Tax Procedural Code
75 theses under this subject heading
Vergi yargısında istinaf kanun yolu incelemesi
Kamusal kaynakların en önemli kalemlerinden olan vergilerin toplanması, konulması ve vergilendirmeye ilişkin yapılan her türlü işlem toplumsal hayatta her anlamda bir etki doğurmaktadır. Bu nedenler vergiye ilişkin oluşumlarda yapılacak değişikliklere toplumlar hassasiyet geliştirmişlerdir. Vergiye ilişkin oluşumlarda olduğu gibi adalet sisteminde yapılan değişiklikler de toplumda hızlı ve etkin şekilde olumlu veya olumsuz tepki doğurmaktadır. Bu çalışma da yargı sisteminde yapılan önemli değişikliklerden birinin vergi yargısı üzerine etkileri ve benzeri uygulamaların farklı ülkelerde ve yargı kollarında görünümleri incelenmiştir. Tüm bu inceleme ile hedeflenen yapılan yargısal değişikliğin kısa zaman içerisinde istenilen sonuca ulaşılamasa bile beklenen faydayı sağlayıp sağlamadığının belirlenmesine ilişkindir.
Vergi kaçakçılığı suçunda etkin pişmanlık
İçinde bulunduğumuz konjonktürde sosyal devlet anlayışının güç kazandığı bir ortamda; vergi yasalarında yapılan değişiklikler, dönüşüme uğrayan ekonomik ve toplumsal yaşama göre vergi sistemini geliştirmek düşüncesine dayanmaktadır. Vergi adı altında toplanan ve kamu gelirleri içerisinde oldukça önemli bir payı oluşturan gelirlerin zamanında tarh, tahakkuk ve tahsili, kamu hizmetlerinin ifası hususunda önem arz etmektedir. Ancak; kamu hizmetlerinin artışı, hizmetlerin finansmanı bakımından vergi oranlarının artışı, yeni vergilerin konulması mükelleflerin vergiye uyumunu azaltmakla beraber vergiden kaçınma ve vergi kaçakçılığı gibi sonuçlara sebep olmaktadır. Devletin önemli boyutlara varan vergi kaybına karşı etkin önlemler alması bir gerekliliktir. 8 Nisan 2022 tarihinde kabul edilen ve 15 Nisan 2022 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair 7394 sayılı Kanun" un 4'üncü maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun vergi kaçakçılığı suçlarına ilişkin 359'uncu maddesine etkin pişmanlık hükümleri eklenmiştir. Böylece, söz konusu düzenleme ile hukuksal niteliği bakımından tüm unsurları ile tamamlanmış olan bazı suçlarda cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi bir sebep olarak kabul edilen etkin pişmanlık kurumu, vergi kaçakçılığı suçlarında da uygulama alanı bulmuştur. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde etkin pişmanlık kurumuna ilişkin kavramlar üzerinde durulmuştur. Akabinde, etkin pişmanlık kurumunun hukuksal niteliği, unsurları, kapsamına hangi suçların girdiği açıklanmıştır. İlgili bölümün en sonunda ise etkin pişmanlık kurumunun benzer kurumlarla mukayesesi yapılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde vergi kaçakçılığı suçunun geçmişten günümüze görünümü ve tarihsel süreç içerisinde geçirdiği dönüşümler kronolojik bir sırayla açıklanmıştır. Yine, ilgili bölümde vergi kaçakçılığı suçunun cezaları, unsurları, özel görünüş biçimleri ve takibine ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, vergi kaçakçılığı suçunda etkin pişmanlık ve etkin pişmanlığın unsurları üzerinde durulmuştur.
Vergi Usul Kanunu ile Türkiye muhasebe standartları açısından değerleme esaslarının karşılaştırılması ve uygulama örneği
Bilindiği üzere 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 64 ve 88'inci madde hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişiler gerek ticari defterlerini tutarken, gerek münferit ve konsolide finansal tablolarını düzenlerken Türkiye Muhasebe Standartlarına Türkiye Finansal Raporlama Standartlarına ve kavramsal çerçevede yer alan muhasebe ilkelerine ve bunların ayrılmaz parçası olan yorumlara aynen uymak ve bunları uygulamak zorundadırlar. Bu kapsamda her tacir, ticari defterleri tutmak ve defterlerinde, ticari işlemleriyle mal varlığı durumunu, Türkiye Muhasebe Standartlarına ve Türk Ticaret Kanununun 88'inci madde hükümlerine göre açıkça görülebilir bir şekilde ortaya koymak zorundadır. Defterler, üçüncü kişi uzmanlara, makul bir süre içinde yapacakları incelemede işletmenin faaliyetleri ve finansal durumu hakkında fikir verebilecek şekilde tutulur. İşletme faaliyetlerinin oluşumu ve gelişimi defterlerden izlenebilmelidir. Bu çalışmada Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) ve Vergi Usul Kanunu değerleme yaklaşımı ile ele alınmıştır. VUK değerleme hükümleri bilanço kalemlerinin bütününü aktif ve pasifiyle değerlemeye tabi tutan ve sistematiğe dayanan bir yaklaşımdır. Bu çerçevede VUK ve TMS değerleme genel esasları ve değerleme ölçüleri ele alınmış ve açıklanmıştır. Çalışmanın izleyen bölümlerinde Maddi duran varlıklar, maddi olmayan duran varlıklar, stoklar, menkul kıymetler, iştirakler, alacaklar ve borçlar, kasa ve finansal kiralamaların değerlemesi ve muhasebe işlemleri örnek uygulamalar ve muhasebe kayıtları ile anlatılmıştır.
Atık geri dönüşümünde üretim maliyetlerinin incelenmesi: Bir kâğıt üretim tesisinde uygulama
Günümüz ekonomisinde hızla değişen rekabet koşulları birim üretim maliyetlerini her geçen gün daha da önemli hale getirmektedir. Birçok sektörde olduğu gibi atık kâğıt geri dönüşüm sektöründe de birim maliyetlerin hızlı, güvenilir ve doğru şekilde hesaplanması işletme yöneticilerinin verecekleri kararlar açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı; Ege Bölgesinde faaliyet gösteren bir atık kâğıt geri dönüşüm tesisinin bir mali takvim yılında katlandığı üretim maliyetlerinin Kapsamına Göre Maliyet Yöntemleri ve TMS-2 Stoklar Standardı kapsamında birim üretim maliyetlerinin her bir yönteme göre hesaplanarak karşılaştırılmasıdır. Çalışmada üretim maliyetleri türlerine göre sınıflandırılacak, dönem içerisinde yapılması gereken yevmiye kayıtları gösterilecek, yöntemler doğrultusunda oluşan gelir tabloları karşılaştırılacak, Vergi Usul Kanunu ile Standartların öngördüğü iki farklı yöntem arasındaki uygulama farklılığı nedeniyle ortaya çıkan geçici fark ve ertelenmiş vergi kavramları ile muhasebe kayıtlarına yer verilecektir.
Türk Vergi Yargısı ve Vergi Usul Kanunu yönünden kesilen cezalara ilişkin yargı kararlarının incelenmesi
Vergi ödemek, yerine getirilmesi zorunlu olan bir vatandaşlık görevidir. Dolayısıyla kimsenin vergi ödememe ya da eksik ödeme konusunda bir tercihi olamaz. Buna rağmen yükümlülerin önemli bir bölümünün vergilerini zamanında ya da eksiksiz ödemede çok da istekli olmadıkları, sahte belge düzenleme veya kullanma gibi yollara başvurarak vergi kaçırmaya çalıştıkları görülmektedir. Vergi idaresi ise yapmış olduğu vergi denetimleri ile vergi kayıp ve kaçağını önlemeye çalışmakta, bu konuda vergi müfettişleri aracılıyla vergi incelemeleri yapmaktadır. Yapılan incelemeler sonucunda ise vergi kayıp ve kaçağına sebep olanlar hakkında kanunlarda yer alan cezai yaptırımlar uygulamaktadır. Bu tezimizde ise vergi idaresi tarafından kesilen cezalara ilişkin olarak Danıştay tarafından verilen kararlarda belirtilen hususlar çerçevesinde vergi incelemelerinde dikkate alınması gereken hususlara değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Vergi, Vergi İncelemesi, Danıştay, Vergi Kayıp ve Kaçağı
VUK ve TMS/TFRS çerçevesinde işletmelerde ticari alacaklar ve ticari borçların değerlemesi ve bir uygulama
Günümüzde hızla gelişen piyasa koşullarında işletmelerin işlem hacimlerinin önemli ölçüde artması, ticari alacak ve ticari borçların finansal tablolar üzerindeki etki ve önemini de artırmaktadır. Ticari alacak ve ticari borçların tahsil edilememe veya ödenememe olasılıklarını da bünyelerinde barındırmaları ise ticari alacak ve ticari borçların değerlemesi işlemini de önemli kılmaktadır. Küreselleşmenin hayatın her alanına etki ettiği gibi ticari hayat üzerinde de hızlı bir şekilde etkisini göstermesi, işletmelerin küresel faaliyetlere katılabilmesi ve uyum sağlayabilmesi için kullanacakları ortak bir finansal raporlama dili ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Bu durum, Uluslararası Muhasebe Standartlarının oluşumunu ve gelişimini sağlayan temel unsur olmuştur. Uluslararası Muhasebe Standartları'nın bir çevirisi mahiyetinde olan Türkiye Muhasebe Standartları ise finansal araçların değerlemesi için Vergi Usul Kanunu'ndan farklı değerleme ölçüleri belirlemiştir. Finansal araçlar kapsamında yer alan, işletmelerin ticari alacak ve ticari borçlarının değerlemesi işleminde Vergi Usul Kanunu ve Türkiye Muhasebe Standartları/Türkiye Finansal Raporlama Standartları arasında uygulama farklılığı bulunmaktadır. Bu farklılığın sebebi Vergi Usul Kanunu'nun değerleme işlemine ilişkin düzenlemelerinde vergi matrahının doğru bir şekilde hesaplanmasının sağlanması amaçlanmışken, Türkiye Muhasebe Standartları/Türkiye Finansal Raporlama Standartları'nın değerleme işlemine ilişkin düzenlemelerinde asıl amaç vergi matrahının doğru bir şekilde hesaplanması olmayıp, işletmelerin finansal durumlarının gerçeğe en uygun bir şekilde işletmelerin finansal tablolarında gösterilmesinin amaçlanmış olmasıdır. İşletmelerin ticari alacak ve ticari borçlarının Vergi Usul Kanunu uyarınca değerlemesi işlemi, doğrudan doğruya vergi matrahını etkilediğinden vergi matrahının doğru bir şekilde hesaplanması açısından önemlidir. Ticari alacak ve ticari borçların değerlemesine ilişkin olarak işletmeler tarafından Vergi Usul Kanunu'nda yer alan şartların sağlanması ve değerleme işleminin doğru bir şekilde yapılması durumunda, işletmelerin vergi yükünü azaltabilme imkânı bulunması, söz konusu değerleme işleminin önemini artırmaktadır. Aynı şekilde işletmelerin finansal tablolarında yer alan ticari alacak ve ticari borçlarının finansal tablo kullanıcılarının kararlarını önemli ölçüde etkilediği göz önüne alındığında ticari alacak ve ticari borçların Türkiye Muhasebe Standartları/Türkiye Finansal Raporlama Standartları uyarınca değerlemesi işlemi de son derece önem arz etmektedir. Çalışmamızda işletmelerin ticari alacak ve ticari borçlarının değerlemesi işlemi Vergi Usul Kanunu ve Türkiye Muhasebe Standartları/Türkiye Finansal Raporlama Standartları kapsamında ayrı ayrı ele alınmış, uygulama farklılıklarına değinilmiş, uygulama farklılıklarının vergisel sonuçları ortaya konulmuş ve bir takım açıklamalara yer verilmiştir. Ayrıca ticari alacak ve ticari borçların değerlemesindeki farklılıkların minimum seviyeye indirilmesi ve uluslararası standartlara uyum sağlanması adına Vergi Usul Kanununda yapılacak yasal düzenlemeler ile değerlemede uluslararası standartların yakalanabileceği belirtilmiştir.
Değerleme olgusu ve maddi duran varlıkların Vergi Usul Kanunu ve Türkiye Muhasebe Standartları açısından değerlemesi
Küreselleşme ile dünyamız adeta küçük bir köy haline gelmiş, mobilite hızlanmıştır. Bu anlamda sermaye küresel anlamda yayılmış, uluslararası ortaklıklar, ticaret ilişkileri, uluslararası finansman olağan olgular haline gelmiştir. Sermayenin bu denli uluslarası hale gelmesiyle, çeşitli güvence mekanizmalarına ve hizmetlerine ihtiyaç duyulmuştur. Yatırımcılar, kredi verenler yatırım yaptıkları veya kredi sağladıkları şirketlerin mali durumlarından emin olmak ve bu suretle vermiş oldukları kredileri veya yatırım yaptıkları kuruluşların mali tablolarına ihtiyaç duymaktadırlar. Mali tablolar ülkelerin kendi iç mevzuatları çerçevesinde hazırlanmış olmaları sebebiyle uluslarası mecrada bu tablolara ihtiyaç duyan kişilerin ihtiyaçlarına tam anlamıyla cevap verememektedir. Bu durumun giderilmesi amacıyla Uluslarası Muhasebe Standartları (UMS) ve Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (UFRS) yayınlanmış ve bu bilgilere ihtiyaç duyan bütün herkesin anlayabileceği adeta ortak bir dil oluşturulmuştur. Bahsi geçen bu Standartlar Türkçeye çevrilerek Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) ve Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TFRS) oluşturulmuştur. Güvence hizmetinin tam anlamıyla yerine getirilmesi açısından finansal tabloların hazırlanmasına ve gerekli muhasebe kayırlarının yapılmasında değerlemenin doğru yapılması en elzem hususlardandır. Çalışmamızda Vergi Usul Kanunu (VUK) ve TMS'nin değerleme kavramına nasıl yaklaştığı, VUK ve TMS açısından maddi duran varlıkların değerlemesinin nasıl yapıldığı, aralarındaki farklar ve VUK'un TMS'ye yakınsama olanakları ele alınmaya çalışılmıştır. Finansal tabloların gerçeği yansıtması ancak doğru değerleme esaslarının uygulanması ile mümkün olacaktır. Bu durum hem VUK hem de TMS için geçerlidir.
Finansal tablolarda finansal varlıkların değerlemesi: Vergi Usul Kanunu ve Türkiye muhasebe standartları açısından karşılaştırılması
Bu çalışmada "TMS 32 Sunum Standardı", "TMS 39 Muhasebe ve Ölçme Standardı", "IFRS 7, IFRS 9 Açıklama Standardı" kapsamında olan finansal araçlarda finansal varlıklar konusu incelendi. Ölçme, sınıflandırma, değerleme ve muhasebeleştirme bakımından finansal varlıklardaki farklılıkların, Türk Vergi Usul Kanunu ve TMS/TFRS'ye dayanarak muhasebe kayıtları aracılığıyla açıklanması hedeflenmiştir. Finansal tablolardaki, finansal varlıklar, Vergi Usul Kanunu ve Türkiye Muhasebe Standartları arasındaki farklılıklar ve değerleme kavramları açısından ele alınmıştır. İşletmelerin faaliyetlerine ilişkin işlemlerinin finansal tablolardaki güvenirliliği ve karşılaştırılabilirliğini artıracağı etkisiyle "Finansal Varlıkların Değerlemesi" kapsamında varlıkların, işletmelerdeki sunumunun, etkinliklerinin, verimliliklerinin, ölçme biçimleri incelenmiştir.
Finansal tablolarda maddi duran varlıkların değerlemesi: Vergi Usul Kanunu ve Türkiye muhasebe standartları açısından karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, Maddi Duran Varlıkların değerlenmesi konusunda Vergi Usul Kanunu ve Türkiye Muhasebe Standartları arasındaki farklı ve benzer yönleri ve nedenlerini ortaya koymaktır. İşletmelerin faaliyet alanı ne olursa olsun, maddi duran varlıkları bilançolarında önemli bir yere sahiptir. Tekdüzen hesap planında 25 nolu grupta yer alan, Arazi ve Arsalar, Yeraltı ve Yer Üstü Düzenleri, Binalar, Makine ve Cihazlar, Taşıtlar, Demirbaşlar, Diğer Maddi Duran Varlıklar, Yapılmakta Olan Yatırımlar, Verilen Avanslar kalemleri incelenmiştir. Çalışmada, Vergi Usul Kanunu ve Türkiye Muhasebe Standartlarına göre, maddi duran varlıklar, özel tükenmeye tabi maddi duran varlık kalemleri için karşılaştırmalar yapılmıştır. Her iki uygulama arasında Maddi Duran Varlık uygulamalarındaki farklılıklar saptanmıştır. Vergi Usul Kanunu ve Türkiye Muhasebe Standartları uygulamaları arasında amortisman yöntemlerinde ortaya çıkan farklılıkların nedeninin, her iki uygulamanın düzenlenme amacının birbirinden farklı olmasından kaynaklandığı tespit edilmiştir.
İştirak yatırımlarının finansal tablolarda raporlanmasının uluslararası finansal raporlama standartları, büyük ve orta boy işletmeler için finansal raporlama standardı, vergi usul kanunu ve Türk ticaret kanunu kapsamında incelenmesi
Günümüzde hem ulusal hem de uluslararası düzeyde artan rekabet ortamı işletmelerin; karlılıklarını artırmak, risklerini dağıtmak ve diğer işletmelerin yönetimine katılmak gibi nedenlerle sermaye yatırımlarında bulunmalarına neden olmaktadır. Bu yatırımlardan en yaygın olanlardan birisi iştirak yatırımlarıdır. İştirak yatırımlarının muhasebeleştirilmesi, finansal tablolarda raporlanması ve bu alanda uluslararası standartlara uyumun sağlanması önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma dahilinde iştirak yatırımlarının finansal tablolarda raporlanması, Uluslararası Finansal Raporlama Standartları, BOBİ FRS, Vergi Usul Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu kapsamında incelenmiştir.
Madencilik sektöründe arama, geliştirme ve üretim faaliyetlerinin vergi usul kanunu ve Türkiye finansal raporlama standartları açısından incelenmesi
Tarih öncesi çağlardaki taş devirleri sonrasından bugüne değin tüm gelişim aşamalarında itici güç olarak yerini almış olan doğal yeraltı kaynakları, yani ezici çoğunlukla madenler; tarih boyunca tüm uygarlıklar ve devletlerce, bir yandan diğer devletler nezdinde üstünlük sağlamak, öte yandan da çağın ve coğrafyanın gerekliliklerine göre araç-gereç yaparak gelişim sağlamak amacıyla yer altından çıkartılmış ve işlenerek gündelik hayattaki yerini almıştır. Dünya üzerindeki maden yoğun ülkelerin maden çeşitliliği haritalarına bakıldığında, bu bakımından çok zengin olan Türkiye, rezerv bakımından da kimi elementler bakımından dünyada sayılı ülkeler arasında olma özelliği taşır. Buna rağmen, özellikle Cumhuriyet'in ilk yıllarında bir devlet politikası olarak yapılan madencilik sektörü yatırımları, 1950'li yıllara doğru azalarak neredeyse sıfır düzeyine gerilemiştir. Bu durum, ülkemizde varolan yer altı kaynaklarının yeterince açığa çıkarılamamasına yol açmış, kamu sektöründeki yatırımların azalması ve özel sektöre de gerekli teşviklerin sunulmaması nedeniyle de, sektörün, ekonomik alanda etkisiz bir role bürünmesine neden olmuştur. Son yıllarda ülkemizdeki kimi teşvik unsurlarının yanında, uluslararası ve yerli yatırımcıların da kayda değer girişimlerde bulunduğu madencilik sektörü, hakettiği konuma ulaşma yolunda ilerlemekte olup ciddi başlangıç yatırımları gerektirdiğiyse, sektör verileri göz önünde bulundurulduğunda, aşikârdır. Bu yatırımların, ilgili ulusal ve uluslararası vergi mevzuatlarınca sistematik olarak maliyet perspektifi bakımından kayıt altına alınması ve raporlanması ise, sektörün geleceği bakımından önem arz etmektedir. Bu çalışmada, madencilik sektöründeki farklı aşamalara işaret eden araştırma, geliştirme ve üretim faaliyetlerinin Vergi Usul Kanunu özelinde Türk Vergi Mevzuatı ve Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (IFRS) açılarından incelenmesine yer verilmeye çalışılmıştır. Mevzuatî ve sektörel-ekonomik bilgi ve verilerin sonrasındaysa uygulama örnekleri ile söz konusu faaliyetlerin incelenmesinin "Vergi Usul Kanunu"nda ve "Uluslararası Finansal Raporlama Standartları"nda nasıl bir incelemeye tabii tutulduğu, iki metodoloji arasındaki değişik kayıtlama ve yöntemleri göz önünde bulundurularak aradaki farkların yorumlanması ve madencilik sektörü faaliyetlerinin maliyetlendirilmesinde ve finansal raporlanmasında uygulamaya dönük bilimsel boşlukların doldurulması amaçlanmaktadır. Çalışma süreci boyunca, çalışma konusuna ilişkin detaylı akademik ve sektörel çalışmaya ender oranda rastlanması ise dikkat çekmiştir. Çalışmada, madencilik ve maden işletmeciliğine ilişkin bir maden sahasının ilgili araştırma, geliştirme ve üretim faaliyetlerine ilişkin mevzuat genel hatlarıyla incelenmiş, Türk Vergi Mevzuatı ve Uluslararası Finansal Raporlama Standartları düzenlemelerine ait uygulama örneklerine yer verilmeye çalışılmıştır.
Mükelleflerin sahte veya yanıltıcı belge kullanma eğilimi ve çözüm önerileri
Çalışmanın amacı; Türkiye'de mükellefler tarafından Sahte ve Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge (SMİYB) Kullanım Eğilimlerinin ortaya konulması, SMİYB kullanımının yol açtığı sorunların tespiti ve etkileri, SMİYB kullanım eğilimini engelleyebilmek için hangi çözüm önerilerinin sunulabileceğine ilişkindir. Çalışmamızda Türkiye Ekonomisi'nin kanayan yarası olan SMİYB kullanım eğilimlerinin sebepleri, etkileri ve konu hakkındaki çözüm önerileri işlenecektir. Mükelleflerin neden SMİYB kullandıkları, SMİYB kullanımının mükelleflere KDV, Gelir ve Kurumlar Vergisi açısından ne gibi faydalar sağladığı değerlendirilmiş olup sahte belge kullanımının ülke ekonomisine, kamu idarelerine ve toplumumuza zararları belirtilmiştir. SMİYB kullanımının yaptırımları Vergi Usul Kanunu ve Türk Ceza Kanunu açısından değerlendirilmiş ve gerek vergi denetimi açısından gerekse yargı organları açısından ne gibi iş yüküne sebep olduğundan bahsedilmiştir. Mükelleflerin SMİYB kullanımının nasıl engellenebileceğine ilişkin çözüm önerilerinin tespiti amacıyla anket çalışması yapılmış katılımcıların çözüm önerilerine ilişkin görüşleri belirlendikten sonra görüşler derlenerek katılımcılar tarafından en çok dikkat çekilen önerilere çalışmanın sonucunda yer verilmiştir.
Elden çıkarılan maddi duran varlıkların TMS -16 ve VUK açısından karşılaştırması
Küreselleşen dünya ekonomisinde şirketlerin ortak bir dil oluşturabilmesi ve şirket değerlerinde anlaşılabilir olmak önem kazanmıştır. Ortak dil oluşturulabilmesi muhasebe alanında, şirketler tarafından ortak standartlar benimsenerek uygulanmaya başlanmıştır. Ülkemiz tarafından bu hususta muhasebenin küresel dili olan standartlara uyum sağlama sürecine girilmiş ve uygulamalara geçilmiştir, Standartlara uyum sağlama konusu Avrupa Birliği süreci açısından önemli bir olgudur. Özellikle hizmet, ticaret sektörü dışında kalan üretim işletmeleri gibi işletmelerin finansal tablolarında önemli bir kısmı oluşturan maddi duran varlıklar kalemlerine ilişkin uygulamalar, maddi duran varlıklara ait gerçekleştirilecek maliyet hesaplamalarının doğru bir halde tablolara yansıtılması, maddi duran varlıkların hangi şekilde bilanço dışı bırakılabileceği, bilanço dışı bırakılmasında kullanılan muhasebe hesapları ve kayıt düzenleri, bu işlemlerin finansal tablolara hangi şekilde yansıtılacağı konusu tablo kullanıcılarının talep ettiği bilgi ihtiyacı ile uyumlu olarak düzenlemesi yönünden önemli hususlardır. Maddi duran varlıkların elden çıkarılması konusunda Türkiye Muhasebe Standartları 16 ve Türk vergi mevzuatında yer alan hükümler karşılaştırıldığında; elden çıkarılan maddi duran varlıkların hangi şekilde bilanço dışı bırakılacağı konusunda benzerlik ve farklılıkların olduğu görülmektedir. Çalışmanın kapsamında maddi duran varlık konusu kısmen ele alınmış olup, elden çıkarılan maddi duran varlıklara ilişkin var olan mevcut uygulamalar üzerinde ağırlıklı olarak durulmuştur.
Dış ticaret işlemlerinin muhasebeleştirilmesi: TMS-2 stoklar, TMS-21 kur değişiminin etkileri standartları ve VUK ile karşılaştırılması
Mal, hizmet ve sermaye hareketlerinin ulusal sınırları aşmasıyla birlikte uluslararası ticaret işlemlerine taraf olan işletmeler; anlaşılır, karşılaştırılabilir ve gerçeğe uygun raporlama yapılabilmesi için muhasebe ve finans alanında ortak bir dile ihtiyaç duymuşlardır. Bu nedenle farklı finansal bilgi okuyucularının aynı sonuca varabilmeleri için mali tabloların uluslararası genel kabul görmüş muhasebe standartlarına göre raporlanması gerekmektedir. Avrupa'da borsada işlem gören işletmelerin 2005 yılından itibaren finansal tablolarını, Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarına göre hazırlamak zorunda oldukları deklare edilmiştir. Türkiye'de de sermaye piyasası araçları borsada işlem gören şirketler, bankalar, sigorta, reasürans ve emeklilik şirketleri Uluslararası Finansal Raporlama Standartları ile uyumlu olan Türkiye Finansal Raporlama Standartlarını uygulamak zorundadırlar. Raporlama dönemi sonunda ödenecek verginin, vergi kanunlarına göre hesaplanması gerekmekte fakat buna göre oluşturulan muhasebe kayıtları standartlar ile örtüşmemektedir. Yabancı para cinsinden gerçekleştirilen dış ticaret işlemlerinin, işlem tarihi ile ödeme tarihinin farklı olması halinde, işletmenin lehine ya da aleyhine kur farkları oluşmaktadır. Kur farklarının muhasebeleştirilmesinde uygulanan kurallar, işletmenin dönem sonunda stoklarının değerini, dönem kârını ve ödenecek vergi tutarını değiştirecektir. Uygulama farklılıkları ve sonuçları bu tezin konusun oluşturmaktadır.
KÜMİ FRS ile MSUGT/VUK uygulamaları arasındaki farklılıklar ve bir uygulama
Yasal olarak Türkiye'de uygulanmakta olan VUK/MSUGT yaklaşımı ulusal ölçekli bir muhasebe anlayışıdır ve vergi tahakkuku üzerine kurgulanmıştır. Ancak bu anlayış finansal tablo kullanıcıları için gerçeğe ve ihtiyaca uygun bilgi sunmamaktadır. Bağımsız denetime tabi olan işletmeler, geniş kullanıcı kitlesine yönelik raporlama yaparken ihtiyaç duydukları düzenlemeleri UFRS, TFRS, BOBİ FRS uygulamalarıyla karşılamaktadır. Ancak yeni kurulmuş, günümüzde sayıları giderek artmakta olan start-up veya küçük işletmelerin bu ortak dile uyum sağlaması açısından genel bir çerçeve bulunmamaktadır. Kamu Gözetimi Kurumu bu genel çerçeveyi oluşturmak için Avrupa Birliği'nin yayınladığı yönergeleri incelemiş ve bu incelemelerin sonucunda, 2019 yılında KÜMİ FRS taslak raporunu kamuoyunun görüşlerine sunmuştur. KÜMİ FRS, küçük ve mikro işletmelerin dünya ile entegre olması, ülkemize yabancı yatırımcıların yönlenmesi, start-up işletmelerin yatırımcı bulması açısından oldukça önemlidir ve 2022 yılından itibaren uygulanmaya başlanacaktır. Bu çalışmanın amacı, KÜMİ FRS uygulamaları ile MSUGT/VUK uygulamaları arasındaki farkları uygulama ağırlıklı biçimde ele alarak; KÜMİ FRS'ye göre raporlama yapacak olan işletmelerin yararlanabileceği bir kaynak olmasıdır. Bu doğrultuda, KÜMİ FRS'nin teorik altyapısı detaylı olarak anlatılmış, KÜMİ FRS ve MSUGT/VUK yaklaşımının uygulamadaki farklılıkları gösterilmeye çalışılmış ve son olarak bu uygulama farklılıklarının rasyo analizi ile karşılaştırması yapılmıştır.
Vergi Usul Hukukunda elektronik tebligat
Vergilendirme aşamalarından biri olarak tebliğ; mükelleflere, vergisel yükümlülüklerini ve ödevlerini bildirme amacı taşımaktadır. Tarh edilen vergi, tebliğ ile mükellefe bildirilir. Bu bildirim üzerine mükellefin hukuki yollara başvurma süresi başlar. Görüldüğü üzere tebliğ aşaması, mükellef haklarının korunmasında, büyük öneme sahiptir. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin, günlük hayatın her alanında olduğu gibi vergilendirme aşamalarında da kullanılmasıyla elektronik vergilendirme kavramı, ortaya çıkmıştır. Böylece mükellefler, birçok vergi ödevini internet üzerinden yerine getirebilmektedir. Elektronik vergilendirme faaliyetlerinden biri de vergilendirmeye ilişkin evrakların elektronik ortamda tebliğ edilmesidir. Elektronik ortamda tebliğ usulü, 2010 tarihinde, VUK'a 107/A maddesinin eklenmesiyle yasalaşmıştır. 107/A maddesinin hükmüne göre, elektronik tebliğ usulüne dair çeşitli usul ve esasları belirleme yetkisi Hazine ve Maliye Bakanlığına verilmiştir. Hazine ve Maliye Bakanlığı bu yetkiye dayanarak, 2015 yılında, 456 Sıra No'lu VUK Genel Tebliği'ni yayınlamıştır. Elektronik ortamda tebliğ kısaca; VUK'a göre mükellefe tebliğ edilmesi gereken belgelerin, elektronik tebligat sistemi aracılığıyla, muhatabın internet vergi dairesi bünyesinde oluşturulacak elektronik tebligat adresine, vergi idaresi tarafından iletilmesi olarak tanımlanabilir. Elektronik tebliğ, modern tebliğ olarak da isimlendirilebilir. Elektronik ortamda tebliğ usulünün birçok faydası vardır. Özellikle klasik tebliğ usulleriyle karşılaştırıldığında elektronik tebliğ usulü çok daha işlevseldir. Bunun yanında, düzenlemenin yeni olmasından dolayı birtakım eksikliklerin bulunması normaldir. Çalışmada, elektronik tebliğ usulünün güçlü olduğu yönlerden bahsedildiği kadar eksik yönleri de tespit edilmiştir. Ayrıca, tespit edilen bu eksiklikler hakkında öneriler sunulmaya çalışılmıştır.
Türk vergi usul hukukunda tebliğ kurumu
Türk vergi hukukunda, verginin tahakkuk etmesi tebliğe bağlanmış olup, vergiye ilişkin yükümlendirici işlemlere karşı başvurulacak yasal yolların süresi tebliğ ile başlamaktadır. Yükümlülerin nezdinde vergisel sonuçların doğması ve verginin tahsil edilebilirliği bakımından son derece önemli bir yere sahip olan tebliğe ilişkin hükümler, Vergi Usul Kanunu'nda düzenlenmektedir. Her gün işletilen bu hükümlerin uygulamasında çeşitli sorunlarla karşılaşılmakta ve bu durum çeşitli ihtilaflara yol açmaktadır. Dolayısıyla vergi hukukunda çok sayıda yargı kararının konusunu teşkil etmektedir. Aynı zamanda, sorunların çözümü için zaman zaman yasama organı tarafından mevzuatta değişiklik yapılmaktadır. Özellikle mevzuat ve içtihatta meydana gelen değişikliklere odaklanılan çalışmada, Türk vergi usul hukuku bağlamında tebliğin kavramsal içeriği, kaynakları, hukuki niteliği, unsurları ve yöntemleri ile kendisine bağlanan sonuçlar ele almaktadır. Gümrük vergilerinin tebliği, Vergi Usul Kanunu hükümleri yerine Tebligat Kanunu hükümlerinin uygulanması nedeniyle, çalışmanın kapsamı dışında bırakılmıştır.
Muhasebede hilenin önlenmesi ve kullanılan yöntemler: Osmaniye ilinde gerçekleşen adli vaka örnekleri ve analizleri
Bu araştırmada muhasebede hilenin önlenmesi ve kullanılan yöntemler hakkında bilgiler yer almaktadır. Yapılan bu çalışma kapsamında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda yer alan kanun maddelerinden faydalanılmış olup, ayrıca ikincil verilerden de faydalanılmıştır. Bu araştırmanın amacı; İşletmeler, örgütsel yapıları ve faaliyetleri nedeniyle hileye karşı savunmasızdır. Bu nedenle muhasebe hilelerinin ortaya çıkartılarak alınabilecek önlemlerin neler olduğunun ortaya konulması, muhasebe hilesi yapma nedenlerinin tespit edilmesi, muhasebe sisteminde yapılan yanlışların hata mı yoksa hile mi olduğunun ayırt edilmesidir. Teknolojinin hızla geliştiği dünyamızda bu gelişmelere paralel olarak artan işlem sayıları ve tutarları da dikkate alındığında, muhasebe hilelerini önlemek amacıyla hangi yöntemlerin kullanılabileceğine dair açıklamalar yapıldıktan sonra çalışmanın sonuç bölümünde tartışıldı. Uygulama bölümünde ise Osmaniye ilinde yaşanmış adli vakalar analiz edilerek sonuç ve önerilerde bulunulmuştur.
Maddi duran varlıklarda değerleme ve raporlama: TMS/TFRS ve Vergi Usul Kanunu'ndaki düzenlemelerin karşılaştırılması
Bu çalışmanın konusu, işletmelerin toplam varlıkları içerisinde önemli bir paya sahip olan maddi duran varlıkların değerlemesi ve raporlanmasına ilişkin Vergi Usul Kanunu (VUK) ve Türkiye Muhasebe/Finansal Raporlama Standartları (TMS/TFRS) düzenlemelerinin karşılaştırılmasıdır. VUK kapsamındaki değerleme yaklaşımlarının vergi kanunlarına göre şekillenmesine karşın, TMS/TFRS bu konuya daha dikkatli yaklaşmaktadır. Ölçümleme ve raporlama yapılırken gerçeğe uygun şekilde sunum ve ihtiyaca uygunluk kriterlerini göz önünde bulundurmaktadır. Çalışmanın temel amacı VUK ve TMS/TFRS açısından değerleme ölçütlerinin esaslarının ortaya konulmasıdır. Birinci bölümde, değer kavramının tanımı ve diğer disiplinlerle tarihsel süreç içerisindeki bağlamı incelenip, VUK ve TMS/TFRS'de değerleme yaklaşımları ve değerleme ölçütleri açıklanmıştır. Standartlar kapsamında ele alınan gerçeğe uygun değer üzerine açıklamalar yapılmıştır. İkinci bölümde maddi duran varlıkların genel tanımı yapılmakla beraber, maddi duran varlıkların değerleme ve raporlanması VUK ve TMS/TFRS düzenlemeleri çerçevesinde incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise maddi duran varlıkların değerlemesi ve raporlanması, VUK ve TMS/TFRS uygulamaları kapsamında karşılaştırılmıştır.
Bilişim alanındaki gelişmeler karşısında vergi mahremiyeti
Çağımızdaki teknolojik gelişmelerin bir sonucu olan bilişim alanı karşısında devletler, elektronik altyapıya geçerek iş ve işlemlerini gerçekleştirmektedir. Bu amaçla, Türkiye'de vergilendirmeye ilişkin elektronik altyapı için Vergi Daireleri Otomasyon Projesi yürütülmektedir. Bu proje kapsamında, hangi sistemlerin uygulamaya konduğu ve vergi mahremiyetinin nasıl korunduğunu incelemek çalışmamızın amaçlarından biridir. Vergi idaresinin iç işlemlerine ve yazışmalarına yönelik uygulamalara ve mükellef ya da muhasebe işlerini yürüten meslek mensuplarına yönelik geliştirilen ve bazılarına zorunlu kılınan uygulamalara çalışmamızda yer verilmiştir. Bu durumda vergi mahremiyetinin nasıl korunduğu da çalışmamızın bir diğer amacıdır. Vergi mahremiyetinin idare tarafından korunması, EİK kapsamında nitelikli elektronik sertifikanın temini, güvenli e-imza ve mali mühür kullanımıyla gerçekleştirilmektedir. Yargısal koruma ise, kural olarak, vergi mahremiyetinin ihlali suçuna ilişkin Vergi Usul Kanunu'nun 362. maddesinden ve 6183 sayılı Kanun'un 107. maddesinden Türk Ceza Kanunu'nun 239. Maddesine yapılan yollamalarla sağlanmaktadır. Çalışmamızda son olarak, bilişim alanında gerçekleşen vergi mahremiyetinin ihlali hem bu hükümlere göre hem de bunların uygulanamadığı haller bakımından, cezai yaptırımlarıyla birlikte ele alınmıştır.
Türkiye'de gayrimenkullerin vergilendirilmesinde ortaya çıkan sorunlar ve çözüm önerileri
Gayrimenkuller dünya ekonomilerinin her döneminde ihtiyaç duyulan ve tercih edilen en önemli iktisadi kaynak ve yatırım aracı özelliğindedir. Ülkelerin gayrimenkul sektöründeki başarıları ya da başarısızlıkları ülke ekonomilerinin aynası niteliğindedir. Gayrimenkul sektöründe var olan canlılık ülke ekonomileri ve ticari döngünün kilit noktasını oluşturmaktadır. Gayrimenkul sektörüne şeklini veren inşaat sektöründen başlayarak gayrimenkul sektörünün hammaddesini sağlayan sektörlerden; gayrimenkullerin pazara sürülmesi, kredilendirilmesi ve yönetimi gibi görevlerini üstlenen bankacılık sektörüne kadar ekonominin birçok alanında gayrimenkul sektörünün rolü olduğu görülmektedir. Bu sebeple Türk Vergi Sistemi içerisinde var olan birçok vergi kanunları nezdinde gayrimenkullere ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Gayrimenkullerin ülkemiz ekonomisindeki önemine orantılı olarak vergilendirilmesi de bir o kadar önem taşımaktadır. Gayrimenkullerin vergilendirilme sürecini gayrimenkulün muhatap olduğu işlemler başlatmaktadır. Sözü edilen bu işlemler; gayrimenkullerin kiralanması ve gayrimenkullerin elden çıkarılmasıdır. Bu iki farklı işlemler doğrultusunda gayrimenkullerin vergilendirme boyutu şekil almaktadır. Türkiye'de gayrimenkullerin vergilendirilme aşamasında pek çok sorun bulunmaktadır. Bu sorunların başlangıç noktasını gayrimenkullerin değerlerinin takdir aşaması oluşturmaktadır. Zira ülkemizde taşınmazların değerlerinin olması gerektiği gibi, gayrimenkulün hak ettiği değerde doğru ve tarafsız bir şekilde tespit edildiği konusu tartışmaya açık bir konudur. Gayrimenkullerin değerlemesinde var olan bazı kilit noktaların mevzuatta yoksunluğu, gayrimenkuller üzerinde yetkili olan idareler arasındaki iletişim kopukluğu, gayrimenkullerin değerleme alanında çalışan kişilerin taşınmaz değerlerinin takdir edilmesinde yeterli bilgiye olmaması gibi pek çok unsur gayrimenkullerin vergilendirilmesindeki sorunları oluşturmaktadır. Bu sorunların çözüm noktasının başlangıcı ise gayrimenkullerin vergilendirilmesini kapsayan mevzuatlarda yapılması gereken düzenlemeler oluşturmaktadır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Gayrimenkul, Gayrimenkullerin Vergilendirilmesi, Gayrimenkullerin Vergilendirilmesinde Yaşanan Sorunlar, Çözüm Önerileri, Türkiye.
Maliyetleme yöntemlerinin işletmelerin fiyat belirleme kararları üzerine etkisi; VUK, BOBİ FRS ve TFRS karşılaştırmalı analizi
Bu çalışmada amaç, Vergi Usul Kanunu (VUK), Büyük ve Orta Boy İşletmeler için Finansal Raporlama Standardı (BOBİ FRS) ve Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TFRS) karşılaştırmalı analizi ile maliyet hesaplama yöntemlerinin işletmelerin fiyat belirleme kararları üzerindeki etkisinin saptaması ve işletme için hangi maliyetleme yönteminin, fiyat belirlemede daha etkin olduğunu tespit etmektir. Bu kapsamda mali tablodaki her kalemin denetiminden sorumlu bağımsız denetçiler araştırmanın ana kütlesini oluşturmuştur. Veriler 108 bağımsız denetçiden oluşan bir örneklemden anket yolu ile toplanmıştır. Ayrıca bağımsız denetime tabi iki işletme örneği ile Vergi Usul Kanunu (VUK) - Büyük ve Orta Boy İşletmeler için Finansal Raporlama Standardı (BOBİ FRS) ve Vergi Usul Kanunu (VUK) - Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TFRS) karşılaştırması yapılmış ve maliyet yöntemleri bölümünde başka bir örnek işletme verilerine göre tam ve normal maliyet yöntemine göre maliyet hesaplaması yapılarak brüt kar ve zarar hesabı üzerindeki farklar ile kar marjına göre mamulün satış fiyatının belirlenmesi yoluyla hangi maliyet yönteminin işletmenin fiyat belirleme kararları üzerinde daha doğru bir yönlendirme yapacağı ortaya konmaya çalışılmıştır. Örnek uygulamalar ve anket sonuçlarına göre, fiyatı belirlerken normal maliyet yönteminin işletmenin kapasite kullanım oranını kullanarak mamul birim maliyet hesabı yapması sebebiyle tam maliyet yöntemi ile karşılaştırıldığında daha gerçeği yansıtan bir hesaplama yöntemi olduğu ve işletmelerin Büyük ve Orta Boy İşletmeler için Finansal Raporlama Standardı (BOBİ FRS) ve Türkiye Finansal Raporlama Standartlarına (TFRS) göre hazırlanmış mali tablolarının Vergi Usul Kanununa (VUK) göre hazırlanmış mali tablolara göre finansal tablo kullanıcılarına daha gerçekçi ve doğru veriler sunduğu sonucuna varılmıştır.
Maddi duran varlıkların değerleme ve amortismanına yönelik muhasebeleştirme esaslarının VUK ve TMS 16 açısından incelenmesi
Günümüzde yaşanan küreselleşme ile ülkeler başta ekonomik faaliyetler olmak üzere birbirine yakınlaşmakta ve ülkelerin çeşitli mevzuatlar açısından bütünleşme çabaları artmaktadır. Uluslararası Muhasebe Standartları da bu bütünleşme çabalarının bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizdeki muhasebe uygulamasının Uluslararası Muhasebe Standartlarına uyumunu sağlamak amacıyla Türkiye Muhasebe Standartları yayınlanmaktadır. Ticari faaliyette bulunan kişi ya da kurumların muhasebe kayıtlarını ve uygulamalarını bu standartların yanı sıra vergi mevzuatına da uygun şekilde yapmaları gerekmektedir. Türkiye Muhasebe Standartları ve Türk Vergi Mevzuatı hükümlerinin birlikte yürütülüyor olması bu çalışmanın çıkış noktası olmuştur. Mükellefler açısından büyük önem arz eden maddi duran varlıklara ilişkin olarak Türkiye Muhasebe Standartları ve vergi mevzuatında ki hükümler bu çalışmanın konusunu teşkil etmektedir. Araştırmanın yöntemi nitel araştırma yöntemidir. Bu bağlamda konuyla ilgili literatüre dayanılarak çalışma gerçekleştirilmiştir. Maddi Duran Varlıkların değerlemesiyle ilgili olarak Vergi Usul Kanunu ile Türkiye Muhasebe Standartlarında düzenlemeler söz konusudur. Ancak bu düzenlemelerde uygulamalarda bir takım detaylarda farklılıklar mevcuttur. Bu çalışmada sözü edilen farklılıkların tespit edilmesi ve farklılıkların giderilmesinin önem arzettiği sonucuna varılmıştır.
Bağımsız denetimin gelişimi ve VUK, TFRS ve BOBİ FRS'nin imalat sanayi açısından değerlendirilmesi üzerine bir uygulama
Artan dünya nüfusuyla birlikte ticaret olanaklarının teknoloji sayesinde hız kazanması dünya ticaret hacminde önemli bir genişleme yaratmıştır. Ticari iş ve işlemlerin kaydedilmesi, sınıflandırılması, özetlenmesi ve yorumlanması muhasebe programlarıyla daha kolay bir hale gelmiştir. Bununla birlikte tüm dünyada artan ticari iş ve işlemlerin muhasebeleştirilmesi ve denetlenmesi sırasında ortak bir geçerli finansal raporlama sisteminin oluşturulması ihtiyacı hâsıl olmuştur. Ülkeler, bulundukları ekonomik koşulları da göz önün de bulundurarak Uluslararası Muhasebe Standartları ile Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarına kendi ekonomik sistemlerine uyarlamaya çalışmaktadır. Türkiye'de de bu amaç doğrultusunda özellikle son on yılda Uluslararası Geçerli Finansal Raporlama sistemine geçiş amacıyla önemli adımlar atılmıştır. Türkiye Finansal Raporlama Sistemi (TFRS) ve Büyük ve Orta Ölçekli İşletmeler için Finansal Raporlama Sistemi (BOBİ FRS) bu gelişmeler sonucu ortaya çıkan finansal raporlama sistemleridir. Bununla birlikte Türkiye'de işletmeler Vergi Usul Kanunu'na (VUK) göre finansal tablolarını hazırlayarak tahakkuk eden net gelir üzerinden vergilerini ödemektedir. Dolayısıyla işletmelerin cari dönem net geliri uyguladıkları geçerli finansal raporlama sistemine göre önemli farklılıklar göstermektedir. Bu çalışmada imalat sanayi sektöründe faaliyet gösteren bir işletmenin, geçerli finansal raporlama sistemlerinden VUK, TFRS ve BOBİ FRS uygulaması durumunda cari dönem net karının nasıl farklılaştığı ve bunun nedenleri üzerinde durulmuştur. İmalat sanayinde faaliyet gösteren şirketler için TFRS, gerçek değerleri göstermesi ve şirket değerini maksimize etmesi bakımından daha iyi bir finansal raporlama sistemidir. Anahtar Sözcükler: Bağımsız Denetim, VUK, TFRS, BOBİ FRS