmişti. Grup içi değişimler karşılaştırıldığında her iki grupta da fT4 değerinde artış izleniyordu ancak bu artış aritmi grubunda daha fazlaydı. D1 döneminde fT4'te meydana gelen artış (p=0,0226) özellikle anlamlıydı.Sonuç: Aritmi grubunda (Grup 2) postoperatif dönemde fT3 değerlerinde meydana gelen düşüş aritmi izlenmeyen gruba (Grup 1) daha fazlaydı. Bu durumun aritminin en sık görüldüğü 2. günde daha belirgin olması önemlidir. Aynı şekilde fT4 değerlerinde yükseliş izlenmektedir. Bu rölatif yükselişin hipertiroidi kliniğini taklit ederek aritmi ve atriyal fibrilasyon için predispozisyon yarattığı öngörülebilir.Cerrahi travmanın haricinde, hormon düzeylerindeki değişikliğe kardiyopulmoner bypassın katkısını daha iyi görmek açısından hem çarpan kalpte hem de kardiyopulmoner bypass ile opere edilen hastaların bulunduğu iyi planlanmış, daha geniş serilerde, prospektif randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar kelimeler: Koroner arter hastalığı, Kardiyopulmoner bypass, Tiroit hormonları, Ötiroid hasta sendromu

Kardiyopulmoner bypassKoroner hastalıkTiroid hormonları+1
Köksal Dönmez
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Subklinik hipotiroidi nedeni ile ilaç kullanmakta olan hastalarda levotiroksin tedavisinin lipid profili ve vücut kitle indeksi üzerine olan etkisinin incelenmesi

Amaç: Subklinik hipotiroidizm, serum serbest T4 ( fT4 ) ve serbest T3 ( fT3 ) düzeyleri referans aralıkta iken serum tiroid stimulan hormon ( TSH ) düzeylerinde hafif düzeyde artış ile tanımlanır. Bu hastalarda temel sorun tedavi alıp almayacaklarıdır. Birçok çalışmada, levotiroksin tedavisinin serum lipid düzeyleri ve kardiyak fonksiyonlar üzerine olumlu etkileri gösterilmiştir. Biz prospektif klinik çalışmamızda, son bir ay içinde tanı konulmuş ve tedavi başlanmış subklinik hipotiroidili hastalardaki metabolik değişiklikleri ve bunlara tiroksin tedavisinin etkilerini incelemeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışma grubunu son bir ay içinde tanı konulan ve tedavi başlanmış subklinik hipotiroidili 36 hasta oluşturdu. 27 yeni tespit subklinik hipotiroidili hasta kontrol grubu olarak tedavisiz izlendi. Hastaların başlangıçta ve en az 3 ay sonra semptomları sorgulanıp, fizik muayeneleri yapıldı. Başlangıçta ve 3. ayda tedavi verilen ve tedavi verilmeyen hastaların tiroid fonksiyon testleri, lipid parametreleri ve vücut kitle indeksleri ( VKI ) karşılaştırıldı.Bulgular: Hastalar 32 ( % 88.8 ) kadın, 4 ( % 11.2 ) erkekten oluştu. Yaş ve VKI ortalamaları sırasıyla 44.66±13.34 yıl ve 29.96±5.99 kg/m² idi. Kontrol grubunda 23 ( %85.2 ) kadın, 4 ( %14.8 ) erkek vardı. Yaş ve VKI ortalamaları sırasıyla 42.51±11.66 yıl ve 30.68±5.61 kg/m² idi. 3. ayda hasta grubunda VKI 29.64±6.08 kg/m² olurken, kontrol grubunda VKI 30.93±5.76 kg/m² oldu. Başlangıçta hasta grubunda serum ortalama LDL kolesterol 127.55±44.69 mg/dl, kontrol grubunda ise 112.37±30.43 mg/dl idi. Tedavi almayanlara göre tedavi alanlarda ortalama LDL düzeylerinde başlangıca göre 3. ayda anlamlı bir azalma saptandı ( p=0.041 ).Sonuç: Biz bu çalışmada subklinik hipotiroidili hastalarda klinik hipotiroidi semptomlarının çoğu zaman mevcut olduğunu, hastalarda oluşan klinik ve metabolik değişikliklerin Levotiroksin tedavisi ile düzelebileceğini saptadık.Anahtar Sözcükler: Subklinik hipotiroidi, semptomlar, lipoproteinler.

HipotiroidizmLipoproteinlerSemptomlar ve genel patoloji+4
Mikail Yetmiş
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Master'sOpen AccessEN

Level evaluaion of thyroid hormones and lipid profile in patient with type 2 diabetes mellitus in Iraq

This study was conducted to evaluated the thyroid hormones and lipid profile in people (males and females) with Diabetes mellitus type 2 and study some biochemical parameters. Results showed that the female with DM2 group significantly superior in age parameter as compared to the two other groups (control and male with DM2). The results revealed that there was a significant differences between the tested groups which indicated that RBC count of male with DM2 was higher than count of female with DM2, the male with DM2 recorded 4.88 cells / mcl as compared to 5.49 cells / mcl respectively, The women with DM2 significantly superior on the other group in mean of HbA1c which recorded 6.55 as compared to 4.39 in control group. The results indicated an essential difference between the three groups in mean of level of T3 and T4 hormone, male with DM2 significantly decreased in mean of T3 levels which recorded 68.03 ng/ dL as compared to 79.67 and 96.05 ng/ dL for women with DM2 and control group respectively.The results found that TSH hormone production as compared to healthy persons, the women with DM2 group significantly elevated the level of TSH in patients which recorded 4.00 mU/ L as compared to 2.20 mU/ L in healthy persons. The results pointed a significant differences in liver profile especially levels of GOT and GPT between two patients group (male and female with DM2) and healthy individuals group.

Diabetes mellitusIraqCalcium+2
Younus Jumaah Dawood Dawood
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of level thyroid hormones, thyroglobulin in obesity patients and its effect on the body

Obesity has been linked to the progression of hypothyroidism and increasing the consequences of this disorder. In this study, obesity and Hashimoto's disease (the common cause of hypothyroidism) has been investigated by measuring the thyroid hormones, Thyroglobulin antibody (anti Tg), and lipid profile in obese and lean people. Eighty obese people with Hashimoto's disease were included in this study and divided into two groups according to their (BMI) values; obese I which contained 40 obese people with BMI range 30-35 kg/m2, and obese II which contained 40 obese people with BMI range 35-42 kg/m2. The levels of TSH, and anti Tg were increased significantly in obese I and II compared to the control, with anti Tg level in the obese II higher significantly than obese I. The T4 level was significantly reduced in obese I and II compared to control, where it was significantly lower in obese II compared to obese I. T3 level was non-significant among the three groups. Moreover, the lipid profile variables were significantly changed in obese I and II patients compared to control. In conclusion, the increase of BMI in obese people cause significant shift in the anti Tg and T4 levels in hypothyroidism patients.

Hashimoto diseaseHypothyroidismLipids+2
Fatımah Falah Azeez Al-dabbagh
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Trablus/libya'daki gebe kadınlarda tiroid hormon bozuklukları ile insülin direnci arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, pratik gebelerde tiroid hormonu bozuklukları ile insülin direnci arasındaki ilişkiyi incelemektir. Sonuçlar, incelenen üç grup için kadınların ortalama yaşlarında önemli bir fark olduğunu gösterdi. Sonuçlar, yüksek tiroid bezli iki kadın grubunun ve düşük tiroidli kadınların, kontrol grubuna (sağlıklı kadınlar) kıyasla sırasıyla 37.0 ve 37.82 yaş olarak kaydedilmesiyle, kadınların ortalama yaşı açısından sağlıklı kadınlar grubuna göre önemli ölçüde üstün olduğunu göstermiştir. Sonuçlar, üç grubun hamile kadınların ortalama ağırlık değerleri açısından farklılık gösterdiğini ortaya koydu. Sonuçlar, hipotiroidi hastası kadın grubunun 69.74 kg ile diğer gruplara göre önemli ölçüde üstün olduğunu doğruladı. Sağlıklı kadın grubu 56.28 kg kayıt yaparken, hipertiroidi hastası kadın grubu kontrol grubuyla (sırasıyla 54.89 kg ve 56.28 kg) önemli bir fark kaydetmedi. Sonuçlar, ortalama TSH düzeyinin çalışılan gruplar için önemli bir farklılık gösterdiğini ortaya koydu. Hipotiroidizmi olan hamile kadın grubunda en büyük anlamlı artış görüldü ve kontrol grubunda 1.50 mIU/L'ye kıyasla 8.72 mIU/L'ye ulaştı, hipertiroidizmi olan hamile kadın grubunda ise 0.29 mIU/L'lik anlamlı bir düşüş gözlendi. Sonuçlar, çalışılan grupların ortalama T3 değerleri açısından farklılık gösterdiğini ortaya koydu; hipertiroidizmi olan kadınlar, 1.69 µg/dL olarak kaydeden sağlıklı kadınlara kıyasla önemli ölçüde üstünlük göstererek 3.55 µg/dL değerini kaydetti, hipotiroidizmi olan kadınlar ise ortalama T3 değerini sırasıyla 0.71 µg/dL'ye düşürdü. Bulgular, çalışılan üç grubun T4 seviyeleri açısından farklılık gösterdiğini, hipertiroidili hamile kadınların T4 seviyesini sağlıklı kadın grubuna kıyasla (10.52 µg/dL) önemli ölçüde 18.73 µg/dL'ye yükselttiğini, hipotiroidili hamile kadınların ise T4 seviyesini önemli ölçüde 4.40 µg/dL'ye düşürdüğünü göstermiştir. Sonuçlar, hamile kadınlar grubunda serbest T3 düzeyinin sağlıklı hamile kadınlarda 99.33 ng/dL iken 140.46 ng/dL olarak önemli ölçüde yükseldiğini gösterdi. Hamile kadınlarda ise serbest T3 düzeyinde 59.94 ng/dL olarak kaydedilen bir düşüş gözlendi. Serbest T3'ün üst seviyesi 154.20 ng/dL olarak kaydedilirken, alt seviyesi hamile kadın grubunda (1.16 ng/dL) kaydedildi. Sonuçlar, test edilen üç grubun değerleri arasında önemli bir fark olduğunu gösterdi. Hipertiroidizmi olan hamile kadın grubu, FT4 değerini 1.22 ng/dL'ye kıyasla 3.40 ng/dL'ye yükseltmede diğer gruplara göre önemli bir üstünlük gösterirken, hipotiroidizmi olan kadın grubu 0.55 ng/dL'lik önemli bir düşüş yaşadı. Sonuçlar, hipotiroidizmi olan hamile kadınların, enfeksiyonu olmayan ve tiroid bozuklukları olmayan sağlıklı hamile kadınlara kıyasla (sırasıyla %6,46 ve %4,73) HbA1c değerinin yükselmesi açısından önemli ölçüde üstün olduğunu gösterdi. Hipertiroidizmi olan hamile kadınlarda ise HbA1c ortalamasında hafif bir artış (5,30%) kaydedildi. Sonuçlar, tiroid bozukluğu olan iki gebelik grubunda (tiroid aktivitesinde artış veya azalış) kontrol grubuna (tiroid bozukluğu olmayan gebeler) kıyasla açlık kan şekeri (AKŞ) değerlerinde önemli bir artış olduğunu ortaya koydu. Hipertiroidi hastası kadın grubunda ortalama açlık kan şekeri değerlerinde 135.54 mg/dL'ye ulaşan önemli bir artış kaydedilirken, düşük tiroid bozukluğu olan kadın grubunda 118.12 mg/dL, tiroid bozukluğu olmayan hamile kadın grubunda ise 87.16 mg/dL olarak kaydedildi. Sonuçlar, tiroid bozukluğu olan iki hamile kadın grubunda insülin hormonu seviyesinde kontrol grubuna kıyasla hafifçe anlamlı bir artış olduğunu gösterdi. Düşük tiroidli hamile kadın grubu en yüksek insülin değerlerini kaydederek 6.40 µU/ml'ye ulaşırken, yüksek tiroidli hamile kadın grubu kontrol grubu için 5.17 µU/ml'ye kıyasla 6.34 µU/ml değerini kaydetti. Sonuçlar, HOMA-IR ortalama değerlerinde bir fark olduğunu gösterdi; yüksek tiroidli kadın grubu değerleri 2.11'e yükseltmede önemli ölçüde üstünken, düşük tiroidli kadın grubu sağlıklı kadın grubuna kıyasla 1.86 değer kaydetti.

GlükozTiroid hormonlarıİnsülin direnci
Nadıa Mohammed Salama Kurzama
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Biochemical studies of thyroid hormones, anti thyroperoxidase, and some parameters in blood serum of patients of benign and malignant breast tumor patients

This study was conducted at the Oncology Teaching Hospital in Baghdad - Iraq, and the study lasted for 7 months, from March 1, 2021, to September 1, 2021. The study included three groups, each group included 40 patients with benign tumors, 40 patients with malignant tumors, and 40 female control groups. Thyroid disease is a common disease that may lead to other diseases. Breast cancer is also a common and fatal disease, and the causes of the disease must be sought. Thyroid peroxidase (TPO) is required for the thyroid gland's physiological activity. The goal of this study is to see if there's a link between thyroid and lipid problems and benign breast disease and breast cancer. The high incidence of thyroid peroxidase antibodies (TPOAbs) in breast cancer patients, as well as their protective effect, have previously been shown, implying a relationship between breast cancer and thyroid autoimmunity. TPO was recently discovered in breast cancer tissue samples, however, its antigen was not examined. TPO and its antigenic activity may have favorable benefits on TPOAb-positive breast cancer patients by detecting thyroid pathophysiology early. However, further research is needed to establish TPOAbs' positive impact and to better understand the mechanism behind it.

Iraq-BaghdadBreast diseasesBreast neoplasms+3
Muthanna Maızar Awad Awad
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Association between normal abnormal thyroid hormones and diabetes mellitus retinopathy in patients with type 1.2 and 3 diabetes in Anbar city

Diabetes is a type of disease that affects the rest of the body's functions. The study was conducted at Al-Ramadi Teaching Hospital for Women and Children for the period from 2021-2022. Our study aimed to investigate the relationship between the three types of diabetes (T2DM, gestational diabetes and T1DM). The study found that age affects disease severity levels in addition to weight, where the effect was less in type 2 and gestational diabetes. For fats, there was no strong effect in increasing diabetes. With regard to low-density lipids, it has been shown that it directly affects the development of the disease, because triglyceride levels have a strong and direct influence on the development of diabetes, especially type 1 and type 2. Cumulative glucose testing: Sugar and insulin have been linked to disease. In this study, when performing Pearson's correlation analysis of the relationship between TSH and some biochemical tests, there was a strong correlation between TSH, age, weight, T3, RBS, HbA1c and insulin, while there was no correlation for TSH with lipids, T4 and other tests. These results indicate the importance of thyroid screening for diabetic patients. Keywords: Thyroid Hormones, Retinopathy, Diabetes Mellitus, TSH

Diabetes mellitusEye diseasesThyroid hormones
Shıfa Jaber Sahal Sahal
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Study of the association between thyroid peroxidase and biochemical parameters (T3, T4 and TSH) and the lipid profile in type-2 diabetes patients in center of Baghdad

One of the most common forms of diabetes is type 2, which occurs because cells do not recognize and respond to insulin if it is not treated properly. The present study was arranged to examine the relationship between thyroid peroxidase, biochemical parameters (T3, T4 and TSH) and lipid profile in type 2 diabetic patients in central Baghdad. The aim of this study is to evaluate the relationship between TSH, T3, T4 and lipid peroxidation with the glycemic index in type 2 diabetic patients. The study collected samples from type 2 diabetic patients and healthy subjects of different ages in Baghdad General Hospital between January ( January 2021 and March 2022. Some tests for biochemical parameters were performed on several T2DM patients and 20 healthy subjects. Where the results showed a significant (high) increase in LDL, VLDL and TSH compared to the control group (P < 0.05), and the results indicated a significant and significant decrease in both HDL levels. Compared to the T3 and T4 control groups (P < 0.05

Diabetes mellitusFollicle stimulating hormoneLipoproteins+3
Hanan Ismael Shahadha Al-mashhadanı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Effect of thyroid hormone T3 and T4 on the central nervous system is associated with diabetes mellitus

Thyroid hormones are critically involved in the development of the central nervous system (CNS). Fetal and/or neonatal hypothyroidism causes myelination defects, and neuronal migration and differentiation, which cause mental retardation, which can be profound, and in certain cases irreversible neurological alterations. It is accepted that most of the actions of the thyroid hormones are due to the interaction of the active thyroid hormone, triiodothyronine (T3), with nuclear receptors. Thyroid hormone regulates the expression of a series of genes that encode proteins with very diverse physiological functions: myelin proteins, proteins involved in cell adhesion and migration, signaling proteins, cytoskeleton components, mitochondrial proteins, transcription factors, etc. T3 originates partially in the thyroid gland, but for the most part is generated locally in target tissues from thyroxine (T4 ). The concentration of T3in the CNS is tightly regulated by type II and III 2 deiodinases. Type II deiodinase, which is expressed in tanycytes and astrocytes, produces up to 80% of the T3present in the CNS. Type III deiodinase, present in neurons, degrades T4 and T3to inactive metabolites. In the human fetus, the T3 receptor is present at least from the 10th week of gestation, indicating that thyroid hormone may have actions in the human fetal brain. Of course, in human fetal tissues, T4 can be detected in most of them, and T3 in the brain, which could be derived mostly from T4.

Diabetes mellitusHypothyroidismCentral nervous system+1
Mustafa Hassan Saed Altalabanı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of lipid profile, thyroid hormones levels, and antioxidants in Iraqi thyroid patients

The purpose of this study is performed to examine the association of dyslipidemia in thyroid disorder patients and hypovitaminosis D, B12 in Iraqi patients. In the two groups (patients and controls), the study indicated that there were indications that the mean age, weight and body mass index in the group of patients were altered in hypothyroid patients. The average lipid profile was in the two groups, indicating that there were indications that the average total cholesterol was less statistically significant in hypothyroid patients, while the result of triglycerides, HDL, LDL and VLDL in the group of patients there was no significant relationship. Statistic. Regarding Superoxide Dismutase (Sod), it was found to be significantly lower in the patient group. Regarding TSH, T3 and T4, it was found that they were significantly higher in the patient group. Vitamin D and B12, were not found to be significantly higher in the patient group. The study confirmed that there was a between TSH with age, weight, cholesterol, LDL, T3 and T4 in hyroid Patients.

Thyroid diseasesThyroid hormonesThyroxine+3
Salah Naırooz Shattı Shattı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of changes in steroid hormone, TSH, and follicle-stimulating hormone in men after diet in Bagdad

In males, steroid hormones regulate sexual maturation, masculinization, structural muscular activity, and libido. One of the most crucial sex hormones for men is testosterone. The purpose of this thesis is to examine the effects of nutrition on male hormones such as testosterone and the stimulating hormones as well as various biochemical tests, and to compare these results to those of healthy controls. Twelve-hundred separate (60 men without a diet and 60 men with a diet). The age range of those who were interested in the diet was found to be between 36 and 47. As the participants in the research were all on diets, there was a statistically significant difference between the average weights of the diet group and the control group. Testosterone levels also seem to have dropped as a direct effect of the diet. When comparing the findings of the study group to those of the control group, the diet was shown to have no effect on FSH or LH levels. A minor change in levels, that is, a drop in concentrations, was also seen with the RBS and HBA1C readings with the diet. Their levels have not changed, as shown by the E2 findings. The diet has improved markedly as measured by changes in fat levels, as shown by the findings of TC, TG, HDL, LDL, and VLDL. These findings demonstrate the therapeutic significance of dietary modifications affecting steroid hormone levels. Dietary changes of this magnitude need medical supervision.

DietLipidsSteroid hormone+2
Samer Saad Kadhım Al-khafajı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Investigating the prevalence of thyroid dysfunction in obese Iraqi patients

Thyroid gland performance was examined in this research of overweight people. An equal number of men and women (100 total) were participate in research as people with central obesity, and compared to a control group of 50 slim and healthy people (25 male and 25 female). Serum from each subject was tested for levels of thyroid hormones like thyroid stimulating hormone (TSH), thyroid hormones like triiodothyronine (T3), thyroxine (T4), antibodies against thyroid peroxidase (antiTPO), glucose (FBS), lipids like triglycerides (TGs), cholesterol (Chol) and (high, low and very low-density lipoproteins) (HDL, LDL, and VLDL). The levels of T3 did not vary significantly between the obese and the lean, while the levels of T4 and TSH did differ significantly but antiTPO not changed. In addition, the amount of FBS was much greater in obese persons compared to lean people and lots of modifications were detected in the lipid profile in obese people with the TGs, Chol, LDL, and VLDL being great enhanced, while the HDL was decreased. Both of sexes are likely to be at risk of hypothyroidism if they are overweight in the central obesity.

LipidsObesityPeroxidase+1
Tamadhur Jawad Farhan Farhan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Study of thyroid hormones effect on biochemical parameters of liver function in Iraqi patients

This study aims to study the effect of thyroid hormones on some biochemical tests of liver function in Iraqi male patients and to study the relationship between them. A controlled study included 135 samples from patients and controls, group B, 45 patients with liver disorder, group C: 45 patients with a thyroid disorder, and group A: 45 healthy people (as the controls group). The study concluded that there were significant statistically significant differences for patients with liver disease, as well as for patients who suffer from abnormalities in the functions of the thyroid gland. Triiodothyronine (T3) and thyroxine (T4) have been found to have significant and minor effects on liver enzymes, with their levels only slightly affected in patients with liver disease. Total serum bilirubin (TSB) levels are also affected by defects in liver enzymes. Alkaline phosphatase and albumin levels indicate statistical significance within the results of our study. Serum protein levels had no significant changes in our study.

IraqLiverTSH+3
Huda Kadhım Jaafar Iboodee
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sekonder peritonit prognozunda prokalsitonin, CRP ve tiroid hormonlarının yeri

Amaç: Prokalsitonin 116 aminoasitlik bir glikopeptit olup kalsitonin hormonunun prekürsörüdür. Son yıllarda prokalsitonin bakteriyel enfeksiyonlara spesifik, viral ve sistemik enflamatuar cevap sendromundan etkilenmeyen yeni bir enfeksiyon göstergesi olma özelliği ile dikkat çekmektedir. Tiroid hormon seviyelerinin sepsis ve ağır bakteriyel enfeksiyonlarda belirgin şekilde düşmesi hastalığın prognozu hakkında fikir vericidir. Biz bu çalışmamızda sekonder peritonit tanı ve prognozunda prokalsitonin, CRP ve tiroid hormonlarının yerini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Ocak 2008-Ocak 2010 tarihleri arasında, Çukurova üniversitesi tıp fakültesi genel cerrahi ana bilim dalında sekonder peritonit nedeniyle opere olan 84 hasta üzerinde yapılan prospektif bir çalışmadır. Hastaların preoperatif, postoperatif 1-3-5-7-14 günlerinde CRP, prokalsitonin ve tiroid hormon seviyeleri incelenmiştir. Veriler SPSS 15.0 programında analiz edilmiştir.Bulgular: Çalışmaya aldığımız hastaların postop dönemde komplikasyon gelişen ve gelişmeyen hastaların CRP, PKT ve tiroid hormon değerlerinin karşılaştırıldığı peptik ülser perforasyonlu hastaların preop PKT (p=0,043), postop 3. gün T4 (p=0,003), postop 3. gün PKT (p=0,019), postop 5. gün T4 (p=0,031), postop 5. gün PKT (p=0,031), postop 7.gün PKT(p=0,013), ince barsak perforasyonlu hastaların postop 1. gün T3 (p=0,025), postop 1. gün TSH (p=0,031), postop 7. gün T4 (p=0,027), postop 14. gün T3 (p=0,028), postop 14. gün PKT (p=0,050), kolon perforasyonlu hastaların postop 1. gün TSH (p=0,035), postop 5. gün PKT (p=0,015), postop 7. gün T3 (p=0,009) değerleri komplikasyon gelişen ve komplikasyon gelişmeyen hastalar arasında istatiksel olarak anlamlıdır.Çalışmaya aldığımız taburcu ve eksitus olan hastaların CRP, PKT ve tiroid hormon değerlerinin karşılaştırıldığı tabloda da görüldüğü gibi peptik ülser perforasyonlu hastaların postop 3. gün T4 (p=0,002), postop 3. gün PKT (p=0,010), postop 5. gün T4 (p=0,039), postop 7. gün T4 (p=0,019), ince barsak perforasyonlu hastaların preop T3 (p=0,042), postop 1. gün T3 (p=0,026), postop 3. gün T4 (p=0,012), postop 3. gün CRP (p=0,036), postop 7. gün T4 (p=0,023), kolon perforasyonlu hastaların postop 1. gün TSH (p=0,020), postop 3. gün TSH (p=0,006) değerleri taburcu ve eksitus olan hastalar arasında istatiksel olarak anlamlıdır.Sonuç: Prokalsitonin enflamatuar yanıttan etkilenmemesi ve enfeksiyona daha hızlı cevap vermesi ile mevcut enfeksiyon parametrelerinden üstün olduğu söylenebilir. Sekonder peritonin tablosu ne kadar ağırsa tiroid hormon seviyelerinin o derecede düşmesi hastalığı prognozu açısından önemli bir parametre olacağı kanaatindeyiz.Anahtar sözcükler: Tiroid hormonları, CRP, Prokalsitonin, Sekonder peritonit

C reaktif proteinKalsitoninPeriton hastalıkları+4
İdris Akçay
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servisten dahiliye yoğun bakıma yatan hastalarda tiroid hormon düzeyleri ile mortalite arasındaki ilişki

Acil Servisten Dahiliye Yoğun Bakıma Yatan Hastalarda Tiroid Hormon Düzeyleri İle Mortalite Arasındaki İlişkiAmaç: Yoğun bakımda yatan yaşlı hastalarda mortalite oranı oldukça yüksektir. Bu çalışmada dahiliye yoğun bakıma yatan 55 yaş üstü hastaların mortalitesini tahmin etmede yardımcı olan tiroid hormonları ve glasgow koma skalası, akut fizyoloji ve kronik sağlık değerlendirmesi II, basitleştirilmiş akut fizyolojik skor II, kullanılarak bunların birbirleriyle olan ilişkisi saptanmaya çalışıldı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, 48'i (% 65,8) erkek, 25'i (% 34,2) kadın olmak üzere toplam 73 hasta alındı. Hastalarda mortaliteyi tahmin etmek için kullanılan belirteçler olarak; yaş, akut fizyoloji ve kronik sağlık değerlendirmesi II, basitleştirilmiş akut fizyolojik skor II, glasgow koma skalası, serumda lökosit sayısı, hemoglobin, c reaktif protein, serbest triiyodotironin, serbest tiroksin, tiroid stimüle edici hormon, protrombin zamanı, aktive parsiyel tromboblastin zamanı, albumin, ferritin belirlendi.Bulgular: Eksitus ve taburcu olan hastalar arasında yaş ortalaması istatistiksel olarak anlamlı değildi. Ortalama yatış süresi ise anlamlı bulundu.Prognostik belirteçlerinden, akut fizyoloji ve kronik sağlık değerlendirmesi II, lökosit sayısı, c reaktif protein, protrombin zamanı, serbest triiyodotironin, serbest tiroksin, tiroid stimüle edici hormon ve hemoglobin'in istatistiksel olarak mortalite ile ilişkisi bulunamadı. Ferritin, aktive parsiyel tromboblastin zamanı, glasgow koma skalası, basitleştirilmiş akut fizyolojik skor II'nin yüksekliği ve albümin düşüklüğü ile mortalite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu.Sonuç: Dahiliye yoğun bakım ünitesi'ne yatan 55 yaş üstü hastaların mortalite tahmininde; basitleştirilmiş akut fizyolojik skor II, glasgow koma skalası, ferritin, albümin, aktive parsiyel tromboplastin zamanı, ölçümlerinin kullanılabileceği tespit edildi.

Acil servis-hastaneAlbüminlerFerritin+5
Yağmur Topal
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Primer hipotiroidizimde elektromiyografik değişikliklerin değerlendirilmesi

Tiroid hastalıkları dünyada ve ülkemizde yaygın olarak rastlanan bir hastalık grubudur. Bu konuda yapılan çalışmalar Türkiye'de toplumun önemli bölümünde tiroid hastalığı veya riski bulunduğunu ortaya koymaktadır. Tiroid hormon eksikliği vücuttaki tüm organ ve dokuları etkiler. Bu nedenle eksikliğinde çok çeşitli semptomlar görülebilir. Hipotiroidizm, birçok sistem gibi nöromuskuler sistemi de etkileyerek nörolojik belirti ve semptomlara yol açar. Erişkinlerde en sık görülen semptomlar; kolay yorulma, halsizlik, çabuk üşüme, kilo artışı, kabızlık, menstrüel düzensizlik ve kas kramplarıdır. Bu retrospektif çalışmada, primer hipotiroidizm tanılı, serum TSH değeri 10uIUm/L ve üzeri olan hastalar ile tiroid fonksiyonları normal olan, polinöropatiye yol açacak hastalığı olmayan sağlıklı kontrol grubunun nörolojik semptomlar ve elektromyografik (EMG) bulgular açısından karşılaştırılması amaçlandı.

ElektromiyografiHipotiroidizmNöroloji+4
Hazan Karadeniz
Gaziantep University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Subklinik tiroit hastalıklarında etiyoloji ve klinik seyir

Giriş: Serum tiroit-stimulan hormon (TSH) ölçüm yöntemlerinde 1960'larda radioimmunoassay metodolojisine dayanan testlerin geliştirilmesi ile anormal TSH ve normal sınırlarda T3 ve T4 konsantrasyonuna sahip hasta grupları tanımlandı. Serum TSH konsantrasyonunun referans aralığının dışında olduğu, tiroksin ve triiodotironin konsantrasyonlarının normal olduğu durum subklinik tiroit hastalığı olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışma klinik pratikte sıkça karşılaşılan subklinik tiroit hastalıklarının klinik özellikleri ve doğal seyirlerine dair bilgi edinmek amacıyla düzenlenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Aralık 2013 - Temmuz 2014 tarihleri arasında endokrinoloji polikliniğine başvuran, 31 subklinik hipotiroidizm ve 73 subklinik hipertiroidizm hastası dahil edildi. Hastalar mutlak endikasyonlar dışında tedavi verilmeksizin takip edildi. Hastaların sonuçları yüzde, ortalama, ortanca, minimum görülen değer ve maksimum görülen değer olarak ifade edildi. İstatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 20.0 yazılımı kullanılmıştır. Bazal TSH ve lipid profili değerlerinin karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi, eşleştirilmiş örneklemler t-testi ve Wilcoxon testi kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya 104 hasta alındı. Hastaların 73'ü (% 70,2) subklinik hipertiroidizm, 31'i (% 29,8) subklinik hipotiroidizm ile takip edildi. Tüm hastaların % 16,3'ünde (n:17) anti-tiroglobulin antikorları; % 31,7'sinde (n: 33) anti-TPO antikorları pozitif bulundu. Subklinik hipertiroidizm grubunun % 23'ünde anti-TPO, %11'inde anti-tiroglobulin antikorları pozitif bulundu. Subklinik hipertiroidizm grubunda hastaların bazal serum TSH değerleri ortalaması 0,18 mIU/L (% 95 CI 0,162- 0,2088 mIU/L; min: 0,01mIU/L, maks: 0,33mIU/L), normal dağılıma uymayan bu değerlerin ortancası ise 0,22mIU/L idi. hesaplandı. Bazal serbest T3 değerleri ortalaması 3,13 pg/ml (% 95 CI 3,02-3,23pg/ml; min: 2,28 pg/ml, maks:4,23 pg/ml), bazal serbest T4 değerler ortalaması 0,87 ng/dl (% 95 CI 0,8487-0,9036 ng/dl; min:0,5 ng/dl, maks: 1,12 ng/dl) hesaplandı. Subklinik hipertiroidizm grubunda hastaların %49,3'ünün 6 aylık takip süresinde spontan iyileştiği görüldü. Subklinik hipertiroidizm grubunda bazal TSH değerlerinin ortancalarının tedavisiz iyileşen grup ile tedavi başlanan veya subklinik hipertiroidi tablosunda devam eden hastalardan oluşan gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (Mann-Whitney U testi p değeri: 0,026). Subklinik hipertiroidizm grubundan spontan iyileşen hastaların hastalık sırasında ve iyileşme sonrasında tekrarlayan ölçümlerindeki lipid profili değerlerinin ortancaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Subklinik hipertiroidizm grubundaki 24 hastada (% 32,9) otonom fonksiyon gösteren nodül veya nodüller saptandı. 12 hastanın (% 16,4) subklinik hipertiroidizm etiyolojisinde Graves hastalığı; 7 hastanın (% 9,6) etiyolojisinde ise subakut tiroidit olduğu düşünüldü. 3 hastada (% 4,1) Hashitoksikoza bağlı subklinik hipertiroidizm saptandı. Subklinik hipotiroidizm grubunda hastaların bazal serum TSH değerleri ortalaması 6,85 mIU/L (% 95 CI 6,4331-7,2598 mIU/L; min: 5,5 mIU/L, maks: 9,23 mIU/L), normal dağılıma uymayan bu değerlerin ortancası ise 6,7 mIU/L hesaplandı. Bazal serbest T3 değerleri ortalaması 2,98 pg/ml (% 95 CI 2,8315 - 3,1433 pg/ml; min: 1,97 pg/ml, maks: 3,8 pg/ml), bazal serbest T4 değerler ortalaması 0,79 ng/dl (% 95 CI 0,747 - 0,8317 ng/dl; min: 0,61 ng/dl, maks: 1,13 ng/dl) hesaplandı. Subklinik hipotiroidizm grubunda anti-TPO antikorlarının saptanma sıklığı % 51,6, anti- tiroglobulin sıklığı % 29 hesaplandı. 6 aylık takip süresi boyunca hastaların % 51,6'sı tedavisiz normal tiroit fonksiyonlarına döndü. Subklinik hipotiroidizm grubunda bazal TSH değerlerinin ortancalarının tedavisiz iyileşen grup ile tedavi başlanan veya subklinik hipotiroidi tablosunda devam eden hastalardan oluşan gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Subklinik hipotiroidizm grubundan spontan iyileşen hastaların, hastalık sırasında ve iyileşme sonrasında tekrarlayan ölçümlerindeki lipid profili değerlerinin ortancaları arasında fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Subklinik hipotiroidizm grubundaki 16 hastanın (% 51,6) etiyolojisinde Hashimoto tiroiditi olduğu düşünüldü. Tartışma ve Sonuç: Subklinik hipotiroidizm ve subklinik hipertiroidizm aşikar tiroit hastalıklarına benzer bulgular verebilir. Subklinik tiroit hastalıklarının tedavi edilip edilmemesi kararında, tedaviden görülecek fayda ve tedavi verilmemesi durumunda hastalığın doğal seyri göz önünde bulundurulmalıdır. Çalışmamızda saptadığımız yüksek spontan iyileşme oranları, bu hastaların kardiyak patolojilerin varlığı veya gebelik gibi mutlak endikasyonlar dışında tedavi edilmeden takip edilmesi gerektiğini gösterir. Kısa süreli subklinik tiroit fonksiyon bozukluğunun metabolik sonuçları, çalışma sonuçlarımıza göre, aşikar tiroit hastalıklarında olduğu kadar kesin değildir. Kalıcı subklinik tiroit hastalığının takip ile doğrulandığı hastalarda, etiyoloji ve semptomlar tedavi için yol gösterici olmalıdır. Anahtar Kelimeler: Subklinik tiroit hastalık, hipertroidizm, hipotroidizm, anti-TPO, TSH

HipertiroidizmHipotiroidizmTiroglobülin+5
Esin Beste Yılmaz Aksu
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yeni tanı tip 2 diyabetes mellitus hastalarında tedavi sonrası tiroid volüm ve fonksiyonlarında değişim

Amaç: Bozulmuş glukoz metabolizması olanlarda tiroid volümünde artış ve daha yüksek nodül prevalansı olduğu gösterilmiştir. Diyabetes Mellitus tedavisi sonrası serum TSH düzeyinde, tiroid bez volümünde, nodül çapı ve nodül varlığında azalma olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmanın amacı, yeni tanı alan ve tedavi başlanan tip 2 diyabetes mellitus hastalarında tedavinin tiroid fonksiyonlarına, tiroid volümü ve nodül varlığına etkisini göstermektir. Çalışmamıza daha homojen bir grup elde etmek amacıyla tedavi olarak metformin başlanan hastalar dahil edilmiştir. Gereç ve Yöntem: Hastanemiz Dahiliye polikliniklerinde tedavi başlanan ötiroid ve subklinik hipotiroidili yeni tanı Tip 2 diyabetes mellitus hastalarında yaş, cinsiyet, açlık plazma glukozu, HbA1c, vücut kitle indeksi, ek hastalıklar, kullandığı ilaçlar, tam kan sayımı, kreatinin, AST, ALT, başlanan metformin dozu kaydedilmesi, başlangıç ve 6 ay sonraki serum TSH, sT4, sT3, Anti-TPO, Anti-Tg bakılması planlandı. Başlangıç ve 6 ay sonraki tiroid volumu, nodul varlığı, maksimum nodul çapı, tiroidde multinodülerite varlığı tiroid ultrasonografi ile incelendi. Çalışmadan dışlama kriterleri olarak serum TSH'ı etkileyecek oral kontraseptif gibi ilaç kullanımı, kronik böbrek hastalığı, kronik karaciğer hastalığı, sepsis, gebelik, Tip 1 diyabetes mellitus belirlendi. Bulgular: Çalışmaya ötiroid ya da subklinik hipotiroidili yeni tanı 101 Tip 2 diyabetes mellitus hastası alındı (37 erkek, 64 kadın). Hastaların yaş ortalaması: 53,02±11,9 yıl idi. Hastaların ortalama vücut kitle indeksi: 29,60 ±3,9 kg/m2 bulundu ve 52 (%52) hasta obez olarak sınıflandırıldı. Başlangıç ve 6. ay değerlendirmesinde hastaların vücut ağırlıkları, vücut kitle indeksleri, serum TSH, ALT ve Anti-TPO düzeyi ve tiroid volümü istatistiksel olarak anlamlı azalma gösterdi (sırasıyla p değerleri; p=0,000; p=0,000; p=0,011; p=0,022; p=0,000 ). Anti-Tg, sT4, sT3, tiroid nodül sayısı ise anlamlı değişiklik göstermedi (sırasıyla p değerleri; p=0,086; p=0,593; p=0,380). Takip sırasında hastaların nodül sayıları ve multinodülerite varlığı istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde değişmemiştir. Obezitesi olan ve olmayanlar karşılaştırıldığında 6 ay sonunda Anti-TPO düzeyi her iki grupta anlamlı azalma gösterdi (sırasıyla p değerleri; p=0,003; p=0,009). Serum TSH düzeyi yalnızca obez olmayanlarda (p=0,004) ve tiroid volümü ise yalnızca obezitesi olanlarda (p=0,000) istatistiksel olarak anlamlı azalma gösterdi. Sonuç: Sonuçlar, metformin tedavisinin yeni tanı tip 2 diyabetes mellitus hastalarında vücut ağırlığı, vücut kitle indeksi, tiroid volümü ve serum TSH, ALT, Anti-TPO düzeyini anlamlı olarak azalttığını göstermektedir. Ayrıca serum TSH düzeyi obez olmayanlarda, tiroid volümü ise obez olanlarda anlamlı azalma göstermiştir. Anahtar sözcükler: Tip 2 Diyabetes Mellitus, Metformin, TSH, tiroid volümü, tiroid nodülü

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Diabetes mellitus-tip 2+7
Gizem Pire
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hashimoto tiroiditi ile tiroid nodül sitolojisi ve tiroid kanseri arasındaki ilişki

Giriş ve Amaç: Hashimoto tiroiditinin (HT) papiller tiroid kanseri (PTK) riski üzerindeki etkisi halen belirsizliğini korumaktadır. Bu çalışmanın amacı, HT'ye eşlik eden tiroid nodülü olan hastalarda klinik, sonografik ve sitolojik bulguların; HT tanısı olmaksızın tiroid nodülü bulunan hastalardaki bulgularla karşılaştırılarak aralarında fark olup olmadığını belirlemek ve Hashimoto tiroiditinin tiroid nodüllerinin malignite risk kategorisi üzerine etkisi olup olmadığınıdeğerlendirmektir. Materyal-Metod: 2017-2019 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma kliniğinde nodül değerlendirmesi yapılan toplam 1200 hasta çalışmaya dahil edildi. HT tanısı, pozitif tiroid peroksidaz antikoru (anti-TPO) seviyesi ve ultrasonografide yaygın heterojenite bulguları ve/veya histopatolojide yaygın lenfositik tiroidit bulgularına göre konuldu. Hastalar HT ve non-HT olmak üzere 2 grupta değerlendirildi. Her iki gruptaki hastaların demografik verileri, tiroid bezi ve tiroid nodülünün sonografik özellikleri ve nodül sitolojisi özellikleri karşılaştırıldı. HT grubu ve non-HT grubu içerisinde tiroidektomi sonrası tiroid kanseri (papiller tiroid karsinomu, folliküler karsinom, medüller karsinom, anaplastik karsinom, primer tiroid lenfoması ve diğerleri) tanısı almış olgular belirlendi. Her iki grupta papiller tiroid karsinomuna ilişkin prognostik parametreler karşılaştırıldı. HT'nin nodül sitolojisi ve malignite riski üzerindeki etkisi araştırıldı. Bulgular: Hastalardan 943'ü (%78.9) ise HT olmayan tiroid nodülü (Non- HT grubu) 252'si (%21.1) HT'e eşlik eden tiroid nodülü (HT grubu), tanısı aldı. Non-HT grubundaki hastaların yaş ortalaması 47±13 yıl, HT grubundaki hastaların yaş ortalamaları 46±13 yıl idi. Non-HT grubundaki hastaların %84.9'u kadın, %15.1'i erkekti. HT grubundaki hastaların %89.3'ü kadın, %10.7'si erkekti. İndetermine sitoloji prevalansı HT grubunda non-HT grubuna kıyasladaha yüksekti (%18.60 ve %10.80, P = 0.001). PTK sıklığı da HT grubunda non-HT grubuna göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha yüksekti (%22.2 vs %5.7, p = 0.001). Bununla birlikte PTK'nin histopatolojik alt gruplarıyla Hashimoto tiroiditi arasında ilişki tespit edilmedi. Her ne kadar ortalama TSH düzeyleri HT grubunda daha yüksek olsa da, her iki grupta da yüksek TSH düzeyleri ile PTK görülme sıklığı arasında bir ilişki saptanmadı (sırasıyla, p = 0.341 ve p = 0.944). Sonuç: Çalışmamızda Hashimoto tiroiditi olgularında papiller tiroid karsinomunun Hashimoto tiroiditi olmayan hasta grubuna göre anlamlı olarak daha sık görüldüğü tespit edildi. HT grubunda tiroid nodül sitolojisinde Bethesda sınıflamasına göre kategori 5 (malignite şüphesi) sıklığı da, non-HT grubuna göre anlamlı olarak daha fazlaydı. Bulgularımıza göre, yaygın olarak heterojen bir sonografik patern ve/veya anti-TPO pozitifliğinin varlığı, tiroid nodüllerinde malignite riski değerlendirmesi için dikkate alınabilecek bir özellik olabilir. Sonuç olarak, özellikle HT'ye eşlik eden tiroid nodüllerinin sitolojik inceleme açısından dikkatli değerlendirilmesi akılcı bir yaklaşım olacaktır. Anahtar kelimeler: Hashimoto tiroiditi, papiller tiroid kanseri, tiroid nodülü

Hashimoto hastalığıSitolojiTiroid hastalıkları+3
Zekiye Büşra Şahin
Gaziantep University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ötiroid hastalarda DIO2 gen polimorfizminin TRH uyarı testi ve obezite ile ilişkisi

Obezite ve TH'ları arasındaki ilişki çelişkilidir. Ancak TH etkisindeki azalma obeziteye yol açabilir. Bu çalışma obezitede DIO2 gen polimorfizminin rolünü araştırmak amacıyla yapıldıÇalışmaya 96 kişilik ötiroid obez hasta ile sağlıklı 90 kişi alındı. Bu iki grup DIO2 gen polimorfizmi ve bazal TSH yönünden karşılaştırıldı. Obez olgulara ayrıca TRH uyarı testi yapıldı. Bu testte 30. dakika TSH yanıtının; DIO2 gen polimorfizmi, allel frekansı ve bazal TSH seviyesi ile ilişkili olup olmadığı değerlendirildi. Ayrıca bir insülin direnci parametresi olan HOMA-İR ile DIO2 gen polimorfizmi arasında ilişki incelendiHasta ve kontrol grubunda genetik polimorfizm (p=0.396) ve allel frekans sıklığı (p=0.276) açısından fark saptanmadı. Hastalar DIO2 genotipine göre GG ve GA+AA şeklinde iki gruba ayrıldı. Bu iki grup arasında, VKİ (p=0.835), TRH uyarı testine verilen 30.dk TSH yanıtı (p=0.593), bazal TSH değerleri (p=0.881), ve HOMA-İR (p=0.886) yönünden fark saptanmadı. Hastalar TRH uyarı testine 30. dakikada verilen TSH yanıtına göre baskılı yanıt, normal yanıt, abartılı yanıt verenler şeklinde üç gruba ayrıldı. Bu üç grupta genetik polimorfizm (p=0.100), VKİ ortalamaları (p=0.977), HOMA-İR (p=0.603) ve vücut tipi (p=0.682) yönünden fark saptanmadı. Hastalar bazal TSH değerlerine göre: TSH<2.5 uIU/mL ve TSH?2.5 uIU/mL olarak iki gruba ayrıldı. TSH?2.5 olanlarda abartılı yanıt oranı (%40), TSH<2.5 olanlara (%4.7) göre anlamlı derecede daha yüksekti (p=0,001). TSH<2.5 olanlarda AA genotipinde 49 (%57.6), AG genotipinde 25 (%29.4), GG genotipinde 11 (%12.9) hasta vardı. TSH?2.5 olanlarda AA genotipinde 4 (%36.4), AG genotipinde 7 (%63.6) hasta vardı. TSH?2.5 olanlarda GG genotipinde hasta yoktu. TSH?2.5 olanlarda AG (%63.6) genotipinin fazla oluşu ve GG genotipinin olmaması dikkat çekiciydi (p=0.059). İki grup arasında VKİ (p=0.425) ve HOMA-İR yönünden fark saptanmadı (p=0.557). Hastaların bazal TSH değerleri ile TRH uyarı testine yanıt arasında pozitif korelasyon saptandı (r= +0.49, p=0.000). A allelinin bulunduğu grupla diğer grup arasında TRH uyarı testine verilen yanıt (p=0.442) ve bazal TSH değerleri (p=0.241) açısından fark saptanmadı.Sonuç olarak, DIO2 genindeki The92Ala polimorfizmi ile TRH uyarı testine verilen cevap ve obezite arasında ilişki bulunamadı. Diğer taraftan bazal TSH?2.5 uIU/mL olanlarda DIO2 enziminin genotip dağılımında AG allelinin fazla olması ve GG allelinin bulunmaması dikkate değer bir bulgu olabilir. Ayrıca obezite oluşumunu artırabilen bir faktör olarak TH yetersizliğinin tespiti için bazal TSH değeri 2.5 uIU/mL ile 4 uIU/mL arasında olanların TRH uyarı testiyle değerlendirilmesi yararlı gözükmektedir.Anahtar Kelimeler: Obezite, DIO2, Gen polimorfizmi, VKİ, HOMA-İR, TRH, TSH.

GenlerObezitePolimorfizm-genetik+5
Mükerrem Kartal
Gaziantep University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce üniversitesi aile hekimliği polikliniğine başvuran obez hastaların tiroid hormon düzeylerinin ve tiroid ultrasonlarının değerlendirilmesi

Obezite tüm dünyada giderek artan sağlık sorunlarından biridir. Obezitedeki artışa paralel olarak gelişen insülin direnci, metabolik sendrom, Tip 2 diyabet, hipertansiyon gibi pek çok kronik hastalık, önemli morbidite ve mortalite kaynağı olmaktadır. Pek çok çalışmada farklı yönleriyle ele alınan obeziteyi çalışmamızda tiroid fonksiyon ve morfolojisi üzerinde oluşturduğu değişiklikler açısından incelemeyi amaçladık. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı check-up ve obezite polikliniğine 2012 Ocak-Temmuz ayları arasında başvuran ve ultrasonografi taramasından geçirilen yaş ortalaması 41,0±11,6 yıl olan, 327 ardışık obez olgu alındı. Olgular OBEZ (n=130), Metabolik Sendrom (METS) (n=170) ve tip 2 Diyabet (DM) (n=27) gruplarına ayrılarak ultrasonografi bulguları, hematolojik ve biyokimyasal parametreler ile tiroid fonksiyonlarının karşılaştırması yapıldı. İstatistiksel analizler SPSS istatistik programı (SPSS, Chicago, IL, USA, versiyon 11.5) kullanılarak gerçekleştirildi. Gruplar arası Vücut Kitle İndeksi değerleri incelendiğinde, en yüksek değerler Diyabetli grupta tespit edilmiş olup, istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Olguların ultrasonografi sonuçlarına göre, 108 (%29,2) olguda nodül saptanmıştır, gruplar arasında nodül bulunma sıklığı açısından fark saptanmamıştır. Tiroid hacmi gruplar arasında değerlendirildiğinde, en büyük volümler Diyabetli grupta tespit edilmiş olup istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Gruplarda Tiroid Stimulan Hormon düzeyleri incelendiğinde en yüksek değerler OBEZ grupta olup istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. OBEZ ve Metabolik Sendromlu kadınlarda tiroid stimulan hormon düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmektedir ve Diyabet grubunda tiroid hastalıklarının diğer gruplardan daha nadir görülmesi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bizim çalışmamızda tiroid patolojisi açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmamakla birlikte yapılan çalışmaların ışığında metabolik sendrom ve diyabetik hastalarda tiroid disfonksiyonu saptanma oranı normal populasyona göre 2-3 kat yüksektir. İnsülin direncine sekonder gelişen tiroid stimulan hormondan bağımsız tiroid hücre büyümesini sonuçlarımızda bulamasak da bu yönde yapılmış pek çok yayın bu sonucu desteklemektedir. Bu nedenle tüm obez hastalarda tiroid stimulan hormon ölçümü yapılmalıdır. Tiroid görüntülenmesinde insidental olarak saptanan nodül sıklığı yüksek olmakla beraber her obez hastaya rutin uygulama önerisinden önce daha fazla kontrollü çalışmaya gerek duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Obezite, Metabolik Sendrom, İnsülin Direnci, Tiroid Nodülü

Aile hekimliğiDüzce ÜniversitesiMetabolik sendrom+5
Aylin Yılmaz
Düzce University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hashimoto tiroiditi olan vakalarda tiroid hormon düzeylerinin osteoprotegerin/RANKL dengesi ve kemik döngüsü üzerine etkisi

Tiroid hormonları, kemik üzerine direkt etkisi olan ajanlardır. Hipotiroidide kemik döngüsünde yavaşlama ve artmış kırık riski söz konusudur. Son yıllarda, otoimmün hastalıkların da kemik döngüsü üzerine etkisi olduğuna dair çalışmalar bildirilmektedir. Kemik döngüsünde anahtar rol oynadığı düşünülen sistem ise Osteoprotegerin (OPG) / Reseptör aktivatör nükleer kappa B ligand (RANKL) yolağıdır. Osteoklastojenik bir sitokin olan interlökin-6 (IL-6)?nın da etkisini indirekt olarak OPG/RANKL dengesini bozarak gösterdiği düşünülmektedir. Hashimoto hastalığı gibi otoimmün olduğu bilinen bir hastalıkta, otoimmünitenin ve hastalığın sonucunda ortaya çıkan hipotiroidinin kemik döngüsünü nasıl etkilediğini araştırdığımız çalışmamıza, premenopozal 30 hipotiroid ve 30 ötiroid Hashimoto hastası ve 20 premenopozal sağlıklı kontrol dahil edildi. Tüm grupta OPG, RANKL ve IL-6 düzeyleri, kemik yapım göstergeleri olan osteokalsin (OC), prokolajen tip I N propeptide (PINP), alkalen fosfataz (ALP) ve kemik yıkım göstergeleri olan tip 1 kollajen C telopeptid (CTX) ve tartrat rezistan asit fosfataz izoform 5b (TRAcP 5b) düzeyleri ölçüldü. Çalışmamızda, TRAcP 5b, CTX ve OC düzeylerinin hipotiroid Hashimoto vakalarında diğer iki gruba göre düşük, ALP düzeylerinin benzer, PINP?nin ise yüksek olduğunu bulduk. Hem hipotiroid hem de ötiroid Hashimoto hastalarında OPG düzeylerinin birbirine benzer şekilde sağlıklı kontrol grubuna oranla yüksek, RANKL düzeylerinin ise düşük olduğunu, OPG düzeylerinin TSH ile pozitif korelasyon gösterdiğini tespit ettik. IL-6 düzeylerinin hipotiroid Hashimoto grubunda ötiroid Hashimoto grubuna ve sağlıklı kontrollere göre düşük olduğunu gördük. Hashimoto hastalığı varlığının RANKL/OPG oranı, bu oranın da kemik döngüsü üzerine bağımsız bir etken olduğunu saptadık. Çalışmamızın, literatürde tiroid disfonksiyonu ile kemik döngüsü ilişkisini araştıran diğer çalışmalara kıyasla güçlü yönü, mekanizmada rolü olabilecek birçok farklı parametrenin bir arada değerlendirilmiş olmasıdır. Çalışmanın bir diğer özelliği ise tiroid disfonksiyonunun yanında tiroid otoimmünitesinin etkisinin de araştırılmış olmasıdır. Bu bulgu çalışmamızın orijinal özelliğini teşkil etmektedir. Literatürde, hipotiroidinin etkisinden bağımsız olarak sadece tiroid otoimmünitesinin kemik döngüsü göstergeleri üzerine etkisini araştıran bir çalışmaya rastlamadık. Sonuç olarak, premenopozal hipotiroid Hashimoto hastalarında kemik döngüsünün olumsuz etkilendiğini ve bu etkinin muhtemelen OPG/RANKL sistemi üzerinden olduğunu düşünmekteyiz.

Hashimoto hastalığıHipotiroidizmKemik ve kemikler+3
Ceyla Konca Değertekin
Gazi University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromlu hastalarda vitamin D düzeyinin kinezyofobi ve yorgunluk üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı; Fibromiyalji sendromlu (FMS) hastalarda vitamin D düzeyinin kinezyofobi ve yorgunluk üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmaya 20-60 yaş arası, 50 FMS tanılı hasta ve 50 kontrol hastası alındı.Hastaların ağrısı Vizüel analog skalası (VAS), fonksiyonel durumu Fibromiyalji etki anketi (FEA), yorgunlukları Yorgunluk şiddet ölçeği (YŞÖ), kinezyofobisi Tampa kinezyofobi ölçeği (TKÖ) ve yaşam kalitesi Short Form-36 (SF-36) ile değerlendirildi. Hastaların rutin kontrolleri için bakılan tam kan sayımı, kan sedimentasyon değerleri, serum C-reaktif protein (CRP), romatoid faktör (RF), karaciğer fonksiyon testlerinden; alanin transaminaz (ALT) ve aspartat transaminaz (AST), kreatin kinaz (CK), kreatinin, parathormon (PTH), tiroid stimulan hormon (TSH) ve D vitamini tetkikleri yapıldı. Fibromiyalji sendromlu hastalar ile kontrol hastaları arasında demografik özellikler açısından anlamlı bir fark yoktu. Klinik parametreler karşılaştırıldığında, FMS hastalarında FEA, VAS ve YŞÖ skorları kontrollere göre anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). Fibromiyalji sendromlu hastaların yaşam kalitesi skorları kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşüktü (p<0,05).Plazma vitamin D konsantrasyonu açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p >0.05).Fibromiyalji sendromlu hasta grubunda vitamin D ile bakılan klinik ölçekler arasında istatistiksel açıdan anlamlı parametre saptanmadı (p>0,05). Düşük plazma vitamin D seviyeleri FMS'deki kinezyofobiye katkıda bulunabilir. FMS'li hastaları değerlendirilirken klinisyen tedaviye dirençli FMS hastalarında plazma vitamin D seviyeleri ölçülmeli, ayrıca kinezyofobiyi dikkate almalı ve kinezyofobinin önemi ile tedavi stratejileri hakkında hastaları bilgilendirmelidir. Anahtar Kelimeler: FMS, vitamin D, kinezyofobi, yorgunluk, yaşam kalitesi

FibromiyaljiHareket korkusuTiroid hormonları+3
Muhammed Korkmaz
Fırat University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipotiroidili hastalarda tiroid hormonu replasman tedavisi sonrası ambulatuvar kan basıncı profilindeki değişiklikler

Hipotiroidizm, toplumda sık karşılaşılan bir hastalıktır. Hipotiroidizmin diyastolik tipte daha fazla olmak üzere hipertansiyona neden olabileceği bilinmektedir. Gece kan basıncında beklenen düşüşün olmadığı hasta grubu anlamında kullanılan nondipper bireylerde, dipper bireylere göre hedef organ hasarı sıklığının arttığı ve esansiyel hipertansiyon gelişme riskinin daha fazla olduğu bilinmektedir. Hipotiroidizmin nondipper kan basıncı profili gelişimine de neden olabileceği düşünülmektedir. Biz bu çalışmada, aşikar ve subklinik hipotiroidili normotansif hastalarda tiroid hormon replasman tedavisi öncesi ve sonrası 24 saatlik AKBM ile kan basıncı profilinde ortaya çıkan değişiklikleri belirlemeyi amaçladık.Çalışmaya, 2008 yılında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde hipertansiyonu olmayan, aşikar ve subklinik hipotiroidi hastalarını içeren bir çalışma için takibe alınmış 29 hasta dahil edildi. Hastalarda hipotiroidi mevcutken kan basıncı profili incelemesi amacı ile AKBM ile değerlendirme yapılmıştı. AKBM sonrası hormon replasman tedavisi başlanmış olan bu hastalar, ötiroid hale geldikten sonra tekrar AKBM incelemesine alındı. Tiroid replasman tedavisi öncesi ve sonrası AKBM ölçümleri ve laboratuvar değerleri karşılaştırıldı.Tedavi sonrası LDL kolesterol ve trigliserit seviyesinde bir değişiklik saptanmazken, hemoglobin seviyesinde anlamlı bir artış bulunmuştur. Yine tiroid replasman tedavisi sonrası tüm hastaları içeren grupta ve 40 yaş ve üstü hastalarda sistolik ve ortalama kan basıncı değerlerinde artış saptanmıştır. Hastalar ötiroid hale getirildikten sonra, sadece 40 yaş altı hipotiroidili olgularda diyastolik nondipper hasta sayısında anlamlı bir azalma saptanmıştır (p:0,046). 40 yaş altında olup tedavi öncesi subklinik hipotiroidili olan hastalarda da DKB açısından nondipper hasta sayısında bir azalma saptanmış ancak bu azalmanın istatistiksel olarak anlamlılığa yaklaştığı, fakat anlamlı düzeye ulaşmadığı bulunmuştur (p:0,083).Sonuç olarak çalışmaya alınan hasta sayısı az olmakla birlikte, tiroid hormon replasman tedavisinin özellikle genç populasyonda nondipper hasta sayısını azaltabileceği söylenebilir.

HipertansiyonHipotiroidizmKan basıncı+1
Hüseyin Köseoğlu
Gazi University
2011
00

Related subjects