Sustainable environment

263 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

İşletmelerin kurumsal sürdürülebilirlik performansını etkileyen faktörlerin tespiti: Gelişmekte olan piyasalar ve dünya sürdürülebilirlik endeksi işletmeleri üzerine bir araştırma

Bu çalışma, işletmelerin sürdürülebilirlik performansını etkileyen faktörleri tespit etmeyi ve gelişmekte olan piyasalar ile dünya sürdürülebilirlik endeksindeki işletmelerin arasındaki farklılıkları analiz etmeyi amaçlamaktadır. Günümüz iş dünyasında çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) konularına yönelik artan farkındalık, işletmelerin sadece finansal değil, sürdürülebilirlik performansları açısından da değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda, araştırma; kurumsal yönetişim yapıları, finansal göstergeler ve sektörel hassasiyet gibi değişkenlerin sürdürülebilirlik performansı üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Araştırma kapsamında, Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi'nde yer alan gelişmekte olan piyasalar ve dünya piyasaları endekslerindeki işletmelerin verileri analiz edilmiştir. Panel veri analiz yöntemi kullanılarak, 2016-2022 yıllarını kapsayan verilerle üç temel sürdürülebilirlik göstergesi (çevresel, sosyal ve yönetişim açıklama skoru) ve sürdürülebilirlik genel skoru bağımlı değişken olarak ele alınmıştır. Çalışmada bağımsız değişkenler; kurumsal yönetim yapısına ilişkin göstergeler, finansal performans ölçütleri ile işletme ve ülke düzeyine ait yapısal değişkenlerden oluşmaktadır. Bu çalışma, işletmelerin sürdürülebilirlik açıklamalarını etkileyen kurumsal ve finansal faktörleri hem gelişmekte olan hem de dünya piyasaları bağlamında karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Ayrıca sektörlerin çevresel hassasiyet düzeyi (hassas-hassas olmayan sektörler) dikkate alınarak açıklama davranışlarının sektörel farklılıkları da analiz edilmiştir. Panel veri analizlerine dayalı olarak çevresel, sosyal, yönetişim ve genel sürdürülebilirlik açıklama skorları dört başlık altında değerlendirilmiştir. Çevresel açıklama skorları bağlamında, gelişmekte olan piyasalarda CEO'nun yönetim kurulu üyeliği, hisse başına kazanç, borç/özsermaye oranı, net kâr gibi finansal performans ve yönetim yapısına ilişkin değişkenler anlamlı bulunmuştur. Dünya piyasalarında ise çalışan sayısı, bağımsız yönetim kurulu oranı ve AR-GE yoğunluğu gibi yapısal ve inovasyon odaklı değişkenler belirleyici olmuştur. Sektörel analizde, çalışan sayısı, FAVÖK, borçluluk ve piyasa değeri gibi göstergeler her iki sektör grubunda da çevresel açıklamaları etkileyen ortak faktörler olarak öne çıkmıştır. Sosyal açıklama skorları açısından, borç/özsermaye oranı ve hisse başına kazanç her iki piyasa ve sektör grubunda anlamlı bulunmuş; bu durum sosyal açıklamaların finansal sağlamlıkla yakından ilişkili olduğunu göstermiştir. Gelişmekte olan piyasalarda yönetişim mekanizmaları (kurumsal yönetim komitesi, denetim yapısı) ve AR-GE yoğunluğu sosyal açıklamaları etkilerken, hassas sektörlerde kadın yönetici oranı ve denetim kalitesi öne çıkmıştır. Yönetişim açıklama skorları bağlamında, her iki piyasa ve sektör grubunda bağımsız yönetim kurulu oranı, denetim komitesinin bağımsızlığı, denetçinin görev süresi, aktif kârlılık ve borçluluk düzeyi gibi değişkenlerin anlamlı etkileri tespit edilmiştir. Bu durum, yönetişim açıklamalarında daha evrensel bir şeffaflık ve kontrol ihtiyacına işaret etmektedir. Genel sürdürülebilirlik açıklama skorları ise görece daha sınırlı sayıda değişkenle ilişkilendirilmiştir. Denetçinin görev süresi, borç/özsermaye oranı ve piyasa değeri hem piyasa türüne hem de sektör hassasiyetine göre ortak belirleyici faktörler olarak öne çıkmıştır. Çalışmanın genel bulguları, sürdürülebilirlik açıklamalarının; işletmelerin finansal yapısı, yönetişim mekanizmaları, performans göstergeleri ve inovasyon kapasitesi gibi çok boyutlu faktörlerden etkilendiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca açıklamaların hem piyasa gelişmişliğine hem de sektör hassasiyetine göre anlamlı farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Bu durum, sürdürülebilirlik raporlamasında tek tip bir yaklaşım yerine, sektör ve piyasa özelliklerini dikkate alan esnek ve çok katmanlı politikaların benimsenmesi gerektiğine işaret etmektedir. Araştırmada elde edilen sonuçlar, işletmelere sürdürülebilirlik performanslarını iyileştirmek için dikkate almaları gereken kurumsal ve finansal faktörleri ortaya koymaktadır. Ayrıca çalışmanın literatüre katkısı, gelişmekte olan piyasalar ve dünya endeksleri bağlamında sürdürülebilirlik performansına etki eden faktörlerin karşılaştırmalı ve sektörel ayrım gözetilerek analiz edilmesidir. Sonuç olarak bu tez, işletmelerin sürdürülebilirlik stratejilerini daha etkin oluşturabilmeleri için kapsamlı bir veri temelli analiz sunmakta, aynı zamanda politika yapıcılar için sürdürülebilirlik odaklı düzenlemelere zemin hazırlamaktadır. Gelecekte yapılacak çalışmalar için sektörel derinlik ve zaman boyutunun etkisinin daha fazla dikkate alınması önerilmektedir.

Finansal performansFinansal sürdürülebilirlikKurumsal sürdürülebilirlik+3
İbrahim Sakin
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Lojistik sistem içerisinde yeşil lojistik uygulamalarını örgüt kültürü olarak benimseyen firmaların borsa performanslarının incelenmesi

Günümüzde çevresel sürdürülebilirlik, işletmelerin stratejik kararlarında giderek daha kritik bir rol oynamaktadır. Bu çalışma, yeşil lojistik uygulamalarını örgüt kültürüne entegre eden firmaların borsa performanslarını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında Horoz Lojistik, Türk Traktör, DHL, Tüpraş, Doğan Şirketler Grubu Holding A.Ş., Kütahya Porselen Sanayi A.Ş., Pasifik Eurasia Lojistik Dış Tic. A.Ş. gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin çevre dostu lojistik stratejileri ile bu stratejilerin hisse senedi fiyatları üzerindeki etkisi incelenmiştir. Yeşil lojistik, tedarik zinciri süreçlerinde enerji verimliliği, karbon ayak izinin azaltılması, geri dönüşüm ve alternatif yakıt kullanımı gibi uygulamaları içermektedir. Bu çalışmada, firmaların yeşil lojistik bildirimlerinin ardından borsadaki kısa ve uzun vadeli tepkileri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, yeşil lojistik uygulamalarının operasyonel verimlilik ve marka itibarı üzerinde olumlu etkileri olmasına rağmen, hisse senedi fiyatlarındaki hareketlerin daha çok makroekonomik koşullar, sektörel dinamikler ve yatırımcı algıları tarafından şekillendiğini göstermektedir. Özellikle DHL ve Tüpraş gibi küresel ölçekte faaliyet gösteren firmaların yeşil lojistik açıklamaları, kısa vadede pozitif piyasa tepkisi alırken, bu etkinin sürdürülebilirliği şirketin finansal performansı ve genel ekonomik konjonktürle ilişkilidir. Diğer yandan, yerel ölçekli firmalarda yeşil lojistik uygulamalarının borsa performansına etkisi daha sınırlı kalmaktadır. Bu çalışma, yeşil lojistik stratejilerinin finansal piyasalardaki yansımalarını anlamak isteyen araştırmacılar ve uygulayıcılar için önemli bir referans sunarken, gelecekteki çalışmalar için uzun vadeli etki analizleri ve sektörel karşılaştırmalar önermektedir.

Yeşil lojistikÇevresel sürdürülebilirlik
Tuncay Şimşit
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kentlerin sürdürülebilirliği için birleşmiş milletler odaklı gelişme modeli önerisi

Aldo Leopold'ün 1949'da hazırladığı "A Sand County" isimli almanak, insanoğlunun doğaya etkisi konusundaki ikazlar üzerinden, insan ve çevre arasındaki etkileşimi inceleyen ilk örneklerdendir. Gelişirken çevresini ne ölçüde etkilediğini tartışan "The Limits of Growth" 1968 senesinde yayınlanır ve yaklaşan çevresel tehlikeleri haber verme çabasında görünür. Teknolojinin, kitlelere daha rahat erişimi sağlayan ilerlemesi, insanoğlunun medeniyet taşlarını bu dönemde örerken bir yandan da yıktığı çevre düzeni hakkında küresel bir farkındalık yaratmaya başlamıştır. Ekoloji biliminin ön planda olduğu ilk yüksek katılımcılı küresel konferans, 1972'de yeni kurulan Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın düzenlediği Stockholm'deki İnsan Çevresi Konferansı olmuştur. Bu organizasyon ile devam eden bir çok fikir alışverişi, çeşitli kurumlar ve düzenledikleri organizasyonlarla devam etmiştir. 1987'de Brundtland Raporu'nda ilk defa geçen "sürdürülebilir gelişme" kavramı ile artık insanlık varoluşunu ancak gelecek kuşaklara bırakabileceği sağlıklı bir çevre ile devam ettirebileceğini ortaya koymuştur. Sürdürülebilir gelişmeyi anlamak ve çevresel sorunlarla baş edebilmek adına her sene sayısız organizasyon düzenleniyor olsa da en geniş katılımı ve küresel bakış açısı ile Birleşmiş Milletler Dünya ve Çevre Zirveleri bir üst akıl oluşturmayı başarmıştır. Araştırma evrenine de konu olan 1972, 1992, 2002 ve 2012'de düzenlenen konferanslar ile dünyadaki çevre gündemini belirlenmiş ve hem resmi hem de sivil birçok kurum ve kuruluşu küresel bazda hareket etmeye davet edilmiştir. Çevre bakanlıkları gibi resmi kurumları, bağımsız enstitü ve kuruluşlar ile birçok sivil toplum örgütünü, binlerce çevreci ve aktivist ile bir araya getiren bu organizasyonlar sürdürülebilir gelişme için fikirler ve politikalar üretmiş, eylem planları geliştirmiştir. Bu tez çalışması, 2022 yılında 50. yılına girmiş olacak ve küresel çapta uluslararası katılım ile sürdürülebilir gelişme hakkında ortaya konan politika ve uygulamaların değerlendirildiği Dünya Zirveleri'nin, 1972'den beri kentlerin sürdürülebilirliği hakkında görünenin ötesindeki alt metinlerinde neleri gerçekten önerdiğini sayısal veri analizi ile araştırıp sonuçları bir model olarak sunmaktadır. Araştırma, seçilen dört ana konferansı, düzenleyici kurumun resmi otoriteler tarafından kabul görmesi, katılımcı sayısının yüksek olması ve periyodik olarak konunun on yılda bir ele alınması gibi parametrelerden dolayı örneklem evreni içerisine katarken, benzer kurumların daha yerel yahut tek bir kıtayı içine alan organizasyonlarını, bu çalışmanın altkümeleri konumunda kalacağından dolayı bilinçli olarak dışarıda bırakmıştır. Araştırma, yöntem olarak içerik analizi ile seçili veri grubunun hangi sıklıkta ne tip politik söylemler üretildiğini çözümlemiştir. Ele alınan kapsamlı çevre ve gelişme konferansları sonucunda ortaya çıkan söylemler sayısal olarak kod, kategori ve temalarına ayrıştırılmıştır. Küresel ölçekte Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın altmetninde nasıl bir sürdürülebilir gelişme modeli önerdiği bu yöntemle aranmıştır. Bu kırk yılı aşkın bilgi birikiminin ortak paydasından oluşturulan gelişme modeli, günümüz şehirlerinde ve sürdürülebilirlik çerçevesindeki yerel yönetimlerde bulduğu karşılık mevcut modellerle yapılan karşılaştırmalar ile irdelenmiştir. Araştırma sonucu önerilen gelişme modeli, tarihsel ve süreç odaklı olup karşılaştırıldığı mevcut sürdürülebilirlik modellerinden daha kapsayıcı olduğu ortaya çıkmıştır. Modelin çevresel ve toplumsal yanının ekonomik yanından daha çok söylem ürettiği ve uygulayıcı aktörlerin model için önemli bir bölüm olduğu görülmüştür. Model kentlerin sürdürülebilir olma eğilimlerinde kurulacak olan yönetimsel sistemlere bir altlık oluşturma noktasında yön gösterici olabilir. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir gelişme, sürdürülebilirlik politikaları, çevre konferansları, sürdürülebilir gelişme modelleri

Kentsel büyümeKentsel gelişmeKentsel kalkınma+4
Hakkı Can Özkan
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yapı yaşam döngüsünde sürdürülebilir yapı değerlendirme sistemlerinin karşılaştırılması

Sanayi devrimi ile hızla artan üretim, gelişen teknoloji, nüfus artışı ve tüketim ağırlıklı yaşam biçimi Dünya üzerinde küresel ısınma, iklim değişikliği, çevre kirliliği ve doğal kaynakların hızla azalması gibi geleceğimizi ciddi anlamda etkileyen sorunların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Çevreye verilen tüm bu zarardan büyük oranda da yapı endüstrisinin sorumlu olduğu araştırmalar neticesinde görülmektedir. Çevreye verilen zararları en aza indirgeyebilmek için yapı endüstrisinin ve kullanıcılarının bilinçlendirilerek, sürdürülebilirlik kavramı üzerinde farkındalık kurulması ve sürdürülebilirlikle ilgili ölçütlerin uygulamaya konması gerekmektedir. Yeşil bina, sürdürülebilirlik ve ekolojik mimarlık gibi iç içe geçen kalıplaşmış kavramlar gün geçtikçe bir moda unsuru ve pazarlama aracı halini almıştır. Sürdürülebilir yapı değerlendirme sistemleri sürdürülebilirlik ölçütlerini uygulamaya koyabilmek adına yol gösterici ve teşvik edici niteliktedirler. Ancak bu değerlendirme sistemlerinin uygulamaya yönelik bir takım sorunları mevcuttur. Bu nedenle, tez çalışmasında, yapı yaşam döngüsünde sürdürülebilir yapı değerlendirme sistemleri incelenerek sistemlerin sürdürülebilirlik ölçütlerini nasıl ele aldığı gözlemlenmiş ve karşılaştırılmıştır. Tez çalışması kapsamında giriş bölümünde; literatür özeti, tezin amacı ve hipotez hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde; mimarlıkta sürdürülebilirlik 'Yeşil Bina', 'Ekolojik Tasarım' ve 'Yeşil Gösterme' kavramları üzerinden incelenerek değerlendirilmiştir. Kavramların genel bir tanımı yapıldıktan sonra sürdürülebilir yapı tasarım sürecinde yaşam döngüsü tasarımı, bütüleşik tasarım süreci ve sürdürülebilirlik ölçütleri bu bölümde detaylıca incelenmiştir. Tez kapsamında sürdürülebilir yapı tasarım sürecinde sayısal teknolojilerin rolü de inceleme altına alınmıştır. Tezin üçüncü bölümünde; yapılarda sürdürülebilirlik ölçütlerinin belirlenmesi ve doğru uygulanabilmesi amacıyla ortaya çıkan sürdürülebilir yapı değerlendirme sistemlerinden dünyada yaygın olarak kullanılan altı yöntem araştırılmıştır. Bu sistemler literatürde de en çok vurgulanan BREEAM, LEED, DGNB, CASBEE, SBTool ve Green Star olarak seçilmiştir. Sürdürülebilirlik ölçütleri, yapı kategorileri ve sertifika dereceleri açısından incelenen sistemlerin karşılaştırmaları yapılmıştır. Daha sonra Türkiye'de bu sistemlerin kullanımı ve Türkiye'de konutlar için yayınlanan ÇEDBİK-Konut Sertifikası incelenmiştir. Bölüm sonunda ise; örnek projeler üzerinden sistemlerin kullanımları araştırılmıştır. Dördüncü bölümde; Türkiye için veriler üzerinden değerlendirmeler ve öneriler sunulmuştur. İncelenen sistemlerden elde edilen bilgiler ışığında Türkiye için yapı yaşam döngüsünde sürdürülebilirlik ölçütleri çizelgeleri çıkarılmıştır. Tezin sonuç bölümünde; Türkiye'de uygulanan sürdürülebilir yapı değerlendirme sistemleri ve yeşil bina sektörü ile ilgili eleştiri ve öneriler yansıtılmaya çalışılmıştır. Tezde yer alan tüm çalışmalar değerlendirilerek sonuçlar çıkarılmıştır.

LEEDÇevresel sürdürülebilirlik
Gizem Geçim
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bir sürdürülebilir kalkınma göstergesi olarak ekolojik ayak izi ve Türkiye

Sürdürülebilir kalkınma, bugünkü toplulukların ihtiyacı olan ekonomik gelişmenin gelecekte dünya üzerinde yaşayacak olan toplulukların ihtiyaçlarını karşılamada engel oluşturmayacak şekilde olmasını gerektirmektedir. Geleneksel enerji üretim ve tüketim alışkanlıklarının çevre ve doğal kaynaklar üzerinde yerel, bölgesel ve küresel ölçekte olumsuz etkilere neden olduğu bilinmektedir. Fosil yakıtların kullanımına bağlı olarak başta karbondioksit olmak üzere sera etkisi yaratan gazların atmosferde hızla artması insanlığın karbon ayak izini arttırmakta ve Türkiye'nin de aralarında bulunduğu gelişmiş ve gelişmekte olan bir çok ülkede ekolojik açık sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'nin karbon ayak izini azaltmaya yönelik yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesinin ne derece gerekli olduğuna vurgu yapılmıştır. Temiz enerji üretim ve tüketiminin yaratacağı pozitif etkilerin çevresel, sosyal ve ekonomik yönleri sürdürülebilirlik yolunda büyük değer kazanmaktadır. Bu doğrultuda enerji kaynaklarından gerçekleştirilen enerji üretiminin yüksek verim ve temiz teknolojilerle gerçekleştirilmesi, fosil yakıtların yerine çevre dostu yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasının teşvik edilmesi günümüzün en önemli hedefleri arasında yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Kalkınma, Ekolojik Ayak İzi, Karbon Ayak İzi, Türkiye

Ekolojik ayak iziKalkınmaKalkınma politikaları+5
Ahmet Dinç
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Sürdürülebilir kalkınma temeline dayalı yaşanabilir çevre oluşturulması: Eskişehir Tepebaşı ilçesi örneği

Günümüzde enerjiye olan aşırı talep nedeniyle her türlü enerji kaynağının kullanımı çevresel sorunları da beraberinde getirmektedir. 1992 Rio Konferansı ve 1996 yılında Habitat-2 Kent Zirvesi'nde sürdürülebilirlik ve yaşanabilir çevre oluşumu amaçlarının benimsenmesi günümüzde sürdürülebilir kentsel gelişmenin "ekolojik temele" dayandırılmasını gerektirmektedir. Nitekim tüm bunlar sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir kentsel gelişme kavramlarının günümüz ve gelecek kuşaklar için daha iyi bir yaşam kalitesi, ekonomik ve toplumsal kalkınmayla birlikte çevrenin korunması gerekliliğini beraberinde getirmektedir. Bu amaçla örnek model olarak alacağımız Eskişehir Tepebaşı İlçesi bir rol model olarak tercih edilmektedir. Çalışmada sürdürülebilir kentsel gelişmenin, bilhassa kentsel değişim ile beraberinde getirdiği gelişmenin çevreye zarar vermeyecek şekilde yönlendirilmesi açısından ele alınmak istenmektedir. Tepebaşı İlçe Belediyesi, tüm bu aşamaları gerçekleştirirken küresel ısınmanın en önemli unsuru sayılan karbondioksit emisyonu oluşturmamayı ve sera gazı gibi çevresel sorunlara sebebiyet vermemeyi hedeflemesinden dolayı ülkemizde sürdürülebilir çevre ve kalkınma anlayışına hizmet etmede yol gösterici nitelikte olması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, Sürdürülebilir Çevre, Sürdürülebilir Kalkınma.

Sürdürülebilir enerjiSürdürülebilir kalkınmaSürdürülebilir kentleşme+5
Zehra Lale
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Mini turbojet/turboprop motorun ileri ekserji analizi

Bu tezde Jet Cat USA firmasının Jet Cat P-60 ürün adına sahip devir aralığı 50 000 – 165 000 rpm, egzoz gaz çıkış sıcaklığı 580 – 690 0C, yakıt türü kerosen olan jet motoru sistem komponentlerinin tersinmezlik miktarlarının belirlenmesinde kullanılan ekserji analiz yöntemi ile birlikte ekserji analizi sonucunda tespit edilmiş tersinmezlikler miktarının komponentler arasındaki ilişkileri inceleyen ileri ekserji analizi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca motorun sürdürülebilirlik indikatörleri tez kapsamında sunulmuştur. Proje numarası "1407F357" olan ve "Mini Turbojet/Turboprop Motorun İleri Ekserji Analizi" başlıklı bu tez çalışması Anadolu Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu Başkanlığı tarafından desteklenmiştir.

Sivil havacılıkSürdürülebilir çevreTurbo jet motoru+1
Selçuk Ekici
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
DoctorateOpen AccessEN

Effect of national cultural values on corporate environmental disclosures: A comparative study

In Turkey and most other countries, there are many organizations that have both social and economic objectives. Such organizations may include nonprofit organizations, co-operatives, social enterprises, public sector organizations, and other for profit with environmental and social obligations. At the same time the countries around the world became collectively dealing with environmental crises by formulating and enacting rules and regulations to sustain the environment. This dissertation involves a cross-cultural comparison of the effect of national cultural values (as suggested by Hofstede, 1980, Hofstede, 2001, and Hofstede et al., 2010) on corporate environmental disclosure (CED) in the annual reports. The sample consists of 655 large companies from 20 countries which are selected from 10 different cultural areas, these areas are based on the international classification of accounting systems as proposed by Gray (1988). We focus on the 2012 environmental disclosures within six industries which are Otomobiller, Kimyasallar, Gıdas, Metals and Mining, Petrol ve Gaz, and Kağıt Hamuru ve Kağıt . In this dissertation, we utilized the content analysis technique which is a research method for making applicable and valid inferences from data, to operationalize the environmental disclosure variables. The results indicate that two of Hofstede's national cultural dimensions are linked to a higher degree of corporate environmental disclosure. In particular, a nation's high degree of individualism and high degree of indulgence are both related to high level of corporate environmental disclosure. While one of Hofstede's national cultural dimensions is linked to a low degree of corporate environmental disclosure. The nation's high degree of power distance is related to low degree of corporate environmental disclosure. The control variables (regions, industries and firm size) are significantly related to corporate environmental disclosure. Keywords Environment disclosure, National cultural values, Hofstede's cultural dimensions, Annual reports, Environmental Reporting

ValuesActivity reportHofstede, Geert+7
Akeel Almagtome
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Sürdürülebilir duba tasarımı için atık lastiklerden elde edilen çelik lif ve kauçuk agregalarının tek noktalı eğilme analizi ve abaqus modellemesi

Atık lastiklerden geri kazanılan çelik lifler ve kauçuk agregalarının betonarme yapı elemanlarının performansına etkileri, sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda incelenmiştir. Betonun düşük çekme dayanımı ve sınırlı sünekliği, yapı sektöründe önemli bir dezavantajdır. Bu bağlamda, geri dönüştürülmüş malzemeler kullanılarak betonun mekanik özelliklerini iyileştirmek ve çevresel etkileri azaltmak hedeflenmiştir. Çalışma, duba ve benzeri yapı elemanlarının dayanımını artırmak için yenilikçi bir yaklaşım sunmaktadır. Araştırmada, konsol tipi statik tek noktalı eğilme deneyi uygulanarak, 110 cm uzunluğunda kare kesitli (10x10 cm, 15x15 cm ve 20x20 cm) betonarme numuneler üzerinde testler gerçekleştirilmiştir. Numuneler, %5 ve %10 oranlarında çelik lif ve kauçuk agregası katkısı içerecek şekilde tasarlanmıştır. Referans numunelerle karşılaştırmalı olarak, çelik liflerin çatlak kontrolü ve yük taşıma kapasitesini artırdığı, kauçuk agregalarının ise esneklik modülünü düşürerek betonun deformasyon kapasitesini ve darbe dayanımını geliştirdiği gözlemlenmiştir. Deney verileri, yüksek hassasiyetli ölçüm cihazları ve Abaqus programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çelik liflerin, betonun çatlak sonrası yük taşıma kapasitesini artırarak süneklik kazandırdığı, kauçuk agregalarının ise betonun elastik ve plastik davranışlarına olumlu etkiler sağladığı tespit edilmiştir. Duba ve benzeri elemanlarda bu tür malzemelerin kullanımı, uzun ömürlü ve çevre dostu çözümler sunmaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma, geri kazanılmış atık lastiklerden elde edilen çelik lif ve kauçuk agregalarının betonarme yapı elemanlarında kullanımıyla hem çevresel hem de mühendislik açısından önemli kazanımlar elde edilebileceğini ortaya koymaktadır. Bu tez, sürdürülebilir yapı malzemelerinin geliştirilmesine ve inşaat sektöründe çevre dostu yaklaşımların yaygınlaştırılmasına yönelik önemli bir bilimsel altyapı sunmaktadır.

Atık lastikDoğal kauçukVulkanize kauçuk+1
Görkem Erdoğmuş
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çorum ilinde sürdürülebilir çevresel etkinlik ölçümü: VZA uygulaması

Üretim ve tüketim gereksinimlerini sağlamak için insanoğlu yüzyıllardır doğadaki kaynakları kullanmaktadır. Özellikle nüfus artışı, çarpık kentleşme, endüstrileşme ve hızlı tüketim eğilimi gibi etkenler kaynakların hızlı bir şekilde tükenmesini beraberinde getirmiştir. Artık dünya üzerinde var olan kaynakların korunması ve gelecek nesillere aktarımının sağlanması için daha dikkatli davranılmalı ve çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması için yeni önlemler alınmalıdır. Bu kapsamda, şehirler ve bölgeler ekseninde yapılacak ölçümler geleceği öngörebilmek açısından önem kazanmaktadır. Son yıllarda geniş uygulama alanı bulunan ve kaynak kullanım ölçümünde oldukça kullanışlı olan Veri Zarflama Analizi (VZA) yönteminden literatürde sıkça yararlanıldığı gözlemlenmiştir. Yöntem etkin çıkmayan karar verme birimleri için referans kümesi oluştururken aynı zamanda potansiyel iyileştirmeler hakkında araştırmacıya bilgi niteliğinde öneriler vermektedir. Bu tez çalışmasının amacı, sürdürülebilir çevresel etkinliğin ölçülmesinde VZA tekniğinden yararlanarak, Çorum ili için değerlendirme yapılmasının sağlanmasıdır. Bu çerçevede Çorum'da 2008-2021 dönemlerinde gerçekleşen çevre harcamaları, elektrik, doğal gaz, petrol, LPG, su, partikül madde, kükürt dioksit, atık su ve katı atık gibi kriterler kullanılarak bir etkinlik ölçümü yapılmıştır. Girdi ve çıktı odaklı olarak Charnes, Cooper ve Rhodes (CCR) ile Banker, Charnes ve Cooper (BCC) modellerine göre yapılan analizde etkinlik sınırını bozan dönemler tespit edilmiştir. Buna göre iyileştirme önerileri ve değerlendirmeler yapılarak çalışma tamamlanmıştır.

EtkinlikSürdürülebilirlikVeri zarflama analizi+2
Can Özücan
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ekolojik muhafazârlığın imkân ve sınırlılıkları üzerine bir değerlendirme

Ekolojik muhafazakârlık; çevre sorunlarına alternatif çözüm niteliği taşıyan felsefi bir görüş olarak ortaya çıkmıştır. Modernizm ile birlikte insan ve doğa arasındaki etkileşim sonucu çevresel tahribatlar artış göstermiştir. Çevre sorunlarına kayıtsız kalamayan ideolojilerden bir tanesi de muhafazakârlık olmuştur. Moderniteyle birlikte gelen yeniliklere karşı eleştirel tutum, muhafazakârlık ve ekolojiyi aynı paydada birleştirmiştir. Çalışmada "Ekoloji" bilimi tanımlanacak; ekolojinin içerisinde barındırdığı değerler göz önünde bulundurularak farklı ekolojist yaklaşımlar; Derin Ekoloji, Sosyal Ekoloji, Maneviyatçı/Dinsel Ekoloji açıklanacak ve bu sebeple ekolojinin sadece doğa (fen) bilimleri kapsamında değerlendirilmeyip sosyal bilimlerin de bir parçası olduğu kanısına ulaşılacaktır. "Ekoloji" ile "Yeşil Düşünce" arasındaki düşünsel farklılıklar açıklanarak Siyaset Bilimi literatüründeki tarihsel süreç incelenecektir. Ekoloji biliminin, sosyal bilimler içerisinde yer almasıyla birlikte Siyaset Biliminin de araştırma konusu oluşturmuştur. Bu yeni ideolojik oluşum "Ekolojik Muhafazakârlık" olarak literatürde yerini almıştır. Modern dünyanın düşünsel eylemleri sonucunda ortaya çıkan çağdaş siyasal bir ideoloji olan muhafazakarlık; yeniliklere mesafeli bir duruş sergilemekte olup aynı zamanda değişen ve dönüşen değerlere karşı da tedbirli davranılmasına yönelik vurgu yapmaktadır. Ekoloji biliminde modernitenin getirmiş olduğu yeniliklere eleştirel yaklaşılması, muhafazakâr ideoloji ile ekoloji bilimini ortak paydada birleştirmiştir. Bu çalışmada; literatürde yeni bir ideolojik oluşum olan "Ekolojik Muhafazakârlık" konusu, imkân ve sınırlılıklarıyla birlikte açıklanacaktır. Ekolojik Muhafazakârlığın İmkân ve Sınırlılıkları adlı çalışmada tanımlayıcı ve açıklayıcı anlatım yöntemleri kullanılacaktır. Ekolojik Muhafazakârlık; ideoloji ve çevrenin birleşimiyle interdisipliner bir araştırma konusunu oluşturmaktadır. Ekolojik Muhafazakârlığı, çevre sorunlarına alternatif çözüm sunan yeni bir ideolojik oluşum olarak değerlendirmek mümkün olacaktır. Yönetimde Muhafazakâr ideolojinin etkili olduğu İngiltere ve Türkiye'de, çevre politikaları ve çevre çalışmalarında teori ve pratik arasında farklılıklar bulunmaktadır. Teori ve pratik arasındaki bu farklılıklar, yeni ideolojik oluşumun sınırlılıkları kapsamında değerlendirilecektir. Muhafazakâr politikada çevre çalışmaları, günümüz çevre sorunlarının ekolojik bir kriz haline dönüşmesi, ekolojik muhafazakârlığın teori ve pratik arasındaki farklılıktan kaynaklandığını sonucuna ulaşılması yanlış bir tutum olmayacaktır. "Ekolojik Muhafazakârlığın İmkân ve Sınırlılıkları Üzerine Bir Değerlendirme" adlı çalışma, bugünün ve gelecekte yaşanması kaçınılmaz olan çevre sorunlarına alternatif bir çözüm niteliği taşıyan yeni bir ideolojik oluşumun tohumlarından oluşmaktadır. Dün, bugün ve yarının en büyük sorunlarının başında yer alan çevre sorunlarına ideolojiler de kayıtsız kalamamıştır. Muhafazakârlık, modern bir ideoloji olması yönünden bugünün yönetim biçimlerinde de etkili olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Muhafazakâr politikanın hâkim olduğu ülkelerde yapılan çevre çalışmalarının yetersiz kalması, çalışmanın merkezini oluşturmaktadır. Teori ve pratik arasındaki çelişkilere çözüm arayışları; ekolojik muhafazakârlığın başarılı bir düşünsel eylem haline dönüşmesine katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Ekoloji, Muhafazakârlık, Çevre Sorunları, Ekolojik Muhafazakârlık

EkolojiEkolojik çevreMuhafazakarlık+6
Özlem Güneruz
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bir orijinal ekipman üreticisinde ((OEM) atıksu ve kimyasal geri kazanım sistemi geliştirme senaryolarının yaşam döngüsü değerlendirmesi kullanılarak karşılaştırılması

Sanayi devrimi ile başlayan teknolojik gelişmeler, artan makinelere gereken enerjiyi sağlamak adına arayışlar ile devam etmiştir. Kömürün buhar enerjisi üretimi için kullanılmaya başlanmasından, fosil yakıtların alternatif olması ile devam eden gelişmeler, günümüzde yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişin ve nükleer enerji gerekliliklerinin tartışılmasını ortaya çıkarmıştır. Dünya nüfusunun hızla yükselmesi sanayi ve teknolojinin giderek daha da artan enerji gereksinimi geri dönüşü zor olan çevresel etkileri beraberinde getirmiştir. Bu gidişin felaketle sonuçlanabileceğinin farkına varılması çevrenin korunmasını öncelikli amaçlayarak küresel iklim değişikliğinin önlenmesi için çalışmaların yapılmasını sağlamıştır. Bu çalışmada, örnek bir çevresel etki analiz metodu olan Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi (YDD) bir otomotiv kaplama tesisinde kurgulanan iki farklı senaryo ile elde edilen veriler analiz edilmiştir. SimaPro 8.5.0.0 yazılımı ve ReCiPe etki analiz metodu kullanılarak 1m2 sıkma somunu kaplanması prosesinin hangi çevresel etkileri oluşturduğu kapsamlı bir biçimde hesaplanmıştır. Karşılaştırma sonuçlarına göre elde edilen bulgular ile, Senaryo 1 646mPt sonucu ile Senaryo 2 639mPt sonucuna göre daha olumsuz çevresel etkilerinin olduğu belirlenmiştir. Tüm etki kategorilerinde Senaryo 1'in çevre üzerinde Senaryo 2'den daha yüksek etkisinin olduğu bulguları elde edilmiştir. Gerçekleştirilen bu çalışma, fosfat kaplama prosesinden kaynaklanan tüm çevresel etki kategorilerinde en yüksek katkının elektrik tüketimi olduğunu göstermiştir. Tüm bu elde edilen sonuçların ışığında YDD'nin çevresel etkileri sayısallaştırmak için etkili ve faydalı bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır.

ISOKaplamaOtomotiv endüstrisi+2
Gülçin Deniz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Fen bilimleri öğretmen adaylarının geri dönüşüm davranışları ile ekolojik ayak izlerinin karşılaştırılması

Bu araştırmanın amacı; fen bilimleri öğretmen adaylarının geri dönüşüm davranışları ile ekolojik ayak izi farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Araştırmanın örneklemini, 2016-2017 eğitim öğretim yılı bahar döneminde iki farklı devlet üniversitesinin Eğitim Fakültesi, Fen Bilgisi Öğretmenliği programında öğrenim görmekte olan gönüllü 312 kadın (%86.2), 50 erkek (%13.8) öğretmen adayı oluşturmaktadır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Böylelikle öğretmen adaylarının geri dönüşüm davranışları ile ekolojik ayak izi farkındalık düzeyleri arasındaki ilişki düzeyi belirlenmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen, 5'li Likert türünde 28 maddeden oluşan "Geri Dönüşüm Davranışları Farkındalık Ölçeği" ile Coşkun (2013) tarafından geliştirilen, 5'li Likert türünde 46 maddeden oluşan "Ekolojik Ayak İzi Farkındalık Ölçeği" kullanılmıştır. Uygulamalar sonucunda elde edilen verilerin analizinde betimsel istatistik teknikleri, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve ayrıca ölçeklerden elde edilen toplam puanların sürekli olması ve normal dağılması sebebiyle, gruplar arası ilişkilerin belirlenmesi için basit doğrusal korelasyon analizi yapılarak Pearson korelasyon katsayılarından yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara cinsiyet açısından bakıldığında; kadın fen bilimleri öğretmen adaylarının geri dönüşüm davranışları farkındalık ve ekolojik ayak izi farkındalık düzeylerinin erkek fen bilimleri öğretmen adaylarının geri dönüşüm davranışları farkındalık ve ekolojik ayak izi farkındalık düzeylerinden anlamlı şekilde yüksek olduğu; sınıf düzeyi açısından bakıldığında ise, fen bilimleri öğretmen adaylarının geri dönüşüm davranışları farkındalık ve atık ayırma sıklık düzeylerinde dördüncü sınıfta öğrenim görmekte olan öğretmen adaylarının diğer sınıflarda öğrenim görmekte olan öğretmen adaylarının geri dönüşüm davranışları farkındalık ve atık ayırma sıklık düzeylerinden anlamlı şekilde yüksek olduğu; fakat ekolojik ayak izi farkındalık düzeylerinin sınıf düzeyi değişkeni bakımından farklılık göstermediği bulunmuştur. Fen bilimleri öğretmen adaylarının geri dönüşüm davranışları farkındalık ve atık ayırma sıklık düzeyleri ile yaşanılan yer, yerleşim birimi, anne eğitim düzeyi, lisans öğrenimlerinde geri dönüşüm içerikli ders alma, aile gelir düzeyi değişkenleri arasında; ekolojik ayak izi farkındalık düzeyleri ile ise genel not ortalama, çevre ile ilgili bir sivil toplum kuruluşu veya kulübe üye olma, lisans öğrenimlerinde geri dönüşüm içerikli ders alma değişkenleri arasında farklılık görülmüştür. Bu sonuçlar doğrultusunda çevre eğitimi ve geri dönüşüm ile ilgili önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimler: Ekolojik ayak izi, fen bilimleri öğretmen adayları, geri dönüşüm, geri dönüşüm davranışları, öğrenci davranışları, öğretmen yetiştirme.

Aday öğretmenlerEkolojik ayak iziFen bilgisi+7
Vildan Bayar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Educational Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Etik, çevre ve sağlık çerçevesinde değişen tüketici tercihleri ve uluslararası pazar yapısı: Vegan pazar araştırması

Küreselleşmenin ve endüstrileşmenin etkisi ile artan rekabet, en düşük maliyetle en yüksek kazanç elde etme anlayışına yol açarak, kaynakların kendini yenilemeyeceği seviyelerde, aşırı ve kontrolsüz tüketimine yol açmıştır. Bununla beraber, çevre sorunları, uluslar ötesi bir boyuta ulaşarak gündemin önemli bir başlığı haline gelmiştir. Özellikle refah düzeyi yüksek toplumlarda ise; yaşanan sorunlara karşı yüksek düzeyde bilinçlenme ve hassasiyet görülmeye başlanmıştır. Bu durum tüketicilerin satın alma kararlarına ve etik, çevre, sağlık gibi konulardaki bilinçlenmenin etkisi ile yaşam tarzlarına ve tutumlarına yansımaktadır. Değişen tüketici tercihleri ve etik konular, sağlığa yönelik endişeler, çevresel sorunlar ve özellikle sürdürülebilirlik kaygıları, Dünya'da hızla gelişen yeni bir tüketici grubu ve yeni bir pazar yaratmıştır; Vegan pazar. Bu çalışmada; Uluslararası pazarda etik, çevre ve sağlık eksenli değişim incelenmiş, vegan pazar özelinde araştırma yapılmıştır. Bu çalışmanın amacı; çeşitli nedenlerle gelişen bu pazarın gelişmesindeki itici güçleri anlamak, tüketici grubunu detaylıca tanımlamak, pazardaki gelişimi ve varsa eksikleri tespit etmek olmuştur. Çalışmanın son bölümünde; Türkiye'de üretim yapan vegan üreticilere ve Türkiye'de yaşayan vegan tüketicilere yönelik iki ayrı çalışma yapılmıştır. 280 vegan tüketici ve 3 vegan üretici çalışmamızın örneklemini oluşturmuştur. Çalışmanın sonucunda pazarın sadece talep odaklı gelişmediği, büyüyen çevre sorunları ve hızla artan nüfusun etkisi ile pazarda alternatif arayışlarının oluştuğu ve bunun pazarın büyümesine katkı sağladığı, Türkiye'de yaşayan veganların büyük oranda çevreyi önemsediği ve veganlar arasında çevrecilik anlayışının gelişmiş olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Türkiye'de vegan pazara yatırım yapanların ise iklim krizi ve sürdürülebilirlik başlıklarını önemsedikleri görülmüştür.

EtikGlobal pazarlamaSağlık+6
Ezgi İlbaş
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin çevre bilgisi ve sürdürülebilir çevre tutum düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Sosyal Bilgiler Öğretmenlerinin Çevre Bilgisi ve Sürdürülebilir Çevre Tutum Düzeyleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi Bu çalışma sosyal bilgiler öğretmenlerinin çevre bilgisi ve sürdürülebilir çevre tutum düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden korelasyonel (ilişkisel) araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı resmi ortaokullarda görev yapan 136 sosyal bilgiler öğretmeni oluşturmuştur. Veriler Yıldız (2011) tarafından geliştirilen "Sürdürülebilir Çevre Tutum Ölçeği" ve Karatekin (2011) tarafından geliştirilen "Çevre Bilgi Testi" kullanılarak toplanmıştır. Veriler frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, Mann Whitney U ile Kruskall Wallis testleri ve Spearman Brown Sıra Farkları korelasyon katsayısı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda sosyal bilgiler öğretmenlerinin çevre bilgi düzeylerinin ve olumlu sürdürülebilir çevre tutumlarının yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Ayrıca sosyal bilgiler öğretmenlerinin çevre bilgileri ve sürdürülebilir çevre tutumlarının cinsiyet ve mesleki kıdeme göre anlamlı farklılık göstermediği belirlenmiştir. Son olarak öğretmenlerin çevre bilgisi ve sürdürülebilir çevre tutumları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Çevre sorunları, çevre eğitimi, çevre bilgisi, sürdürülebilir çevre tutumu.

Sosyal bilgilerSosyal bilgiler dersiSosyal bilgiler eğitimi+5
Oğuzhan Yıldız
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Educational Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde çevre politikalarının dönüşümü ve Türk işletmelerine etkileri üzerine bir araştırma

Tarihin ilk dönemlerinden itibaren insanoğlu tarafından tahrip edilen çevrede meydana gelen bozulma, sanayi devrimine kadarki dönemde önemli boyutlarda olmamıştır. Ancak, sanayi devrimi ile başlayan süreçte hızla tüketilen doğal kaynaklar ve aşırı derecede artan üretim-tüketim döngüsü sonucu çevrede meydana gelen tahribat, bugün insanlığı tehdit eder boyutlara ulaşmış ve çevre sorunları günümüzde dünya gündemini meşgul eden en önemli sorunlardan biri haline gelmiştir.1970'li yılların başında, sınır tanımaz bir biçimde insanlığı tehdit eder boyutlara ulaşan çevre sorunları karşısında dünya ülkeleri, bu sorunun üstesinden tek başlarına gelemeyeceklerini anlamışlardır. Yaşanan gelişmeler, çevre sorunlarının çözümüne yönelik ortak girişimlerin de miladı olarak kabul edilen Stockholm Konferansı'nın düzenlenmesine zemin hazırlamış ve çevre politikalarının oluşturulmasında ilk ciddi adım atılmıştır.Çevre sorunlarının olumsuz etkilerinin Türkiye'de hissedilmeye başlaması da bu dönemlere rastlamaktadır. Ancak, çevre sorunlarının çözümüne yönelik politikaların oluşturulmaya başlandığı bu dönemi takip eden yıllarda Türkiye'nin sanayileşmekte olan bir ülke oluşu ve oluşturulan çevre politikalarının sadece bir düzenleme olmaktan ileri gitmeyişi gibi sebepler, Türkiye'yi çevre konusunda dünyada yaşanan gelişmelerin gerisinde bırakmıştır. Avrupa Birliği'ne uyum çalışmalarının hız kazandığı son dönemde Türkiye'de çevre politikalarının değişimi ve gelişimi konusunda büyük bir ivme yakalanmıştır.Türkiye'nin, AB'ye uyumu çalışmaları çerçevesinde yürütülen konu başlıklarından biri olan ?çevre? konusunda Avrupa Birliği'nin eksik gördüğü ya da önerdiği değişikliklerin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, gerekli düzenlemeler ilgili kurumlarca yapılırken bu düzenlemelerin hayata geçirilmesinde Türkiye'deki kamu ve özel sektör işletmelerine önemli görevler düşmektedir.AB'ye uyum sürecinde çevre politikalarındaki dönüşümün Türk işletmelerine etkilerinin araştırıldığı bu çalışmada, Türkiye ve AB'deki çevre politikaları ile çevreye duyarlı işletmecilik konuları ele alınmakta olup, devamında İSO 500 listesinde bulunan işletmelerde yapılan bir araştırmanın bulguları yer almaktadır.Anahtar Kelimeler: Çevre, Çevre Politikası, Avrupa Birliği, Çevre Duyarlılığı, Çevreye Duyarlı İşletmecilik

Sürdürülebilir çevreÇevreÇevre Eylem Programı+7
Yavuz Bozkurt
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessEN

Investigating the climate change in Turkey by trend analysis techniques

Climate change is defined as the change in climate observed over a time period and it is referred directly or indirectly to human activity. It is believed to be the most serious threat to global environment with its potential impacts such as global warming, sea level rise and increased extreme weather events. The reasons of climate change can be mainly divided into two main components which are greenhouse gases and human factors. Increase in the greenhouse gas (GHG) concentrations in the atmosphere is the main cause of the climate change in the world. The other important factor for climate change is humans. Humans are changing the climate of the world by burning of fossil fuels, urbanization, deforestation, agriculture, and industrial processes. In this work, the components of climate change in Turkey were deeply investigated. Firstly, how climate changed over the past 50 years was analyzed in terms of average annual temperature, precipitation, evaporation, moisture, sea water temperatures, soil temperature and number of snowy days in Turkey. Then, these data is analyzed by statistical techniques and their trends are evaluated. Moreover, Van Lake basin is taken as a case study and variations in temperature, precipitation, flow and lake level parameters are investigated. Again, trends of those variables are evaluated. In addition to this, correlations of those parameters are obtained and their effects on each other are explained. It is observed that while temperature is increasing, precipitation, moisture and number of snowy days are decreasing in Turkey. Hence, it can be said that global warming shows its reflections in Turkey as well.

Sea water temperatureAir temperatureSoil temperature+3
Seda Eroğlu
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yapı üretim sürecinde leed yeşil bina sertifika sisteminin değerlendirilmesi, Türkiye'den örnekler

Birleşmiş Milletler iklim konferansı iklim değişikliği konusundaki dördüncü değerlendirme raporununda dünya ısısının 2100 yılına dek 1,8 ile 4 derece arasında yükseleceğini kaydetmiştir. Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın başkanı Achim Steiner'in, uzun zamandır beklenen raporunda, küresel ısınmanın, yüzde doksandan da yüksek bir olasılıkla, insan faaliyetleri yüzünden meydana geldiği açıklamıştır (1).Küresel ısınma bugün dünyanın karşı karşıya kaldığı önemli bir sorun ve insanlık için çok büyük bir tehdit unsurudur. Küresel ısınmanın en büyük sebebinin insan davranışları ve üretimleri olduğu artık kabul görmektedir. Bu davranış ve üretimlerin en kapsamlı ve etkili olduğu alanlar ise insanoğlunun kurduğu kentlerdir. İnsanlığın ilerlemesi uğruna başlayan gelişimin uzantısı olan Kentleşme, birbirini tetikleyen nüfus artışı, istihdam gereksinimi, bir merkezde toplanma, ulaşım kolaylığı barınma ve yer ihtiyacı gibi birçok faktörle birlikte Endüstri Devrimi'nden bu yana günümüzde tarih boyunca görülmemiş bir hıza ulaşmıştır.Hızlı kentleşme ile yaşanılan sosyo-ekonomik süreçlerin sonrasında bugün dünyanın oluşan tüketim yükünü kaldıramayacak bir sınıra geldiği ve oluşan çevresel sorunlara da yoğun yapılaşmanın neden olduğu artık tüm çevreler tarafından kabul gören bir gerçektir. Yapılar, yapı malzemesinin hammaddesinin kaynaktan elde edilişinden başlayıp yapı ömrünün sona ermesine kadar geçen tüm süre boyunca, çevresel sorunların oluşumuna katkıda bulunmaktadırlar. Bunun başlıca nedeni de bütün bu süreç boyunca doğal kaynak ve enerjinin kullanılması sonucu, zararlı emisyonların ve diğer atıkların üretilmesi ve çevreye bırakılmasıdır.Dünyada çeşitli farklı disiplinlerde son otuz yıldır küresel ısınmanın işaret ettiği tehlikelere yönelik olarak maruz kalınan zararların irdelenmesi ile çözüm arayışlarının kaçınılmaz olduğu gözlemlenmiştir. Bu durum sonucunda yeni bir çevreci yaklaşım dünya genelinde yaygınlaşmıştır. Bu çevreci yaklaşım ile yapılan araştırmalar, atılan adımlar ve gerçekleştirilen çeşitli girişimler çerçevesinde ?Sürdürülebilirlik? diye ifade edilen yeni bir kavram literatüre eklenmiştir. Özellikle 1990'lı yıllardan itibaren inşaat sektörü, çevrenin gördüğü zararlar açısından bu bağlamda mercek altına alınmaya başlanmıştır. Son yirmi yılda, gerek neden olduğu küresel ısınma, gerekse oluşturduğu atıklar ile yarattığı çevre kirliliği ve tüketmekte olduğu doğal kaynaklar açısından, yaşanan sorunların en baş sorumlularından biri olması inşaat sektörünü çözüm arayışlarına itmiştir. Neden olduğu sorunlara karşı oluşan çevreci yaklaşımlar çerçevesinde bu sektör çevreye duyarlı, sorumlu ve insan sağlığına faydalı olan bir yapı üretimi için yöntemler geliştirme çabası içine girmiştir. Bu çözüm arayışları çerçevesinde de ?Sürdürülebilirlik? kavramı yapı üretim sürecine eklemlenmiştir.Zaman içerisinde yapı üretimi sürecinde, farklı yöntemlerle tariflenen ?Sürdürülebilir bina? uygulamaları pazarda belli bir reklam değeri kazanırken bu binaların neyle ölçülebildiği belirsizlik arz etmiştir. Küresel etkilere karşı yapı üretiminde temel ölçütlerin ve standart bir ?Sürdürülebilir Bina? tanımının olmayışı üretilen sürdürülebilir binaların hangi ölçütlere göre değerlendirmeye alınabileceğini belirsiz kılmıştır.Kıyaslamaların oluşturulamaması ve dolayısı ile bir değerlendirme yapılamaması yapılan uygulamalarda kontrolsüz tüketimlerin azaltılması ve çevreye geriye dönüşü olmayan zararların engellenmesi yönündeki temel hedeflerden uzak kalınmasına neden olmuştur.İnşaat sektörünün neden olduğu zararların azaltılmasına yönelik olarak gerçek sürdürülebilir bina üretimi için belli ölçme ve değerlendirme ölçütlerinin oluşturulması gerekmiştir. Bu durum sektörün kendi içinde yeni bir değerlendirme yöntemi geliştirmesine neden olmuştur. Gelişmiş ülkelerde sürdürülebilir bir binayı ömrü boyunca değerlendirmeye alacak, yapı üretimi sürecine dahil olan binaların sürdürülebilir ölçütlerini bir bütünlük içerisinde değerlendirebilecek ve binalar arası kıyasları oluşturabilecek ?Yeşil Bina Sertifika? programları geliştirilmiştir.Bu programların, inşaat sektöründeki sürdürülebilir unsurlar açısından yetersiz kalan standartlara yönelik olarak geliştirdikleri yöntem değerlendirmesi ile bir takım temel ölçütleri, belli uluslararası standartlarla ilişkilendirerek bir değerlendirme şablonu oluşturmaya çalıştıkları gözlemlenmektedir. Yeşil Sertifika Programlarının sürdürülebilir yöntem yaklaşımı, enerji tüketimi için yenilenebilir bir enerji kaynağı kullanımını teşvik ettiği gibi her türlü tüketim malzemesinin dönüştürülebilir olması gibi çok çeşitli unsurları belli standartlar çerçevesinde değerlendirmektedir. Geliştirilen sertifika programları temel aldıkları standartlar çerçevesinde sürdürülebilir bir binayı tanımlayabilecek kriterleri bir bütün halinde değerlendirerek, uygulanan binanın tüm ömrü boyunca daha ekolojik ve daha ekonomik olmasını hedeflemektedir.Bugün halen geliştirilmekte olan bu sertifika programları tüm dünyadaki yapı üretimi uygulamalarında yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Bu programlar tasarım, inşaat ve proje yönetimi konusunda çeşitli ülkelerde nerdeyse mevzuatda dönüşümlere neden olmaktadırlar. Yeşil Bina Sertifika programlarının dünya çapında, inşaat sektörünün küresel etkilerinin azaltılmasına yönelik dönüşümünde önemli bir rol üstlendikleri gözlemlenmektedir.Bu sertifika sistemleri 2009 yılı itibari ile Türkiye'de de uygulanmaya başlanmıştır.Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de toplam enerjinin çok önemli bir oranı binalarda kullanıcı konforunu sağlamak üzere ısıtma, klima, havalandırma ve aydınlatma amaçlı kullanılmaktadır. Türkiye'de tüketilen toplam enerjinin yaklaşık % 70'i ithal edilmekte ve bu oran gittikçe artmaktadır. Türkiye'nin enerji ithalatının 2010'da % 73'e, 2020'de ise % 78'e yükselmesi beklenmektedir. Dışa bağımlı olarak tüketilen enerji harcamasının Türkiye içinde sektörlere göre dağılımı yaklaşık olarak Şekil 1'de gösterilmiştir (2).Enerjinin verimli kullanılması yönünde geliştirilecek yöntemler Türkiye gibi enerji harcamalarında dış kaynaklara bağımlı olan ülkeler açısından çok daha da büyük bir önem arz etmektedir.Yeşil Sertifika Programları Sürdürülebilir binalar için geliştirdikleri değerlendirme yöntemi içerisinde enerji verimliliğini artırmak üzere binanın enerji harcamalarının otomatik olarak binanın kendisiyle ve ek sistemlerle kontrol edebildiği sistemlere yönelik ölçütleri de barındırmaktadırlar. Hedeflenen ise kullanıcı konforundan ödün vermeden binanın enerji harcamalarının en az düzeyde olmasını sağlamak olmaktadır. Dolayısı ile sertifika sistemlerinin ekonomik anlamda da katkı sağlayabilmeleri amaçlanmıştır.Bu programların gerek küresel olumsuz etkilerin azaltılması gerekse enerji verimliliğinin arttırılarak ekonomik kalkınmaya zemin sunulması açısından Türkiye gibi dış kaynak tüketimi yüksek olan ülkeler açısından değerlendirilmesi daha da büyük bir önem arz etmektedir.İnşaat sektörü Türkiye için çok büyük bir istihdam gücü barındırmakta ve ülkede önemli bir ekonomik pazar arz etmektedir. Gerek istihdam gerekse pazar etkileri açısından ülke kalkınmasına yarattığı olumlu etki kaçınılmazdır. Ancak küresel ısınmada yarattığı olumsuz etkiler yönünden ileriye yönelik önemli tehdit unsurları barındırmaktadır. Bu olumsuz durum Türkiye gibi enerjide dış kaynaklara bağımlı yaşayan ülkeler açısından ekonominin uzun vadeli değerlendirilmesinde ayrıca bir tehdit unsuru arz etmektedir.Dolayısı ile Türkiye'deki yapı üretimi sürecinin sürdürülebilir bir dönüşüme geçebilmesi önemlidir. Bu bağlamda da bu sertifika sistemlerinin bir anahtar görevi görebileceği düşünülebilir. Henüz ilk uygulama sürecinde olmaları dolayısı ile doğru yapılacak bir sonuç değerlendirme ile ilerleyen yıllarda yapı üretiminde uygulanacak sürdürülebilir yöntemler açısından yol gösterici olabileceklerdir.Bu düşünce bağlamında yürütülen bu çalışmanın amacı halen dünya çapında gelişme aşamasında olan bu sertifika programlarının Türkiye'deki yapı üretimi sürecine nasıl dâhil olduklarını değerlendirmek ve yeşil sertifikaların henüz gelişmekte oldukları bu dönemde, yapı üretiminde oluşan beklentileri ve üretim sürecinde karşılaşılan sorunları belirleyerek yeşil sertifikaların Türkiye'deki yol haritasını ortaya koyabilmektir.

Sürdürülebilir çevreSürdürülebilirlikİnşaat sektörü
Devran Bengü
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Sürdürülebilirlik bağlamında ekolojik tasarım prensiplerinin mimaride uygulanabilirliğinin irdelenmesi

Yirminci yüzyılda sanayileşmenin beraberinde getirdiği makineleşmeye bağlı olarak artan enerji ihtiyacı, toplumların yenilenmesi mümkün olmayan fosil yakıtlara yönelmesi sonucunu doğurmuştur. Günümüzde yenilenemeyen enerji kaynaklarının tükenmesi olgusu, bu kaynakların aşırı kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan çevre sorunları ve ekonomik olumsuzluklar, kullanılan enerjinin büyük bir bölümünü tüketen binalarda yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılmasını gerekli kılmaktadır.Binaların doğal çevreye getirdiği yükün azaltılabilmesi, mimarların çevreye duyarlı yapılar tasarlama sorumluluğunun artmasıyla gerçekleşir. Yenilenebilir kaynak potansiyeli açısından zengin olan ülkemizde, binalarda tükenmeyen enerji kaynaklarını etkin kullanma tekniklerinin kullanıcılar tarafından da öğrenilmesi ve yaygınlaşması gerekmektedir. Böylece çevreye ve ekonomiye verilecek zarar en aza indirilebilir ve doğal kaynaklardan gelecek nesillerin de yararlanabilmesi sağlanır.Ekolojik döngünün devamlılığının sağlanması, canlı yaşamı için hayati önem taşımaktadır. Enerji kullanımından doğan çevre sorunları, ekolojik döngüyü ve dolayısıyla canlı yaşamını tehdit etmektedir. Enerji tüketimindeki payı nedeniyle binaların tasarım ve yapım aşamasında görev alan meslek gruplarının, gerek kentsel ölçekte gerekse bina ölçeğinde çevreye duyarlı, enerjinin etkin kullanıldığı, sürdürülebilir yaşama birimleri ve alanları tasarlaması gerekmektedir. Bununla birlikte mevcut yapıların yapılacak çeşitli müdahaleler ile toplum yararına yeniden ve enerji etkin yapılar halinde kullanılmaları sağlanmalıdır.

EkolojiEkolojik mimariEnerji kaynakları+7
Banu Güvenç
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de il halk kütüphanelerinde sürdürülebilirlik olgusu ve kurumsal sürdürülebilirlik izleği önerisi

Kütüphane türleri arasında, hizmet verdiği kullanıcı kitlesinin genişliği ve hizmet çeşitlilikleri kadar yenilikçi uygulamalara öncülük eden kimliği ile de ön plana çıkan halk kütüphaneleri, diğer unsurların yanı sıra, sürdürülebilirlik bağlamında da ilk elde ele alınması gereken kütüphane türüdür. Kütüphanecilik dünyası ile sürdürülebilirlik arasındaki bağlantının son dönemde literatürde kendine yer bulmaya başlaması, sürdürülebilirlik konusunun kütüphaneler için önemini vurgulama sorumluluğunu doğurmuştur. Bu bağlamda özellikle halk kütüphaneleri için sürdürülebilirlik ölçütleri belirlenerek bu konuda kurumsal rehberlik yapacak Türkçe literatürün henüz olmaması, konunun ve bu çalışmanın önemini artırmaktadır. Çalışmanın nihai amacı Türkiye'deki il halk kütüphanelerinin kurumsal sürdürülebilirlik açısından sahip oldukları yapısal unsurlar bağlamında (bina, personel, kullanıcı, bütçe, derme, yönetici yaklaşımı, uygulamalar ve hizmetler) ne durumda olduklarını tespit edip, elde edilen veriler ışığında halk kütüphanelerinde kurumsal sürdürülebilirlik için bir izlek geliştirmektir. Buna göre araştırmanın kapsamı, araştırmanın sonuçlarının tüm Türkiye'deki durumu yansıtabilmesi için 81 il halk kütüphanesi olarak belirlenmiştir. Araştırmanın amacı doğrultusunda betimleme yöntemi, anket ve yarı yapılandırılmış görüşme teknikleri kullanılmıştır. Öncelikle Türkiye'deki il halk kütüphaneleri yöneticilerine uygulanan anket formu sonucunda elde edilen veriler kapsamında anketi yanıtlayan kütüphaneler arasından basit rastgele örnekleme yöntemi ile yedi coğrafi bölgeden seçilen kütüphane yöneticileri ile görüşmeler yapılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre literatürde henüz çok yeni bir kavram olan "sürdürülebilirlik" kavramına ilişkin il halk kütüphanesi yöneticileri, personeli ve kullanıcıları tarafından farkındalık ve bilgi eksikliği söz konusudur. Bu eksikliğin giderilmesinde yol gösterici olması amacıyla Türkiye'de il halk kütüphanelerinin kurumsal sürdürülebilirliği sağlayabilmek için sahip olması gereken temel özellikleri içeren bir izlek oluşturulmuştur. Bu izlek, başta il halk kütüphaneleri olmak üzere diğer kütüphane türleri için de bir örnek niteliğindedir. Söz konusu izleğin kütüphanelere, kütüphanelerin tüm paydaşlarına, bilgibilim alan yazınına önemli katkısı olacaktır. Ayrıca bu çalışma ve sonucunda ortaya çıkan izlek bu alanda yapılacak sonraki çalışmalar için de temel oluşturacağı düşünülmektedir.

Halk kütüphaneleriKurumsal sürdürülebilirlikSosyal sürdürülebilirlik+3
Zarife Yıldırım Mercan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sürdürülebilir kentler bağlamında dirençli kent: Çankırı örneği

Kentler, tarihsel süreç içerisinde insanların toplu olarak yaşadıkları, üretim ve tüketim faaliyetlerinin yanında her türlü ihtiyaçlarını karşıladıkları mekânlar olarak ortaya çıkmıştır. Kentsel dirençlilik ise kent içerisinde oluşacak her türlü riske karşı kentin hazır olmasıdır. Kent tarihinin her safhasında dirençlilikten bahsetmek mümkündür. İlk kurulan kentlerde dirençlilik daha çok güvenlik amaçlı sağlanmış olsa da, 21. yüzyıl kentlerine gelindiğinde nüfus yoğunluğundan kaynaklı oluşan sorunlara yönelik dirençlilik sağlanmak hedeflenmiştir. Ocak-2020 tarihinde hayatımıza giren Covid-19 virüsünün neden olduğu salgın hastalık, küreselleşmenin etkisiyle kısa sürede tüm dünyaya yayılmış ve kentlerde ciddi sorunlara yol açmıştır. Mega kentlerde, kent içi akışın hızlı olması salgının kontrolünü zorlaştırmış olsa da, mikro kentlerde salgın süreci daha sistemli ve rahat atlatılmıştır. Araştırmanın çıkış noktasını oluşturan bu durum, mikro bir kent olan Çankırı'da Covid-19 salgın sürecinin nasıl geçirildiğini ve geçirilmekte olduğunu anlamaya neden olmuştur. Bu doğrultuda "derinlemesine mülakat" yöntemi ile Çankırı'da yer alan Çankırı Valiliği, Çankırı Belediyesi, Çankırı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, Çankırı AFAD İl Müdürlüğü, Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörlüğü bünyesinde görev yapan 5 yetkili kişi yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Kamu kurumlarının salgın sürecinde en önde yer almaları ve koordineyi sağlamaları örneklem olarak seçilmelerinin asıl nedenidir. Yapılan mülakatlar sonucunda Çankırı'da salgın sürecinin sistemli ve bir nebze de olsa daha rahat geçirildiği anlaşılmıştır. Çünkü mikro kent olan Çankırı'da risk durumlarında kurumlar arası iletişim daha kolay sağlanarak hızlı müdahale şansı daha çok olmuş, bu durum vaka ve ölüm oranlarında ciddi azalmalara yol açmıştır.

DirençlilikKentlerKentsel dirençlilik+3
Büşra Konak
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Impact of lack of public green areas on the living conditions of Mogadishu's residents

Lately, the functions of urban greenings including recreational use, aesthetics and resting areas are at the top of the expectations of the society. These green areas in the cities reduce energy use, facilitate cooling effects, and improve water and air quality. The protection of green areas is also important for the sustainability of biodiversity and wildlife. The green areas in the cities, consisting of vegetation, trees and tree groups that are naturally found in the city or artificially established, are to be established, protected and managed in accordance with the public interest. This thesis investigates the impact of urban green areas (UGAs) on the socio-economic, environmental, and health aspects of urban life in Mogadishu, Somalia. Employing a mixed-method approach, this study combined a face-to-face survey of Mogadishu residents with GIS-based analysis using the i-Tree Canopy tool to assess spatio-temporal changes in the city's green cover between 2002 and 2023.Survey results indicated that accessible and well-maintained green spaces significantly improve residents' mental and physical health, foster social interactions, and contribute to economic benefits such as increased property values and enhanced local business opportunities. Meanwhile, i-Tree analysis revealed a concerning decrease in green cover over the study period, with a corresponding increase in impervious surfaces. This reduction in green spaces is associated with diminished ecological services, such as carbon sequestration, and exacerbates challenges like the urban heat island effect. The findings emphasize the critical role of UGAs in enhancing urban resilience and improving quality of life in post-conflict settings. The study advocates for strategic urban planning and policy initiatives that prioritize the preservation and expansion of green spaces, which are crucial not only for environmental sustainability but also for promoting social cohesion and economic prosperity in Mogadishu. The thesis presented recommendations for urban planners and local government to integrate comprehensive green space planning into Mogadishu's broader urban development agenda, ensuring sustainable and livable urban environments.

Urban green areasSustainable environment
Abdulwasa Abdıwalı Hassan
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası lojistikte taşımacılık faaliyetlerinin çevre üzerindeki etkileri

Uluslararası lojistik insanlık için çok önemli bir noktada konumlanmaktadır. Yaşam var olduğu sürece, üretim ve tüketim de var olacaktır. İnsan istek ve ihtiyaçlarının, malzemelerin, hammaddelerin taşınması, insan ulaşımının sağlanması, yüklerin veya insanların istenilen yerde istenilen zamanda olabilmesi Lojistik biliminin faaliyet konusudur. Bu faaliyetler ulusal yapılabileceği gibi uluslararası boyutta da gerçekleştirilebilmektedir. Günümüzde malların taşınması işlemi taşımacılık olarak adlandırılırken, insanların taşınması işlemi ulaştırma olarak adlandırılmaktadır. Sürdürülebilirlik ortaya çıktığı zamandan günümüze kadar pek çok farklı alanda birlikte kullanılmıştır. Tanımlamak gerekirse Sürdürülebilirlik kısaca günümüz faaliyetlerinin gerçekleştirilirken kaynakların tüketilmemesi, geleceğin de varlığını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyabileceği kaynakları tüketmemek olarak tanımlanabilmektedir. Sürdürülebilirliğin uygulanabilirliği, kaynakların tüketilmemesine ve kullanılan kaynakların yerine konulabilmesine bağlıdır. Doğa kendi içerisinde bir bütün halinde çalışan bir ekosisteme sahiptir. Bu ekosistemde tüm canlı ve cansız varlıklar birlikte bulunmaktadır. Her biri birbiri ile bağlantılı ve birbirleri için önemi büyüktür. Bu durum bir zincirin halkaları gibi düşünülebilir. Bu canlılardan bir tanesinin yok olması demek, zincirin halkalarından birinin yok olmasına, etkileşimde bulunduğu diğer canlıların varlığını olumsuz yönde etkileyebilecek, hatta yok olmasına neden olabilecektir. Sürdürülebilirlikle ilişkili olan bir diğer husus çevre kirliliğidir. Ekologlara göre çevre kirliliği aşırı yapılaşmanın, sanayileşmenin ve ulaşım araçlarındaki artışla beraber artmaktadır. Artan çevre kirliliği, doğal felaketler, küresel ısınma gibi pek çok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bu nedenle bu çalışmanın konusu olan Lojistik Faaliyetlerin Çevresel Etkilerinin incelenmesi, sürdürülebilirlik kapsamında ele alınması ve lojistiğin alt unsuru olan taşımacılık sektörünün araştırılması büyük önem taşımaktadır. Lojistiğin sürdürülebilir bir sisteme dönüştürülebilmesi için sadece çevre değil, sosyal ve ekonomik yönlerinin de sürdürülebilir bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gerekmektedir. Taşımacılık sektöründe sürdürülebilir bir sistemin geliştirilebilmesi için, uygun taşıma modunun seçilmesi büyük önem taşımaktadır. Böylece yakıt tüketiminin minimuma indirilerek karbon salınımının azaltılması sağlanacaktır. Lojistikte kullanılacak taşıma araçlarının periyodik bakımlarının gerçekleştirilmesi, doğru taşıma modlarının seçilerek taşıma trafiğinin azaltılması sürdürülebilir lojistik faaliyetlerinin bazıları olarak sıralanabilmektedir. Lojistiğin sürdürülebilir bir şekilde çalıştırılması sadece taşımacılık alanında yapılacak iyileştirmelerle kalmayıp, lojistikte kullanılacak depolama hizmetlerinin de sürdürülebilir bir lojistik çerçevesinde gerekli düzenlemelerinin yapılması gerekmektedir. Stok maliyetlerinin düşürülmesi, sera gazlarının azaltılması ile doğru orantılı olacaktır. Stokların azaltılması muhafaza edilen hammaddelerin veya malzemelerin ısıtılma ve soğultulma işlemlerinin azaltılmasını, depolama maliyetlerinin düşürülmesini, enerji tüketiminin azaltılmasını sağlayacaktır. Çalışma kapsamında uluslararası taşımacılık faaliyetlerinin çevreye verdiği zararlar emisyon değerleri üzerinden incelenmektedir. Sera gazları atmosferde birikerek küresel ısınmayı tetikleyen gazlardır. Bu gazlar içerisinde en tehlikeli sera gazı miktar bakımından en fazla olan karbondioksit gazı olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle çalışmada karbon emisyonları değerleri esas alınmıştır. Günümüzde artan çevre sorunları, küresel ısınma, iklim değişiklikleri, nesli tükenen hayvanlar düşünüldüğünde, bu ve bu gibi konuların araştırılması konunun önemini ve ciddiyetini anlatmaktadır. Uluslararası lojistik faaliyetlerinin çevre üzerindeki etkisi ekonometrik analizler aracılığıyla test edilmektedir. Araştırma modelinin temeli Çevresel Kuznets Eğrisine dayanmaktadır ve lojistiğin çevre üzerindeki etkisi panel veri yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Çalışma taşımacılık türleri hakkında oldukça kapsamlı bilgiler vermekte, taşımacılık türlerinin emisyon değerleri üzerinden yeni taşıma modellerinin uygulanabilmesi açısından fikir vermektedir. Uluslararası lojistiğin karbon emisyonları üzerinden çevresel etkilerinin incelenmesi konusu, alanında yazılmış ilk tez olması bu çalışmanın önemini vurgulamakta ve literatüre katkı sağlaması açısından önemlidir.

Deniz taşımacılığıHava yolu taşımacılığıKarbon emisyonu+7
Derya Kesgin Ertürk
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite kampüslerinin çevresel sürdürülebilirliği: Bursa Teknik üniversitesi örneği

Çağımızın en büyük problemlerinden olan küresel ısınma ve iklim değişikliği beraberinde diğer su ve gıda kıtlığı, enerji krizleri gibi çevresel problemleri de getirmiştir. Her geçen gün artan çevresel felaketlere uluslararası düzeyde sürdürülebilirlik ile ilgili önlemler gündeme getirilmiştir. Bu sürdürülebilirlik uygulamalarından biri de yeşil kampüs çalışmalarıdır. Bu çalışmada yeşil kampüs temeli olan Green Metric değerlendirme yönteminden bahsedilmiş olup çalışma alanı olarak Bursa Teknik Üniversitesi belirlenmiştir. Üniversite ilk kez 2022 yılında Green Metric sıralamasına katılım sağlamış olup çalışmada 2022, 2023 ve 2024 yılı verileri karşılaştırılarak değerlendirme yapılmıştır. Çalışma sonucunda üç yıl arasında olan puan artışında en büyük etkenin akıllı kampüs uygulamalarında olduğu, kurum içerisinde yeşil bina çalışmalarına önem verildiği, enerji ve iklim değişikliği derecelendirmesinde başarılı çalışmalar yaptığı gözlemlenmiştir. Bu araştırma sonucu ile hem çalışma alanı olan Bursa Teknik Üniversitesinde hem de yeşil kampüs uygulamalarına yer veren diğer yükseköğretim kurumlarında yapılabilecek faaliyetlere yardımcı olması hedeflenmektedir.

Çevresel sürdürülebilirlik
Nisa Türk
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00

Related subjects